Categories
Alaturka

1st International Eurasia Book Fair ends

<p>By Musa Alcan</p> <p>ISTANBUL (AA) – The first edition of International Eurasia Book Festival has ended Sunday in Istanbul, bringing together many national and foreign publishing houses.</p> <p>The festival, of which Anadolu Agency is the global communication partner, is supported by Turkey's Culture and Tourism Ministry, Ministry of National Education, Turkish broadcaster TRT and the Istanbul Chamber of Commerce.</p> <p>“We will start our preparations for the next year's fair by Monday,” said Emrah Kisakurek, chairman of an Istanbul-based press association, speaking at the last day of the fair.</p> <p>Historian Erhan Afyoncu, Iskender Pala, Ustun Inanc and Gurbuz Azak were among the authors who attended the fair.</p> <p>The first edition of International Eurasia Book hosted more than 200 publishing houses from 70 countries.</p> <p>The publications of Anadolu Agency drew attention during the fair.</p> <p>The nine-day fair started on Feb. 23 was held under the theme A Long Story.</p>

Categories
Alaturka

Authors meet readers in International Eurasia Book Fair

By Musa Alcan </p> <p>ISTANBUL (AA) – Several authors met with booklovers in the first International Eurasia Book Fair opened on Saturday in Istanbul.</p> <p>The festival, of which Anadolu Agency is the global communication partner, is supported by Turkey's Culture and Tourism Ministry, Ministry of National Education, Turkish broadcaster TRT and the Istanbul Chamber of Commerce.</p> <p>Historian Erhan Afyoncu, Iskender Pala, Ustun Inanc and Gurbuz Azak were among the authors who attended the fair. </p> <p>&quot;I loved this place. I think it will better off over time,&quot; Inanc, one of the authors, told Anadolu Agency.</p> <p>Azak, another writer, said such fairs are newly enriched and that they are “extremely useful”.</p> <p>The first edition of International Eurasia Book Fair will host more than 200 publishing houses from 70 countries.

The nine-day fair being held under the theme A Long Story will host more than 100 writers.

Categories
Alaturka

Şehir ve Gençlik Çalıştayı

KONYA (AA) – Milli Savunma Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erhan Afyoncu, “Günümüzde gençler, bizden ve önceki nesilden çok daha fazla okuyor. Türkiye'de 1980'lerde 3 bin 500 kitap basılıyordu. Şu anda yılda 60 bin 500 kitap basılıyor. ” dedi.

Afyoncu, Konya Büyükşehir Belediyesi'nin ev sahipliğinde Selçuklu Kongre Merkezi’nde düzenlenen Şehir ve Gençlik Çalıştayı'nda, gençler ile yetişkinler arasında süren çatışmaları bırakıp, son yıllarda oluşan dönüşüme ayak uydurulması gerektiğini belirtti.

Gençliği anlamanın önemine değinen Afyoncu, “Günümüzde gençler, önceki nesilden çok daha fazla okuyor. Türkiye'de 1980'lerde 3 bin 500 kitap basılıyordu. Şu anda yılda 60 bin 500 kitap basılıyor. Hayat artık tamamen cep telefonunun içine girdi. Cep telefonunun içine giremediğiniz takdirde firma olarak o hayatta olmanız mümkün değil. Yeni çağla birlikte şehir aidiyetleri de kayboldu. İnsanların yaşadığı şehirle bir bağı vardı. Bizim bu bağları yeniden kurmamız ve onları belli mekanlara bağlamamız gerekiyor. Onların sosyal hayatlarını yaşayabileceği mekanlar oluşturmamız ve onlara zarar vermeyecek, hitap edecek mekanlar sağlamamız gerekiyor. ” diye konuştu.

– “İnsan, vahşeti de merhameti de en geniş olan varlıktır ”

Yeşilay Genel Başkanı Prof. Dr. Mücahit Öztürk de çocuk yetiştirmenin dünyanın en zor işi olduğunu, “İnsan, vahşeti de merhameti de en geniş olan varlıktır. Bunun için eğitimciler, en problematik dediğimiz çocuğumuza da mutlaka duygusal bir kanaldan ulaşabiliriz. Yani herkesin ulaşılabilecek bir kanalı vardır ve bu kanaldan girebildiğiniz zaman sonuç almama ihtimaliniz de yoktur. ” ifadesini kullandı.

Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay da Konya'da yaşayan her yaştan genç için yeni ve farklı projeler üretmeyi hedeflediklerini bildirdi.

Konya'nın genç nüfus bakımından Türkiye ortalamasının üzerinde bir şehir olduğuna işaret eden Altay, “Bu program, gençlerle ilgili uzun vadeli, kalıcı olarak faaliyetlerin ilk adımıdır. Çocuklara ve gençlere yönelik şehrimizde uygulanan çok iyi projeler var. Bu projelerde emeği geçenlere teşekkür ediyorum. Bizler, bu projeleri tek çatı altında toplayıp daha verimli bir hale getirme düşüncesiyle hareket ediyoruz. ” diye konuştu.

Özhan Eren'in moderatörlüğündeki panelde, AK Parti Eskişehir Milletvekili Prof. Dr. Nabi Avcı ve sanatçı Özhan Eren de sunum yaptı.

Categories
Alaturka Gazetesi

"Fahrettin Paşa, Türk tarihinin en önemli isimlerinden birisidir"

RİZE (AA) – Milli Savunma Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erhan Afyoncu, “Fahrettin Paşa, İslam bayrağının yere düşmemesi için mücadele etmiştir. Türk tarihinin en önemli isimlerinden birisidir. ” dedi.

Afyoncu, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi ile Yunus Emre Enstitüsünce, üniversitenin Kongre ve Kültür Merkezi'nde düzenlenen “Kültürel Diplomasi ” söyleşilerine katıldı.

Burada konuşma yapan Afyoncu, İngilizler Arap isyancılarla Medine'yi kuşattıklarında Mondros Ateşkes anlaşmasının Ekim 1918'de imzalandığını hatırlattı.

Bütün imparatorluğun teslim olduğunu ama bir kişinin teslim olmadığını belirten Afyoncu, şöyle devam etti:

“Fahrettin Paşa teslim olmuyor. Askerlerin gözüne kum atarak paşayı bağlayıp öyle teslim ediyorlar. Peygamber Efendimizin mezarlığı Ravza-i Mutahhara'yı koruduğu için devletin teslim olmasına rağmen Fahrettin Paşa teslim olmamıştır. Tüklerin peygamber sevgisi çok farklıdır. Bu bizim farklı bir bakış açımızdır. Devletin teslim olmasına rağmen bir Osmanlı paşası emre itaat etmiyor, üç ay daha o topraklarda mücadeleye devam ediyor. Gittikten sonra oradaki kütüphanelerdeki 525 yazmayla kutsal emanetlerin bir kısmını İstanbul'a göndermiştir. Bu yazmaların çoğu Türk yöneticileri tarafından oradaki kütüphanelere bırakılmış eserlerdir. Onlar bugün 'Mısır kitaplığı' diye Topkapı Sarayı'nda muhafaza edilmektedir. Birkaç tane akıl yoksunu kişinin bunların içinde Türkler de var maalesef. İddia ettiği gibi İttihatçılar bu eserleri yağma etmiş değildir. Çünkü defter elimizdedir. Sadece bir eser kaybolmuştur. Daha sonra bulunmuş. Onun dışında Fahrettin Paşa'nın getirdiği emanetler, kitaplar ve diğer kutsal emanetler Topkapı Sarayı'nda bugün muhafaza altındadır. Bu bir devlet anlayışı. Osmanlı'nın o dönemdeki halka bakış acısı bu şekilde. ”

Afyoncu, söyleşinin ardından gazetecilerin Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Dışişleri Bakanı Şeyh Abdullah bin Zayed'in tepki çeken sosyal medya paylaşımına ilişkin sorusuna, son zamanlarda hem geçmişe hem de bugünümüze saldırların yapıldığını ifade etti.

Fahrettin Paşa'nın “çöl kaplanı ” lakabı ile anıldığını belirten Afyoncu, şunları kaydetti:

“Üç yıla yakın İngilizlere karşı Medine'yi müdafaa eden çok büyük bir Türk komutanıdır. İslam tarihinin şan ve şerefli sayfalarında yerini almıştır. Devletin teslim olmasına rağmen üç ay daha fazla 1919 yılın ocak ayına kadar Medine'yi müdafaa etmiştir. O bölgelerdeki kutsal emanetlerin ve yazmaların da İngilizlerin eline geçmemesi için onları İstanbul'a nakletmiştir. Fahrettin Paşa, o dönemde oradaki bazı kişilerin bugünkü kralların ataları İngilizlerle birlikte işbirliği yaparken, o bölgelerdeki İslam bayrağını yere düşmemesi için mücadele etmiştir. Türk tarihinin en önemli isimlerinden birisidir. ”

Söyleşiye, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hüseyin Karaman, Rize Belediye Başkanı Reşat Kasap, diğer davetliler ve öğrenciler katıldı.

Categories
Alaturka Gazetesi

“Fahrettin Paşa, Türk tarihinin en önemli isimlerinden birisidir”

RİZE (AA) – Milli Savunma Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erhan Afyoncu, “Fahrettin Paşa, İslam bayrağının yere düşmemesi için mücadele etmiştir. Türk tarihinin en önemli isimlerinden birisidir. ” dedi.

Afyoncu, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi ile Yunus Emre Enstitüsünce, üniversitenin Kongre ve Kültür Merkezi'nde düzenlenen “Kültürel Diplomasi ” söyleşilerine katıldı.

Burada konuşma yapan Afyoncu, İngilizler Arap isyancılarla Medine'yi kuşattıklarında Mondros Ateşkes anlaşmasının Ekim 1918'de imzalandığını hatırlattı.

Bütün imparatorluğun teslim olduğunu ama bir kişinin teslim olmadığını belirten Afyoncu, şöyle devam etti:

“Fahrettin Paşa teslim olmuyor. Askerlerin gözüne kum atarak paşayı bağlayıp öyle teslim ediyorlar. Peygamber Efendimizin mezarlığı Ravza-i Mutahhara'yı koruduğu için devletin teslim olmasına rağmen Fahrettin Paşa teslim olmamıştır. Tüklerin peygamber sevgisi çok farklıdır. Bu bizim farklı bir bakış açımızdır. Devletin teslim olmasına rağmen bir Osmanlı paşası emre itaat etmiyor, üç ay daha o topraklarda mücadeleye devam ediyor. Gittikten sonra oradaki kütüphanelerdeki 525 yazmayla kutsal emanetlerin bir kısmını İstanbul'a göndermiştir. Bu yazmaların çoğu Türk yöneticileri tarafından oradaki kütüphanelere bırakılmış eserlerdir. Onlar bugün 'Mısır kitaplığı' diye Topkapı Sarayı'nda muhafaza edilmektedir. Birkaç tane akıl yoksunu kişinin bunların içinde Türkler de var maalesef. İddia ettiği gibi İttihatçılar bu eserleri yağma etmiş değildir. Çünkü defter elimizdedir. Sadece bir eser kaybolmuştur. Daha sonra bulunmuş. Onun dışında Fahrettin Paşa'nın getirdiği emanetler, kitaplar ve diğer kutsal emanetler Topkapı Sarayı'nda bugün muhafaza altındadır. Bu bir devlet anlayışı. Osmanlı'nın o dönemdeki halka bakış acısı bu şekilde. ”

Afyoncu, söyleşinin ardından gazetecilerin Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Dışişleri Bakanı Şeyh Abdullah bin Zayed'in tepki çeken sosyal medya paylaşımına ilişkin sorusuna, son zamanlarda hem geçmişe hem de bugünümüze saldırların yapıldığını ifade etti.

Fahrettin Paşa'nın “çöl kaplanı ” lakabı ile anıldığını belirten Afyoncu, şunları kaydetti:

“Üç yıla yakın İngilizlere karşı Medine'yi müdafaa eden çok büyük bir Türk komutanıdır. İslam tarihinin şan ve şerefli sayfalarında yerini almıştır. Devletin teslim olmasına rağmen üç ay daha fazla 1919 yılın ocak ayına kadar Medine'yi müdafaa etmiştir. O bölgelerdeki kutsal emanetlerin ve yazmaların da İngilizlerin eline geçmemesi için onları İstanbul'a nakletmiştir. Fahrettin Paşa, o dönemde oradaki bazı kişilerin bugünkü kralların ataları İngilizlerle birlikte işbirliği yaparken, o bölgelerdeki İslam bayrağını yere düşmemesi için mücadele etmiştir. Türk tarihinin en önemli isimlerinden birisidir. ”

Söyleşiye, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hüseyin Karaman, Rize Belediye Başkanı Reşat Kasap, diğer davetliler ve öğrenciler katıldı.

Categories
Alaturka Gazetesi

“Güney Kore coğrafi olarak uzak, gönül olarak bize çok yakın”

SEUL/İSTANBUL (AA) – Türkiye’nin onur konuğu olduğu “Uluslararası Seul Kitap Fuarı 2017″de, “Kore Savaşında Sınırda Savaşan Türk Askerleri” konulu söyleşi yapıldı.

Güney Kore’nin başkenti Seul’de gerçekleşen fuardaki söyleşide, İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürü Dr. Coşkun Yılmaz, Milli Savunma Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erhan Afyoncu, tarihçi yazar Muzaffer Albayrak ile savaş tarihi koleksiyoneri Necmettin Özçelik konuşmacı olarak yer aldı.

Söyleşide konuşan Dr. Coşkun Yılmaz, Türkiye-Güney Kore arasındaki diplomatik ilişkilerin 60. yıl dönümünün kutlandığını ancak ikili ilişkilerin asıl tarihinin çok daha eskiye dayandığını aktararak, “Bu ilişkilerin temelinde, vatanlarını vatan bilmemiz ve Kore’yi savunmada Türkiye’yi savunuyor gibi bir anlayışla, canımızı, kanımızı binlerce kilometre uzakta ortaya koyarak hareket edişimizin çok önemli ve belirleyici rolü vardır.” dedi.

Güney Kore’nin her Türk’ün gönlünde özel bir yerde olduğunu kaydeden Yılmaz, “Güney Kore bizim için coğrafi olarak uzak olmakla birlikte, gönül dili itibariyle yakınlığı, dostluğu, adeta bir komşuluğu temsil ediyor. Savaş acıdır ve acı verir ama aynı zamanda elzemdir ve var olmanın bir gerekliliğidir. Güney Kore’nin yaşadığı savaşta aynı zamanda çok duygusal, milletlere miras olarak bırakabilecek ve örnek olarak anlatabilecek insani tablolar inşa edilmiştir.” ifadelerini kullandı.

– “Ayla filmi sonbaharda gösterilecek”

Tarihçi yazar Erhan Afyoncu, insanlık tarihinin başlangıcından 1600’lü yıllara kadar yaşanan savaşlarda yaşamını yitirenlerin sayısının, Kore Savaşı’nda ölen insan sayısına ulaşmadığını söyledi.

Savaş sonucu öksüz ve yetim kalan çocukların, dünyanın acımasız düzenini gösterdiğine dikkati çeken Afyoncu, “Biz Türkiye’de, komşularımız Suriye ve Irak’ta yaşanan savaştan kaçan çocuklarda bunları canlı bir şekilde görüyoruz. Aynı acıklı hikayeleri 1950-1953 arasında Kore Savaşı’nda fazlasıyla bulmak mümkün. Birçok hikaye var. Bunlardan birisi sonbaharda Türkiye’de film olarak gösterilecek ‘Ayla’ isimli filmde ele alınacak.” diye konuştu.

Afyoncu, Ayla filminin konusuna da değinerek, şu bilgileri verdi:

“İsmail Camcıoğlu isimli bir astsubayımız (Kore savaşı sırasında) bu çocuğa sahip çıkıyor. Fakat Türkiye’ye dönmek zorunda kalınca başka bir arkadaşına emanet ediyor. Burada en üzücü şey anne ve babasını kaybetmiş olan bu çocuklar, kendilerine sahip çıkan Türk asker ve subaylarını baba gibi görüyorlar. Ayrılık çok acı veriyor hepsine. Bu çocuklar astsubay ve askerlerimizle Türkiye’ye gelemedikleri için büyük hıçkırıklar arasında (Türk askerleri tarafından kurulan) Ankara Okulu’na emanet edilmek zorunda kalıyorlar.”

– “Türk tugayı, kimsesiz bulduğu çocukları Ankara Okulu’nda barındırdı”

Muzaffer Albayrak da 1950’de Kore’de yaşanan savaş dolayısıyla Birleşmiş Milletler’in (BM) çağrıda bulunduğunu belirterek, “BM, üye ülkelerden Güney Kore’ye yardımda bulunmalarını talep etmişti. Türkiye bu yardım çağrısına Amerika Birleşik Devletleri’nden sonra olumlu cevap veren ikinci ülke oldu. Saldırıya uğrayan, haksızlığa maruz kalan Kore halkının yanında olmak üzere Ankara’da 5 bin doksan kişilik bir tugay hazırlandı ve bu tugay gemilerle Kore’ye nakledildi. Türk askerinin Güney Kore’ye ayak basış tarihi 17 Ekim 1950’dir.” dedi.

Kore’deki savaşa 3 tugaydaki 15 bin Türk askerinin katıldığını dile getiren Albayrak, Türk askerlerinin ilk günden itibaren elinden gelen yardımı esirgemediğini sözlerine ekledi.

Albayrak, Kore Savaşı sırasında Güney Kore’ye giden Astsubay Hüseyin Dinçtürk ve askerlerinin inşa ettiği ilkokul ve yetimhane “Ankara Okulu”na ilişkin de bilgi vererek, “Türk tugayı, kimsesiz bulduğu çocukları bu okulda barındırmış. Bu çocukların bütün yiyecek, içecek, ilaç malzemeleri Türkiye’den getirtilmiştir. Eğitim ve ders veren hocaları Türkiye’den gelmiştir. Oradaki çocukların bir çatı altında barındırılması ve eğitim almaları sağlanmış. Kore makamlarıyla iş birliği içerisinde, 1960 yılına kadar Ankara Okulu faaliyette olmuş.” diye konuştu.

Necmettin Özçelik ise Türk askerinin Kore savaşında yüksek bir karakter sergilediğinin altını çizerek, Ankara Okulu sayesinde 1950-1963 yılları arasında 650 çocuğun hayata geri kazandırıldığını söyledi.

Türk edebiyatını, sanatını ve müziğini tanıtmaya yönelik çok sayıda etkinlik ve söyleşinin gerçekleştirileceği fuar, 18 Haziran’da sona erecek.

Categories
Kültür Sanat

100. Yılında Kut’ül Amare Zaferi Sempozyumu

İSTANBUL (AA) – Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Hüseyin Yayman, “Kut’ül Amare, şımarık Batı karşısında mazlum Doğu’nun zaferidir.” dedi.

Cumhurbaşkanlığı himayelerinde, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Yeditepe Yayınları’nın katkılarıyla Marmara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesince düzenlenen “100. Yılında Kut’ül Amare Zaferi Sempozyumu”, Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Salonu’nda başladı.

Sempozyum açılışında konuşan Yayman, Kut’ül Amare Zaferi kahramanlarını, şehitlerini ve gazilerini rahmet ve şükranla andığını belirterek, “Bu toprakları bizlere vatan yapmak için anadan, yardan, serden geçen şehit ve gazilerimize milletimiz minnettardır. Dünya var oldukça, döndükçe bu tarihi zafer şeref ve onurla hatırlanacaktır.” diye konuştu.

Yayman, Çanakkale’de, Kut’ta, Sakarya’da dalga dalga büyüyen zaferin bugünkü Türkiye Cumhuriyeti’ni miras bıraktığını vurgulayarak, Anadolu’da yaşanan Kurtuluş Savaşı’nın bu zaferlerdeki mücadele üzerine taçlandığını söyledi.

Hüseyin Yayman, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Bizler tarihimizi seviyoruz fakat öğrenme konusunda sıkıntılarımız var. Biz savaşlarda çok büyük acılar çekmişiz fakat bunları hatırlamak konusunda problemlerimiz var. Politik psikolojisiyle uğraşanlar buna ‘Büyük milletler yas tutmaz’ diyorlar. Doğrudur. Türk milleti necip, aziz ve büyük bir millettir ama bizim de muhakkak tarihimizi bilmemiz gerekiyor.”

Kut’ül Amare Zaferi’ne galibiyet olarak bakıldığına dikkati çeken Yayman, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Halbuki Kut’ül Amare ‘hasta adam’ olarak nitelenen Osmanlı’nın, Çanakkale’den sonra bir kez daha, Güney cephesinde, Kut’ül Amare’de emperyalistlere, kendisini bölmek isteyenlere karşı direncinin zaferidir. ‘Yok oldu’ denilen milletimizin yeniden var oluşunun hikayesidir. Milletimize kefen biçen işgalcilerin nasıl yenildiklerinin tarihi zaferidir. Bizim tarihimiz şanlı zaferlerle doludur, Kut’ül Amare ise bunların en anlamlılarından biridir. Kut’ül Amare, şımarık Batı karşısında mazlum Doğu’nun zaferidir.”

Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Hüseyin Yayman, Kut’ül Amare’nin sadece Türklerin kazandığı bir zafer değil, “mazlumların emperyalist güçlere karşı kazandığı bir zafer” olduğu yorumunu yaptı.

– “İngiliz birliklerine ikinci darbe”

Marmara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. M. Emin Arat, 29 Nisan 1916’da, 5 aylık bir kuşatma sonucu, Halil Paşa komutasındaki Türk birlikleri tarafından Kut’un zaferle teslim alındığının altını çizerek, “Osmanlı ordusu, Kut’ül Amare muharebesi ile Çanakkale’den sonra İngiliz birliklerine karşı ikinci bir darbeyi vurmuştur. İngiliz ordusu tarihinde 1781’deki Yorktown kuşatmasında Amerikan Fransız kuvvetlerine karşı aldığı yenilgiden daha büyüğünü Kut’ül Amare’de yaşamıştır.” diye konuştu.

Marmara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı, Sempozyum Düzenleme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Erhan Afyoncu ise Türkiye tarihinde önemli olayların layıkıyla konuşulmadığını ve hatırlanmadığını belirterek, tarihte önemli bir yeri olmasına rağmen hakkında konuşulmayan Kut’ül Amare Zaferi’nin Türkiye tarihinde ilk kez bu sene Cumhurbaşkanlığı himayelerince hakkıyla ele alındığını söyledi.

Birçok öğretim üyesinin Kut’ül Amare’yi bilmemekten artık utanç duyduğunu dile getiren Afyoncu, şunları söyledi:

“Ders kitaplarında Kut’ül Amare’den, ‘Kut’ül Amare’de bazı başarılar kazanılmış olmasına rağmen Bağdat düştü’ diye bahsediliyor. Bunun en önemli sebeplerinden birisi Kut’ta savaşan Halil Kut, Ali İhsan Sabis, Nurettin Paşa gibi komutanların çoğunun daha cumhuriyet döneminde yönetimle arasında problem olan, muhalif kişiler olmasıydı.”

– “Tarihçiler, Osmanlı’nın son dönemini araştırmaktan uzak”

Erhan Afyoncu, 1909’da Osmanlı Devleti’nin yaklaşık 5 milyon kilometrekarelik toprağının, 1918’de savaş bittiğinde Sevr Antlaşması ile 380 bin kilometrekareye düştüğü bilgisini verdi.

Tarihçilerin, Osmanlı’nın son dönemini araştırmaktan uzak durduğu yorumunu yapan Afyoncu, şunları dile getirdi:

“Genelkurmay arşivleri de artık bu tarz konuları araştırmak için daha kolay hale getirilmeli. İnşallah önümüzdeki günlerde bu problemler ortadan kalkacak ve sandık altındaki tarih ortaya çıkacaktır. Bu tür etkinliklerle Mondros Mütarekesi’nin de yıl dönümüne de iki yıl varken, birçok yeni malzeme ortaya çıkarak, araştırmalara da devlet desteği verilmesi ile yakın tarihe daha yakından bakmamız sağlanacaktır.”

– Kut’ül Amare Sergisi

Sempozyum kapsamında açılan Osmanlı’nın Unutulan Zaferi Kut’ül Amare Sergisi’nin küratörü Yasin Tütüncü ise AA muhabirine yaptığı açıklamada, sergide Osmanlı ve İngiliz ordusuna ait resimlerin, dönemin yerli ve yabancı basınında yer alan savaşa dair haberlerin, savaşı yöneten komutanların fotoğraflarının ve haritaların, hatıratların yer aldığını anlattı.

Tütüncü, zaferin ertesi günü yabancı basına yansıyan gazete manşetlerine dikkati çekerek, şu ifadeleri kullandı:

“Savaşın ertesi günü, o dönemin şartlarına göre inanılmaz bir şekilde, özellikle Amerikan gazeteleri ‘Towsend’ın birlikleri Türklere teslim oldu’ manşetiyle çıkmışlar. Mesela sergide yer alan başka bir gazetede de İngilizlerin Halil Kut Paşa’ya ‘Biz buradan topumuzu, tüfeğimizi alıp çıkalım, size de 1 milyon lira verelim’ teklifini anlatıyor. Halil Kut Paşa kabul etmeyince 2 milyon teklif ediyorlar, onu da kabul etmiyor.”

Yasin Tütüncü, serginin 17-21 Mayıs’ta Konya İl Halk Kütüphanesi, 25 Mayıs-3 Haziran’da Ankara Milli Kütüphane, 6 Haziran-3 Temmuz’da İstanbul Beyazıt Kütüphanesinde açılacağını sözlerine ekledi.

İlk oturumu Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya, Dr. Zekeriya Türkmen, Dr. Sezai Dumlupınar, Altay Cengizer, Prof. Dr. Mahmud al-Kaysi ve Dr. David Omissi’nin katılımıyla gerçekleştiği sempozyum, bugün çeşitli oturumlarla devam edecek.

Categories
Alaturka Gazetesi

“Kanuni Sultan Süleyman’ın Kayıp Mezarının Araştırılması Projesi”

ANKARA (AA) – Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA), “Kanuni Sultan Süleyman’ın Kayıp Mezarının Araştırılması Projesi” kapsamında, bugüne kadar sürdürülen çalışmalarda ortaya çıkan bulgular, Osmanlı tarihçileriyle değerlendirilecek.

TİKA’dan yapılan yazılı açıklamaya göre, kurum desteğinde devam eden, “Kanuni Sultan Süleyman’ın Kayıp Mezarının Araştırılması Projesi” ile bugüne kadar devam eden faaliyetlerde ortaya çıkarılan bulguların, alanında söz sahibi Osmanlı tarihçileriyle değerlendirilmek üzere, 26 Nisan Salı günü “Zigetvar Kanuni Sultan Süleyman’ın Kayıp Mezarının Araştırılması Bilimsel Değerlendirme Paneli” düzenlenecek.

Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan’ın da katılacağı ve Ahmet Yeşiltepe’nin moderatörlüğünde gerçekleştirilecek panelde, Prof. Dr. İlber Ortaylı, Prof. Dr. Erhan Afyoncu, Prof. Dr. Feridun Emecen, Prof. Dr. Janos Hovari, Prof. Dr. Nurhan Atasoy ve Prof. Dr. Pal Fodor, birer konuşma yapacak.

İstanbul’daki Sepetçiler Kasrı’nda yapılacak panele, Türkiye ile Balkanlar ve Doğu Avrupa’nın 11 farklı ülkesinden yaklaşık 100 bilim insanı da iştirak edecek.

Düzenlenecek panelle bugüne kadar yapılan çalışmalarda elde edilen verilerin ve gelinen noktanın Türkiye, Balkanlar ve Doğu Avrupa ülkelerinden gelecek ve alanında söz sahibi bilim insanlarınca değerlendirilmesi ve projenin bundan sonraki aşamalarının belirlenmesi amaçlanıyor.

– Osmanlı yerleşiminin gün yüzüne çıkarılması

TİKA’nın desteklediği Kanuni Sultan Süleyman’ın Kayıp Mezarının Araştırılması Projesi, Zigetvar kalesinin fethi sırasında vefat eden Kanuni Sultan Süleyman’ın kayıp mezarının ve içinde bulunduğu “Palanka” ile ek yapılarının gün yüzüne çıkartılması amacıyla başlatıldı.

Mahallinde tespit, tarihi ve coğrafi araştırmalar, jeofizik tarama ve arkeolojik kazı çalışmalarını içeren projenin tamamlanmasıyla, “Kanuni Sultan Süleyman’ın kaybolan mezarı” olduğuna ilişkin çeşitli buluntular veren yapının yanı sıra cami, derviş tekkesi ve kışla gibi diğer unsurları da içeren Osmanlı yerleşiminin ortaya çıkarılması da hedefleniyor.

Böylece, Osmanlı’nın muhteşem yüzyılının mimarı Kanuni Sultan Süleyman’ın yüzyıllardır kayıp mezarının keşfi değil, Zigetvar Savaşı ve sonrasındaki döneme ait birçok tarihi bilgiye erişimi de mümkün kılan insanlığın ortak tarihi hazinesi de ortaya çıkarılacak.