İllüzyonist Aref'in kobra yılanı tarafından ısırılması

ANKARA (AA) – Kobra yılanı tarafından ısırılan İran asıllı Türk vatandaşı illüzyonist Aref Ghafouri, vize engelinin kalkmasının ardından özel bir firmaya ait uçak ambulansla tedavi için Mısır'a gönderildi.

Sağlık Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, Antalya'da beslediği Naja Haje Legionnis (Moroccon Cobra) yılanı tarafından, gösteri için hazırlandığı otelde ısırılan Aref Ghafouri'nin, olayın ardından Antalya Eğitim Araştırma Hastanesi'ne kaldırıldığı ve tedavisine başlandığı belirtildi.

Bakanlık ilgili birimleri vasıtası ile yılan zehirlenmelerine karşı antidot (panzehir) temini için hemen harekete geçildiği belirtilen açıklamada, "Bakanlığımız Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü tarafından yapılan çalışmalarda antidotun Mısır'da olduğu bilgisine ulaşılmış, hasta kendi bilgisi ve isteği ile Mısır'a gitmek üzere özel bir firmadan uçak ayarlaması yapmıştır." denildi.

Açıklamada, hastanın Mısıra sevki için vize işlemleri konusunda Dışişleri Bakanlığı ile Bakanlık Dış İlişkiler Genel Müdürlüğünün de temas halinde olduğu, ayrıca Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu tarafından antidot temini için Fransa ile de temasa geçildiği bilgisine yer verildi.

Yapılan çalışmalar neticesinde, hastaya ait reçetenin, Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu tarafından Fransa'daki Pasteur Enstitüsü'ne ulaştırıldığı ancak adı geçen kuruluşun antidot üretimini 3 yıl önce sonlandırdığı bilgisine ulaşılmasına rağmen Fransa'da antidot olup olmadığı yönündeki araştırmalara devam edildiği kaydedildi.

Açıklamada, şunlar kaydedildi:

"Dışişleri Bakanlığı ve Bakanlığımız Dış İlişkiler Genel Müdürlüğünün Mısır'la yürüttüğü çalışmalar sonuç vermiş, hastanın Mısır'a nakli hususunda engeller kaldırılmıştır. Antalya Eğitim Araştırma Hastanesi'nde müşahede altında tutulan hastanın, hastaneden edinilen bilgilere göre sevk öncesi genel durumu; 'Hastaya, kobra ısırığı maruziyetinden dolayı antidotunun uygulanması gerekmektedir. Hastanın hemogramı stabil biyokimyasında, kreatin kinaz 230'dan 659'a ilerlemiş olup, karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri, diğer kan tetkikleri normaldir ve vitalleri stabil izlenmiştir. Sağ ön kolda şişlik ödem mevcut olup, nekroz yoktur.' şeklindedir. Aref Ghafouri, nakille ilgili engellerin ortadan kalkmasından sonra kendi isteği ve imkanları ile Mısır'da tedavisi devam etmek üzere özel ambulans uçakla sevk ve nakil edilmiştir."

Advertisements

Magnezyum bileşeni kaygıyı azaltıyor

İZMİR (AA) – EFSUN ERBALABAN YILMAZ – Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Tıp Fakültesi Fizyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Nazan Uysal Harzadın tarafından fareler üzerinde yapılan deneyde, iki magnezyum bileşeninin kaygı düzeyini azalttığı belirlendi.

DEÜ'de davranış fizyolojisi alanında çalışmalarını sürdüren Prof. Dr. Harzadın ve ekibi, vücudun özellikle kas ve enerji sistemi için gerekli bir iyon olan magnezyum üzerine araştırma başlattı.

Prof. Dr. Harzadın ve ekibi, deney hayvanları üzerinde yaptığı araştırmada, "magnezyum malat" ve "magnezyum asetil taurat" bileşenlerinin faydalı olduğunu tespit etti. Araştırma sonucunda, laboratuvarlarda magnezyum malat ve magnezyum asetil taurat verilen farelerde anksiyete (kaygı) düzeyi düşük çıktı, depresyon olasılığının da azaldığı ortaya konuldu.

Bu bilimsel çalışma "Biological Trace Element Researc" adlı uluslararası bir dergide yayımlandı. Bunun üzerine Türkiye'den 2 ilaç şirketi magnezyum takviyesi için üretim hazırlıklarını başlattı. ABD'den bir kuruluş da ilaç geliştirmek için Türk bilim adamlarıyla iletişime geçti.

Prof. Dr. Nazan Uysal Harzadın, AA muhabirine yaptığı açıklamada, hazır gıda tüketimiyle vücuttaki magnezyum seviyesinin düştüğünü, bunun da bazı hastalıklara davetiye çıkardığını söyledi.

Magnezyumun, kalsiyumu vücudun doğru bölgelerine yönlendirdiğini dile getiren Harzadın, "Magnezyumun azalması beyin, böbrek, kemik gibi birçok hastalığa davetiye çıkartıyor. Bundan dolayı vücuda magnezyum takviyesi yapılması gerekiyor. Piyasada bu amaçla magnezyum oksit ve magnezyum sitrat satılıyor. Biz de magnezyum bileşenlerinin biyoyararlılığını ölçmek amacıyla bir çalışma başlattık." diye konuştu.

Deneyi fareler üzerinde yaptıklarını hatırlatan Harzadın, çalışmada, magnezyum bileşenlerinin biyoyararlılığına, emilimine, kasa ve beyne nasıl geçtiğine, kan seviyesini ne kadar yükselttiğine ve davranışı nasıl etkilediğine baktıklarını anlattı.

Magnezyum oksit ve magnezyum sitratın kan ve doku seviyesini etkilemediğini, davranışa da etkisi olmadığını gördüklerine işaret eden Harzadın, şöyle konuştu:

"Magnezyum asetil tauratın ise beyne geçişinin iyi olduğunu ve hayvanların kaygı düzeyinin de son derece düşük olduğunu gördük. Magnezyum asetil taurat alan hayvanların kan ve beyin magnezyum düzeyleri yüksek çıktı. Beyne geçince kaygı düzeylerinin son derece azaldığını belirledik. Araştırma sonucuna göre, beyin ilişkili problemlerde, baş ağrısında, kendimizi depresif hissettiğimiz dönemlerde özellikle magnezyum asetil tauratın alınmasını önerebilirim. İnsan üzerinde yapılan çalışmalar bunu destekleyecektir."

Çalışmalarının yurt dışındaki prestijli bir bilimsel dergide yayımladığını belirten Harzadın, Türkiye'den 2 şirketin etkisi tespit edilen magnezyum bileşiğinin gıda takviyesi olarak üretilmesi için harekete geçtiğini kaydetti.

– Tuzsuz kabak çekirdeği

Harzadın, ABD'deki bir ilaç firmasının da magnezyum formülasyonunu istediğini, yurt dışında da çalışmalarının oldukça ilgi uyandırdığını dile getirdi.

Magnezyum eksikliğini gidermek için sadece gıda tavsiyesine muhtaç olmadığını vurgulayan Harzadın, "Bir molekül fruktozu vücudumuzdan atmak için 56 molekül magnezyum kullanıyoruz. Magnezyuma ihtiyacımız çok ama doğada çok fazla yok. En fazla kabak çekirdeğinde görüyoruz. Günde 1 kaseye yakın kabak çekirdeği tüketmek magnezyum ihtiyacımızı karşılayacaktır ama lütfen tuzsuz." ifadelerini kullandı.

Tütün ürünlerinde vergi artırılacak

ANKARA (AA) – YEŞİM SERT KARAASLAN – Tütün ürünlerindeki vergilerin artırılması için ulusal politikalarla uyumlu vergi ve fiyat politikası uygulanarak, mevzuat değişikliği taslağı hazırlanacak ve 2019-2023 yılları arasında yeni vergi sistemi hayata geçirilecek.

Tütün Kontrolü Strateji Belgesi ve Eylem Planı 2018-2023 tamamlandı.

Tütün ürünlerinin dünyada olduğu gibi Türkiye'de de en yaygın kullanılan bağımlılık yapıcı maddeler arasında yer aldığı belirtilen eylem planında, tütün kullanımının aynı zamanda önlenebilir hastalık ve ölüm sebepleri arasında ilk sırada bulunduğu vurgulandı.

Dünya genelinde tütün ürünü kullananların yaklaşık yüzde 80'inin düşük ve orta gelirli ülkelerde yer aldığına dikkati çekilen eylem planında, Türkiye'nin 28 Nisan 2004'te Tütün Kontrolü Çerçeve Sözleşmesi'ne imza atarak tütün kontrolünün sağlanması ve önleyici tedbirlerin alınması için harekete geçtiği anımsatıldı.

Bu kapsamda ilgili mevzuatların hazırlanarak kapalı alanlarda sigara içilmesinin yasaklandığı hatırlatılan eylem planında, alınan tedbirlerle 2014 yılında yüzde 32,5 olan tütün kullanım oranlarının 2016 yılında yüzde 31,6'ya kadar düşürüldüğü ifade edildi.

Toplumdaki tüm bireylerin, tütün ürünlerinin sağlık, ekonomik, çevresel ve sosyal zararlarından korunması amacıyla hazırlanan eylem planında, nihai amaca ulaşabilmenin izlenmesi için "nihai amaç göstergeleri" belirlenerek, 2018-2023 dönemini kapsayan hedefler tespit edildi.

– "Ulusal politikalarla uyumlu vergi ve fiyat politikası uygulanacak"

Tütüne talebin azaltılması için fiyat ve vergi önlemlerinin özellikle gençlerin sigaraya başlamasını önleme konusundaki etkisinin büyük olduğu vurgulanan planında, vergi artışı yoluyla, talep edilen tütün ürünü miktarının azaltılması tezine işaret edildi. Fiyatlarda yüzde 10'luk bir artışın tütün kullanımında yüksek gelirli ülkelerde yüzde 4, orta ve düşük gelirli ülkelerde ise yüzde 5'lik bir azalışa neden olduğu ve fiyata duyarlı düşük gelir grubundaki bireyler ve gençler için tütün ürünlerin erişilebilirliğini azalttığı ifade edildi.

Tütün ürünleri üzerinden sadece belli oranda vergi almanın yetersiz olduğu, tütün ürünleri fiyatının belli bir eşiğin altına düşmesini engelleyecek bir mekanizma geliştirilmesi gerektiği ifade edilen planda, böylece oluşturulan yüksek fiyatların özellikle gençleri tütün ürünü kullanmaya başlamaktan vazgeçireceği ve halen kullanmakta olanları ise bırakmaları için teşvik edeceği görüşüne yer verildi.

Tütün Kontrolü Çerçeve Sözleşmesi'nin (TKÇS) politika paketi niteliğinde önerilen önlemler içinde yer alan tütün ürünlerindeki vergilerin artırılmasına ilişkin de düzenlemenin öngörüldüğü eylem planı kapsamında, ulusal politikalarla uyumlu vergi ve fiyat politikası uygulanacak.

– "2019-2023 arasında yeni vergi sistemi hayata geçirilecek"

Türkiye'de tütün ürünleri üzerinden, nispi ve maktu olmak üzere iki ayrı Özel Tüketim Vergisi tahsil ediliyor. Bunların üzerine, KDV'siz fiyat üzerinden yüzde 18 KDV ekleniyor ve sonuçta bir paket sigara üzerindeki ortalama vergi yükü yüzde 85,3 düzeyine ulaşıyor.

Eylem Planı ile tütün ürünleri üzerindeki vergi yükünün artırılarak, tütün ürünlerinin fiyatlarının yükseltilmesini sağlayacak faaliyetlerin hayata geçirilmesi planlanıyor.

Bu kapsamda, vergi tutarlarının kişi başı yurt içi hasıla oranları ile asgari
ücretteki artışlar göz önünde bulundurularak arttırılması, vergi tutarlarının en az nihai göstergelerdeki hedeflere ulaşılabilecek düzeyde yükseltilmesi sağlanacak.

Bu konuda Maliye Bakanlığı, sorumlu ve iş birliği yapılacak kurum olacak. Bu yıl içinde sigara fiyatlarının özellikle çocuk ve gençlerin ulaşabilirliğini azaltacak ölçüde artırılabilmesi için mevcut sistemin gözden geçirilecek ve ihtiyaç duyulan mevzua değişikliği taslağı hazırlanacak. 2019-2023 yılları arasında ise yeni vergi sistemi hayata geçirilecek.

Otomatik fiyat güncelleme mekanizması, tütün ürünlerinin fiyatlarının satın alma gücünün üstünde artmasını sağlayacak şekilde sürdürülecek.

Tütün mamullerinden alınan ÖTV tutarlarının, ocak ve temmuz aylarında, artırılmasına devam edilecek.

Uçları açık purolar ve sigarillolarda uygulanan vergi oranları, sigaralara uygulanan vergi oranları ile aynı düzeye getirilecek.

-"İthal ürünlerden alınan vergi oranları artırılacak"

Ayrıca, tütün mamullerinin üretim, ithalat, satış ve sunumundan gelir elde edenlerin ödeyecekleri vergi tutarlarının artırılması kapsamında, ithal tütünden alınan vergi oranları yükseltilecek. Bu yıl içinde ithal tütünden alınacak yeni bir vergi sistemi için gerekli taslak mevzuat hazırlanacak ve 2019'da ilgili mevzuat hayata geçirilecek.

Sigara bayileri, nargile kafeler gibi tütün ve tütün mamulü satış veya sunum yapan kişi ve kuruluşlardan ÖTV ve KDV gibi vergilere ilave olarak tütün mamulü tedarikçilerine ödedikleri fatura tutarının belli bir miktarının tütünle mücadele çalışmalarında kullanılmak üzere genel bütçede yeni bir vergi olarak tanımlanması sağlanacak. Bunun için bu yıl içinde hazırlanacak mevzuatın seneye hayata geçirilmesi sağlanacak.

2,5 milyon kişi, obezite cerrahisiyle tedavi edilebilir

TBMM (AA) – MELTEM ÖZTÜRK – Türkiye Endoskopik ve Laparoskopik Cerrahi Derneği Başkanı Prof. Dr. Emin Ersoy, Türkiye'de 2,5 milyon kişinin, obezite cerrahisiyle tedavi edilebilir düzeyde olduğunu belirterek, mide küçültme ameliyatlarının deneyimli merkezlerde yapılması halinde safra kesesi ameliyatından daha fazla risk taşımadığını söyledi.

Ersoy, mide küçültme ameliyatları, bu ameliyatı kimlerin olabileceği ve ameliyat olmak isteyen hastalara yönelik tavsiyelerine ilişkin AA muhabirinin sorularını yanıtladı.

Obeziteyi, "çağın hastalığı" olarak nitelendiren Ersoy, dünyada obezitenin ciddi bir salgın olduğuna işaret etti. Ersoy, obezite sıklığının dünyada ve Türkiye'de giderek arttığını bildirdi.

Bütün dünyanın, bununla ilgili önlem aldığını, Türkiye'de obez nüfusun, yüzde 30'un üzerinde olduğunu aktaran Ersoy, Türkiye'de 2,5 milyon kişinin, obezite cerrahisiyle tedavi edilebilir düzeyde olduğuna dikkati çekti.

Ersoy, Sağlık Bakanlığının yaptığı güzel çalışmalar bulunduğunun altını çizerek, önce obeziteyi önlemek, fast food türü gıdaları ortadan kaldırmak, evde beslenme alışkanlığını artırmak, şekerli içeceklerden uzaklaşmak gibi önlemler alınması gerektiğini anlattı. Ersoy, hasta olan popülasyonu önce ameliyatsız olarak normal kilolarına çekmek, çekememeleri halinde ameliyat etmek gerektiğini ifade etti.

-"Safra kesesi ameliyatından daha fazla riski yok"

Deneyimli merkezlerde bu ameliyatların yapılmasının önemine değinen Ersoy, "Önemli olan bir yan etki, komplikasyon çıktığında ona müdahale edecek deneyimli ekiplerin olması. Eğer bunlar olursa mide küçültme ameliyatının safra kesesi ameliyatından daha fazla riski yok. Aynı riskte yapılabilir. Deneyimli ekiplerce ameliyat edilmeliler ki beklenen komplikasyon oranları, ölüm oranları dünya seviyesinde olsun, binde birlerin altında. Korkulacak bir şey yok ama deneyimli merkezlerde olurlarsa." diye konuştu.

Mide küçültme ameliyatı sonrası yaşanan ölümlerin anımsatılması üzerine Ersoy, binlerce mide küçültme ameliyatı yapıldığını ancak iyi olan şeylerin çok konuşulmadığını, birkaç komplikasyon ve buna bağlı olay gelişmesi halinde bunun daha çok haberlere yansıdığını söyledi.

– "Ameliyat son çare"

Ersoy, mide küçültme ameliyatını, vücut kitle indeksi 35'in üzerinde ve ayrıca diyabet, yüksek tansiyon, yüksek kolestrol, kalp hastalığı gibi yandaş bir hastalığı olanlara bu ameliyatı önerdi.

Hastaların ameliyat olduktan sonra görüntüsel olan şekil bozukluklarının düzelmesinin yanı sıra olası yandaş problemlerden de kurtulduğunu vurgulayan Ersoy, hastaları, yaşam süreleri içinde karşılaşacakları çok önemli risklerden uzaklaştırdıklarını dile getirdi.

"Son çare olarak mı mide küçültme ameliyatı olunmalı?" sorusu üzerine Ersoy, her işte operasyon, ameliyatın son çare olduğunu belirtti. Hastalığın, tıbbi tedavi, öneriler, koruyucu hekimlik yöntemleriyle düzeltilememesi halinde cerrahiye başvurulması gerektiğine dikkati çeken Emin Ersoy, hastalara "Fazla kilonuzu kaybetmek için her şeyi, egzersiz, diyet, ilaç, doktor önerisi, bunları yaptınız mı?" diye sorduklarını aktardı.

Ersoy, her gördükleri obez hastaya, "Hadi ameliyat edelim" demediklerini, bunun doğru olmayacağını söyledi. Ersoy, hastaların psikolojik yönden de değerlendirilmesi gerektiğini, ağır şizofren, şizoit, psikotik bozuklar ve ameliyat sonrası yapacakları önerileri uyacak nitelikte psikolojisi olmayanlara da bu ameliyatları önermediklerini vurguladı.

Ersoy, hastalara, her şeyi yapmalarına rağmen kilo verememeleri halinde ameliyat olmalarını ve ameliyattan korkmamaları tavsiyesinde bulundu.

– "2 yıl sonra kilo almalar olabiliyor"

Ameliyattan sonra kilo alınıp alınmadığına ilişkin soruya Ersoy, "Tüp mide ameliyatlarında takipler yapılmış, 2 yıl sonra kilo almalar olabiliyor. Araştırmalar sonucunda şu sonuç bulunuyor; bu hastalar, önerilen beslenme alışkanlığından uzaklaşan hasta grupları. Ya şekerli şeyler almaya devam ediyorlar veya abur cubur yemeye devam ediyor. Eski kilolarına ulaşma şansı az ama 2 yıl sonra bu kötü alışkanlıklarını tekrar edinirlerse kilo alma şansları oluyor. Bu da yaklaşık yüzde 3-5 hastada." karşılığını verdi.

Ameliyatları iki grupta incelendiğini ifade eden Ersoy, mide hacmini küçülten ile mide hacmini küçülten ve gıda emilimini azaltanlar olduğunu dile getirdi. Ersoy, mide hacmini küçülten de iki ameliyat bulunduğunu, bunların kelepçe ve tüp mide olduğunu anlattı.

-"Kelepçe bırakıldı"

Ersoy, kelepçenin hemen hemen bırakıldığını, tamamen tüp mide yapıldığının altını çizerek, "Çünkü etkisi mide hacmini küçülten artı emilimini bozanlarla hemen hemen aynı. Biz daha fizyolojik, insan organizmasını, normal fizyolojisini en az bozan tüp mide ameliyatını seçiyoruz. Tüp mide ameliyatında bir özellik de mide hacminin yüzde 80'i küçültüp, midenin kubbe kısmını çıkardığımızda burada ghrelin denilen iştah açıcı hormon salgılanıyor bu da ortadan kalktığı için hastanın biraz iştahı da azalıyor." değerlendirmesinde bulundu.

“Sevgi albinizme merhem oluyor, bizi güçlü kılıyor”

DAKAR (AA) – ALAATTİN DOĞRU – Albinoların batıl inançlardan dolayı çoğu zaman ciddi tehlikelerle karşılaştığı Afrika'da Gabon asıllı Pernelle Obame, albinizmle gelen farklılığın kendisini güçlü kıldığını ve sevginin albinizme merhem olduğunu söyledi.

Saç, deri ve gözlerde melanin eksikliği sonucu ortaya çıkan ve genetik bir hastalık olan albinizm, dünyada her 20 bin kişiden birinde, Sahraaltı Afrika'da ise her 5 bin kişiden birinde görülüyor.

Afrika'daki batıl inançlar nedeniyle Albinolar, cinayet ve tecavüz gibi ciddi tehlikelerle karşı karşıya kalıyor.

Aynı zamanda ciltlerinin koruyucu dış tabasında renk olmadığı için yakıcı güneşten korunmada da zorluk yaşayan albinolar, güneşten gelen zararlı ışınlarının doğrudan derilerinin alt tabakasına ulaşması nedeniyle kanser riski altında bulunuyor.

Afrika'daki binlerce albinodan biri olan Gabon asıllı Pernelle Obame Senegal'de yaşıyor.

Bir çocuk annesi Obame, AA muhabirine yaptığı açıklamada "Farklılığımızı kabul eden ailelerimizin ve hassasiyetlerimizin farkında olan bireylerin bize gösterdiği ilgi ve sevgi, albinizme merhem oluyor, bizi güçlü kılıyor." ifadelerini kullandı.

7 yıl önce Senegal'in başkenti Dakar'a okumak için geldiğini, sonra da burada kalarak girişimci olduğunu belirten Obame, albino çocuklar için yapılacak en önemli şeyin onları sevmek olduğunu vurguladı.

"Aileler albino çocuklarını çok sevmeli, onlara çok emek vermeliler. Ben albino olduğumu kolayca kabullendim çünkü ailem beni çok sevdi, kendimi özel hissetmemi sağladı." diye konuşan Obame, çocukların ilk yetiştiği ortamın aile olduğunu hatırlatarak buradaki sevgisizliğin çocukların gelecekteki hayatını olumsuz etkileyeceğini söyledi.

Pernelle Obame, "Her çocuk sevgi dolu bir ortamda büyümeli. Albinizmli çocuklar, zaten yadırgandığını hissediyor, ailelerin bu boşluğu doldurması gerekiyor. Çocukların, sosyal hayata alışması, kendini sevmeye başlaması için aile sevgisi mihenk oluyor." diye konuştu.

Dakar'a ilk geldiğinde albinoları destekleyen Care Albinos örgütünde çalıştığını söyleyen Obame, köylere giderek albinizmli bireylerin korunması için güneş kremleri, şapkalar dağıttıklarını ifade etti.

– "Bizi güçlü kılan farklılıklarımızdır"

Daha sonra Senegal Albinolar Derneğinin (ANAS) iletişim bölümünde çalıştığını dile getiren Obame, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Tecrübelerimden anladığım kadarıyla her şeye ailelerden başlamak gerekiyor. Çocuklara güneş kremleri, şapkalar vermek güzel ama onları ayakta tutan anne babalarının sevgisidir. Aileler, albinizmli çocuklarını diğer çocukları gibi yetiştirmeli ki gelecekte mutlu olsunlar. Başkalarının seni kabullenmesi için önce kendini kabullenmelisin. Albino doğdum, albino yaşıyorum, albino öleceğim. Bizi güçlü kılan farklılıklarımızdır. Albinolar bunu kabul edince hayata tutunabilirler."

Albinizmli bireyler olarak toplumdaki tüm hassasiyetler ile ilgili gün ve kampanyaları desteklediklerini belirten Obame, bunun farklılıkları, hassasiyetleri olan bireylerin kendilerini kabullenerek mutlu yaşamasına katkıda bulunacağını sözlerine ekledi.

Sağlık Bakanlığından Bağcılar Hastanesi açıklaması:

ANKARA (AA) – Sağlık Bakanlığınca, Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 18 yaş altında doğum yapan tüm kadınların adli mercilere bildiriminin eksiksiz yapıldığı bildirildi.

Bakanlık tarafından, bazı basın yayın organlarında Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile ilgili çıkan haberler üzerine yazılı açıklama yapıldı.

Açıklamada, Bakanlığa bağlı tüm hastanelerde olduğu gibi Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesinde de 18 yaş altında doğum yapan tüm kadınların adli mercilere bildiriminin eksiksiz olarak yapıldığı vurgulandı.

Söz konusu haberde bahsedilen hastaların, gebe polikliniği ve doğumhane dışında başka şikayetleri sebebiyle Kulak Burun Boğaz (KBB), İç Hastalıkları ve Çocuk Polikliniğine başvurdukları ifade edilen açıklamada, şunlar kaydedildi:

"Bu vakaların ilerleyen süreçte gebe polikliniği ve doğumhaneye başvurduklarında gerekli bildirimlerin yapıldığı da saptanmıştır.

Olası bir aksaklığa sebebiyet vermemek için, kadın doğum poliklinikleri ile birlikte diğer polikliniklere başvuran 18 yaş altı gebelik teşhisi almış tüm hastaların Sosyal Hizmetler Uzmanı vasıtasıyla İl Emniyet Müdürlüğü Çocuk Şubesine bildirilmesi gerektiği konusunda hastane çalışanları tekrar bilgilendirilmiştir."

Sözleşmeli yerli ve yabancı sağlık uzmanı çalıştırılabilecek

ANKARA (AA) – Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumunda proje hazırlanması veya yürütülmesi için proje süresince ve üç yıla kadar sözleşmeli yerli ve yabancı uzman çalıştırılabilecek.

Bakanlıklara bağlı, ilgili, ilişkili kurum ve kuruluşlar ile diğer kurum ve kuruluşların teşkilatı hakkında 4 numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi, Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayımlandı.

Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu'nun görev ve yetkilerini düzenleyen kararnameye göre, Kurum, görev alanına giren ürünlerin ruhsatlandırılması, üretimi, depolanması, satışı, ithalatı, ihracatı, piyasaya arzı, dağıtımı, hizmete sunulması, toplatılması ve kullanılmasıyla ilgili kural ve standartları belirlemek, bu faaliyetleri yürütecek kamu ve özel hukuk tüzel kişileri ile gerçek kişilere izin vermek, ruhsatlandırmak, denetlemek ve gerektiğinde yaptırım uygulamak, laboratuvar analizlerini yapmak ve yaptırmakla sorumlu olacak.

Klinik araştırmalarla ilgili düzenlemeleri yapacak, izin verecek ve denetleyecek olan kurum, Türk farmokopesini hazırlayacak, hayati öneme sahip ilaç, tıbbi cihaz ve ürünlerin piyasada sürekli bulunabilmesi için piyasada bulunabilmesi için gerekli tedbirleri alacak, görev alanına giren ilaç ve tıbbi ürünlerle ilgili uyarı sistemlerini kuracak, işletecek ya da işlettirecek, s kurum personelinin uluslararası karşılıklı tanınma ve akreditasyonunu sağlayacak.

Kurum ilaç ve tıbbi ürünlerin piyasa gözetimi ve denetimini yapacak, gerektiğinde toplamak, imha etmek veya ettirmek, piyasadaki ürünler için güvenlilik bildirim yöntemlerini belirlemek, gerekli bildirimleri yapmak, laboratuvar analizlerini yapmak veya yaptırmakla sorumlu olacak.

İlaç fiyatlarının belirlenmesi için farmako-ekonomik değerlendirme ve çalışmalar yapacak olan Kurum, alanına giren ilaç, tıbbi cihaz ve ürünleri üretenler, satanlar ve faydalananlar arasında doğabilecek ihtilafların çözümüne yönelik usulleri belirleyecek.

Kendi alanına ilişkin faaliyetleri izlemek, değerlendirmek, iyi uygulama örneklerini yaygınlaştırmak, politika üretilmesi ve gerekli düzenlemelerin yapılması için Bakanlığa teklifte bulunmakla sorumlu olacak olan Kurum, alanı ile ilgili konularda ulusal veya uluslararası, kamu kurumlan ve üniversiteler ile özel kuruluşlarla bilimsel ve teknik iş birliği yapacak, müşterek çalışmalar yürütecek. Kurum personelinin atama, nakil, özlük, ücret, emeklilik ve benzeri işlemlerini yürütecek, kurum hizmetlerinin gerektirdiği her türlü satın alma, kiralama, bakım ve onarım, arşiv, idari ve mali hizmetleri yürütecek.

– Kurum, taşra teşkilatı kurmaya ve kaldırmaya yetkili olacak

Merkez teşkilatından meydana gelen Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu, ihtiyaç halinde denetim hizmetlerini yürütmek üzere merkeze bağlı gruplar oluşturabilecek.

Kurum, Başkan, beş başkan yardımcılığı, daire başkanlıkları, ihtiyaca göre kurulacak danışma ve denetim birimleri ile strateji geliştirme daire başkanlığından oluşacak. Kurum, ilgili Cumhurbaşkanlığı kararnamesine uygun olarak taşra teşkilatı kurmaya ve kaldırmaya yetkili olacak.

İhtiyaç duyulan her türlü tesis, hastane, sağlık eğitim tesisi, sağlık kampüsü, sosyal donatılar ve diğer tesisler Kurum tarafından yaptırılabilecek. Bu tesislerin bedelleri, Kurumun bütçesinin ilgili tertiplerine bu amaçla konulan ödeneklerden ve diğer gelirlerden karşılanacak.

Kurumun mülkiyetindeki taşınmazlar veya Çevre ve Şehircilik Bakanlığının görüşü alınarak Hazinenin özel mülkiyetindeki taşınmazlardan Kuruma tahsisli olan taşınmazların üzerindeki yapılarla birlikte devredilmesi suretiyle, karşılanmak üzere düzenlenecek protokol esasları çerçevesinde Toplu Konut İdaresi Başkanlığına veya inşaat işleriyle ilgili araştırma, proje, taahhüt, finansman ve yapım işlemleri konusunda görevli ve yetkili kamu tüzel kişiliğine sahip diğer kurum ve kuruluşlara da doğrudan yaptırılabilecek.

Bakanlıkça sağlık hizmetlerinde kullanılmakta olan binalardan, Bakanlıkça oluşturulacak komisyon tarafından fonksiyonellik veya onarım-tadilat maliyeti açısından yapılan değerlendirme sonucunda yıkımının uygun olduğuna karar verilen binalar yıkılabilecek. Yıkım kararı verecek komisyonun teşkili ile çalışma usul ve esasları Bakanlıkça belirlenecek.

– Tıbbi ürün ve hizmetlerin üretiminin teşvik edilmesi

Kurum, sağlık hizmeti sunumunda ihtiyaç duyulan tıbbi cihaz, ilaç ve diğer ürün ve hizmetlerin alımında mümkün olduğunca yurtiçi sanayi imkanlarından faydalanmak amacıyla araştırma, geliştirme, prototip ve seri üretim faaliyetlerini yaptıracak. İhtiyaç halinde yerli ve yabancı gerçek ve tüzel kişilerle alım garantili sözleşmeler yapılabilecek ve yedi yıla kadar gelecek yıllara yaygın yüklenmeye girişilebilecek.

Kurum, insani ve teknik yardım amacıyla yurt dışında geçici sağlık hizmet birimleri kurabilecek, kurdurabilecek, işletebilecek ve işlettirilebilecek. Bu amaçla ulusal ve uluslararası sivil toplum kuruluşları, finans ve yardım kuruluşları ile işbirliği ve ortak çalışma yapabilecek, insan ve mali kaynakları ile destek sağlayabilecek.

Kurum kadrolarında tıpta ve diş hekimliğinde uzmanlık mevzuatına göre, diğer kamu kurum ve kuruluşlarında uzmanlık eğitimi veya yan dal uzmanlık eğitimi yaptırılabilecek.

Başkan, başkan yardımcısı, diğer yöneticiler hiyerarşik olarak kendilerine bağlı bir alt kademedeki personelin performanslarını, verilen görevlere ve belirlenen hedeflere göre değerlendirecek. Stratejik planlar, performans programları ve faaliyet raporları ilgili Kanuna uygun olarak oluşturulacak ve ilgili kurumlara iletilecek.

Kurumda, ilgisine göre 657 sayılı Kanun ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ilgili maddelerine göre, sağlık uzmanları ve uzman yardımcıları, sağlık denetçileri ve denetçi yardımcıları ile ürün denetmenleri ve ürün denetmen yardımcıları istihdam edilebilecek.

Sözleşmeli uzman çalıştırılmasıyla ilgili olarak da Kurumda özel bilgi ve ihtisas gerektiren nitelikli bir işin yapılması veya proje hazırlanması veya yürütülmesi için 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ilgili maddesine göre proje süresince ve üç yıla kadar sözleşme ile yerli ve yabancı uzman çalıştırılabilecek. Bu şekilde çalıştırılacak personel sayısı elliyi geçemeyecek.

“Sıcak havada egzersiz ve yoğun çalışma, sıcak çarpması riskini artırıyor”

İSTANBUL (AA) – Türk Toraks Derneği Başkanı Prof. Dr. Hasan Bayram, sıcaklık artışlarına bağlı olarak özellikle solunum sistemi, kalp-damar hastalıkları ve beyin hastalıklarına bağlı ölümlerde artış olduğuna işaret ederek, yeterince terlemenin olmaması veya ortamda yüksek nem bulunması durumunda vücut sıcaklığı, fizyolojik işlevleri yerine getiremeyecek tehlikeli düzeylere çıkabildiğini, sıcak havada egzersiz yapmak ve yoğun çalışmanın da sıcaklık çarpa riskini artırdığını belirtti.

Bayram, yazılı açıklamasında, küresel ısınma ile buna bağlı iklim ve çevre değişikliklerinin özellikle son yıllarda insan sağlığını ciddi şekilde tehdit eder hale geldiğine değinerek, sanayi devrimiyle fosil yakıtların kullanımının artması sonucu karbondioksit, metan ve azot oksit gibi sera gazlarının atmosferik konsantrasyonları ileri derecede artığını, enerji ve taşımacılık sektörlerinin halen sera gaz emisyonunda büyük rol oynadığını ifade etti.

Türkiye'de haziran aylarında izlenen ortalama sıcaklık 21,3 dereceyken, bu yıl 22,3 derece seyrettiğini İstanbul'da ise 22,7 derece olduğunu kaydeden Bayram, şöyle devam etti:

"Sıcaklık artışlarına bağlı olarak özellikle solunum sistemi, kalp-damar hastalıkları ve beyin hastalıklarına bağlı ölümlerde artışlar olmaktadır. Son yıllarda, başta Akdeniz bölgesinde olmak üzere Avrupa'nın çeşitli yerlerinde, Hindistan, Pakistan gibi ülkelerde sıcaklık artışına bağlı çok sayıda ölüm görüldü. Bu ölümlerin daha çok sıcak çarpması, ateş ve su kaybından kaynaklandığı, kişide kalp yetmezliği, kronik solunum hastalıkları ve inme olmasının da ölümleri artırdığı bulunmuştur."

Bayram, aşırı sıcaklara maruziyet sonucunda ortaya çıkan sağlık sorunlarının başında sıcaklık çarpması geldiğine işaret ederek, şu bilgileri paylaştı:

"Güneş çarpması olarak da bilinen sıcak çarpması, uzun süre yüksek sıcaklıklara maruz kalma sonucunda vücudun aşırı miktarda ısınmasıyla ortaya çıkan bir durumdur. Vücudumuz sıcaklık artışı karşısında kendini koruyacak başta terleme olmak üzere, çeşitli mekanizmalara sahiptir. Vücudumuzun normal fonksiyonları sürdürebilmesi için vücut sıcaklığının 36,3 ile 37,1 derece arasında tutulması gerekir. Fizyolojik koruma mekanizmalarının henüz yeterince gelişmediği ya da fonksiyonunun azaldığı (yaşlılık, erken çocukluk, kronik hastalık gibi) koşullarda ortam sıcaklığının artışı vücutta kontrolsüz sıcaklık artımına neden olmaktadır (40 derece ve üzeri). Yeterince terlemenin olmaması ya da ortamda yüksek nem bulunması durumunda vücut sıcaklığı, fizyolojik işlevleri yerine getiremeyecek tehlikeli düzeylere çıkabilmektedir. Sıcak havada egzersiz yapmak ve yoğun çalışmak da sıcak çarpması riskini artırmaktadır."

– Korunma yöntemleri

Türk Toraks Derneği Çevre Sorunları ve Akciğer Sağlığı Çalışma Grubu Başkanı Doktor Öğretim Üyesi Nilüfer Aykaç da sıcak çarpmasının belirtilerini, "vücut sıcaklığının hızlı bir şekilde 40 derece ve üzerine çıkması", "terlemenin bozulması", "cildin sıcak ve kuru olması", "önce kızarıp daha sonra soluk ve morumsu bir renk alması", "normalden daha hızlı soluk alıp verme", "hızlı nabız atması", "bulantı", "kusma", "baş ağrısı", "kas krampları", "genişlemiş göz bebekleri", "tutarsız konuşmalar", "çevreyi tanıyamama", "şaşkınlık", "agresif konuşma ya da davranışlar", "ajitasyon ve halüsinasyonlar", "uyuklama ya da sersemlik hali", "havale geçirme" ve "bilinç kaybı" şeklinde sıraladı.

Sıcak çarpmasının acil bir durum olduğunu belirten Aykaç, sersemlik, baş ağrısı, aşırı yorgunluk, gerginlik, şiddetli kas ağrıları, yüksek ateş, mide bulantısı, havale geçirme veya bilinç kaybı semptomları görüldüğünde acil olarak doktora başvurmak gerektiğinin altını çizdi.

Aykaç, yaşlılar, bebekler ve 5 yaş altı çocuklar, kronik hastalıkları olanlar, yatağa bağımlı hastalar, çeşitli kalp ilaçları ve idrar söktürücü kullananlar, evsizler, yoksullar, dış ortamda çalışanlar, dış ortamda egzersiz yapanlar, açık havada doğrudan sıcak havaya maruz kalan inşaat, temizlik, ulaşım iş kollarında çalışanlar, trafik polisleri, askerler sıcak çarpması riski altında olduğunu, apartmanların en üst katlarında, tuğladan yapılmış veya betonarme evlerde, sıcaklığa maruz kalma riskinin arttığını ifade etti.

Nilüfer Aykaç, sıcak çarpmasından korunma yöntemlerini şöyle açıkladı:

"Sıcak havalarda, özellikle sabah 10.00 ile öğleden sonra 15.00 arasında, çocuklar, yaşlılar, solunum ve kalp damar hastalığı gibi ek hastalığı olanlar doğrudan güneş ışığına maruz kalmamalıdırlar. Sıcak dalgası olduğu günlerde mümkünse evin içini serin tutmak, gerekirse klima ya da vantilatör kullanılmalı. Ayrıca bol sıvı alımı ihmal edilmemelidir. Yaz aylarında hafif, bol ve açık renk kıyafetler tercih edilmeli. Sıcak havalarda beslenirken ağır yemeklerden kaçınılmalı, bol su içmeli, alkol ve kafein içeren içeceklerden uzak durmalı. Güneş yanığına karşı önlem almalı, geniş kenarlı şapka kullanılmalı. Sıcakta spor ya da egzersiz yapmamalı ya da erken veya geç saatler seçilmeli. Mümkünse sık duş almalı."

İlk müdahalede hastanın, bir sağlık kuruluşuna ulaştırılana kadar serin bir yere alınması, ateşi varsa giysilerinin çıkarılması, düz yerde yatırılarak ayakları kalp seviyesinden yükseğe kaldırılması gerektiğini ve koltuk altı, kasık ve dirseklere soğuk uygulanabileceğini belirten Aykaç, şunları kaydetti:

"Vücut ısısı 40 derecenin üzerine çıktığında buz veya ıslak bezle soğutma yapılarak, vücut ısısının 38,5 derecenin altına düşürülmesi sağlanmalıdır. Hasta bu arada hızlı bir şekilde bir sağlık kuruluşuna götürülmelidir. Hastanın bilinç durumu bozulmuşsa, ek oksijen desteğine gerek vardır, hastaya ağız-burun yoluyla oksijen verilmelidir. Damar yolu açılarak sıvı takviyesinde bulunulmalıdır."

“Parmak bebek” taburcu edildi

MERSİN (AA) – Mersin'in Tarsus ilçesinde, 970 gram olarak dünyaya gelen ve tedavisinin ardından 2 kilo 300 grama ulaşan "parmak bebek" taburcu edildi.

Tarsus ilçesindeki bir özel hastaneden yapılan açıklamaya göre, iş makinesi operatörü Serkan Güder'in ev hanımı eşi Deniz Güder, 2'nci çocuğuna 26 haftalık hamileyken sancıları başladı.

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Mahmut Güden'in erken doğuma karar vermesi üzerine Güder, sezaryenle 970 gram ağırlığında erkek bebek dünyaya getirdi.

"Miraç" adı verilen "parmak bebek", akciğer ve kalbindeki sıkıntı nedeniyle yenidoğan yoğun bakım ünitesinde tedaviye alındı.

Yaklaşık 3 aylık tedaviyle sağlığına kavuşup 2 kilo 300 gram ağırlığa ulaşan bebek, taburcu edildi.

Annesiyle birlikte kardeşi Miraç'ı almaya gelen 4 yaşındaki Hasan Efe de büyük mutluluk yaşadı.

Çin menşeli “valsartan” içeren tansiyon ve kalp ilaçlarının satışı durduruldu

ANKARA (AA) – YEŞİM SERT KARAASLAN – Sağlık Bakanlığı tarafından başlatılan inceleme sonucunda, Türkiye'de ruhsatlı, farklı ambalaj formlarına sahip "valsartan" içeren 33 ürün için Çin'den etken madde tedarik edildiği belirlendi.

Söz konusu 33 ürünün satışının İlaç Takip Sistemi'nde engellenmesine karar verildi.

Avrupa İlaç Ajansının (EMA) 5 Temmuz'da yaptığı uyarı üzerine, Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumunca "valsartan" etken maddeli ilaçlarla ilgili inceleme başlatılmıştı.

AA muhabirinin Sağlık Bakanlığı yetkililerinden edindiği bilgiye göre, bunların kanserojen içerebileceği gerekçesiyle başlatılan inceleme sonucunda, Türkiye'de ruhsatlı, farklı ambalaj formlarına ve içeriklere sahip "valsartan" etken maddeli 33 ürün için Çin'deki üretim tesisinden etken madde tedarik edildiği saptandı.

Bilimsel komisyonlarda ilaçların durumu görüşüldü ve gerekli tedbirlerin hızla alınması amacıyla Çin menşeli "valsartan" içeren tansiyon ve kalp ilaçlarının satışının İlaç Takip Sistemi'nde engellenmesine karar verildi. Artık söz konusu ürünlerin satışı yapılamayacak.

Yetkililerce, piyasada "valsartan" etken maddeli, risk taşımayan eş değer ürünler bulunduğu, vatandaşların ilaca erişimde sıkıntı yaşamayacakları belirtildi.