Malatya’daki FETÖ davası

MALATYA (AA) – Fetullahçı Terör Örgütünün (FETÖ) 15 Temmuz darbe girişiminde yaralanarak gazi olan ve bugün Malatya 1. Ağır Ceza Mahkemesinde başlayan 2. Ordu’daki darbeci generallerin yargılandığı davaya müşteki olarak katılan Enes Gün, “Kendini satmakla kalmamış vatanı da satmayı düşünen teröristlerle karşılaşma günüydü bugün.” dedi.

Yakınca Spor Salonunda görülen duruşmaya verilen arada AA muhabirine açıklamalarda bulunan Gün, 15 Temmuz hain darbe girişiminde dışarı çıkarak Malatya 2. Ordu Karargahı önüne gittiklerini anlattı.

Karargahta hareketlilik gördüğünde orada bulunan kamyonun üzerine çıktığını belirten Gün, kamyon üzerineyken 2 ya da 3 asker kıyafeti giymiş terörist tarafından başına doğru ateş edildiğini söyledi.

Karın boşluğundan vurularak boşluğa düştüğünü aktaran Gün, hastanede 4 operasyon geçirip 26 gün tedavi gördükten sonra taburcu olduğunu hatırlattı.

– “Vatanı satanlar onlar değil de benmişim gibi davranıyorlar”

Davaya müşteki sıfatıyla katıldığını belirten Gün, “Kendini satmakla kalmamış vatanı da satmayı düşünen teröristlerle karşılaşma günüydü bugün. Ben çok şaşırdım bugün çünkü aileleri, kendileri bile utanmadan buraya gelmişler. Kendileriyle beraber vatanı da satan insanlar bugün karşımda. Sanki onlar değil de ben satmışım, sanki onlar değil de ben ateş etmişim gibi davranıyorlar.” dedi.

Darbecilerle karşılaşmasının kendisini yaralandığı güne götürdüğünü belirten Gün, “İlk defa bir teröristle karşı karşıya geliyorum. Bunlar teröristten beter insanlar. Çünkü terörist sadece ateş edip, şehit edip gidiyor. Bunlar kendi namusunu da satmış, vatanını da satmış, geçmişini, atalarını satmış insanlar. İnsan da değil benim gözümde. Ben sonuna kadar şikayetçiyim. Tek başıma da kalsam sonuna kadar ailecek şikayetçiyiz.” diye konuştu.

Ankara Garı önündeki terör saldırısı davasında ara karar

ANKARA (AA) – Ankara Garı önünde 10 Ekim 2015’te düzenlenen terör saldırısıyla ilgili 20’si tutuklu 36 kişinin yargılandığı davada ara kararını açıklayan mahkeme, sanıkların tamamı için tutukluluk halinin devamına hükmetti.

Duruşmanın öğleden sonraki bölümünde, önceki duruşmalardaki taleplere ilişkin mahkemeye gönderilen evrak okundu.

Davanın görüldüğü Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Selfet Giray’ın açıkladığı evrağa göre gar saldırısını gerçekleştiren terör örgütü DEAŞ’ın canlı bombalarını Gaziantep’ten Ankara’ya getiren iki aracın yol boyunca hangi güzergahları kullandığına ilişkin MOBESE ve HTS kayıtları dosyaya dahil edildi.

Sanıklardan Mehmedin Baraç’ın üst aramasında elde edilen telefonun incelemesinde, yazışma programı “Whatsapp” üzerinden yapılan Arapça sesli konuşmaların tercüme edildiği, aynı şahıs üzerinde ele geçirilen bir başka telefon ile MP3 içindeki ses ve resim dosyaların incelenerek çözüm tutanaklarının mahkemeye ulaştığı belirtildi.

– Suruç ve düğün saldırısı dosyaları talep edildi

Gelen evrakların okunmasından sonra müşteki avukatları, Gaziantep’te, 20 Ağustos 2016’da çoğunluğu çocuk 56 kişinin ölümüne, 94 kişinin de yaralanmasına yol açan terör örgütü DEAŞ’ın düzenlediği canlı bomba saldırısının soruşturma dosyası ile yine DEAŞ’ın 20 Temmuz 2015’te Suruç’ta gerçekleştirdiği 34 kişinin yaşamını yitirdiği saldırıya ilişkin mahkeme tarafından kabul edilen iddianamenin soruşturma dosyasına dahil edilmesini istedi.

Avukatlar, canlı bombaları Ankara’ya getiren iki aracın gar saldırısından önce Gaziantep’te başka eylemlerde kullanılmış olabileceğine dair düşüncelerinin olduğunu, bu nedenle araçların Gaziantep’te bulunduğu sürece MOBES kayıtlarının incelenmesi, bununla birlikte sanıklardan Hakan Şahin’in saldırından 4 gün önce Ankara’da olduğu, bu süre zarfından kimlerle görüştüğü, hangi mekanlara gittiğinin ortaya çıkarılmasını talep etti.

Ayrıca sanıkların yakalanmadan önce irtibatlı olduğu sivil toplum kuruluşlarının tespit edilmesi, bunlarla ilgili bilginin dava dosyasına eklenmesini isteyen avukatlar, sanıkların tutukluluk halinin devam etmesini ve diğer taleplerinin karara bağlanmasını talep etti.

Müşteki avukatlarından sonra söz verilen sanıklar da suçlamaları kabul etmeyerek tahliye talebinde bulundu.

– DEAŞ’lı teröristlere kırmızı bülten

İddia makamının mütalaasından sonra duruşmaya bir saat ara veren mahkeme heyeti, daha sonra ara kararını açıkladı.

Buna göre tutuklu sanıkların, “kuvvetli suç şüphesi”, “delillerin toplanmamış olması”, “bu aşamada adli kontrolün yeterli olmayacağı”, “sanıkların delilleri karatma” ve “kaçma şüpheleri” nedeniyle tutukluluk hallerinin devamına, yurt dışında olduğu tespit edilen firari sanıkların ise kırmızı bültenle yakalanması için Adalet Bakanlığına başvurulmasına, sanıkların yargılandıkları diğer dava ve soruşturmalara ilişkin ilgili başsavcılıklardan dosya talep edilmesine, saldırının gerçekleşmesinden ihmali olabilecek kamu görevlileri hakkında savcılık mütalaası ve müştekilerin beyanlarıyla ilgili işlem yapılamsı için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verildi.

Davaya katılmak isteyen müşteki ve sivil toplum kuruluşlarının müdahillik talebi mahkeme tarafından kabul edilirken savcının, bazı müştekilerin ifade sırasında bir kısım kamu görevlilerine hakaret içeren beyanları nedeniyle haklarında soruşturma açılması talebini yerinde gördü.

Ayrıca mülkiye müfettişlerinin patlamaya ilişkin hazırladığı raporunun da dosyaya eklenmesine karar veren mahkeme, davanın bir sonraki celsesinin 2,3 ve 4 Mayıs’ta görülmesini kararlaştırdı.

– Salonda gerginlik yaşandı

Sanık avukatlarından Orhan Şahin, savunma sırasında Kur’an-ı Kerim’den ayetler okuyunca, müştekilerden biri “Burası şeriat mahkemesi mi?” diye bağırdı.

Bunun üzerine diğer müştekiler de sanık avukatlarının bulunduğu tarafa yönelmek isteyince duruşma salonundaki güvenlik güçleri, taraflar arasında adeta etten duvar ördü.

Gerginliğin artması üzerine Mahkeme Başkanı Selfet Giray, duruma müdahale ederek gerginliğin artması halinde salonu boşaltacağını söyledi.

– Ankara Gar saldırısı

Sivil toplum kuruluşlarınca Sıhhiye Meydanı’nda 10 Ekim 2015’te düzenlenecek miting için Ankara Garı önünde toplananların kortej hazırlığı devam ederken, 3 saniye arayla 2 patlama meydana gelmiş, ikisi çocuk 100 kişi hayatını kaybetmiş, 391 kişi de yaralanmıştı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturma kapsamında hazırladığı iddianamede, 36 sanık hakkında “anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs etmekten” bir kez, “100 kişiyi öldürmek” suçundan ise toplam 101 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis ile cezalandırılması talep edilmişti.

Bununla birlikte “terör örgütünün faaliyeti kapsamında 391 kişiyi öldürmeye teşebbüs etmek”, “terör örgütünün faaliyeti kapsamında ruhsatsız silah ve patlayıcı madde bulundurmak” suçlarından da sanıklar hakkında 7 bin 631 yıldan 11 bin 750 yıla kadar hapis istenmişti.

Ankara Garı önündeki terör saldırısı davası

ANKARA (AA) – Ankara Garı önünde gerçekleştirilen terör saldırısıyla ilgili 20’si tutuklu 36 kişinin yargılandığı davada, müşteki beyanlarının alınmasına devam edildi.

Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmanın öğleden sonraki bölümü, müşteki beyanlarının alınmasıyla sürdü.

Patlamada hayatını kaybeden İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) öğrencisi Günay Doğan’ın annesi Derman Doğan, astım hastası oğlunun, patlamadan sonra polis tarafından olay yerine atılan biber gazı nedeniyle yaşamını yitirdiğini savundu.

Oğlunun Ankara’ya barış ve kardeşliği savunmak için geldiğini, bunun dışında başka bir amacının olmadığını söyleyen anne Doğan, “Oğlum savaşa değil, barış ve kardeşlik için devletten izin alınmış bir mitinge gidiyordu ve oğlum silahsızdı. Başkent’te bombanın ne işi vardı? 16 aydır fotoğrafına bakamadım çünkü konduramıyorum evladıma.” dedi.

Oğluyla ilgili hayallerinin gerçekleşemeyecek olmasının acısını yüreğinde yaşadığını dile getiren Doğan, “Benim oğlum yiğitti, dünya güzeliydi, nazlıydı. Tek hayali vardı, okulu bitirince kimsesiz çocukları okutacaktı. Oğlumun ölümüne sebep olan herkesten şikayetçiyim.” diye konuştu.

Saldırıda eşi Bedriye Batur’u kaybeden İbrahim Batur da eşinin güvenlik ihmalleri nedeniyle hayatını kaybettiğini iddia etti. Eşinin cenazesini aldıktan sonra Alanya’da defnetmek istediğini ancak buna karşı çıkanların olduğunu ifade eden Batur, “Küçük kızım, ölümünden sonra annesini soruyordu, artık dayanamadım birkaç gün sonra mezarına götürdüm. ‘Annem neden burada’ diye sordu, cevap veremedim. Sanıklara soruyorum bu acı, bu katliam için kendilerini ne kadara sattılar?” ifadesini kullandı.

– Kızı ile görümcesini kaybetti

Üniversite öğrencisi kızı Sidar Başak ile görümcesi Nilgün Çevik’i kaybeden Hatice Çevik, saldırıda eşiyle yaralandığını belirterek, patlamadan sonra eşiyle birlikte basına yansıyan fotoğraflarıyla “acının fotoğrafı oluşturduklarını” kaydetti.

Kızını kaybettikten sonra hayata eskisi gibi tutunamadıklarını dile getiren Çevik, “Her gece kızımın o görüntüsüyle uyuyor, sabah aynı şekilde uyanıyoruz. Kızımı bir sonbaharda kaybettim, ne yazımız ne kışımız var. Hayat bizim için sonbahar, hiçbir şeyden mutlu olamıyoruz.” dedi.

Kanser hastası olan görümcesi Nilgün Çevik’in hastalığına direndiğini, hayat dolu bir insan olduğunu ifade eden Çevik, şunları söyledi:

“Ama onu aldılar, üç çocuğu öksüz kaldı. Yardım ediyoruz lakin annenin yerini kim tutabilir ki? Sevdiklerimiz üzülmesin diye yaşamak zorundayız. Yaşamıyoruz aslında, adalet yerini bulana kadar da yaşamayacağız. Sorumlular yargılanırsa belki yüreğimize bir nebze de olsa su serpilir. Mitinge izin verip önlem almayan Ankara Valisiden, ‘oylarımız arttı’ diyen Başbakandan, ‘400 vekil verin bu kaos bitsin’ diyen Cumhurbaşkanından ve MİT müsteşarından davacıyım.”

– “Ciğerimizi yaktılar Hakim Bey”

Müştekilerden Halime Atabay da oğlu öğretmen Ata Önder Atabay’ın hayatını kaybettiği saldırıya ilişkin, “Oğlumu öldürsünler diye yetiştirmedim. Onu güçlükle büyüttüm. Ciğer acısını ancak yaşayan bilir. Geceleri uyanıyorum, oğlumun yatağına gidiyorum. ‘Kalk hadi’ diyorum ama yok. Ciğerimizi yaktılar Hakim Bey.” diye konuştu.

Oğlunun ölümünde devletin büyük ihmallerinin olduğunu savunan Atabay, sözlerine şöyle devam etti:

“O alana insanlar ölmesin diye gitmişti. Devlet, iyi insanlar ölsün, kişiliksiz insanlar yaşasın istiyor. Olayda sorumluluğu olan Gaziantep ve Ankara Valisi, emniyet güçleri, Cumhurbaşkanı, Başbakan, İçişleri Bakanı ve MİT’ten şikayetçiyim. Artık oğlumun davası için yaşıyorum.”

Patlamada hayatını kaybeden Dicle Deli’nin babası Faik Deli, saldırıdan bir gün önce Ankara’ya gelmek için arkadaşlarıyla birlikte hazırlık yaptıklarını belirtti, bu davanın siyasi bir dava olduğunu savundu.

Daha önce katıldığı mitinglerin aksine toplanmak için buluştukları Ankara Garı önünde güvenlik önemlerinin alınmadığını, alanı gören yerlerde ise polisin bulunmadığını ifade eden Faik Deli, “Diğer illerden gelen arkadaşlarımızı görmek için Sıhhiye Köprüsü’ne gittim. Çocuğum da Gar’ın önünde kaldı. İzinli bir miting yapılacaksa eğer buraya sağlık görevlileri, ambulanslar, itfaiye araçlarını tahsis etmek ve alanın güvenliğini sağlamak devletin görevidir. Devlet, Gaziantep’ten bombalarla Ankara’ya gelen katilleri bilmeyecek, öyle mi? İnanmıyoruz. Can ve mal güvenliğimden sorumlu olan devlet, cenazemize en az 500 polis görevlendirdi. Patlamada ihmali olan bütün kamu görevlilerinden şikayetçiyim.” ifadesini kullandı.

Davanın yarınki duruşmasında müştekilerin tamamı dinlendikten sonra önceki duruşmalardaki taleplere ilişkin kurumlardan mahkemeye gelen evraklar açıklanacak.

Ankara Garı önündeki terör saldırısı davası

ANKARA (AA) – Ankara Garı önünde 10 Ekim 2015’te gerçekleştirilen terör saldırısıyla ilgili 20’si tutuklu 36 sanığın yargılandığı davanın duruşmasına, müşteki beyanlarının alınmasıyla devam edildi.

Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya, tutuklu ve tutuksuz sanıklar, mağdur ve müştekiler, tarafların avukatları ile bazı sivil toplum kuruluşu temsilcileri katıldı.

Yoklama ve kimlik tespitinden sonra müşteki beyanlarına geçildi.

Saldırıda üniversite öğrencisi kızı Başak Sidar ile kız kardeşi Nilgül Çevik’i kaybeden, eşiyle birlikte yaralanan İzzetin Çevik, patlamanın üzerinden bir buçuk yıl geçmesine rağmen olayın etkisinden kurtulamadığını, kaybettiklerinin acısının yüreğini yakmaya devam ettiğini söyledi.

Şanlıurfa’dan Ankara’ya barış ve kardeşliği haykırmak için ailesiyle geldiğini, patlamanın etkisiyle kızı, eşi ve kız kardeşinin savrulduğunu, kısa süreli bilinç kaybından sonra onlara ulaşmaya çalıştığını anlatan Çevik, “Kız kardeşim uyuyor gibi yerde yatıyordu. Onlar beni korumuş, bu acı ile yaşamam için bedenlerini bana siper yapmışlar.” dedi.

– “Benimle helalleşmeniz gerekiyor”

Sanıklardan Suphi Alpfidan’ın kendisi gibi Suruçlu olduğunu, bütün sanıkların saldırıda yaşamını kaybedenlerin yakınlarıyla helalleşmesi gerektiğini belirten Çevik, şunları söyledi:

“(Sanıklara dönerek) Sizler benim hemşehrimsiniz. Hanginizin adını söyleyeyim. Suphi duydun değil mi beni? Benimle helalleşmeniz gerekiyor. Barış sizin çocuklarınıza da lazım Suphi. Kan davası güdemeyiz, intikamcı değiliz biz. Kızıma dedim ki ‘Suphilere sahip çık, bu memleketin iyi insanlara ihtiyacı var.’ Kızım yaşasaydı, köyün ilk kadın mühendisi olacaktı Suphi. Benimle nasıl helalleşeceksiniz, biliyor musunuz? Mahkemeye yardımcı olacaksınız.”

Çevik, seçilmiş ve atanmış olan bütün kamu çalışanları ile olayda ihmali bulunduğunu iddia ettiği emniyet güçlerinden şikayetçi olduğunu belirtti.

– “Her şeyimiz yarım kaldı hakim bey”

Saldırıda hayatını kaybeden Korkmaz Tedik’in annesi Zöhre Tedik de oğlunun isteği üzerine ailece barış mitingine katılmak için Ankara’ya geldiklerini anlattı. Daha önce de miting ve eylemlere kalmak için Ankara’ya birçok kez geldiğini, her seferinde kontrol noktalarında arandıklarını, kimlik kontrolü yapıldığını ifade eden Tedik, “Alana geldiğimizde bir gariplik göze çarpıyordu. 10 kişilik bir eylemde bile onlarca polis bizi korurken, o gün etrafta polis yoktu. Sadece birkaç trafik polisi göze çarpıyordu.” dedi.

Garın önüne geldiklerinde oğlu Korkmaz’ın telefonla konuşmak için kendilerinden uzaklaştığını, bu sırada patlama sesi duyduğunu anlatan Tedik, şöyle devam etti:

“Oğlum boynuna isabet eden bir şarapnel parçası ile yaralanmıştı. Yaklaşık 50 metre ötemde duruyordu. Ona ulaşmaya çalıştım ancak o esnada polis gaz sıktı. O gaz olmasaydı ona ulaşacaktım. Yarasını sarardım, öperdim, koklardım oğlumu. Belki oğlum ‘anne kurtar beni’ diyecekti. Büyüdü, okula gitti, askere gönderecektim, torunlarım olacaktı. Her şeyimiz yarım kaldı hakim bey, yüreğimizi yaktılar. Gazdan zehirlenmesin diye arkadaşları üzerine yatmışlardı. Polislere emri verenler belli değil mi? Bomba düzeneğini yapan, yaptıran, emri verenlerin neden üstüne gidilmiyor. Evet, bunlar (sanıklar) piyon, onlar da emir verenler de yargılansın.”

Müşteki Nebahat Uzatmaz, saldırıda yaşamını kaybeden oğlu Ali Deniz Uzatmaz için mahkemede bulunduğunu söyledi. “Kuzum, herkes gibi barış, kardeşlik ve daha güzel bir yaşam için o alandaydı.” diyen Uzatmaz, patlamadan sonra polis müdahalesi nedeniyle olay yerine ambulansların gelemediğini belirtti.

Oğlunun kan kaybı nedeniyle yaşamını yitirdiğini anlatan Uzatmaz, “Beni en çok yıkan soru nedir biliyor musunuz? Yeni tanıştığım birinin bana ‘kaç çocuğun var’ diye sorması beni çok yaralıyor. Yerde yatan bir fotoğrafına bakabildim sadece, diğerlerine bakamadım. Erken müdahale edilseydi belki kurtulurdu oğlum.” ifadelerini kullandı. Uzatmaz, ihmali olduğu gerekçesiyle Gaziantep’ten Ankara’ya kadarki güzergahta görev yapan emniyet güçleri ile oğlunun ölümüne sebep olan herkesten şikayetçi olduğunu sözlerine ekledi.

Saldırıda yaralı kurtulan Şükran Elçik de miting için Adana’dan Ankara’ya geldiğini belirterek, alana geldikten 45 dakika sonra patlamaların gerçekleştiğini söyledi. İlk patlamada havaya savrularak, yaralandığını belirten Elçik, sanıklara dönerek “Ne istiyorsunuz, derdiniz nedir? Müslüman mısınız? Allah’tan korkan biri insan öldürmez. Biz ‘insanlar ölmesin’ diyoruz. Siz neyin derdindesiniz, kime çanak tutuyorsunuz?” dedi.

Hastaneye götürüldüğünde dört saat boyunca sedyenin üzerinde bekletildiğini, zamanında kendisine müdahale edilmediğini öne süren Elçik, “Bütün sorumlulardan şikayetçiyim. Yalvarıyorum iyi araştırın bunların ele başlarını bulun. Herkes vücudunda kaç tane bilyeyle yaşıyor. Saldırıdan önce canlı bombaları Ankara’ya getiren araç iki kez polis noktasına takılıyor ancak ne hikmetse garda kendilerini patlattılar.” ifadelerini kullandı.

Saldırıda yaşamını yitirenlerin yakınları ile yaralananların ağır bir travma geçirdiklerini de vurgulayan Elçik, “Biz her gün ölüyoruz, hepimizi yarım insan yaptılar. Hiçbirimiz eskisi gibi olamayacak. Çocuklarımız, ailelerimiz bizimle perişan oldu. Bazı arkadaşlarım biber gazı ile öldü. Ne yaptık da biber gazı attılar?” diye konuştu.

Saldırıda yaralanan 17 yaşındaki kızı için beyanda bulunan Servet Yücel de ilk kez böyle bir katliama şahit olduğunu söyledi. Olaydan sonra kızının kaybettiği arkadaşlarından dolayı ağır sorunlar yaşadığını anlatan Yücel, “Kızım eve geldiğinde üzerinde insan eti parçaları vardı, şoktaydı. Sokağa çıkıp, kaybettiği arkadaşlarının isimlerini haykırmaya başladı. Bizim çocuklarımız bu ülkeye sahip çıktı, masumdular. Cumhurbaşkanından, başbakandan Ankara valisinden, emniyet müdüründen şikayetçiyim.” dedi.

Öte yandan müştekilerin anlattıklarından etkilenen iki izleyici fenalaştı. Salondan çıkarılan izleyicilere sağlık ekipleri müdahale etti.

Daha sonra müştekilerden Abdülselam Çetin, Yusuf Can, Mahmut Delice, Berivan Tedik Yeşiltepe ve Mehmet Murat Akçalı’yı dinleyen mahkeme, duruşmaya ara verdi.

Ankara Garı önündeki terör saldırısı davası

ANKARA (AA) – Ankara Garı önünde 10 Ekim 2015’te gerçekleştirilen terör saldırısıyla ilgili davanın duruşmasında beyanda bulunan müştekiler, sanıkların yanı sıra saldırıda ihmali olduğunu iddia ettikleri kamu çalışanlarının da cezalandırılmasını talep etti.

20’si tutuklu 36 kişinin yargılandığı davanın Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmasına tutuklu ve tutuksuz sanıklar, mağdur ve müştekiler ile tarafların avukatları katıldı.

Davayı bazı sendika ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri, CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal ile Almanya Bremen Barosundan avukatlar izledi.

Tutuklu sanıkların tamamının hazır bulundurulduğu duruşma, müşteki beyanlarının alınmasıyla başladı.

Gar saldırısında yaşamını yitiren Korkmaz Tedik’in babası Erdoğan Tedik, Türkiye tarihinin en kanlı katliamında oğlunu kaybettiğini söyleyerek, “Diyarbakır’da başlayan, Suruç’ta devam eden, Ankara’da da bizi perişan eden katliamla karşı karşıya kaldık. Ülkede kalıcı barış için oğlum, kızım, eşim ve ben o mitinge geldik. Oğlum telefonla konuşmak için bizden uzaklaştı. Ondan sonra patlama oldu.” dedi.

İkinci patlamadan sonra oğluna ulaşmak için yoğun çaba sarf ettiğini aktaran Tetik, kendisini yaralı bulduğunu, olay yerine ambulansların geç geldiğini, olay yerine ulaşan ambulansların ise oğlunu almadığını savunan Tetik, “Benim oğlumu ambulans götürmeyince olay yerindeki ses aracıyla taşıdık.” ifadesini kullandı.

Garın önüne geldiklerinde etrafta yeterli polisin olmadığını fark ettiklerini öne süren Tetik, “İlk kez bir eylem alanına bu kadar rahat girdik. Bir tek polis yoktu. İhmali olan Ankara valisi, Emniyet Müdürü, İçişleri Bakanı ve katillerden şikayetçiyim. Yakalanamayan 15 IŞİD’çi katilin de yakalanmasını istiyoruz.” diye konuştu.

Müşteki Nazım Karakurt da patlamada 14 arkadaşını kaybettiğini, onların kendisine siper olması sayesinde saldırıdan kurtulduğunu söyledi.

Olayda ihmali olanlarla ilgili hukuki işlemin yapılmaması halinde mahkemeden herhangi bir talepte bulunmayacağını belirten Karakurt, “Savaşı savunmak çok basittir ama barışı talep etmek zordur. Yürekli ve aydın insanlar olarak barış çağrısı yaptık. Adalet yerini bulduğu zaman ‘Benim ülkemde de adalet ve hukuk varmış’ diyeceğim.” ifadesini kullandı.

Saldırıda yaşamını yitiren Canberk Bakış’ın babası Abdullah Bakış da olayda ihmali olan bütün kamu yetkililerinden şikayetçi olduğunu belirterek, “Buradaki resme baktığımda her şey ortada, olay nasıl planlanmış, nasıl gerçekleşmiş her şey görülüyor. Gaziantep Emniyeti başta olmak üzere, Ankara’ya gelene kadar bombacıların geçtiği güzergahtaki emniyet, valilik ve istihbarat yetkililerinden şikayetçiyim. Oğlum 15 günlük öğrenciydi. Aydın’da okuyordu, barış için Ankara’ya gelmişti.” dedi.

– “İhmali olan herkesten şikayetçiyim”

Müştekilerden Şafak Yurtman da saldırıda kızı Şebnem’in hayatını kaybettiğini, patlamadan sonra polislerin, yaralılara yardım etmek yerine olay yerine biber gazı sıktığını iddia ederek, şunları kaydetti:

“Kızım Mersin’de yüksek lisans yapıyordu. Kızımın vücudunda yarası ve kırığı yoktu. Sıkılan gazdan yaşamını yitirmiş olabilir. Herkesten şikayetçiyim. Dönemin Başbakanından, Cumhurbaşkanından ve bu olayın yaşanmasında ihmali olan herkesten şikayetçiyim. Evlatlarımızı terörist görenlerden de şikayetçiyim.”

Saldırıda, liseyi yeni bitiren 18 yaşındaki oğlunun öldüğünü anlatan Feramuz Tan ise “Oğlum haksızlığa karşı gelen ve dürüstlükten yana olan biriydi. İnançları vardı, bazıları gibi Müslümanlığı başka yerlere çekenlerden değildi. Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı biri olarak yetiştirdim ve öyle de yitirdim. 16 aydır annesi gözyaşı döküyor. Ona teselli verecek söz bulamıyorum.” sözlerine yer verdi.

Müşteki Ali İzzet Sarıkaya saldırıda kızı Dilan Sarıkaya’nın yaşamını yitirdiğini belirterek, kızının ölümünden sorumlu olan sanıkların gözlerinin içine bakarak konuşmak istediğini söyledi.

Gar saldırısının yaşanmasında güvenlik güçlerinin büyük ihmali olduğunu savunan Sarıkaya, “Devlet vatandaşının güvenliğini sağlamakla sorumludur. Ancak o gün garın önünde böyle bir güvenlik anlayışı yoktu. Davanın iddianamesine ihmali olan kamu görevlilerini dahil etmeyen soruşturma savcısından da şikayetçiyim. Çünkü savcı bize, ‘kamu görevlileri ile katliamcıları aynı davada yargılayamam’ demişti.” diye konuştu.

Müşteki Solmaz Kılıç ise öğretmenlik yaptığını, patlamada yaralandığını anlattı. Ankara’ya barış için geldiklerini söyleyen Kılıç, şunları kaydetti:

“Kürt’ün Türk’e, Sünni’nin Alevi’ye kışkırtıldığı bir ortamda bizler, ‘Barış’ dedik. O kadar çok yoğun duygular yaşıyorum ki bunları nasıl ifade edeceğimi bilmiyorum. ‘İncinsen de incitme felsefesi’ ile yetiştirildik. Evlatlarımızı, ailelerimizi, eşlerimizi, arkadaşlarımızı kaybettik. Allah’ın verdiği canı O’ndan başkası alamaz. Bize bu acıyı çektirenler de aynı acıyı yaşasınlar ki bize neler çektirdiklerini görsünler.”

Kılıç, ifadesinin tamamladıktan sonra fenalaştı. Bunun üzerine mahkeme başkanı ambulansın çağırılmasını istedi. Duruşma salonundan çıkarılan Kılıç’a sağlık ekipleri müdahale etti.

Duruşmanın öğlenden önceki bölümünde mahkeme heyeti, 23 müştekiyi dinledi.

Duruşma devam ediyor.

10 yerinden bıçaklanan kadın yaşadıklarını anlattı

ESKİŞEHİR (AA) – Eskişehir’de geçen hafta bir erkek tarafından 10 yerinden bıçaklanan Serpil Kabak, şüphelinin olayı gerçekleştirdikten sonra şikayet etmemesi yönünde kendisini tehdit ettiğini söyledi.

Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç, hastanede yaklaşık 10 gün tedavi gördükten sonra taburcu edilen 3 çocuk annesi 39 yaşındaki Kabak’ı Fevziçakmak Mahallesi’ndeki evinde ziyaret etti.

Ziyaret sırasında konuşan Kabak, şu anda cezaevinde bulunan şüpheli S.A. (47) tarafından uzun süredir taciz edildiğini, kendisinin ve ailesinin ölümle tehdit edildiğini öne sürdü.

Olay günü saat 05.30’da işe gitmek üzere evden çıktığını anlatan Kabak, şunları söyledi:

“Daha önceden onu polise şikayet edeceğimi söylemiştim. Başına geleceği öğrenince ‘Seni ortadan kaldıracağım.’ dedi. Sabahın erken saatlerinde işe giderken beni aracına bindirip zorla evine götürdü. Şah damarıma bıçağı sapladı. Elde edemeyince bıçaklamaya devam etti. Yalvardım, ‘Sana bir zararım yok.’ dedim. ‘Seni yaşatmayacağım, öldüreceğim.’ dedi. Defalarca bıçakladı. 10 yerimden bıçakladı sonra oturup ölmemi bekledi. Canımla cebelleşirken Kur’an-ı Kerim getirerek el bastırdı. ‘Benim yaptığımı söylemeyeceksin, beni şikayet etmeyeceksin. Eğer beni ihbar edersen 50 sene de hapis yatsam çıkar sülaleni kazırım, gider paşalar gibi yatarım.’ dedi.”

Kabak, olayın ardından çok mağduriyet yaşadığını dile getirerek şöyle devam etti:

“Senelerdir tanıdığımız insan. Bu kadar ne düşmanlığı vardı, bilmiyorum. Artık bitkin hale gelince kendisi 112 acil servis ekiplerini arayıp ortadan kayboldu. Herhalde öldüğümü düşündü. Benden sonra başkalarının canı yanmasın. Devletime ve milletime güveniyorum. Devletim benim arkamda olacaktır. Ben kötü bir şey yapmadım.”

Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç ise ziyaretten önce olayı net olarak bilmediğini aktararak “Çok ciddi bir olay. Darp, tehdit ve öldürmeye teşebbüs var. Olayı dinleyince çok etkilendim. Bu olayda bir ailenin hasar alması son derece üzüntü verici bir konu. Umuyorum ki bununla ilgili yargıdan önemli kararlar çıksın.” diye konuştu.

– Olay

Sütlüce Mahallesi Gökdere Sokak’taki bir evde Serpil Kabak, şüpheli S.A. (47) tarafından 6 Aralık’ta bıçaklanmıştı. 10 yerinden bıçaklanan Kabak, 112 acil servis ekiplerince Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Hastanesi’ne kaldırılmıştı. Olayın ardından kaçtığı iddia edilen şüpheli, 9 Aralık’ta polis ekiplerince yakalanmış ve çıkarıldığı mahkemece tutuklanmıştı.

Ankara Garı önündeki terör saldırısı

İSTANBUL (AA) – Ankara Garı önünde 10 Ekim 2015’te düzenlenen terör saldırısıyla ilgili 10’u tutuklu 36 şüpheli hakkında açılan ve ilk celsesi 7 Kasım’da görülecek dava öncesinde bazı müştekilerin talimatla ifadeleri alındı.

Anadolu 10. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki talimat duruşmasına, 20 müşteki ve avukatları katıldı.

Duruşmada kimlik tespitinin ardından ifade veren müştekilerden Muhammed Bahadır Kılıç, sanıklardan şikayetçi olduğunu belirterek, şunları söyledi:

“10 Ekim sabahı Ankara’ya gittim. Arkadaşlarımla sohbet ederken birinci patlama oldu. ‘Allah’u ekber’ seslerinden sonra çok yakında ikinci patlama oldu. İkinci patlamadan çok kısa bir süre sonra polis müdahale etti. Hemen yanıma gaz bombası düştü. Beraber gittiğim arkadaşım Gökmen Dalmaç’ı bu ikinci patlamada kaybettim. Ben de sol kulağımı kaybettim. Akciğer, ince ve kalın bağırsağımdan yaralandım. Vücudumda kırıklar bulunmaktadır. Karın zarım alındı. 3 kez ameliyat oldum. Şubat ayında bir ameliyatım daha var. Yaralanmalarım canlı bombadan kaynaklı. Olaydan sorumlu tüm kamu kurum kuruluşlarından ve saldırıyı gerçekleştiren şahıslardan şikayetçiyim.” dedi.

Diğer müşteki Rukiyete Katurlu ise, olay günü eşinin mitinge gittiğini belirterek, “Televizyondan orada patlama olduğunu öğrendik. Patlamayı yapanlardan ve gerekli önlemi almayanlardan şikayetçiyim.” dedi.

Olayda yaralanan veya yakınlarını kaybeden diğer 18 müşteki ise, beyanlarını davanın asıl mahkemesi olan Ankara Ağır Ceza Mahkemesi’nde vermek istediklerini belirtti.

Mahkeme heyeti talimat evrakının esas mahkemesine iade edilmesine karar verdi.

– İddianameden

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçları Soruşturma Bürosunca hazırlanan iddianamede, sivil toplum kuruluşlarınca 10 Ekim 2015 Cumartesi 12.00-16.00 saatlerinde Ankara Garı’nda toplanılarak, Sıhhiye Meydanı’na kadar yürünmesi ve burada miting düzenlenmesi için valilikten izin alındığı belirtiliyor.

İddianamede, olay günü gar önünde toplanan grup kortej hazırlığına devam ederken, saat 10.04’te, 3 saniye arayla iki kez patlama meydana geldiği, olayda 2’si çocuk 100 kişinin öldüğü ve 20’si çocuk 391 kişinin yaralandığı aktarılıyor.

Olayda ölen canlı bomba eylemcilerinin 1990 doğumlu Yunus Emre Alagöz ile açık kimliği tespit edilemeyen Suriye uyruklu eylemci olduğu belirtilen iddianamede, 493 kişi “müşteki”, 36 kişi de şüpheli olarak yer alıyor.

İddianamede, bazı şüphelilerin “anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs etmek” ve “100 kişiyi öldürmek” suçundan 101 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yanında, saldırıda yaralananlar için de “terör örgütünün faaliyeti kapsamında 391 kişiyi öldürmeye teşebbüs etmek”, ayrıca “terör örgütünün faaliyeti kapsamında ruhsatsız silah ve patlayıcı madde bulundurmak” suçlarından toplam 7 bin 631 yıldan 11 bin 750 yıla kadar hapis cezasına çarptırılmaları isteniyor. Bazı şüpheliler için ise “silahlı terör örgütü DAEŞ üyesi olmak” suçundan 15 yıldan 22,5 yıla kadar hapis cezası talep ediliyor.

Davanın ilk duruşması 7 Kasım’da Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılacak.