Reyhanlı saldırısının failinin yakalanması

ANKARA (AA) – CHP Genel Başkan Yardımcısı Ünal Çeviköz, "Reyhanlı saldırısının failinin yakalanmış olması fevkalade önemli bir gelişme. Çünkü 53 insanın hayatını kaybettiği saldırı, hepimizin hafızalarında derin bir iz ve yara bırakmış bir saldırıdır." dedi.

Çeviköz, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, konuşmasına, 12 Eylül darbesinin 38'inci yılında, askeri veya sivil, demokrasiyi ortadan kaldıran her türlü darbe veya darbe girişimine karşı olduklarını vurgulayarak başladı.

Türkiye'nin dış politikasının yıllardır kötü yönetildiğini savunan Çeviköz, günlük veya anlık çıkar ortaklıklarına dayalı bir savrulma içinde sürdürülen dış politikanın, Türkiye'nin önündeki sorunları çığ gibi büyüttüğünü söyledi.

Çeviköz, gelinen noktada, Türkiye'nin, Suriye'de İdlib etrafında düğümlenen çıkmaz karşısında sıkışmış durumda olduğunu ileri sürerek, "Bu sıkışıklık, Türkiye'nin 2011 yılından beri Suriye ile ilgili olarak yaptığı yanlışlardan kaynaklanmaktadır. Kimse bir yanılgı içinde olmasın, Suriye sorununun büyümesi ve bugün İdlib etrafında Türkiye için bu şekilde önemli bir kördüğüme dönüşmesi Türkiye'nin yanlış Suriye politikasından dolayıdır." değerlendirmesinde bulundu.

Astana sürecinin, Suriye sorununu çözmek için değil, sorunun Cenevre'de yapılan görüşmelerde çözüme kavuşturulabilmesi için kolaylaştırıcı bir süreç olarak başlatıldığını belirten Çeviköz, İdlib'de Türkiye ile Rusya'nın ortak sorumluluğu altında kurulan çatışmasızlık bölgesinde Türkiye'nin kuracağı gözlemci misyonları ile bu bölgedeki terör unsurlarının silahsızlandırılmasının hedeflendiğini ancak Tahran zirvesinde bu hedefe ulaşılamadığının dile getirildiğini aktardı.

Söz konusu durumun, bu hedefe kendi yöntemleriyle ulaşmak isteyenlere koz verdiğini ifade eden Çeviköz, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Suriye rejiminin İdlib'e bir harekat başlatması büyük bir insani trajediye yol açacaktır. Halihazırda sınırımızın hemen güneyinde 700 binin üzerinde insanın beklediği ve bir askeri harekat olduğu takdirde kendilerini korumak için bu insanların hemen Türkiye'ye doğru hareketleneceği bilinmektedir. Suriye yönetiminin İdlib'e bir askeri harekat başlatması sadece bölgede yaşayan sivil halkın güvenliğini tehdit etmekle kalmıyor, aynı zamanda Türk Silahlı Kuvvetlerinin bölgede kurulan gözlem misyonlarındaki varlığına karşı da ciddi bir tehdit oluşturuyor. Böyle bir tehdidi bertaraf etmenin yolu aktif bir diplomasi faaliyetinden geçiyor."

– "Güven kaybının giderilmesi kolay olmayacak"

Türkiye-ABD ilişkilerine de değinen Çeviköz, şunları ifade etti:

"ABD ile çok sayıda görüş ayrılığımızın bulunduğu bir dönemden geçiyoruz. Bu görüş ayrılıklarının bütüncül bir şekilde ele alınmasında yarar görüyoruz. 'Münbiç konusunda beklenen ilerlemenin sağlanamadığı, ortak devriyeye henüz başlanamadığı' Ankara'da yüksek düzeyde dile getiriliyor. Rahip Brunson ile ilgili durum Türkiye'nin itibarını düşürecek bir şekilde ve Türkiye'de kuvvetler ayrımının bulunmadığı, yargının da bağımsız olmadığı algısını güçlendirecek şekilde yanlış yönetilmiştir, pazarlık konusu haline dönüştürülmüştür. ABD ile ilişkilerin şeffaf, dürüst ve güvenilir bir diplomasi diline kavuşturulması ihtiyacı her geçen gün büyümektedir. 60 yılı aşkın bir müttefiklik ilişkisinin AKP iktidarı sırasında yaşadığı güven kaybı ve yıpranmanın giderilmesi kolay olmayacaktır."

– "Umarım ifadesi doğrudur"

Çeviköz, açıklamalarının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

"Reyhanlı saldırısının planlayıcısı Yusuf Nazik, Suriye'de MİT operasyonuyla geri getirildi. Nazik, ifadesinde 'Bu talimatı Suriye istihbaratından aldığını' söyledi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye bundan sonrası için nasıl davranmalı?" sorusuna Çeviköz, şu yanıtı verdi:

"Reyhanlı saldırısının failinin yakalanmış olması fevkalade önemli bir gelişme. Çünkü 53 insanın hayatını kaybettiği saldırı, hepimizin hafızalarında derin bir iz ve yara bırakmış bir saldırıdır. Umarım ilk ifadelerinde söyledikleri doğrudur. Çünkü daha evvel olaya karışmış ve yakalanmış olan teröristlerden bir tanesi de 'aslında operasyonu Nazik ile iki MİT görevlisinin kendisine verdiğini' iddia etmişti. Bu defa Yusuf Nazik başka bir ifadede bulunuyor. Umarım bu ifadesi doğrudur."

"Saldırı talimatı Suriye istihbaratından geldiyse, Türkiye nasıl bir pozisyon almalı?" sorusunu Çeviköz, "Eğer biz, Suriye ile diyaloğumuzu kesmemiş olsaydık ve Suriye ile 2011 yılında tekrarlamış olduğumuz 1998'den beri süren Adana Mutabakatı'nın ruhunu canlı tutabilseydik, iki ülke arasında karşılıklı olarak birbirlerine karşı herhangi bir terörist faaliyette bulunulmaması konusunda çok önemli bir iş birliği sağlayabilirdik. Bundan sonra aranması gereken, böyle bir iş birliği ruhunun yeniden nasıl canlandırılacağı olmalıdır." diye yanıtladı.

"Yusuf Nazik'in ifadeleri doğruysa, Türkiye'nin buna bir karşılık vermesi, Suriye istihbaratına, rejimine bir yaptırım yapması gerekmiyor mu? CHP bu konuda ne söylüyor?" sorusu üzerine Çeviköz, "Suriye ile bizim ilişkimiz, istihbarata yaptırım uygulayabilecek bir durumumuz var mı? Eğer bir diyaloğumuz olsaydı, konuşabildiğimiz takdirde dile getirebilirdik. Bir diyalog olmadığına göre bu ifade kendi içinde bu şekilde kalmak durumunda." şeklinde konuştu.

Çeviköz, "BM'nin Suriye ile ilgili bir raporu yayımlandı. Türkiye'nin Afrin'e yönelik operasyonunda hastane, pazar yeri ve evlerin vurulması gibi iddialar var. Bu hukuken ve siyaseten nasıl bir sonuç doğurur? "sorusuna karşılık, bu iddiaların gerçekle ilgisi olup olmadığının hükümet tarafından ayrıntılı şekilde açıklanması gerektiğini belirtti.

– "Suriye rejimiyle diyaloğun olmaması eksiklik"

"İdlib konusunda güvenli bölgeden bahsediliyor. Bu nasıl oluşturulmalı?" sorusuna Çeviköz, "güvenlikli alanların kapasitesinin, İdlib'den kaynaklanan geniş göç hareketini barındırmaya yetecek kadar büyük olmadığı" yanıtını verdi.

Çeviköz, "Bu bölgelerde yaklaşık 200-300 bin kişinin barındırılabileceğinin" söylendiğini aktararak, uluslararası toplumla iş birliği halinde, Türkiye'ye yeni bir göç dalgası yaratmadan sorunun Suriye toprakları içinde çözülmesinin önemine işaret etti.

Türkiye'yi doğrudan doğruya ilgilendiren sorunların çatışmacı yöntemlerle değil, diplomasi diliyle çözülmesi gerektiğini vurgulayan Çeviköz, Suriye rejimiyle bir diyaloğun bulunmamasını büyük bir eksiklik olarak gördüklerinin altını çizdi.

Suriye ile 1998'de yapılan Adana Mutabakatı'nın 2011'de yenilendiğini hatırlatan Çeviköz, bu anlaşmayla, iki ülkenin kendi toprakları üzerinden terör faaliyetlerine müsaade etmeyeceğinin, terör örgütlerinin hangileri olduğunu belirleyeceklerinin ve terörle mücadeleyi ortak sürdüreceklerinin taahhüt edildiğini kaydetti.

Çeviköz, Suriye ile ilişkiler devam ediyor olsaydı, bugün Reyhanlı saldırısının, Lazkiye ve İdlib konusunun gündemde olmayacağını ifade etti.

– "Suriye'de demokratik dönüşüme ihtiyaç var"

"Suriye sorununun nasıl çözülebileceğine" yönelik bir soru üzerine Çeviköz, Suriye'de toprak bütünlüğü, demokratik dönüşüm ve yeni bir anayasa yapılarak Suriye halkının yeni yönetimini belirlemesi gibi bir ihtiyacın olduğunu söyledi.

Suriye ile ilgili uluslararası toplumun ve bölgeye müdahalede bulunan küresel aktörlerin bir anlayış içine varması gerektiğine işaret eden Çeviköz, "ABD'nin farklı, Rusya'nın farklı gündemlerinin olması Suriye'deki kargaşanın maalesef bir çıkmaza dönüşmesine yol açmaktadır. Tahran zirvesinde Türkiye'nin ateşkes çağrısında bulunmuş olması dikkate alınmadı. Bunun dikkate alınmamış olması üzücüdür." dedi.

Çeviköz, İdlib'de Türkiye ile Rusya'nın ateşkesi sağlamakla yükümlü görev yaptığını hatırlatarak, "Eğer ateşkes bozulmuş ise o zaman bizim orada üstlenmiş olduğumuz görevin başarılı olmadığı sonucu çıkıyor." ifadesini kullandı.

"ABD ile Türkiye arasında Münbiç'te ortak devriye konusunda bir uzlaşı sağlanmıştı. Pentagon Sözcüsü açıklamasında 'Türk askerinin Münbiç'in içine girmesi söz konusu değil' dedi. Bunu nasıl değerledirirsiniz?" sorusu üzerine Çeviköz, iki ülkenin, Münbiç'in sınırlarında ortak devriyesinin söz konusu olmasına rağmen bunun hayata geçirilmesi için beklenen sürenin uzadığını söyledi.

Advertisements

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?