BM'den BAE'ye “Kanser hastası kadın mahkumun ölümünü araştır” çağrısı

CENEVRE (AA) – Birleşmiş Milletler (BM), Birleşik Arap Emirlikleri'ne (BAE), tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybeden düşünce suçlusu kadın mahkum Alia Abdulnoor'u ölüme götüren koşulların araştırılması çağrısında bulundu.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği (OHCHR) Sözcüsü Ravina Shamdasani, BM Cenevre Ofisi'nde düzenlenen basın toplantısında, Abdulnoor'un 4 Mayıs'ta El Ayn şehrindeki Tawam hastanesinde yaşamını yitirdiğini anımsattı.

Meme kanserine yakalandığı belirtilen Abdulnoor'un gerekli tedaviden mahrum bırakıldığı yönünde bilgiler olduğunu aktaran Shamdasani, bunun Abdulnoor'un aşağılayıcı koşullarda tutulduğu ve kendisine zalimce ve insanlık dışı muamele yapıldığı anlamına gelebileceğini vurguladı.

BAE makamlarını, Abdulnoor'un işkence ve kötü muameleye kaldığına ilişkin "güvenilir iddiaları" kapsayıcı şekilde soruşturmaya ve araştırmaya davet eden Shamdasani, şüphelilerin de adalete teslim edilmesi çağrısı yaptı.

  • BM serbest bırakılmasını istemişti

BM'nin sağlık konusundaki özel raportörü Dainius Puras öncülüğündeki bazı insan hakları uzmanları, "ölümcül derecede hasta olan ve işkence ile insanlık dışı muameleye maruz kaldığı" belirtilen gözaltındaki Alia Abdulnoor'un serbest bırakılması için BAE'ye 26 Şubat'ta çağrıda bulunmuştu.

Abdulnoor'un fiziksel ve ruhsal sağlığından büyük endişe duyulduğunun altı çizilen açıklamada, "Edinilen bilgilere göre, bayan Abdulnoor 6 ay boyunca gizli gözaltı ve hücre hapsinde tutuldu. Ağır fiziksel ve psikolojik aşağılanmalara ve tehditlere maruz kaldı. İşkence altında yazılı bir itirafı imzalamak zorunda kaldı." ifadelerine yer verilmişti.

BAE Başsavcılığından dün yapılan yazılı açıklamada ise Alya Abdulnoor'un tedavi sürecinde gördüğü muamele ve ölümüne ilişkin ortaya atılan iddiaların asılsız olduğu ileri sürülmüştü.

  • Yatağa kelepçeli halde öldü

BAE İnsan Hakları Merkezinin de aralarında bulunduğu kuruluşlar, cumartesi günü Abdulnoor'un ülkedeki hastanelerden birinde yatağa kelepçeli halde hayatını kaybettiğini aktarmıştı.

Alia Abdulnoor, "terör örgütü El-Kaide üyeleriyle iletişime geçmek, onlara maddi destek sağlamak ve devlete zarar verme kastıyla taraflı bilgiler yaymak" gibi suçlamalarla 2015 yılında gözaltına alınmıştı.

Abdulnoor, BAE Başsavcılığına göre kendisine yöneltilen suçlamaları itiraf etmesi nedeniyle 2017'de çıkarıldığı mahkemece suçlu bulunmuş ve 10 yıl hapse mahkum edilmişti.

  • İşkence altında itiraf mektubunu imzaladı

BM'deki insan hakları yetkilileri, şubat ayında, Abdulnoor'un işkence altında itiraf mektubunu imzalamaya zorlandığını belirterek BAE'ye kadın tutukluyu serbest bırakma çağrısı yapmışlardı.

Açıklamada, Abdulnoor'un yatağa kelepçelendiği ve silahlı bir gözetime tabi tutulduğu yönündeki raporların endişe verici olduğu ifade edilmişti.

  • Suriyeli ailelere yardım ettiği için gözaltına alındı

İnsan hakları kuruluşlarının raporları, hakkındaki suçlamaların aksine Abdulnoor'un savaş mağduru Suriyeli ailelere yardım ettiği ve onlar için bağış topladığı gerekçesiyle gözaltına alındığına işaret ediyor.

Söz konusu raporlarda ayrıca cezaevine girdikten sonra hastalığı nükseden Abdulnoor'un kötü hapishane şartlarında yaşadığı ve etkili bir tedaviden mahrum bırakıldığı belirtiliyor.

Uluslararası Af Örgütü ile İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) de daha önceki açıklamalarında Abdulnoor'un serbest bırakılması yönünde çağrılarda bulunmuştu.

BM: “İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi'nde yüzbinlerce sivil tehlikede”

CENEVRE (AA) – Birleşmiş Milletler (BM), Suriye'de Beşşar Esed rejimi ve destekçilerinin, 29 Nisan'dan bu yana saldırılarını yoğunlaştırdığı Hama'nın kuzeyi ve İdlib'in güneyinde yüz binlerce sivilin hayatının tehlikede olduğu uyarısında bulundu.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği (OHCHR) Sözcüsü Ravina Shamdasani, BM Cenevre Ofisi'nde düzenlenen basın toplantısında, "Güvenilir haberler, hükümet (rejim) ve müttefik kuvvetlerinin, 'Gerginliği Azaltma Bölgesi' içindeki İdlib'in güney kırsalı ve Hama'nın kuzey kırsalında saldırılarını yoğunlaştırdığını gösteriyor." dedi.

Sözcü Shamdasani, rejim ve destekçilerinin saldırılarına Heyet Tahrir Şam tarafından karşılık verebileceğine, bunun da bölgedeki şiddeti ve yerinden edilmeleri daha da körükleyebileceğine işaret etti.

Şiddetin en çok sivilleri vurduğunun altını çizen Shamdasani, BM İnsan Hakları Ofisi'nin elde ettiği bilgilere göre 29 Nisan'dan bu yana 27 sivilin öldüğünü, 31 sivilin de yaralandığını belirtti.

  • Rejime "uluslararası hukuka uy" çağrısı

    Shamdasani, yaşamını yitiren sivillerin çoğunun kadın ve çocuklardan oluştuğuna dikkati çekerek özellikle okul ve hastane gibi sivil unsurlara yönelik yerden ve havadan saldırıların ciddi hasarlara yol açtığı bilgisini paylaştı.

"29 Nisan'dan bu yana, Suriye'de Hama'nın kuzeyinde ve İdlib'in güneyindeki askeri gerginliğin artmasının, orada yıllarca hayatta kalmaya çalışan yüz binlerce yerinden edilmiş insanı ciddi bir tehlikeye soktuğu konusunda endişe duyuyoruz." ifadesini kullanan Shamdasani, çatışmalardan kaçan sivillerin yüksek güvenlik riski altında olduğu uyarısını yaptı.

Ravina Shamdasani, tarafları uluslararası insan hakları hukukuna uyma, orantılılık ilkelerine saygı duyma, sivil ve sivil altyapı tesislerinin korumaya davet etti.

  • Yaşamını yitiren sivil sayısı daha fazla

İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi sınırları içindeki sivil yerleşimlere son 5 günde düzenlenen saldırılarda en az 71 sivil hayatını kaybetti.

Suriye İnsan Hakları Ağı'nın nisan ayı raporunda, Esed rejiminin saldırılarında 127 sivilin, Rusya'nın hava saldırılarında ise 13 sivilin öldüğü belirtilmişti.

Rejim güçleri, Türkiye ile Rusya arasında, söz konusu bölgedeki ateşkesi sağlamlaştırmak için 17 Eylül 2018'de Soçi'de imzalanan mutabakata rağmen saldırılarına devam ediyor. Astana Anlaşmaları çerçevesinde, Esed rejiminin garantörü olan Rusya'nın rejim saldırılarını önleme yükümlülüğü bulunuyor.

Hamas'tan BM'ye İsrail yanlısı açıklama tepkisi

GAZZE (AA) – Hamas, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres'in İsrail'in ablukası altındaki Gazze Şeridi'ne yönelik son saldırılarına ilişkin açıklamasını "İsrail yanlısı" şeklinde değerlendirdi.

Hamas tarafından yapılan yazılı açıklamada, BM Genel Sekreteri Guterres'in İsrail'in Gazze'ye son saldırısı hakkında beyan ettiği görüşlerinin kendilerini hayrete düşürdüğü ifade edildi.

Guterres'in açıklamasının, Tel Aviv taraftarlığını ve İsrail saldırılarına desteği yansıttığı kaydedilen açıklamada, Guterres'in açıklamasında işgal güçlerinin işlediği suçlara hiç değinilmediği kaydedildi.

Açıklamada, "İşgal güçleri yanlısı bu dil, işgalin ve saldırıların çıkarına; istikrarın sağlanmasına ve savaşın sona ermesine hizmet etmiyor. Ayrıca arabulucu rolüne ya da ateşkes için uygun ortamın oluşturulmasına yardımcı olmuyor." ifadeleri kullanıldı.

BM Genel Sekreter Sözcüsü Stephane Dujarric'in Guterres adına dün yayımladığı açıklamada, Gazze'den İsrail'e roket atılması, özellikle sivil yaşam merkezlerinin hedef alınmasını kınamıştı.

İsrail'in hafta sonu Gazze Şeridi'ne düzenlediği saldırılarda, ikisi hamile 3 kadın ile 2 bebeğin de aralarında bulunduğu 25 Filistinli şehit olmuş, 150 Filistinli yaralanmıştı.

Filistinli grupların Gazze'den İsrail tarafına attığı roketler nedeniyle de 1'i Filistin asıllı olmak üzere 4 kişi ölmüştü.

Yerel basın, dün erken saatlerde Filistinli gruplar ile İsrail arasında ateşkes sağlandığını duyurmuştu.

“Uluslararası toplum Keşmir sorununun çözümüne odaklanmıyor”

ANKARA (AA) – Azad Cammu Keşmir Başkanı Serdar Mesud Han, uluslararası toplumun Keşmir sorununun çözümüne yeterince ilgi göstermediği eleştirisinde bulunarak "Uluslararası toplum, bölgenin güvenliğiyle daha fazla ilgilendi, Keşmir'de her gün gözler önüne serilen insan hakları krizi ve Keşmir halkının kendi kaderini tayin etme hakkına odaklanmadı." dedi.

Han, Türkiye'deki temasları kapsamında Anadolu Ajansını (AA) ziyaret etti. Han ve beraberindeki heyeti, AA Genel Müdür Yardımcısı ve Genel Yayın Yönetmeni Metin Mutanoğlu ile AA Dünya Dilleri Yayın Yönetmeni Mehmet Öztürk ağırladı. Heyette, Pakistan'ın Ankara Büyükelçisi Muhammed Sirus Seccad Gazi de yer aldı.

Azad Cammu Keşmir Başkanı Han, ziyaretin ardından, uluslararası toplumun, Keşmir sorununun çözümünde oynayacağı role ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.

Keşmir sorununun, 70 yıldan fazla bir süredir Pakistan ve Hindistan arasındaki askeri ve siyasi çatışmaların temel nedeni olduğunu belirten Han, uzun yıllardır bölge halkının karşı karşıya kaldığı zulüm ve baskının sona ermesi için hala bir çözümün ortaya konmadığını vurguladı.

Han, uluslararası toplumun bugüne kadar Keşmir sorununun çözümüne yeterince ilgi göstermediğini belirterek Pakistan ve Hindistan arasında şubat ayında yaşanan gerginliğin ardından gözlerin bölgeye çevrildiğini söyledi.

Uluslararası toplumun sorunun çözümüne odaklanmadığını söyleyen Han, iki ülkenin nükleer güce sahip olması nedeniyle bölgenin güvenliğinden daha fazla endişe duyulduğunu ifade etti.

Han, "Uluslararası toplum, bölgenin güvenliğiyle daha fazla ilgilendi, Keşmir'de her gün gözler önüne serilen insan hakları krizi ve Keşmir halkının kendi kaderini tayin etme hakkına odaklanmadı." dedi.

Keşmir mücadelesinin meşru olduğu görüşünü paylaşan Han, bu nedenle Keşmir halkının kendi kaderini tayin etme hakkı olduğunu ifade etti.

Han, Keşmir halkının son 71 yıldır çok büyük fedakarlıklarda bulunduğunu ve her koşulda özgürlüklerini ve kendi kaderlerini tayin hakkına sahip olacakları üzerine yemin ettiğini belirterek şunları söyledi:

"Keşmir halkına mesajım: Ümidinizi yitirmeyin. Uluslararası topluma mesajım ise şudur: Bu suçun gözlerinin önünde ve gözetiminiz altında devam etmesine izin vermeyin. Keşmir, her durumda özgürlüğünü kazanacaktır ancak uluslararası toplum, Cammu Keşmir ve Pakistan halkının acılarını hafifletme ve Keşmir sorununa adil bir çözüm bulunmasına yardımcı olma rolünü üstlenmeli."

Han, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin (BMGK) 1948'de Keşmir'in geleceğinin halkoyuyla belirlenmesi kararı aldığını fakat Hindistan'ın bu sürecin işlemesine engel olduğunu söyleyerek buna karşılık Keşmir halkının sorunun çözümü için hazır olduğunu belirtti.

Keşmir halkı ve Pakistan'ın sorunun çözümü için ara bulucu faaliyetlerinden memnun olacağını dile getiren Han, bu kapsamda Birleşmiş Milletlerin (BM), özellikle de BMGK'nin daha aktif olmasını memnuniyetle karşılayacaklarını kaydetti.

Han, "Pakistan devleti ve halkı, barış diplomasisine yatırım yapmak ve her seviyede ikili görüşmelerde yer almak istiyor. Ayrıca bunun samimiyetle sürdürülmesini istiyor." diye konuştu.

  • "Keşmir sorununun çözülmemesi uluslararası toplum için tehdit"

Hindistan'ın, Keşmir sorununu "Pakistan ile Hindistan arasındaki ikili bir mesele" olarak lanse etmeye çalıştığını belirten Han, gerçekte bunun "uluslararası bir mesele" olduğu değerlendirmesinde bulundu.

Han, bu nedenle uluslararası toplumun Keşmir sorununun kökenine ve Keşmir halkının maruz kaldığı insan hakları ihlallerine odaklanması gerektiğini vurgulayarak aksi taktirde bu meselenin uluslararası güvenlik ve barış için ciddi tehdit olacağını belirtti.

Pakistan ve Hindistan'ın nükleer güce sahip iki ülke olduğunu ve Keşmir sorunu çözülmediği takdirde savaş riskinin devam ettiğini vurgulayan Han, bunun sonuçlarının sadece iki ülke için değil, tüm bölge ve dünya için tehlikeli olacağı yorumunda bulundu.

Han, "Pakistan ve Hindistan arasında bu (nükleer) bombalar kullanılırsa, 2,5 milyar insanı etkileyecek büyük radyasyon oluşabilir. 20 milyon insan ölebilir. Avrupa, Asya-Pasifik, Kuzey Amerika, Körfez bölgesi ve Orta Asya dahil dünyanın birçok yerine mülteci ve ekonomik göçmen akışı olabilir." ifadelerini kullandı.

Başkan Han, bu nedenle uluslararası toplumun olası bir savaşı önleme sorumluluğu olduğunu belirtti.

  • "BM'nin yapısı demokratikleştirilmeli"

Konuşmasında, BMGK'nin yapısına ilişkin de eleştirilerde bulunan Han, Konsey'in daimi bazı üyelerinin Hindistan ile iyi ilişkilere sahip olması nedeniyle bu ülkenin çıkarlarını koruduğunu ve bu yüzden Keşmir sorununun çözümünde bir adım atmadığını söyledi. Han, BM'nin yapısında reforma ihtiyaç olduğunu ve daha demokratik şekle dönüştürülmesi gerektiğinin altını çizdi.

Öte yandan Han, Keşmir sorununun çözümüne ilişkin Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın sergilediği tutumdan ötürü memnuniyet duyduklarını dile getirerek Erdoğan'ın, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ile yaptığı görüşmede, Keşmir halkının taleplerini ve Keşmir sorununun çözümüne duyulan ihtiyacı aktardığını belirtti.

Han, "İslami İşbirliği Teşkilatında Keşmir konusunda liderlik yaptığı için Cumhurbaşkanı Erdoğan'a müteşekkiriz. Keşmir sorununun çözümünde Türk halkı ve Türkiye'nin ortaya koyduğu liderlik için minnettarız." ifadelerini kullandı.

  • Keşmir sorunu

İngiltere, 1947'de Hindistan'dan çekilirken prenslik şeklinde yönetilen Keşmir'i Hindistan ya da Pakistan ile birleşme konusunda serbest bıraktı. Nüfusunun yüzde 90'ı Müslüman olan Keşmir halkı, 1947'de Pakistan'a katılmaktan yana tavır alsa da dönemin prensi, Hindistan ile birleşmeye karar verdi. Karara Müslüman Keşmir halkı karşı çıktı. Pakistan ve Hindistan'ın bölgeye asker göndermesiyle taraflar 1947'de ilk kez savaştı. İki ülke arasında yine aynı nedenle 1965 ve 1999'da savaş çıktı.

Keşmir'in yüzde 45'i Hindistan'ın, yüzde 35'i Pakistan'ın kontrolünde. Bölgenin yüzde 20'sine ise Çin hakim. Hindistan, ele geçirdiği bölgeleri "Cammu Keşmir" eyaleti adı altında kendine bağladı. Cammu Keşmir, halen Hindistan'da Müslüman nüfusun çoğunlukta bulunduğu tek eyalet durumunda. Pakistan ise kendi kontrolü altındaki Keşmir'e "Azad Keşmir (Bağımsız Keşmir)" ve "Gilgit Baltistan" olarak 2 özerk bölge statüsü verdi.

BMGK, 1948'den itibaren aldığı kararlarla Keşmir'in askerden arındırılmasını ve geleceğinin halkoyuyla belirlenmesini öngördü. Hindistan, halk oylamasına sıcak bakmazken, Pakistan ise BMGK kararlarının uygulanmasını istiyor.

BM'den İsrail ve Filistinli gruplara itidal çağrısı

KUDÜS (AA) – Birleşmiş Milletler (BM) Orta Doğu Barış Süreci Özel Koordinatörü Nickolay Mladenov, abluka altındaki Gazze Şeridi'nde artan gerginliğin bir an önce son bulması için İsrail ve Filistinli gruplarla itidal çağrısında bulundu.

Mladenov yaptığı yazılı açıklamada, Gazze'de yaşanan tehlikeli gerginlikten dolayı derin endişe duyduğunu belirterek, gerginliğin devam etmesi durumunda bölgedeki krizin çözümüne yönelik uzun soluklu çözüm şansının ortadan kalkacağı uyarısında bulundu.

Özel Koordinatör Mladenov, ayrıca mevcut gerginliğin Gazze Şeridi'ndeki Filistinlilerin çektiği sıkıntıları azaltmak için geçen haftalarda sağlanan olumlu gelişmeleri tehlikeye attığını vurguladı.

BM'nin bölgede artan tansiyonun düşürülmesi için Mısır'ın yanı sıra tüm taraflarla görüşme halinde olduğunu aktaran Mladenov, "Tüm taraflara gerginliği düşürmeleri ve birkaç ay önceki anlayışa (uzlaşıya) dönmeleri çağrısı yapıyorum. Sonuçları hepimiz için ağır olacak çatışmanın sorumluluğu söz konusu anlayışı yok etmek isteyenlere ait olur." ifadelerini kullandı.

  • Gazze'de gerginlik

Gazze Şeridi'nden dün sınırda keskin nişancı ateşi açılmış ve 2 İsrail askeri yaralanmıştı. Bunun üzerine İsrail ordusu Gazze'ye düzenlediği hava saldırısında 2 Filistinli şehit olmuştu.

Ayrıca dün Gazze Şeridi sınırında 30 Mart'tan bu yana düzenlenen barışçıl "Büyük Dönüşü Yürüyüşü" gösterilerine katılan 2 Filistinli, İsrail askerlerince açılan ateş sonucu şehit edilmişti.

İsrail ordusu, abluka altındaki Gazze Şeridi'nden bugün çok sayıda roket atılmasını gerekçe göstererek savaş uçaklarıyla bölgeye hava saldırısı başlatmıştı. Saldırılarda 1'i bebek, 1'i hamile olmak üzere 3 Filistinli şehit olmuş, en az 12 kişi yaralanmıştı.

“Türkiye'yi ve Kıbrıs Türklerini denklem dışına itmek çözüme katkı sağlamaz”

GİRNE (AA) – Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Türkiye'yi ve Kıbrıs Türklerini denklem dışına itmenin, bölgede istikrara, barışa ve mantıklı çözümlere katkı sağlamayacağını bildirdi.

Cumhurbaşkanı Akıncı, KKTC'de Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun da katıldığı "Küresel Gazeteciler Konseyi Medya Buluşması" etkinliğinde konuştu.

Akıncı, Kıbrıs sorunu var olduğu sürece çözüm çabalarının sürdürülmesinin yanı sıra KKTC'nin daha iyi ve güzele ulaşma uğraşının da devam ettirilmesi gerektiğini ifade etti.

Konuşmasında, Rum tarafının son dönemlerde ortaya koyduğu tutuma yönelik eleştirilerde bulunan Akıncı, Rum tarafının bir kavram kargaşası yaratma içerisinde olduğunu belirtti.

Akıncı, "Farklı ortamlarda farklı kişilere farklı söylemlerde bulunan bir (Rum) lider (Nicos Anastasiadis) var karşımızda. Yeri geldiğinde iki devletli çözümden bahsediyor, yeri geldiği zaman konfederasyon diyor. Sonra buraya geliyor 'Kıbrıs'ta gevşek federasyon' diyor. Benimle buluştuğu zaman 'Hayır gevşek federasyonu kastetmedim, o merkezi olmayan federasyon' diyor." ifadelerini kullandı.

Rum tarafının, sonrasında bir başkanlık sisteminden bahsetmeye başladığını hatırlatarak, "Başkanlık sistemi konusunda uzun zamandır bir uzlaşma var. Aniden bir baktık Rum tarafı, parlamenter sistem olsun, dönüşümlü başkanlık yerine dönüşümlü başbakanlık olsun demeye başladı." şeklinde konuştu.

Başkanlık konusunun daha önce de ortaya atıldığını, halihazırda yeni unsur içermediğini söyleyen Akıncı, şunları kaydetti:

"Hangi model olursa olsun, Rum tarafı siyasi eşitlik ve kararlara etkin katılımımız konusunda retçi bir tutum ve inkar içerisinde olmaya devam ediyor. Daha önce kabul ettiklerini bile inkar eder bir noktaya geldi. Anastasiadis, Crans Montana'nın açılış konferansında bakanlar kurulunda kararlara Kıbrıslı Türk bakanların da etkin katılımını, en az bir olumlu oy ilkesini kabul ettiğini deklare etmesine rağmen bugün bunu bile inkar noktasına geldi. Devletin fonksiyonel olmaktan çıkacağını iddia etmeye başladı."

Akıncı, Anastasiadis ile 26 Şubat'ta yaptığı son toplantıda, kendisine "Enerji politikalarını bile Kıbrıs Türkleri için hayati görmüyorsunuz. Merkezi olmayan federasyondan bahsediyorsunuz. Daraltalım merkezin yetkilerini, kanatlar daha güçlü olsun, bizim buna bir itirazımız yok." dediğini aktardı.

Rum tarafının, hem enerji politikalarında hem de mali politikalarda Kıbrıslı Türklerin hayati çıkarları olduğunu görmezden geldiğini dile getiren Akıncı, Rumların Kıbrıs Türk tarafının etkin katılımını kabul etmek istemediğine dikkati çekti.

Akıncı, uluslararası toplumun bu konulara ilişkin tutumunun da yanlış olduğunu ve Kıbrıs'ta çözüme yardımcı olmadığını belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Avrupa Birliği (AB) süreci yaşandığı zaman, özellikle 2002-2004 arasında Rumların tek başına AB üyesi olmasına neden olan yanlışlar ve hatalı politikalar, bugün doğal gaz alanında tekrarlanıyor. Rumlara 'Bu sizin hakkınızdır, kazılara ve araştırmalara devam edebilirsiniz' deyip, arka sıvazlayıcı tavırlar sürdükçe ne yazık ki ne Kıbrıs'ta ne de Doğu Akdeniz'de istikrara ve barışa yardımcı olunmamaktadır. Birleşmiş Milletler, AB ve diğer büyük devletler olsun bu konuda büyük yanlış içerisindedirler. Kıbrıslı Türklerin de hakkı var deyip işi geçiştirmeye çalışıyorlar. Ama eğer bu bir haksa ve haktır elbette, işin başından, sonuçlandırma aşamasına kadar birlikte yürütülmesi gereken bir süreçtir. Yoksa 'Rumların hakkıdır, yapacak ve kazacak. Eğer ileride bir gün çözüm olursa o zaman Kıbrıslı Türkler de hakkını alır' deyip, topu bilinmez bir geleceğe atmak sanıyorum ki yanlışların en büyüğüdür."

  • "Sahada da haklarımızı korumanın yollarını bulacağız"

Akıncı, Doğu Akdeniz'de akılcı bir yöntemle Türkiye güzergahını da dikkate alarak doğal gaz konusunda iş birliği yapmanın en tutarlı yol olduğunu daima gündeme getirdiklerini belirtti. Akıncı, "Türkiye'yi ve Kıbrıs Türklerini denklem dışına itmek, bu bölgede ne istikrara, ne barışa ne de mantıklı çözümlere katkı sağlamaz." değerlendirmesinde bulundu.

Kıbrıs meselesine ilişkin haklı ve tutarlı tavırlarını hem masa hem de sahada sürdürmeye devam edeceklerini vurgulayan Akıncı, sahada da haklarını korumanın yollarını bulacaklarını söyledi.

Akıncı, bu faaliyetlerden dolayı rahatsızlık duyanlar olduğuna işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Onlara söylediğimiz şudur; 'Rum tarafı bu girişimleri yaptığınızda neredeydiniz? Onlara ne dediniz veya ne diyeceksiniz? Onlara bir şey yoksa, bizim yaptığımız bir aksiyona karşı bir reaksiyondur aslında. Rumların tavrını dengeleme siyasetidir. Haklarımızı koruma siyasetidir. Bunun da başka bir yolu yoktur. Siz araştıracaksınız, biz de araştıracağız. Kıbrıs Türkleri olarak bu konuda Türkiye ile iş birliği içerisindeyiz."

Türkiye'nin 2 sondaj gemisi satın aldığını ve bu gemilerin yeri ve zamanı geldikçe görevini ifa edeceğini söyleyen Akıncı, "Görevlerini ifa etmeye de başladılar zaten. Haklılığımızın verdiği güçlülükle yolumuza devam edeceğiz. Sahada ve masada güçlü olmaya devam edeceğiz. Sahada güçlü oldukça masada da daha güçlü olacağız." diye konuştu.

“Seçilmiş birini darbelerle indirmek, o ülkelere yapılacak en büyük zarar”

KOCAELİ (AA) – AK Parti Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş, "Venezuela'da halkın seçtiği birisi iktidara geldi, bunun iktidardan gitmesinin yolu da sandıktır. Sandıkları kurarsınız, halk iktidarı istemiyorsa baş göz üstüne ama halkın iktidardan indirmediği, seçilmiş birisini sokaklarda silahlı çetelerle, darbelerle indirmek maalesef o ülkelere yapılacak en büyük zarardır." dedi.

Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) tarafından "Uluslararası Öğrenci Akademisi Projesi" kapsamında Kocaeli Üniversitesi Prof. Dr. Baki Komsuoğlu Kültür ve Kongre Merkezi'nde düzenlenen "Türkiye Söyleşileri" programında konuşan Kurtulmuş, dünyanın en önemli temel sorunlarından birinin işgal, yabancıların saldırıları ve müdahaleleri olduğunu söyledi.

"ABD, Afganistan'ı işgal etmeseydi, Taliban diye uluslararası bir örgüt ortaya çıkar, onun içerisinden de DEAŞ terör örgütü ortaya çıkar mıydı?" diyen Kurtulmuş, "Amerika'nın işgali olmasa DEAŞ diye bir örgüt çıkmazdı ortaya. Bunu ben ben söylemiyorum. Amerika Savunma Bakanlığı'nın istihbarat başkanı söylüyor. DEAŞ kim? Dünyanın dört bir tarafından toplanmışlar, bir ara 80 bin militanı vardı, ellerine ölüm makinelerini vermişler, 2 hafta içinde Suriye'nin batısından girdi, Irak'ın doğusundan çıktı. Kim verdi bunlara bu silahları? Maalesef Irak'ın işgali olmasaydı, bugün belki DEAŞ olmayacaktı. Suriye'deki durum olmasa PYD/ YPG olmayacaktı." ifadelerini kullandı.

  • "Sandıkla gelen ancak sandıkla gider"

Kurtulmuş, Venezuela'da halkın seçtiği birinin iktidara geldiğini, bunun iktidardan gitmesinin yolunun da sandık olduğunu belirterek, şöyle devam etti:

"Sandıkları kurarsınız, halk iktidarı istemiyorsa baş göz üstüne ama halkın iktidardan indirmediği, seçilmiş birisini sokaklarda silahlı çetelerle, darbelerle indirmek, maalesef o ülkelere yapılacak en büyük zarardır. İşte Türkiye, 15 Temmuz darbe girişimi gecesini yaşadık. Eğer dışarıdan verilen desteklerle o darbe Türkiye'de başarılı olsaydı ne biz burada konuşuyor olacaktık ne de belki sizler Türkiye'de okuyor olacaktınız. Çünkü sizin güçlü ve büyük Türkiye ile bağınızı kesecekler, sizin Recep Tayyip Erdoğan önderliğindeki yeni Türkiye'nin bir sevdalısı, bir dostu olmanızı önleyeceklerdi. Çok şükür milletçe bunu ortadan kaldırdık."

  • "Büyük resim, hilalin yok edilmesi mücadelesidir"

Gençlerden karamsar bir tablo içinde olmamalarını isteyen Kurtulmuş, bu medeniyetinin çocuklarının irfan sahibi olmak mecburiyetleri bulunduğunu vurguladı.

Kurtulmuş, "Sadece parçalara bakarak olup bitenleri anlayamayız. Büyük resmi göreceğiz. Büyük resim, hilalin yok edilmesi mücadelesidir. Büyük resim, İslam medeniyetinin bir kez daha tarihten silinme gayretleridir. Büyük resim ayağa kalkmakta olan Asya'nın, Afrika'nın, Latin Amerika'nın halklarına bir daha fırsat vermeme oyunudur. Bu oyunu bozacağız. Neyle bozacağız? Bilgimizle bozacağız, ferasetimizle, dayanışmamızla bozacağız ve yeni bir dünyanın kurulması için gayret sarf edeceğiz." diye konuştu.

  • "Dünyada yeni bir finansal mimariye ihtiyaç var"

Kurtulmuş, dünyada yeni bir finansal mimariye ihtiyaç olduğunu, dünyanın para sisteminin, finansal sisteminin dikiş tutmadığını ve çöktüğünü anlatarak, "Dünya Bankası, IMF çalışmıyor. Bir işe yaramıyor. Şu an dünyada ticaretin yaklaşık yüzde 65'i, dolar üzerinden yapılıyor. Şimdi bütün dünya bunu konuşuyor. Bu sürdürülebilir bir yük değil. Dünya Bankası ve IMF gibi kuruluşların fonksiyonları yerinde değil. Dünya Ticaret Örgütü, Asya veya Afrika'nın bir ülkesi, onun yasalarına aykırı davransa kıyamet koparıyor ama bir gecede ABD Başkanı Trump diyor ki 'gümrük duvarlarını kaldırdım, şu kadar yükselttim.' Çin'e karşı, şuna karşı, buna karşı. Hani liberal bir piyasa vardı? Hani Dünya Ticaret Örgütü, gümrüklerin bir şekilde dengelenmesini kontrol ederdi? Güç kimseyse o istediği şarkıyı söylüyor. Mühür kimseyse Süleyman odur." değerlendirmesinde bulundu.

"Hayatımız boyunca uğraşacağımız, yeni dönemdeki en önemli fırsatlarımızdan bir tanesi, yeni bir para sistemine geçmek ve milli paralar üzerinden yapılacak ticaretle dolarizasyonun, yani dolara bağımlılığın azaltılmasını temin etmek." diyen Kurtulmuş, "Bunu yapabilir miyiz? Tabii ki yapabiliriz. Onun için kararlı, şuurlu, gayretli ve gerçekten çekinmeden yol alacak ve yeni bir dünyada yeni bir finansal sistemi ve mekanizmayı kuracağız. Evet, bunu siz kuracaksınız. Gayretle fedakarlıkla dünya mazlumları adına bunu yapacaksınız." ifadelerini kullandı.

Geçmişte Amerikalılardan insansız hava araçları almak için kapıda beklediklerini, F-35'lerde olduğu gibi vermediklerini dile getiren Kutulmuş, "Sonunda teknolojimizi kendimiz yaptık. Şimdi Türkiye kendi teknolojisiyle teröre karşı çok daha güçlü bir şekilde mücadele ediyor." dedi.

  • "105 ülke, zengin ülkelerin ağzının içine bakıyor"

Küresel sistemde yeni bir siyasal sistem inşasına ihtiyaç olduğuna dikkati çeken Kurtulmuş, şunları söyledi:

"105 ülke, dünyanın zengin ülkelerinin ağzının içine bakıyor. Siyasette de 196 Birleşmiş Milletler üyesi ülke, 5 tane Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisinin ağzının içine bakıyor. 'Evet' derlerse oluyor, 'hayır' derlerse olmuyor. Suriye, kimyasal silah kullanıyor, bütün delilleriyle ortada ama bir şey yapamıyorsunuz. Güvenlik Konseyi'nde dayısı var, destekliyor, Suriye rejiminin elinden tutuyor. İsrail, Filistinlilere kan kusturuyor, 1967'den bu yana her gün zulmünü artırıyor, arkasında onun da dayısı var. Ne yaparsa yapsın, sırtını sıvazlıyor, hiçbir şey yapamıyorsunuz. O yüzden sayın Cumhurbaşkanımız sadece Türkiye adına değil bütün mazlum milletler adına, Birleşmiş Milletler kürsüsü dahil, dünyanın bütün platformlarından haykırıyor, 'Dünya 5'ten büyüktür.' diyor. 'Dünya 5'ten büyüktür' demek, bir temenni değil, 'Dünya bu sistemle yürüyemez, yeni bir küresel siyasal mimariye ihtiyaç var demektir.' Bunu hep birlikte başaracağız."

  • "17 bin uluslararası öğrenciye burs veriyoruz"

YTB Başkanı Abdullah Eren de Türkiye Söyleşileri programının, YTB tarafından düzenlenen Uluslararası Öğrenci Akademisi'nin bir cüzü olduğunu, söyleşiler ile uluslararası öğrencilerin alanında ön plana çıkmış değerli isimlerle bir araya gelerek Anadolu irfanını da yakından tanıma fırsatı bulduğunu dile getirdi.

"Uluslararası öğrencilerimiz olarak sizler bizlere ailelerinizin emanetisiniz." diyen Eren, YTB bursulusu olan veya olmayan tüm uluslararası öğrencilerin sorunlarını, dertlerini dinlemeye her zaman hazır olduklarını kaydetti.

Dünyanın 170'den fazla ülkesinden 150 bin öğrencinin Türkiye'deki 202 üniversitede şu an eğitim gördüğünü belirten Eren, "YTB olarak dünyanın 170 ülkesinden 17 bin uluslararası öğrenciye burs veriyoruz. Türkiye'de bir süre önce 20 bin uluslararası öğrenci varken, bugün bu sayı 150 binin üzerinde. Son 10 yılda Türkiye'de çok büyük bir uluslararası öğrenci artışı oldu. Tabii ki, bu artışta Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı’nın Türkiye Bursları markasıyla sunduğu bursların da önemli bir katkısı oldu." diye konuştu.

Konuşmaların ardından yabancı öğrenciler, Numan Kurtulmuş'a hediye takdim etti, Kurtulmuş da öğrencilerle özçekim yaptı.

Programa, Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, Kocaeli Üniversitesi rektör yardımcıları ve yabancı öğrenciler katıldı.

(Bitti)

Cenevre'deki Suriye konulu istişare toplantısı başladı

CENEVRE (AA) – Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Geir O. Pedersen, Mısır, Fransa, Almanya, Ürdün, Suudi Arabistan, İngiltere ve ABD'den üst düzey diplomatlarla Suriye konulu istişare toplantısında bir araya geldi.

8 Ocak'ta göreve başlayan Pedersen'ın, BM tarafından "küçük grup" olarak adlandırılan ülkelerle ilk toplantısı BM Cenevre Ofisi'nde TSİ 12.30'da başladı.

İstişare toplantısında ABD'yi Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, Mısır'ı Dışişleri Bakan Yardımcısı Yasser Elwy, Fransa'yı Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Suriye özel temsilcisi François Senemaud, Almanya'yı Suriye Özel Temsilcisi Robert Rohde, Ürdün'ü Suriye Özel Temsilcisi Harun Hasan, Suudi Arabistan'ı Körfez İlişkileri Bakanı Tamer El Sabhan ve İngiltere'yi Suriye Özel Temsilcisi Martin Longden temsil ediyor.

Toplantıda Pedersen'in önceliğini, geçen yılın aralık ayından bu yana ilerleme kaydedilmeyen Cenevre sürecini canlandırmak ve taraflar arasındaki güveni artırmak oluşturuyor.

Suriye'de siyasi çözüm sürecinin ele alınıcağı toplantıda ayrıca Anayasa Komitesi'nin kurulması öncelikle amaçlanıyor.

Jeffrey, toplantı girişinde Türkiye'deki temaslarına ilişkin bir soru üzerine, "Olumlu ve verimli geçti." dedi.

Pedersen'ın "küçük grup" ile yapacağı resmi toplantının ardından taraflar arasında ikili görüşmelere geçilecek.

  • Pedersen Astana garantörleriyle de buluşacak

Cenevre sürecinde küçük grupla en son toplantıyı dönemin BM Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Mistura, 14 Eylül 2018'de gerçekleştirmişti.

Pedersen, salı günü BM Güvenlik Konseyini (BMGK) Suriye'deki son gelişmelere ilişkin bilgilendirmişti. Astana garantörleri Türkiye, Rusya ve İran'dan yetkililerle mayıs ayında Cenevre'de de görüşeceklerini ve Suriye'de uluslararası iş birliğine ihtiyaç duyulduğunu belirten Pedersen, ''Yeniden canlandırılmış geniş tabanlı bir uluslararası iş birliği görmek istiyorum ve Cenevre'yi destekleyecek ortak bir forum oluşturulmalı.'' ifadesini kullanmıştı.

Suriye krizinde Cenevre süreci için yeni sayfa

CENEVRE (AA) – BAYRAM ALTUĞ – Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Geir O. Pedersen, uzun zamandır gelişme elde edilemeyen Cenevre sürecini yeniden canlandırmak için ilk somut temaslarına yarın başlayacak.

Özel Temsilci Pedersen, göreve geldiği ocak ayından bu yana Cenevre'deki ilk önemli toplantısını yarın, "küçük grup" olarak adlandırılan ülkelerle yapacak.

BM Cenevre Ofisi'nde düzenlenecek toplantılarda Pedersen, Mısır, Fransa, Almanya, Ürdün, Suudi Arabistan, İngiltere ve ABD'den üst düzey diplomatlarla bir araya gelecek.

Pedersen'in ilk hedefi geçen aralık ayından bu yana tıkanan Cenevre sürecini yeniden canlandırmak olacak.

Toplantılarda, Suriye'de siyasi çözüm sürecinin yol haritasının belirlenmesi ve Anayasa Komitesi'nin kurularak yazın ilk toplantısını Cenevre'de yapması öncelikle amaçlanıyor.

Pedersen, bu toplantının ardından mayıs ayı içinde Astana sürecinin garantörleriyle yine Cenevre'de buluşacak.

Cenevre sürecinde küçük grupla en son toplantıyı dönemin BM Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Mistura, 14 Eylül 2018'de gerçekleştirmişti.

Mistura'nın 18 Aralık 2018'de Astana sürecinin garantörleri Türkiye, Rusya ve İran'ın dışişleri bakanlarıyla yaptığı toplantıdan bu yana Cenevre sürecinde ilerleme sağlanamamıştı.

Pedersen, salı günü BM Güvenlik Konseyi'ne Suriye'deki son gelişmelere ilişkin bilgilendirmişti.

Astana garantörleri Türkiye, Rusya ve İran'dan yetkililerle mayıs ayında Cenevre'de de görüşeceklerini ve Suriye'de uluslararası iş birliğine ihtiyaç duyulduğunu belirten Pedersen, ''Yeniden canlandırılmış geniş tabanlı bir uluslararası iş birliği görmek istiyorum ve Cenevre'yi destekleyecek ortak bir forum oluşturulmalı.'' ifadesini kullanmıştı.

Somali'de gıda sorunu

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER (AA) – Birleşmiş Milletler (BM), haziran ayına kadar 1,7 milyon Somalilinin "gıda güvensizliği kriziyle karşı karşıya olacağı" tahmininde bulundu.

BM Genel Sekreter Sözcüsü Stephane Dujarric, Somali'de haziran ayına kadar yüzde 10'luk artışla 1,7 milyon kişinin "gıda güvensizliği kriziyle karşı karşıya olacağını", kuraklığa bağlı yetersiz beslenme oranlarının da hızla arttığını söyledi.

Dujarric, Somali'de akut yetersiz beslenen çocuk sayısının 954 bini bulmasının beklendiğini ve bu çocukların 174 bin 600'ünün ağır yetersiz beslenen gruba dahil olduğunu kaydetti.

BM Genel Sekreter Sözcüsü ayrıca Somali için 1,08 milyar dolar talebinin sadece yüzde 19'una fon sağlandığını, bunun, temiz su, sağlık ve hijyen faaliyetlerinin gerilemesine neden olduğunu dile getirdi.

BM'nin içinde yer aldığı İnsani Yardım Ülke Ekibi (HCT), Somali'de insani yardıma ihtiyaç duyanların sayısının 4,2 milyon kişi ve bunlardan üçte ikisinin çocuk olduğu bildirmişti.