Meme kanseri hastalarına “genetik test” önerisi

ANKARA (AA) – Cerrahlar, meme kanseri teşhisi konan tüm hastalar için genetik test yaptırılması gerektiğini belirtti.

CNN'in haberine göre, Amerikan Meme Cerrahları Birliği, kalıtsal kanser riskleri arttıkça genetik testlerin önünde bulunan engellerin azalması gerektiğini ifade etti.

Geçmişte test yaptıran ve yaptırmayan meme kanseri hastalarında benzer oranda gen mutasyonları bulunduğuna ilişkin bir çalışmanın geçen aralık ayında yayımlanmasının ardından birlik, meme kanseri teşhisi konan tüm hastalara genetik test yapılması önerisinde bulunulan kılavuz yayımladı.

Kılavuzda ayrıca, yeni tanımlanmış meme kanseri bağlantılı genleri kontrol etmek için geçmişte genetik testlerden geçen meme kanseri hastalarının yeniden değerlendirilmesi önerildi.

Herkesin sahip olduğu tümör baskılayıcı BRCA1 ve BRCA2 genlerinin birinde veya ikisinde bir kusur veya mutasyon meydana gelmesi halinde meme kanseri olasılığının arttığı belirtildi.

Çalışmanın yazarlarından Dr. Peter Beitsch, BRCA1 ve BRCA2 de dahil olmak üzere belli başlı 11 gende mutasyonun meme kanserine yol açabileceğinin bilindiğini söyledi.

Dr. Beitsch, geçmişte genetik test yapmanın zor ve pahalı olduğuna işaret ederken, Amerikan Meme Cerrahları Birliği Başkanı Dr. Walton Taylor da test yaptırma masraflarının zaman içinde düştüğünü ifade etti.

Diğer yandan, tüm meme kanserlerinin yüzde 10'unun kalıtsal olduğu biliniyor.

Karabük'te toplu açılış töreni

KARABÜK (AA) – Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Karabük Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi ile Yenice Devlet Hastanesi, Eskipazar Entegre Devlet Hastanesi ve İl Sağlık Müdürlüğü hizmet binasının açılışını yaptı.

Karabük Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi önünde düzenlenen toplu açılış töreninde konuşan Koca, Karabük'te kısa süre içerisinde sağlık alanında gelinen noktayı ve genel değerlendirmeyi yaptıklarını, bu anlamda ihtiyaçları ve talepleri görüşme fırsatı elde ettiklerini söyledi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde AK Parti hükümetleri döneminde Karabük'e yapılan yatırımların tüm cumhuriyet döneminde yapılan yatırımları geçtiğini belirterek, "Bu dönemde toplam yapılan ulaşımdan turizme, eğitimden sağlığa 8 milyar lira kadar olmuştur. Yani eski tabirle 8 katrilyon yatırım yapılmıştır. Sağlık alanında ise 255 milyon liralık yatırım yapıldı. Metal ürünleri ve orman ürünleri organize sanayi bölgeleri ile Karabük ihracatımızda giderek parlayan eğitim ve istihdam merkezi olmuştur." şeklinde konuştu.

Bakan Koca, Karabük'ün göç veren bir yer olmaktan çıkarak göç alan bir şehir haline geldiğini, bu süreçte 6'sı hastane olmak üzere 12 sağlık tesisini hizmete açtıklarını ifade ederek Karabük Eğitim Araştırma Hastanesinin kentteki en büyük sağlık yatırımı olduğunu anlattı.

Koca, şunları kaydetti:

"Üniversitemizin katkısıyla her geçen gün hizmet veren Eğitim Araştırma Hastanemize ek bina olarak ilaveten 150 yataklı bir hastane projesi çalışmaları da hızla devam ediyor. Bunun dışında Ovacık ilçemizde entegre hastanenin proje ve ihale sürecine gelmiş bulunuyoruz. Ayrıca ihtiyaç duyulan Aile Sağlığı Merkezleri ve 112 Acil İstasyonları ile inşaatlarını da planlama aşamasındayız ve bunları da kısa sürede tamamlamayı planlıyoruz."

Koca, açılışı yapılacak olan Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesinin 50 üniteli 38 polikliniği olan, laboratuvarlarıyla eksiği bulunmadığını ifade etti.

Konuşmanın ardından Bakan Koca, Vali Fuat Gürel, AK Parti Karabük milletvekilleri Cumhur Ünal ve Niyazi Güneş ile öteki ilgililerle yapımı tamamlanan Karabük Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi ile Yenice Devlet Hastanesi, Eskipazar Entegre Devlet Hastanesi ve İl Sağlık Müdürlüğü hizmet binasının toplu açılışını gerçekleştirdi.

Daha sonra kent merkezinde esnafı ziyaret eden Koca, AK Parti İl Başkanlığında partililerle bir araya geldi.

Köpekten bulaşan hastalığa karşı farkındalık projesi

İZMİR (AA) – Türkiye Hidatidoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Nazmiye Altıntaş, "kist hidatik" hastalığına karşı tam etkili bir ilaç ya da aşının olmadığını belirterek hastalığın tedavi edilmezse ölümle sonuçlanabileceğini bildirdi.

Avrupa Birliği desteğiyle başlatılan "Kist Hidatik Farkındalığının Yaratılması" projesi kapsamında, Konak'ta bir otelde tanıtım toplantısı düzenlendi.

Türkiye Hidatidoloji Derneği Başkanı ve Proje Koordinatörü Prof. Dr. Nazmiye Altıntaş, yaptığı sunumda, hastalığın Türkiye'de yaygın olmasına rağmen halk arasındaki bilinirliğinin düşük olduğunu ifade etti.

Hastalığın köpeğin dışkısında bulunan parazitlerin toprak ya da yere yakın sebze meyvelere bulaşması yoluyla insana geçtiğini, başta karaciğer olmak üzere bütün iç organlara kan yoluyla bulaşabildiğini belirten Altıntaş, hastalık tedavi edilmezse ölüme kadar götürebilen sonuçlar doğurabildiğine dikkati çekti.

Amaçlarının kamuoyunda farkındalık yaratmak olduğunu ifade eden Altıntaş, İzmir ve 10 ilçesinde öğrenciler, yetişkinler ve sağlık çalışanları için eğitim seminerleri düzenleyeceklerini, hastalığın görülme sıklığının tespiti için saha araştırması yapacaklarını, insanlarda ve hayvanlarda sebep olduğu ekonomik kayıpları tespit edeceklerini belirtti.

Altıntaş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, aşısının olmamasının, hastalığın yaygın olmasını kaçınılmaz hale getirdiğini vurgulayarak proje kapsamında hastalığın artık korkulan değil korunabilecek bir hastalık haline gelmesini hedeflediklerini bildirdi.

Kist hidatiğin klinik olarak çok fazla belirti veren bir hastalık olmadığını vurgulayan Altıntaş, parazitin yerleştiği organa göre belirti verdiğini, karaciğere yerleşirse sırtta ya da karında ağrı, kusma ve bulantı, akciğere yerleşirse göğüste ağrı, solunum güçlüğü, kan tükürme gibi şikayetlere yol açabildiğini dile getirdi.

  • "Aşı çalışmaları desteklenmeli"

Hastalığın genel olarak rastlantısal bir şekilde ortaya çıktığını söyleyen Altıntaş, "Hastalık çok karakteristik belirtisi olmayan, genellikle bir hekime başka bir şikayetle gidip de ortaya çıkan bir hastalık. Onun için saha çalışmaları, ultrason taramaları, hayvanlardaki yaygınlığın, hangi bölgelerde ne kadar yaygın olduğunun belirlenmesi önemli." ifadelerini kullandı.

Kistin büyüklüğüne göre tedavi şeklinin değiştiğine değinen Altıntaş, şunları kaydetti:

"İlk etapta kist çok büyük değilse ultrason eşliğinde kist sıvısının boşaltılması sağlanıyor ama daha sonra aynı yerde tekrarlayabiliyor ya da sızıntı olursa gidip bir başka yerde kist oluşabiliyor. Diğer bir tedavi, büyük kistler için cerrahi operasyon. Ameliyatla bu kist çıkarılıyor. Bu hastalığın tedavisinde kullandığımız sadece bir ilaç var ama yüzde 100 başarılı bir tedavi şekli değil. Yeni ilaçlar üretilmeye çalışılıyor. Köpekler ve insanlar için aşısı yok. Sadece koyunlar için bir aşısı var fakat hükümetlerin çiftçileri desteklemesi gerekiyor. Çünkü aşılar pahalı. Ülkemizde aşı geliştirme çalışmaları desteklenmesi gereken bir alan."

TEB'den ilaç fiyatlandırmasında kullanılacak kur açıklaması

ANKARA (AA) – Türk Eczacıları Birliği (TEB), ilaç sektörüyle mutabakata varılmasının, ilaca erişimin rahatlaması anlamında olumlu bir adım olarak görüldüğünü bildirdi.

Birlik tarafından, ilaç fiyatlandırmasında kullanılacak kur fiyatlarına ilişkin yazılı açıklama yapıldı.

2019 yılı için ilaç fiyatlandırmasında kullanılacak sabit avro kurunun (dönemsel avro değeri) yüzde 26,4 artarak 3 lira 40 kuruş olarak belirlendiği anımsatılan açıklamada, 19 Şubat itibarıyla geçerli olacak kur güncellemesinin, bir önceki yılın ortalama avro değerinin yüzde 60'ı esas alınarak gerçekleştirildiği kaydedildi.

Son dönemde döviz kurunda yaşanan dalgalanmalar sonucunda reel kur ile makasın açıldığı ve ilaç piyasasında sıkıntıların görüldüğü değerlendirilmesinde bulunulan açıklamada, şunlar kaydedildi:

"Yapılan değişiklik sonucunda ilaç sektörü ile mutabakata varılmasını, ilaca erişimin rahatlaması anlamında olumlu bir adım olarak görüyoruz. İlacın yüzde 90'ından fazlasının alıcısının SGK olması gerçeğinden hareketle vatandaşlarımızın uygulamanın bu halinden çok fazla etkilenmeyeceğini söyleyebiliriz. Ancak bu işin önemli ve vazgeçilmez bir parçası olan, bu uygulamadan birebir etkilenecek olan eczacıların temsilcisi olan bizlerin masaya davet edilmemesini doğru bulmuyoruz. Yapılan ve yapılacak düzenlemelerde tüm tarafların haklarının gözetilmesi, sürdürülebilirlik ve uygulanabilirlik açısından hayati önem taşıyor. Sürece düzenlemeden etkilenecek tüm tarafların dahil edilmesi gerekir."

  • "Elimizden geleni yapmaya hazırız"

İlacın bulunabilir, alınabilir ve kaliteli olması için esas olanın avro kurundan bağımsız, uzun vadeli, yerli ilaç politikalarının geliştirilmesi gerektiğine değinilen açıklamada, yerelleşmenin yerel güçlerin iş birliği ile mümkün olacağına işaret edildi.

Açıklamada, "Türk Eczacıları Birliği olarak bu konunun önemli sacayaklarından birisi olduğumuzu, yerli ilaç üretimini aktif olarak desteklediğimizi belirtmek isteriz. İlaçta dışa bağımlılığın Türkiye'nin kaderi olmaktan çıkması için, elimizden geleni yapmaya hazırız. Sağlık otoritesinin de eczacının kaderine terk edilmemesi için artık bir adım atması gerektiğine inanıyoruz." ifadelerine yer verildi.

Uluslararası Türk Dünyası MS Kongresi

ANKARA (AA) – Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) Rektörü Prof. Dr. Cevdet Erdöl, üniversite bünyesinde Multipl Skleroz (MS) Uygulama ve Araştırma Merkezinin kurulduğunu bildirdi.

SBÜ Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Türk dünyasından nöroloji alanında çok sayıda bilim insanının katıldığı, üç gün sürecek "Uluslararası Türk Dünyası Multipl Skleroz" kongresine ev sahipliğini yapıyor.

Prof. Dr. Erdöl, kongrenin açılışında yaptığı konuşmada, Türkiye'de örneği olmayan farklı bir üniversite konumunda olduklarını söyledi.

Üniversite bünyesinde 2 bin öğretim üyesi, 10 bin de öğrenci bulunduğunu ifade eden Erdöl, "10 bine yakın da Sağlık Bakanlığı ile afiliye olduğumuz hastanelerde uzmanlık eğitimi alan öğrencimiz var. Kısa sürede büyük bir yapıya ulaşmış bir üniversiteyiz. Bunun yanı sıra şu anda yurt dışında da eğitim veren farklı bir üniversite yapısındayız." dedi.

Üniversitenin yurt dışı eğitim faaliyetlerinden de bahseden Cevdet Erdöl, Somali'deki Meslek Yüksek Okulundan bu yıl 61 öğrencinin mezun olacağını belirtti.

  • "11 ülkeden misafir askeri öğrencimiz var"

Rektör Erdöl, Sağlık Bilimleri Üniversitesinin Sudan'da da önemli bir eğitim kurumununun olduğunu ifade ederek, şunları kaydetti:

"Yakın gelecekte Özbekistan, Irak, Suriye gibi dost ve kardeş ülkelerden, bizden eğitim yardımı veya iş birliği isteyen ülkelerle de iş birliği içinde olacağız. Burası daha önce askeri bir eğitim kurumu pozisyonundaydı. Biz o fonksiyonu da devam ettiren bir üniversiteyiz. Gülhanede ve bu sene İstanbul'da aldığımız askeri öğrencilerle, toplam 441 askeri öğrencimiz var. Bunun yanı sıra 11 ayrı ülkeden de subay veya astsubay yetiştirmek üzere askeri öğrencilerimiz var. 11 ayrı ülkenin bizde misafir öğrencileri var. Kısa süre içerisinde aldığımız 10 bin öğrenci içerisinde bin 100 civarında, 62 ayrı ülkeden gelen öğrenciler var. Çok geniş coğrafyaya hitap etmiş bir üniversitemiz oldu."

Cevdet Erdöl, üniversite bünyesinde Multipl Skleroz Uygulama ve Araştırma Merkezini kurduklarını ifade ederek, "Bu merkezin kuruluşu resmi yönetmelikle de yayınlanmış oldu." dedi.

– "MS kadınlarda daha sık görülüyor"

SBÜ Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Şeref Demirkaya ise Türkmenistan, Kazakistan, Kırgızistan, Azerbaycan ve KKTC'nin de aralarında olduğu ülkelerin kongreye katılım gösterdiğini dile getirerek, ilk kez MS alanında çalışan nöroloji uzmanlarının kongre kapsamında bir araya geldiğini söyledi.

Üç gün sürecek kongrede MS hastalığının her yönüyle ele alınacağını ifade eden Demirkaya, kongrenin ilk gün MS'in risk faktörleri, tanısı ve tanıya giderken kullanılan araçlar, ikinci gün mikrobiyata, MS'in günümüzde tedavi seçenekleri, son günde ise MS alanında kök hücre tedavisinin etkilerinin görüşüleceğini belirtti.

MS'in merkezi sinir sistemini etkileyen ve kişilerin yaşantısını etkileyen önemli bir rahatsızlık olduğunu belirten Demirkaya, "MS kadınlarda daha sık görülüyor. Özellikle 20-40 yaş arasında ortaya çıkıyor. Tedavi sırasında özel durumlar var. Özellikle hamilelik dönemlerinde nasıl müdahale edileceği konusunu da kongremize dahil ettik. Beslenme, aşılanma ve egzersiz konuları da kongrenin önemli konularından biri olacaktır." dedi.

  • "Hava ve çevre kirliliği epidemiyolojiyi etkiliyor"

Türk Nöroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Şerefnur Öztürk de MS'in beyni etkileyen çok önemli bir hastalık olduğunu vurguladı.

Öztürk, şunları ifade etti:

"Dünyada nörolojik hastalıklar önemli bir yük oluşturuyor. Bölgeler benzerlik gösteriyor. Özel tedavi yaklaşımları da stratejik bir rol oynuyor. MS son derece yaygın bir rahatsızlık. Artıyor ve artmasında da pek çok faktör rol alıyor. Hava ve çevre kirliliği epidemiyolojiyi etkiliyor. Beyin çok güzel bir organ. Bu güzelliği korumamız gerekiyor."

“Her 3 saatte 1 çocuğa kanser teşhisi konuluyor”

İSTANBUL (AA) – ANDAÇ HONGUR – Kanserli Çocuklara Umut Vakfı (KAÇUV) Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. İnci Yıldız, Türkiye'de yılda 3 bin 500 çocuğa, yani her 3 saatte 1 çocuğa kanser teşhisi konulduğunu belirterek, "Bu rakam nükslerle 5 bine ulaşıyor. Kanser konusunda bilinç ve doktora, sağlık hizmetlerine ulaşmak kolaylaştıkça tedavi başarısı da yıllar içinde artış gösteriyor." dedi.

Yıldız, AA muhabirinin sorularını yanıtlarken, 15 Şubat Dünya Çocukluk Çağı Kanser Günü'nün temel amacını, "toplumların dikkatini kanser olgusuna çekmek", "çocukluk çağı kanserleri hakkında bilgilendirmek", "neler yapılabileceğine dair gündem oluşturmak", "farkındalık yaratmak" ve "erken teşhisin özellikle çocuk kanser vakalarında hayati önem taşıdığı konusunda toplumu bilinçlendirmek" şeklinde açıkladı.

Vakfın "Nerede yaşam varsa, orada umut vardır." diyerek, 15 Şubat Dünya Çocukluk Çağı Kanser Günü kapsamında geniş kitlelere sesleneceği bir farkındalık çalışması yürüttüğünü dile getiren Yıldız, çalışmada en önemli amacın çocukluk çağı kanserinde erken teşhisin önemine dikkati çekmek olduğunu ifade etti.

Yıldız, çocuklarda kanserin görülme nedenlerine ilişkin çok net bir cevap vermenin mümkün olmadığını belirterek, şöyle devam etti:

"Ancak dünyadaki global kirlenme en büyük etken. Meyve ve sebze yetiştiriciliğinde kullanılan tarım ilaçları, büyük şehirlerde çevre kirliliği, hormonlu et ve tavuklar, elektromanyetik dalga kirliliğini nedenler arasında sayabiliriz. Ayrıca günümüzde çocukların cep telefonu ve tablet ile erkenden tanışmaları, çocukluk çağında ciddi derecede radyasyona maruz kalmalarına neden oluyor. Çocuk beyninin hassas yapısının bu kadar radyasyona maruz kalmasının, 10 yıl sonra beyin tümörlerinde büyük bir artış olarak karşımıza çıkacağını öngörüyoruz. Türkiye'de yılda 3 bin 500 çocuğa, yani her 3 saatte 1 çocuğa kanser teşhisi konuluyor. Bu rakam nükslerle 5 bine ulaşıyor.

Kanser konusunda bilinç ve doktora, sağlık hizmetlerine ulaşmak kolaylaştıkça tedavi başarısı da yıllar içinde artış gösteriyor. Her geçen yıl 3 yaş altı çocuklarda kanser vakaları artıyor. Çocukluk çağı kanserlerinin en sık görüleni lösemi. Bilinen vakaların yüzde 30'u lösemi. Geri kalan yüzde 70 içinde ülkemizde ikinci sırada lenf bezi kanserleri (Hodgkin ve Hodgkin-dışı lenfoma) yer alıyor. Bu kanser türlerini sırasıyla sinir sistemi tümörleri, nöroblastoma, Wilms tümörü ve yumuşak doku sarkomaları (rabdomiyosarkoma) izliyor."

  • "Aileler en ufak belirti görüyorsa, ihmal etmeden doktora başvurmalı"

Belirtilerin kanserin türüne göre farklılık gösterebildiğine değinen Yıldız, "Örneğin lösemi iyileşmeyen enfeksiyonlar, solukluk, deride kanamalar, karaciğer, dalak büyüklüğü, lenf bezi şişmeleriyle karşımıza çıkar. Çocuk aşırı halsiz olur. Onun dışındaki böbrek kanseri, böbrek üstü bezi, lenfoma dediğimiz beze kanserlerinin kendine özgü belirtileri var. Lenfomalar, beze şişlikleriyle gelir. Böbrek ve böbrek üstü bezi tümörleri, karında şişlikler veya devamlı karın ağrısıyla kendini gösterebilir. Kemik tümörleri daha büyük yaştaki çocuklarda olur, kemikte bir şişlik ve ağrıyla ortaya çıkar. Bu nedenle aileler en ufak bir belirti bile görüyorsa, ihmal etmeden mutlaka doktora başvurmalı." diye konuştu.

Prof. Dr. İnci Yıldız, erken teşhisin öneminin altını çizerek, "Erken teşhisle yüzde 80-90 kurtarıyoruz. Bugün çocukluk çağı lösemisinden eskisi gibi korkmuyoruz. 30 yıl önce vakaların yüzde 20'si iyileşirken, bugün yüzde 80'inden fazlası iyileşiyor. Önemli olan hastalığı erken evrede yakalamak, uygun merkeze ulaşıp tedavi almak. Tedavi maalesef uzun ve yıpratıcı bir süreç. Tedavi 6 ay ila 1 yıl arasında sürüyor ve bu tedavi genellikle kemoterapi yani ilaçla tedavi. Bazı tümörlerde ışın tedavisi kullanıyor, gerekli durumlarda ameliyat yapıyoruz. Ama dediğim gibi tedaviye erken evrelerde başlanırsa hem daha kısa sürüyor hem de büyük oranda başarılı olunuyor." dedi.

  • "51 anneye ek gelir elde etme fırsatı sunuldu"

Vakfın faaliyetlerine ilişkin bilgi veren Yıldız, Aile Evi'nin ihtiyaç sahibi kanserli çocuk ve ailelerine tedavi sırasında hiçbir ücret ödemeksizin konaklama, gıda, temizlik, sosyal alanlar, mutfak, kısmi giyim, eğitim ve psiko-sosyal destek sağlamak amacıyla 2012'de İstanbul Cerrahpaşa'da açıldığını söyledi.

Yıldız, Avrupa Yakası'ndaki Aile Evi'ne gösterilen yoğun ilgi sonrasında Anadolu Yakası'ndaki talepleri de karşılamak amacıyla 2. Aile Evi'nin temelinin Pendik'te atıldığını dile getirerek, "Bu süreçte bize gönüllü bireysel-kurumsal bağışçılarımız destek oldu. Toplam 6 kattan oluşacak olan 2. Aile Evi'nde her bir ailenin konaklayabileceği 22 oda olacak. Her katta 4 aile odası ve en üst katta da büyük bir oyun odasının yer alacağı 2. Aile Evi'nde, çocuklar için atölye alanı, sınıf, bilişim odası ve psikolog odası da bulunacak." diye konuştu.

KAÇUV Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. İnci Yıldız, bir transit aracın gezici kafeye dönüştürülmesiyle hayata geçirilen Umut Kafe'nin de İstanbul'un çeşitli noktalarında çay, kahve ve atıştırmalık servisi yaparak, çocuklarının tedavileri için şehir dışından gelmek zorunda kalan ve bu nedenle mevcut işlerini kaybeden ebeveynlere yiyecek-içecek üretiminden ve servisinden gelir kaynağı yarattığını belirtti.

Yıldız, geçen yıl iş birliği yaptığı 46 farklı kurumun bahçesinde gezici kafe hizmeti sunan Umut Kafe ile Aile Evi'nde konaklayan 51 anneye ek gelir elde etme fırsatı sunulduğunu kaydetti.

“Aşkın ömrü 2,5 yıl”

            İZMİR (AA) - Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Tıp Fakültesi Kalp Damar Cerrahisi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Özalp Karabay, aşkın vücut ve hormonlar üzerindeki etkisinin 2,5 yıl sürdüğünü, yerini sevgi ve güven gibi farklı duygulara bıraktığını söyledi.

Ege Üniversitesinden (EÜ) yapılan açıklamaya göre, Tıp Fakültesi Hastanesi Kurumsal İletişim Müdürlüğünün "aylık kültür, sanat ve sağlık temalı aktiviteleri" çerçevesinde fakültenin konferans salonunda "Aşk kalpte mi beyinde mi?" başlıklı söyleşi düzenlendi.

Söyleşide, aşık olunan kişinin görüldüğü anda hormonlarda meydana gelen değişimi anlatan DEÜ Tıp Fakültesi Kalp Damar Cerrahisi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Karabay, o kişi görüldüğünde vücuttan heyecanı yaratan dopamin, adrenalin gibi hormonlar salgılandığını, bu nedenle heyecan, heyecanla birlikte takıntı ve mutluluk hallerinin yaşandığını belirtti.

  • "Yerini onu destekleyen başka davranış modelleri alıyor"

Karabay, aşkı uzun ömürlü devam ettirme, aynı düzeyde tutma şansı bulunmadığını ifade ederek, "Çünkü zaman geçtikçe hormon değerleri aynı düzeyde kalmıyor. Bu nedenle aşkın vücut ve hormonlar üzerindeki etkisi 2,5 yıl sürüyor. Buradaki duygular yerini sevgi, güven gibi daha farklı duygulara bırakıyor. Yani başlangıçta güzel olan aşkın yerini onu destekleyen başka davranış modelleri alıyor. Aşk, başlangıçta hormonal ve duygusal ama daha sonra sevgiye dönüşebiliyor." değerlendirmesini yaptı.

-"Aşk, geçici delilik"

Aşkın "geçici bir delilik hali, akıl tutulması" olduğunu savunan DEÜ Tıp Fakültesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kemal Yücesoy ise aşkın "görsel bir şeyle" başladığını aktardı.

Görsel bir beğeninin insan beyninde sadece saniyenin beşte biri kadar zamanda oluştuğunu kaydeden Yücesoy, "Bir anda bir fotoğraf çekiliyor. Bu fotoğraf çekildikten sonra, aşka düşme ya da bir anda kalp çarpıntısının olması da 1,5 saniye sürüyor. Bundan sonra bütün iş beyinde dönüyor. Beyinde 12 merkez birden çalışıyor. Küçücük bir görüntünün arkasında hummalı bir faaliyet başlıyor. Geçici bir delilik. O hummalı faaliyet gösteren merkezlerin birçoğu aslında obsesif – kompulsif hastalarda da çalışıyor. Akıl ve mantık tamamen devre dışı kalıyor." ifadelerini kullandı.

– Sanal alem aşkı

Yücesoy, sanal alemde gerçek aşkı bulmanın çok zor olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti:

"Sanal alemde tanışarak aşık olmanın çok düşük bir olasılık olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü görsel geldi, görüntüyü aldık. Görüntüyü almak hiçbir zaman aşık olmak değil, sadece hoşlanma ya da aşkın gelip kapıyı çalması. Burada bu kapıyı çaldıktan sonra limbik sistem diye bir sistemimiz devreye giriyor. Limbik sistemin üç görevinden biri duygularımız. Heyecanlar, korkular, kalp çarpıntıları. Ve limbik sistemin bizim 5 duyumuzdan sadece kokuyla ilgisi var, diğer duyularımızla etkilenmiyor. Dolayısıyla görmek, dokunmak hiçbir şeyi halletmiyor, mutlaka o kokuyu almak gerekiyor. Burada koku derken bir parfüm kokusu değil. Burada ter bezlerinden salgılanan ve feromon denilen kokusuz kokular var. Bunlar sadece beyni uyarıyorlar ve bu gelen uyarılar eğer limbik yapınıza, kişisel yapınıza ruh halinize uygunsa bir anlam kazanıyor. Sanal dünyada limbik sistem uyarılmayacağından burada gerçek aşkı bulmanın zor olacağını söyleyebiliriz."

“Ağır olmayan kalp hastalığı yıllarca belirti vermeyebilir”

İSTANBUL (AA) – HATİCE ŞENSES – Türk Pediatrik Kardiyoloji ve Kalp Cerrahisi Derneği Başkanı Prof. Dr. Ahmet Çelebi, ağır kalp hastalıklarının belirtilerinin, ilk birkaç gün hatta saatler içinde dahi ortaya çıkabildiğini belirterek, "Ağırlık derecesi az olanlar, çeşidine göre aylar içinde hatta yıllar içinde de görülebilir." dedi.

Prof. Dr. Çelebi, Dünya Doğumsal Kalp Hastalıkları Farkındalık Haftası dolayısıyla AA muhabirine yaptığı açıklamada, yapılan çalışmaların, canlı doğan bebeklerin yüzde 0,5-1'inde doğuştan kalp hastalığı olduğunu gösterdiğini aktardı.

Bu çalışmalardan ve doğum hızından yola çıkılarak yapılan hesaplamalara göre Türkiye'de her yıl yaklaşık 13 bin bebeğin doğuştan kalp hastalığı ile dünyaya geldiğini dile getiren Çelebi, her doğuştan kalp hastalığının aynı olmadığını, bunun çok çeşitlerinin bulunduğunu söyledi.

Çelebi, ağır olanların ve hayati risk taşıyanların tedavi gerektirdiğini ifade ederek, şu bilgileri verdi:

"Örneğin büyük damarların kalpten ters olarak çıkışları ilk haftalarda hemen cerrahi tedavi, ağır kapak darlıkları ilk günlerde anjiyo ile kapak genişletme (balon valvuloplasti) gerektirebilir. Basit kusurların bir kısmında sadece izlem yapılır, zira bazı kusurlar zamanla küçülme ve hatta kapanma bile gösterebilir. Üzerine basarak söylüyorum ki, kusurun çeşidi ve yerleşimine göre bu değişken bir durumdur. Bir kısım hastalarda ise takipte komplikasyon geliştiği takdirde tedavi gerektirir. Ağır kalp hastalıklarının belirtileri, ilk birkaç gün hatta saatler içinde dahi ortaya çıkabiliyor. Ağırlık derecesi az olanlar, çeşidine göre aylar içinde hatta yıllar içinde de görülebilir."

  • Çocuk sık sık zatürre veya bronşit geçiriyorsa dikkat

Hastalığı ağır olan çocuklarda morarma (siyanoz), emerken hızlı yorulma, hızlı soluk alıp verme, beslenme zorluğu ve kilo alamama şeklinde belirtiler olabileceğini, diğer bir kısmında ise belirtilerin sık sık zatürre veya bronşit geçirme şeklinde ortaya çıkabildiğini dile getiren Çelebi, "Daha büyük çocuklarda ise özellikle çabuk yorulma, çarpıntı, göğüs ağrısı ve bayılma durumları yaşanabilir. Bazılarında ise hiçbir yakınma veya ebeveynlerin fark edebileceği bir belirti görülmez." dedi.

Çelebi, bu hastaların çocuk ve ergen sağlığı hekimleri tarafından muayene sırasında tesadüfen duyulan üfürüm veya kalp sesindeki değişikliklerden şüphelenilerek tanı aldığını aktararak, doğuştan kalp hastalığıyla dünyaya gelen bebeklerin, diğer bebeklere göre nispeten enfeksiyon hastalıklarına eğilimlerinin daha yüksek olduğuna işaret etti.

Prof. Dr. Ahmet Çelebi, şunları kaydetti:

"Bu bebekler, enfeksiyon kaptığı takdirde hastaneye yatma ve daha uzun hastanede kalma, daha fazla yoğun bakım gereksinimi gibi risklere daha fazla maruz kalırlar. Özellikle Respiratuar Sinsityal Virüs (RSV), influenza A, B, adenovirus gibi virüslerle solunum yolu enfeksiyonları görülme riski daha yüksektir. RSV, bebeklikte ve erken çocuklukta sık görülen, hayatın birinci yılında görülen bronşiyolit ve pnömoninin en sık karşılaşılan sebebidir. Doğuştan kalp kusuru olan bebeklerin bu virüsü kapma olasılığı, diğer bebeklere oranla daha yüksektir. Doğuştan kalp sorunuyla dünyaya gelen bir bebeğin öncelikle iyi beslenmesi, bunun yanında büyüme ve gelişmesinin de büyük bir titizlikle izlenmesi lazım. Bu yüzden de anne ve babaların çocuklarının takip ve tedavilerini aksatmamaları çok önemli."

“Kalbindeki yetmezliği” aşkla tamamladı

İZMİR (AA) – TEZCAN EKİZLER – İzmir'de rahatsızlığı nedeniyle yapay kalp destek cihazıyla yaşamını sürdüren ve nakil listesine alınan Yasin Ahmet Öztürk, 3 yıl önce tanışıp evlendiği Arzu Öztürk'ün desteği ve ona olan sevgisiyle hayata bağlanıyor.

Bornova içesinde yaşayan 30 yaşındaki dekorasyon ustası Öztürk, 2015 yılında Çamdibi Mahallesi'nde bulunan Atatürk Park'ında spor yaparken bir arkadaşının vasıtasıyla Arzu Öztürk ile tanıştı. İkilinin arkadaşlığı kısa sürede ilerlerken Yasin Ahmet Öztürk ayağında oluşan şişkinlik nedeniyle Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine başvurdu.

Doktorlar yaptıklar tetkiklerde Öztürk'ün 66 yaşındaki babası Hüseyin Öztürk gibi kalp yetmezliği sorunu yaşadığını tespit etti. Öztürk'e o zor günlerinde en büyük destek ise 20 yaşındaki kız arkadaşı Arzu Öztürk'den geldi. Arzu Öztürk, kalp ameliyatları sırasında yalnız bırakmadığı erkek arkadaşının, 2017'de yapay kalp destek cihazı takılıp nakil listesine alındığında da hep yanında oldu. Yaşamını yapay kalp destek cihazıyla sürdürün Yasin Ahmet Öztürk, geçen yılın haziran ayında Arzu Öztürk ile evlendi.

Genç çift 7 ay önce anne ve baba olacaklarını öğrendiklerinde ise mutlulukları bir kat daha arttı.

Kucaklarına 2 ay sonra Rüzgar ismini koymaya hazırlandıkları bir erkek bebek almaya hazırlanan çift, her 14 Şubat Sevgililer Günü'nü ise tanıştıkları parkta geçiriyor.

  • "Eşim benim kalbim oldu"

Yasin Ahmet Öztürk, AA muhabirine yaptığı açıklamada, eşinin, hayatında çok önemli bir yere sahip olduğunu, en ümitsiz anlarda bile onunla olup zaman geçirmenin kendisine pozitif enerji verdiğini söyledi.

Doktorların kendisine kalp nakli olması gerektiğini söylediği zaman bunu ilk önce eşiyle paylaştığını dile getiren Öztürk, "Biz eşimle bir elmanın yarısı gibi birbirimizi tamamlıyoruz. Birbirimize can olduk, yoldaş olduk. Eşim benim kalbim oldu. Onun hakkını ödeyemem. Bizim her günümüz 14 Şubat Sevgililer Günü gibi geçiyor." dedi.

Öztürk, baba adayı olmanın çok güzel bir duygu olduğunu, eşinin evlendikten sonra ona ikinci bir mutluluğu yaşattığını ifade etti.

Kontrollerinin devam ettiğini hatırlatan Öztürk, şunları kaydetti:

"Yapay kalp destek cihazıyla hayatımı sürdürmek zorundayım. Hayırlısıyla nakil olmayı bekliyorum. Benim gibi çok nakil bekleyen hasta var. İnşallah herkese uygun kalp nakli bulunur. Baba olmak çok güzel bir duygu. Ben babama 'baba' derken artık oğlum bana 'baba' diyecek. Kalp nakli olmak istiyorum. Çocuğumun bana kalp destek cihazıma 'bu nedir' diye sormasını istemiyorum."

  • "Eşimin hastalığı hayatımızda hiçbir şeye engel olmadı"

Arzu Öztürk de eşini ilk gördüğünde aşık olduğunu, yaşadıkları zor günlerin sevgilerini güçlendirdiğini aktardı.

Yakın çevresinin, eşi ve kayınbabasındaki kalp yetmezliği hastalığını öğrendikleri zaman ayrılmalarını istediğini dile getiren Öztürk, "Biz birbirimizi bulduk, eşimden ayrılmayı hiçbir zaman düşünmedim. Hastalığın hiçbir şeye engel olmadığını anladım, çocuk bile yaptık, çok mutluyuz." diye konuştu.

Öztürk, eşinin nakil olup sağlığına kavuşmasını çok istediğini vurgulayarak "Çocuğumuz da olacak, eşim de sağlığına kavuşursa çok mutlu olacağız. Verdiğimiz bu mücadeleyi atlatıp ileride çocuğumuza fotoğraflarla anlatmak istiyoruz. Ben insanların organ bağışında bulunmalarını istiyorum." dedi.

Bakan Koca, ilaç fiyatlandırmasında kullanılacak kuru açıkladı

ANKARA (AA) – Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 19 Şubat'tan geçerli olmak üzere ilaç fiyatlarında yüzde 26,4 oranında kur güncellemesi yapılacağını açıkladı.

Bakan Koca, Bakanlık binasında ilaç fiyatlandırmasında kullanılacak sabit avro kurunu görüşmek üzere sektör temsilcileriyle bir araya geldi.

Görüşme sonrasında basın mensuplarına açıklamada bulunan Koca, ilaç fiyatlarının belirlenmesinde referans alınan sabit avro kuru güncellemesinin tebliğ gereği şubat ayında yapıldığını ifade ederek, söz konusu güncellemenin bir önceki yılın ortalama avro değerinin belirli bir yüzdesi esas alınarak gerçekleştirildiğini aktardı.

Hem yerli hem de global ilaç firmalarıyla bir araya gelerek bir önceki yılın ortalama avro kuruna göre yapılacak güncellemeyi görüştüklerini belirten Koca, şunları kaydetti:

"Sektörle geldiğimiz noktada biz bu yıl için 19 Şubat'tan sonra uygulanmak üzere bir sabit oranda anlaşmış olduk. Ortalama avro kuru yüzde 70 ile çarpılarak elde edilen bir oran oluyordu. Bundan sonraki süreçte bunu yüzde 60 olarak uygulayıp, bu yılki zam oranını 26,4 olarak uygulanmasına hep birlikte karar verdik

Önümüzdeki dönemde, bu oranların bundan sonraki süreçte uygulanabilirliği ile yabancı ve yerli üreticilerin bu oranı uygulaması noktasında bir kararlılıkla öngörülebilir bir yatırım sürecine girmelerini arzu ettiğim için bu oranı özellikle verdik. Bu konuda özellikle önümüzdeki dönem uygulama noktasında bir gayret içinde olacağımızı söyleyebilirim."

Son birkaç haftadır ilaç konusunda bazı sıkıntıların yaşandığını dile getiren Koca, "Bu çerçevede özellikle sahada 900 denetim elemanımız aktif olarak devrede oldu. İdari olarak ceza kestiğimiz kuruluşlar oldu. Denetimlerimizi yine devam ettiriyor olacağız. Bundan sonraki süreçte üretici paydaşlarımızla görüşmelerimiz de sürecek. Benzer ilaç sıkıntısının yaşanacağını düşünmüyoruz." dedi.