“ABD Orta Doğu'ya İsrail'in gözüyle bakıyor”

TBMM (AA) – Ardahan Bağımsız Milletvekili Öztürk Yılmaz, "ABD, Orta Doğu'ya kendi stratejik çıkarları ve İsrail'in gözüyle bakıyor. Bu bölgeyi tamamen Şii ve Sünni ekseninde bölmek, İsrail'in dostlarının sayısını artırmak istiyor." dedi.

Yılmaz, Mecliste düzenlediği basın toplantısında, ABD öncülüğünde Polonya'nın başkenti Varşova'da düzenlenen Orta Doğu konulu zirveye ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Zirvenin Orta Doğu'da Sünni Arap yönetimleriyle İsrail'i ittifaka zorlamayı ve İran'a karşı birleştirmeyi amaçladığını söyleyen Yılmaz, "Orta Doğu taşeronlaşıyor, bölünüyor. Mezhebi çizgide fay hatları oluşuyor. Bu konferans, bunu ileri götürecek bir hamledir." diye konuştu.

Yılmaz, zirvenin ciddi sonuçları olacağını dile getirerek yalnızca İran'ın çevrelenmekle kalmayacağını, aynı zamanda Filistin sorununun çözümüne ciddi bir darbe vurulacağını ifade etti.

İsrail ile Sünni Arap yönetimleri arasındaki ittifaka, Avrupa'daki bazı ülkelerin katılmasının Suriye'de bazı sonuçları olabileceğini belirten Yılmaz, "ABD, Suriye'den çekilirken o bölgede bazı Avrupa ülkeleri ve bazı Arap yönetimlerinin askerlerini bulundurmak istiyor. ABD'nin kafasındaki bu. Esasen Varşova'daki toplantı da bunun altyapısını oluşturuyor." ifadelerini kullandı.

Türkiye'nin, zirveyi Varşova Büyükelçisi aracılığıyla takip edeceğini dile getiren Yılmaz, "Türkiye konferansa keşke hiç katılmasa, hiç temsilci göndermese. Çünkü bunun neye hizmet ettiği açıkça ortada. ABD, Orta Doğu'ya kendi stratejik çıkarları ve İsrail'in gözüyle bakıyor. Bu bölgeyi tamamen Şii ve Sünni ekseninde bölmek, İsrail'in dostlarının sayısını artırmak, öte yandan İran ve Filistin'in düşmanlarının sayısını artırmak istiyor." değerlendirmesinde bulundu.

  • "Türkiye'nin bir tercih yapması lazım"

Rusya'nın Soçi kentinde yarın Türkiye, Rusya ve İran'ın katılımıyla yapılacak Suriye konulu üçlü zirveye işaret eden Yılmaz, şunları kaydetti:

"Türkiye'nin bir tercih yapması lazım. Tercih şudur: ABD'nin himaye ettiği bazı Avrupa ülkeleri ve Sünni Arap yönetimlerinin gücünün mü güvenli bölgeye yerleştirilmesi daha iyidir yoksa Türkiye'nin doğrudan Şam ile bir diyalog kurup Suriye askeri ile Türkiye'nin orada bulunması mı daha iyidir? Bu, stratejik bir karardır. Birinci tercih 'çekiç güç' benzeri bir yapılanmanın oluşmasına yol açabilecek kritik bir gelişmedir. Oraya çok taraflı uluslararası güç girdiği anda Suriye'nin geleceğinde ciddi söz sahibi olabilecek ve kolay kolay da oradan çıkarılamayacak. İkinci tercih ise Türkiye zaten Rusya ve İran ile Astana ve Soçi süreçlerinde Suriye'nin geleceği konusunda iş birliği yapıyor. En azından Türkiye'nin, Suriye güçleriyle hemen sınırın güneyinde, Fırat'ın doğusundaki alanda birlikte oyun kurgulaması Rusya ve İran tarafından daha kolay kabul edilebilecek bir seçenektir. Türkiye'nin bunu değerlendirmesi gerekir."

Kartal'da çöken bina

TBMM (AA) – CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, İstanbul Kartal'da çöken ve 21 kişinin hayatını kaybettiği binaya, şu anda Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanı olan Mehmet Sekmen'in Kartal Belediye Başkanı olduğu 1994 yılında 3 kat ilave inşaat izni verildiğini öne sürerek, "Facianın davetiyesi, Kartal Belediyesinin 1998'de aldığı emlak vergisiyle başlamıştır." dedi.

Altay, Mecliste düzenlediği basın toplantısında, Kartal'daki Yeşilyurt Apartmanı'nın çökmesine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Daha büyük acıların yaşanmaması için kendisini değerlendirme yapmak zorunda hissettiğini belirten Altay, "Bu, büyük bir acıdır; 'kaza' desen kaza değil, 'doğal afet' desen doğal afet değil. Bu kesinlikle bir ihmal, görev kusuru, umursamazlık ve duyarsızlıktır. Bunun sorumlularının hem siyaseten hem de adli olarak hesap vermeleri gerekir." diye konuştu.

Hikmet Yeşilyurt'a ait binanın 1992'de yapıldığını, zemin dahil 5 kat üzerinden ruhsatlandırıldığını söyleyen Altay, dönemin belediye başkanının da SHP'den seçilen Mehmet Ali Büklü olduğunu ifade etti.

Altay, 1994'te ise günümüzdeki Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen'in göreve gelerek, binaya 3 kat daha izin verdiğini iddia etti. Binaya ait Kartal Belediyesi Emlak Vergisi Bildirimi'ni paylaşan Altay, binanın, 1998'de kaçak 3 kat ilave edilerek tamamlandığını ve emlak vergisine tabi tutulduğunu dile getirdi. Engin Altay, "Kartal'da göz göre göre kaçak olarak 3 kat ilave edilen binadan, dönemin belediye başkanı emlak vergisi almaya başlar. Dolayısıyla gayri yasal bir binaya yasal bir zırh büründürür. Böylece facianın da zemini hazırlanmış olur." dedi.

6 Haziran 2018'de İmar Barışı'na dayanak olmak üzere Yapı Kayıt Belgesi verilmesine ilişkin usul ve esasların düzenlendiği bir yönetmeliğin yayınlandığını hatırlatan Altay, yönetmeliğin 9. maddesiyle devletin sorumluluğu üstünden attığını savundu. CHP Grup Başkanvekili Altay, "Böylece, umarım bir daha gerçekleşmez ama olabilecek bir sürü facianın sorumluluğu vatandaşa yönetmelik marifetiyle yükleniyor." diye konuştu.

  • "Şimdi domates, biber kuyruklarını yaşayacağız"

Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Altay, tanzim satış uygulamasına ilişkin soru üzerine, "İki kilo domatesten fazla alınamıyorsa 8 kişilik bir ailenin bir akşam menemen yapma şansı bile yok." ifadesini kullandı.

Engin Altay, 1978-1979'da Türkiye'de tanzim satışların olduğunu hatırlatarak, şunları söyledi:

"Tanzim satışlar sigara, çimento, benzin, sıvı yağ, zeytinyağı hatta un satarlardı. Neden? Adeta karneye bağlar gibi bu millet geçmişte sigara, çimento, benzin, akaryakıt aldı. O günden bugüne işlerine geldiği zaman 'Nereden nereye' diye hamaset yapanların, tank palet fabrikasını özelleştirip domates ve patatesi devletleştirdiklerine tanıklık ediyoruz. Bu, milletin aklıyla alay etmektir. Benim tabirimle kendi içinde dumur, millet için kambur olmuş sözde Cumhur İttifakı'nın milletin sırtında kalacağı süre 48 günden aşağı düşmüştür. Millet, aklıyla alay edenleri, sırtına kambur olanları 31 Mart'ta doğrulup atacaktır. Eskiden tüp kuyrukları vardı şimdi Türkiye'de domates, biber kuyruklarını yaşayacağız. Bir hükümetin geldiği nokta bakımından son derece düşündürücü ve acı bir durumdur."

"Türkiye'de sizce beka sorunu var mı?" sorusuna Altay, "Türkiye'nin beka sorununu gündeme getirirsen, adama '17 senedir bu ülkeyi kim yönetiyordu?' diye sorarlar. 17 yıldır olmayan beka sorunu eğer bugün var ise ki bizce öyle bir sorun yok, bir tek müsebbibi vardır; Recep Tayyip Erdoğan ve yardımcısı Devlet Bahçeli'dir." karşılığını verdi.

  • "Rahatsızlıklarını dile getirmesi doğal"

CHP İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin'in, "Aday belirleme sürecinde liyakat ilkesi bir kenara bırakıldı." sözüne ilişkin değerlendirmesi sorulan Altay, Tekin'in açıklamasını dikkatle okuduğunu, katıldığı hususların olduğunu belirtti.

Gürsel Tekin'in, "sıkı bir CHP'li" olduğuna işaret eden Altay, şöyle konuştu:

"Rahatsızlıklarını dile getirmesi artık doğal. Bizim partide herkes, her aklına geleni medya üzerinden konuşuyor. Her şeye rağmen Gürsel Tekin'in açıklamasının bütününe baktığımızda bu seçimlerde CHP'nin başarısı için elinden geleni yapacağını söylemek suretiyle bir CHP'li olduğunu göstermiştir. Gürsel Tekin'in ortaya koyduğu eleştirilere katılan çok sayıda CHP'li bulabilirsiniz ama her seçim döneminde, aday belirleme sürecinde partinin tamamını da memnun etme imkanı hiç kimse için olmaz. Tablo bundan ibarettir."

  • "Aday değiştirmek onları kurtarmaz"

Cumhur İttifakı'nda seçime kadar bazı adayların değiştirilebileceğine ilişkin iddiaların hatırlatılarak, "Millet İttifakı'nda da böyle bir durum var mı?" sorusu üzerine Altay, şunları kaydetti:

"Dumur ve kambur ittifakı adayları yeniden gözden geçirmeyi düşünüyorsa bizim adayları yeniden gözden geçirmemize gerek yok demektir. Bizim İYİ Parti ile yaptığımız ittifakı, iş birliğini gözden geçirmemizi gerektiren bir hal yok demektir. Çünkü millet CHP-İYİ Parti iş birliğine sahip çıkıyor. Bunu görüyoruz. Dumur ve kambur ittifakı bakımından da korku dağları sarmış, adayları değil genel başkanlarını değiştirseler, bütün kadrolarını değiştirseler sonuç değişmeyecektir.

Ankara seçimi şu anda sonucu belli olan bir seçimdir. Eğer bir aday değişecekse şu anda sonucu belli olan Ankara, Adana, Mersin, Antalya, Eskişehir, İzmir… İstanbul'da kafa kafayayız. Ankara zaten tamam, şubat ayının sonuna doğru İstanbul'u da CHP'nin aldığını herkes tayin ve tespit edecek."

Kartal'da bina çökmesi

İSTANBUL (AA) – Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, Kartal'da çöken binaya ilişkin, "Kullanılan beton, karot numunelerinden gördüğümüz, C3 ila C10 arasında beton kalitesi çıkıyor. Şu an bu binanın yeniden yapılması durumundaki beton sınıfının C30 olması gerekiyor. Aldığımız, zaten gözle de görülen beton sınıfını incelediğimizde deniz kumuyla yapılmış ve içinde deniz kabuklarının olduğu, nervürlü demirin kullanılmadığı bir statik durum söz konusu." dedi.

Bakan Kurum, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya ve AFAD Başkanı Mehmet Güllüoğlu ile Çaka Bey İmam Hatip Ortaokulunda oluşturulan kriz merkezinde yaptığı açıklamada, çöken binanın enkazının bulunduğu 12 bin 580 numaralı adada 131 bağımsız bölümün bulunduğunu belirtti.

Mevcut binada da 14 konut, 3 tane de ticari ünitenin yer aldığını aktaran Kurum, "Bu adada mevcutta imar planına göre yapılaşma alanı 8 bin 390 metrekareyken, fiili inşaat alanı bunun çok daha üzerinde." ifadelerini kullandı.

Bölgedeki 10 binayı İçişleri Bakanlığı ve İstanbul Valiliği koordinasyonunda güvenlik gerekçesiyle boşalttıklarını anımsatan Kurum, süreci vatandaşları mağdur etmeyecek şekilde İçişleri Bakanlığı koordinesinde sürdürdüklerini dile getirdi.

Çöken binanın ruhsatlı projesinin zemin artı 5 kat olduğunu ancak zemin artı 7 kat olarak yapıldığını dile getiren Kurum, "Kullanılan beton, karot numunelerinden gördüğümüz, C3 ila C10 arasında beton kalitesi çıkıyor. Şu an bu binanın yeniden yapılması durumundaki beton sınıfının C30 olması gerekiyor. Aldığımız, zaten gözle de görülen beton sınıfını incelediğimizde deniz kumuyla yapılmış ve içinde deniz kabuklarının olduğu, nervürlü demirin kullanılmadığı bir statik durum söz konusu. Hem beton dayanımı hem de çelik dayanımı, çekme dayanımı oldukça düşük bir binamız ve buna ilişkin de tespitleri arkadaşlarımız hem Savcılığımız hem de Çevre ve Şehircilik Bakanlığımız süreci yürütüyor." şeklinde konuştu.

Bakan Kurum, çöken binanın yanındaki binada yaptıkları incelemede de üç katlı olarak ruhsat verilen yere 10 katlı bir bina yapıldığını belirlediklerini açıkladı.

Binada fotoğraflar gösteren Kurum, şunları söyledi:

"Gördüğünüz gibi Sayın Bakanımızla, Valimizle gidip bodrum katında da inceleme yaptığımız binanın bodrum katındaki kolonun durumu bu. Aynı şekilde bu binanın yıkımıyla birlikte subasmanda, perde betonunda ve kolonunda yine hasarlar söz konusu. Ancak hem bu binayı hem de yandaki binayı anlık takip ediyoruz. Bu kurtarma operasyonunu etkilemeyecek, oradaki çalışan arkadaşlarımızın hayatı riskini taşımayacak süreçte yönetmeye gayret gösteriyoruz."

  • "Bölgedeki bütün binaları riskli yapı durumunu tespit etmeye başladık"

Bakan Kurum, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bugünkü ziyaretini de hatırlatarak, sözlerini şöyle tamamladı:

"Sayın Cumhurbaşkanımız da ifade ettiler; Biz, bu bölgedeki riskli yapı anlamında hem 10 binayı hem de bölgedeki bütün binaları riskli yapı durumunu tespit etmeye başladık. İnşallah pazartesi günü itibariyle buradaki yıkılan binanın etrafındaki 10 tane binayı tespit etmiş olacağız. Sizin aracılığınızla şu çağrıyı yapmak istiyorum: Bölgede ne kadar riskli bina var ise vatandaşımız bu riskli binaların tespitini yaptırmak istiyorsa Bakanlığımız bunu ücretsiz olarak bu bölgeye has hızlı bir şekilde yapacak ve bunu da vatandaşımızla paylaşacağız. Bu riskli binaların tespitinin yapılmasına müteakip de burada kentsel dönüşüm anlamında yapılması gereken projeyi de inşallah yine ilgili Bakanlıklarımız, İçişleri Bakanlığımız, Sağlık Bakanlığımız, Valiliğimiz hep birlikte bu süreci yöneteceğiz. Biz istiyoruz ki artık böyle bir olayda yeni bir canlı yayınla vatandaşımızın karşısına ne ben çıkayım ne de benden sonraki Çevre Şehircilik Bakanlarımız çıksın, İçişleri Bakanlarımız çıksın… Başka ocaklara ateş düşmesin. Burada 74 saattir hepimiz bu olayı yakın takip ediyoruz. Artık mühendislik, mimarlık hizmeti almış sağlam binalarda oturmamız gerektiğini de hepimiz bilmemiz gerekiyor. Bu noktada Çevre ve Şehircilik Bakanlığı olarak biz, hem kentsel dönüşüm anlamında hem de bu riskli binaların tespiti anlamında gereken her türlü hizmeti vatandaşımıza, Cumhurbaşkanımızın talimatları çerçevesinde sunacağız. Dolayısıyla vatandaşımızla buradaki elim olaydan artık yola çıkarak bir daha bu olayların yaşanmaması adına bizlere yardımcı olurlarsa biz de çok memnun oluruz."

EYOF 2019, Saraybosna'daki olimpiyat ruhunu canlandıracak

                   SARAYBOSNA (AA) - Bosna Hersek'in ev sahipliğini üstlendiği 2019 Avrupa Gençlik Olimpik Kış Festivali'nin (EYOF 2019) yarınki resmi açılış töreni öncesinde basın toplantısı düzenlendi.

"İki şehir, tek hayal" sloganıyla Saraybosna ile Doğu Saraybosna'da 9-16 Şubat'ta düzenlenecek EYOF 2019'un ilk gününde Bosna Hersek Bakanlar Konseyi Başkanı Denis Zvizdic, Sivil İşler Bakanı Adil Osmanovic, Saraybosna Belediye Başkanı Abdulah Skaka ve Doğu Saraybosna Belediye Başkanı Nenad Vukovic, resmi açılış öncesi açıklamalarda bulundu.

Zvizdic, "İki şehir, tek hayal" sloganının EYOF 2019'un ruhu ve amacını temsil ettiğini belirterek, ülkesinin 1984'teki Kış Olimpiyatları'nın ardından bir kez daha uluslararası spor etkinliğinde ev sahibi olmasından duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Yarınki resmi açılış töreniyle Bosna Hersek'te yeniden olimpiyat ateşinin yanacağına işaret eden Zvizdic, "EYOF 2019, hem geleceğimize yatırım hem de Saraybosna'da 35 yıldır yaşayan olimpiyat ruhunun yeniden canlanması demektir." dedi.

Bakan Osmanovic de EYOF 2019'un, 1995'te imzalanan Dayton Barış Antlaşması'ndan bu yana Bosna Hersek'te uluslararası anlamda düzenlenen önemli bir etkinlik olduğunu söyleyerek, "EYOF'a katılmak üzere 46 ülkeden gelen sporculara hoş geldiniz diyorum." ifadesini kullandı.

Skaka ve Vukovic de EYOF'un hayata geçirilmesine katkı sağlayan tüm kurum ve kurumlara teşekkür etti.

  • Resmi açılış töreni yarın yapılacak

Saraybosna ile Doğu Saraybosna'da düzenlenecek organizasyona 46 ülkeden 14-18 yaş aralığında bin 500 sporcunun katılımı bekleniyor.

İki yılda bir düzenlenen ve son olarak 2017'de Erzurum'un ev sahipliği yaptığı organizasyonda sporcular, Alp disiplini, artistik buz pateni, biatlon, curling, kayaklı koşu, kısa mesafe sürat pateni, snowboard ve buz hokeyi olmak üzere 8 branşta yarışmalara katılacak.

Müsabakalar Bjelasnica, Jahorina ve İgman dağlarının yanı sıra Skenderija, Juan Antonio Samaranch-Zetra ve Peki spor salonlarında yapılacak.

EYOF 2019'un resmi açılış töreni, yarın başkent Saraybosna'daki Asim Ferhatovic Hase Olimpik Stadı'nda gerçekleştirilecek.

Festivalin kapanışı ise 16 Şubat'ta Doğu Saraybosna'daki Slavija Stadı'nda olacak.

“ABD gözlerini Venezuela halkının zenginliklerine dikmiş durumda”

BUENOS AIRES (AA) – Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro, insani yardımı kabul etmediğinin altını çizerek, "Eğer Venezuela'ya yardım etmek istiyorsanız, üzerine çöktüğünüz ve erişimine engellediğiniz Venezuela'nın parasını serbest bırakın." dedi.

Maduro, başkent Caracas'taki devlet başkanlığı sarayı Miraflores'te düzenlenen basın toplantısında, ülkesindeki siyasi krize, ABD ve bölge ülkelerinin askeri tehditlerine, insani kriz iddialarına ve ekonomik yaptırımlara ilişkin açıklamalarda bulundu.

Maduro, Venezuelaya gönderilmek istenen insani yardıma ilişkin, "Eğer Venezuela'ya yardım etmek istiyorsanız, üzerine çöktüğünüz ve erişimine engellediğiniz Venezuela’nın parasını serbest bırakın. Bu ölümcül bir oyun… önce boynunuzu sıkıyorlar sonra dilenmenizi bekliyorlar. Önce paranızı çalıyorlar sonra size tuvalet kağıdı veriyorlar. Tıpkı (ABD Başkanı) Donald Trump'ın Porto Riko halkına fırlattığı gibi." diye konuştu.

Venezuela'da insani yardıma ihtiyaç olmadığını vurgulayan Maduro, "Bütün bu insani yardımlarınızı alın ve oldukça ihtiyaç sahibi, yüzde 70'i fakirlik seviyesinde olan (Kolombiya kenti) Cucuta halkına dağıtın. Niye Cucuta halkına insani yardım, ücretsiz eğitim ve sağlık hizmetleri vermiyorlar?" şeklinde konuştu.

  • "Yaptırımları durdurun ve Venezuela'yı rahat bırakın"

ABD'nin gönderdiği insani yardımları niçin kabul etmediğine ilişkin Maduro, "Venezuela’da insani yardıma ihtiyaç duyulan, diktatörlük olan ve ABD'nin ihtiyaç sahibi bir halka yardım ettiği bir görüntü çizmek istiyorlar. Eğer Venezuela'ya yardım etmek isteselerdi, bizim 10 milyar dolarımızı çaldıkları ekonomik yaptırımların tamamını kaldırmaları gerekirdi. Eğer rakamlardan konuşulacaksa, 10 milyar dolarla 20 milyon doları (gönderilmek istenen insani yardımın para karşılığı) karşılaştırmak gerekir." dedi.

Maduro, insani yardımın muhtevasına ilişkin şu şekilde devam etti:

"Dünya medyası ‘Maduro yardımı, hediyeyi reddediyor" şeklinde bir tablo çiziyor. Ancak bu hileli bir pakettir. Dışardan bakınca gayet güzel görünüyor 'insani yardım' ancak içinde zehir getiriyor ve işlenen en büyük suçun üzerini örtüyor. ABD hükümetinin ekonomik yaptırımlar ve engellemeler üzerinden Venezuela'nın kaynaklarını çaldığı gerçeğini örtüyor. Yaptırımları durdurun ve Venezuela'yı rahat bırakın. Bizim çağrımız budur. Kimsenin bize bir şey hediye ettiği yok, bizi soyuyorlar. Bu bizim zenginliğimizin çalınmasıdır."

  • "ABD imparatorluğunun sonu gelmelidir"

ABD'nin Orta Doğu'daki müdahelelerine değinen Maduro, "ABD Irak’a savaş açmasaydı veya insani yardım götürseydi, bugün ırak halkı daha iyi şartlarda yaşardı. Bu savaş arkasında 1 milyon ölü bıraktı. Bunun hesabını kim veriyor? ABD, Libya'yı yıkmak için savaşa girmeseydi bugün Libya daha güvenli bir yer olurdu. Libya halkını kurtardılar mı? Afganistan 20 yıldır ABD müdahalesi altında. Ne durumda şimdi? Afganistan, Irak, Libya, Suriye halkına bomba şeklinde kaç tane hediye gönderdiler? Bu yeryüzünden silinmesi gereken bir imparatorluğun gerçek yüzüdür. ABD imparatorluğunun sonu gelmelidir." şeklinde konuştu.

  • "Bu yılın ilk çeyreğinde altın üretimini üç katına çıkaracağız"

Altın ve petrol üretimine değinen Maduro, "Altın konusuna gelince, bu yılın ilk çeyreğinde altın üretimini üç katına çıkaracağız. Venezuela da diğer altın üreten ülkelerle aynı haklara sahiptir. Biz zorluklarla karşılaşma konusunda oldukça iyiyiz. Bütün saldırılara rağmen petrol endüstrimiz gelişecektir. Venezuela’nın ürettiği petrol için bu yıl uluslararası petrol pazarına 1 milyon varil daha fazla üretme hedefine ulaşacağız." şeklinde konuştu.

  • "Ben ABD'nin okullarında eğitim almadım"

Maduro, Chavezci mahallelerin hükümet karşıtı protestolara katılmasına ilişkin, binlerce kişinin katılımıyla yaptıkları gösterilere örnek vererek, "Umarım, siz de bu gösterileri bir gün görüp yayımlarsınız. Çünkü ABD'li medya kurumları yalnızca muhalefet için üzerinde oynanmış fotoğrafları görüyor. Biz sizin için görünmeziz. Onların söylemek istedikleri, 'Chavezci halk sokaklarda, silahlı kuvvetleri ayaklandı, Maduro düştü'. Burada bir halk var, biz 25 seçimden 23'ünü kazanmışısız." şeklinde konuştu.

Halkın içinden biri olduğunu belirten Maduro, "Ben oligarşinin salonlarından gelmiyorum, ben ABD'nin okullarında eğitim almadım. Benim okulum Caracas metrosunun atölyeleriydi, Caracas'ın mahalleleriydi. Ben bu mahalleleri tanıyorum çünkü ben oralarda yaşadım, oralardan geliyorum." şeklinde aktardı.

Maduro, Kolombiya'dan gelebilecek ABD destekli askeri müdahale hakkında şunları kaydetti:

"Biz provokasyonlara kanmayacağız ve maceraların peşine düşmeyeceğiz. Biz bir barış ülkesiyiz. ABD, Kolombiya’ya 1 milyon asker gönderebilir ancak o zaman Kolombiya'nın kadınları ve kız çocuklarını ABD'li askerlerin tecavüzünden korumak gerekir. Kolombiya’ya 2 milyon asker 2 milyon tank getirebilirler, umarım orada da kalırlar. Bu bizim problemimiz değil. 10-15 Şubat'ta ordumuz füze sistemlerini, hava ve kara koruma sistemlerini kuracaklar ve tatbikat yapacaklar. Biz başka ülkeleri işgal etmek için tatbikat yapmıyoruz. Biz ordumuz, ülkemizi korusun diye tatbikat yapıyoruz."

(Bitti)

“ABD gözlerini Venezuela halkının zenginliklerine dikmiş durumda”

CARACAS (AA) – Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro, Avrupa Birliği (AB) Dışişleri ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini ve AB'nin "Venezuela'nın ve 20 yıllık demokratik devriminin gerçeklerini duymak istemediklerini", bu yüzden hayal kırıklığına uğrayacağını söyledi.

Maduro, başkent Caracas'taki devlet başkanlığı sarayı Miraflores'te düzenlenen basın toplantısında, ülkesindeki siyasi krize, ABD ve bölge ülkelerinin askeri tehditlerine, insani kriz iddialarına ve ekonomik yaptırımlara ilişkin açıklamalarda bulundu.

  • Hükümet diyaloğa açık

Devlet Başkanı Maduro, AB öncülüğünde "Venezuela'da 3 içinde başkanlık seçimleri" hedefi ile başlatılan ve dün Uruguay’ın başkenti Montevideo’da toplanan Uluslararası Temas Grubunun çalışmalarına değindi.

Grubun, Venezuela’daki krizin çözümü için "Acil diyalog", "Müzakere", "Anlaşma" ve "Uygulama" başlıklarıyla ortaya koyduğu 4 aşamalı planı desteklediklerini belirten Maduro, "Biz, kiminle, nerede ve nasıl olduğuna bakılmaksızın diyalog masasına oturmaya hazırız." dedi.

Uruguay ve Meksika'nın, Venezuela’daki diyalog çağrılarından övgüyle bahseden Maduro, kendini geçici devlet başkanı ilan eden Ulusal Meclis Başkanı Juan Guaido ve etrafındaki muhaliflere daha önce yaptığı diyalog davetini de yineledi.

Maduro ayrıca Montevideo’da Meksika ile Bolivya'nın imza atmadığı ve "şeffaf başkanlık seçimlerini" işaret eden diğer belgeyi kabul etmediklerini vurguladı.

  • AB'ye ve Mogherini'ye tepki

Nicolas Maduro, her fırsatta Venezuela'daki devlet başkanlığı seçimlerinin yenilenmesini istediklerini belirten ve temas grubunu da bu amaçla ortaya çıkaran AB’ye ve Mogherini'ye de tepki gösterdi.

AB'nin Venezuela'nın gerçeklerini bilmediğinin altını çizen Maduro, şunları söyledi:

"Biz AB’ye ve Federica Mogherini’ye hep aynı şeyi söylüyoruz. Siz Venezuela'nın gerçeklerini duymak istemiyorsunuz. Sizler, 20 yıllık miras olan demokratik devrimin gerçekleri karşısında sağırlık ediyorsunuz. Sizde de yalnızca aşırıcı muhalefetlere sunduğunuz aşırı sağın senaryosu var. AB kaybetmeye mahkumdur. Federica Mogherini, Venezuela'nın aşırı sağına boyun eğip onları dinlemeye devam ettiği müddetçe hayal kırıklığına uğrayacaktır. Biz AB'nin bizi, Venezuela'nın gerçeklerini dinlemesini ve Venezuela ile ilişkilerinde ideolojik varsayımları bir kenara bırakmasını istiyoruz. Venezuela'da olan biteni bilemezsiniz. Umarım, gökten bir ışık iner de bir gün Venezuela'nın gerçeklerine kulak veririler."

  • Başkanlık seçimi yok

Venezuela'daki başkanlık seçimlerinin yenilenmesi talebine ise karşı çıkan ve bu yıl içinde yenilemeyi düşündükleri Kurucu Meclis seçimlerini hatırlatan Maduro, Venezuelalıların önceliğinin seçimler değil ekonomi olduğunu vurguladı.

Ayrıca Venezuela'daki muhalefetin bu isteğinde samimi olmadığını dile getiren Maduro, muhalefetle 2017 yılında Dominik'te müzakere yürütüldüğünü ve muhalefetin görüşmelerde varılan seçim kararından son anda caydığını hatırlattı.

  • Ulusal Meclis’e eleştiri

Maduro, muhalefetin elindeki Ulusal Meclis’in "geçici devlet başkanlığı" ilanını dayandırdıkları anayasa maddesinin, 30 gün içinde seçime gidilmesini gerektirdiğini hatırlattı.

Buna rağmen Ulusal Meclisin, geçiş tüzüğü çıkartarak seçim ilanını 12 aya kadar ertelemesine dikkati çeken Maduro, "Bunu Kurucu Meclis yapsaydı tüm dünya buna 'Maduro’nun Darbesi' derdi. Ancak bunu yasalara saygısı olmayan ve ülkede hiçbir gücü bulunmayan Ulusal Meclis yapıyor." dedi.

  • "İnsani yardım şovu"

Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro, ABD ve Kolombiya’nın özellikle üzerindeki durdukları "insani yardım" konusuna da değindi.

Maduro, "İnsani yardım Venezuela’ya müdahaleyi haklılaştırmak için bir şova dönüştürülmüştür. Venezuelalıları küçümsemek için ucuz bir şov." dedi.

Venezuela hükümetinin ülke dışındaki 10 milyar dolara ulaşımının engellendiğini hatırlatan ve el konulan altınlardan bahseden Maduro, şunları kaydetti:

"Eğer Venezuela’ya yardım etmek istiyorlarsa, üzerine çöktüğünüz ve ulaşımına engellediğiniz Venezuela'nın parasını bırakın. Bu ölümcül bir oyun, önce boynunu sıkıyorlar sonra dilenmesini bekliyorlar. ‘Önce paranızı çalıyoruz sonra size tuvalet kağıdı veriyoruz.' Tıpkı Trump’ın Porto Riko halkına fırlattığı gibi. Bütün bu insani yardımlarınızı alın ve oldukça ihtiyaç sahibi (Kolombiya kenti) Cucuta halkına dağıtın."

(Sürecek)

CHP seçim kampanyasını başlatmaya hazırlanıyor

ANKARA (AA) – CHP Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun, "10 Şubat Pazar günü Ankara Arena'da CHP aday tanıtım toplantısı düzenliyoruz. Bu toplantı ile seçim kampanyamızı başlatmış oluyoruz ve sahaya iniyoruz. Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu, seçim manifestosunu kürsüden açıklayacak." dedi.

Torun, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, CHP'de belediye başkan adaylarının seçmene kulak verilerek, demokratik bir yarışa imkan tanınarak belirlendiğini aktardı.

Bu süreçte en çok seçmene kulak verdiklerini belirten Torun, büyükşehirlerde ilçe belediye başkanlığı yapmış, uygulamalarıyla, politikalarıyla, sorun çözme becerileriyle ve şehirlerini markalaştırabilme özellikleri ile öne çıkmış isimleri aday yaptıklarını ifade etti.

Yerel seçimleri genel seçim havasına sokmanın, yerel politikası olmayanların çaresizliğinden başka bir şey olmadığını kaydeden Torun, bunun farkında olan toplumun belediyelerden, kutuplaşmanın ve dışlayıcılığın değil, bir arada yaşamanın ve kapsayıcılığın adresi olmalarını, içinde bulunulan ekonomik krizden çıkışa çareler üretmelerini istediğini vurguladı.

Torun, ekonomi yönetimini eşe, dosta, damada bırakanların, şimdi tanzim satış mağazası ile bu sorunu çözmeye aday olduğunu açıkladığını ileri sürerek, şöyle konuştu:

"Bunu da çok yeni bir buluş gibi sunuyorlar. Bunu biz sadece söylemedik, belediyelerimizde yıllar önce yaptık, yapıyoruz da. Narenciyeden patatese, sütten ekmeğe kadar temel besin maddelerinin halka ucuz ulaştırılması uygulamasını biz yıllardır sürdürüyoruz. Halkımızın yararına yapılan her işi desteklediğimiz gibi AK Partinin bu adımı da eğer söyledikleri gibi yaparlarsa, halka gerçekten bizim gibi ucuza gıda verirlerse destekleriz."

  • "Halkçı belediyecilik" söylemi

CHP, seçmenin yenilenme beklentisine kulak verirken, AK Parti'nin eskimiş, köhnemiş, yorgun isimleri sahaya yeniden sürdüğünü savunan Torun, "Eski bakanları, başbakanları, Meclis başkanını belediyelere aday yapmak seçmenle alay etmektir. Hayatın doğal akışına aykırıdır. Elinde malzeme kalmadığının, insan yetiştiremediğinin bir göstergesidir. Çaresizliğin işaretidir." dedi.

Torun, sözlerine şöyle devam etti:

"10 Şubat Pazar günü saat 11.00'de Ankara Arena'da CHP aday tanıtım toplantısı düzenliyoruz. Bu toplantı ile seçim kampanyamızı başlatmış oluyoruz ve sahaya iniyoruz. Belediye başkan adaylarımızın tümünü davet ettik. Parti yönetimimiz de salonda bulunacak. Genel Başkanımız Kılıçdaroğlu, seçim manifestosunu kürsüden açıklayacak. Yine hazırladığımız yerel seçim bildirgesini de bu toplantımızda kamuoyuna açıklamış olacağız. 35 sayfadan oluşan seçim bildirgemizin ana hatları, ekonomik gelişmelerin vatandaşa etkileri ve CHP'nin bu konudaki çözüm önerileri üzerine şekillendirildi. Ülkemiz bir ekonomik kriz içindedir. Ancak bugün meselemiz buna kimin yol açtığı değil, bu krizden nasıl çıkacağımız. İşte bildirgemizde bunun cevabını bulacaksınız. CHP'li belediyeler barınma, gıda, ulaşım, eğitim ve sağlık gibi gündelik hayatta ihtiyaç duyduğumuz tüm alanlarda, daha kaliteli hizmeti daha düşük fiyata sağlayacak."

Yerel yönetim anlayışlarını ortaya koyacakları seçim bildirgelerinde, yerel ekonomik kalkınma politikaları ile kent ve çevre politikalarının diğer ağırlık noktaları olacağını belirten Torun, "Bir arada, huzurlu yaşamak için halkçı belediyecilik" söylemini öne çıkaracaklarını bildirdi.

  • "Asıl suçlu kendileridir"

Seyit Torun, açıklamalarının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

"Gıdadaki fiyat artışlarıyla ilgili 'gıda terörü' ifadeleri kullanıldı ve 'siyasi ayağı da var' denildi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusunun yöneltildiği Torun, "Çözüm üretemeyenler, çaresizlik içinde olanlar haliyle suçlu arayacak. Şu anda kötü yönetimlerine suçlu arıyorlar ama asıl suçlu kendileridir. Terörist arıyorlarsa da kendileridir. Çünkü bu ülkede tarımı bitiren, bütün tarım alanlarını yok eden, betonlaştıran bu yönetimdir. 16 yıllık iktidarlarında tarımda geldiğimiz nokta bellidir. Bütün tarım ürünlerini ithal eder hale geldik." yanıtını verdi.

"CHP'nin HDP'ye yakın isimleri aday gösterdiği iddialarının" sorulması üzerine Torun, "Boş laf. Biz, bütün adaylarımızı büyük bir titizlikle belirliyoruz. Halka yakın, çözüm üreten, sorunları çözecek olan, halkını kucaklayacak, kimseyi dışlamayan bir anlayışla yönetecek adayları seçiyoruz. Biz, tabanda ittifak arıyoruz, bütün kesimleri kucaklıyoruz." değerlendirmesini yaptı.

"Siverek'te Mehmet Fatih Bucak'ın neden tercih edildiğinin" sorulması üzerine Torun, "Yapılan değerlendirmelerde kendisinin CHP'den aday olmasına karar verildi." ifadesini kullandı.

  • "Artık ders almalıyız"

"İstanbul'da çöken bina konusundaki değerlendirmeniz nedir"? sorusuna karşılık Torun, "25 yıldır İstanbul'u yönetiyorlar. En son af da getirdiler Türkiye'nin gündemine. Bugün bir depremle karşı karşıya değiliz ama yarın ne olacağını bilemiyoruz. İstanbul'da ve Türkiye'nin birçok kentinde maalesef depreme uygun olmayan birçok bina var. Bunların tedbirlerinin önceden alınması lazım. Şu anda acı bir olayla karşı karşıya kaldık. Geçmişte de bunun benzeri olmuştu ama artık bunlardan ders alıp mutlaka çözüm üretmek zorundayız." yanıtını verdi.

"HDP Sözcüsü Saruhan Oluç, Batı'daki stratejileriye ilişkin, 'İktidara kaybettirmek, demokrasi güçlerini kazandırmak amacındayız. Hiçbir siyasi partiyle gizli ya da açık ittifakımız yok.' dedi. Bu açıklamayı nasıl okumak lazım?" sorusu üzerine Torun, İYİ Parti ile bir iş birliği yaptıklarını, bunun dışında bir taban ittifakının peşinde olduklarını, buna katkı sunacak her yapıya saygı duyduklarını kaydetti.

(Bitti)

CHP Grup Başkanvekili Altay:

TBMM (AA) – CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, İş Bankası'nın Hazineye devri konusundaki tartışmalara ilişkin, "İş Bankasına çökmek, Türk Ceza Hukukuna, miras hukukuna, anayasaya çökmek, Atatürk'ün vasiyetini ayaklar altında çiğnemek demektir." dedi.

Altay, parlamentoda düzenlediği basın toplantısında, dün TBMM Genel Kurulunda, yaklaşık yüz bin aileyi ilgilendiren, "İhlaszedelerler" ile ilgili kanun tekliflerinin doğrudan gündeme alınması önerisinin, AK Parti'nin çoğunluğuyla reddedildiğini söyledi.

Altay, 10 Ocak 2019'da çıkarılan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine göre, Koruma Hizmetleri Genel Müdürlüğünün; "Cumhurbaşkanı ve aile fertleri ile Cumhurbaşkanı yardımcıları, Bakanlar, Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanı, Cumhurbaşkanı'nın korunması talimatı verdiği kişilerin maddi, manevi şahsiyetlerine yönelik her türlü saldırıya karşı, Cumhurbaşkanlığı hizmet mahallerinde ve ikametleri ile her türlü ulaşım aracında, yurt içi ve yurt dışında gerçekleştireceği toplantı, gezi, tören, açılış gibi faaliyetlerde gerekli koruma tertip ve tedbirlerini almak, aldırmakla" sorumlu olacağını anımsattı.

Cumhurbaşkanı'nın, kendine yakın, devlette hiçbir görevi olmayan ve normal şartlarda hiçbir güvenlik riski bulunmayan kişileri, bu kararnameyle koruma zırhına büründürdüğünü savunan Altay, "Burada akla üç isim, Fettah Tamince, Sedat Peker ve fesli Kadir gelir. Bu demokrasilerde görülen bir durum değil. " diye konuştu.

TBMM yerleşkesinde, Meclise ait arabasının geçen salı Cumhurbaşkanlığı korumaları tarafından önü kesilerek durdurulduğunu öne süren Altay, birçok milletvekilinin Meclis içindeki güzergahının Cumhurbaşkanlığı koruma müdürlüğünce değiştirildiğini savundu. Altay, "Cumhurbaşkanlığı Koruma Müdürlüğü aklını başına alsın. TBMM Koruma Müdürlüğünün yetkilerini gelip gasbetmesin. Milletvekillerine yönelik en ufak saygısızlık yaparlarsa TBMM'nin saygınlığını koruma görevini biz de yerine getiririz." dedi.

-"Bir sopa kullanacaksa…"

Altay, demokrasinin tepesindeki sopanın, sokak ekonomisinin tepesine çöktüğünü ileri sürdü. Bakkala, markete müdahale edilmesi yerine gıda maddelerinin maliyetini artıran zamlarla ilgili önlem alınması gerektiğini belirten Altay, "Berat Albayrak manava, markete, bakkala değil akaryakıt, elektrik zamlarına müdahale etsin. Hiç merak etmesin fiyatlar kendiliğinden düşer." ifadesini kullandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, tanzim satış yapabileceklerine yönelik açıklamasını anımsatan Altay, bunun çok önceden İzmir'de CHP'li belediyelerce başlatıldığını söyledi.

Altay, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Ekonomide vatandaşın yaşadığı büyük sıkıntılar üzerinden, kendi beceriksizliklerini, devleti yağmalama, talan etme, yandaşları zengin etme politikalarının faturasını bakkala, manava, markete çıkarmak devlet adabıyla bağdaşmaz. Cumhurbaşkanı'nın fiyatlarla ilgili şikayeti varsa önce aynaya bakması lazım. Türkiye ekonomisini teslim ettiği tefecilerin elinden kendini ve Türkiye'yi kurtarması lazım. Sopayla sebze ve meyve fiyatı düşmez. Bir sopa kullanacaksa onu teslim olduğu tefecilere karşı kullanması gerekir. Cumhurbaşkanı, Türkiye'nin unuttuğu enflasyon canavarını tekrar hortlattı."

  • "Millet için kambur olmuş ittifak"

Engin Altay, Erdoğan'ın son günlerde "CHP-HDP yakınlaşması" görüşünü çok sık kullandığını, ancak "terörle ilişki konusunda AK Parti'den bozuk sicile sahip başka bir parti olmadığını, PKK seviciliği konusunda eline su dökecek başka bir partinin bulunmadığını" iddia etti.

PKK ile mücadeleyi bir kenara bırakıp, 6 milyon oy alan bir partinin milletvekillerini kriminalize etmenin, Türkiye'nin iç barışına zarar vereceğini ileri süren Altay, siyasetin, milliyetçilik, yerlilik, dindarlık üzerinden şekillenmesi halinde, Türkiye'nin bölünebileceğini dile getirdi. Altay, Erdoğan'ın elinde, kimin ne kadar dindar, yerli, milliyetçi olduğunu ölçecek terazi olamayacağını belirterek, "Yerlilik, millilik konusunda en son konuşacak kişi Erdoğan'dır, onunla birlikte sarayın bekçisidir. 20 milyona yakın oy almış ittifaka zillet, illet, kepazelik gibi sıfatlar yakıştırmak siyasi edepsizliktir. Cumhur İttifakı, kendi içinde dumura uğramış, millet için kambur olmuş bir ittifaktır." değerlendirmesinde bulundu.

HDP milletvekillerinin, terör örgütü ele başı Abdullah Öcalan'a, "sayın" diye hitap ettiği için eleştirildiğine işaret eden Altay, "Sayın Öcalan" kavramını siyaset literatürüne ilk kazandıranın Erdoğan olduğunu iddia etti.

Altay, CHP'nin, AK Parti, MHP, HDP, İYİ Parti, Saadet Partisi seçmeniyle sandıkta güç ve iş birliği yaparak, desteğini talep edeceğini vurgulayarak, "(Sen burada niye aday çıkarmıyorsun?) Sana ne? Sen çıkar adaylarını, işine bak. " dedi.

  • "Manipülasyon mu yapıyorsun?"

Erdoğan'ın, İş Bankası konusunu yeniden ısıtmak istediğini savunan Altay, mahkeme kararı ve Atatürk'ün el yazısıyla kaleme aldığı vasiyetini gösterdi. Altay, şunları kaydetti:

"Adama şunu derler: Sen ikide bir İş Bankasını gündeme getirip, hisselerini düşürüp, hisse alıp sonra gündemden çekip, hisseler yukarı çıkmak suretiyle manipülasyon mu yapıyorsun, para mı kazanıyorsun diye sorarlar. İş Bankasına çökmek, Türk Ceza Hukukuna, miras hukukuna, anayasaya çökmek demektir. Ülkemizin kurtarıcısı, kurucusu Atatürk'ün vasiyetini ayaklar altında çiğnemek demektir. 82 milyonun vicdanında bunun kabul görmesi mümkün değil."

Yunanistan Başbakanı Aleksis Çipras'ın Türkiye ziyaretine ilişkin bir soru üzerine Altay, Çipras'ın ziyaretinden memnuniyet duyduklarını söyledi. Altay, ancak görüşmelerde Kıbrıs, Ege adaları, Doğu Akdeniz'deki petrol aramaları konularının masaya yatırılmadığını, karşılıklı iç politikaya yönelik hamleler yapılarak, iç politikada kendilerine güç devşirmeyi amaçladıklarını öne sürdü.

“Mülakat sistemi kaldırılmalı”

TBMM (AA) – HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, Kamu Personeli Seçme Sınavı (KPSS) sonuçları üzerinden yapılan memur alımlarında mülakatın kaldırılmasını istedi.

Gergerlioğlu, Mecliste düzenlediği basın toplantısında, memur alımlarında, kişilerin sözlü mülakata alınmasının mağduriyetler yaşattığını öne sürdü.

KPSS'de 93 puanla Türkiye derecesi yapan veya 80-90 gibi yüksek puan alan adayların mülakatlarda düşük puanlar verilerek ya da güvenlik soruşturmaları gerekçe gösterilerek elendiğini iddia eden Gergerlioğlu, aday hakkında olumsuzluk tespit edilmezse bile aile bireyleri veya akrabaları nedeniyle bu kişilerin güvenlik soruşturmalarından geçemediğini savundu.

Büyük bir hak gasplarının olduğunu ileri süren Gergerlioğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"KPSS'de yüksek puan alan kişiler, mülakatta eleniyor. İktidar, şu anda kendisinden olmayan herkesi elemekle meşgul. Acımasızca bir kıyım yapılıyor. Bu mülakat sistemi kaldırılmalıdır. Güvenlik soruşturmaları da kesinlikle güvensizdir. 'İnsanı yaşat ki devlet yaşasın' sözünü sıklıkla tekrarlayan, kendini Müslüman olarak tanımlayan ve Hazreti Ömer adaletinden bahsedenler, devletin önemli kademelerini eş, dost ve akrabalarla doldurdukları gibi kendilerinden görmedikleri vatandaşları kamu hizmetine almamak için eski ortaklarının soru çalma yönteminden hiçbir farkı olmayan sözlü mülakat ve güvenlik soruşturmasını neredeyse tüm görevler için zorunlu hale getirerek, liyakat ve ehliyet ilkelerini yerle bir etmektedirler."

“Binali Bey'e yakışır tavır oldu”

ANKARA (AA) – Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Binali Yıldırım'ın Meclis Başkanlığıyla ilgili kararına ilişkin, "Binali Bey'e yakışır bir tavır oldu. Bunu baştan söylemiş olsaydı daha da güzel olurdu. İnsanlar boşuna spekülasyonlara girmezdi." dedi.

Karamollaoğlu, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, hükümetin ve Türk askerinin Irak'ın kuzeyindeki üs bölgesine yönelik provokasyona gerekli tepkiyi gösterdiğini belirtti.

Antalya'da yaşanan fırtına ve hortum felaketlerine değinen Karamollaoğlu, bölgede ciddi hasar yaşandığını ve ihtiyaçların giderilmesi için hükümetin çok ciddi gayret göstermesi gerektiğini bildirdi.

Karamollaoğlu, yerel seçim hazırlıkları kapsamında hafta sonu aday tanıtımı programı yapıldığını vurgulayarak, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Konseptimiz belliydi, 'Dürüst Belediyecilik, Dürüst Başkan' şiarıyla yola çıktık. Buna da insanlarımız artık ihtiyaç duymaya başladı. Bu, eskiden pek gündeme getirilmezdi. Çünkü dürüstlük tabii olarak başkanlar ve belediyelerde olması icap eden bir özellik olarak ifade edilirdi. Ancak şimdi orada tereddütler doğunca, herkes bizim 'Dürüst Başkan, Dürüst Belediyecilik' anlayışımıza ihtiyaç var dediler. Bu konsepti aday tanıtım toplantısında enine boyuna dile getirdik."

TBMM Başkanı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Binali Yıldırım'ın aday müracaatı yapıldığı andan itibaren Meclis Başkanlığını bırakacağı kararını da değerlendiren Karamollaoğlu, "Binali Bey'e yakışır bir tavır oldu. Bunu baştan söylemiş olsaydı daha da güzel olurdu. İnsanlar boşuna spekülasyonlara girmezdi. Kendisinin bu kararını açıklamış olması sevindirici. Böyle bir karar aldığı için teşekkür ediyoruz." diye konuştu.