Hastalarıyla çektiği filmle sağlıkta şiddete “hayır” diyor

İZMİR (AA) – TEZCAN EKİZLER – Meslek hayatında 2 kez saldırıya uğrayan İzmirli doktor Funda Müftüoğlu, "sağlıkta şiddet" konusuna dikkati çekmek amacıyla senaryosunu yazdığı kısa filmlerde hastalarıyla kameranın karşısına geçiyor.

Buca ilçesindeki 4 Nolu Aile Sağlığı Merkezinde görev yapan 2 çocuk annesi Müftüoğlu, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun olduktan sonra mesleğini İzmir'de sürdürdü.

Tiyatroya ilgili olan 18 yıllık doktor Müftüoğlu, günlük hayatta yaşadığı olayları mizahi bir dille senaryolaştırmaya başladı.

Görevi sırasında 2 kez hastalarının saldırısına uğrayan Müftüoğlu, 4 yıl önce şiddeti konu olan kısa filmler çekmeye karar verdi.

Senaryolarını kendi yazdığı kısa filmleri, mesai saatleri dışında 8 metrekarelik muayene odasında çeken Müftüoğlu'na, hastaları ve zaman zaman diğer sağlık personeli de eşlik ediyor.

Şimdiye kadar 7 film çeken Müftüoğlu, sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarını konu alan bu çalışmalarını aile sağlığı merkezindeki ekranlardan ve sosyal medyada yayımlıyor.

Funda Müftüoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, sağlık çalışanlarının da bu toplumun bir parçası olduğunu söyledi.

Sağlıkta şiddet konusunun hep gündemde olduğuna işaret eden Müftüoğlu, "18 yıllık meslek hayatımda hastalarıma şifa dağıtmaya çalıştım. Bu dönemde ben dahil birçok meslektaşım saldırıya uğradı. Özellikle hastalardan kaynaklanan şiddet olayları hepimizi yaralıyor. Bu konuya dikkat çekmek amacıyla eğitici kısa filmler çekmeye başladım. İşin en güzel tarafı da filmlerde hastalarımın oynaması." diye konuştu.

Müftüoğlu, filmlerini ilk başta cep telefonuyla çektiğini ancak şimdi profesyonel kamera kullandığını dile getirdi.

  • "Filmler gerçek zannediliyor"

Hazırladığı filmlerin hasta ile sağlık çalışanları arasında kalıcı bir dostluğa vesile olduğuna inandığını vurgulayan Müftüoğlu, şöyle konuştu:

"Filmlerimde şiddetin bize yaşattıklarını paylaşıyorum. Böylelikle hastalarımızın kendilerini bizim yerimize koymalarını sağlıyorum. Yani empati yapmalarını istiyorum. Çoğu hastam gönüllü filmlerde oynamak istiyor. Bu şekilde verilen mesajın daha kalıcı olduğuna inanıyorum. Çektiğimiz filmleri izleyen hastalar onların gerçek olduğunu zannediyor. Gözyaşları içinde yanıma gelerek üzüntülerini dile getirenler oldu. Şiddetin filmini çeken doktor olarak anılmak benim için gurur verici."

Gelecek dönemde uzun metrajlı bir film çekmek istediğini belirten Müftüoğlu, bu konuda senaryo çalışmalarına başladığını sözlerine ekledi.

Kamil Çelik de Müftüoğlu'nun daveti üzerine filmlerde oynamaya başladığını dile getirdi.

Sinemaya çok meraklı olduğunu aktaran Çelik, "60 yaşından sonra filmlerde oynamış oldum. Televizyonda sağlıkta şiddet haberlerini izleyince kahroluyorum. Sağlık çalışanları her şeyimiz, çünkü bizim sağlığımız onların elinde." şeklinde konuştu.

Turgay Girgin ise Müftüoğlu'nun çalışmalarını izleyince çok etkilendiğini ondan sonra filmlerde oynamaya başladığını anlattı.

Müftüoğlu'nun da şiddete uğradığını öğrendiğinde çok şaşırdığını dile getiren Girgin, "Aslında böyle olayları televizyonlardan ve hastanelere gittiğimizde görüyoruz. Doktor hanım konuyu anlatınca ilgimi çekti. Çektiğimiz filmlerden güzel geri dönüşler aldık. Sağlıkta şiddet konusunu ele alan filmler çekmeye devam etmek istiyorum." ifadelerini kullandı.

Yeni Zelanda saldırısının ardından dünyaya “hukuk” çağrısı

İSTANBUL (AA) – Yeni Zelanda'da 15 Mart'ta cuma namazı sırasında iki camiye yönelik gerçekleştirilen 50 kişinin hayatını kaybettiği, 50 kişinin yaralandığı terör saldırısının ardından çekilen "İnsanlık İçin Hukuk" adlı kısa filmde, bir daha böyle trajik olayların yaşanmaması için "hukukun üstünlüğü"ne vurgu yapıldı.

Yönetmen Koray Demir, 15 Mart'ta, Yeni Zelanda'nın Christchurch kentindeki Nur ve Linwood camilerindeki terör saldırılarına tepkisini çektiği kısa filmle gösterdi.

Doludizgin Creative Films tarafından çekilen, yapımcılığını Aynel Hayat ve Yasemin Demir'in gerçekleştirdiği, tasarımını Koray Demir ile Eray Demir'in yaptığı "İnsanlık İçin Hukuk" başlıklı 1 dakika 27 saniye süren kısa film müziklerini Rahman Altın, 3D animasyonunu Doğancan Kobaş hazırladı.

Yaşanan trajediye tepki gösterirken hukukun üstünlüğüne vurgu yapılan film, sosyal medyada 3 dilde yayımlandı.

Saldırıda kullanılan silah baz alınarak "kalemin kılıçtan keskin" olduğu mesajının verildiği kısa filmin sonunda "İnsanlık için hukuk kazanacak, kazanmalı. Öldürülen masumların aziz hatırasına ve Yeni Zelanda'nın muhteşem insanlarına, Türkiye'deki dostlarınızdan. İnsanlık için hukuku koruyun." mesajı paylaşıldı.

  • "Hislerimi bir film tasarlayarak ifade etmeye çalıştım"

Projeye ilişkin AA muhabirine açıklama yapan Demir, Yeni Zelanda'daki terör eylemi gerçekleştirildiğinde herkesin öfke ve üzüntü yaşadığını belirterek, "Biz üzüntü ve öfke dışında bir şeyler yapmak istedik ve olay gecesi ekibimizi toplayarak bu vahşi teröre karşı bir şeyler söyleme kararı aldık." dedi.

Demir, projedeki "Kalem kılıçtan keskindir" metaforunun bütün dünyada bilindiğine ve her toplumda karşılığı bulunduğuna işaret ederek, şu değerlendirmede bulundu:

"Bir nefret suçu ikonuna dönüşen teröristin silahının, birlikte yaşamanın tek formülü olan hukuku hedef aldığını ve hukuka olan inancı sarsarak insanları hukuk dışı yöntemlere yöneltip kaosu tetiklemeye çalıştığının altını çizmek istedik. Bu tür trajedilerle yeniden karşılaşmamak için en az devletler kadar bireylere de düşen ödevler var. Ressam resmiyle müzisyen müziğiyle yazar kitabıyla konuşmalı, söz söylemeli. Ben kendi adıma hislerimi bir film tasarlayarak ifade etmeye çalıştım. Çok daha fazlasını da yapmak gerekir. Bize yöneltilen sorulara ve sorunlara özgün yanıtlarımız olmalı. Bizler olaylar karşısında sürüklenen nesneler değil, dünyanın asli özneleriyiz."

Yönetmen Koray Demir, filmde, herkesin hukuka ihtiyacı olduğunu ve korunmazsa birlikte yaşamanın imkansız olacağı gerçeğine vurgu yapmaya çalıştıklarına dikkati çekerek, "Çünkü tarih boyunca hukukun olmadığı ya da uygulanmadığı her yerde zulüm oluşmuş ve zalimler inisiyatifi ele almıştır. Dolayısıyla filmde Medine Vesikası, Magna Carta, Bağımsızlık Bildirgesi ve İnsan Hakları Beyannamesi gibi birlikte yaşama hukukunun temellerini simgeleyen belgelerin isimlerine yer verdik." diye konuştu.

Dünyanın her yerinde, herkese eşit ve adil uygulanabilecek bir hukuk sistemin olması gerektiğini belirten Demir, "Bu doğrultuda da bu fikri desteklemek için kendi payımıza düşeni yapmaya çalıştık. Çünkü inisiyatif almak, her Müslüman'ın hakkı ve ödevidir. Hukukun üstünlüğüne inanan herkese bir çağrımız var; sosyal medya hesaplarından bu filmi paylaşarak hukukun üstün ve olmak zorunda olduğu bilincini desteklesinler."

Human Movie Team Belgesel ve Kısa Film Gecesi

             İSTANBUL (AA) - Özellikle çatışma bölgelerinde yaşayan insanların uğradığı zulümleri konu alan kısa videolarıyla tanınan Human Movie Team, Belgesel ve Kısa Film Gecesi düzenledi.

Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi'nde gerçekleşen etkinlikte, ekip üyelerinin çektiği kısa film, belgesel ve kısa videoların gösterimi yapıldı.

İlk defa halka açık bir gösterim yapan Human Movie Team'in etkinliğinde yaklaşık 15 yapım meraklılarıyla buluştu.

Human Movie Team Kurucusu, belgesel yönetmeni Tülay Gökçimen, gösterimler öncesi yaptığı konuşmada, Suriye'de savaş başladığından beri bu ülkeyle alakalı paylaşımlar yapmaya, belgeseller çekmeye, ekiple videolar üretmeye çalıştıklarını söyledi.

Gökçimen, "Kamuoyundaki yanlış mülteci algısından, yaşanan savaşlardan, üzüntülerden şikayet eden, bunların olmasını istemeyen ve 'Biz ne yapabiliriz?' diye dertlenen gençlerin bir araya gelip kurduğu bir multimedya hareketi" olarak tanımladığı topluluğun, bu gösterimi yapmaktaki amacını "Biz insanı konu alıyoruz. Dünya üzerindeki insan haklarını, haksızlıkları, savaş, işgal, yokluk ve afet mağduru insanların seslerini dünyaya duyurmaya çalışıyoruz. Bizi burada buluşturan buradaki arkadaşların emeklerini sizlere izletebilmek." sözleriyle anlattı.

Suriye'deki savaşın yıl dönümünün 15 Mart olduğunu hatırlatan Gökçimen, şöyle devam etti:

"Suriye katliamının diyelim, 8'inci yılına girdik. Bir milyondan fazla insan hayatını kaybetti. Yüz binlerce insan yaralı. Milyonlarca insan evini toprağını bırakıp dünyanın farklı coğrafyalarına gitti. Gerçekten büyük bir zulüm. Suriye kelimesi artık kimseyi etkilemiyor. Bir televizyoncu arkadaşımın dediği gibi, Suriye artık reyting yapmıyor. Gördüğünüz, izlediğiniz Halep topraklarına ben defalarca gittim. Orada bir çocuğu öptüm, bana 'Abla beni niye öptün?' dedi. 'Çünkü seni seviyorum.' dedim. Biraz düşündükten sonra 'Abla beni iki yıldır kimse sevmemişti.' dedi. Suriye'den anlatacak çok anı var bunun gibi. Biz lütfen Suriye'de ölen insanlara rakam gözüyle bakmayalım."

Ekip üyelerinden gösterimi yapılan "3 Duvar" belgeselinin yönetmeni Esra Hacıoğlu da Human Movie Team'de gönüllü olarak videolar çektiklerini belirterek, "Uluslararası İnsan Hakları Derneğinin bir projesiyle Suriye'ye gitmiştik. Orada çalışanlardan sürekli farklı hikayeler duyuyorduk. Bu belgeseli de öyle çektik. Biz de ilk defa sizlerle birlikte izliyoruz. Benim için de bir ilk. 2015 yılından beri Türkiye'de yaşayan Suriyeli mültecilerin hikayelerini çekiyorduk. İnsanlar bu hikayelere çok fazla aşina oldu." diye konuştu.

Katılımın yoğun olduğu etkinlikte ayrıca "Ama Sabah Olmuştu" ve "Bağ" isimli kısa filmlerin yanı sıra ekibin sosyal medyadan paylaştığı kısa videolardan oluşan bir seçki sunuldu.

Human Movie Team, 2015'den beri hem insan hikayelerini anlattığı hem de insan haklarını konu alan kısa film ve videolarla sosyal medya üzerinden farkındalık oluşturmaya çalışıyor.

Maltepe Üniversitesi'nden 14 Mart Tıp Bayramı özel kısa film

İSTANBUL (AA) – Maltepe Üniversitesi, 14 Mart Tıp Bayramı özel kısa film hazırladı.

Maltepe Üniversitesi'nden yapılan açıklamada, filmde, İstanbul'un İngilizler tarafından işgal altında olduğu Mart 1919'da, Tıbbiyeli Hikmet ve arkadaşlarının, işgali protesto etmek amacıyla dönemin Tıp Fakültesi olan Tıbbiye-i Şahane binasında dev bir Türk bayrağını dalgalandırması anlatılıyor.

Eyleme katılan tüm öğrencilerin tutuklandığı aktarılan filmde, öğrencilerin "Biz her yıl 14 Mart'ı kutlarız" diye savunma yaptıkları ve Tıbbiye'nin kuruluşunun ilk kez böyle kutlandığı vurgulandı.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zeliha Özer, 14 Mart’ın dünyanın hiçbir yerinde Tıp Bayramı olarak kutlanmadığını, sadece Türkiye’de özel bir gün olarak anıldığını belirterek, hikayenin Milli Mücadele günlerine dayandığını aktardı.

14 Mart’ın bayram olmasına neden olan olayın hikayesine ilişkin Özer, "Osmanlılar Birinci Dünya Savaşı'ndan yenik ayrıldığı ve İngiliz Donanması, topları şehre çevrili halde Haydarpaşa Limanı'nda demirlediği günlerde, işgalciler limana yakın olduğu için dönemin Tıp Fakültesi olan Tıbbiye-i Şahane binasına el koymuştu. Tarihi belgelere göre, Tıbbiye öğrencileri bir bölüme sıkıştırıldı ve öğrenci yatakhaneleri de bodrum katına taşındı. Ancak, Tıbbiye öğrencileri sessiz kalmamaya karar verdi ve öğrencilerden Hikmet Bey etrafında örgütlendi. İşgali protesto edeceklerdi." ifadelerini kullandı.

Özer, 14 Mart sabahı Hikmet Bey ve arkadaşlarının dev bir Türk bayrağı hazırladığını, İngiliz nöbetçileri atlatarak okulun iki kulesinin arasındaki çatıya çıktığını ve ardından dev Türk bayrağını dalgalandırdığını belirtti.

Üniversitenin yaptığı arşiv çalışmalarında ve tanıklarla görüşmelerinde, İngilizlerin eyleme katılan tüm öğrencileri tutukladığının da saptandığını bildiren Özer, şunları kaydetti:

"Ancak anlatılanlara göre, Hikmet Bey ve arkadaşları, bahanelerini hazırlamıştı; 14 Mart 1827 tarihi, Osmanlı’da ilk modern tıp öğreniminin başladığı tarih olarak kabul ediliyordu. Öğrenciler 'Biz her yıl 14 Mart'ı kutlarız' diye savunma yaptı. İngilizler, bu eylemi sineye çekmek zorunda kaldı. Tıbbiye'nin kuruluşu; ilk kez böyle kutlandı. 14 Mart, 1919 yılından itibaren 'Milli Mücadele'nin sembol tarihlerinden biri oldu ve Türk Tıp Bayramı olarak kabul edildi."

Dünya Kadınlar Günü kadın yönetmenlerin filmleriyle kutlanacak

İSTANBUL (AA) – Pera Müzesi, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü, kadın yönetmenlerin kısa filmlerinden derlenen "Değişen Perspektifler" programıyla kutlayacak.

Üç başlıkta 18 kadın yönetmenin eserlerini izleyiciyle buluşturacak etkinlik, 8 – 30 Mart arasında ücretsiz gerçekleştirilecek.

"Yedi Kadın, Yedi Günah" bölümünde Chantal Akerman, Ulrike Ottinger, Helke Sander, Bette Gordon, Maxi Cohen, Valie Export, Laurence Gavron'un kurgusal yapımdan deneysel videoya, müzikalden belgesele farklı türden yapımları izlenebilecek.

Kadınların çevreleriyle ve toplumsal gerçeklikle ilişkilerini irdeleyen yapımların yer aldığı "Dünyadan Kısalar" başlığında Renee M. Petropoulos, Karen Pearlman, Nienke Deutz, Jacqueline Lentzou ve Amber Sealey'in filmleri sunulacak.

"Türkiye’den Kısalar" bölümünde ise Pınar Yorgancıoğlu, Ayris Alptekin, Emine Yıldırım, Berrak Çolak ve Gökçe Erdem'in birbirinden farklı yapımları yer alacak.

  • Müze, Dünya Kadınlar Günü'nde ücretsiz

Pera Müzesi 8 Mart'ta Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla kapılarını ücretsiz olarak ziyarete açacak. "Parajanov, Sarkis ile" ve "Zaman Değişmeli" sergilerinin yanı sıra Suna İnan Kıraç Vakfı koleksiyon sergilerinden "Kesişen Dünyalar: Elçiler ve Ressamlar", "Anadolu Ağırlık ve Ölçüleri" ile "Kahve Molası: Kütahya Çini ve Seramiklerinde Kahvenin Serüveni" adlı sergiler de gezebilecek.

“5. Alemlere Rahmet Uluslararası Kısa Film Yarışması”nın finalistleri açıklandı

İSTANBUL (AA) – Siyer Vakfı tarafından bu yıl beşincisi düzenlenen "Alemlere Rahmet Uluslararası Kısa Film Yarışması"nda finale çıkan eserler belirlendi.

Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) İstanbul Şubesi'nde gerçekleştirilen basın toplantısında, animasyon, kısa film ve kısa senaryo dallarında 307 eserin başvuru yaptığı yarışmanın finalistleri ve gala haftası etkinlikleri paylaşıldı.

Toplantıda konuşan proje koordinatörü Cemil Nazlı, 153 senaryo, 144 kısa film ve 9 animasyon arasından seçilen 20 eserin finale çıktığı yarışmanın festival olma yolunda emin adımlarla ilerlediğini kaydetti.

Danışma Kurulu üyesi İhsan Kabil, yarışmanın her yıl bir tema çerçevesinde düzenlendiğini, bu yıl da eserlerin "Kardeşlik" temasında değerlendirildiğini anımsattı.

Yarışmanın ikinci yılından itibaren uluslararası platforma taşınmasıyla hem jüri üyelerinin hem de katılan çalışmaların çeşitlendirilmiş olduğunu ifade eden Kabil, şunları söyledi:

"Mümkün olduğunca Peygamber Efendimizin hayatından izler taşıyan mesajları yeryüzüne yaymak ve bunu kitlesel bir haber dalı olan sinemayla yerine getirmek önemli bir çaba."

Bir haftaya yayılan programa ilişkin herkesin fikir ve yorumlarını beklediklerini ifade eden Kabil, "Finale kalsın kalmasın bütün çalışmaları çok kıymetli buluyor, hepsini tebrik ediyorum." dedi.

  • "Kudretini perdede hissettirecek yetenekler yetişiyor"

Danışma Kurulu Üyesi Nazif Tunç ise bir şeyi iyi yapmanın ancak çok yapmakla mümkün olduğu belirterek, "Beşincisi düzenlenen Alemlere Rahmet Uluslararası Kısa Film Yarışması, çok şükür bizim nerelere geleceğimizin habercisi oluyor. Buraya her yıl artan bir ilgiyle ve heyecanla, özgünlük ve özgürlükle birçok yapım katılıyor. Bu sayede üslup, dil, tarz, kuvvet ve kudretini perdede hissettirecek yetenekler yetişiyor." diye konuştu.

Sinemada Batılı tasvirlerin olumsuz etkisinden kurtulup esasa dönmek gerektiğinin altını çizen Tunç, "O kuruntulu duygulardan kurtulup tekrar esas olana döndürecek bir yarışma olması dolayısıyla bu azmi kutluyorum." ifadelerini kullandı.

Jüri Üyesi Murat Çeri de "21. yüzyılın tebliğ aracı sinema, film ve görüntü. Bunu geç de olsa neresinden yakalarsak, alacağımız mesafe de o kadar çok olur. Bu yarışma ve bunun gibi yarışmalar tohumdur. Kendi adıma bunun bir parçası olmaktan mutluluk duyuyorum." dedi.

Jüri Üyesi Tuba Deniz ise gişe gibi kaygıları olmadığı için kısa filmin sinemadaki en heyecanlı alanlarından biri olduğunu belirterek, "Böyle bir başlık altında insanların film üretmeye yönlendirilmesi çok kıymetli." değerlendirmesinde bulundu.

Çok sayıda başarılı çalışmanın yarışmaya gönderildiğini hatırlatan Deniz, "Tema çerçevesinde filmleri değerlendirip seçmeye çalıştık. İyi olan ama listenin dışında kalan filmler de oldu maalesef, çünkü kardeşlik başlığı altında değerlendirdik." şeklinde konuştu.

  • "Sinema tebliğde çok kuvvetli bir araç"

Jüri Üyesi Nuray Kayacan, senelerdir önemseyerek söyledikleri konularda çalışmalar yer aldığı için keyifli bir süreç yaşadıklarını belirterek, şöyle konuştu:

"Sinema hakikaten tebliğde çok kuvvetli bir araç. Kendi sinemamızı üretmemiz konusunda hiçbir sıkıntımız yok, gayet birikimli insanlarımız, değer yargılarımız var. Kültürümüze aşığız, bağlıyız, geçmişi inkar etmiyoruz, geleceğe de ümitle bakıyoruz. Hem bu ümidi koruyabilmek hem de bağlarından kopmamış olmak sinemacı olma adına çok büyük bir artı."

Jüri üyesi Seyid Çolak ise yarışmanın her sene kendisini katlayarak yoluna devam ettiğini vurgulayarak, "Gelecek sene inşallah festival olur, böylece finale kalan filmleri seyretme imkanımız olur. Çok arzuluyorum böyle bir şeyi." dedi.

Jüri üyesi Ayşe Karaköse, çağın söz söyleme sanatının sinema olduğu değerlendirmesinde bulunarak, "Yeni nesilde okuma oranları giderek azalıyor, çünkü hepsinin elinde bir ekran, telefon, tablet, televizyon ve sinema var. Bir ekrandan bir şey söylemiyorsak artık insalar ulaşma şansımız çok düştü." diye konuştu.

Sinema dili ve filmlerle insanlara bir şeyler anlatabilmenin önemine değinen Karaköse, "Peygamber Efendimizin öğretisini, İslam'ın mesajını insanlara biz artık bu ekranlar yoluyla anlatabiliriz. Bunun da yolu sinemadan, filmlerden geçiyor." görüşünü dile getirdi.

  • Finale çıkan 20 eser 100 bin Türk lirası için yarışacak

Sinema ve sanatseverlerin katıldığı toplantıda "Kardeşlik" teması ile Animasyon, Kısa Film ve Kısa Senaryo dallarında yarışmaya başvuran 307 yapım arasından finale kalmaya hak kazanan ve 100 bin Türk lirası ödül için yarışacak 20 eser açıklandı.

Yarışmanın "Kısa Film" kategorisinde Deniz Telek'in "Gümüş", Abdullah Şahin'in "Krampon", Ayşenur Topal'ın "Qahwa", Ahmet Mücahid Aydoğan'ın "Yaşamak", Şeref Akçay'ın "Kar Tanesi" finale kaldı.

Aynı kategoride yurt dışından finale kalan kısa filmler arasında İran'dan Omid Shams "Birthday Night", Povria Pishvaei "The Passer", Fatemeh Mohammedi "Oblivion", Özbekistan'da Ulugbeq Azamov "Ceviz" ve Afganistan'dan Khadim Hussain Byhmam "Crow-Pigeon" kısa filmleriyle yer aldı.

"Kısa Senaryo" kategorisinde seçilen 7 eser de Hünkar Cengiz'in "Sirayet", Aysel Arıkan Tan'ın "Aşure", Nurettin Ensar Birgün'ün "Baston", İbrahim Halil Şahin'in "Yüzleşme", Yasir Muhammed Gençalp'in "İkram" senaryoları ile İran'dan Samiak Ahmedi'nin "Hands" ve Nima Rahimpour'un "Baby Sister" çalışmaları oldu.

"Animasyon" kategorisinde ise "Ses" çalışmasıyla Zeynep İncetekin, "Who Won?" ile Selime Coşkun ve "İki Dost" eseriyle İran'dan Ali Raeis" finale çıktı.

  • Onur konuğu: Yücel Çakmaklı

Bu yıl onur konuğunun merhum Yücel Çakmaklı'nın olacağı yarışmada, ilk üç filmin gösteriminin yapılacağı ve toplamda 100 bin Türk lirası ödülün dağıtılacağı açıklandı.

Gala haftası olan 11-15 Şubat tarihleri arasında TYB İstanbul Şubesi ve İstanbul Şehir Üniversitesi paydaşlığında 13 ayrı oturumda 34 ayrı sinemacı ile "Sinema Söyleşileri" gerçekleştirecek.

"Sinemanın Dünü, Bugünü ve Yarını", "Sinema ve Etki Alanları", "Sinema ve Mana Arayışı", "Sinemanın Doğusu ve Batısı", "Sinema Eğitimi Ama Nasıl?", "Sinema ve Hayat", "Sinema ve Senaryo", "Sinema ve Edebiyat", Sinema İletişim ve Medya" başlıklı söyleşilerde Ghassan Massoud, Sheems Friedlander, Ahmed Mahfouz, Mahmut Fazıl Coşkun, Peyami Çelikcan, Nazif Tunç, İhsan Kabil, Ahmet Mercan, Ali Ural, Sadık Yalsızuçanlar gibi isimler katılacak

Gala ve Ödül Töreni ise 16 Şubat 2019'da İstanbul Büyükşehir Belediyesi Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda gerçekleştirilecek.

“3. Sabancı Vakfı Kısa Film Yarışması” jüri üyeleri belirlendi

İSTANBUL (AA) – Sabancı Vakfı tarafından toplumsal konularda farkındalık yaratmak amacıyla bu yıl üçüncüsü düzenlenen "Sabancı Vakfı Kısa Film Yarışması"nın jüri üyeleri belli oldu.

Konuya ilişkin yapılan açıklamaya göre, bu yıl "Ayrımcılık" temasıyla gerçekleştirilen yarışmanın jürisinde Türkiye'den yönetmen Derviş Zaim ve oyuncu Ceyda Düvenci, yurt dışından ise senarist ve yönetmen Aida Begic, yönetmen Sergei Dvortsevoy ve yapımcı Rebecca O'Brien yer alıyor.

Kısa Film Yarışması jürisi, finale kalan 10 eseri değerlendirerek, dereceye girmeye hak kazanan 3 kısa filmi belirleyecek.

Dereceye giren filmler ise 16 Ocak'ta düzenlenecek ödül töreninde açıklanacak. Yarışmanın birincisine 15 bin, ikincisine 10 bin, üçüncüsüne ise 5 bin lira takdim edilecek.

Uluslararası Dostluk Kısa Film Festivali Bosna Hersek'te

SARAYBOSNA (AA) – Gönül adamlığı, dostluğu, derinliği, samimiyeti ve inceliğiyle insanları etkileyen şair ve yazar Fethi Gemuhluoğlu'nun "dostluk" anlayışından yola çıkılarak bu yıl ilki düzenlenen Uluslararası Dostluk Kısa Film Festivali, Bosna Hersek'in başkenti Saraybosna'da sinemaseverler ile buluştu.

Cumhurbaşkanlığının himayelerinde, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile İstanbul Büyükşehir Belediyesinin desteklediği festival, Bosnalı sanatseverlere iki gün film şöleni yaşatacak.

Başkentte faaliyet gösteren Saraybosna Yunus Emre Enstitüsünde (YEE), Deniz Telek'in "Fethi Gemuhluoğlu Özel Ödülü"ne layık görülen "Gümüş" filminin gösterimiyle başlayan festivalde, Dostluk Ödüllü Filmler seçkisi sunuldu.

Saraybosnalı sinemaseverler, bu kapsamda, İranlı yönetmen Amir Gholami'nin "The Sea Swells", Kazak yönetmen Alan Rakhmetaliyev'in "The Last Teacher" ve İranlı yönetmen Sahar Sotoodeh'in "Hedieh" filmlerini izleme fırsatı buldu.

Etkinlikte, Dostluk Ödüllü Filmler seçkisinin ardından aynı zamanda Jüri Başkanı da olan yönetmen Yüksel Aksu'nun "Dondurmam Gaymak" filmi de gösterildi.

  • "Aklımıza gelecek ilk yer tabii ki Bosna'ydı"

Saraybosnalıların yoğun ilgi gösterdiği film gösteriminin ardından Uluslararası Dostluk Kısa Film Festivali Başkanı Faysal Soysal, Jüri Başkanı Aksu ve Görüntü Yönetmeni Mirsad Herovic'in konuşmacı olarak katıldığı "Sinemada Dostluk" konulu söyleşi düzenlendi.

Söyleşi öncesi AA muhabirine açıklamada bulunan Soysal, festivalin yurt dışında ilk kez Bosna Hersek'e taşınmasında, Festival Başkanı olmasının etkili olduğunu ifade etti.

Bosna Hersek'i ikinci memleketi olarak benimsediğini kaydeden Soysal, "Biz dostluk festivali ile bir dostluk köprüsü kurmak istiyoruz. O yüzden Osmanlı'nın geçmişte, tarihi arka planda ilişkide bulunduğu, tarihi eserlerin olduğu, tarihi kardeşlik bağlarının olduğu, dostluk bağlarının olduğu ülkelerle birlikte bu festivali yürütmekle bir dostluk bağı kurmak istiyorduk. Balkanlarda da ilk olarak aklımıza gelecek olan yer tabii ki Bosna'ydı." diye konuştu.

Soysal, Bosna Hersek'e ilk kez tarihi Mostar Köprüsü'nün açılışı vesilesiyle geldiğini belirterek, "Ondan önce de takip ediyordum Bosna'yı, savaş döneminden beri. Buraya yardım etme, hatta buraya gelme gibi duygularımız da vardı lise yıllarında. Savaş bittikten sonra da 2003 yılında gelmek nasip oldu." ifadelerini kullandı.

Kendi başına kısa bir belgesel çekme fikriyle Bosna'ya geldiğini söyleyen Soysal, "Burada bir sürü insanla tanıştım. Bir sürü yere gidip gezdim. Birçok hikaye dinledim, çok da etkilendim. Bir kısa film senaryom vardı, bunu Bosna ile birleştirmeye karar verip Üç Yol diye bir film çektim." dedi.

Soysal, El Cezire Türk ile yaptığı Kayıp Zamanlar belgeselinde de Srebrenitsa ve Prijedor şehirlerinde yaşanan soykırımları ve yakınlarını arayan Boşnakları anlattığını hatırlatarak, "Srebrenitsa anneleri bizim annelerimizin hemen hemen muadili aslında. Hatice Mehmedovic de benim ikinci annemdi." şeklinde konuştu.

  • "Sinema bir hayat turşusu"

"Dondurmam Gaymak" filminin yönetmeni Aksu da söyleşide yaptığı konuşmada, sinemanın hayatın bir yansıması olduğunu kaydetti.

Türkiye sinemasında kimlik bunalımı sorunu olduğunu söyleyen Aksu, "Ben hayatta ümit ve güzelliğin peşine düştüm ve benim sinemamın bunların dışında olduğunu düşünüyorum." dedi.

Aksu, seyirci dostu sinema oluşturmaya çalıştığını aktararak, "Bana göre sinema bir hayat turşusu, hayat konservesidir. Eğer seyirci filmden çıkınca bir şey hissetmediyse üzülürüm." diye konuştu.

Herovic ise Türk sinemasıyla tanıştığı yıllarda, bir Türk yönetmene "Türk filmlerinin neden hep hüzünlü hikayeler anlattığını" sorduğunu ve "Türk halkı ağlamayı sever" cevabını aldığını ancak ucuz komedilerin çekilmeye başlandığı dönemde aynı soruyu sorunca, "Türk halkı aynı zamanda gülmeyi de sever" yanıtıyla karşılaştığını söyledi.

Aksu'nun filmlerinde hem hüzün hem neşeye yer verdiğini kaydeden Herovic, "Yüksel Aksu, hayatı yansıtan nadir yönetmenlerden biridir." dedi.

Herovic, Bosna söz konusu olunca Srebrenitsa'nın işlendiği filmlerin beklendiğini vurgulayarak, "Neden Srebrenitsa'yı anlatan filmler çekmediğimizi soruyorlar. Hayal gücümüzün yetmediğini söylüyorum. O insanların yaşadıkları şeyler o kadar korkunç ki bunları tahayyül etmek bile zor." değerlendirmesinde bulundu.

İkinci gününde sinemaseverleri Kırk Yıllık Hatır Seçkisi ile buluşturacak festival, Genel Sanat Yönetmeni Mehmet Lütfi Şen ve Fethi Gemuhluoğlu'nun oğlu Ali Gemuhluoğlu'nun konuşmacı olacağı söyleşi ile sona erecek.

Filistinli, İranlı ve Türk yönetmenleri “Dostluk” buluşturdu

İSTANBUL (AA) – Cumhurbaşkanlığı himayesinde, Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi destekleriyle düzenlenen "Uluslararası Dostluk Kısa Film Festivali"nde "Kısa Filmden Uzun Dostluklara" paneli, Filistin, İran ve Türkiye'den yönetmenleri bir araya getirdi.

Balkon Film organizasyonunda bu yıl ilki gerçekleştirilen festival kapsamındaki panel, Salt Galata'da sinemaseverlerle buluştu.

Söyleşinin moderatörlüğünü üstlenen Festival Başkanı Faysal Soysal, panelin ismine işaret ederek, "Hakikaten film sanatına başlarken bazı dostluklar kurulur ve bu dostluklar devam eder. Gün geçtikçe de uzun metraj çekerken ya da başka çalışmalarda, o ilk zamanlardaki dostlukları sürekli arar dururuz. Çünkü oradaki samimiyet, gayret, pür saflık ve hesapsız fedakarlık, aynı zamanda deli dolu cesaret, insan olgunlaştıkça yerini başka korkulara ve temkinli adımlara bırakıyor. Hepimizin aradığı ve çocuklarda bulduğu, o ön yargısız, cesur, dolaysız yaklaşım kayboluyor. Aslında sanatın özünde var olan şey bu. Bu sebeple belki de sinema sanatının en çok dayandığı form, kısa film." dedi.

  • "Kısa film, uzun filmin provası olarak algılanır"

    Festivalin jüri başkanlığını üstlenen yönetmen Yüksel Aksu konuşmasında, sinemanın başlangıcının kısa film olduğunu söyleyerek, ilk film yapımcılarından Auguste ve Louis Lumiere kardeşlerin Paris'te 1896'da tek planlı çekilen filmlerini örnek verdi.

Aksu, kısa filmin sinemanın kadim sanatı olduğunu ifade ederek, "Kısa film maalesef Türkiye'de ve dünyada, genel olarak uzun filmin provası olarak algılanır. Kamuoyu algısı böyledir. Ama kısa film bir türdür ve aynı zamanda sinemada eski formattır. Kısa film, ne başlangıçta ne bugün bir sanayi olmadı. Sanayi olmadığı için bir rant barındırmadı. Rant, çıkar ve star olma gibi, konvansiyonel sinemanın ve piyasanın taleplerine karşılık vermedi. Bu dostlukları ve arkadaşlıkları, dayanışmayı farklı kıldı." diye konuştu.

Türkiye'de ve dünya sinemasında yaşanan gelişmeleri tarihsel olarak değerlendiren Aksu, şöyle devam etti:

"Sansür ve otokontrolün, bana göre çok sağlam tartışılması gerekiyor. Mesela Hollywood, bana göre dünyanın en büyük sansürcüsü. ilk sorusu, 'Güzel kadın, yakışıklı erkek, ünlü var mı? 15. dakikada silah patlıyor mu? Kavga, şiddet, aşk var mı?' Ben nereye gideyim o zaman. Çirkinler sinema yapamayacak mı ya da sinemada oynayamayacak mı? Güzel ve çirkin ne? Ben karıncanın filmini yapmak istiyorum. Eğer (Andrey) Tarkovski, Rusya'da değil de Hollywood'da olsaydı, o filmleri çekemez, sürüm sürüm sürünürdü. Polonya'da karikatür ve mizah bitti, bazı olaylardan sonra. Dolayısıyla sansürün ne kadar teknokratik ve politik olacağı ve olduğu tartışılır."

  • "İran'da çok ciddi bir kısa film kalitesi var"

İranlı yönetmen Kamal Tabrizi de kısa film süreçlerinde kurulan dostlukların önemine işaret ederek, "Kısa film bu anlamda çok özel bir yerde duruyor. İran'da özellikle kısa film, özel bir form ve yapı arz ettiği için, buna çok ciddi önem veren sinemacılar ve festivaller var. Bu festivallerin uzun metraj film festivallerinden hiçbir farkı yok. Kendilerine has ödülleri ve programları var. Hatta burada yetişen bazı sinemacıların, hiçbir şekilde uzun metraj film yapmadıklarını görüyoruz. Çünkü buna ayrı bir form, bilgi ve aşk olarak bakılıyor. O nedenle bunların sayısı çok fazla. İran'da çok ciddi bir kısa film kalitesi var." değerlendirmesinde bulundu.

İran'daki sinemalarda kısa filmlere özel programlar yapıldığını söyleyen Tabrizi, "Her mevsim ayrı program çıkar. Bu programlar o kadar çok ilgi görüyor ki biz deneyimli yönetmenler de o programları izleriz." dedi.

Tabrizi, sanatta sınırlama olduğunda yaratıcılık için de yeni anlatım yolları denendiğini kaydederek, "Bizde bir deyim var, Allah isterse kötüyü hayra çevirir. İran'daki baskı ya da sansür dediğimiz sınırlılık da tersine olumlu anlamda sinemanın gelişmesine katkı sağlamış durumda." ifadelerini kullandı.

  • "Kendi hikayenizi siz çekerseniz, doğru yansıtırsınız"

Dünyaca ünlü Filistinli senarist ve yönetmen Najwa Najjar da günümüzde hikayesi ve kamerası olan herkesin film yapabileceğine dikkati çekti.

Filistin'de özellikle son 20 yılda bastırılmış bir yapının söz konusu olduğunun altını çizen Najjar, şu bilgileri verdi:

"Her koşulda film yapılması çok zordu ve gün geçtikçe daha iyiye gitmedi. Çoğu zaman yapabilecek hiçbir şey yok. Ancak kendi sinemanızı yaparsanız, kendi hikayenizin kontrolü sizin elinizde olur. Kendi hikayenizi siz çekerseniz, doğru yansıtırsınız. Hollywood ya da İsrailliler çekerse olmaz. Evlerimizin içine hiçbir zaman girmemiş ve bizim nasıl yaşadığımızı bilmeyen işgalciler, filmlerinde bizi dünyaya nasıl göstermek istiyorlarsa öyle gösteriyorlar. Hollywood sineması bizleri terörist yapıyor, Filistin'de yaşananları ise dinle ilgili bir çatışmaymış gibi gösteriyor. O yüzden kendi hikayemizi ve kendi tarihimizi kendimiz anlatmalıyız."

Najjar, bütçe bularak kendi filmini yapmanın çok zor olduğunu vurgulayarak, "Fakat sadece bizim için değil, tüm film yapımcıları için zor. Doğru olanı söylemek her zaman zordur. Yaşadığımız yer işgal edilmiş. Çok zor yaşanabilecek bir yerde yaşıyoruz ve bütün bunlar da film yapmayı zorlaştırıyor. Fakat eğer tutkunuz varsa, yapabilirsiniz. Artık cep telefonuyla bile hikayenizi çekebilirsiniz. Filistin'de yaşayan bir çocuğun, bir erkeğin ya da bir kadının hayatını çekip, onu tüm dünyaya gösterebilirsiniz." ifadelerini kullandı.

İsrail işgali altındaki Filistin'e ilişkin dünyadaki genel bilginin çok yetersiz olduğunun altını çizen ünlü yönetmen, üçüncü filminin yeni bittiğini ve filmin ardından kendine yöneltilen soruların bilgi yetersizliğini gösterdiğini dile getirdi.

Festival yarın gerçekleşecek ödül töreninin ardından sona erecek.

“Sınırların Ötesine Geç” kısa film yarışması başladı

İSTANBUL (AA) – Hazar Eğitim Kültür ve Dayanışma Derneği, ön yargıları mercek altına almayı amaçlayan "Sınırların Ötesine Geç" kısa film yarışması düzenledi.

Dernekten yapılan açıklamaya göre, "Türkiyeli ve Suriyeli gençlerle ortak yaşamın önündeki en büyük engel olan önyargılarımızla yüzleşmek ve hesaplaşmak için birlikte çalışmak" amacıyla düzenlenen, Türk ve Suriyelilerin katılımına açık olan yarışma kapsamında kısa film çekme teknikleriyle ilgili eğitim de verilecek. Kurgulama, kısa film çekme, ses ve ışık ayarlama ve senaryo yazma becerilerini geliştirecek eğitim, sekiz bölümden oluşacak.

Proje, sosyal ve kültürel entegrasyona katkı sağlamanın yanı sıra gençlerin ön yargılara teslim olmadan öteki ile ilişki kurabilme becerilerini geliştirmek, empati yeteneğini artırmak, sağduyulu faaliyetlerle ortak çalışma kültürümüze katkı sağlamak ve olası çatışma alanlarını azaltarak uzlaşı alanlarının artmasına zemin hazırlamayı hedefliyor.

Yarışmanın birincisi 10 bin, ikincisi 6 bin, üçüncüsü ise 4 bin liralık para ödülüyle ödüllendirilecek. Yarışma 19-30 yaş arasındaki tüm sinemaseverlerin katılımına açık olacak.

Başvuru formu ile ayrıntılı katılım şartlarına "www.hazardernegi.org" adresinden ulaşılabilecek.

Yarışmaya 22 Şubat 2019'a kadar başvuru yapılabilecek.