Filistinli, İranlı ve Türk yönetmenleri “Dostluk” buluşturdu

İSTANBUL (AA) – Cumhurbaşkanlığı himayesinde, Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi destekleriyle düzenlenen "Uluslararası Dostluk Kısa Film Festivali"nde "Kısa Filmden Uzun Dostluklara" paneli, Filistin, İran ve Türkiye'den yönetmenleri bir araya getirdi.

Balkon Film organizasyonunda bu yıl ilki gerçekleştirilen festival kapsamındaki panel, Salt Galata'da sinemaseverlerle buluştu.

Söyleşinin moderatörlüğünü üstlenen Festival Başkanı Faysal Soysal, panelin ismine işaret ederek, "Hakikaten film sanatına başlarken bazı dostluklar kurulur ve bu dostluklar devam eder. Gün geçtikçe de uzun metraj çekerken ya da başka çalışmalarda, o ilk zamanlardaki dostlukları sürekli arar dururuz. Çünkü oradaki samimiyet, gayret, pür saflık ve hesapsız fedakarlık, aynı zamanda deli dolu cesaret, insan olgunlaştıkça yerini başka korkulara ve temkinli adımlara bırakıyor. Hepimizin aradığı ve çocuklarda bulduğu, o ön yargısız, cesur, dolaysız yaklaşım kayboluyor. Aslında sanatın özünde var olan şey bu. Bu sebeple belki de sinema sanatının en çok dayandığı form, kısa film." dedi.

  • "Kısa film, uzun filmin provası olarak algılanır"

    Festivalin jüri başkanlığını üstlenen yönetmen Yüksel Aksu konuşmasında, sinemanın başlangıcının kısa film olduğunu söyleyerek, ilk film yapımcılarından Auguste ve Louis Lumiere kardeşlerin Paris'te 1896'da tek planlı çekilen filmlerini örnek verdi.

Aksu, kısa filmin sinemanın kadim sanatı olduğunu ifade ederek, "Kısa film maalesef Türkiye'de ve dünyada, genel olarak uzun filmin provası olarak algılanır. Kamuoyu algısı böyledir. Ama kısa film bir türdür ve aynı zamanda sinemada eski formattır. Kısa film, ne başlangıçta ne bugün bir sanayi olmadı. Sanayi olmadığı için bir rant barındırmadı. Rant, çıkar ve star olma gibi, konvansiyonel sinemanın ve piyasanın taleplerine karşılık vermedi. Bu dostlukları ve arkadaşlıkları, dayanışmayı farklı kıldı." diye konuştu.

Türkiye'de ve dünya sinemasında yaşanan gelişmeleri tarihsel olarak değerlendiren Aksu, şöyle devam etti:

"Sansür ve otokontrolün, bana göre çok sağlam tartışılması gerekiyor. Mesela Hollywood, bana göre dünyanın en büyük sansürcüsü. ilk sorusu, 'Güzel kadın, yakışıklı erkek, ünlü var mı? 15. dakikada silah patlıyor mu? Kavga, şiddet, aşk var mı?' Ben nereye gideyim o zaman. Çirkinler sinema yapamayacak mı ya da sinemada oynayamayacak mı? Güzel ve çirkin ne? Ben karıncanın filmini yapmak istiyorum. Eğer (Andrey) Tarkovski, Rusya'da değil de Hollywood'da olsaydı, o filmleri çekemez, sürüm sürüm sürünürdü. Polonya'da karikatür ve mizah bitti, bazı olaylardan sonra. Dolayısıyla sansürün ne kadar teknokratik ve politik olacağı ve olduğu tartışılır."

  • "İran'da çok ciddi bir kısa film kalitesi var"

İranlı yönetmen Kamal Tabrizi de kısa film süreçlerinde kurulan dostlukların önemine işaret ederek, "Kısa film bu anlamda çok özel bir yerde duruyor. İran'da özellikle kısa film, özel bir form ve yapı arz ettiği için, buna çok ciddi önem veren sinemacılar ve festivaller var. Bu festivallerin uzun metraj film festivallerinden hiçbir farkı yok. Kendilerine has ödülleri ve programları var. Hatta burada yetişen bazı sinemacıların, hiçbir şekilde uzun metraj film yapmadıklarını görüyoruz. Çünkü buna ayrı bir form, bilgi ve aşk olarak bakılıyor. O nedenle bunların sayısı çok fazla. İran'da çok ciddi bir kısa film kalitesi var." değerlendirmesinde bulundu.

İran'daki sinemalarda kısa filmlere özel programlar yapıldığını söyleyen Tabrizi, "Her mevsim ayrı program çıkar. Bu programlar o kadar çok ilgi görüyor ki biz deneyimli yönetmenler de o programları izleriz." dedi.

Tabrizi, sanatta sınırlama olduğunda yaratıcılık için de yeni anlatım yolları denendiğini kaydederek, "Bizde bir deyim var, Allah isterse kötüyü hayra çevirir. İran'daki baskı ya da sansür dediğimiz sınırlılık da tersine olumlu anlamda sinemanın gelişmesine katkı sağlamış durumda." ifadelerini kullandı.

  • "Kendi hikayenizi siz çekerseniz, doğru yansıtırsınız"

Dünyaca ünlü Filistinli senarist ve yönetmen Najwa Najjar da günümüzde hikayesi ve kamerası olan herkesin film yapabileceğine dikkati çekti.

Filistin'de özellikle son 20 yılda bastırılmış bir yapının söz konusu olduğunun altını çizen Najjar, şu bilgileri verdi:

"Her koşulda film yapılması çok zordu ve gün geçtikçe daha iyiye gitmedi. Çoğu zaman yapabilecek hiçbir şey yok. Ancak kendi sinemanızı yaparsanız, kendi hikayenizin kontrolü sizin elinizde olur. Kendi hikayenizi siz çekerseniz, doğru yansıtırsınız. Hollywood ya da İsrailliler çekerse olmaz. Evlerimizin içine hiçbir zaman girmemiş ve bizim nasıl yaşadığımızı bilmeyen işgalciler, filmlerinde bizi dünyaya nasıl göstermek istiyorlarsa öyle gösteriyorlar. Hollywood sineması bizleri terörist yapıyor, Filistin'de yaşananları ise dinle ilgili bir çatışmaymış gibi gösteriyor. O yüzden kendi hikayemizi ve kendi tarihimizi kendimiz anlatmalıyız."

Najjar, bütçe bularak kendi filmini yapmanın çok zor olduğunu vurgulayarak, "Fakat sadece bizim için değil, tüm film yapımcıları için zor. Doğru olanı söylemek her zaman zordur. Yaşadığımız yer işgal edilmiş. Çok zor yaşanabilecek bir yerde yaşıyoruz ve bütün bunlar da film yapmayı zorlaştırıyor. Fakat eğer tutkunuz varsa, yapabilirsiniz. Artık cep telefonuyla bile hikayenizi çekebilirsiniz. Filistin'de yaşayan bir çocuğun, bir erkeğin ya da bir kadının hayatını çekip, onu tüm dünyaya gösterebilirsiniz." ifadelerini kullandı.

İsrail işgali altındaki Filistin'e ilişkin dünyadaki genel bilginin çok yetersiz olduğunun altını çizen ünlü yönetmen, üçüncü filminin yeni bittiğini ve filmin ardından kendine yöneltilen soruların bilgi yetersizliğini gösterdiğini dile getirdi.

Festival yarın gerçekleşecek ödül töreninin ardından sona erecek.

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?