Turkey crucial ally for NATO: experts

By Nazli Yuzbasioglu and Muhammet Ikbal

ANKARA (AA) – Foreign policy and security experts evaluated Turkey's NATO membership on the 67th anniversary of the military alliance on Saturday.

The experts, speaking to Anadolu Agency, said Turkey was seen in NATO as an actor to balance out the Soviet Union during the Cold War, but rising security threats has turned it into one of NATO's most important allies.

Murat Yesiltas, director of security studies at the Political, Economic and Social Research Foundation (SETA), said that NATO faces numerous challenges today.

It has redefined its concept of threat and placed Russia at its focal point, he said.

''Turkey has retaken the critical role of balancing within NATO in the age of increasing asymmetric threats,'' said Yesiltas.

''Some member countries of NATO might be concerned about Turkey's close relations with Russia, especially after Turkey announced finalizing a deal to purchase Russian S-400 defense systems,'' said Yesiltas.

''But NATO's U.S. wing thinks Turkey plays an extremely important role against regional threats,'' he added.

Mesut Casin, a professor at Istanbul-based Istinye University, said that Turkey found itself on the western camp of the world at the onset of the Cold War, especially after Soviet leader Stalin claimed the Turkish straits and some eastern cities.

''In this way [by joining NATO], the Turkish army was modernized and for the first time added jet fighters, submarines and air radar systems to its inventory. Turkey, in return, by its strategic location, has provided NATO with critical advantages,'' said Casin.

He added that Turkey should remain in NATO and increase its say in the decision-making process of the organization.

Kemal Inat, deputy general coordinator and director of energy at SETA, voiced his concerns over the future of Turkey-NATO relations.

''The fact that our allies support terrorist organizations PYD/YPG and Fetullah Terrorist Organization (FETO) rather than assisting Turkey against those national security threats, causes large segments of the society to ask whether Turkey should remain in NATO,'' said Inat.

FETO and its U.S.-based leader Fetullah Gulen orchestrated the defeated coup attempt of July 15, 2016, which left 250 people martyred and nearly 2,200 injured.

The PKK, which is listed as a terrorist organization by Turkey, the U.S. and the EU, waged a terror campaign against Turkey for more than 30 years and has been responsible for the death of nearly 40,000 people. PYD/YPG is its Syrian branch.

Ilter Turan, an emeritus professor of Istanbul-based Bilgi University, said that Turkey could not remain neutral in today's polarized world as it did until the end of the World War II.

“Rusya ile NATO'nun karşı karşıya gelmesi dünya savaşıdır”

ANKARA (AA) – MUHAMMET İKBAL ARSLAN – Rusya'nın, 25 Kasım'da, Azak Denizi'ndeki Kerç Boğazı yakınlarında kara sularını ihlal ettiği gerçekçesiyle Ukrayna'nın 3 savaş gemisi ve 24 denizcisini alıkoyması bir kez daha NATO ve Rusya'yı karşı karşıya getirdi.

NATO ve Rusya'dan üst düzey yetkililerin açıklamalarıyla gerginleşen ilişkileri AA muhabirine değerlendiren uzmanlar, iki gücün karşı karşıya gelmesinin yeni bir dünya savaşına neden olabileceğine dikkati çekerken, Karadeniz'de yaşanacak muhtemel gerginliğin Türkiye'nin menfaatlerine aykırı olacağı görüşünü paylaşıyor.

İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yaşar Onay, Ukrayna-Rusya geriliminin ardından gündeme gelen NATO-Rusya krizine ilişkin, "Rusya ve NATO'nun karşı karşıya gelmesi açık bir şekilde dünya savaşıdır." dedi.

Onay, Putin'in yaptığı açıklamada, "Nükleer silahı kullanan ilk ülke biz olmayacağız ancak kullanan ülkeye de bu zevki yaşatmayacağız." ifadelerini hatırlatarak, "Olayların geldiği noktada Rusya kendini NATO tarafından çevrelenmiş ve tehdit altında hissediyor. Ufak kıvılcımlardan yangın doğabilir. Rusya ve NATO'nun karşı karşıya gelmesi açık bir şekilde dünya savaşıdır." diye konuştu.

Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından Rusya'nın büyük toprak kaybı yaşadığını anımsatan Onay, Rusya'nın, Ukrayna’yı kaybetmeyi bir türlü içine sindiremediğini ve her zaman onları "küçük kardeşleri" olarak gördüğünü belirtti.

  • "Moldova, Ukrayna ve Gürcistan Rusya'nın kırmızı çizgisi"

Ukrayna'daki "Turuncu Devrim"den sonra Batı yanlısı liderlerin yönetime gelmesinin, Rusya için kabul edilebilir bir şey olmadığını vurgulayan Onay, "Önceden Sovyetler'e bağlı birçok ülke şu an AB ve NATO üyesi ancak Moldova, Ukrayna ve Gürcistan Rusya'nın kırmızı çizgisi. Bu ülkeleri NATO veya AB üyesi olarak görürse bunu savaş nedeni sayacağı defalarca beyan edildi." dedi.

Yıldız Teknik Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nurşin Ateşoğlu Güney, NATO ile Rusya arasındaki ilişkilerin uzun zamandır iyi olmadığını, özellikle 2014'te Kırım'ın tek taraflı ilhakından sonra NATO'nun Rusya ile ilişkilerini askıya aldığını ve iki tarafın da birbirine karşı askeri tedbirleri arttırdığını dile getirdi.

NATO'nun, Rusya'ya Ukraynalı denizcileri ve savaş gemilerini bırakması noktasında sembolik bir çağrıda bulunduğunu ancak somut bir adım atmadığını söyleyen Güney, bu çağrının krizin daha fazla büyümesini önlemek için yapıldığını kaydetti.

Güney, Kırım hadisesinin ardından NATO, AB ve ABD'nin Rusya'ya karşı tavır almış durumda olduğunu anımsatarak, şöyle devam etti:

"Zaten NATO bölgede askeri tatbikatlar yapıyor. NATO ve ABD gemileri Karadeniz'deki istikrarsızlığı bahane ederek bölgeye girmeye çalışıyor. Şu ana kadar Rusya'yı caydırmak adına NATO belirli tedbirleri aldı. Bunlar caydırıcı mahiyette, çatışmaya gireceklerini sanmıyorum. Ukrayna da Rusya ile askeri olarak karşı karşıya kalmayı göze alamaz. Ukrayna, NATO'nun resmi bir üyesi değil ve NATO'nun onları destekleme yükümlülüğü yok."

  • "Türkiye, Karadeniz'de gerilimin artmasına karşı"

Güney, Türkiye'nin Rusya-Ukrayna krizinde çok akıllı bir tutum sergilediğini belirtti.

Karadeniz’de bugün Rusya ile Ukrayna arasında bir gerilim var, ileride başka bir problem olabileceğine değinen Güney, "İki ülke arasındaki kriz kısa vadede çözülecek gibi durmuyor. Türkiye, Karadeniz'de gerilimin artmasına karşı ve gerilim Türkiye'nin lehine de olmaz. Türkiye iyi bir şey yaptı. Hem Rusya ile ilişkisini hem de Ukrayna'yla ilişkisini iyi tutuyor." değerlendirmesinde bulundu.

Marmara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Emre Erşen de "Ukrayna'nın gemilerini kriz çıkmasını göze alarak, Kerç Boğazı'na yolladığı" iddialarına ilişkin, Ukrayna'da gelecek sene başkanlık seçimlerinin yapılacağını ve Devlet Başkanı Petro Poroşenko'nun oylarını arttırmak için bu hamleyi yapmış olabileceğini öne sürdü.

  • "Ukrayna, Kırım'ı gündeme getirmek isteyebilir"

Konunun hukuki bir boyutu olduğuna da dikkati çeken Erşen, "2003'te Rusya ile Ukrayna, Azak Denizi ve Kerç Boğazı'nın ortak kullanımına ilişkin bir iş birliği anlaşması imzaladı. Ancak son yaşanan krizde Ukrayna'nın savaş gemilerini yolladığı görülüyor. Bir süredir Kırım hiç kimsenin gündeminde değil, Amerika bile bu konuda açıklama yapmıyor. Ukrayna, tekrardan bunu gündeme getirmek için gemilerini Kerç Boğazı'na yollamış olabilir." diye konuştu.

Azak Denizi'nin neredeyse Rusya’nın bir gölü haline geldiği ve Rusya'nın vermek istediği mesajın "Hem Kırım'dan hem de Doğu Ukrayna'dan vazgeçmeyeceğim." olduğunu belirten Erşen, bölgedeki sıcak çatışmanın Ukrayna'nın yararına olmayacağına işaret etti.

SETA Güvenlik Araştırmaları Direktörü Murat Yeşiltaş da ABD ile Rusya arasında belirgin bir krizin söz konusu olduğunu, bu krizin ABD’nin iç politikasına da yansıdığı ve Trump’ın ekibinin büyük bir bölümünü Rusya meselesinden dolayı kaybettiğini söyledi.

  • "Rusya, Ukrayna meselesinde ABD'yi suçluyor"

Ukrayna krizinin başından beri ABD ile Rusya arasında bir sorun oluşturduğunu dile getiren Yeşiltaş, "Rusya, Ukrayna meselesinde ABD'nin önemli bir payı olduğunu düşünüyor. Rusya'da, Ukrayna'nın AB veya NATO üyesi olması konusunda Batı'nın parmağı olduğu düşüncesi hakim. Bu yüzden Rusya, Ukrayna'ya müdahale etti." ifadelerini kullandı.

Yeşiltaş, Azak Denizi ve Kerç Boğazı'nda yaşanan hadisenin, Kırım'ın tek taraflı ilhakından sonra Rusya'nın bölgedeki askeri hakimiyetini Batılılara göstermiş olduğunu, buna rağmen NATO ve ABD'nin Rusya'yı caydıracak bir tepki veremediğini sözlerine ekledi.

NATO'dan yapılan kınamanın sahada bir karşılığı olmadığına işaret eden Yeşiltaş, "Muhtemelen Ukraynalı gemi ve denizcilerin alıkonulma işlemi devam edecek. Rusya son zamanlarda bir hareket tarzı geliştiriyor, bunu sahaya yansıtıyor ve bir oldubittiyle bunun kabul edilmesini sağlıyor. Kırım ve Suriye bu duruma en iyi örnek." yorumunu yaptı.

Yeşiltaş, Rusya'nın jeopolitik gerginliğin olduğu dönemde geri çekilecek gibi durmadığına dikkati çekerek, ABD'nin Rusya'ya ciddi manada ekonomik bir ambargo uyguladığını ve petrol fiyatlarının düşürülmesinin Rusya'yı ekonomik yönden olumsuz etkilediğini vurguladı.

Kerç Boğazı'ndaki kriz neticesinde ABD'nin bölgedeki askeri varlıklarını arttırmak isteyebileceğine değinen Yeşiltaş, bu durumun Rusya'yı daha fazla radikalleştirebileceği ve bunun özellikle Doğru Avrupa'daki NATO üyesi ülkeleri rahatsız ettiğini söyledi.

''Eşit ortaklığa kim hazırsa, Türkiye onunla devam eder''

İSTANBUL (AA) – Sakarya Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kemal İnat, son günlerde ''Türkiye bundan sonra hangi tarafa daha çok yaklaşacak?'' sorusunun sıkça sorulmaya başlandığını belirterek, ''Eşit ortaklık ilişkisine hangi taraf daha çok riayet ederse Türkiye onunla ilişkisine devam edecektir. Kim bu eşit ortaklığa hazır olursa Türkiye onunla devam edecektir. ABD hazır olursa onunla daha yakın ilişkiye geçer. Avrupa hazır olursa Avrupa ile devam eder. Bu süreçte Rusya buna hazırdı Türkiye onunla ortaklık yapıyor.'' dedi.

Al jazeera Araştırma Merkezi ile SETA tarafından organize edilen, "Yeni Dönemde Türk Dış Politikası İmkanlar ve Meydan Okumalar" başlıklı panele Prof. Dr. Kemal İnat, siyaset uzmanı Prof.Dr. Samir Salha, İbn Haldun Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Doç. Dr. Talha Köse ve araştırmacı Said Elhac katıldı.

Sakarya Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. İnat, Türkiye ile ABD arasındaki sorunların, tarihten gelen temel bir takım iki ülke ilişkilerinin, eşit şartlarda başlamamış olmasından kaynaklandığını söyledi.

İki ülke arasındaki ilişkilerin geçmişten gelen sıkıntılara dayandığını ve günümüzde halen bunun sancısının devam ettiğini vurgulayan İnat, ''ABD de geçmişe dayalı bu eşit olmayan ilişki politikasını sürdürmeye çalışıyor. Türkiye'yi eşit ve ortak olarak kabul etmiyor. Türkiye ise artık eşit olmak istiyor, ABD'nin bunu kabullenme noktasındaki zorlanması ne kadar sürecek belli değil. Aynı şey Avrupa ülkeleri açısından da söylemek mümkün. Avrupa ülkeleri başta Almanya olmak üzere bir takım sıkıntılar yaşıyoruz. Tabii Almaya ile ilişkilerimizi zorlayan farklı faktörler var. Almanya ile ilişkilerimize baktığımızda yine eşit olmayan ilişkiler söz konusu. Osmanlı-Almanya yakınlaşmasında Alman imparatoru Türkiye'yi bir nüfuz alanı olarak görmüştü. Bu tarihten beri Almanya, Türkiye ile ilişkilerini eşit şartlar içinde şekillendirme arzusu için girmemiştir. Daha sonraki dönemlerde de bu devam etmiştir. Türkiye artık Almanya başta olmak üzere Avrupa ile rasyonel temeller üzerinde, eşit göz hizasında ve karşılıklı egemenliğe saygı üzerine ilişkiler yürütmek istiyor.'' diye konuştu.

-''Ticarette en büyük ortağımız Almanya''

Prof. Dr. İnat, Türkiye'nin Batı ile yaşadığı sorunlardan sonra Rusya ile yakınlaşmasının doğal bir süreç olduğunu, özellikle batıya olan bağımlılığın azaltılması noktasında Rusya'nın iyi bir alternatif olduğunu belirtti.

Son günlerde ''Türkiye bundan sonra hangi tarafa daha çok yaklaşacak?'' sorusunun sıkça sorulmaya başlandığını kaydeden İnat, şunları söyledi:

''Batı ile ilişkilerimizi kesmemiz zaten rasyonel değil, ABD ile gergin ilişkilerimiz olmasına rağmen Avrupa ile son dönemlerde yakınlaşan ilişkilerimiz var. Tüm bu aktörler arasında yani ABD, Avrupa ve Rusya arasında sanki Türkiye en sıkı ilişkileri Rusya ile yaşıyormuş gibi gösteriliyor. Bu yanıltıcı olabilir. Çünkü Avrupa ticarette hala en büyük ortağımız. Almanya ile yaşadığımız birçok krize rağmen ticarette hala en büyük ortağımız.

Fakat, 'Türkiye bundan sonra hangi tarafa daha çok yaklaşacak?'' sorusunun cevabını şu şekilde netleştirmek lazım. Eşit ortaklık ilişkisine hangi taraf daha çok riayet ederse Türkiye onunla ilişkisine devam edecektir. Kim bu eşit ortaklığa hazır olursa Türkiye onunla devam edecektir. ABD hazır olursa onunla daha yakın ilişkiye geçer. Avrupa hazır olursa Avrupa ile devam eder. Bu süreçte Rusya buna hazırdı, Türkiye onunla ortaklık yapıyor. Aslında bu soruyu Türkiye'nin karşısında duran aktörlerin kendisine sorması gerekiyor. Bu aktörlerin 'biz Türkiye ile bir ilişki kurmaya hazırız' demeleri gerekiyor.''

-"Ankara,Tahran ve Moskova ile iyi niyet üzerine ilişki kuruyor''

Siyaset Uzamanı Prof. Dr. Samir Salha ise Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ABD Başkanı Donald Trump'ın Birleşmiş Milletler (BM) 73. Genel Kurulu'ndaki konuşmalarına değinerek, ''Başkanların konuşmalarından ABD ve Türkiye'nin yeni bir dönemde nasıl bir siyaset öngördüklerini anladık. İki ülke arasındaki sorunlar stratejik duruşlarından kaynaklanıyor. Bu stratejik duruşlarda bir yumuşama yaşanma ihtimali olduğu gibi gerilimin devam etmesi ihtimali de bunu öngörmek zor.'' görüşünü dile getirdi.

Prof. Dr. Salha, Ankara'nın Moskova ve Tahran ile kurduğu ilişkilerle ilgili, ''Ankara, Moskova ve Tahran konusunda oldukça pozitif düşünüyor. Ankara'nın bu iyi niyet üzerine kurduğu ilişkilerin zamanla nereye evrileceğini bilmiyoruz.'' ifadelerini kullandı

Türkiye-İsrail ilişkilerinin de karşılıklı gerilim üzerinden yürüdüğünü savunan Salha, şöyle konuştu:

''Türkiye ile İsrail ilişkilerinin gelecekte de tansiyonu yüksek bir şekilde ilerleyeceğini düşünüyorum. Özellikle Filistinlilere uygulanan baskılar ve Kudüs meselesinden kaynaklanan sorunlar nedeniyle iki ülke arasında orta ve uzun vadede sorunların çözüleceğini söylemek mümkün değil."

– ''Türk-Amerikan ilişkilerinde 15 yıldır yapısal sorunlar var''

İbn Haldun Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Doç. Dr. Talha Köse de tarihsel süreçte Türkiye ile ABD ilişkilerinde zaman zaman problemler yaşanmasında rağmen, son 15 yıldaki kadar yapısal sıkıntılar olmadığını söyledi.

ABD'nin Irak işgali konusunda hükümet tarafından 25 Şubat 2003’te TBMM’ye sunulup genel kurulda reddedilen 1 Mart tezkeresinden sonra Türkiye-ABD ilişkilerinin gerilimli bir sürece evrildiğini hatırlatan Köse, şu değerlendirmelerde bulundu

''ABD, Irak’ın kuzeyinden yürüteceği operasyon için toprak ve hava sahasını kullanmak için Türkiye’den izin talep etmiş, Türkiye 1 Mart tezkeresi ile bunu kabul etmemişti. 1 Mart 2003'ten sonra Türk-Amerikan ilişkilerini olumsuz bir noktaya taşıdı. 2007 yılında bu ilişkiler kısmen ılımlı bir yöne doğru kaymasına rağmen son derece gergindi. Irak'ın Kuzeyi'ndeki yapılanma ve Türkiye'nin Orta Doğu'ya nüfuzu konusunda ABD'nin, özellikle Pentagon savunma bakanlığında Türkiye'ye karşı çok ciddi bir lobi oluştu. Bu lobiler, daha sonraki dönemlerde Türk-Amerikan ilişkilerini son derece olumsuz etkiledi. Özellikle de CENTCOM'da Türkiye karşıtı bir hava olduğunu söyleyebiliriz."

-''2013'ten sonra Türkiye- ABD ilişkilerinin olumsuz viraja girdi''

Köse, Türkiye'nin 2007 yılında, bölgede kalıcı bir düzenin oluşması, krizlerde etkin rol alma, ekonomik entegrasyon ve demokratikleşme konusunda gösterdiği gelişmelerle hem ABD hem de Avrupa ile zaman zaman paslaştığını anlattı.

Türkiye'nin Arap Baharı'ndaki pozisyonu ile örnek teşkil eden bir duruş sergilediğini vurgulayan Köse, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Türkiye, Arap baharı sürecindeki pozisyonu ile bir örnek teşkil etmişti. Bu süreçte ABD'nin de pozisyonu ve bölgesel vizyonuyla uyumlu bir çerçeve olduğu ortaya çıkmıştı. Arap baharının ilk döneminde ABD ile Türkiye'nin tavrının birbiri ile örtüştüğünü görüyoruz. O dönemde eski ABD Başkanı Barack Obama'nin Türkiye'yi ziyareti, Türkiye ile ilgili olumlu açıklamalar yapması da önemliydi. Fakat 2011 ve daha sonrasındaki yaşananlar, Türk-Amerikan ilişkilerini farklılaştırdı. Bu değişimin, dönüşümün Amerikanın ve İsrail'in çıkarlarıyla uyuşmadığı, onların bölgesel vizyonlarıyla tam örtüşmeyen bir noktaya gitti. Demokratik yollarla gelen elitlerin Amerikan yanlısı olmadığı görüldü. 2013'ten sonra Türkiye- ABD ilişkilerinin olumsuz bir viraja girdiğini görüyoruz.''

''Türkiye ile ABD'nin özellikle Suriye'nin kuzeyindeki terör yapılanması noktasından tamamen ayrıştığını, ilişkilerin bundan sonra çok daha onarılmaz hale geldiğini" kaydeden Köse, sözlerini şöyle tamamladı:

''Dolayısıyla iki ülke arasındaki karşılıklı güvensizliğin 2013'ten sonra başladığını görüyoruz. Daha sonraki dönemlerde Gezi kalkışması, 17/25 Aralık FETÖ'cü darbe girişimin ilk aşaması, çözüm sürecinin nihayete erdirilmesi, Suriye'de ortak noktaların tam tersine dönüşmesi ve son noktada 15 Temmuz başarısız darbe oldu. Tüm bu olumsuz gelişmelerde bir karşı devrimci koalisyonun, Türkiye'de bir rejim değişikliğini savunduğunu gördük ve ABD'nin de bu kesimle paralel bir düşüncede olduğunu gördük. Türkiye'nin kendi ulusal güvenliğine tehdit olarak gördüğü PKK/PYD ve FETÖ konusunda ABD'nin Türkiye'nin yanında yer alması gerekirken tam karşısında durdu. Bu konuda iki ülke arasında net bir çözüm bulunabilmiş değil.''

“Türkiye-Transatlantik ilişkileri” sempozyumu

İSTANBUL (AA) – Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) ve Johns Hopkins Üniversitesi Transatlantik İlişkiler Merkezi’nin ortak çalışması olarak yayınlanan "Turkey and Transatlantic Relations" kitabının tanıtımı yapıldı ve ardından "Türkiye-Transatlantik ilişkileri" sempozyumu düzenlendi.

Sempozyumun ikinci oturumunun başkanlığını SETA'dan Avrupa Araştırmaları Direktörü Enes Bayraklı yaparken, Transatlantik İlişkiler Merkezi Direktörlerinden Daniel Hamilton, 11 Eylül'ün Amerikan dış siyasetini değiştirdiğini ifade etti.

Hamilton, teröre karşı olmanın ABD dış politikasının odak noktasını oluşturduğunu ifade ederek, "İlk ABD Başkanlarından biri olan Jefferson şunu diyordu, 'ABD’nin rolü dünyaya müdahale etmek değil, kendi demokrasimizi düzgün hale getirerek diğerlerine örnek olmak.' Bu müdahaleci bir yaklaşım değildi. Soğuk savaş sonrasında sistemin muhafızı olmak bize maliyet getiriyor, bu maliyeti üstlenmeye gerek yok yaklaşımı var." dedi.

ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlık seçimini küçük bir farkla kazandığını anımsatan Hamilton, şunları aktardı:

"ABD’de Başkan ve sistem arasında bir tutarsızlık var. Günlük bazda politikaların hangi istikamette gideceğini kestiremiyoruz. Trump idaresi, Orta Doğu’ya İran prizmasından ve terörizmle mücadele açısından, bize karşı hangi teröristlerin tehdit olarak algılandığı açısından bakıyor ve tüm teröristler bize tehdit teşkil etmiyor gibi bakıyor. Kendilerinin uzun süreli bir ittifak oluşturmak gibi bir istekleri yok. Orta Doğu’da, ABD’nin bir stratejisi yok. İkili ilişkilere baktığımız zaman, çok fazla gerilim olduğu için burada askeri anlamda iş birliği var ama bu da sağlıklı bir ilişki değil. Trump yönetiminin politikaları sadece ilişkide bulunduğu ülkeleri değil, transatlantik anlaşmaları da etkiliyor."

– "DEAŞ konusunda en çok etkilenen ülkelerden biri Türkiye"

Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi ve SETA Güvenlik Araştırmaları Direktörü Doç. Dr. Murat Yeşiltaş, terörizmle mücadele konusunda, ABD ve Türkiye konusunda ciddi anlaşmazlığın söz konusu olduğunu belirtti.

Doç. Dr. Yeşiltaş, şunları kaydetti:

"DEAŞ ve PKK konusuna bakarsak, DEAŞ konusunda transatlantik anlamında daha ortak bir nokta varken, PKK konusunda ilişkilerin istikrarsızlaşmış olduğunu görebiliriz. Türkiye’nin transatlantik ülkeler arasında, DEAŞ konusunda en çok etkilenen ülkelerden biri olduğu kesin. Coğrafi konumdan dolayı DEAŞ’ın yerelleşmesi tehlikesiyle de Türkiye karşı karşıya. Yabancı savaşçıların Türkiye’den geçerek çatışma bölgelerine gitmesinden ziyade, çatışma bölgelerinden çıkıp Türkiye üzerinden çıkmaya çalışması da Türkiye için bir tehdit. Bugün Türkiye’ye karşı savaşan PKK’nın içinde Avrupa kökenli teröristlerin de tehlikesi vardır. Terörle mücadele bağlamında Türkiye ve ABD'nin yaklaşımlarındaki farklılık ciddi bir anlaşmazlık doğuruyor. Transatlantik ilişkiler konusunda normatif düzeyde, tehdidin tanımlanması konusunda önemli ölçüde anlaşma söz konusu."

DEAŞ terörü ve Suriye krizinin ABD ve Türkiye açısından tehdit olarak görüldüğünü dile getiren Yeşiltaş, "Ancak bu ikisinden hangisinin önceleneceği konusunda anlaşmazlık sürüyor.
ABD ve PKK/YPG arasındaki ilişkinin, Türkiye’yi ne kadar tehdit ettiğini Amerika’daki ilgili kişiler de farkında. PKK ile mücadele konusunda ise hem normatif hem kurumsal hem de pratik düzeyde Avrupa'nın ve ABD'nin Türkiye'nin beklentilerini karşılayamadığını söylemek mümkündür." değerlendirmesinde bulundu.

– "Gümrük Birliği'nin güncellenmesi lazım"

Yıldız Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Çiğdem Nas ise yayımlanan kitaba Gümrük Birliği süreci ile ilgili katkı sunduğunu belirterek, Gümrük Birliği'nin transatlantik ile bağı olduğunu söyledi.

Nas, Gümrük Birliği’nin 1996’dan itibaren uygulanmaya başladığını hatırlatarak, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Gümrük Birliği’nin güncellenmesi lazım. Aslında tek başına bir anlaşma değil. Ortaklık Konseyi’nin aldığı bir karara dayanıyor. Türkiye o zaman da AB üyesi beklentisi içerisindeydi şimdi olduğu gibi. Gümrük Birliği'nin kapsamının genişletilme ihtiyacı ortaya çıktı. Ekonominin daha geniş sektörler çerçevesinde güncellenmesi önemli bir fırsattır. Türkiye’nin Kopenhag kriterlerinin siyasi ayağını hayata geçirmesiyle yabancı sermaye çok ciddi bir şekilde Türkiye’ye yatırım yapmaya başladılar. Bu açıdan önemli kazanımlar oldu. Süreç içinde 2006’da Gümrük Birliği ile ilgili açılması gereken fasıllar askıya alındı. Buna da Güney Kıbrıs sebep olmuştu. Bu açıdan Gümrük Birliği ile ilişkiler donmuş bir şekilde devam etti. Geldiğimiz noktada Gümrük Birliği'nin tekrar revize edilmesi lazım. Gümrük Birliği ilişkisi öyle kolay içinde çıkılacak bir ilişki değil. Yerine koyabileceğimiz bir pazar yok Türkiye açısından. Tüm siyasi krizlere rağmen, ekonomik açıdan AB ülkeleri dışında Türkiye için bir alternatif yok. Tüm gerginliklere rağmen ekonomik ilişkiler AB ve Türkiye’yi yakın tutan çok önemli bir araç. GümrüK Birliği, Türkiye ve AB ilişkilerinde gelişme olasılığı olan birkaç konudan biri."

Başbakanlık Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı'ndan Serdar Altay da Türkiye-ABD ilişkileri üzerinde durarak, neden sadece askeri ve güvenlik alanında iş birliği yapıldığı konusuna değindi.

Altay, tüm krizlere rağmen AB ve Türkiye havlu atmadığını çünkü birçok konuda birbirine entegre olduklarını ve özellikle ekonomik alanda birbirine bağımlı olduklarını vurgulayarak, şöyle konuştu:

"Aynı şeyi ABD ilişkilerinde görmüyoruz. ABD ile olan ilişkilerde askeri ve güvenlik konuları ön sırada. ABD ile stratejik iş birliği var. 'Model Ortaklık' denildi. ABD hegemonik bir güç, Türkiye ise yükselmekte olan bölgesel bir güç. Hala bir denge tutturamadılar ilişkilerinde. Türkiye ve ABD arasında ticari ilişkilerin zayıf olmasına coğrafi uzaklık bir sebep olarak gösteriliyor. Ancak Hindistan ve İsrail de ABD'ye uzak olmasına karşın iyi ticari ilişkiler geliştirmiş durumdadır.
Türkiye'nin ABD ile olan ticaretini artırmaya yönelik şimdiye kadar uyguladığı stratejiler beklenen sonucu vermemiştir."

Zeytin Dalı Harekatı

İSTANBUL (AA) – SEFA MUTLU – Eski AB Bakanı Prof. Dr. Beril Dedeoğlu, ABD ve Rusya'nın Zeytin Dalı Harakatı'na dair kararsız açıklamalarına ilişkin, "Operasyonda elde edilecek kazanca göre pozisyonlarını belirlemek istiyorlar. Başarı ve başarısızlıkları değerlendirme olanaklarını saklı tutmak istiyorlar. Söylem farklılıklarındaki diğer bir hedef de nihai amacı açık etmeme durumudur." dedi.

AA muhabirinin sorularını cevaplayan Dedeoğlu, dünya siyasetinde Türk Silahlı Kuvvetleri'nin PYD/PKK'ya yönelik başlattığı Zeytin Dalı Harekatı'na yönelik söylemleri değerlendirdi.

ABD ve Rusya'nın, operasyonun askeri sonuçlarını görmeden bir söylem geliştirmek istemediğini anlatan Dedeoğlu, "Operasyonda elde edilecek kazanca göre pozisyonlarını belirlemek istiyorlar. Başarı ve başarısızlıkları değerlendirme olanaklarını saklı tutmak istiyorlar. Söylem farklılıklarındaki diğer bir hedef de nihai amacı açık etmeme durumudur. Türkiye'yle ilgili bir açıklama yapıyor gibi görünebilirler. Ama bugün ABD'den yapılan 'Rusya aramızı açmaya çalışıyor.' açıklamasını da bu kapsama koyabiliriz. Bu ikircikli tavrın diğer nedeni de birbirlerinin tavrını netleştirme amacı taşıyor." diye konuştu.

Dedeoğlu, Suriye'nin nihai yapısı konusunda henüz bir uzlaşma olmadığını aktararak, farklı söylem ve açıklamaların, durumun doğası gereği olduğunu kaydetti.

Zeytin Dalı Harekatı'na Avrupa'dan gelen tepkilere de değinen Dedeoğlu, "Fransa'nın da bir söylemi oldu. Bunu daha çok insani konuları öne çıkaran bir açıklama olarak görmek mümkün. Fransa'da ciddi bir Kürt diasporası var. Bunların siyasi baskısını bertaraf etmeye yönelik bir açıklama oldu. Türkiye'ye yönelik doğrudan bir açıklama yapmadılar. Avrupa bunun meşru müdafaa olduğunun bilincinde. Suriye'nin bölünmesi ihtimali karşısında ellerinde koz tutabilirler mi onun hesabındalar. Stratejik anlamda tutumun nedeni bu."

– "ABD'nin açıklamalarındaki sorun kurumsal"

SETA Güvenlik Araştırmaları Direktörü Doç. Dr. Murat Yeşiltaş, ABD ve Rusya'nın, Zeytin Dalı Harekatı'na ilişkin sürekli farklı açıklamalar yapmalarını değerlendirdi.

ABD'den yapılan açıklamada PYD ile Afrin bölgesinde herhangi bir ilişkileri olmadığına vurgu yapıldığını hatırlatan Yeşiltaş, "Sonra dışişlerinden yapılan açıklamada, 'Operasyon sınırlı olmalı.' denildi. En son yapılan açıklamada ABD'ye çalışan PYD-YPG bölgesinden Afrin'e yönelik bir askeri hareketlilik olursa desteklerini çekeceklerini söylediler. Bu en net açıklamalardan biriydi. Bu da Türkiye'de olumlu karşılandı. Şu anda ABD'deki belirsizliğin asıl sebebi kurumsal düzeyde bu dosyanın kimin elinde olduğu ve kimin karar aldığıdır. Başkan'dan tutun da sahadaki operasyonel düzeydeki silsilede bir sorun var. Dolayısıyla oradaki temel mesele kurumsal. Elbette Amerika'nın bir planı vardır. Fırat'ın batısı ve Türkiye ile olan ilişkiler konusundaki dosyada kimin konuştuğu belli değil." diye konuştu.

Yeşiltaş, Rusya'nın açıklamalarında farklı bir durumun söz konusu olduğuna dikkati çekerek, Türkiye'nin operasyonuna yeşil ışık yakıldığını söyledi.

– "Rusya'nın PYD ile ilişkilerinde muğlaklık var"

Rusya'nın burada birkaç hedefi olduğunu dile getiren Yeşiltaş, şöyle devam etti:

"Soçi ve Astana süreçlerini zarara uğratmayacak bir konum belirliyor. Rusya, Türkiye'yi bu süreçte kaybetmek istemiyor. Ulusal güvenlik kaygısını da anladığı için operasyona yeşil ışık yakmak durumunda kaldı. Ruslar'ın Kürtlerle, PYD ile olan ilişkilerinde de bir muğlaklık var. Bunu da ABD ile arasındaki rekabete bağlamak lazım. YPG/PYD ile olan ilişkilerini onlar da bırakmıyor. Öte taraftan Türkiye'nin kaybedilmesinin ortaya çıkaracağı zaaflar, maliyet hesabı yapıldığında daha fazla olacaktır."

Yeşiltaş, İran'ın tutumunda etkili olan birkaç nokta olduğunu belirterek, yapılan açıklamanın çok güçlü olmadığını kaydetti. İran'ın operasyona karşı olmaktan ziyade birtakım çekincelerini ortaya koyduğunu ifade eden Yeşiltaş, "İran'ın açıklamalarının kendi kamuoyuna yönelik olduğunu söyleyebiliriz." görüşünü dile getirdi.

NATO'dan gelen destek açıklamasına ilişkin ise Yeşiltaş, "NATO'nun kurumsal bir kimliği var. Türkiye ile olan ilişkilerin zarar görmesini istemiyorlar. Birtakım sorunlar zaten var NATO ile. Türkiye'nin bu harekatının engellenemeyeceğini anladılar. Dolayısıyla meseleyi fazla tırmandırmadan harekatı güvenlikle alakalı bir mesele olarak gördüler. Fırat'ın batısıyla alakalı bir destek söz konusu. Fırat'ın doğusuna yönelik bir operasyondan sonra da söylemleri takip etmek lazım." değerlendirmelerinde bulundu.