Yargıtaydan miras kararı

ANKARA (AA) – FERDİ TÜRKTEN – Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, bir kadının kendi parasıyla alınan ancak ölen kocasının adına kayıtlı eve, eşinin kardeşlerinin de mirasçı olması nedeniyle tapu iptali istemiyle açtığı davayı reddeden yerel mahkeme kararını bozdu.

Mersin’de 1976’da evlenen Zübeyde K. ile Kazım K, evlilikleri sırasında bir ev satın aldı. Kazım K’nın 2008’de ölümünün ardından, onun adına kayıtlı ev üzerinde kardeşleri de hak iddia etti.

Bunun üzerine Zübeyde K, evin tüm ödemelerini kendi yaptığı halde eşinin adına tapuya tescil edildiğini savunarak, tapu kaydının iptali ve kendi adına tescili, olmadığı takdirde kendisine 50 bin lira ödenmesi istemiyle ölen eşinin kardeşlerine dava açtı.

Davalılar ise Zübeyde K’nın öğretmen geliriyle dava konusu eve katkıda bulunamayacağını öne sürerek, davanın reddini istedi.

Erdemli 1. Asliye Hukuk Mahkemesi, davayı reddetti.

Kararda, Zübeyde K’nın ödediği para ile kocası adına alınan taşınmazın, eşine yapılan gizli bağış olarak değerlendirilmesi gerektiği, bu itibarla dava konusu gayrimenkulün bağışlama suretiyle kocanın kişisel malı olduğu belirtildi.

Zübeyde K’nın, bu taşınmazdan dolayı katkı payı alacağı talebinde de bulunamayacağı aktarılan kararda, mirasçılara karşı böyle bir hak ileri sürülemeyeceği ifade edildi.

– Yerel mahkeme kararı bozuldu

Kararın temyiz edilmesi üzerine dosyayı görüşen Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, yerel mahkemenin kararını bozdu.

Bozma kararında, bir kısım kazandırmaların, bağışa benzese de salt bağışlama amacıyla yapılmaması nedeniyle bağışlama olarak nitelendirilemeyeceği, ahlaki bir ödevin yerine getirilmesinin de bağışlama sayılamayacağı belirtildi.

Ayrıca, evlilik birliğinin ömür boyu süreceği inancının hakim olduğu düşüncesiyle, ortak yaşamı ve geleceği güvence altına almak amacıyla, beraberlikten doğan dayanışmayla ve karşılıklı güvene dayanarak, örf ve adete uygun şekilde eşlerin birlikte yatırım yapmalarının bağış olarak değerlendirilemeyeceği vurgulandı.

Eşler arasında dayanışma, güven ve sadakatin esas olduğuna işaret edilen kararda, gelecekte aile üyelerinin yararlanacakları beklentisiyle birlikte mal varlığı edinme çabalarının, eşlerden birinin sebepsiz zenginleşmesiyle sonuçlanmaması gerektiği kaydedildi.

Bir eşin diğer eşe ait bir mal varlığına yaptığı her katkı ya da kazandırmanın bağışlama olmayacağı bildirilen kararda, şu ifadeler kullanıldı:

“Somut olayda, davacı vekili, taşınmazın 2001’de davacının geliri ile alınmasına karşın, tapu ve diğer tescil işlemlerini kocasının takip etmesi sebebiyle kocası adına tescil edildiğini bildirmiştir.

Bağışı çağrıştıracak başka bir kavram, kelime veya söze dosya kapsamında rastlanılmamıştır. Karşılıklı güven ve sadakat, gerek örf ve adet, aile bütünlüğü kavramı ve gerekse olağan yaşam koşulları gereği, ayrım gözetilmeksizin eşin birinin diğerine para intikal ettirmek suretiyle mal edindirmesi mümkündür. Ancak, bunda bağış iradesi ve kastının olduğu sonucuna varmak için kesin ve inandırıcı delillerle kanıtlanması gerekir.”

TBMM Adalet Komisyonu Başkanvekili Köylü:

KASTAMONU (AA) – Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonu Başkanvekili ve AK Parti Kastamonu Milletvekili Hakkı Köylü, “Yargıtay bundan sonra vaka denetimi yapmayacak. Yargıtay sadece hukuk denetimi yapacak” dedi.

Köylü, Kastamonu Şerife Bacı Öğretmenevi Toplantı Salonunda gazetecilere yaptığı açıklamada, bölge adliye ve bölge idare mahkemelerinin 20 Temmuz’da fiilen göreve başlayacağını bildirdi.

Bölge adliye mahkemelerinin ikinci derece yargı mahkemesi olacağını ifade eden Köylü, şöyle devam etti:

“Türkiye’de tek derece yargı sistemi vardı. Öncelikle her bölgeye bir tane olmak üzere 7 bölgede 7 tane bölge adliye mahkemesi kuruldu. Bir ay sonra bölge adliye mahkemesi eski adıyla istinaf mahkemesi başka bir deyişle 2. derece yargı mahkemesi faaliyete geçecek. Bütün temyizler Yargıtaya gidiyordu. Şimdi bütün temyizler bölge adliye mahkemesine gidecek. İdari yargıda da bölge idare mahkemesine gidecek. Orada verilen kararların büyük bir kısmı kesin.”

Köylü bu sayede Yargıtaya şimdiye kadar giden dosyaların en az yüzde 80’inin gitmeyeceğini belirterek, “Danıştay için de aynısı geçerli. Şu halde bugünkü konumuyla 500’ü aşkın üyesi 50’ye yakın dairesi bulunan bir Yargıtaya veya Danıştay’a ihtiyaç yok. Danıştay ve Yargıtay üyeleri azaltılacak. Yargıtay bundan sonra vaka denetimi yapmayacak. Yargıtay sadece hukuk denetimi yapacak. Yargıtay bir içtihat mahkemesi olacak. Böyle bir düzenlemeye ihtiyaç vardı. Yargıtay ve Danıştayın daire ve üye sayısı düşürülecek.” dedi.

Yüksek yargı düzenlemesi komisyonda kabul edildi (2)

TBMM (AA) – Danıştay Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı kanunlaşıp yürürlüğe girdiği tarihte Yargıtay üyelerinin üyelikleri sona erecek. Ancak Yargıtay Birinci Başkanı, Cumhuriyet Başsavcısı, birinci başkanvekili, Cumhuriyet Başsavcıvekili ve daire başkanlarının Yargıtay üyelikleri devam edecek.

TBMM Adalet Komisyonunda kabul edilen, Danıştay Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısına göre, nöbetçi idare ve vergi mahkemesi hakimleri, aynı zamanda nöbetçi bölge idare mahkemesinde görev yapmayacak.

İdari Yargılama Usulü Kanununun ilgili maddesinde yer alan çalışmaya ara verme süresi içinde, idare ve vergi mahkemeleri tarafından verilen yürütmenin durdurulması kararlarına karşı yapılan itirazların en yakın nöbetçi mahkeme tarafından incelenmesi durumuna son verilecek.

Yapılan düzenlemeyle nöbetçi bölge idare mahkemesi heyeti ile nöbetçi idare mahkemesi heyeti farklı hakimlerden oluşacağından, itiraza konu dosyanın en yakın bölge idare mahkemesine gönderilmesi zorunluluğu ortadan kalkacak.

Bölge idare mahkemesi bulunmayan illerde birden fazla idare veya vergi mahkemesi bulunması kaydıyla, bu mahkemelerin de çalışmaya ara vermeden faydalanabilmeleri sağlanacak. Çalışmaya ara verme süresi içinde, HSYK tarafından, idare veya vergi mahkemeleri başkan ve üyeleri arasından görevlendirilecek yeteri kadar hakimin katıldığı bir nöbetçi mahkeme kurulacak.

Bölge idare mahkemeleri için ise yine HSYK tarafından, tüm daire başkan ve üyeleri arasından görevlendirilecek yeterli sayıda nöbetçi daire oluşturulacak.

Yargıtay’daki 23 hukuk dairesi sayısı ile 23 ceza dairesi sayısı 12’ye indirilecek.

– Görev süresi sona erenler uygun bir göreve atanacak

Tasarıyla, Danıştay için getirilen yeni düzenlemeler, Yargıtay için de getiriliyor.

Yargıtay üyeleri 12 yıl için seçilecek. Bir üye, iki defa Yargıtay üyesi seçilemeyecek. Görev süresi sona erenler HSYK tarafından uygun bir göreve atanacak.

Görevi sona eren üyelerin Yargıtay’la ilişkileri kesilecek, ancak atamaları gerçekleşinceye kadar özlük hakları Yargıtay tarafından karşılanacak.

Yargıtay Birinci Başkanı seçilebilmek için öngörülen kıdem süresi, 10 yıldan 6 yıla düşürülecek. Yargıtay Genel Sekreteri seçilebilmek için aranan 5 yıl üyelik kıdemi şartı kaldırılacak.

Yargıtay Yayın İşleri Müdürlüğü görevlerinin yerine getirilebilmesi amacıyla Yargıtay Yayınları Döner Sermayesi artırılacak. Ulusal veya uluslararası sempozyum, seminer ve diğer bilimsel toplantılar ile fiziki veya elektronik olarak kitap, dergi veya diğer her türlü yayın faaliyetlerinin giderleri ve kütüphaneye satın alınacak her türlü süreli veya süresiz yayınların bedeli döner sermayeden karşılanacak.

– Dava dosyalarının Yargıtay’a gönderilmesi

Tasarıyla, Yargıtay Kanununun, “dava dosyalarının Yargıtay’a gönderilmesi ve Hukuk İşbölümü İnceleme Kuruluna” ilişkin maddesinde de düzenlemeye gidiliyor.

Buna göre, dosyaların en kısa sürede görevli daireye ulaştırılması ve Hukuk İşbölümü İnceleme Kurulunun gereksiz iş yükünün ortadan kaldırılması amacıyla, kendisini görevsiz gören daire, dosyayı doğrudan kurula göndermek yerine görevli olduğu kanısına vardığı daireye gönderecek. Bu dairenin de kendisini görevsiz görmesi halinde dosya kurula gönderilecek.

Tasarı kanunlaşıp yürürlüğe girdiği tarihte, Yargıtay üyelerinin üyelikleri sona erecek. Ancak bu tarih itibarıyla Yargıtay Birinci Başkanı, Cumhuriyet Başsavcısı, birinci başkanvekili, Cumhuriyet Başsavcıvekili ve daire başkanı olarak görev yapanların Yargıtay üyelikleri devam edecek.

Üyelikleri sona eren Yargıtay üyeleri arasından, HSYK’ca bu düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 5 gün içinde Yargıtay üyesi seçimi yapılacak.

Düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla, Yargıtay Birinci Başkanı, Cumhuriyet Başsavcısı, birinci başkanvekili, Cumhuriyet Başsavcıvekili, daire başkanları ve üyelerin kadro sayısı 300 olacak. Üyelikleri devam edenler, kadro sayısında dikkate alınacak. Kadro sayısını aşan üye kadroları herhangi bir işleme gerek kalmaksızın iptal edilmiş sayılacak.

HSYK yedek üyelerinden yeniden Yargıtay üyesi seçilemeyenlerin yedek üyelikleri, yedek üyelik süreleri bitinceye kadar devam edecek.

– HSYK üyeleri Yargıtay üyesi seçilebilecek

Yargıtay üyesi iken HSYK üyesi seçilenlerden bu üyeliği devam edenler, görevlerinin bitmesine 3 ay kala, HSYK tarafından yeniden Yargıtay üyeliğine seçilebilecek. Bu kişiler 12 yıl görev yapacak. Yeniden seçilmeyenler ise sınıf ve derecelerine uygun bir göreve atanacak.

Üyelikleri devam eden üyeler ile yeni seçilen üyeler 12 yıl görev yapacak. Bu üyelerin görevleri, görevlerinin süresi bitene kadar devam edecek.

Birinci Başkanlık Kurulu, seçimden itibaren 10 gün içinde, dairelerin iş durumunu ve ihtiyaçlarını dikkate alarak Yargıtay üyelerinin hangi dairelerde görev yapacağını yeniden belirleyecek.

Başkanlık Kurulu, en geç 3 yıl içinde daire sayısını indirecek.

Birinci Başkanlık Kurulu, her daire kapatma işleminden sonra, iş durumunu ve ihtiyaçları dikkate alarak daireler arasındaki iş bölümünü yeniden belirleyecek. Buna ilişkin karar Resmi Gazete’de yayımlanacak ve yayımı tarihinden itibaren 10 gün sonra uygulanmaya başlanacak. Birinci Başkanlık Kurulu, iş bölümüne ilişkin kararın Resmi Gazete’de yayımlanmasından itibaren 10 gün içinde, kapatılan dairelerde görev yapan daire başkanı, üye ve tetkik hakimlerinin hangi dairelerde görev yapacağını belirleyecek.

Dairelerde görev verilmeyen daire başkanları, başkanlık süresinin bitimine kadar Yargıtay Birinci Başkanlığında görev yapacak.

Yargıtay Birinci Başkanı, Cumhuriyet Başsavcısı, Birinci başkanvekilleri, cumhuriyet başsavcıvekilleri, daire başkanları ve üyelerin kadro sayısı 200’e düşünceye kadar, boşalan her iki üyelik için bir üye seçimi yapılacak. Seçim yapılmayan üye kadroları başka bir işleme gerek kalmaksızın iptal edilmiş sayılacak.

(Sürecek)

“Denize itme” davasında kararı Yargıtay bozdu

BURSA (AA) – Bursa’nın Mudanya ilçesinde arkadaşlarıyla denize açıldıktan sonra kendisinden haber alınamayan, ardından da cesedi bulunan Yusuf Süzer’in ölümüyle ilgili dava, kararın Yargıtay tarafından bozulması üzerine yeniden görülmesiyle 3 yıl 4 aydır tutuklu bulunan Dilşah Aytekin salıverildi.

Bursa 4. Ağır Ceza Mahkemesinde haklarında ömür boyu hapis cezası istemiyle açılan davada yargılanan Aytekin’e “Kasten adam öldürmek” suçundan 12 yıl 6 ay, tutuksuz sanık Kaan Uysal’a da yardım veya bildirim yükümlülüğünü yerine getirmediğinden bir yıl 8 ay hapis cezası verilen karar, Yargıtay 1. Ceza Dairesi tarafından bozuldu.

Süzer’in yüzme bilip bilmediğinin araştırılması ve böylece suçun niteliğinin değişebileceği gerekçesiyle kararın bozulması üzerine yeniden yargılanan ve 3 yıl 4 aydır tutuklu bulunan Aytekin, Sakarya Cezaevi’nden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla davaya katıldı.

Yusuf Süzer’in yakınlarının arasında bulunduğu tanıklar da Süzer’in yüzme bildiğini ifade etti.

Mahkeme heyeti, Dilşah Aytekin’in dosyasıyla İstanbul Adli Tıp Kurumu’na gönderilmesi, Türk Ceza Kanunu’nun ilgili maddesine göre akli dengesinin yerinde olup olmadığının tespiti, suç vasfının değişme ihtimali ve yattığı süre göz önüne alınarak tahliyesine karar verdi.

– Olay

Mudanya’da 18 Mayıs 2013’te, Yusuf Süzer sabah saatlerinde, birlikte alkol aldığı arkadaşları Dilşah Aytekin (33) ve Kaan Uysal (19) ile Arnavutköy Limanı’ndan kayık kiralayıp denize açılmıştı.

Yusuf Süzer’den daha sonra haber alınamaması üzerine Aytekin ve Uysal gözaltına alınmıştı.

Mahkemeye çıkarılan Aytekin tutuklanırken, Uysal tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştı.

Yusuf Süzer’in cesedi ise olaydan 14 gün sonra sahil güvenlik ekiplerince Mudanya İskelesi’nin yaklaşık 1,5 kilometre açığında bulunmuştu.

Yargıtayın MHP kararının gerekçesi açıklandı

ANKARA (AA) – Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, Ankara 12. Sulh Hukuk Mahkemesinin MHP’de olağanüstü kurultay yapılmasına yönelik kararını onamasına ilişkin gerekçeli kararını tamamladı.

Daire tarafından Ankara 12. Sulh Hukuk Mahkemesine gönderilen gerekçede, başvuruya yönelik mevzuata yer verildi.

2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 14. maddesinin 6. fıkrasında delegelerin beşte birine, olağanüstü büyük kongre talebinde bulunma hakkı tanındığı belirtilen gerekçede, bu düzenlemenin parti içi iradenin serbestçe tezahürünü ameli olarak teminat altına alınmasını amaçladığı anlatıldı.

Gerekçede, bu nedenle yeter sayıda üyenin yönetim kuruluna karşı açığa vurduğu irade beyanının, hem üyelerin her birini ayrı ayrı, hem de yönetim kurulunu bağlayıcı nitelikte olduğu vurgulandı.

Parti merkez yönetim organının bu talebi yerine getirmemesi halinde ne yönde hareket edileceğinin bu kanun maddesinde düzenlenmediği aktarılan gerekçede, Türk Medeni Kanunu ve Dernekler Kanunu’nun, Siyasi Partiler Kanunu’na aykırı olmayan hükümlerinin siyasi partiler için de uygulanabileceğine yönelik düzenlemelere işaret edildi.

Türk Medeni Kanunu’nda, beşte bir imzaya karşılık olağanüstü toplantı yapılmaması halinde, üyelerden birinin başvurusu üzerine sulh hakimi tarafından üç üyenin genel kurulu toplantıya çağırmakla görevlendirileceğine ilişkin düzenleme bulunduğu anlatılan gerekçede, şöyle denildi:

“Hüküm emredici niteliktedir. O halde, siyasi partilerde, kanunda gösterilen yeter sayıdaki üyenin olağanüstü büyük kongre yapılması talebinin, merkez karar ve yönetim organınca yerine getirilmemesi halinde, üyelerden birinin başvurusu üzerine, (Gündeminde seçim bulunsun veya bulunmasın) büyük kongreyi toplantıya çağırmakla üç üyenin görevlendirilmesine ilişkin kararı verecek yargı organının, sulh hukuk mahkemesi olduğu görülmektedir. Bu sebeple, işin Anayasa yargısının görevine girdiği yönündeki savunmaya itibar edilmemiştir.”

– “Tıkanıklık, delegelerin yasal haklarını kullanmalarıyla giderilebilir”

Siyasi partiye, Siyasi Partiler Kanunu’nun emredici hükümlerine aykırılık halinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesi tarafından ihtarda bulunulabileceği ifade edilen gerekçede, şu tespitlere yer verildi:

“Yeter sayıda üyenin, kanun ve tüzük hükümlerine uygun olağanüstü kongre çağrısının, parti yönetimince yerine getirilmemesinin yol açtığı tıkanıklık, ancak delegelerin üyelik sıfatlarından kaynaklanan yasal haklarını kullanmalarıyla giderilebilir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının bir siyasi parti hakkında 104. maddeye dayanarak Anayasa Mahkemesine resen ihtar başvurusunda bulunma görevinin olması, yasanın 121. maddesinin ilk fıkrasında yer alan Medeni Kanun ve Dernekler Kanunu’na yapılan atıf karşısında, siyasi partilerin temel öznesi olan üyelerinin, Siyasi Partiler Kanunu ile Türk Medeni Kanunu’nun kendilerine tanıdığı hakka dayanarak, genel mahkemelerden hukuki himaye isteğinde bulunmalarına engel değildir. Aksinin kabulü, siyasi partilerin faaliyetlerinin demokrasi ilkelerine uygunluğunu arayan Anayasa ilkesiyle bağdaşmayacağı gibi Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama hürriyetinin de ihlali anlamına gelir. Bu bakımdan ihtar yolunun var olması yeter sayıda delegenin olağanüstü büyük kongre talebinin parti yönetimince yerine getirilmemesi halinde, çağrıda bulunan üyelerin mahkemeden, Türk Medeni Kanunu’nun 75/2. maddesi gereğince olağanüstü kongreyi toplantıya çağırmak üzere üç üye görevlendirilmesi talebinde bulunmalarına engel teşkil etmemektedir.”

Gerekçede ayrıca, Genel Merkez tarafından mahkemeye sunulan Anayasa Mahkemesi kararlarının da bir siyasi partinin kendiliğinden dağılma halinin ve buna bağlı olarak hukuki varlığının sona erdiğinin tespitine ilişkin olduğu, kongrelerle ilgisinin bulunmadığı kaydedildi.

– “İrade ortaya çıkmışsa süre beklenmeyebilir”

Olağanüstü kongre talebinin yerine getirileceği süreye ilişkin Siyasi Partiler Kanunu, Dernekler Kanunu ve Türk Medeni Kanunu’nda düzenleme olmadığı belirtilen gerekçede, ancak bu hususun kanun seviyesinde bir düzenleyici işleme konu olmasının gerekmediği bildirildi.

Dernekler Yönetmeliği’nin 13. maddesinin (b) bendinde yer alan “genel kurul, dernek üyelerinden beşte birinin yazılı isteği üzerine otuz gün içinde olağanüstü toplanır” şeklindeki düzenlemenin, siyasi partilerin, her kademedeki olağanüstü kongreleri için de uyulması gereken norm niteliği taşıdığı vurgulandı.

Bu sürenin düzenleme amacı taşıdığı belirtilen gerekçede, gereğinin yapılmamasının olağanüstü kongre çağrısında bulunanlara yargıya başvurma hakkı verdiği ifade edildi.

Gerekçede, parti yönetiminin, olağanüstü büyük kongreyi toplamayacağı yönünde bir iradenin önceden ortaya çıkması halinde bu süre beklenmeksizin de hakimden görevlendirme talebinde bulunulabileceğinin altı çizildi.

Olağanüstü kongre çağrısının, muhatabına ulaştığında hukuki sonuçlarını da doğuracağı aktarılan gerekçede, şu değerlendirmelere yer verildi:

“Parti tüzüğünün 63/3. maddesindeki ‘Çağrılabilir’ ifadesi, beşte bir delegenin olağanüstü kongre talebinin genel başkan ve merkez yönetim kurulunun takdirine bırakıldığı anlamına gelmez. Buradaki ifade, genel başkan ve merkez yönetim kurulunun lüzum görmesi halinde olağanüstü kongre toplantısıyla sınırlıdır. Tüzükte yer alan bu ifadeden, beşte bir delegenin büyük kongre talebinin de genel başkanın takdirine bağlı tutulduğu anlamının çıkarılması, yeter sayıdaki delegeye tanınan olağanüstü kongre talebinde bulunma hakkını işlevsiz hale getirir.”

– “Büyük kongrenin toplanmayacağı yönünde açık irade ortaya konuldu”

Parti delegelerinden 531’inin usulüne uygun şekilde olağanüstü kongre çağrısında bulunduğu belirtilen gerekçede, sayının delegelerin beşte birini aştığı, bu çerçevede parti yönetiminin, büyük kongreyi olağanüstü toplantıya çağırması gerektiği ifade edildi.

Parti yönetiminin, yeter sayıda üyenin çağrı taleplerini işleme almadığı, merkez yönetim kurulu üyelerinin yaptıkları basına yansıyan açıklamalarla olağanüstü büyük kurultayın toplanmayacağı yönünde açık bir irade ortaya koyduğu aktarılan gerekçede, “Bu tutum, olağanüstü kongre talebinin reddolunduğunu göstermektedir. Bu halde, istekte bulunan üyelerden her birinin sulh hukuk hakiminden çağrı kurulu teşkil edilmesini istemelerinde ve yerel mahkemece de üç kişinin büyük kongreyi toplantıya çağırmakla görevlendirilmesinde kanuna aykırılık görülmemiştir” denildi.

Bu tür davalarda, sulh hukuk mahkemesinin incelemesinin, biçimsel olduğu vurgulanan gerekçede, büyük kongre talebinin haklı ve geçerli sebebe dayanıp dayanmadığının yargısal denetimin dışında kaldığı, çünkü, partinin bu gibi sorunlarının görüşülüp konuşulacağı ve müzakere edilip karara bağlanacağı yerin, en yetkili karar organı büyük kongre olduğu kaydedildi.

Yeter sayıda üyenin, olağanüstü kongre talebine ilişkin toplu irade beyanının iyi niyetli olup olmadığına ilişkin bir değerlendirme de yapılamayacağı vurgulanan gerekçede, “Çünkü, kanun, beşte bir oranına ulaşan üyeye, olağanüstü kongre talep etme hakkı vermiştir. Bu hakkın, Türk Medeni Kanunu’nun 2’nci maddesinde düzenlenen ‘dürüstlük’ ilkesine uygun kullanıp kullanmadığının değerlendirmesi ‘yerindelikle’ ilgili olup, şekli inceleme yapan sulh hukuk hakiminin yetkisi dışındadır. Bu sebeple bu yöne ilişkin itirazlar yerinde görülmemiştir” ifadesine yer verildi.

Büyük kongreyi olağanüstü toplantıya çağırmakla görevlendirilen üç üyenin, “tarafsız” olmadıklarına ilişkin itirazın da yerinde görülmediği belirtilen gerekçede, görevlendirilenlerin parti üyesi olduğunun altı çizildi.

Gerekçede, görevlerinin olağanüstü büyük kongreyi toplantıya çağırmaktan ibaret olduğu ve görevlerinin kongre divanının oluşuna kadar geçen dönemle sınırlı kaldığı anlatıldı.

Bir davanın, başka bir davaya kısmen veya tamamen bağlı olması halinde o dava sonuçlanıncaya kadar bekletilebileceği ifade edilen gerekçede, şöyle denildi:

“Konu, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının incelemesinde olup, Anayasa Mahkemesine yapılmış bir ihtar başvurusu bulunmamaktadır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının yapacağı inceleme sonucu, böyle bir başvuruda bulunulup bulunulmayacağı bu aşamada belli değildir. Esasen Anayasa Mahkemesince Siyasi Partiler Kanunu’nun 104. maddesine göre verilecek ihtar kararı, yeter sayıda delegenin mahkemeden çağrı kurulu teşkilini istemeye ilişkin kanundan doğan haklarını ortadan kaldırmayacaktır. Bekletici sorun yapılabilecek husus, Siyasi Partiler Kanunu’nundaki bir hükm​ün, Anayasa’ya aykırılığının itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesinin önüne götürülmüş olması halidir. Somut davada böyle bir durum söz konusu değildir. Bu bakımdan, davalı tarafın bekletici mesele yapılmasına ilişkin talebi yerinde görülmemiştir.”

Yargıtayın MHP’nin olağanüstü kurultay kararını onaması

ERZURUM (AA) – MHP’de genel başkanlığa adaylığını açıklayan muhaliflerden Gaziantep Milletvekili Ümit Özdağ, Yargıtayın Ankara 12. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin kararını onamasına ilişkin, “Bu karar Türkiye’de bütün siyasi baskılara rağmen, yargının en azından bir bölümünün nasıl hukuk devleti inancını yaşattığının çok önemli bir göstergesi oldu.” dedi.

Özdağ, Erzurum’daki bir otelde gazetecilere yaptığı açıklamada, Yargıtayın Ankara 12. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin kararını onamasına ilişkin, değerlendirmelerde bulundu.

MHP kurultay delegelerinin büyük bir bölümünün verdiği imzalar doğrultusunda olağanüstü kurultayı gerçekleştirmek ve tüzük değişikliği yaparak yeni genel başkanı seçmek üzere, önemli bir adım atıldığını ifade eden Özdağ, şöyle konuştu:

“Bu karar Türkiye’de bütün siyasi baskılara rağmen yargının en azından bir bölümünün nasıl hukuk devleti inancını yaşattığının çok önemli bir göstergesi oldu. Biz yakından bu süreci endişeli olarak izledik. Çünkü değişik siyasi makam ve mevkilerin bu süreci etkilemek için nasıl yargı üzerinde değişik yöntemlerle baskılar uyguladığını gözlemledik. Sonuç konusunda bir kez daha iç rahatlığıyla ‘Ankara’da hakimler var’ diyebiliyoruz. Çünkü bu hakimler siyasi baskılara, direnç güçlerinin olduğunu göstererek sadece MHP’ de bir kongrenin gerçekleşmesinin önünü açmadılar. Aynı zamanda Türk halkının Türkiye’de hukukun olduğuna dair inançlarının olduğunu güçlendirmiş oldular. Bundan dolayı MHP’de genel başkan adayı ve siyasetçi olarak değil, Türkiye Cumhuriyeti Devleti yurttaşı olarak kendilerine teşekkür ediyorum.”

Özdağ, Yargıtayın Ankara 12. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin kararını onamasının ardından, MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın’ın 26 Haziran veya 10 Temmuz tarihlerinde Milliyetçi Hareket Partisi’ni olağanüstü ama seçimli kurultaya götürme kararı alındığını açıklamasına ilişkin ise “Bundan dolayı Genel Başkana kurultayın önünü açtığı için teşekkür ediyorum. İnşallah MHP kurultayını yapacak ve iktidara doğru yürüyecek.” değerlendirmesinde bulundu.

Yargıtay MHP’nin olağanüstü kongre kararını onadı

ANKARA (AA) – Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, Ankara 12. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin MHP’de olağanüstü kongre toplanmasına ilişkin kararını oy birliğiyle onadı.

Daire, Ankara 12. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin, “Kurultay Çağrı Heyeti” oluşturularak, partinin olağanüstü kurultaya götürülmesi kararının temyiz incelemesini tamamladı.

Karar, Yargıtay 18. Hukuk Dairesi Başkanı Mustafa Aysal tarafından açıklandı. Daire, Ankara 12. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin MHP’de olağanüstü kongre toplanmasına ilişkin kararını oy birliğiyle onadı.

Daire kararına karşı karar düzeltme isteminde bulunulamıyor. Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, kararla ilgili gerekçesini birkaç gün içinde tamamlayarak, yerel mahkemeye gönderecek.

Bu kararla, Ankara 12. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin olağanüstü kongreyi toplamakla görevlendirdiği heyetin çağrısıyla kongre yapılabilecek.

– Süreç nasıl başladı?

MHP’deki tartışmalı süreç, bazı muhalif il başkanlarının “Kurultay Çağrı Heyeti” oluşturularak, partinin olağanüstü kurultaya götürülmesine karar verilmesi için 15 Ocak’ta parti genel merkezine başvurmasıyla başladı.

Olağanüstü kurultay talebine genel merkezin yanıt vermemesi üzerine muhaliflerin avukatları, Ankara 12. Sulh Hukuk Mahkemesi’nde 5 Şubat’ta dava açtı. Ankara 12. Sulh Hukuk Mahkemesi, 8 Nisan’da “Kurultay Çağrı Heyeti” oluşturularak, partinin olağanüstü kurultaya götürülmesi kararını verdi.

Büyük kurultayı toplantıya çağırmak üzere, kapatılan Aksaray İl Başkanı Ayhan Erel, MHP Kurucular Kurulu Üyesi Ali Sağır ve Bursa Üst Kurul Delegesi Mehmet Bilgiç’in “Kurultay Çağrı Heyeti” olarak görevlendirilmesine karar veren mahkeme, gerekçeli kararını 11 Nisan’da tamamladı.

Gerekçeli kararda, MHP’nin bin 232 delegesinden 531’inin olağanüstü kurultay talebinde bulunduğu, bu kişilerin talepte bulunmasına rağmen, MHP Genel Merkezi’nce olağanüstü büyük kurultay çağrısı yapılmadığının anlaşıldığı belirtildi. Gerekçeli kararda, MHP Tüzüğü’nün 63/3. maddesinde büyük kongre üyelerinin 1/5’inin başvurusu üzerine olağanüstü büyük kurultay toplantıya çağrılabileceği hükmünün yer aldığı ifade edilerek, bu hükmün bu hususta partiye takdir yetkisi vermediği sonucuna varıldığı aktarıldı.

Ankara 12. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin bu kararının ardından, konu parti yönetimince Yargıtaya taşındı. Karar, 5 Nisan’da temyize götürüldü.

Yargıtaydaki temyiz süreci devam ederken, mahkemece görevlendirilen çağrı heyeti 19 Nisan’da yaptığı toplantıda, olağanüstü kurultay tarihi olarak 15 Mayıs’ın belirlendiğini açıkladı. Parti yönetimi ise bu kararı tanımadığını bildirdi.

Kurultay tarihinin belirlenmesiyle MHP Genel Merkezi ve muhaliflerden farklı açıklamalar, hukukçulardan da farklı yorumlar geldi. Bazı hukukçular, Ankara 12. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin kararı tedbir niteliği taşıdığı için Yargıtay kararı beklenmeden, hemen uygulanması gerektiği görüşünde, bazıları ise temyiz başvurusunun ardından Yargıtayın vereceği kararın beklenmesinin zorunlu olduğunu belirtti.

– Gemerek ve Tosya kararları

Tartışmalar devam ederken ve temyiz istemini görüşecek Yargıtay 18. Hukuk Dairesi’ndeki süreç işlerken, bu kez yerel mahkemelerden yeni kararlar geldi.

MHP Genel Başkan Yardımcısı Oktay Öztürk, 29 Nisan’da düzenlediği basın toplantısıyla MHP ilçe başkanlarının başvurusu üzerine Tosya ve Gemerek Asliye Hukuk Mahkemeleri’nin, “Ankara 12. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin kararını Yargıtaydaki temyiz incelemesi sonuçlanıncaya kadar tedbiren durdurduğunu” duyurmuştu.

MHP Genel Merkezi’nin avukatı Yücel Bulut, Gemerek ve Tosya’dan alınan “Tedbir” kararlarını, gereği yapılmak üzere, İçişleri Bakanlığına, Emniyet Genel Müdürlüğüne, Jandarma Genel Komutanlığına, Ankara Valiliğine, Akyurt Kaymakamlığına, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına, ilgili seçim kurullarına ve Yüksek Seçim Kuruluna göndermişti.

Ankara 25. İcra Dairesi, “Kararın yasal süre içerisinde kendilerine ulaştırılmadığı” gerekçesiyle, Tosya Asliye Hukuk Mahkemesi’nin verdiği tedbir kararını hükümsüz saymış, Gemerek Asliye Hukuk Mahkemesi’nin olağanüstü kurultayın yürütmesinin durdurulması yönündeki tedbir kararı gereğince ise “Olağanüstü kurultayın düzenlenmesine ilişkin girişimlere engel olunması” yönünde karar almıştı.

İcra Dairesi’nin kararı doğrultusunda, muhaliflerin 15 Mayıs’ta olağanüstü kurultayı yapmayı planladıkları Büyük Anadolu Oteli’ne girişleri polis tarafından engellenmiş ve kurultay toplanamamıştı.

MHP’den Yargıtaya başvuru

ANKARA (AA) – MHP Genel Merkezi, bir üst kurul delegesi tarafından parti tüzüğüyle ilgili Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yapılan başvuru sonuçlanıncaya kadar olağanüstü kurultaya ilişkin temyiz kararının bekletilmesi için Yargıtay 18. Hukuk Dairesine başvurdu.

AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, parti avukatı Yücel Bulut tarafından akşam saatlerinde Yargıtay 18. Hukuk Dairesi Başkanlığı’na bir dilekçe sunuldu.

Dilekçede, MHP’li bir üst kurul delegesi tarafından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına, parti tüzüğünün olağanüstü kurultay toplanmasına ilişkin 63/3. maddesinde yer alan, ‘Genel Başkan ile MYK’ya verilen takdir yetkisinin Siyasi Partiler Kanunu’na aykırı olup olmadığının yetkili ve görevli Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından denetlenmesi” istemiyle yapılan başvurunun doğrudan Yargıtay 18. Hukuk Dairesindeki yargılamayı etkilediği savunuldu.

Dilekçede, Ankara 12. Sulh Hukuk Mahkemesinin, önüne gelen uyuşmazlıkta, siyasi parti tüzüklerinin Siyasi Partiler Kanunu ve diğer kanunların emredici hükümlerine aykırılık halini denetlemek yetkisinin münhasıran “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına ve Anayasa Mahkemesine ait bulunmasına rağmen bu yetkiyi kendisinde gördüğü” ve MHP Tüzüğünün 63/3 maddesindeki takdir hakkını Siyasi Partiler Kanunu’nun 14/6’ıncı maddesindeki düzenlemeye aykırı görerek somut uyuşmazlıkta uyguladığının altı çizildi.

Ankara 12.Sulh Hukuk Mahkemesi’nin, bir siyasi parti tüzüğünün üst metinlere uygun olup olmadığı konusunda kendisini yetkili görürken temel bir yanılgıya düştüğü ileri sürülen dilekçede, müvekkilin bir dernek değil siyasi parti olduğuna işaret edildi. Dilekçede, “Bu durumda dernek tüzüklerinin kanunun amir hükümlerine aykırı olması halinde, tüzüğü değil kanun maddesinin uygulanması gerektiğine ilişkin yargı içtihatlarının siyasi partiler hakkında uygulanması mümkün değildir. Zira derneklerden farklı olarak siyasi parti tüzüklerinin kanunlara uygun olup olmadığını denetlemek yetkisi bir başka adli organın yani Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ve Anayasa Mahkemesinin münhasır yetkisi içerisindedir” denildi.

Dilekçede, Ankara 12.Sulh Hukuk Mahkemesi’ndeki yargılama boyunca, MHP’li muhaliflerin emsal karar olarak ileri sürdükleri ve mahkemenin de dosya içerisine aldırmış olduğu Saadet Partisi’nin gerekçeli kararında sulh hakiminin, parti tüzüğünü denetleme yetkisinin bulunmadığına vurgu yapıldı. Dilekçede “Öyle ki Saadet Partisi gerekçeli kararının 5’inci sayfasında da ‘Sulh hakiminin, tüzüğün kanuna uygun olup olmadığını denetleme yetkisi bulunmadığı’ açık bir şekilde ifade edilmektedir” görüşüne yer verildi.

-“Telafisi güç ve imkansız sonuçlar”

Genel Merkezin başvurusunda, hak kaybı olmaması için Yargıtay’daki temyiz incelemesinin Anayasa Mahkemesi tarafından verilecek karara kadar mutlaka bekletilmesi gerektiği savunuldu.

Dilekçede, şunlar kaydedildi:

“Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılacak inceleme neticesinde şayet Tüzüğün 63/3 maddesinin Siyasi Partiler Kanunu’nun 14/6 maddesine aykırı olduğu iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurulursa, Anayasa Mahkemesi tarafından; ya Tüzüğün 63/3 maddesinin Siyasi Partiler Kanunu’nun 14/6 maddesine aykırı olduğu tespit edilerek Milliyetçi Hareket Partisi’ne ihtar verilecek ya da Tüzüğün 63/3 maddesinin Siyasi Partiler Kanunu’nun 14/6 maddesine aykırı olmadığına karar verilecektir.

Anayasa Mahkemesi tarafından verilecek karar her şartta, Anayasa 153/son maddesinde yer alan ‘Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar’ hükmü gereğince herkesi bağlayacaktır.

Şayet Anayasa Mahkemesi tarafından MHP Tüzüğünün 63/3 maddesinde yer alan ve MHP Genel Merkezine Büyük Kurultayın Olağanüstü Toplantıya çağrılması konusunda takdir hakkı tanıyan düzenlemenin, Siyasi Partiler Kanunu’nun 14/6 maddesine aykırı olmadığına karar verilirse bu durumda müvekkilim MHP tüzel kişiliğini, olumsuz yönde etkileyecek telafisi güç ve imkansız sonuçlar ortaya çıkacaktır. Bu karar 153/Son gereği, kesin hüküm olacak ve tüm yargı organlarını bağlayacaktır. Kaldı ki, Ankara 12’nci Sulh Hukuk Mahkemesinin tüzüğün 63/3 maddesini Siyasi Partiler Kanunu’na aykırı bulan ve temyiz incelemesine konu olan kararı, Anayasa Mahkemesince yukarıda zikredilen mahiyette verilecek karara da aykırı olacaktır.”

– “İki ayrı mahkeme kararı olacak”

Genel Merkez dilekçesinde, bu durumda MHP Tüzüğün 63/3 maddesinde yer alan düzenlemeye ilişkin biri, tüzüğün 63/3 maddesini Siyasi Partiler Kanunu’na aykırı bulan Ankara 12’nci Sulh Hukuk Mahkemesi kararı, diğeri de tüzüğün 63/3 maddesini Siyasi Partiler Kanunu’na uygun bulan Anayasa Mahkemesi kararına ilişkin ortada iki ayrı mahkeme kararı olacağına işaret edildi.

Anayasa Mahkemesi tarafından Tüzüğün 63/3 maddesinde yer alan takdir hakkının geçerli bir düzenleme olduğu tespit edilirse, Ankara 12’nci Sulh Hukuk Mahkemesinin vermiş olduğu kararın bütün gerekçesinin de ortadan kalkacağı belirtilen başvuruda, “Bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesinin vereceği karar, huzurdaki davayı doğrudan etkileyeceğinden, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen hukuki sürecin ‘bekletici mesele’ olarak kabul edilmesi gerektiği düşünülmektedir.” ifadesi kullanıldı.

Anayasa Mahkemesinin, 2005/3 esas no ve 2011/1 sayılı Siyasi Parti İhtar kararına atıfta bulunulan dilekçede, şunlar kaydedildi:

“Anayasa Mahkemesi, AK Parti Tüzüğü’nün Siyasi Partiler Kanunu 14’üncü maddesinde Olağanüstü Kurultayın Toplanması konusunda 1/5 azınlık imzası arayan düzenlemesinden farklı olarak, salt çoğunluk imzası arayan 70’nci maddesini SPK 14’nci maddesine uygun bulmuştur.

Yukarıda yapılan açıklamalar ve AK Parti Tüzüğü’nün SPK’nın 14. Maddesine uygun bulunduğuna ilişkin Anayasa Mahkemesinin emsal kararı birlikte değerlendirildiğinde, MHP Tüzüğünün 63/3 maddesinin Anayasa Mahkemesi tarafından SPK’ya aykırı olmadığına karar verilmesi halinde MHP tüzel kişiliğini olumsuz yönde etkileyecek telafisi güç ve imkansız sonuçlar ortaya çıkmasını önlemek amacıyla sayın dairenizden, temyiz incelemesinin Anayasa Mahkemesi tarafından verilecek kararın sonucuna kadar bekletilmesinin zaruret teşkil ettiği izahtan varestedir.”

Dilekçede, Ankara 12. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2016/280 E. 2016/660 K. sayılı dosyasına ilişkin olarak sürmekte olan temyiz incelemesinin, “bekletici meselenin” varlığı kabul edilerek, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, davanın temelini oluşturan MHP Parti Tüzüğünün 63/3 maddesinde yer alan takdir hakkına ilişkin olarak yaptığı inceleme ve dava açılması halinde Anayasa Mahkemesi tarafından tesis edilecek karara kadar bekletilmesi istendi.

Kızını döverek öldüren babaya müebbet az bulundu

ANKARA (AA) – AYLİN SIRIKLI DAL – Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 2 yaşındaki öz kızını yaramazlık yaptığı gerekçesiyle döverek öldüren babaya, ağırlaştırılmış müebbet yerine müebbet hapis cezası veren yerel mahkeme kararını bozdu.

Antalya’nın Serik ilçesinde eşinden boşandıktan sonra kızı Semanur’un velayetini üzerine alan Mehmet Emin Çiçek, kanepeden düşerek yaralandığını iddia ettiği 2 yaşındaki kızını Serik Devlet Hastanesine götürdü.

Kontrollerde küçük kızın vücudunda morluk ve darp izlerinin bulunduğunun tespit edilmesi üzerine baba Çiçek gözaltına alındı. Küçük Semanur, tedavi gördüğü Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yaşamını yitirdi.

Baba Çiçek ile Semanur’un üvey annesi Sara Samancı Çiçek hakkında kamu davası açıldı. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı da davaya müdahil oldu.

Baba, kızını dövmediğini ve düşme sonucu yaralandığını iddia etti. Üvey anne ise olayın yaşandığı günden bir gün önce 2 yaşındaki çocuğu, babasının 2 kez dövdüğünü ileri sürdü.

Manavgat 2. Ağır Ceza Mahkemesi, baba Çiçek hakkında, “nitelikli kasten öldürme” suçundan verdiği ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını, eylemin olası kasıtla işlendiği gerekçesiyle Türk Ceza Kanunu’nun ilgili maddesi uyarınca müebbet hapis cezasına indirdi.

Semanur’un üvey annesi Çiçek ise “ihmal suretiyle kasten öldürme” suçundan beraat etti.

– Baba yönünden yerel mahkeme kararı bozuldu

Kararın temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin gündemine geldi. Daire, yerel mahkemenin kararını sanık baba yönünden bozdu, üvey anne yönünde ise onadı.

Dairenin kararında, sanık Mehmet Emin Çiçek’in suç tarihi itibarıyla henüz 2 yaşını doldurmayan öz kızı Semanur’u yaramazlık yaptığı gerekçesiyle vurmak, ısırmak ve yere atmak suretiyle dövdüğü, aldığı darbelerin etkisiyle vücudunun birçok yerinde ekimoz alanları oluşan çocuğun kaburga kırıkları, beyin kanamasıyla beyin doku harabiyeti, künt batın ve göğüs travmaları nedeniyle de iç organ yaralanmalarına bağlı hayatını kaybettiğinin anlaşıldığı belirtildi.

Çocuğun yaşı ve fiziki yapısı, darbelerin şiddeti, yaraların niteliği ve otopsi raporuna göre sanığın açığa çıkan kastının doğrudan kastla nitelikli öldürme suçuna yönelik olduğu vurgulanan kararda, bu gözetilmeden yanılgılı değerlendirme sonucu olası kast indiriminin uygulanması suretiyle eksik ceza tayini yapılmasının bozmayı gerektirdiği kaydedildi.

MİT tırlarının durdurulması davası

ANKARA (AA) – İlk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 16. Ceza Dairesinde görülen ve gizlilik kararı verilen “Adana ve Hatay’da MİT’e ait tırların durdurulması”na ilişkin davanın duruşmalarının Ankara Adliyesindeki duruşma salonunda yapılması kararlaştırıldı.

Kararın, bu davayla birleştirilen dosyalar nedeniyle davadaki tutuklu sanık sayısının 21’e yükselmesi ve Yargıtaydaki salonların yetersizliği nedeniyle alındığı öğrenildi.

“Adana ve Hatay’da MİT’e ait tırların durdurulması”na ilişkin dava, ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 16. Ceza Dairesince görüşülüyor.

Gizlilik kararı nedeniyle basına kapalı devam eden davada, eski Adana Cumhuriyet Başsavcısı Süleyman Bağrıyanık, eski Adana İl Jandarma Komutanı Kurmay Albay Özkan Çokay, eski savcılar Aziz Takçı, Özcan Şişman ve Ahmet Karaca yargılanıyor.

Adana ve İstanbul’daki davaların bu davayla birleştirilmesiyle, yargılanan sanık sayısı 21’i tutuklu olmak üzere 46’ya yükseldi.

Yargıtay 16. Ceza Dairesi Heyeti, tutuklu sanık sayısının fazlalığı, Yargıtaydaki salonların yetersizliği nedenleriyle duruşmaların Ankara Adliyesindeki büyük duruşma salonunda yapılmasını kararlaştırdı.

Bu kapsamda, davanın yedinci duruşması 24 Mayıs’ta Ankara Adliyesinde gerçekleştirilecek.

Yargıtay 16. Ceza Dairesi Heyeti, davanın ilk duruşmasında, “davanın mahiyeti itibarıyla kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kılması nedeniyle bu aşamada sanıkların savunmasının alınması sırasında Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 182/2. maddesi gereğince duruşmanın kapalı yapılması”na oy birliğiyle karar vermişti.