Erdoğan-Orban ortak basın toplantısı

BUDAPEŞTE (AA) – Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı'nın kaybolmasıyla ilgili, "Başkonsolosluk yetkilileri 'buradan çıktı' demekle kendilerini kurtaramaz. İlgili merciler onlar da bu konuda müddei iddiasını ispatla mükelleftir. Eğer çıkmışsa bunu siz görüntülerle de olsa ispat etmek durumundasınız, ispat edeceksiniz." dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Ulusal Meclis'teki kabulün ardından düzenledikleri ortak basın toplantısında soruları yanıtladı.

Macar basın mensubunun, "Şu anda Türkiye'de kaç mülteci var ve bunların kitlesel halde Avrupa'ya gelmemeleri için ne yapıyorsunuz?" sorusuna Erdoğan, "Türkiye, Suriyeli olarak yaklaşık 3,5 milyon, Iraklı olarak da 500 bin mülteciye ev sahipliği yapıyor." yanıtını verdi.

Suriyeli ve Iraklılar dışında Afganistan ve Pakistan gelen mültecilerin de olduğuna dikkati çeken Erdoğan, şunları ifade etti:

"Afganistan ve Pakistan'dan gelip yakalananları ülkelerine geri iade ediyoruz. Biz eğer bu mültecilerle ilgili kapılarımızı açık tutmuş olsak tablo böyle olmaz. Şu anda 3,5 milyon Suriyeli, bunların dışında da 500 bin Iraklı bunlar daha çok ya kamplarda ya ülkemizdeki değişik yerlerde bulunuyorlar. Fakat geri dönüşlerde başlamadı değil. Örneğin Afrin, Cerablus ve El Bab'a 250 bin, 260 bin Suriyeli geri döndü. En son İdlib'de iltica durumuyla karşı karşıyaydık. Orada da 60 bin civarında yine mülteci olma durumunda kalan Suriyeliler, onlar da İdlib merkezine geri döndüler. Her türlü tedbiri alıyoruz, mümkün olduğu kadar onları ülkemizde misafir etmeye gayret ediyoruz. Bu konuda da bütün Avrupa Birliği üyesi ülkeler olsun, diğer dünya ülkeleri olsun onlardan da destek bekliyoruz."

– "İspat etmeniz lazım"

Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı'nın kaybolmasıyla ilgili soru üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi:

"Bu olayın ülkemizde özellikle de İstanbul'daki Suudi Arabistan Başkonsolosluğunda cereyan etmiş olması bizler için çok çok önemli. Türkiye Cumhuriyeti olarak Cumhurbaşkanı sıfatıyla da bu süreci takip etmek, kovalamak bizim hem siyasi hem insani görevimizdir. Bunu bazı çekinceler içerisinde kalarak kendi haline herhalde bırakamayız. Bunun uluslararası camiadaki akışı nedir, bunları az çok biliyoruz. Nedir bu, örneğin bu kişi gazeteci, nişanlısıyla beraber gelmiş olduğu Başkonsolosluk'ta orada nikahla ilgili muamelelerini yapacakken, nişanlısı içeriye alınmıyor, o dışarda bırakılıyor. Kendisi içeriye giriyor. Şimdi bir insan kendisi içeri gidip de bunun dışarı çıkıp çıkmadığını kimin ispat etmesi lazım? Oradaki Başkonsolosluk görevlilerinin. Sizin kameranız, şuyunuz buyunuz yok mu? Hepsi var. Bunu niçin ispat etmiyorsunuz, ispat etmeniz lazım."

Kaşıkçı'nın sıradan biri olmadığını, Washington Post'ta köşe yazarlığı yaptığını vurgulayan Başkan Erdoğan, şöyle devam etti:

"Bu kişi dışarı çıktığı zaman nişanlısıyla tekrar buluşarak gitmesi gereken yere gitmez mi? Gider. Bütün bunlarla birlikte ayın 2'sinden bu yana şu anda elde herhangi bir belge, bilgi, bulgu yok. Bize müracaat edildiği andan itibaren şu anda gerek Emniyet teşkilatımız gerek İstihbarat teşkilatımız hepsi bununla ilgili seferber olmuş durumdalar. İlk andan itibaren Adalet Bakanlığına verdiğimiz talimatla İstanbul Başsavcılığımız bu noktada hemen teyakkuza geçmiş ve bununla ilgili işin hem hukuki hem adli hem idari bütün bu çalışmalar devam ediyor. Bu çalışmalar devam ederken hedefimiz bir an önce neticeye ulaşabilmek. Şu anda bakıyoruz, yazılı ve görsel medyada çok çok farklı haberler çıkıyor. Bunlar ister istemez bizi de düşündüren konular."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kaşıkçı'nın kaybolmasıyla ilgili bir an önce netice almak durumunda olduklarına işaret ederek, şunları kaydetti:

"Başkonsolosluk yetkilileri 'buradan çıktı' demekle kendilerini kurtaramaz. İlgili merciler onlar da bu konuda müddei iddiasını ispatla mükelleftir. Eğer çıkmışsa bunu siz görüntülerle de olsa ispat etmek durumundasınız, ispat edeceksiniz. Kalkıp da Türk makamlarına 'nerede bu' diye soranlar önce 'bu nasıl oldu' diye bunu sormaları lazım. Kaldı ki Türk Hava Yollarının veyahut da havaalanının giriş çıkışları vesaire bunların hepsi inceleniyor. Bu giriş-çıkışlarda da şu anda Suudi Arabistan'dan gelen bazı kişiler var. Bunlarla ilgili de Başsavcılık her türlü çalışmasını, araştırmasını, her şeyi yapıyor ve bizler de bu konuda özellikle bütün ilgili birimlerimize gerek emniyet teşkilatımız gerek istihbarat teşkilatımız bütünüyle hepsine Dışişleri, 'hep birlikte çalışmalarınızı yapacaksınız ve ona göre de savcılığımızın vereceği raporları göreceğiz' diyoruz."

– "Şahsım ve milletim adına çok teşekkür ederim"

Bir diğer Macar gazetecinin, "Batı basınında Türkiye'ye karşı birçok eleştiri var ama Almanya'daki Türk toplumu içerisinde çok büyük popülerliğiniz var. Bunun sebebini ne olarak takdir ediyorsunuz?" şeklindeki sorusunu, şöyle yanıtladı:

"Tercümede bir yanlışlık yoksa, eğer bize oy veriyorlarsa oy verenlere ben şahsım ve milletim adına çok teşekkür ederim. Fakat, bu söylenen yayınlardan öte demek ki onların tesirleri de bir yere kadar. Çünkü, bütün Avrupa'daki vatandaşlarımız, Türkiye'de ne yapıldığını, nasıl hizmetler verildiğini, hizmet içerikli ne gibi yatırımların yapıldığını halkım, vatandaşlarım yakından görüyor, tespit ediyor, oyunu da ona göre kullanıyor. Gerçekten sizin de ifade ettiğiniz gibi şu anda Avrupa'nın hemen hemen genelinde oyların yüzde 60 civarında hatta daha fazlası partimize verilmiş olan oylardır."

– "1963'ten bu yana oyalanan bir Türkiye var"

"Türkiye'nin AB sürecinin hızlandırılması için AB ülkelerinden beklentiniz nedir? Bu konuda önümüzdeki süreçte daha fazla konunun gündeme getirilmesini bekliyor musunuz?" sorusu üzerine Erdoğan, öncelikle bu konuda değerlendirmede bulunan Macaristan Başbakanı Viktor Orban'a teşekkür etti.

Recep Tayyip Erdoğan, "Çünkü, Avrupa Birliği sürecinde gerçekten her zaman yanımızda durdular, her zaman bize desteklerini verdiler." dedi.

Bu süreçte 1963'ten 2018'e gelindiğini hatırlatan Erdoğan, şunları kaydetti:

"1963'ten bu yana oyalanan bir Türkiye var. Hiçbir AB üyesi ülkeye böyle bir zulüm yapılmadı. Ne 'evet ne hayır.' Evetse evet, hayırsa hayır. Samimi olmak lazım. Alacaksanız sinyallerini verin, almayacaksanız bunu da söyleyin. Ne bizi yorun ne biz sizi yoralım. Siz yolunuza, biz yolumuza devam edelim. Bu kadar açık ve net olmak lazım. Ben, siyasette özellikle açıklığı severim, netliği severim, dürüstlüğü severim. Bu adımı da buna göre atmak lazım diyorum ve şu anda sabır noktasındayız, sonu hayrolur diyorum."

(Bitti)

Advertisements

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?