Teknoloji Bankası kurulmasına ilişkin kanun Resmi Gazete'de

ANKARA (AA) – Türkiye Cumhuriyeti ve Birleşmiş Milletler Arasında En Az Gelişmiş Ülkeler İçin Teknoloji Bankası Kurulmasına Yönelik Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun, Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Resmi Gazete'de yer alan kanunda, "Türkiye Cumhuriyeti ve Birleşmiş Milletler Arasında En Az Gelişmiş Ülkeler İçin Teknoloji Bankası Kurulmasına Yönelik Anlaşma"nın onaylanmasının uygun bulunduğu belirtildi.

Söz konusu anlaşma 22 Eylül 2017 tarihinde New York'ta imzalanmıştı.

Yemen hükümeti Griffiths'e taleplerini iletti

ADEN (AA) – İsveç'teki istişare toplantılarında Yemen hükümetini temsil eden heyet, Birleşmiş Milletler (BM) Yemen Özel Temsilcisi Martin Griffiths'e anlaşmazlık konuları hakkındaki görüş ve taleplerini iletti.

Toplantılarda Yemen hükümetini temsil eden heyette yer alan Muhammed Musa el-Amiri, AA muhabirine yaptığı açıklamada, İsveç'teki toplantılar kapsamında heyetin, taraflar arasındaki anlaşmazlık konuları hakkındaki görüşlerini ve taleplerini BM Özel Temsilcisi Martin Griffiths'e ilettiğini belirtti.

Amiri, heyetin, insani yardımların ulaştırılması konusunda Husilerin çıkardığı engelleri, insani yardım çalışanlarına yönelik tehditlerini, Dünya Gıda Programı (WFP) depolarını ve yardımları yağma ettiğini aktardığını ifade etti.

Aynı şekilde BM'ye bağlı kurumların insani yardımlar konusunda karşılaştığı sorunlarla alakalı açıklamaların iletildiğini söyleyen Amiri, Taiz'deki ablukanın kalkmasını, sınır kapılarının açılmasını, insani yardımların ulaştırılmasında kolaylık sağlanmasını talep ettiklerini kaydetti.

Husilerin Yemen'in birçok bölgesine döşediği mayınları görüştüklerini anlatan Amiri, hükümetin BM ve uluslararası kurumlarla iş birliğinde mayınları temizlemesi için mayın haritasının teslim edilmesini istediklerini aktardı.

  • Hudeyde'deki çatışmalar

Amiri, Hudeyde'deki çatışmalarla ilgili Husilerin kentteki limandan ve şehirden tamamen çekilmesi, BM iş birliğinde limanın Yemen hükümeti Ulaştırma Bakanlığına, şehrin de İçişleri Bakanlığına teslim edilmesi önerisi sunduklarını belirtti.

Amiri, ayrıca liman gelirlerinin geçici başkentteki Aden Merkez Bankası'na havale edilmesini talep ettiklerini kaydetti.

Öte yandan Amiri, heyetin bunların yanı sıra Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun iç uçuşlara kapattığı Husilerin kontrolündeki Sana Havaalanı'nın açılmasını kabul ettiğini ancak Aden Havalimanının, Yemen'e tüm uçuşların yapıldığı başlıca uluslararası havalimanı olmasını şart koştuğunu ifade etti.

  • Ekonomik durumlar

Amiri, heyetin Husilerin yerel para biriminde manipülasyonu durdurması ve devlet kurumlarına paralel kurumlar inşasına son vermesi halinde memurların maaşlarını ödeme konusundaki ciddiyetini Griffiths'e ilettiğini dile getirdi.

Heyetin BM'den Merkez Bankasının birlik ve otoritesine destek vermesini istediğinin altını çizen Amiri, bunun ülkedeki ekonomik durumları olumlu yönde etkileyeceğini kaydetti.

  • Esirlerin serbest bırakılması

Amiri, taraflar arasında tüm tutuklu ve esirlerin serbest bırakılması için anlaşma yapıldığını, hükümet heyetinin anlaşmanın yerine getirilmesi için gerekli mekanizmayı yürütmek üzere Griffiths'in ofisi ve Uluslararası Kızılhaç Komitesiyle bir çalışma grubu oluşturduğunu duyurdu.

Öte yandan Yemen hükümeti heyeti üyesi Rana Ganim, heyetin görüş ve taleplerini iletmesinin ardından Griffiths'in hükümetin taleplerini Husilere ileteceğini ve ardından Husilerin görüşlerini hükümete iletmek üzere kendileriyle tekrar toplantı yapacağını aktardı.

Yemen'deki iç savaşı sonlandırmak amacıyla BM öncülüğündeki istişare toplantıları, İsveç'in başkenti Stockholm'e 77 kilometre uzaklıkta bulunan Rimbo kasabasındaki Johannesberg Sarayı'nda dün başlamıştı.

Yemen hükümeti ile Husilerin hazır bulunduğu BM Yemen Özel Temsilcisi Griffiths'in yürüttüğü görüşmelerde, esir ve tutukluların serbest bırakılması, Hudeyde'deki çatışmalar, Merkez Bankası'nın durumu, Taiz ablukası, insani yardımların ulaştırılması ve Sana Havalimanı'nın durumu gibi taraflar arasındaki tartışmalı meseleler masaya yatırılıyor.

  • Yemen'de diyalog çabaları

Yemenli taraflar arasındaki diyalog görüşmeleri, 2015'te İsviçre'nin Biel ve Cenevre kentleri ile 2016'da Kuveyt'te yapılan 3. turun ardından 2 yıl önce sekteye uğramıştı.

2 yıl aradan sonra 6 Eylül'de Cenevre'de yapılması planlanan Yemen konulu istişare toplantıları, Husilerin katılımının sağlanamaması nedeniyle başarısızlıkla sonuçlanmıştı.

Uzun süredir siyasi istikrarsızlığın hüküm sürdüğü Yemen'de, Husiler ile meşru yönetime bağlı güçler arasında çatışmalar yaşanıyor. Husiler, Eylül 2014'ten bu yana başkent Sana ve bazı bölgelerin denetimini elinde bulundururken, Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon güçleri ise Mart 2015'ten bu yana Husilere karşı Yemen hükümetine destek veriyor.

Filistin'den BM'nin Hamas kararı için teşekkür

RAMALLAH (AA) – Filistin yönetimi, Hamas'ın kınanmasını öngören karar tasarısının Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu'nda reddedilmesini memnuniyetle karşıladı.

Filistin resmi ajansı WAFA'nın haberine göre, Filistin Devlet Başkanlığı, ABD'nin hazırladığı karar tasarısına ret oyu veren ülkelere teşekkür etti.

Devlet Başkanlığı'nın açıklamasında, "Filistin ulusal mücadelesinin kınanmasına izin vermeyeceğiz." ifadesi kullanıldı.

Filistin yönetiminin ayrıca, "Ortadoğu'da kapsamlı, adil ve kalıcı barış için 1967 sınırlarına dayalı iki devletli çözüme" vurgu yapan İrlanda'nın karar tasarısının BM Genel Kurulu'nda kabul edilmesini de memnuniyetle karşıladığı kaydedildi.

ABD'nin Hamas'ın kınanmasını isteyen ve iki devletli çözümden bahsetmeyen karar tasarısı BM Genel Kurulu'nda gece geç saatlerde yapılan oylamada reddedilmişti.

Tasarıya 87 ülke destek verirken, 58 ülke karşı çıkmış, 32 ülke ise çekimser kalmıştı. Karar tasarısının kabul edilmesi için 3'te 2 çoğunluk gerekiyordu.

BM Genel Kurulu kararları "tavsiye" niteliğinde olmasına ve yasal bağlayıcılığı bulunmamasına rağmen uluslararası arenada siyasi ağırlığı nedeniyle önemseniyor.

Trump'ın Nauert'i “BM Daimi Temsilciliğine” aday göstereceği iddia edildi

WASHINGTON (AA) – ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heather Nauert'in, Başkan Donald Trump tarafından "ABD'nin BM Daimi Temsilcisi" olarak aday gösterileceği iddia edildi.

Amerikan medyasında yer alan ve üst düzey yetkililere dayandırılan haberlerde, Trump'ın kısa sürede açıklamayı yapacağı ileri sürüldü.

Nauert, aday gösterilip ABD Senatosu'nda onaylanması durumunda Dışişleri Bakanlığı Sözcülüğü görevini bırakıp Nikki Haley'nin yerini alacak.

Daha önce Amerikan Fox News kanalında sunuculuk yapan Nauert, Trump yönetimi işbaşına gelince Dışişleri Bakanlığı Sözcülüğüne getirilmişti.

Trump'ın kabinesinde çok az sayıdaki kadınlardan biri olan Nikki Haley, 9 Ekim'deki açıklamasında BM Daimi Temsilciliği görevinden istifa edeceğini açıklamıştı. Haley'nin yıl sonuna kadar görevini sürdüreceği bildirilmişti.

Lübnan İsrail'i BM'ye şikayet etmeye hazırlanıyor

BEYRUT (AA) – Lübnan Dışişleri Bakanı Cibran Basil, Lübnan'a karşı diplomatik ve siyasi bir kampanya yürüttüğü gerekçesiyle İsrail'in Birleşmiş Milletler'e (BM) şikayet edilmesi talimatını verdi.

Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, Basil, ülkesinin BM Elçisi Amal Mudallali'ye, "saldırılarına ön hazırlık olarak Lübnan'a yönelik diplomatik ve siyasi bir kampanya yürüttüğü" gerekçesiyle İsrail'i BM'ye şikayet etmesi talimatını verdi.

Açıklamada, İsrail'in Lübnan telefon şebekesini ihlal ederek iletişim ağlarına saldırdığı ve Kafar Kila beldesi sakinlerine "Bu tüneller patlama tehlikesi taşıyor. Yakınında duranlar hayatını tehlikeye atar." şeklinde uyarı mesajları gönderdiği ve İsrail'in havadan, karadan ve sınırdan yaptığı ihlallerine bir yenisini daha ekleyerek halkı tehdit ettiği belirtildi.

Lübnan'ın güneyinde konuşlu Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü (UNIFIL), İsrail-Lübnan sınırında yapılan incelemelerde bir tünel tespit edildiğini duyurmuştu.

İsrail ordusu da 4 Aralık Salı sabahı Lübnan sınırında Hizbullah'a ait olduğu öne sürülen tünelleri ortaya çıkararak imha etmek için "Kuzey Kalkanı" adıyla operasyon başlatmıştı.

Aynı gün İsrail ordusu basın ofisi, Hizbullah'ın Lübnan'dan İsrail tarafına sızmak amacıyla kazdığı öne sürülen tünellerden birinin fotoğrafını yayımladı. Ordu açıklamasında, yaklaşık 200 metre uzunluğunda olduğu ifade edilen tünelin 40 metre kadar İsrail topraklarının içine ulaştığı dile getirildi.

Hizbullah ise İsrail ordusunun operasyonu ve tünel iddialarına ilişkin herhangi bir açıklama yapmadı.

BM Genel Kurulu, ABD'nin Hamas tasarısını reddetti

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER (AA) – ABD'nin Hamas'ın kınanmasını isteyen ve iki devletli çözümden bahsetmeyen karar tasarısı Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulunda reddedildi.

ABD'nin hazırladığı tasarı 193 üyeli BM Genel Kurulu'nda görüşüldü.

Tasarı oylanmadan önce oylama yöntemlerinin tartışıldığı BM Genel Kurulu'nda ABD, tasarının 3'te 2 çoğunluk yerine basit çoğunlukla kabul edilmesini talep etti ancak ABD'nin oylamaya sunulan bu talebi kabul görmedi.

ABD'nin BM Genel Kurulu'na getirdiği tasarıya 87 ülke destek verirken, 57 ülke karşı çıktı, 33 ülke ise çekimser kaldı. ABD'nin Hamas'ın kınanmasını isteyen ve iki devletli çözümden bahsetmeyen karar tasarısı, BM Genel Kurulu'nda gerekli destek görmediği için kabul edilmedi.

İsrail'in saldırılarından hiçbir şekilde bahsedilmeyen ABD'nin tek taraflı tasarısında ''Hamas ve Filistin İslami Cihad hareketi de dahil diğer militan grupların provokatif tüm eylemlerine ve şiddet olaylarına son vermesi'' çağrısı yapılıyordu. Tasarıda ''Hamas'ın kaynakları sivil halkın ihtiyaçları yerine askeri altyapı için kullanması'' da kınanıyordu.

ABD'nin BM Daimi Temsilcisi Nikki Haley, oylama öncesi yaptığı konuşmada, İsrail'in şimdiye kadar en az 500 kez kınandığını belirterek ''terör örgütü'' olarak nitelendirdiği Hamas'ın eylemlerinin kınanması gerektiğini savundu ve tasarıya destek istedi.

BM'yi İsrail'e karşı ön yargılı ve düşmanca bir tavır sergilemekle suçlayan Haley, ''Filistin halkına da zarar veren terör örgütüne destek verecek kadar mı nefret ediyorsunuz İsrail'den?'' dedi.

BM Genel Kurulu kararları "tavsiye" niteliğinde olmasına ve yasal bağlayıcılığı bulunmamasına rağmen uluslararası arenada siyasi ağırlığı nedeniyle önemseniyor.

BM Genel Sekreteri, Yemen görüşmelerinden memnun

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER (AA) – Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres'in bugün İsveç'te başlayan Yemen konulu istişare toplantılarını memnuniyetle karşıladığı bildirildi.

BM Genel Sekreter Sözcülüğünden yapılan açıklamada, "Genel Sekreter Guterres, İsveç'te başlayan Yemen konulu istişare toplantılarını memnuniyetle karşılıyor." ifadesine yer verildi.

Taraflara, esnek ve iyi niyetli davranarak, BM Yemen Özel Temsilcisi Martin Griffiths'in belirlediği istişare ajandasında ilerleme kaydedilmesi çağrısı yapılan açıklamada, "Genel Sekreter, (Yemen'de) savaşan tarafları Hudeyde'de gerginliği azaltmak ve insanların hayatını tehdit eden ekonomik ve insani durumu düzeltmek için diğer önlemleri almaya çağırıyor." mesajı verildi.

Açıklamada, diyalog yoluyla ulaşılacak bir siyasi çözümün Yemen'deki çatışmaların azaltılması ve insani krize müdahale edilmesi için tek yol olduğu kaydedildi.

  • Yemen'de diyalog çabaları

Yemenli taraflar arasındaki diyalog görüşmeleri, 2015'te İsviçre'nin Biel ve Cenevre kentleri ile 2016'da Kuveyt'te yapılan 3. turun ardından 2 yıl önce sekteye uğramıştı.

2 yıl aradan sonra 6 Eylül'de Cenevre'de yapılması planlanan Yemen konulu istişare toplantıları, Husilerin katılımının sağlanamaması nedeniyle başarısızlıkla sonuçlanmıştı

Yemen'deki iç savaşı sonlandırmak amacıyla Birleşmiş Milletler (BM) öncülüğündeki istişare toplantıları, bugün İsveç'in başkenti Stockholm'e 77 kilometre uzaklıkta bulunan Rimbo kasabasındaki Johannesberg Sarayı'nda başlamıştı.

Uzun süredir siyasi istikrarsızlığın hüküm sürdüğü Yemen'de, Husiler ile meşru yönetime bağlı güçler arasında çatışmalar yaşanıyor. Husiler, Eylül 2014'ten bu yana başkent Sana ve bazı bölgelerin denetimini elinde bulundururken, Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon güçleri ise Mart 2015'ten bu yana Husilere karşı Yemen hükümetine destek veriyor.

GRAFİKLİ – Dünya Trump'ın skandal Kudüs kararını kabul etmedi

KUDÜS (AA) – ESAT FIRAT – ABD Başkanı Donald Trump'ın Kudüs'ü "İsrail'in başkenti" olarak tanıdığı skandal kararın üzerinden tam bir yıl geçti ancak uluslararası toplum hâlâ bu adıma şiddetle karşı çıkıyor.

ABD'nin uluslararası toplumu karşısına alarak 6 Aralık 2017'de verdiği bu karardan sonra kutsal şehrin Yahudileştirilmesine yönelik politikalar hız kazanırken barış umutları ise belirsiz bir tarihe ertelendi.

Uluslararası toplum, sahadaki hukuksuz uygulamaları artırma noktasında İsrail'i daha da cesaretlendiren Trump'ın bu adımı karşısında muhalefetini sürdürüyor.

ABD'nin politik ve ekonomik vaatlerine rağmen dünyadan sadece Guatemala ve Paraguay, Tel Aviv'deki büyükelçiliklerini Kudüs'e taşırken, Paraguay daha sonra bu kararından vazgeçerek büyükelçiliğini yeniden Tel Aviv'e çekti.

Trump, Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıyarak İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun taleplerini gerçekleştirdi, ancak açık bir siyasi getirisi olmadan ABD'nin "güvenilirliğini" ve Beyaz Saray'a bağlanan muhtemel barış umudunu zayıflattı.

Politik gerçekçiliğin temel kurallarını çiğneyen Trump'ın "Cumhuriyetçi" siyaset felsefesinden miras kalan "Amerikan öz çıkarına" hizmet anlayışını devreye sokarak "Kudüs" kararını vermesi, uluslararası camiada da büyük tepkiye yol açtı.

  • Ara bulucu rolünü kaybetti

Trump'ın Kudüs kararıyla Ortadoğu'da barış hayallerinin suya düşmesinin yanı sıra ABD'nin barış görüşmelerindeki "ara buluculuk" rolü de sona erdi.

Kudüs'ü "İsrail’in başkenti" olarak tanıyan ABD Başkanı Trump, sadece uluslararası hukuku açıkça ihlal etmekle kalmadı, Filistin ile İsrail arasındaki kaygan barış zeminini de riske attı.

Uluslararası toplumun tepkisini çeken Trump yönetimi, bölgenin kaosa sürükleneceği ve İsrail-Arap ihtilafının daha da çözümsüz hale geleceği uyarılarını göz ardı etti.

Filistin devleti de Kudüs kararı sonrasında ABD'nin İsrail-Filistin barış görüşmelerinde ara bulucu rolünü kaybettiğini ilan etti.

  • Türkiye'nin çağrısıyla toplanan İİT, Doğu Kudüs'ü Filistin'in başkenti ilan etti

Trump’ın Kudüs kararına başta Türkiye olmak üzere İslam ülkeleri de tepki göstererek 13 Aralık 2017'de yine Türkiye'nin çabalarıyla İstanbul'da olağanüstü toplanan İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Doğu Kudüs'ü Filistin'in başkenti ilan etti.

Ayrıca Türkiye'nin girişimiyle hazırlanarak BM'ye sunulan Trump'ın Kudüs kararının hükümsüzlüğüne ilişkin karar tasarısı, Genel Kurul'da yapılan oylamada 9'a karşı 128 oyla kabul edildi.

Böylece Trump'ın skandal kararı BM nezdinde reddedildi.

  • ABD İsrail’in isteklerini bir bir yerine getiriyor

ABD Başkanı Trump, iktidara geldiği 20 Ocak 2017'den beri, bir asra yakındır devam eden İsrail-Filistin sorununun çözümüne giden tüm yolları kapatarak İsrail'in isteklerini bir bir yerine getiriyor.

ABD'deki seçim kampanyasını İsrail tarafgirliği üzerine kurarak ülkedeki Yahudi lobisinin desteğini almayı başaran Trump, başkanlığa seçildikten hemen sonra İsrail lehine izleyeceği politikaların sinyallerini vermeye başladı.

Trump, kendinden önceki ABD Başkanı Barack Obama'nın aksine, İsrail-Filistin sorununa çözüm arayışında temkinden uzak, kesin bir tavırla İsrail lehine geliştirdiği politikalarla bu sorunda ABD'nin "ara bulucu" rolüne de son verdi.

Politikalarıyla "Arap Baharı" sonrası Ortadoğu'da şekillenen yeni ittifakların ve denklemlerin taraflarından Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Mısır'a ABD-İsrail ekseninde saf aldıran Trump, ilk yurt dışı gezisini de önce Suudi Arabistan, hemen ardından da İsrail'e düzenleyerek bu adı konulmayan fiili ittifakı gözler önüne serdi.

"İsrail'e ziyaretimin asıl sebebi, ABD ile İsrail arasındaki ilişkinin bozulmasının imkânsız olduğunu göstermek içindir." diyen Trump'a Netanyahu da, "Daha önce hiçbir ABD lideri ilk yurt dışı gezisini İsrail'e yapmamıştı. Bu bizim için tarihi bir ziyarettir." sözleriyle karşılık verdi.

Trump, İsrail'e bağlılığını, "Yahudi devletinin" küresel ve bölgesel çaptaki manevralarına ilişkin taleplerini peşi sıra yerine getirerek ispatlama çabasına girdi.

  • İsrail-Filistin meselesine ilişkin politikaları Yahudilere emanet etti

Trump'ın İsrail-Filistin meselesinde nasıl bir politika izleyeceğini anlamaya çalışanların başvurduğu yöntemlerden biri de ekibinde yer alanların profiline bakmak.

ABD Başkanı'nın ekibi incelendiğinde Filistin ve İsrail konusunda kendisine yön veren kişilerin çoğunun Yahudi ve İsrail yanlısı olması dikkati çekiyor.

Bu isimlerin başında Trump'ın İsrail'e büyükelçi olarak atadığı David Friedman, damadı ve aynı zamanda üst düzey danışmanı Jared Kushner ve Filistin-İsrail meselesinden sorumlu özel temsilcisi Jason Greenblatt geliyor.

  • İki devletli çözümü literatürden çıkardı

İsrail Başbakanı Netanyahu daha önce yaptığı açıklamalarda İsrail-Filistin sorununu sona erdirecek olan iki devletli çözümü kabul ettiğini belirtmiş, ancak Filistinlilerin 1967 sınırları üzerinde başkenti Doğu Kudüs olacak şekilde bağımsız bir Filistin devleti talebini reddetmişti.

İsrail-Filistin barış görüşmelerinde ara buluculuk rolü üstlenen ABD yönetimi uzun yıllar boyunca iki devletli çözüm ilkesinin uygulanması için çaba gösterirken Trump'ın iktidara gelmesiyle bu çözüm ilkesi de rafa kalktı.

Her ne kadar Trump, Şubat 2017'de iki devletli çözüm ilkesini kabul edeceğini belirtse de İsrail'in buna yanaşmaması nedeniyle söz konusu çözüm ilkesi bir daha ABD yönetimi tarafından dillendirilmedi.

  • Yahudi yerleşim birimlerini meşrulaştırdı

Donald Trump, İsrail ile Filistin arasındaki başlıca anlaşmazlık noktalarından yasa dışı Yahudi yerleşim birimleri inşa faaliyetleri konusunda da Filistinlilerin aleyhine bir politika izledi.

Seçim öncesi kampanyalarında "İsrail'in Filistin topraklarında inşa ettiği Yahudi yerleşim birimlerinin, barış görüşmelerine engel teşkil etmediğini" açıklayan Trump'ın yönetime gelmesinin ardından, İsrailli yetkililer işgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te bulunan illegal Yahudi yerleşim birimlerini genişletme ve yenilerini inşa faaliyetlerine hız verdi.

  • Olaylarda 16 Filistinli şehit oldu

Trump'ın Kudüs'ü "İsrail'in başkenti" olarak kabul ettiğini duyurduğu 6 Aralık 2017'den sonra işgal altındaki Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Gazze sınırında düzenlenen gösterilere müdahale eden İsrail güçleri, en az 16 Filistinliyi şehit etti, yüzlerce Filistinliyi de yaraladı.

Filistin resmi ve sivil toplum kuruluşları ayrıca, İsrail güçlerinin, yüzlercesi Trump'ın Kudüs kararından sonra olmak üzere, 2017 yılı boyunca işgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs ile Gazze'de 6 bin 742 kişiyi gözaltına aldığını açıkladı.

  • ABD'nin İsrail büyükelçiliğini Kudüs'e taşıdı

Trump'ın Kudüs'ü "İsrail'in başkenti" olarak tanıdığı 6 Aralık 2017'den birkaç ay sonra ABD'nin Tel Aviv'deki büyükelçiliği törenle işgal altındaki Kudüs'e taşındı.

Bunun için İsrail'in kuruluşunun 70. yıl dönümü olan 14 Mayıs'ın seçilmesi de tam bir provokasyon olarak değerlendirildi.

ABD büyükelçiliği, abluka altındaki Gazze Şeridi sınırındaki barışçıl göstericilerden onlarcasını şehit ederek adeta katliam uygulayan İsrail askerlerinin namlularının gölgesinde Kudüs'e taşındı.

  • Filistin'e mali şantaj

Trump yönetimi İsrail'in isteklerini tek tek yerine getirirken Filistin'e de âdeta mali şantaj uygulamaya başladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heather Nauert, 31 Ağustos'ta, ABD'nin Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım Ajansına (UNRWA) yaptığı mali yardımları tamamen durdurma kararı aldığını açıkladı.

Trump da 6 Eylül'de yaptığı açıklamada, Filistin yönetimi ABD'nin ara buluculuğunda İsrail ile yapılması öngörülen barış görüşmelerine katılmayı kabul edinceye kadar Filistin'e mali yardımda bulunmayacaklarını dile getirdi.

Donald Trump, Filistin-İsrail meselesinin çözümüne yönelik hazırladığı ve "Yüzyılın Anlaşması" diye nitelendirdiği plana, İsrail'in lehine olması sebebiyle karşı çıkan Filistin yönetimine diz çöktürmek için mali yardımları koz olarak kullanıyor.

  • FKÖ'nün Washington ofisini kapattı

ABD Başkanı Trump, iki yılı bulmayan iktidarında İsrail'in "talep listesini" çok kısa aralıklarla bir bir yerine getirerek Filistin yönetimini "Yüzyılın Anlaşması" planını görüşmeye ikna etmeye çalışıyor.

Trump'ın "nihai anlaşma" olarak nitelendirdiği "Yüzyılın Anlaşması" planının ne zaman açıklanacağı henüz net değil, ancak ABD Başkanı geçen aylarda yaptığı açıklamada planda "büyük ilerleme" kaydedildiğini belirtmişti.

Planın detayları açıklanmasa da basına sızan bilgiler ışığında "Yüzyılın Anlaşması"nın Filistin-İsrail meselesinin çözümünden çok İsrail'in Filistin toprakları üzerindeki işgalini pekiştireceği yorumları yapılıyor.

Trump yönetimi son olarak, 10 Eylül'de Filistin Kurtuluş Örgütü'nün (FKÖ) Washington'daki ofisini kapatma kararı alarak İsrail'in talep listesini taçlandırmış oldu.

FKÖ Yürütme Konseyi Genel Sekreteri Saib Ureykat, ABD yönetiminin Filistin'i cezalandırma amacıyla FKÖ temsilciğini kapatma kararı aldığını söyledi.

  • İsrail ABD'nin kararını fırsat bildi

Tel Aviv yönetimi, ABD Başkanı Trump'ın Kudüs'ü "İsrail'in başkenti" olarak tanıma kararının ardından Filistin topraklarındaki işgali pekiştirme yönündeki uygulamalarına hız verdi.

ABD yönetiminin Kudüs kararını fırsat bilen İsrail meclisi, 2 Ocak'ta aldığı bir kararla işgal altındaki Doğu Kudüs dahil kutsal şehrin herhangi bir kısmından çekilmeyi onaylamak için parlamentoda en az üçte iki çoğunluk aranması şartı getirdi.

İsrail Bayındırlık ve İskân Bakanı Yoav Galant, Trump'ın söz konusu kararından 3 hafta sonra "İsrail'in başkenti birleşik Kudüs'ün topraklarında konut inşa etme" adı altında 300 bin yeni konut planını açıkladı.

Galant, söz konusu planın İsrail hükümetinin daha önce açıkladığı ve işgal altındaki Doğu Kudüs'ün etrafında yer alan Yahudi yerleşim birimlerinin Kudüs'e bağlanmasını öngören "Büyük Kudüs" planının bir parçası olduğunu vurguladı.

Filistinlilere idam cezası getirilmesini öngören yasa tasarısı da 3 Ocak 2018'de İsrail meclisinde yapılan ilk oylamada kabul edildi. İdam tasarısını savunan Netanyahu, idam cezasının "uç durumlarda adalet" anlamına geldiğini söyledi.

  • Kudüs Ayrım Duvarı ile Filistinlilerden koparılıyor

İşgal altındaki Doğu Kudüs'te yaşayan 435 bin Filistinlinin dörtte biri, İsrail'in 2003'te inşa ettiği Ayrım Duvarı nedeniyle şehrin diğer bölgelerine geçemiyor. Ebu Dis, El-Ayzeriye, Kefr Akab gibi yoğun nüfuslu mahalleler şehirden bu şekilde koparılan beldeler arasında yer alıyor.

Ayrım Duvarı aynı zamanda Batı Şeria'daki 3 milyona yakın Filistinlinin de Doğu Kudüs'e geçişini engelliyor.

Abluka altındaki 2 milyon nüfuslu Gazze Şeridi'nden de kimse ne Batı Şeria'ya ne de Doğu Kudüs'e geçebiliyor. Böylece Doğu Kudüs, tarihi hinterlandından koparılarak Filistinlilerden izole ediliyor.

Belçika Parlamentosu, BM Göçmen Paktı'nın imzalanmasına onay verdi

BRÜKSEL (AA) – Belçika'nın Birleşmiş Milletler (BM) Göçmen Paktı'nı imzalaması yönündeki önerge Federal Parlamento'da kabul edildi.

Koalisyonun en büyük ortağı Yeni Flaman İttifakı'nın (N-VA) desteklemeyeceğini açıkladığı önerge, Federal Parlamento'da oy çokluğu ile kabul edildi.

Böylece, Belçika Başbakanı Charles Michel'in, BM Göçmen Paktı ile ilgili 10-11 Aralık'ta Fas'ın Marakeş kentinde yapılacak hükümetler arası konferansta söz konusu belgeye imza atması bekleniyor.

Aşırı sağcı N-VA, söz konusu paktın imzalanmasına karşı olduğunu ve imzalanması halinde "hükümetten çekilebileceğini" bildirmişti.

N-VA'nın bundan sonra atacağı adım, hükümetin dağılıp dağılmayacağı konusunda belirleyici olacak.

BM Göçmen Paktı, 19 Aralık'ta BM Genel Kurulu'nda oylanacak.

Batı Sahra görüşmeleri Cenevre'de başladı

CENEVRE (AA) – Batı Sahra sorununa yönelik çözüm arayışları kapsamındaki "yuvarlak masa toplantısı", Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreterinin Batı Sahra Özel Temsilcisi Horst Köhler'in ara buluculuğunda bugün başladı.

BM Cenevre Ofisi'nde gerçekleşen Batı Sahra görüşmelerine Fas, Polisario Cephesi, Cezayir ve Moritanya'dan heyetler katılıyor.

Fas Dışişleri Bakanı Nasır Burita, Polisario Cephesi Ulusal Sekreterliği üyesi Kathri Adbouh, Cezayir Dışişleri Bakanı Abdellader Messahel ve Moritanya Dışişleri Bakanı İsmail Ould Şeyh Ahmed "yuvarlak masa toplantısında" heyetlere başkanlık yapıyor.

Afrika'nın batısında 1975'ten bugüne gerilime yol açan Batı Sahra sorununun aşılması için Fas ve Polisario Cephesi, BM gözetiminde 6 yıl aradan sonra ilk kez müzakere masasına oturuyor.

Almanya'nın eski Cumhurbaşkanı Horst Köhler'in ara buluculuk yaptığı görüşmelere ilişkin dün BM'den yapılan açıklamada, "Batı Sahra halklarının kendi geleceklerini tayin edeceği, tüm tarafların razı olacağı, adil, kalıcı bir çözüme ulaşmak için ilk adım niteliği taşımasının amaçlandığı" belirtilmişti.

Polisario Cephesi ve Fas arasında BM ara buluculuğu ile yürütülen son müzakereler 2012'de sonuçsuz kalmıştı.

Yarın sona erecek görüşmelerin ardından Köhler'in basın toplantısı yapması bekleniyor.

  • Batı Sahra sorunu

Fas'ın, 1975 yılında eski İspanyol sömürgesi Batı Sahra'yı topraklarına katmasının ardından Cezayir'in destek verdiği bağımsızlık yanlısı Polisario Cephesi ile Fas yönetimi arasında gerginlik başladı.

Polisario Cephesi, 1991 yılında BM ara buluculuğunda varılan ateşkes anlaşmasına kadar Fas güvenlik güçlerine karşı silahlı mücadele yürütüyordu. Ateşkes anlaşmasından bu yana Batı Sahra'nın statüsüyle ilgili görüşmeler yapılsa da henüz başarıya ulaşamadı.

Fas bölgenin kendi egemenliğinde kalması gerektiğini savunurken, Polisario Cephesi ise Batı Sahra'nın bağımsız devlet olduğunu ileri sürüyor ve kendi kaderini belirlemek için referandum yapılmasını istiyor.

Batı Sahra'dan on binlerce sığınmacıyı topraklarında barındıran Cezayir de referandum önerisine destek veriyor.

  • Geçmişe uzanan anlaşmazlık

Fas, Marakeş kentinde düzenlenen terör saldırısının arkasında Cezayirlilerin olduğunu iddia ederek Ağustos 1994'te Cezayir vatandaşlarından vize talep etmeye başladı. Cezayir, Fas'ın bu adımına karşılık Eylül 1994'te iki ülke arasındaki sınır kapılarını kapattı.

Cezayir, Fas'ın zaman zaman yaptığı sınır kapısını açma çağrılarına olumlu cevap vermedi. Cezayir Dışişleri Bakanlığından 2013 yılında yapılan açıklamada sınır kapısını açmak için bazı şartlar öne sürüldü.

Bu şartlar, "Fas'ta Cezayir aleyhine resmi ve gayriresmi karalama kampanyasına son vermek, uyuşturucu kaçakçılığını engellemek için etkin iş birliği yapma, Cezayir'in Batı Sahra konusundaki tutumuna saygı gösterme ve uluslararası kanunlara uygun şekilde çözüm üretme" olarak sıralandı.

İki ülke arasındaki ilişkiler hala "soğuk" seyrederken, en önemli anlaşmazlıklardan birinin de Batı Sahra olduğu belirtiliyor.