“Hariri suikastı için 2019 beklenen adalet yılıdır”

BEYRUT (AA) – Lübnan Başbakanı Saad Hariri, babası ve eski Başbakan Refik Hariri suikastına ilişkin gerçeklerin ortaya çıkarılması için 2019'un beklenen "adalet yılı" olduğunu söyledi.

Hariri, babasının ölümünün 14. yılı münasebetiyle başkent Beyrut'ta düzenlenen törende destekçilerine yaptığı konuşmada, Refik Hariri suikastına ilişkin devam eden davada intikam amaçlı değil adalete çağıran ve gerçeğin üzerini örtmeyi reddeden bir kararın çıkmasının istendiğini belirtti.

Son duruşmasının Eylül 2018'de yapıldığı davanın görüldüğü Lübnan Özel Mahkemesi'nde aylar sonra bir karar duruşması yapılacağını hatırlatan Hariri, 2019'un babasının suikastına ilişkin gerçeğin öğrenilmesi için beklenen "adalet yılı" olduğunu dile getirdi.

Hariri, "Refik Hariri'nin şehadeti, Lübnanlıları birleştirdi. Mahkemeden çıkacak olası bir karar nedeniyle ülkenin yeniden tahrip edilmesine müsaade etmeyeceğiz." ifadelerini kullandı.

2005 yılından bu yana ülkede çekişme ve krizlerin yaşandığını, hizmetlerin, büyümenin ve iş imkanlarının azaldığını kaydeden Hariri, "Şu an bir yol ayrımındayız. Ya anlaşmazlıklar içinde boğulacağız ya da çalışmaya başlayacağız. Şimdi hesaplaşma ya da pazarlık vakti değil." dedi.

Lübnan'ın kendi Anayasası ve kanunları bulunan, herhangi bir eksene tabi olmayan bağımsız bir Arap ülkesi olduğunu kaydeden Hariri, ülkesinin ayrıca bölgedeki silahlanma yarışı için bir saha olmadığını vurguladı.

"Biz Taif'in (anlaşması) muhafızlarıyız. O, Anayasadır, ulusal uzlaşının formülüdür, ortak yaşamın temel kaidesidir. " diyen Hariri, söz konusu anlaşmanın yoruma açık olmadığını söyledi.

Lübnan'da 1975 – 1990 yıllarında süren farklı dinleri ve mezhepleri karşı karşıya getiren iç savaş, 1989 yılında imzalanan Taif Antlaşması ile sonlanmıştı.

Taif Antlaşması gereğince, Lübnan Meclisindeki 128 sandalye Müslümanlar ve Hristiyanlar arasında yarı yarıya paylaştırılıyor.

  • Hariri suikastı davası

Lübnan hükümeti, ülkedeki bölünmüşlük ve karışıklığı da dikkate alarak, Hariri suikastı konusunu Birleşmiş Milletlere (BM) havale etti. BM Güvenlik Konseyi (BMGK) kararı ile Hariri suikastını araştırmak için kurulan heyet, ilk raporunu Ekim 2005'te BMGK'ya sundu.

BMGK, 29 Mart 2006'da da Uluslararası Lübnan Mahkemesi'nin kurulmasına karar verdi. Özel mahkeme, statüsünün yürürlüğe girmesinden sonra 1 Mart 2009'da çalışmalarına başladı.

Lübnan Özel Mahkemesi'nin başsavcısı, 17 Ocak 2011'de Hizbullah mensubu 4 kişi hakkındaki suçlamaları mahkemeye sundu. Mahkemenin tutuklama kararı verdiği, ancak bulunamayan zanlıların gıyaben yargılanmasına 16 Ocak 2014'te başlandı.

BMGK tarafından Hariri suikastını soruşturmakla görevlendirilen mahkemenin söz konusu davayı 3 yılda sonuçlandırması planlanıyordu. Buna karşın davada son aşamaya, suikasttan 13 yıl sonra gelinebildi.

Son olarak 23 Aralık 2017'de BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Uluslararası Lübnan Özel Mahkemesi'nin görev süresini üç yıl daha uzatmıştı.

Uluslararası Özel Lübnan Mahkemesi, Hariri suikastına ilişkin davanın son duruşmasını Eylül 2018'de gerçekleştirmişti. Kararın, 2019 yılında kamuya açık bir duruşmada açıklanması bekleniyor.

Eski Lübnan Başbakanı Refik Hariri 14 Şubat 2005'te düzenlenen bombalı saldırı sonucu hayatını kaybetmişti. Saldırıda Hariri'nin yanı sıra 22 kişi daha yaşamını yitirmişti.

“Esed'le el sıkıştığımda hayatımın en zor anlarından birini yaşadım”

BEYRUT (AA) – Lübnan Başbakanı Saad Hariri, 2009'da Suriye rejimi lideri Beşşar Esed ile el sıkışmakla hayatının en zor anlarından birini yaşadığını söyledi.

Hariri, uğradığı suikast sonucu hayatını kaybeden babası ve eski Başbakan Refik Hariri'nin ölümünün 14. yılı münasebetiyle Lübnan'ın "En-Nahar" gazetesine yaptığı açıklamada, 2009 yılında baskılar altında Suriye'nin başkenti Şam'a gittiğini belirtti.

"Kendisini bitiren o ziyareti" Lübnan'ın çıkarları gereği yaptığını dile getiren Hariri, "Esed ile el sıkıştığımda hayatımın en zor anlarından birini yaşadım. Çünkü bir insanın, babasının katiline ait eli tutması kolay değil." ifadesini kullandı.

O dönem Suriye hükümetiyle yeni bir sayfa açması için kendisine Arap ve uluslararası alanda baskılar yapıldığını aktaran Hariri, söz konusu ziyaretten dolayı hala bir pişmanlık duymadığını, çünkü bunun sonucunda birkaç yıl aradan sonra iki ülkenin yeniden karşılıklı olarak elçiliklerini açtığını kaydetti.

Hariri ayrıca yeniden Esed ile bir araya gelerek el sıkışma ihtimali olup olmadığı sorulduğunda ise "Mümkün değil." yanıtını verdi.

AA muhabirine konuşan Lübnanlı siyaset uzmanı Münir er-Rabi de Suudi Arabistan'ın, 2009 yılında Başbakan Hariri'yi Beşşar Esed ile görüşmesi için Şam'a gitmeye zorladığını ileri sürdü.

Riyad yönetiminin o dönemde Esed'i İran'dan uzaklaştırmak için bir açılım yaptığına işaret eden Rabi, ancak bunun bir hata olduğunun daha sonra anlaşıldığını ifade etti.

Eski Lübnan Başbakanı Refik Hariri 14 Şubat 2005'te düzenlenen bombalı saldırı sonucu hayatını kaybetmişti. Saldırıda Hariri'nin yanı sıra 22 kişi daha yaşamını yitirmişti.

Hariri suikastının 14. yılında Lübnan'da siyasi güç dengeleri değişti

BEYRUT (AA) – MAHMUT GELDİ – Lübnan'da 15 yıl boyunca devam eden ve 150 binden fazla kişinin ölümüne yol açan iç savaşın ardından “ülkeyi yeniden inşa eden” isim olarak anılan eski Başbakan Refik el-Hariri’ye yönelik suikastın 14. yılında ülkedeki siyasi güç dengeleri, Hizbullah ve müttefiklerinin çıkarı doğrultusunda değişti.

Başkent Beyrut’un merkezinde 14 Şubat 2005’te uğradığı bombalı saldırıdan kısa süre önce ülkeyi 29 yıldır işgal eden Suriye güçlerinin çekilmesi için müzakereler yürüten Hariri’nin ölümünden sonra, İran ve Suriye rejimi yanlısı Şii Hizbullah örgütü, Lübnan siyasetinde öne çıkmaya başladı.

Suriye’nin, 2005’te Lübnan’daki askeri varlığını çekmesiyle sonuçlanan Sedir Devrimi, Lübnan siyasetinde Şam etkisinin kırılması için geçici bir adım oldu. Hariri’nin oğlu Saad el-Hariri liderliğinde kurulan 14 Mart Hareketi, Suriye karşıtlarını bir çatı altında topladı. Ancak Hizbullah Suriye yanlısı Hristiyan grupları da yanına alarak, 8 Mart Hareketi’nin oluşumuna öncülük etti.

İsrail ile 2006 yılında yaşanan savaş da Hizbullah örgütünün elini güçlendirirken, Lübnan'ı ekonomik olarak etkiledi ve Hariri sonrası yeni liderini arayan Sünni grupların etkinliğini zayıflattı.

  • Hariri suikastını bölgesel ve uluslararası gelişmeler çerçevesinde ele alma

Refik Hariri suikastının yaşandığı 2005 yılından bu yana Lübnan'da yaşanan siyasi gelişmeleri AA muhabirine değerlendiren Lübnanlı uzmanlar, Arap ülkelerinin Lübnan'da bıraktığı boşluğun İran tarafından doldurulduğuna dikkati çekiyor.

Lübnanlı siyaset uzmanı Münir er-Rabi, 14 Şubat 2005'te eski Lübnan Başbakanı Refik Hariri'nin ölümüyle sonuçlanan suikastın, ABD'nin Irak'ı işgalinden sonra Saddam Hüseyin'in idam edilmesi ve Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafat'ın ölümü gibi bölgesel ve uluslararası gelişmeler çerçevesinde ele alınması gereken bir olay olarak ele aldı.

Hariri suikastından sonraki gelişmelerin, Suriye'nin Lübnan'a müdahale politikasına karşı Suudi Arabistan ve Batının desteğini alan 14 Mart Bloku'nun güçlenmesi yönünde ilerlediğini söyleyen Rabi, sonuç itibariyle Suriye ordusunun Lübnan'dan çıkmak zorunda kaldığı ve ülkedeki siyasi dengelerin değiştiğini söyledi.

  • Karar mekanizması Hizbullah ve müttefiklerinin elinde

Başbakan Saad Hariri ve 14 Mart Bloku'nun zayıflama döneminde olduğuna işaret eden Rabi, şunları kaydetti:

"Suikasta uğrayan Hariri'nin kanı, Suriye rejiminin ülkeden çekilmesinin yanı sıra Lübnan'daki Sünnileri tek çatı altında topladı. Ancak 14 yıl aradan sonra bugün gelinen durum ise Başbakan Hariri'ye halk desteğinin azaldığı ve 14 Mart Bloku'nun siyasette zayıf düştüğünü görüyoruz. 14 Mart Bloku, Hariri suikastından sonra 2005 yılındaki parlamento ve hükümette güçlüydü ancak bugünkü parlamento ve kabine, Hizbullah ve müttefiklerinin elinde."

Lübnan'da artık karar mekanizmasının Hizbullah ve müttefiki Cumhurbaşkanı Mişel Avn'ın partisi Özgür Yurtsever Harekti'nde olduğuna dikkati çeken Rabi, "Lübnan'daki siyasi güç dengelerinin Hizbullah ve müttefiklerinden yana değişmesinin arkasında yatan sebep, Arap ülkelerinin bir vizyona sahip olmamasıdır. Arap ülkeleri, tıpkı Suriye ve Arap Baharı etkisinde kalan diğer ülkelerde olduğu gibi Lübnan'ı kucaklayan bir vizyon ortaya koymadı." diye konuştu.

  • Suudi Arabistan'ın Hariri üzerindeki baskıları

Suudi Arabistan'ın, 2009 yılında Başbakan Hariri'yi Beşşar Esed ile görüşmek üzere Şam'a gitmeye zorlamasıyla birlikte Sünni grupların gerilemeye başladığını ifade eden Rabi, Riyad yönetiminin, o dönemde Beşşar Esed'i İran'dan uzaklaştırmak için bir açılım yaptığına ancak bunun bir hata olduğunun daha sonra anlaşıldığını kaydetti.

Bahsi geçen dönemde Hizbullah ve müttefiklerine bağlı 11 bakanın kabineden çekilme kararı aldığı ve bunun sonucunda Hariri hükümetinin düşürüldüğünü sözlerine ekleyen Rabi, sonuç itibariyle Arap ülkeleri ile Lübnan birbirinden uzaklaştığı günlere gelindiğine vurgu yaptı.

Başbakan Hariri'nin önceki yıl Suudi Arabistan'da istifaya zorlanmasına da değinen Rabi, Riyad yönetiminin Lübnan'daki dengeleri kendi lehine çevirmek amacıyla bunu bir baskı aracı olarak kullandığını söyledi.

Hariri'nin başbakanlık koltuğunu kaybetmemek için Hizbullah ile yürümek zorunda kaldığını dile getiren Rabi, hatta bu çerçevede Mişel Avn'ın cumhurbaşkanı seçilmesi için tavizler verdiğini belirtti.

Hariri'nin bu yöndeki adımlarından rahatsız olan Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkelerinin istifa için baskı kurmaya başladığını anlatan Rabi, ancak bunun da planlı ve siyasi bir vizyon olmamasından dolayı ters teptiğini ifade etti.

Vizyon sahibi olmayan Arap ülkelerine karşı İran'ın 30 yılı aşkın süredir devrimi ihraç etme teorisi üzerinde çalışmaya devam ettiğinin altını çizen Rabi, İran'ın çalışmalarının meyvesi olarak da Lübnan, Irak, Yemen ve diğer Arap ülkelerinde kendine yakın topluluklar oluşturduğunu söyledi.

Lübnanlı uzman, İran'ın uzun vadeli stratejik çalışmalar yürüttüğü, buna karşı hiçbir planı olmayan Arap ülkelerinin Batı ve ABD İran'a karşı destek sözleriyle yetindiğini belirtti.

-Hizbullah, 14 Mart Bloku'nu korumaya çalıştığı devlet kurumlarını zayıflattı

Lübnanlı siyasi analist Tony Bouloss da 14 Mart Bloku'nun 2005 yılından bu yana sürekli devlet kurumlarını güçlü tutma yönünde çaba sarf ettiğini ancak buna karşı Hizbullah'ın milis güçlerini yayma politikaları üzerine yoğunlaştığını söyledi.

Hizbullah kanadının, Hariri suikastının yaşandığı 2005 yılından beri hükümetlerin önüne engeller çıkardığı ve bunun da karşı tarafın zayıflamasına neden olduğuna işaret eden Bouloss, Hariri'nin ölümünden birkaç ay sonra 14 Mart Bloku'nun güçlü bir hükümet kurulduğu ancak siyasi suikastlar silsilesinin başladığını hatırlattı.

Bouloss, Suriye rejimi ile Hizbullah'ın, 14 Mart Bloku liderlerinin hedef alındığı söz konusu suikastların sorumlusu olarak suçlandığına dikkati çekti.

Suriye'de 2011 yılından beri devam eden iç savaşa Hizbullah'ın müdahil olmasıyla birlikte ise 14 Mart Bloku'nun korumaya çalıştığı Lübnan devlet kurumlarının yeni bir zayıflama dönemine girdiğini aktaran Bouloss, 14 Mart Bloku'nun Cumhurbaşkanlığı kurumunu korumak için bir takım haklarından taviz verdiğine işaret etti.

Bölgesel çekişmelerin de Lübnan'da Refik Hariri suikastından sonra oluşan 14 Mart Bloku'nun zayıflamasına sebep olduğuna dikkati çeken Bouloss, söz konusu blokun destekçileri Körfez ülkeleri Yemen'e ve kendi yerel sorunlarına yoğunlaşarak Lübnan'da bıraktıkları boşluğun İran tarafından doldurulduğunu savundu.

GRAFİKLİ – Lübnan'ın tarihi siyasi suikastlarla dolu

BEYRUT (AA) – MAHMUT GELDİ – Lübnan, Ortadoğu'da siyasi suikastların en çok yaşandığı ülke olarak dikkati çekiyor. Fransa'nın manda yönetiminden kurtularak bağımsızlığına kavuştuğu 22 Kasım 1943'ten beri Lübnan'da 2 cumhurbaşkanı ve 3 başbakanın yanı sıra çok sayıda siyasetçi, din adamı ve gazeteci suikast sonucu hayatını kaybetti.

Lübnan, iç siyasi çekişmelerin hiç eksik olmadığı bir ülke. Jeopolitik konumu ve çok parçalı etnik ve dini yapısının bu çekişmelerde etkisi büyük.

Ortadoğu sorununun ana merkezi sayılan işgal altındaki Filistin'e komşu olan Lübnan, 1975-1990 arasında iç savaş yaşadı. Siyasi suikastlar da ülkenin tarihinde önemli bir yer tutuyor.

İlk Başbakan Riyad es-Sulh'un 1951'de Ürdün'de öldürülmesiyle başlayan suikastlar silsilesine onlarca yıldır yenileri eklendi.

Lübnanlı araştırmacı yazar Alan Sarkis, AA muhabirine yaptığı açıklamada, "Lübnan, Ortadoğu'da siyasi suikastların en çok yaşandığı ülkedir. Söz konusu suikastlar zinciri, Suriye ordusunun ülkeye müdahalesiyle ciddi artışa geçti ve çoğu da Suriye karşıtı cephede yer alan isimlerdi." dedi.

Ülkedeki siyasi suikastların 1976'da Suriye ordusunun "Arap Güçleri" adı altında Lübnan'a müdahalesiyle artış gösterdiğine dikkati çeken Sarkis, Suriyeli güçlerin ülkeye girişinin ardından 16 Mart 1977'de Dürzi lider Kemal Canbolat'ın öldürüldüğünü ifade etti.

Sarkis, yüz binlerce Filistinli mülteciyi barından ülkenin, İsrail ve Suriye'nin uzun yıllar süren askeri müdahalelerine maruz kaldığını hatırlatarak, Lübnan siyasetinin de sürekli suikastlarla dizayn edildiğini vurguladı.

Lübnan'daki Filistinli ve Lübnanlı bazı şahsiyetlerin öldürüldüğü suikastların arkasında İsrail'in olduğunu dile getiren Sarkis, ancak ülkede onlarca yıl ardı arkası kesilmeyen Lübnanlılara yönelik suikastlara ilişkin kanıtların ise Suriye'nin eski lideri Hafız Esed ve kendisinden sonra 2000 yılında göreve gelen oğlu Beşşar Esed yönetimine işaret ettiğini söyledi.

Eski Lübnan Başbakanı Refik Hariri suikastından sonra 2005 yılında ordusunu çekmek zorunda kalan Şam yönetiminin yerine Hizbullah'ın geçtiğini ifade eden Sarkis, Hariri suikast davasında da Hizbullah mensubu isimlerin yargılandığına dikkati çekti.

– İlk Başbakan Riyad Sulh Ürdün'de öldürüldü

Lübnan'ın bağımsızlığını kazanmasından sonraki ilk Başbakanı Riyad es-Sulh, Fransa sömürgesi altında olan ülkesindeki çeşitli dini grupları bağımsızlık mücadelesi için birleştirmeyi başarmıştı.

Bağımsızlık mücadelesinin önemli isimlerden biri olarak anılan Sulh, 16 Temmuz 1951'de Ürdün'ün başkenti Amman'da ülkesine dönmek üzere havalimanına giderken uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetti.

– Dürzi lider Kemal Canbolat suikastı

İlerlemeci ve Sosyalist Hareketi'nin kurucu lideri Kemal Canbolat, 16 Mart 1977'de kimliği belirlenemeyen silahlı bir kişi tarafından arabasında vurularak öldürüldü. Saldırıda Canbolat'ın koruması ve şoförü de hayatını kaybetti.

Kemal Canbolat, siyasi kariyerinin yanı sıra felsefe ve sosyoloji alanlarında yazılar kaleme alan bir siyasetçi olarak biliniyordu.

İlerlemeci ve Sosyalist Hareketi'nin günümüzdeki lideri Velid Canbolat, 2015'te Birleşmiş Milletler Uluslararası Lübnan Özel Mahkemesi'nde verdiği ifadede, babasına yönelik suikastın arkasında Suriye rejiminin olduğunu dile getirmişti.

– Eski İletişim Bakanı Tony Franci suikastı

Lübnan'ın eski İletişim Bakanı Tony Franci, 13 Haziran 1978'de evine düzenlenen saldırı sonucu eşi, kızı ve birçok destekçisiyle birlikte öldürüldü.

Hristiyan Marada Hareketi lideri ve eski Cumhurbaşkanı Süleyman Franci'nin oğlu Tony Franci, 25 Nisan 1973 – 23 Mayıs 1975 tarihleri arasında kurulan 3 hükümette İletişim Bakanı olarak görev almıştı.

Süleyman Franci liderliğinde 1969'da kurulan Marada Hareketi, 1975'te başlayan iç savaşta Lübnan ulusal hareketi güçleri ile Filistinli gruplara karşı savaşan diğer Hristiyan güçler arasında yer aldı.

Ancak daha sonra Marada Hareketi'nin Hristiyan cephesinden ayrılması üzerine Tony Franci, Hristiyan Lübnan Güçleri Partisi'ne mensup silahlı unsurların hedefi oldu.

– Cumhurbaşkanı Beşir Cemayel suikastı

Hristiyan Ketaib Partisi lideri Beşir Cemayel, 23 Ağustos 1982'de cumhurbaşkanı seçildikten birkaç hafta sonra 14 Eylül'de Beyrut'ta düzenlenen bombalı saldırıda öldürüldü.

Saldırıyı düzenlediği tespit edilen 2 kişiden biri olan ve olaydan sonra kayıplara karışan Nebil Alem'in, 15 yıl sonra saklandığı Suriye'de öldüğü iddia edildi. Diğer fail Habib Şartuni ise yakalandı ve suçunu itiraf etti.

Suikast nedeniyle hapse atılan Şartuni, 1990'da Lübnan'daki Suriyeli güçler tarafından serbest bırakıldı. O tarihten sonra Şartuni'nin nerede olduğuna dair herhangi bir haber alınamadı.

Cumhurbaşkanı Beşir Cemayel suikastıyla ilgili dava, 35 yıl aradan sonra 2017'de karara bağlandı. Başkent Beyrut'ta geçen yıl ekim ayında görülen duruşmada, mahkeme heyeti "Cemayel suikastının faili olmaktan suçlu bulunan Nebil Alem ve Habib Şartuni'nin gıyablarında idam cezasına çarptırılmalarına ve tazminat ödemelerine" hükmetti.

– Eski Başbakan Raşid Karami suikastı

Fransız sömürgesine karşı direnen liderlerden Sünni Abdülhamid Karami'nin oğlu eski Başbakan Raşid Karami, 4 Mayıs 1987'de istifasını verdikten birkaç hafta sonra 1 Haziran'da ülkenin kuzeyindeki Trablusşam'dan başkent Beyrut'ta gelirken içinde bulunduğu helikoptere yerleştirilen bombanın patlaması sonucu hayatını kaybetti.

Lübnan Yargı Konseyi, suikasttan yaklaşık 12 yıl aradan sonra Lübnan Güçleri Partisi lideri Semir Caca ve Pilot Halil Matar hakkında idam kararı verdi, ancak daha sonra tanıkların ve bazı sanıkların ifadeleri doğrultusunda bu kararı müebbet hapis cezasına çevirdi. Yargı Konseyi, 21 Haziran 2005'te ise Caca hakkındaki müebbet hapis cezasını kaldırarak tahliyesine hükmetti.

Raşid Karami suikastıyla ilgili suçlamaları reddeden Lübnan Güçleri Partisi lideri Caca, söz konusu suikastın arkasında Suriye rejiminin olduğunu öne sürüyor.

– Lübnan Müftüsü Şeyh Hasan Halid suikastı

Eski Başbakan Raşid Karami suikastıyla sarsılan Lübnanlı Sünniler, 2 yıl sonra 16 Mayıs 1989'da Lübnan Müftüsü Şeyh Hasan Halid'in bombalı saldırıda yaşamını yitirmesiyle bir acı daha yaşadı.

Başkent Beyrut’ta Şeyh Halid'in içinde bulunduğu aracın geçişi sırasında yol kenarına park edilen bombalı otomobilin uzaktan kumandayla patlatılması sonucu Şeyh Halid'in yanı sıra 20'den fazla sivil hayatını kaybetti.

Ülkedeki Sünni toplumunda sevilen ve ciddi etkisi olan Şeyh Halid, Suriye'nin Lübnan'daki varlığına karşı duruşlarıyla tanınıyordu. Bu nedenle Şeyh Halid'in öldürüldüğü suikastın arkasında Suriye rejiminin parmağı olduğu düşünülüyor.

– Taif Anlaşması'ndan sonra seçilen Cumhurbaşkanı Muavad de öldürüldü

Başkent Beyrut'ta 13 Nisan 1975'te Filistinli mültecileri taşıyan otobüse, aşırı sağcı Hristiyan Falanjist milisler tarafından düzenlenen silahlı saldırıda 27 Filistinlinin hayatını kaybetmesinin ardından başlayan iç savaş, 22 Ekim 1989'da Suudi Arabistan'da imzalanan "Taif Anlaşması" ile sona erdi.

Anlaşmanın ardından 5 Kasım 1989'da Cumhurbaşkanlığı makamına seçilen Rene Muavad, iki hafta sonra 22 Kasım'da Lübnan'ın bağımsızlık yıl dönümü münasebetiyle düzenlenen törenden dönerken uğradığı bombalı saldırıda yaşamını yitirdi.

– Eski Başbakan Refik Hariri suikastı

Eski Lübnan Başbakanı Refik Hariri, 14 Şubat 2005'te başkent Beyrut'ta konvoyunu hedef alan ve yaklaşık iki ton bomba yüklü araçla düzenlenen saldırı sonucu hayatını kaybetti.

Hedefteki Hariri ile aynı anda 21 kişinin ölümüne ve 230'dan fazla kişinin yaralanmasına yol açan saldırıda gözler Lübnan'da askeri varlığını sürdüren Suriye rejimi ve müttefiklerine çevrildi.

Hariri'nin cenazesine milyonlarca Lübnanlı katıldı ve cenaze kısa zamanda Suriye karşıtı gösterileri tetikledi.

– Uluslararası Lübnan Özel Mahkemesi

Lübnan hükümeti, ülkedeki bölünmüşlük ve karışıklığı da dikkate alarak Hariri suikastı konusunu BM'ye havale etti. BM Güvenlik Konseyi (BMGK) kararı ile Hariri suikastını araştırmak için kurulan heyet, ilk raporunu Ekim 2005'te BMGK'ye sundu.

BMGK, 29 Mart 2006'da da Uluslararası Lübnan Mahkemesi'nin kurulmasına karar verdi. Özel mahkeme, statüsünün yürürlüğe girmesinden sonra 1 Mart 2009 tarihinde çalışmalarına başladı.

Lübnan Özel Mahkemesi'nin başsavcısı, 17 Ocak 2011'de Hizbullah mensubu 4 kişi hakkındaki suçlamaları mahkemeye sundu. Mahkemenin tutuklama kararı verdiği, ancak bulunamayan zanlıların gıyaben yargılanmasına 16 Ocak 2014'te başlandı.

Merkezi Hollanda'nın Leidschendam kentinde bulunan özel mahkemede Hariri suikastına ilişki davanın son duruşması bu ay yapıldı. Mahkemenin kararının ise kamuya açık bir duruşmada gelecek yıl açıklanması bekleniyor.

– Hariri'den sonra Lübnan'daki suikastlar

Suriye rejimi, Hariri suikastının ardından gelen uluslararası baskılara karşısında 26 Nisan 2005'te Lübnan'dan tamamen çekilmek zorunda kaldı, ancak Şam yönetimini eleştiren Lübnanlılara yönelik suikastlar devam etti.

Suriye rejimi karşıtlığıyla bilinen gazeteci Semir Kasir, 2 Haziran 2005'te başkent Beyrut'ta aracına yerleştirilen bombanın infilak etmesi sonucu hayatını kaybetti.

Lübnan Komünist Partisi'nin eski Genel Sekreteri ve Suriye rejimi karşıtı 14 Mart Bloku'na yakınlığıyla bilinen George Havi, 21 Haziran 2005'te uğradığı bombalı saldırıda öldürüldü.

Bağımsız milletvekili ve 14 Mart Bloku'na yakın gazeteci Cibran Tveyni de Beyrut'un Eşrefiye Mahallesi'nde 12 Aralık 2005'te otomobiline yerleştirilen patlayıcının infilak etmesiyle yaşamını yitirdi.

Sanayi Bakanı Piyer Cemayel, Beyrut'ta 21 Kasım 2006'da konvoyuna düzenlenen silahlı saldırıda yaralandıktan sonra hastanede hayatını kaybetti. Suriye rejimi karşıtlığıyla bilinen Cemayel suikastının failleri bulunamadı.

Başbakan Saad Hariri'nin liderliğindeki Müstakbel Hareketi'nden milletvekili Velid İdo, 13 Haziran 2007'de aracına yerleştirilen bombanın patlatılması sonucu oğlu ve diğer 4 kişiyle öldürüldü.

Hristiyan Ketaib Partisi'nden milletvekili Antvan Ganım da Beyrut'ta 19 Eylül 2007'de bomba yüklü araçla düzenlenen saldırıda yaşamını yitirdi.

Eski Başbakan Refik Hariri'ye en yakın isimlerden Lübnan İstihbarat Başkanı Visam Hasan ise 19 Ekim 2012’de Beyrut’un Eşrefiye semtinde uğradığı suikast sonucu hayatını kaybetti. Hasan'ın cenazesi Muhammed-ül Emin Camisi'nde Hariri'nin yanına defnedildi.

Refik Hariri suikastı davası

BEYRUT (AA) – Lübnan Başbakanı Saad Hariri, babası Refik Hariri'nin 2005'te suikast sonucu öldürülmesiyle ilgili dava için "intikam değil adalet istediklerini" kaydetti.

Hariri, Lahey'de Birleşmiş Milletlere (BM) bağlı Uluslararası Özel Lübnan Mahkemesinde eski Lübnan Başbakanı Refik Hariri'nin 2005'te suikast sonucu öldürülmesine ilişkin davanın son duruşmasına katıldı.

Lübnan Başbakanı, mahkeme önünde basına yaptığı açıklamada, babasına düzenlenen suikast ile ilgili duruşmaya katılmanın zor olduğunu belirterek, "Can acıtan şeyler var ancak sorumluluk noktasında ülkenin çıkarını gözetmek zorundayız. Her zaman adalet istedik, intikama tevessül etmedik." diye konuştu.

Mahkemeden yapılan açıklamada, duruşmanın 21 Eylül'e kadar devam edeceği belirtilmişti. Kararın, gelecek yıl kamuya açık bir duruşmada açıklanması bekleniyor.

Lübnan'da 2005'te düzenlenen bombalı saldırıda Hariri'nin yanı sıra 22 kişi hayatını kaybetmişti.

– Uluslararası Özel Lübnan Mahkemesi

Lübnan hükümeti, ülkedeki bölünmüşlük ve karışıklığı dikkate alarak Hariri suikastı konusunu BM'ye devretmişti.

BM Güvenlik Konseyi (BMGK) kararı ile Hariri suikastını araştırmak için kurulan heyet, ilk raporunu Ekim 2005'te BMGK'ye sunmuştu. BMGK, 29 Mart 2006'da, Uluslararası Özel Lübnan Mahkemesinin kurulmasına karar vermişti. Haziran 2007'de statüsünün yürürlüğe girmesinden sonra mahkeme, 1 Mart 2009'da çalışmalarına başlamıştı.

Mahkeme, 30 Haziran 2011'de Hizbullah örgütü üyeleri Selim Cemil Ayyaş, Mustafa Emin Bedreddin, Hüseyin Hasan Anisi ve Esed Hüseyin Sebra hakkında Hariri suikastını planlamak ve düzenlemek suçundan tutuklama kararı vermişti.

Tutuklama kararı verilen 4 Hizbullah üyesi bulunamadığından 2 Şubat 2012'de zanlıların gıyabında yargılanmasına başlanmıştı. Zanlılar için savcıların hazırladıkları iddianamelerin 16 Ocak 2014'te okunmasıyla 2005'teki Hariri suikastının ilk duruşması gerçekleştirilmişti.

BMGK tarafından Hariri suikastını soruşturmakla görevlendirilen mahkemenin davayı 3 yılda sonuçlandırması planlanıyordu. Dava sürecinin uzaması nedeniyle 23 Aralık 2017'de BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Uluslararası Lübnan Özel Mahkemesinin görev süresini 3 yıl daha uzatmıştı.

Refik Hariri suikastı

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER (AA) – BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, eski Lübnan Başbakanı Refik Hariri suikastının şüphelileri hakkında kovuşturma yapan Uluslararası Lübnan Özel Mahkemesinin görev süresini üç yıl uzattı.

BM Genel Sekreter Sözcüsü Stephane Dujarric, Guterres'in, 1 Mart 2018'de görev süresi dolacak Uluslararası Lübnan Özel Mahkemesinin görev süresini üç yıllığına uzattığını açıkladı.

Dujarric, Uluslararası Lübnan Özel Mahkemesinde, 2005 yılında Hariri ve 22 kişinin ölümüyle sonuçlanan bomba yüklü araç saldırısını düzenlemekle suçlanan 4 kişiyle ilgili gıyabi yargılamanın sürdüğüne işaret etti.

Guterres'in BM'nin, mahkemenin suçluları adalet önüne çıkarma ve cezalandırma mücadelesine destek verme konusundaki bağlılığını dile getirdiği de belirtildi.

Hariri suikastinin 12. yılı

BEYRUT (AA) – Lübnan Başbakanı Saad Hariri, “Lübnan’ın yegane koruyucusunun meşru güç olan ülkenin ordusu ve devlet olduğunu” belirterek, Hizbullah’ın silahlarının ülkede tartışıldığını söyledi.

Başbakan Hariri, Lübnan’ın eski başbakanlarından babası Refik Hariri’nin, 2005 yılında hayatını kaybettiği suikastın 12. yılı dolayısıyla başkent Beyrut’ta düzenlenen törende yaptığı konuşmada Hizbullah’ın silahları ve Suriye’deki savaşa müdahil olmasını eleştirerek, “Evet, Hizbullah’ın silahları ve Suriye’deki savaşa müdahil olmasına yönelik ülkede tartışma var. Bu konu hakkında hükümette, parlamentoda ve ulusal diyalog görüşmelerinde bir mutabakat yok. Ülkeyi koruyan meşru güç ordu üzerindeki mutabakat ve devlettir, yalnızca devlet.” diye konuştu.

Hariri, devletten daha yüksek bir otorite olamayacağının altını çizerek, “Ne partiler, ne mezhepler ne de dışarıdan destek alanlar; devletten yüksek bir otorite olamaz. Lübnan ile ilgili kararlar devletin elindedir. Bireylerin, liderlerin, bölgesel ya da ulusal ittifakların değil.” dedi.

– “Lübnan’ın başkalarının çatışma alanı olmasına müsaade etmeyeceğiz”

“Ordu, tehditleri yenmek için yeterli güce sahip olmadığı müddetçe Hizbullah’ın silahlarının orduyu tamamladığını düşüneceğiz.” diyen Hariri, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Herhangi bir bölgesel güce taraf olarak Lübnan’ın ulusal iradesini daha önce düşündükleri gibi gasbedeceğine inananlara diyorum ki daha önceki başarısız tecrübeleri onlara ve herkese ders olmalı. Lübnanlılar olarak bizler ülkemizin dış güçler tarafından teslim alınmasına izin vermeyeceğiz. Lübnan hiçbir zaman ne bugün ne yarın, diğer Arap kardeşlerine (Arap devletleri) karşı bir ittifakın içinde olmayacak. Kimseyle rekabet peşinde değiliz. Lübnan’ın başkalarının çatışma alanı olmasına müsaade etmeyeceğiz.”

Hariri, “Birleşmiş Milletler Lübnan Özel Mahkemesi dahil, Esed rejimine bakışımız, meşru olmayan silahlar konusu ve Hizbullah’ın Suriye’deki savaşa müdahil olması konularında haklarımız için pazarlık yapmadık ve yapmayacağız.” ifadesini kullandı.

Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Avn, iki gün önce bir televizyona yaptığı açıklamada, Hizbullah’ın silahlarının devletle çelişmediğini ve silahlarını ülke içinde kullanmayacağının “kesinden öte” olduğunu, bu silahların Lübnan savunmasının önemli bir parçası olduğunu söylemişti.

14 Şubat 2005’te düzenlenen suikastta eski Başbakan Refik Hariri’nin yanı sıra 21 kişi hayatını kaybetmiş, 226 kişi yaralanmıştı.