Uluslararası Türk Dünyası MS Kongresi

ANKARA (AA) – Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) Rektörü Prof. Dr. Cevdet Erdöl, üniversite bünyesinde Multipl Skleroz (MS) Uygulama ve Araştırma Merkezinin kurulduğunu bildirdi.

SBÜ Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Türk dünyasından nöroloji alanında çok sayıda bilim insanının katıldığı, üç gün sürecek "Uluslararası Türk Dünyası Multipl Skleroz" kongresine ev sahipliğini yapıyor.

Prof. Dr. Erdöl, kongrenin açılışında yaptığı konuşmada, Türkiye'de örneği olmayan farklı bir üniversite konumunda olduklarını söyledi.

Üniversite bünyesinde 2 bin öğretim üyesi, 10 bin de öğrenci bulunduğunu ifade eden Erdöl, "10 bine yakın da Sağlık Bakanlığı ile afiliye olduğumuz hastanelerde uzmanlık eğitimi alan öğrencimiz var. Kısa sürede büyük bir yapıya ulaşmış bir üniversiteyiz. Bunun yanı sıra şu anda yurt dışında da eğitim veren farklı bir üniversite yapısındayız." dedi.

Üniversitenin yurt dışı eğitim faaliyetlerinden de bahseden Cevdet Erdöl, Somali'deki Meslek Yüksek Okulundan bu yıl 61 öğrencinin mezun olacağını belirtti.

  • "11 ülkeden misafir askeri öğrencimiz var"

Rektör Erdöl, Sağlık Bilimleri Üniversitesinin Sudan'da da önemli bir eğitim kurumununun olduğunu ifade ederek, şunları kaydetti:

"Yakın gelecekte Özbekistan, Irak, Suriye gibi dost ve kardeş ülkelerden, bizden eğitim yardımı veya iş birliği isteyen ülkelerle de iş birliği içinde olacağız. Burası daha önce askeri bir eğitim kurumu pozisyonundaydı. Biz o fonksiyonu da devam ettiren bir üniversiteyiz. Gülhanede ve bu sene İstanbul'da aldığımız askeri öğrencilerle, toplam 441 askeri öğrencimiz var. Bunun yanı sıra 11 ayrı ülkeden de subay veya astsubay yetiştirmek üzere askeri öğrencilerimiz var. 11 ayrı ülkenin bizde misafir öğrencileri var. Kısa süre içerisinde aldığımız 10 bin öğrenci içerisinde bin 100 civarında, 62 ayrı ülkeden gelen öğrenciler var. Çok geniş coğrafyaya hitap etmiş bir üniversitemiz oldu."

Cevdet Erdöl, üniversite bünyesinde Multipl Skleroz Uygulama ve Araştırma Merkezini kurduklarını ifade ederek, "Bu merkezin kuruluşu resmi yönetmelikle de yayınlanmış oldu." dedi.

– "MS kadınlarda daha sık görülüyor"

SBÜ Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Şeref Demirkaya ise Türkmenistan, Kazakistan, Kırgızistan, Azerbaycan ve KKTC'nin de aralarında olduğu ülkelerin kongreye katılım gösterdiğini dile getirerek, ilk kez MS alanında çalışan nöroloji uzmanlarının kongre kapsamında bir araya geldiğini söyledi.

Üç gün sürecek kongrede MS hastalığının her yönüyle ele alınacağını ifade eden Demirkaya, kongrenin ilk gün MS'in risk faktörleri, tanısı ve tanıya giderken kullanılan araçlar, ikinci gün mikrobiyata, MS'in günümüzde tedavi seçenekleri, son günde ise MS alanında kök hücre tedavisinin etkilerinin görüşüleceğini belirtti.

MS'in merkezi sinir sistemini etkileyen ve kişilerin yaşantısını etkileyen önemli bir rahatsızlık olduğunu belirten Demirkaya, "MS kadınlarda daha sık görülüyor. Özellikle 20-40 yaş arasında ortaya çıkıyor. Tedavi sırasında özel durumlar var. Özellikle hamilelik dönemlerinde nasıl müdahale edileceği konusunu da kongremize dahil ettik. Beslenme, aşılanma ve egzersiz konuları da kongrenin önemli konularından biri olacaktır." dedi.

  • "Hava ve çevre kirliliği epidemiyolojiyi etkiliyor"

Türk Nöroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Şerefnur Öztürk de MS'in beyni etkileyen çok önemli bir hastalık olduğunu vurguladı.

Öztürk, şunları ifade etti:

"Dünyada nörolojik hastalıklar önemli bir yük oluşturuyor. Bölgeler benzerlik gösteriyor. Özel tedavi yaklaşımları da stratejik bir rol oynuyor. MS son derece yaygın bir rahatsızlık. Artıyor ve artmasında da pek çok faktör rol alıyor. Hava ve çevre kirliliği epidemiyolojiyi etkiliyor. Beyin çok güzel bir organ. Bu güzelliği korumamız gerekiyor."

“Her 3 saatte 1 çocuğa kanser teşhisi konuluyor”

İSTANBUL (AA) – ANDAÇ HONGUR – Kanserli Çocuklara Umut Vakfı (KAÇUV) Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. İnci Yıldız, Türkiye'de yılda 3 bin 500 çocuğa, yani her 3 saatte 1 çocuğa kanser teşhisi konulduğunu belirterek, "Bu rakam nükslerle 5 bine ulaşıyor. Kanser konusunda bilinç ve doktora, sağlık hizmetlerine ulaşmak kolaylaştıkça tedavi başarısı da yıllar içinde artış gösteriyor." dedi.

Yıldız, AA muhabirinin sorularını yanıtlarken, 15 Şubat Dünya Çocukluk Çağı Kanser Günü'nün temel amacını, "toplumların dikkatini kanser olgusuna çekmek", "çocukluk çağı kanserleri hakkında bilgilendirmek", "neler yapılabileceğine dair gündem oluşturmak", "farkındalık yaratmak" ve "erken teşhisin özellikle çocuk kanser vakalarında hayati önem taşıdığı konusunda toplumu bilinçlendirmek" şeklinde açıkladı.

Vakfın "Nerede yaşam varsa, orada umut vardır." diyerek, 15 Şubat Dünya Çocukluk Çağı Kanser Günü kapsamında geniş kitlelere sesleneceği bir farkındalık çalışması yürüttüğünü dile getiren Yıldız, çalışmada en önemli amacın çocukluk çağı kanserinde erken teşhisin önemine dikkati çekmek olduğunu ifade etti.

Yıldız, çocuklarda kanserin görülme nedenlerine ilişkin çok net bir cevap vermenin mümkün olmadığını belirterek, şöyle devam etti:

"Ancak dünyadaki global kirlenme en büyük etken. Meyve ve sebze yetiştiriciliğinde kullanılan tarım ilaçları, büyük şehirlerde çevre kirliliği, hormonlu et ve tavuklar, elektromanyetik dalga kirliliğini nedenler arasında sayabiliriz. Ayrıca günümüzde çocukların cep telefonu ve tablet ile erkenden tanışmaları, çocukluk çağında ciddi derecede radyasyona maruz kalmalarına neden oluyor. Çocuk beyninin hassas yapısının bu kadar radyasyona maruz kalmasının, 10 yıl sonra beyin tümörlerinde büyük bir artış olarak karşımıza çıkacağını öngörüyoruz. Türkiye'de yılda 3 bin 500 çocuğa, yani her 3 saatte 1 çocuğa kanser teşhisi konuluyor. Bu rakam nükslerle 5 bine ulaşıyor.

Kanser konusunda bilinç ve doktora, sağlık hizmetlerine ulaşmak kolaylaştıkça tedavi başarısı da yıllar içinde artış gösteriyor. Her geçen yıl 3 yaş altı çocuklarda kanser vakaları artıyor. Çocukluk çağı kanserlerinin en sık görüleni lösemi. Bilinen vakaların yüzde 30'u lösemi. Geri kalan yüzde 70 içinde ülkemizde ikinci sırada lenf bezi kanserleri (Hodgkin ve Hodgkin-dışı lenfoma) yer alıyor. Bu kanser türlerini sırasıyla sinir sistemi tümörleri, nöroblastoma, Wilms tümörü ve yumuşak doku sarkomaları (rabdomiyosarkoma) izliyor."

  • "Aileler en ufak belirti görüyorsa, ihmal etmeden doktora başvurmalı"

Belirtilerin kanserin türüne göre farklılık gösterebildiğine değinen Yıldız, "Örneğin lösemi iyileşmeyen enfeksiyonlar, solukluk, deride kanamalar, karaciğer, dalak büyüklüğü, lenf bezi şişmeleriyle karşımıza çıkar. Çocuk aşırı halsiz olur. Onun dışındaki böbrek kanseri, böbrek üstü bezi, lenfoma dediğimiz beze kanserlerinin kendine özgü belirtileri var. Lenfomalar, beze şişlikleriyle gelir. Böbrek ve böbrek üstü bezi tümörleri, karında şişlikler veya devamlı karın ağrısıyla kendini gösterebilir. Kemik tümörleri daha büyük yaştaki çocuklarda olur, kemikte bir şişlik ve ağrıyla ortaya çıkar. Bu nedenle aileler en ufak bir belirti bile görüyorsa, ihmal etmeden mutlaka doktora başvurmalı." diye konuştu.

Prof. Dr. İnci Yıldız, erken teşhisin öneminin altını çizerek, "Erken teşhisle yüzde 80-90 kurtarıyoruz. Bugün çocukluk çağı lösemisinden eskisi gibi korkmuyoruz. 30 yıl önce vakaların yüzde 20'si iyileşirken, bugün yüzde 80'inden fazlası iyileşiyor. Önemli olan hastalığı erken evrede yakalamak, uygun merkeze ulaşıp tedavi almak. Tedavi maalesef uzun ve yıpratıcı bir süreç. Tedavi 6 ay ila 1 yıl arasında sürüyor ve bu tedavi genellikle kemoterapi yani ilaçla tedavi. Bazı tümörlerde ışın tedavisi kullanıyor, gerekli durumlarda ameliyat yapıyoruz. Ama dediğim gibi tedaviye erken evrelerde başlanırsa hem daha kısa sürüyor hem de büyük oranda başarılı olunuyor." dedi.

  • "51 anneye ek gelir elde etme fırsatı sunuldu"

Vakfın faaliyetlerine ilişkin bilgi veren Yıldız, Aile Evi'nin ihtiyaç sahibi kanserli çocuk ve ailelerine tedavi sırasında hiçbir ücret ödemeksizin konaklama, gıda, temizlik, sosyal alanlar, mutfak, kısmi giyim, eğitim ve psiko-sosyal destek sağlamak amacıyla 2012'de İstanbul Cerrahpaşa'da açıldığını söyledi.

Yıldız, Avrupa Yakası'ndaki Aile Evi'ne gösterilen yoğun ilgi sonrasında Anadolu Yakası'ndaki talepleri de karşılamak amacıyla 2. Aile Evi'nin temelinin Pendik'te atıldığını dile getirerek, "Bu süreçte bize gönüllü bireysel-kurumsal bağışçılarımız destek oldu. Toplam 6 kattan oluşacak olan 2. Aile Evi'nde her bir ailenin konaklayabileceği 22 oda olacak. Her katta 4 aile odası ve en üst katta da büyük bir oyun odasının yer alacağı 2. Aile Evi'nde, çocuklar için atölye alanı, sınıf, bilişim odası ve psikolog odası da bulunacak." diye konuştu.

KAÇUV Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. İnci Yıldız, bir transit aracın gezici kafeye dönüştürülmesiyle hayata geçirilen Umut Kafe'nin de İstanbul'un çeşitli noktalarında çay, kahve ve atıştırmalık servisi yaparak, çocuklarının tedavileri için şehir dışından gelmek zorunda kalan ve bu nedenle mevcut işlerini kaybeden ebeveynlere yiyecek-içecek üretiminden ve servisinden gelir kaynağı yarattığını belirtti.

Yıldız, geçen yıl iş birliği yaptığı 46 farklı kurumun bahçesinde gezici kafe hizmeti sunan Umut Kafe ile Aile Evi'nde konaklayan 51 anneye ek gelir elde etme fırsatı sunulduğunu kaydetti.

“Aşkın ömrü 2,5 yıl”

            İZMİR (AA) - Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Tıp Fakültesi Kalp Damar Cerrahisi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Özalp Karabay, aşkın vücut ve hormonlar üzerindeki etkisinin 2,5 yıl sürdüğünü, yerini sevgi ve güven gibi farklı duygulara bıraktığını söyledi.

Ege Üniversitesinden (EÜ) yapılan açıklamaya göre, Tıp Fakültesi Hastanesi Kurumsal İletişim Müdürlüğünün "aylık kültür, sanat ve sağlık temalı aktiviteleri" çerçevesinde fakültenin konferans salonunda "Aşk kalpte mi beyinde mi?" başlıklı söyleşi düzenlendi.

Söyleşide, aşık olunan kişinin görüldüğü anda hormonlarda meydana gelen değişimi anlatan DEÜ Tıp Fakültesi Kalp Damar Cerrahisi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Karabay, o kişi görüldüğünde vücuttan heyecanı yaratan dopamin, adrenalin gibi hormonlar salgılandığını, bu nedenle heyecan, heyecanla birlikte takıntı ve mutluluk hallerinin yaşandığını belirtti.

  • "Yerini onu destekleyen başka davranış modelleri alıyor"

Karabay, aşkı uzun ömürlü devam ettirme, aynı düzeyde tutma şansı bulunmadığını ifade ederek, "Çünkü zaman geçtikçe hormon değerleri aynı düzeyde kalmıyor. Bu nedenle aşkın vücut ve hormonlar üzerindeki etkisi 2,5 yıl sürüyor. Buradaki duygular yerini sevgi, güven gibi daha farklı duygulara bırakıyor. Yani başlangıçta güzel olan aşkın yerini onu destekleyen başka davranış modelleri alıyor. Aşk, başlangıçta hormonal ve duygusal ama daha sonra sevgiye dönüşebiliyor." değerlendirmesini yaptı.

-"Aşk, geçici delilik"

Aşkın "geçici bir delilik hali, akıl tutulması" olduğunu savunan DEÜ Tıp Fakültesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kemal Yücesoy ise aşkın "görsel bir şeyle" başladığını aktardı.

Görsel bir beğeninin insan beyninde sadece saniyenin beşte biri kadar zamanda oluştuğunu kaydeden Yücesoy, "Bir anda bir fotoğraf çekiliyor. Bu fotoğraf çekildikten sonra, aşka düşme ya da bir anda kalp çarpıntısının olması da 1,5 saniye sürüyor. Bundan sonra bütün iş beyinde dönüyor. Beyinde 12 merkez birden çalışıyor. Küçücük bir görüntünün arkasında hummalı bir faaliyet başlıyor. Geçici bir delilik. O hummalı faaliyet gösteren merkezlerin birçoğu aslında obsesif – kompulsif hastalarda da çalışıyor. Akıl ve mantık tamamen devre dışı kalıyor." ifadelerini kullandı.

– Sanal alem aşkı

Yücesoy, sanal alemde gerçek aşkı bulmanın çok zor olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti:

"Sanal alemde tanışarak aşık olmanın çok düşük bir olasılık olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü görsel geldi, görüntüyü aldık. Görüntüyü almak hiçbir zaman aşık olmak değil, sadece hoşlanma ya da aşkın gelip kapıyı çalması. Burada bu kapıyı çaldıktan sonra limbik sistem diye bir sistemimiz devreye giriyor. Limbik sistemin üç görevinden biri duygularımız. Heyecanlar, korkular, kalp çarpıntıları. Ve limbik sistemin bizim 5 duyumuzdan sadece kokuyla ilgisi var, diğer duyularımızla etkilenmiyor. Dolayısıyla görmek, dokunmak hiçbir şeyi halletmiyor, mutlaka o kokuyu almak gerekiyor. Burada koku derken bir parfüm kokusu değil. Burada ter bezlerinden salgılanan ve feromon denilen kokusuz kokular var. Bunlar sadece beyni uyarıyorlar ve bu gelen uyarılar eğer limbik yapınıza, kişisel yapınıza ruh halinize uygunsa bir anlam kazanıyor. Sanal dünyada limbik sistem uyarılmayacağından burada gerçek aşkı bulmanın zor olacağını söyleyebiliriz."

“Ağır olmayan kalp hastalığı yıllarca belirti vermeyebilir”

İSTANBUL (AA) – HATİCE ŞENSES – Türk Pediatrik Kardiyoloji ve Kalp Cerrahisi Derneği Başkanı Prof. Dr. Ahmet Çelebi, ağır kalp hastalıklarının belirtilerinin, ilk birkaç gün hatta saatler içinde dahi ortaya çıkabildiğini belirterek, "Ağırlık derecesi az olanlar, çeşidine göre aylar içinde hatta yıllar içinde de görülebilir." dedi.

Prof. Dr. Çelebi, Dünya Doğumsal Kalp Hastalıkları Farkındalık Haftası dolayısıyla AA muhabirine yaptığı açıklamada, yapılan çalışmaların, canlı doğan bebeklerin yüzde 0,5-1'inde doğuştan kalp hastalığı olduğunu gösterdiğini aktardı.

Bu çalışmalardan ve doğum hızından yola çıkılarak yapılan hesaplamalara göre Türkiye'de her yıl yaklaşık 13 bin bebeğin doğuştan kalp hastalığı ile dünyaya geldiğini dile getiren Çelebi, her doğuştan kalp hastalığının aynı olmadığını, bunun çok çeşitlerinin bulunduğunu söyledi.

Çelebi, ağır olanların ve hayati risk taşıyanların tedavi gerektirdiğini ifade ederek, şu bilgileri verdi:

"Örneğin büyük damarların kalpten ters olarak çıkışları ilk haftalarda hemen cerrahi tedavi, ağır kapak darlıkları ilk günlerde anjiyo ile kapak genişletme (balon valvuloplasti) gerektirebilir. Basit kusurların bir kısmında sadece izlem yapılır, zira bazı kusurlar zamanla küçülme ve hatta kapanma bile gösterebilir. Üzerine basarak söylüyorum ki, kusurun çeşidi ve yerleşimine göre bu değişken bir durumdur. Bir kısım hastalarda ise takipte komplikasyon geliştiği takdirde tedavi gerektirir. Ağır kalp hastalıklarının belirtileri, ilk birkaç gün hatta saatler içinde dahi ortaya çıkabiliyor. Ağırlık derecesi az olanlar, çeşidine göre aylar içinde hatta yıllar içinde de görülebilir."

  • Çocuk sık sık zatürre veya bronşit geçiriyorsa dikkat

Hastalığı ağır olan çocuklarda morarma (siyanoz), emerken hızlı yorulma, hızlı soluk alıp verme, beslenme zorluğu ve kilo alamama şeklinde belirtiler olabileceğini, diğer bir kısmında ise belirtilerin sık sık zatürre veya bronşit geçirme şeklinde ortaya çıkabildiğini dile getiren Çelebi, "Daha büyük çocuklarda ise özellikle çabuk yorulma, çarpıntı, göğüs ağrısı ve bayılma durumları yaşanabilir. Bazılarında ise hiçbir yakınma veya ebeveynlerin fark edebileceği bir belirti görülmez." dedi.

Çelebi, bu hastaların çocuk ve ergen sağlığı hekimleri tarafından muayene sırasında tesadüfen duyulan üfürüm veya kalp sesindeki değişikliklerden şüphelenilerek tanı aldığını aktararak, doğuştan kalp hastalığıyla dünyaya gelen bebeklerin, diğer bebeklere göre nispeten enfeksiyon hastalıklarına eğilimlerinin daha yüksek olduğuna işaret etti.

Prof. Dr. Ahmet Çelebi, şunları kaydetti:

"Bu bebekler, enfeksiyon kaptığı takdirde hastaneye yatma ve daha uzun hastanede kalma, daha fazla yoğun bakım gereksinimi gibi risklere daha fazla maruz kalırlar. Özellikle Respiratuar Sinsityal Virüs (RSV), influenza A, B, adenovirus gibi virüslerle solunum yolu enfeksiyonları görülme riski daha yüksektir. RSV, bebeklikte ve erken çocuklukta sık görülen, hayatın birinci yılında görülen bronşiyolit ve pnömoninin en sık karşılaşılan sebebidir. Doğuştan kalp kusuru olan bebeklerin bu virüsü kapma olasılığı, diğer bebeklere oranla daha yüksektir. Doğuştan kalp sorunuyla dünyaya gelen bir bebeğin öncelikle iyi beslenmesi, bunun yanında büyüme ve gelişmesinin de büyük bir titizlikle izlenmesi lazım. Bu yüzden de anne ve babaların çocuklarının takip ve tedavilerini aksatmamaları çok önemli."

“Kalbindeki yetmezliği” aşkla tamamladı

İZMİR (AA) – TEZCAN EKİZLER – İzmir'de rahatsızlığı nedeniyle yapay kalp destek cihazıyla yaşamını sürdüren ve nakil listesine alınan Yasin Ahmet Öztürk, 3 yıl önce tanışıp evlendiği Arzu Öztürk'ün desteği ve ona olan sevgisiyle hayata bağlanıyor.

Bornova içesinde yaşayan 30 yaşındaki dekorasyon ustası Öztürk, 2015 yılında Çamdibi Mahallesi'nde bulunan Atatürk Park'ında spor yaparken bir arkadaşının vasıtasıyla Arzu Öztürk ile tanıştı. İkilinin arkadaşlığı kısa sürede ilerlerken Yasin Ahmet Öztürk ayağında oluşan şişkinlik nedeniyle Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine başvurdu.

Doktorlar yaptıklar tetkiklerde Öztürk'ün 66 yaşındaki babası Hüseyin Öztürk gibi kalp yetmezliği sorunu yaşadığını tespit etti. Öztürk'e o zor günlerinde en büyük destek ise 20 yaşındaki kız arkadaşı Arzu Öztürk'den geldi. Arzu Öztürk, kalp ameliyatları sırasında yalnız bırakmadığı erkek arkadaşının, 2017'de yapay kalp destek cihazı takılıp nakil listesine alındığında da hep yanında oldu. Yaşamını yapay kalp destek cihazıyla sürdürün Yasin Ahmet Öztürk, geçen yılın haziran ayında Arzu Öztürk ile evlendi.

Genç çift 7 ay önce anne ve baba olacaklarını öğrendiklerinde ise mutlulukları bir kat daha arttı.

Kucaklarına 2 ay sonra Rüzgar ismini koymaya hazırlandıkları bir erkek bebek almaya hazırlanan çift, her 14 Şubat Sevgililer Günü'nü ise tanıştıkları parkta geçiriyor.

  • "Eşim benim kalbim oldu"

Yasin Ahmet Öztürk, AA muhabirine yaptığı açıklamada, eşinin, hayatında çok önemli bir yere sahip olduğunu, en ümitsiz anlarda bile onunla olup zaman geçirmenin kendisine pozitif enerji verdiğini söyledi.

Doktorların kendisine kalp nakli olması gerektiğini söylediği zaman bunu ilk önce eşiyle paylaştığını dile getiren Öztürk, "Biz eşimle bir elmanın yarısı gibi birbirimizi tamamlıyoruz. Birbirimize can olduk, yoldaş olduk. Eşim benim kalbim oldu. Onun hakkını ödeyemem. Bizim her günümüz 14 Şubat Sevgililer Günü gibi geçiyor." dedi.

Öztürk, baba adayı olmanın çok güzel bir duygu olduğunu, eşinin evlendikten sonra ona ikinci bir mutluluğu yaşattığını ifade etti.

Kontrollerinin devam ettiğini hatırlatan Öztürk, şunları kaydetti:

"Yapay kalp destek cihazıyla hayatımı sürdürmek zorundayım. Hayırlısıyla nakil olmayı bekliyorum. Benim gibi çok nakil bekleyen hasta var. İnşallah herkese uygun kalp nakli bulunur. Baba olmak çok güzel bir duygu. Ben babama 'baba' derken artık oğlum bana 'baba' diyecek. Kalp nakli olmak istiyorum. Çocuğumun bana kalp destek cihazıma 'bu nedir' diye sormasını istemiyorum."

  • "Eşimin hastalığı hayatımızda hiçbir şeye engel olmadı"

Arzu Öztürk de eşini ilk gördüğünde aşık olduğunu, yaşadıkları zor günlerin sevgilerini güçlendirdiğini aktardı.

Yakın çevresinin, eşi ve kayınbabasındaki kalp yetmezliği hastalığını öğrendikleri zaman ayrılmalarını istediğini dile getiren Öztürk, "Biz birbirimizi bulduk, eşimden ayrılmayı hiçbir zaman düşünmedim. Hastalığın hiçbir şeye engel olmadığını anladım, çocuk bile yaptık, çok mutluyuz." diye konuştu.

Öztürk, eşinin nakil olup sağlığına kavuşmasını çok istediğini vurgulayarak "Çocuğumuz da olacak, eşim de sağlığına kavuşursa çok mutlu olacağız. Verdiğimiz bu mücadeleyi atlatıp ileride çocuğumuza fotoğraflarla anlatmak istiyoruz. Ben insanların organ bağışında bulunmalarını istiyorum." dedi.

Bakan Koca, ilaç fiyatlandırmasında kullanılacak kuru açıkladı

ANKARA (AA) – Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 19 Şubat'tan geçerli olmak üzere ilaç fiyatlarında yüzde 26,4 oranında kur güncellemesi yapılacağını açıkladı.

Bakan Koca, Bakanlık binasında ilaç fiyatlandırmasında kullanılacak sabit avro kurunu görüşmek üzere sektör temsilcileriyle bir araya geldi.

Görüşme sonrasında basın mensuplarına açıklamada bulunan Koca, ilaç fiyatlarının belirlenmesinde referans alınan sabit avro kuru güncellemesinin tebliğ gereği şubat ayında yapıldığını ifade ederek, söz konusu güncellemenin bir önceki yılın ortalama avro değerinin belirli bir yüzdesi esas alınarak gerçekleştirildiğini aktardı.

Hem yerli hem de global ilaç firmalarıyla bir araya gelerek bir önceki yılın ortalama avro kuruna göre yapılacak güncellemeyi görüştüklerini belirten Koca, şunları kaydetti:

"Sektörle geldiğimiz noktada biz bu yıl için 19 Şubat'tan sonra uygulanmak üzere bir sabit oranda anlaşmış olduk. Ortalama avro kuru yüzde 70 ile çarpılarak elde edilen bir oran oluyordu. Bundan sonraki süreçte bunu yüzde 60 olarak uygulayıp, bu yılki zam oranını 26,4 olarak uygulanmasına hep birlikte karar verdik

Önümüzdeki dönemde, bu oranların bundan sonraki süreçte uygulanabilirliği ile yabancı ve yerli üreticilerin bu oranı uygulaması noktasında bir kararlılıkla öngörülebilir bir yatırım sürecine girmelerini arzu ettiğim için bu oranı özellikle verdik. Bu konuda özellikle önümüzdeki dönem uygulama noktasında bir gayret içinde olacağımızı söyleyebilirim."

Son birkaç haftadır ilaç konusunda bazı sıkıntıların yaşandığını dile getiren Koca, "Bu çerçevede özellikle sahada 900 denetim elemanımız aktif olarak devrede oldu. İdari olarak ceza kestiğimiz kuruluşlar oldu. Denetimlerimizi yine devam ettiriyor olacağız. Bundan sonraki süreçte üretici paydaşlarımızla görüşmelerimiz de sürecek. Benzer ilaç sıkıntısının yaşanacağını düşünmüyoruz." dedi.

Bilkent Şehir Hastanesi hasta kabulüne başladı

ANKARA (AA) – Avrupa'nın en büyük, dünyanın tek seferde yapılan 3'üncü büyük hastanesi Ankara Bilkent Şehir Hastanesinde, hasta kabulüne başlandı.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, bazı hastanelerin taşınmasıyla hasta kabulüne başlanan Bilkent Şehir Hastanesinde incelemelerde bulundu, hastaları ziyaret etti.

Geçen hafta Atatürk Eğitim ve Araştırma, hafta sonu ise Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanelerinin Bilkent Şehir Hastanesine taşındığını ifade eden Koca, kurumun 8 ayrı branş hastanesinden oluştuğunu, bölgenin sağlık üssü olmasını hedeflediklerini söyledi.

  • "Bir koordinatör başhekim altında 8 başhekim görev yapacak"

Bilkent Şehir Hastanesinin yönetim sisteminin nasıl işleyeceği konusunda da bilgi veren Koca, "Biz şehir hastanelerinin var olan yönetim sisteminden farklı olarak bu süreçte yönetim şeklini de farklılaştırmak istedik. Bu çerçevede bir kararname ile yeni dönemde şehir hastanelerini en tepede koordinatör başhekimin olduğu bunun altında koordinatör başhekim yardımcıları idari ve mali direktörlerin olduğu, her kulenin de birer başhekim, idari ve mali yapılanmasının da olduğu yeni bir yönetim şekliyle planladık." ifadelerini kullandı.

Bakan Koca, Bilkent Şehir Hastanesi kampüsü içerisinde 8 hastane bulunduğunu dile getirerek, "Bir koordinatör başhekimlik altında 8 başhekim görev yapıyor olacak. Biz öncelikle 4 blokun koordinatör başhekimlerini de atadık, hasta kabulü başlamış oldu." dedi.

  • "İlk ameliyat kalp damar cerrahisinde aort anevrizması"

Hastanelerin taşınma sürecinde titizlikle hareket edildiğinin altını çizen Koca, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Özellikle arkadaşların yoğun gayretiyle hastaların ihmal edilmemesi, zarar görmemesi anlamında titiz bir çalışma yapıldı. Hafta sonu itibarıyla bu çalışma bitmiş oldu. Cumartesi günü burada yine çalışan özellikli aort anevrizması diye bilinen bir hastamızın tedavisi de başarıyla yapıldı. 3 bin 623 yatağı ile Avrupa'nın en büyük ama dünyanın tek seferde yapılan 3'üncü büyük hastanesini açmış oluyoruz. Bu sürecin devamında önümüzdeki haftalar içinde de diğer hastanelerin benzer şekilde titizlikle taşınıyor olması sağlanıyor olacak."

Koca, şehir hastanelerinde, mükemmeliyet merkezlerinin olduğu ve birden fazla üniversiteyle kullanım protokollerinin de yapılabileceği bir yapı oluşturulacağını aktararak, bundan sonraki süreçte, birçok üniversiteyle de görüşerek fiziki şartları, ileri teknolojik altyapısıyla "üniversiteler hastanesi"nin yapılmasının söz konusu olacağına işaret etti.

Kalp damar cerrahisinde, mevcut kadro dışında özel sektörde çalışan bir ekibin transfer edildiğini, hatta idari sorumluluk verildiğini açıklayan Bakan Koca, "Benzer uygulamaları hem özel sektörün buraya transferi anlamında hem de üniversitelerin buraya açılımını sağlamak anlamında bu girişimlerimiz devam ediyor olacak. Şehir Hastanesini her geçen gün markalaştıran, bölgede sağlık üssü olan bir eksiği olan bir yapı olsun istiyoruz." dedi.

  • "Fizik tedavi merkezi dünyanın sayılı merkezlerinden biri olacak"

Bilkent Şehir Hastanesi kampüsü içerisinde bulunan ve bir ay sonra devreye girecek Fizik Tedavi Hastanesinin, 70 bin metrekare kapalı alan ve yatak sayısı ile dünyanın sayılı merkezlerinden birisi olacağını vurgulayan Koca, şöyle konuştu:

"Özellikle Chicago'da dünyanın sayılı merkezlerinden bildiğimiz merkezin daha ötesinde planlama içindeyiz. Rehabilitasyon laboratuvarlarının daha fazla olduğu… Bugüne kadar var olan Gazi Eğitim Araştırma Hastanesi ortopedi ağırlıklı ama burada yapılan fizik tedavinin yine entegre olarak daha çok nörofizyoloji ağırlıklı rehabilitasyon olduğu, onkolojik, pediatrik ve yanık rehabilitasyonunun da dahil olmak üzere rehabilitasyon laboratuvarlarının yoğun olduğu, yurt dışına gidişin bundan sonra olacağını düşünmediğimiz bir merkez olarak planlıyoruz.

Dün itibarıyla Yüksek İhtisas ve Atatürk Eğitim Araştırma Hastanesinde bugüne kadar bakılan poliklinik sayısının yüzde 20 üzerine çıkan bir hasta kabulü oldu. Siyasi alanda da 'çok sorunların yaşanacağı, açılmayacağı, yollarda ciddi sorunlar olacağı' kaygılarının gündeme getirildiğini biliyorsunuz. Bu anlamda herhangi bir sorun yaşanmadı."

  • "12 bin personel görev yapacak"

Bakan Koca, "Bilkent Şehir Hastanesine taşınan hastanelerin durumlarının ne olacağı" sorusuna "Bu çok konuşulan ve gündemde olan bir konudur. O binaların ömürlerini ve yapıların durumlarını biliyorsunuz. Kullanılabilirlikleri çoğunun sorun olan ama titiz bir gayretle sağlık amaçlı nasıl kullanabileceğimizi kendi aramızda da ciddi çalışıyoruz. Bu konuda önümüzdeki aylarda oraları yine eğitim ve sağlık amaçlı öncelikli değerlendirmek üzere bir yaklaşımımız olacak." karşılığını verdi.

"Bilkent Şehir Hastanesinde görev yapacak personel sayısının" sorulması üzerine ise Koca, "Sağlık personeli dahil olmak üzere toplamda 12 bine yakın kişinin istihdamı söz konusu olacak. 7 bine yakın sağlık personelinin çalıştığı, toplamda 12 bin kişinin çalışabilir olduğu, günlük 30 bin polikliniğe kadar hastanın gelmesinin planlandığı, şu an 4 bini geçen poliklinik sayımız oldu. 673 yatağı olan ve şu anda yüzde 20'si dolu olan yoğun bakım ünitemiz var." diye konuştu.

Bakan Koca, açıklamalarının ardından beraberindeki yetkililer ile Bilkent Şehir Hastanesinde inceleme yaptı. Kan alma ve görüntüleme merkezi gibi birimleri dolaşan Bakan Koca, hastalarla yakından ilgilendi. Muayene için Bilkent Şehir Hastanesine gelen hastalarla sohbet eden Koca, bu vatandaşlara "hastaneyi nasıl bulduklarını ve hizmetten memnun kalıp kalmadıklarını" sordu.

  • "En önemli ve en büyük ameliyat"

Bilkent Şehir Hastanesinde de ilk ameliyat edilen hasta, 36 yaşındaki personel İsrafil Akkuş oldu.

Akkuş, karın ağrısı şikayetiyle başvurduğu esnada yapılan tetkiklerde, aort anevrizmasının yırtık olduğunu ve hayati riskinin bulunduğunu öğrendiğini belirterek, "Büyük bir operasyon geçirdim. Böyle bir şey çıkacağını tahmin bile edemezdim. Bilkent Şehir Hastanesinde de ilk ameliyat olan kişi olduğumu öğrendim." dedi.

Sağlık Bakanı Koca, aort yırtılmasının en tehlikeli ameliyatlardan birisi olduğunu vurgulayarak, "En önemli ve en büyük ameliyat burada size yapılmış oldu. Başarıyla da gerçekleşmiş. Buraya hizmet ederken burada da sana hizmet etme imkanı buldular." sözleriyle geçmiş olsun dileklerini iletti.

“Sevgililer Günü hediyem karımın ciğeri oldu”

ANTALYA (AA) – AYŞE YILDIZ – Antalya'da, siroz olan Ali Bekar, hastalığının son aşamasında eşinden yapılan karaciğer doku nakliyle hayata tutundu.

Mersin'in Bozyazı ilçesinde çiftçilik yapan 34 yaşındaki Ali Bekar, 10 yıl önce, görücü usulüyle Hanife Bekar (42) ile evlendi. Hemen her gün sabahın ilk ışıklarıyla tarlasında iş başı yapan Bekar, 4 yıl önce halsizlik şikayetiyle hastaneye başvurdu. Karaciğer hastası olduğunu öğrenen Bekar'a siroz teşhisi konuldu.

Mersin'deki çeşitli hastanelerde bir süre tedavi gören Bekar, Antalya Akdeniz Üniversitesi Hastanesine sevk edildi. Burada, nakil kararı verilen Bekar, Sağlık Bakanlığının organ ve doku nakil listesine alındı.

Mersin'den üç ayda bir Antalya'ya gelerek kontrollerini yaptıran Bekar'ın hastalığında son aşamaya gelindiği tespit edildi. Eşinin gözünün önünde erimesine razı olmayan Hanife Bekar, ciğerinden bir parça verebilmek için tetkik yaptırdı.

Kilosu nedeniyle ameliyatın yapılamayacağı söylenince Hanife Bekar, diyet yaparak 71'den 66 kiloya düştü. Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Organ Nakli Merkezi Müdürü Prof. Dr. Bülent Aydınlı başkanlığındaki ekibin, eşinden karaciğer doku naklettiği Ali Bekar, hayata tutundu.

  • "Hayat arkadaşım bana can oldu"

Bekar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, halsizlik şikayetiyle gittiği hastanede siroz olduğunu öğrenince çok üzüldüğünü söyledi.

"Sabah erkenden kalkar işe giderdim, bir süre sonra kalkamaz oldum. Sürekli yorgunluk. Hastaymışım ondanmış." diyen Bekar, bir süre hastanede tedavi gördüğünü dile getirdi.

Dört yıl organ beklediğini belirten Bekar, "Doktorlar, 'Yaşın çok genç. Hastalığın ilerledi, nakil olman gerekiyor.' deyince eşim gönüllü oldu. Tetkikleri yaptırdı, vücudu yağlı çıkınca bir sene beklemek zorunda kaldık. Eşim benim için kilo verdi. Sonra nakil olduk. 10 yıldır evliyiz. Hayat arkadaşım bana can oldu. Sevgililer Günü hediyem karımın ciğeri oldu. Çok şükür artık kendimi iyi hissediyorum." diye konuştu.

Ameliyatlı olmasına rağmen hastanede eşinin başından ayrılmayan Hanife Bekar da görücü usulüyle evlendiklerini ve birbirlerini çok sevdiklerini vurguladı.

Eşinin hastalığını öğrenince korktuğunu ifade eden Bekar, şöyle devam etti:

"Dört yıldır sık sık Mersin'den Antalya'ya geliyoruz. Her 3 ayda bir buradayız. Bazen fenalaşıyor, hastanede kalıyoruz. Doktorlar 'Nakil olması gerekiyor.' dedi. Hiç tereddüt etmeden 'Ciğerimi veririm.' dedim. Herkes sevdiklerini yaşatmalı. Benim kilom fazla geldi. Bir sene kilo vermeye çalıştım. 71 kiloydum, 66'ya düştüm. Vücut yağlanması bitmiş dediler, nakil olduk."

Herkesi organ bağışına davet eden Bekar, "Şu ana kadar hiç Sevgililer Günü kutlamadık. Ama eşime, ilk Sevgililer Günü hediye ciğerim oldu." dedi.

“Ömür boyu süren en ağrılı hastalık AS'nin tedavisi henüz yok”

İSTANBUL (AA) – MUSAB TURAN – Medicana International Samsun Hastanesi Romatoloji Bölümü Uzman Doktoru Alperen Mengi, vatandaşların "iltihaplı romatizma" olarak bildiği ve merhum Ahmet Mete Işıkara ile Suna Pekuysal'ın da muzdarip olduğu Ankilozan Spondilit'e (AS) ilişkin, "Ömür boyu süren en ağrılı hastalıklardan olan AS'yi tamamen tedavi edecek bir tedavi henüz bulunmamakta. AS hastaları düzenli egzersizler yaparak ve özellikle yüzerek yaşam kalitelerini artırabilirler." dedi.

Mengi AA muhabirine, özellikle omurgayı etkileyen kronik, ilerleyici ve ağrılı bir romatizmal bir hastalık olan Ankilozan Spondilit'in nedenleri, belirtileri ve tedavisi hakkında açıklamalarda bulundu.

Bir romatizmal hastalık olan AS'nin, bel, sırt ve boyundaki omurların kireçlenmesi ve sonunda köprüleşmesi sonucu omurgada giderek hareketlerin kısıtlanması şeklinde seyrettiğini anlatan Mengi, AS'nin, çoğunlukla genç yaşlarda ortaya çıkarak esas olarak omurgayı ve omurganın son kısmı ile leğen kemikleri arasında yer alan sakroiliyak eklemleri etkilediğini söyledi.

Mengi, "Dünyada görülme sıklığı genellikle binde 1'den düşüktür. Ancak maalesef ülkemizdeki her bin kişiden 5'inde AS olduğu tahmin edilmektedir." ifadelerini kullandı.

  • "Sabah tutukluğu veya katılığı görülür"

AS'nin nedeninin tam olarak bilinmediğini anlatan Mengi, hastalığın ortaya çıkışında genetiğin önemli rolü olduğuna inanıldığını söyledi. Mengi şöyle konuştu:

"AS'li çoğu hasta HLA-B27 olarak adlandırılan bir gene sahiptir. AS'ye genetik olarak yatkın kişilerde çevresel bir faktörün tetikleyici etkisiyle bağışıklık sisteminin aşırı miktarda çalışması ve vücudun kendisine zarar vermesi sonucunda hastalık ortaya çıkabilmektedir.

Bu hastalığın en önemli belirtisi inflamatuar karakterde bel ağrısıdır. Bu ağrının özellikleri, 40 yaştan önce başlaması, sinsi başlangıç göstermesi, ön ağrıların 3 ay veya daha uzun sürmesi, dinlenmeyle, özellikle gecenin 2. yarısında veya sabaha karşı ortaya çıkması ve hareketle azalması şeklindedir.

AS hastalarında yarım saatten daha uzun süren sabah tutukluğu veya katılığı görülür. Nonsteroid antiinflamatuvar ilaçlar (NSAİİ) olarak bilinen kortizon olmayan anti-inflamatuvar ilaçlara, kas gevşeticilere çok iyi yanıt verir, ancak maalesef ilaç tedavisi kısa süreli bir çözümdür."

  • Ömür boyu devam eden bir hastalık

Mengi, Ankilozan Spondilit'in vücutta etki mekanizmasına değinerek, AS'de kas-iskelet sistemindeki belirtilerin dışında, tekrarlayıcı ön üveit atakları (gözde kızarıklık ve ağrı), ağız içerisinde aftlar (ortası beyaz kenarı kızarık ufak yaralar) ve çeşitli deri bulguları (sedef, eritema nodosum) görülebileceğini kaydetti.

İltihaplı bağırsak hastalığı (Crohn hastalığı veya ülseratif kolit) nedeniyle uzun süren kanlı ishal ve karın ağrısı gelişebileceğini anlatan Mengi, "Merhum Mete Işıkara’nın da hastalığı olarak bilinen AS'de tedavi yaklaşımı dikkatli planlanmalı. AS, ömür boyu devam eden bir hastalıktır. Kesin tedavisi yoktur ama eldeki tedavi seçenekleri ve düzenli egzersizlerle çoğu hastada iyi bir yaşam kalitesi sağlanır." yorumunu yaptı.

  • "Kas gevşeticiler iltihabı baskılar"

Mengi, Nonsteroid Antiinflamatuvar ilaçların (Kas gevşeticiler) AS tedavisi için kullanıldığını ifade ederek, "Halk arasında yaygın olarak ağrı kesici, kas gevşetici olarak bilinen ilaçlar yalnız ağrıyı ve tutukluğu gidermekle kalmaz, aynı zamanda romatizmal inflamasyonu (iltihabı) da baskılarlar. Hastaların yüzde 60-70'inde oldukça etkili olurlar. Bu ilaçlara karşı yanıtsızlık olduğu sonucuna varmadan önce, en az 2 veya 3 farklı NSAİ ilacı, en az 3-7 gün süreyle ve tolere edilebilen anti-inflamatuvar dozda (yüksek dozda) kullanmak gerekir." dedi.

Hastaların şikayetlerinin devam ettiği sürece bu kas gevşeticileri kullanmaya devam etmesi gerektiğini anlatan Mengi, bu sürenin hastalığın durumuna göre farklılıklar gösterebildiğini söyledi.

Mengi, son yıllarda yapılan sınırlı sayıdaki araştırmaya göre, bu ilaçların hastalığın ilerleyişini yavaşlatabileceğini işaret ettiğini kaydetti.

Son zamanlarda piyasaya sürülen biyolojik ilaçlar içinde yer alan Adalimumab, Etanersept, İnfliksimab, Golimumab ve Sekukinumab gibi TNF blokerlerinin AS tedavisinde son derece etkili olduğunu anlatan Alperen Mengi, hastaların bunların herhangi birine geçmesi için hekim kontrolünde, akciğer grafisi çekilerek ilerlenmesi gerektiğini söyledi.

  • "Sigara içilmemesini öneririz"

Romatoloji uzmanı Mengi, düzenli yapılan egzersizlerin tedavinin en önemli parçalarından biri olduğunu ifade ederek, egzersizlerin düzenli olarak yapılması halinde hareket kısıtlılığının gelişmesini yavaşlattığını belirtti.

Mengi, "Ömür boyu süren en ağrılı hastalıklardan olan AS'yi tamamen tedavi edecek bir tedavi henüz bulunmamakta. AS hastaları düzenli egzersizler yaparak ve özellikle yüzerek yaşam kalitelerini artırabilirler. Düzenli doktor kontrolüne giderek uygun tedavinin alınması, egzersizleri aksatmadan düzenli yapılması ve son olarak sigara içilmemesini öneririz." dedi.

Ciddi seyirli AS'de, özellikle kalça ve diz gibi büyük eklemlerde protez gerekebileceğini aktaran Mengi, omurganın ileri düzeydeki öne doğru eğilmelerinde, zaman zaman cerrahi düzeltme gerekebildiğini anlattı.

Almanya'da çare bulamayan hasta Türkiye'de kanseri yendi

ANKARA (AA) – DUYGU YENER – Almanya'da kansere yakalanan ve doktorların "iki yıl yaşar" dediği Ayten Yıldırım, Türkiye'de nadir olarak uygulanan bir operasyonun ardından kanseri yenerek sağlığına kavuştu.

22 yıldır Almanya'da yaşayan Ayten Yıldırım'a, 10 ay önce kolon (kalın bağırsak) kanseri teşhisi konuldu. Kemoterapi gören ve ameliyat şansının bulunmadığı belirtilen Yıldırım, bunun üzerine çareyi Türkiye'de aradı.

Lokman Hekim Üniversitesi Hastanesi Genel Cerrahi Servisine başvuran Yıldırım, karaciğerini de saran tümörden nadir olarak uygulanan bir yöntemle kurtularak hayata yeniden bağlandı.

Ameliyat sonrası sağlığına kavuşan Yıldırım, AA muhabirine yaptığı açıklamada, karın ağrısı ile başlayan rahatsızlığı sonrasında yapılan tetkiklerde kolon kanseri tanısı konulduğunu söyledi.

Bağırsak ameliyatı sonrasında tümörün karaciğerine sıçradığını ve 12 seans kemoterapi aldığını anlatan Yıldırım, şunları kaydetti:

"Kemoterapiyi daha fazla kaldıramayacağım için ara verildi. O sırada Türkiye'deki hocalarımızı araştırdık. Fatih Hocamıza ulaştık ve ameliyat şansımın olduğunu söyledi. Bunun üzerine Türkiye'ye geldik. Ameliyatın nasıl olacağını bize çizerek anlattı. Çok olumlu geldi. Tekrar Almanya'ya döndüm ve oradaki doktorumuzla görüştük. Bize yine ameliyat şansımın olmadığını söyledi. Ben ameliyat olmaya karar verdim ve Türkiye'ye geldik. Ameliyatım büyük bir başarıyla gerçekleşti.

Bütün tümörler temizlendi. Atamız, 'Beni Türk hekimlerine emanet edin' demiş. Biz de aynı onu uyguladık. Benim gibi Almanya'da olup da şansı olmadığı söylenenlere, bütün Türk vatandaşlarına duyurmak isterim; orada onlara bağlı kalmasınlar."

  • "Karaciğerin ortasından büyük bir kesimi çıkardık"

Operasyon hakkında bilgi veren Lokman Hekim Üniversitesi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Fatih Can, kalın bağırsak kanseri tanısı alan hastanın tümörünün karaciğerine sıçradığını ifade ederek, "Karaciğerdeki tümörleri oldukça büyük ve yaygın olduğu için kemoterapi almış ve ilaç tedavisi görmüş bir hasta. Değişik ameliyat seçenekleri üzerinde durulmuş ama ameliyat şansı verilmemiş. Hastamıza biraz farklı bir teknik uyguladık." dedi.

Karaciğerin kendini yenileyebilen bir organ olduğuna işaret eden Can, ameliyatlarda önemli olanın karaciğerin belli bir miktarı alındıktan sonra geri kalan bölümün hastaya yetip yetmemesi olduğunu söyledi.

Doç. Dr. Can, ameliyatta hastanın karaciğerinin yüzde 70'e yakın kısmının alındığını belirterek şöyle konuştu:

"Tümörlerin çok yoğun olduğu karaciğerin orta kısmı çıkarıldı. Hastada kalacak tarafta birkaç tümör odağı vardı. Onları da yakarak tedavi ettik. Bu hastada uyguladığımız teknik, çok sık uygulanan bir karaciğer ameliyatı tekniği değil. Ameliyat yaklaşık 9 saat sürdü. Bu şekilde benim bugüne kadar uyguladığım 13'üncü hasta oldu."

Kanser nedeniyle yapılan büyük karaciğer ameliyatlarının genellikle karaciğerin sağ ya da sol tarafının çıkarılması şeklinde yapıldığını dile getiren Can, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Büyük bir karaciğer bu şekilde çıkarılacaksa, karaciğerin kalan tarafının bazı yöntemler kullanılarak büyütülmesi gerekir. Bu hastada karaciğerin orta kısmında oldukça büyük bir bölümü özel bir teknik kullanarak çıkarttık. Karaciğerin sağ ve sol tarafında az miktarda karaciğer dokusu kaldı. Kalan karaciğerlerin besleyici ve boşaltıcı damarlarını koruyabildiğimiz için bu karaciğer hastaya yetebildi. Özelliği, karaciğerin orta kısmından büyük bir kesimin çıkarılması şeklinde olması.

Karaciğeri yarım bir karpuza benzetebiliriz. Bu yarım kapuzu ortadan kesip sağ yarısı ya da sol yarısını çıkarabilirsiniz. Biz de bu karpuzun tam ortasından büyük bir dilim aldık."