Astım ve KOAH hastalarının gözdesi “Ballıca Mağarası”

TOKAT (AA) – EKBER TÜRKOĞLU – Tokat'ın Pazar ilçesinde bulunan Ballıca Mağarası, iyi geldiği düşüncesiyle astım ve KOAH hastalarından ilgi görüyor.

Şehir merkezine 26 kilometre uzaklıkta, Pazar ilçesine bağlı Ballıca köyünde bin 85 rakımlı tepede yer alan mağara, Türkiye'nin en büyük ve görkemli mağaraları arasında yer alıyor.

Milyonlarca yılda oluşan sarkıt ve dikitlerle ziyaretçilerin ilgisini çeken ve halen keşfedilmemiş bölümleri bulunan mağara, "havuzlu", "büyük damlataşlar", "çamurlu", "fosil", "yarasalı", "çöküntü", "sütunlar", "mantarlı" ve "yeni" ismini taşıyan salonlarıyla ziyaretçilerini ağırlıyor.

Ortalama 18 derece sıcaklığı ve yüzde 54 nem oranı ile de özellikle astım ve KOAH hastalarının ilgisini çeken mağarayı, 2013'te 55 bin, 2014'te 70 bin, 2015'te 90 bin, 2016'da 95 bin, geçen yıl ise 110 bin yerli ve yabancı ziyaretçi gezdi.

İl Kültür ve Turizm Müdürü Adem Çakır, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Ballıca Mağarası'nın Tokat için önemli bir değer olduğunu söyledi.

Mağarayı ziyaret edenlerin sayısında son yıllarda artış yaşandığını belirten Çakır, "Mağaranın astım ve KOAH hastalarına iyi geldiği söyleniyor. Hastalar kafileler halinde mağaraya gelip bir veya iki hafta boyunca günde 4 ila 7 saat kalıyor." dedi.

Çakır, bu yıl mağarayı ziyaret edenlerin sayısının 150 bin civarında olmasını beklediklerini kaydetti.

-"Mağara hastalığıma iyi geliyor"

Ballıca Mağarası'nı ziyaret edenlerden Kayhan Akbulut ise yıllardır KOAH hastası olduğunu, mağaraya ilk kez geçen yıl geldiğini anlattı.

Bu yıl yine geldiğini dile getiren Akbulut, "Mağara hastalığıma iyi geliyor. Geçen sene geldikten sonra kışın hiç hastalanmadım. İlaçlarım yarı yarıya azaldı. Nisan ve mayıs aylarında daha iyi geldiği söylendiği için o tarihlerde tekrar geleceğim. Mağarada bir hafta boyunca her gün 4 saat kalıyorum." diye konuştu.

Ziyaretçilerden Erdi Erol da annesinin astım hastası olduğunu, iyi geleceği düşüncesiyle Ballıca Mağarası'nı ziyaret ettiklerini aktardı.

Mağara görevlisi Emre Eker ise ziyaretçiler arasında astım ve KOAH hastalarının çoğunlukta olduğuna işaret ederek, "İçeride bol oksijen olduğu için mağaranın hastalıklarına iyi geldiğini söylüyorlar. Komşularından mağara hakkında bilgi alıp gelenler var." ifadesini kullandı.

KOAH'lı doktor hastalarıyla kol kola mücadele veriyor

ANTALYA (AA) – HATİCE ÖZDEMİR TOSUN – Yaklaşık 30 yıldır astım ve kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) ile mücadele eden göğüs hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Mecit Süerdem, aynı sıkıntıları yaşayan hastalarına, kurucusu ve başkanı olduğu dernek çatısı altında yol gösteriyor.

Önce astım, ileriki dönemlerde ise KOAH ile tanışan, KOAH Hastaları Derneği Başkanı da olan Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mecit Süerdem, hastalığının neden olduğu rahatsızlıkları ve hastalarına yaklaşımını AA muhabirine anlattı.

KOAH'ı, "uzun süren, akciğerleri, nefes borularını tıkayan akciğer hastalığı" olarak nitelendiren Süerdem, tütün ürünleri ve mesleki koşulların KOAH'a neden olduğunu kaydetti.

Kendisinin de sigara ile genç yaşta tanıştığını söyleyen Süerdem, "Utanarak söylüyorum, 15 yıl kadar sigara bağımlılığım oldu ama öğretim üyesi olduktan sonra sigarayı bıraktım." dedi.

Sigarayı bırakmasına rağmen, kendisinde yol açtığı rahatsızlıklardan kurtulamadığını anlatan Süerdem, astımının daha da arttığını ve yıllar içinde KOAH belirtilerinin ortaya çıktığını ifade etti.

En ağır belirtinin ise nefes darlığı olduğunu ve kendisinin de bu sıkıntıyı yaşadığını vurgulayan Süerdem, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bir iş yaparken, yolda yürürken, merdivenden çıkarken nefesiniz yetmiyor, öksürüğe balgam eşlik ediyor. Çoğu KOAH'lı hastalar bu konuda pek duyarlı değil. Şikayetlerin üzerine pek gitmiyorlar, sadece eforun seviyesini düşürüyorlar. Nefes darlığı çekmemek için merdivenleri daha yavaş çıkıyorlar, ağır iş yapacaklarsa hafifletiyorlar. Bu nedenle de KOAH tanısı hastalarda gecikiyor. Hastalar sinsi ilerleyen nefes darlığının pek üzerinde durmuyorlar."

– "Yüzde 35'ine ağır ve çok ağır evrede tanı konuluyor"

KOAH'ın hafif, orta, ağır ve çok ağır olmak üzere dört evrede gelişim gösterdiğini belirten Prof. Dr. Süerdem, "Türkiye genelinde 776 hastada yaptığımız bir araştırmada, hastaların yüzde 35'ine, ağır ve çok ağır evrede tanı konuluyor. Hastalarımızın yaklaşık üçte biri ileri evrede tanı alıyor. Başka bir gerçek ise hastalarımızın yaklaşık yüzde 80'i tanı almıyor, yaşadıkları problemleri başka nedenlere bağlıyor ve doktora gitmiyor." diye konuştu.

Hastalığının orta seviyede olduğunu dile getiren Süerdem, "Günlük yaşantımı etkilemiyor ama hafif nefes darlığı olabiliyor. Hastalığımın ileri evrelere geçmemesi için bana zarar verebilecek tüm unsurlardan kaçıyorum." ifadelerini kullandı.

Kendisini "hastalığını kontrol altına alan bir hasta" olarak değerlendiren Süerdem, sigarayı yıllar önce bıraktığını, ilaçlarını düzenli kullandığını, sporunu yaptığını, kirli havalardan uzak durduğunu ve akciğer hijyenine özen gösterdiğini söyledi.

– KOAH'lı hastalar için dernek kurdu

KOAH ile hastalarıyla beraber mücadele ettiğini anlatan Süerdem, bu rahatsızlığı bulunanlara yardımcı olabilmek için KOAH Hastaları Derneğini kurduğunu belirtti. Dernek vasıtasıyla hastalarla iletişimin daha da arttığını aktaran Süerdem, şu değerlendirmede bulundu:

"Hastalığı yaşayarak bildiğim için hastalarıma yaklaşımım da daha etkili oluyor. Onların yaşadıklarını çok iyi anlıyorum çünkü aynı sıkıntıları ben de yaşıyorum. KOAH'lı olduğumu öğrenen hastalarımın da bana yaklaşımı farklı oluyor. Hastalarıma ilaçlarını düzenli kullanmaları, spor yapmaları ve akciğerlerine zarar verebilecek her türlü kirli ortamdan uzak durmalarını öneriyorum."

Çoğu hastanın tedavi uyum sorunu yaşadığını ifade eden Süerdem, hastaların ya ilaçlarını nasıl kullanacaklarını bilmedikleri ya da bunları bıraktıkları için aktif tedaviye katılamadıklarını kaydetti. Böyle bir durumda hastanın tedavi olamadığını, hastalığının ilerlediğini, yaşam kalitesinin düştüğünü ve ölüm risklerinin arttığını dile getiren Süerdem, KOAH'ın, hem Türkiye'de hem de dünyada kalp ve beyin hastalıklarından sonra en sık ölüme neden olan hastalık olduğunu vurguladı.

Hasta yakınlarına da önemli görevler düştüğünü söyleyen Süerdem, hasta takibinin önemine değindi.

-KOAH nedir?

KOAH sigara, evlerde ısınma ve yemek pişirme amacıyla kullanılan çeşitli bitkisel, hayvansal kaynaklı yakıtlar (özellikle de kırsal kesimde kullanılan tezek) gibi zararlı maddelerin uzun süreli solunmasına bağlı olarak akciğer ve hava yollarında oluşan iltihabi kronik bir hastalıktır. KOAH'ta, kronik bronşit ve akciğerdeki hava keseciklerinin harabiyeti sonucu hava akımında kısıtlanma görülür. Hava akımındaki azalma daima ilerleyicidir. KOAH hastalarında hava yollarındaki daralma nedeniyle havanın giriş çıkısı rahat bir şekilde sağlanamaz. Hava yollarındaki daralma, nefes verirken daha belirgindir ve hava, daralmış hava yollarından geçerken adeta ıslık sesine benzer bir ses duyulur.

“Tarımsal ilaçlardan kaynaklı alerjik astım şikayetleri artıyor”

ŞANLIURFA (AA) – YASİN DİKME – Şanlıurfa'da Harran Ovası'ndaki tarımsal ilaçlamaların astım, alerji gibi göğüs hastalıklarına etkisi, Harran Üniversitesi (HRÜ) Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalınca yapılan araştırmayla ortaya konuldu.

Yaklaşık 8 milyon hektar alanda tarımsal üretim yapılan Şanlıurfa'da, Türkiye'deki mercimeğin yüzde 36'sı, buğdayın yüzde 10'u, arpanın ise yüzde 11'i karşılanıyor.

Sulama imkanlarının artmasıyla her geçen gün genişleyen tarım alanlarında kullanılan ilaçlar ise özellikle bu bölgelerde çalışanları olumsuz etkiliyor.

HRÜ Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Dr. Zafer Hasan Ali Sak, AA muhabirine yaptığı açıklamada, son dönemlerde kırsal bölgelerde astım ve alerjik şikayetlerinin artması üzerine Harran Ovası'nda araştırma yaptıklarını söyledi.

Araştırmada ilginç sonuçlara ulaşıldığını belirten Sak, "Tarımsal ürünlerden kaynaklı bir astım veya alerji olabilir mi diye konuyu bütün yönüyle değerlendirdik. Araştırmanın sonunda çok ilginç sonuçlara ulaştık. Tarımsal ilaçlardan kaynaklı bu tip şikayetlerin olduğunu ve artış gösterdiğini, sadece tarlada çalışan işçiyi değil, yaşam alanlarında, tarımsal alanların ortasındaki köylerde çocuklarda, yaşlılarda ve kadınlarda bu tip alerjik astım şikayetlerinin oldukça arttığını gözlemledik." diye konuştu.

Sak, ekiplerin Harran bölgesindeki yaklaşık 10 köyde aralarında kadın, çocuk ve yaşlıların da bulunduğu 500'ün üzerinde kişiyi muayene ettiğini ve hikayelerini dinlediğini aktararak, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bunun yanında hastalara solunum testleri yapıldı. Bütün bu sonuçları makalede topladık ve yayınladık. Gözlemlerimizde haziran-eylül arası traktörlerle atılan tarımsal ilaçlara insanların çok yoğun olarak maruz kaldığını tespit ettik. Bunun bölgede yaşayanları da tarlada çalışanlar gibi etkilendiğini belirledik. Koruyucu önlemlerin de çok sağlıklı yapılmadığını gözlemledik. İşin üzücü tarafı tarlada çalışan işçilerin bu nedenle mesleği bir süre sonra bıraktıklarını gözlemledik."

– "Daha az kimyasal ilaç kullanılacak ürünlerin tarımına yönelmek gerek"

Sulama ve teknolojik imkanların artmasıyla tarım arazilerinin genişlediğinin altını çizen Sak, şunları kaydetti:

"Bu konu önlem gerektiren ve halk sağlığını ilgilendiren bir konu. Bunun önlenmesi için ot tarımı yerine daha az kimyasal ilaç kullanılacak ürünlerin tarımına yönelmek gerek. Örneğin ağaç tarımı bunlardan biri. Daha zararsız, toksik olmayan pestisitlerin kullanılmasının uygun olacağını düşünüyoruz. Halka da bizzat ulaşıp bu konu hakkında bilinçlendirilmeleri gerekmektedir. Harran Ovası çok verimli topraklara sahip ama bu alan çukur şeklinde ve etrafı Tektek Dağları ile çevrili. Ova adeta etrafı duvarlarla çevrili bir bahçe gibi. Yüksek nem ve sıcaklığın çukur bir alanda olması, tarım ilaçlarının orada yaşayanların üzerinde etkisini oldukça artıyor."

Sak, gelecekte daha büyük sorunların yaşanmaması için yerleşim yerlerinin bu tür tehlikelere göre şekillendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Araştırmalarında ilaçlama öncesi ve sonrası muayene durumları ile solunum fonksiyonlarını değerlendirdiklerini, araştırdan önce de havadaki partikül madde miktarını da ölçtüklerini anlatan Sak, "İlaçlamanın hemen sonrasında 30 katı yüksek değerler elde ettik. Bunun da orada yaşayanlar için oldukça sağlıksız ve toksik etkiler yaptığını gözlemledik. Yerleşim yerlerinin, tarımsal alandan uzak olması gerekiyor. İnsan sağlığı için bu çok önemli." ifadelerini kullandı.

Sak, araştırmalarının Türk Toraks Derneği'nin geçen yıl düzenlenen 20. kongresinde sözlü bildiri dalında ödül aldığını, "Annals of Agricultural and Environmental Medicine" dergisinde de birkaç ay sonra yayınlanacağını sözlerine ekledi.

“Astımlı çocuklarda başarı için erken tanı önemli”

BURSA (AA) – ELİF ÖZLEM ÇELİKLER – Bursa Uludağ Üniversitesi (UÜ) Göğüs Hastalıkları ve Tüberküloz Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Karadağ, astım hastalığının tanısı erken konulan ve rahatsızlığı tedavi edilen çocukların hayattaki başarı, mutluluk ve topluma yansımalarının o kadar olumlu olacağını ifade etti.

UÜ Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları ve Tüberküloz Anabilim Dalı öğretim üyelerinin, İl Milli Eğitim Müdürlüğünün desteğiyle astımlı çocuklara erken tanı konulabilmesi için farkındalığın artırılması amacıyla yaptığı anket çalışmasının sonuçları bilimsel makale haline getirilerek uluslararası bir dergide yayımlandı.

Göğüs Hastalıkları ve Tüberküloz Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Karadağ başkanlığındaki ekip tarafından bin 812 öğretmenin katılımıyla gerçekleştirilen çalışma, öğretmenlerin astım hakkındaki farkındalığının "orta düzey"de olduğunu ortaya koydu.

Çalışma ile çocukların kendilerini ifade edememeleri yüzünden tanı ve tedavisinde güçlük yaşanan astım hastalığına ilişkin özellikle öğretmenler tarafından farkındalığın artırılması hedefleniyor.

Prof. Dr. Mehmet Karadağ, çalışmaya ilişkin AA muhabirine yaptığı açıklamada, astımın tüm dünyada yaygın şekilde görülen kronik bir hastalık olduğunu söyledi.

Her 7-8 çocuktan birinde astım hastalığının görüldüğünü belirten Karadağ, şöyle konuştu:

"Astım hastalığı zaman zaman nöbetler tarzında, çocukların şikayetlerinin artmasına neden olan bir hastalıktır. Erişkin çağda hastalık bazı kişilerde aynı şekilde devam eder. Erişkin insanlar hastalığın tanı ve tedavisinde hekime müracaatları daha yüksek olduğu için tanıları daha kolay konulmaktadır. Ancak çocukların kendilerini ifade edememeleri nedeniyle bu çocuklara tanı koymakta ve tedavi edilmekte güçlükler yaşanıyor. Tanı konulmamış astımlı çocukların okulda devamsızlık, başarısızlık, spor aktivitelerine katılmada isteksizlik ve sonuçta başarısız bir eğitim dönemi geçirilmesi ve toplumda mutsuz ve huzursuz çocukların yaşamasına neden olan büyük toplumsal bir sorun."

Karadağ, dünyada olduğu gibi Türkiye'de de hem aile hem de öğretmenlerin astım konusunda bilgi düzeyinin yüksek olmasına ihtiyaç bulunduğunu vurgulayarak, "Çocuklarda astım hastalığına ne kadar erken tanı konulur ve tedavi edilirse o çocukların hayattaki başarı, mutluluk ve topluma yansımaları o kadar olumlu olacaktır." ifadelerini kullandı.

– Bin 812 öğretmen katıldı

Bursa'da öğretmenlerin astım konusundaki bilgi düzeyini ölçmek ve bazı eksikler varsa onları ortaya çıkarmak için İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile ortak bir çalışma planladıklarını anlatan Karadağ, şunları kaydetti:

"Bu çalışmada anket şeklinde Bursa'nın 3 ilçesinde örnekleme yöntemiyle 64 ilkokul seçtik ve bu okullarda 4 binden fazla anket formu dağıttık ancak bunlardan bize geri dönen ve değerlendirilebilen anket sayısı bin 812 olarak gerçekleşti. Buradaki bin 812 öğretmenin görüşü son derece önemli, Bursa hatta tüm Türkiye'deki öğretmenlerin durumunu yansıtabilen bazı verilere örnek olabilecek diye düşündük. Bu çalışmamızın sonuçlarını, istatistiklerini yaparak bilimsel bir makale haline getirdik ve uluslararası bir yayın kuruluşu dergisinde yayımladık."

– "Yüzde 80'i astımın yaygın bir hastalık olduğunun farkında değil"

Karadağ, çalışmanın sonuçlarına da değinerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Çalışma sonucunda öğretmenlerimizin astım konusunda bilgi düzeylerinin orta düzeyde olduğu ancak çok önemli bazı konularda bilgi eksiklikleri olduğunu gördük. En önemli başlıklardan bir tanesi, öğretmenlerimiz astımın ne kadar yaygın bir hastalık olduğunu bilmiyor. Normalde 7-8 çocuktan birinde astım olduğu biliniyor tüm dünyada ama bizim Bursa'daki öğretmenlerimizin sadece yüzde 21'i 7-8 çocuktan birinde astım olduğu bilgisini bilmiş. Yani öğretmenlerimizin yüzde 80'i astımın ne kadar yaygın bir hastalık olduğunun farkında değil."

Katılımcı öğretmenlere "Astım hastaları nelerden şikayet eder?" diye sorduklarını ve şıklarda öksürük, nefes darlığı, hırıltı, hışırtı seçeneklerinin bulunduğunu hatırlatan Karadağ, "Doğru cevap 'Hepsi'ydi. Astım hastalarında bu şikayetlerin hepsi görülür. Bu soruyu doğru olarak cevaplayan öğretmenlerin sayısı ise yüzde 60. Yani öğretmenlerimizin yüzde 40'ı astımlı çocuklarda bu şikayetlerin bir arada bulunduğunu bilmiyor, bu önemli bir eksik." değerlendirmesinde bulundu.

Prof. Dr. Karadağ, çalışmadan çıkan veriler ışığında öğretmenlerin astım konusundaki bilgi düzeylerini artıracak bazı etkinliklerin yapılmasını umduklarını sözlerine ekledi.

“Evde çamaşır kurutmayın, duvardan duvara halı kullanmayın”

BURSA (AA) – CEM ŞAN – Bursa Uludağ Üniversitesi (UÜ) Tıp Fakültesi Çocuk Alerji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nihat Sapan, önemli alerjenlerden biri olan ev tozu akarlarını en aza indirmek için ev içinde buhar yapılmaması ve çamaşır kurutulmaması gerektiğini belirtti.

Prof. Dr. Sapan, ev tozu akarlarının evlerde bulunan en önemli alerjenlerden olduğunu söyledi.

Ev tozu akarlarının 0,3 milimetrelik çok küçük boyuyla gözle görülmediğini dile getiren Sapan, bu canlıların sayısının ev içinde bulunan nem, deri döküntüleri ve ısıyla birlikte yükseldiğine dikkati çekti.

Nihat Sapan, alerjenlerin, başta astım olmak üzere alerjik hastalıklara yol açtığını ve çok uzun süre çocukları rahatsız edebildiğini vurguladı.

– Hırıltı, öksürük, nefes darlığı

Ev tozu akarlarının vücut yapıları ve dışkılarının alerjen olduğunu dile getiren Sapan, "Dışkıları veya vücut yapılarının içinde bulunan alerjenler, burun veya ağızdan solunum yollarımıza bulaştığında burunda kaşıntı veya akıntı, akciğerde öksürük, hırıltı ve nefes darlığı gibi bulgulara yol açabiliyor. Alerji son yıllarda giderek artan şekilde karşımıza çıkmaya başladı. O yüzden ev içi alerjenleri konusunda çok dikkatli ve bilgili olmalıyız." dedi.

Ev hanımlarının evlerdeki alerjen miktarını bazı önlemlerle azaltabileceğini aktaran Prof. Dr. Sapan, şöyle konuştu:

"Bunların en önemlisi ev içindeki nemi ve ısıyı azaltmak, evi havalandırmak. Halı, yatak çarşafı gibi ev tozu akarlarının yoğun olduğu yerlerde mücadeleyi artırmak zorundayız. Giysiler ve çarşaflar 55 derece ve üzerinde yıkanmalı. Yapılan alerji testlerinde ev tozu akarlarına alerjisi bulunan çocukların veya insanların evlerinde olabildiğince halı kullanılmamalı. Hele duvardan duvara halı gibi yöntemlere hiç başvurmamak lazım. Eğer kış şartlarında evimiz çok soğuksa ince bir kilim kullanılabilir, ki bu kilimler de yıkanabilecek materyalden olmalıdır. Bunun dışında nem çok önemli. Kesinlikle ev içinde buhar yapılmamalı, çamaşır kurutulmamalı. Çamaşır kurutma mutlaka farklı bir odada, mümkünse dış ortamda olmalı. Evlerin havalandırması çok iyi olmalı. Kış aylarında bile belki arada bir klima kullanmanın yararı olabilir. Özellikle hepa filtresi bulunan klimaların kullanılması ev içi havalanması açısından son derece önemli."

Sapan, ev hanımlarının bu konuda duyarlı olmasının hastalık miktarını azaltabileceğini ve hastalıklarla baş etmeyi daha kolay hale getireceğini belirterek, evlerin sık sık havalandırılmasını önerdi.

Astım semptomları kendini göstermeyebilir

İSTANBUL (AA) – HATİCE ŞENSES – Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Tıp Fakültesi
Öğretim Üyesi
Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Nesrin Öcal, ani gelişen nefes darlığı, boğulma hissi, hışıltılı solunum gibi toplumda bilinen tipik astım semptomlarının her hastada kendini göstermeyebildiğini belirterek, "Hatta astım hastasında nefes darlığı veya atak hiç görülmemiş olabilir." dedi.

Öcal, AA muhabirine yaptığı açıklamada, astımın çocukluk ve erişkinlik çağının sık karşılaşılan bir kronik havayolu sorunu olduğunu belirtti.

Çocukluk çağı astımının sıklıkla alerjik nedenlerle ortaya çıkabilmesinin yanı sıra bunun erişkinlik döneminde de sürebileceğini aktaran Öcal, diğer yandan çocukluk döneminde astım tanısı ve bulguları olmayan erişkinlerde, ilerleyen yaşlarda hastalığın görülebileceğini ifade etti.

Doç. Dr. Öcal, astımın her zaman belirgin bir alerji tablosuyla birliktelik göstermeyebileceğine işaret ederek, şu bilgileri verdi:

"Günümüz dünyasında soluduğumuz havada fazla miktarda toksik gazlar ve alerjen parçacıklar bulunmaktadır. Tüm bu farklı maddeler solunum yollarına ulaşarak astım için zemin hazırlayabilmektedir. Astımda solunum yollarına ulaşan bu alerjenlere karşı abartılı bir bronş daralması yanıtı gelişir. Yani, esas sorun hava yollarında meydana gelen geçici daralma ataklarıdır. Bu hava yolu daralmaları uygun şekilde tedavi edilmezse ağır astım ataklarıyla ölümcül tablolara bile sebep olabilmektedir. Ancak kontrol altında ve iyi tedavi edilen astımda bu tür riskler çok daha azdır. Astım tanısının erken dönemde konulup gerekli tedavi yaklaşımının planlanması oldukça önemlidir. Bu açıdan, kişilerin kendisindeki bulguları fark edip hekime danışmaları en önemli basamaktır."

– "Kronik öksürükte sorunu tetikleyen neden irdelenmeli"

Doç. Dr. Nesrin Öcal, kimlerde astımdan şüphelenmesi gerektiği konusunun geniş bir hasta yelpazesini kapsadığını dile getirerek, "Ani gelişen nefes darlığı, boğulma hissi, hışıltılı solunum gibi toplumda bilinen tipik astım semptomları her hastada kendini göstermeyebilir. Hatta astım hastasında nefes darlığı veya atak hiç görülmemiş olabilir. Bazı hastalarda astım soğuk havada veya egzersiz yaparken gelişen bir nefes darlığıyla karşımıza gelirken, bazı hastalarda ise sadece kısa ataklar halinde kuru bir öksürük tablosuyla ortaya çıkar." diye konuştu.

Astım öksürüğünün özellikle geceleri artan ve hastayı çoğunlukla uykudan uyandıran, boğulur tarzda bir kuru öksürük olduğuna işaret eden Öcal, bazı hastalarda efor, parfüm, kimyasal gazlar, duygu durumunda değişiklikler, stres gibi nedenlerle astım öksürüğün tetiklenebildiğini aktardı.

Öcal, üç haftadan uzun süren öksürüklere kronik öksürük denildiğini belirterek, şunları kaydetti:

"Öksürük, başlangıçta basit bir şikayet gibi algılansa da kronikleşmiş bir öksürük hastanın yaşam kalitesini bozmakta, uykusuzluk ve yorgunluğa neden olarak performans ve ruh halini kötü yönde etkileyebilmektedir. Kronik öksürük şikayetiyle gelen hastalarımızda öncelikle üst solunum yolu enfeksiyonu, farenjit, bademcik iltihabı, reflü hastalığı gibi sık karşılaşılan nedenleri dışlamaktayız. Bu hastalıklar dışlandıktan sonra mutlaka astım araştırılmalıdır. Sigara içmeyen ve akciğer filmi normal kişilerdeki kronik öksürük yakınmasının nedeni yaklaşık yüzde 90 oranında bu saydığımız hastalıklar grubudur.
Kronik öksürük şikayeti olan hastalarda öksürüğü neyin tetiklediği de irdelenmelidir. Toz, sigara dumanı, koku, parfüm, soğuk hava, egzersiz gibi irritanlar tetikleyici olabilir. Astım düşündürecek belirgin bir nefes darlığı veya hışıltılı solunum şikayeti eşlik etmese bile bu hastalarda astıma özel solunum fonksiyon testleri göğüs hastalıkları uzmanı tarafından yapılmalıdır."

– Uzun süredir devam eden öksürüğe dikkat

Astımın genel olarak geri dönüşlü bir hava yolu darlığıyla karakterize olduğunu, yani solunum fonksiyon testinde öncelikle bir hava yolu darlığı görülmesinin beklendik bir gelişme olarak karşılarına çıktığını, testin ikinci aşamasında hastaya kısa süreli bronş genişletici solunumsal ilaç uygulandıktan sonra ölçümlerin tekrarlandığını ifade eden Öcal, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"İkinci aşamada hava yolu darlığında belirgin bir düzelme görülmesi astım tanısını destekler. Bu hızlı düzelme, astımı sigara içenlerde görülen diğer bir hava yolu hastalığı olan KOAH'dan ayıran en önemli bulgudur.
Zamanında tanısı konulan ve tedaviyle kontrol altına alınan bir astımın kişinin sağlığı üzerine olumsuz etkisi oldukça azalmaktadır. Unutulmaması gereken önemli nokta, astımın zaman zaman kötüleşebilen ve aralarda tamamen normale yakın hale gelen bir hastalık olmasıdır. Bundan dolayı bazı hastalar bir süre tedavi kullandıktan sonra şikayetlerinin azalması nedeniyle doktorlarına danışmadan astım ilaçlarını bırakırlar. Kontrolsüz tedavi terkleri, hastanın tekrar atak geçirmesine ve astım ağırlığının giderek artmasına neden olur.
Sonuç olarak, kendini farklı şekillerde gösterebilen astımın kronik öksürük şikayetinin altta yatan nedeni olabileceği hatırlanmalıdır. Bu nedenle üç haftadan uzun süreli öksürüğü olan kişilerin bir göğüs hastalıkları uzmanına başvurmalarını önermekteyiz."

“Astım hastası çocukların sosyalleşmesi engellenmemeli”

İSTANBUL (AA) – Medicana Bahçelievler Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Erkan Aslan, özellikle ev ortamında astım hastası çocukların astım ataklarını tetikleyen birçok faktör bulunduğunu belirterek, ailelerin bu faktörlere önem göstermesinin, bunun yanı sıra dış çevreden de çocuklarını soyutlamamasının büyük önem arz ettiğini bildirdi.

Uzm. Dr. Erkan Aslan, yaptığı yazılı açıklamada, astımlı çocuğun sosyalleşmesini, dışarıda zaman geçirmesini yani arkadaşlarıyla oynamasını, koşmasını, spor yapmasını, çeşitli etkinliklere katılmasını engellemenin çok doğru bir davranış olmayacağını ifade etti.

Bu davranışların çocuğun psikolojik ve fiziksel gelişimi açısından olumsuz etki yaratacağını belirten Aslan, astımlı çocuğun düzgün bir tedaviyle sosyal yaşamına devam edebileceğini vurguladı.

Aslan, astım hastası çocuklar için özellikle ev içerisinde alınması gereken önlemler hakkında şunları kaydetti:

"Evde küf oluşumuna engel olmak için ev havalandırılmalı, evdeki rutubet ile mücadele etmeli, küf kokan, küf taşıma ihtimali olan banyo süngeri gibi eşyalar atılmalı, duş kabini, lavabo, musluk kenarlarında birikebilen küfler temizlenmeli. Ev içinde nemi düşük tutmak iki nedenden dolayı önemlidir. Birincisi, rutubet küf mantarlarının üremesi için uygun ortam hazırlar. İkincisi, su buharının solunması astımlı çocuğun nefes borularında kasılma ve daralmaya yol açar. Aile astımlı çocuğun odasında buhar makinesi kullanmamalı, soba veya kalorifer üzerine ıslak bez veya havlu koymamalı, çamaşır kurutmamalıdır. Pencere pervazı, dolap üstleri, raflar gibi düz yüzeyleri ıslak bezle günde bir veya duruma göre birkaç kez silerek tozlarını almak gerekir.

Yerler süpürülürken çocuk odadan uzaklaştırılmalı ve çıkacak tozu solumasının önüne geçilmelidir. Hepafiltreli elektrik süpürgesi tercih edilebilir. Astımlı çocuğun odasında yün halı, yün yatak-yorgan, yün yastık, battaniye bulunmamalıdır. Az sayıda (1-2) peluş oyuncağa müsaade edilmeli ve haftada bir kez makinede yıkanmalı.
Evde kedi, köpek, kuş gibi evcil hayvanlar beslenmemeli. Bahar ayları gibi polenlerin yoğun olduğu mevsimlerde özellikle rüzgarlı havalarda camlar kapalı tutulabilir. Eğer varsa havalandırmanın rutin bakımları yapılmış klima ile yapılması daha uygun olur. Ev halkı dışarıdan geldiğinde üzerine yapışmış olan polenlerleri ev içine taşımamak için kıyafetlerini değiştirmeleri tavsiye edilir. Polen allerjisi olan çocuk yoğun polen olan dönemlerde evden daha az sıklıkla dışarı çıkarılmalı."

Uzm. Dr. Erkan Aslan, böceklerin salgıları ve vücut parçacıklarının astımı tetikleyebildiğini ve alerjik reaksiyonlara yol açabildiğini aktararak, bu nedenle evde böceklere, özellikle hamam böceğine karşı önlemler almak, gerekli ilaçlamaları yapmak gerektiğini dile getirdi.

Evde sigara içilmemesi, sigara içen kişinin bir süre astımlı çocuk ile yakın temasta bulunmaması, çocukların dışarıda sigara içilen ortamlardan ve kişilerden uzak tutulması gerektiğini belirten Aslan, "Odun veya kömür dumanı (soba, mangal), egzoz dumanı, parfümler, kokulu temizlik malzemeleri, çamaşır suyu, böcek ilaçları, kokulu yumuşatıcılar astım atağını tetikleyebileceğinden mümkün olduğunca kullanılmamalıdır.
Çok soğuk havalarda soğuk havanın yaratabileceği solunum yolları tıkanıklığına karşı atkı ile ağız ve burun kısımları kapatmak gerekir." görüşlerini aktardı.

“Astım hastaları spor yapabilir”

ANKARA (AA) – DUYGU YENER – Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Can Kocabaş, astımın spor yapmaya engel olmadığını belirterek "Astım spor yapmamıza engel teşkil etmiyor. Dünyanın çok ünlü spor kulüplerinde futbol oynayan madalya kazanmış astımı olan sporcuların olduğunu biliyoruz." dedi.

Prof. Dr. Can Kocabaş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, sağlıklı bir yaşam için sporun çok önemli olduğunu, sporla astımın kontrol altına alınabileceğini belirtti.

Sağlık Bakanlığının toplum sağlığı açısından sporu teşvik eden birçok projeyi hayata geçirdiğini anımsatan Kocabaş, "Alerjik hastalıkların fazla olduğu bir toplumda bireylerin hayatında sporun mutlaka yeri olması gerekiyor. Özellikle bu rahatsızlıkları olanların spor yapma konusunda endişeleri oluyor. Alerji uzmanları olarak, alerjik hastalıkların spor yapmaya engel bir durum olmadığını hatta spor yapmalarını hastalıklarına iyi geleceğini tavsiye ediyoruz." dedi.

Prof. Dr. Kocabaş, astım hastalarının da spor yapmak konusunda çekinceleri olduğunu dile getirerek astım rahatsızlığı olanların da doktor kontrolünde spor yapabileceğini söyledi. Toplumda "astım hastaları spor yapamaz" şeklinde yanlış bir algı olduğunu ifade eden Kocabaş, şöyle devam etti:

"Alerji ve klinik immünoloji uzmanları olarak astım hastalığı olanlara düzenli egzersiz öneriyoruz. Düzenli egzersiz yaptıklarında bu rahatsızlığı olanlar da astımlarını kontrol altına alabileceklerdir. 'Spor yaparsam hastalığıma iyi gelmeyecek' endişesi var. Spor yapmak alerjik hastalığı olanların hastalığının kontrolüne de iyi geliyor. Polen alerjisi olan bir astım hastası her türlü spor yapabilir. Bahar aylarında polenlere maruziyet çok olacağından özellikle sabah saatlerinde ve rüzgarlı havalarda spor yapmamalarını önerebiliriz. Her hastanın alerjik durumuna özgü spor seçilebilir."

Yüzmenin de göğüs kaslarını geliştirdiği için astım hastalarına iyi geldiğini aktaran Kocabaş, ancak kapalı yüzme havuzlarında kullanılan klor gazlarının uygun kullanılmaması durumunda bazı semptomlara neden olabileceğini söyledi.

– "Astım hastaları spordan uzak durmasın"

Alerjisi olan çocukların da beden eğitimi dersine katılmaması konusunda yanlış bir algı oluştuğuna işaret eden Kocabaş, şunları kaydetti:

"Astım olduğu bilinen çocuklar, spor yaparken semptomları ortaya çıkıyorsa yani öksürüyorsa, nefes darlığı varsa bu çocuğun astım tedavisinin yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini anlıyoruz. Astım tedavisindeki amacımız, hastanın günlük hayattan kopmamasıdır. Alerjik hastalıklar, hayat boyu devam eder ama uykuya semptomların belli dönemlerde hafiflemesi görülebilir. Örneğin, ergenlik döneminde hafifleyebilir. Alerjik hastalığı olanların özellikle spor yapmalarını tavsiye ediyoruz. Astım spor yapmamıza engel teşkil etmiyor. Dünyanın çok ünlü spor kulüplerinde futbol oynayan madalya kazanan astımı olan sporcuların olduğunu biliyoruz. Hiçbir astım hastası spordan uzak durmasın. Doktoruna danışarak, kendine en uygun sporu belirlesin. Spor yaparken sıkıntı yaşıyorsa hastalığının kontrol altında olmadığını yolunda gitmeyen bazı şeylerin olduğunu da unutmasın."

Astım hastası çocuklar için “yüzme” önerisi

BURSA (AA) – MİRAÇ KAYA – Uludağ Üniversitesi (UÜ) Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nihat Sapan, astım hastası çocuklar için yüzme önerisinde bulundu.

Çocuk Alerji ve Astım Akademisi Derneği yönetim kurulu üyesi de olan Sapan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, son yıllarda astım hastalığının görülme oranının arttığını söyledi.

Türkiye'de çocuklarda astım hastalığı görülme oranının yüzde 10 civarında olduğunu belirten Sapan, "Bu rakam büyük. Mücadele etmek için dernekler kuruldu. Biz Çocuk Alerji ve Astım Akademisi Derneği olarak çocuklarla ilgilenmeyi kendimize hedef olarak belirledik. Toplumdaki tüm kesimlerin bilgisini artırmak için çaba gösteriyoruz. Bu konuda her yıl bilimsel kongreler düzenliyoruz. Doktorların bilgisinin artırılmasının yanı sıra aile dernekleriyle iş birliği yapıyoruz." dedi.

Astımlı çocuklara sprey tarzında ilaçlar verilebildiğini ancak ilaç tedavisinin devamlılık gerektiren bir durum olduğunu dile getiren Sapan, "İlaç tedavisiyle astımın tamamen ortadan kalkmasını bekleyemeyiz, kontrol altına alabiliriz." ifadesini kullandı.

Hastalığın etkilerini azaltma noktasında yüzme sporunun pozitif etkileri olduğuna işaret eden Sapan, şunları söyledi:

"Çocuklarımızı yüzme sporuna yönlendirirsek astım ilaçlarını kullanma miktarı azalır. Yüzme, astımlı çocuklarda çok önemli etkiler yapıyor. Özellikle polensiz ve kirliliğin bulunmadığı ortamda havuzlarda ve temiz denizlerde yapılan yüzme, çocukların solunum yollarının açılmasını, rahatlamalarını sağlıyor. Solunum yolları açılan ve rahatlayan çocuklar, astım ilaçlarını daha az kullanıyorlar. Bütün dünyada yüzme havuzları yapılarak çocukların yüzmeleri teşvik ediliyor."

– Ev içi sıcaklığı ve nemin hastalığa etkisi

Sapan, "Özellikle ev içinde nemi yüzde 50'nin altında tutmak, ortam sıcaklığını 21-22 derecenin üzerine çıkarmamak astımlı çocuğu olanlarda ve tüm insanlar için son derece önemlidir. Astım sıklığı giderek artıyor. Bunda ev içi sıcaklığın ve yüksek nemin de etkisi var." diye konuştu.

Alerjiye neden olan antijenlerin yüksek ısı ve nemde arttığını anlatan Sapan, şunları kaydetti:

"Çocukların solunum yollarına ulaşan akar antijenleri ki bunlar gözle görülemeyen çok küçük 0,3 milimetre büyüklüğündeki canlılardır. Bunlar solunum yollarında bulgular ortaya çıkarıyorlar. Bu allerjenlerin solunum yollarına ulaşmasıyla çocukta solunum güçlüğü, öksürük ortaya çıkıyor. Bu öksürük geceleri daha fazla oluyor ve durmuyor, uzun süre devam ediyor. Bir süre sonra bulgular kayboluyor ancak tekrarlamalar söz konusu oluyor. Özellikle ev içlerinde sigara içilmesi ve hava kirliliği bu hastalığın bulgularının daha çok ortaya çıkmasına yol açıyor. Ülkemizde gerçekten hava kirliliği önemli boyutlara gelmiş durumda. Sigara ve kirli havadan uzak durulması şart. O yüzden hava kirliliğini azaltmanın yollarını aramak durumundayız."

“Tedavi edilmeyen bahar alerjileri astıma çevirebiliyor”

İSTANBUL (AA) – Medicana Bahçelievler Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Ergi Hysi, genetik yatkınlık sebebiyle ortaya çıkan alerjik reaksiyonlar ve bahar alerjilerinin, hızlı teşhis ve tedavi edilmemesi durumunda astıma çevirebileceği uyarısında bulundu.

Hysi, bağışıklık sistemi tarafından ilaç, polen, ev tozu ve kimyasal maddelere karşı gelişen alerjik reaksiyonlar hakkında yazılı bir açıklama yaptı.

Hava sıcaklığının değişmesi ile bahar dönemlerinde alerjilerin sıklıkla yaşandığını belirten Hysi, "Baharla birlikte görülme sıklığı artan alerjiler sadece polenler ve ev akarlarına karşı değil, besin ve ilaçlara karşı da gelişebilir ve ciddi reaksiyonlara yol açabilir." ifadesini kullandı.

Hysi, nezleye benzer belirtiler olan gözlerde kızarıklık ve kaşıntının her yıl belirli zamanlarda tekrarlamasının alerjiye örnek teşkil ettiğine dikkati çekerek, bu durumda mutlaka bir uzmana danışılması önerisinde bulundu.

Burun akıntısı, hapşırma, öksürük, nefes darlığı, kusma, ishal gibi belirtilerin özellikle genetik yatkınlığı olan kişiler için önem arz ettiğini vurgulayan Hysi, şunları kaydetti:

"Genetik yatkınlık sebebiyle ortaya çıkan alerjik reaksiyonlar ve bahar alerjileri, hızlı teşhis ve tedavi edilmezse, astıma çevirebilir. Alerji tanısı koyabilmek için hasta öyküsü de önemli bir kaynak. Gerek kan, gerek deri testleri ile alerji tespiti yapılmakla birlikte, testlerin sonuç vermediği ender durumlarda geç reaksiyon da görülebiliyor. Bunun yanında vücut hücreleri gibi bağışıklık sisteminin başlattığı bu reaksiyonlar da zaman içerisinde farklılık gösterebiliyor. Bebeklerde süt, yumurta, kivi alerjisine oldukça sık rastlanıyor. Çocukluk döneminde ise hava yolu alerjileri daha fazla görülüyor. Bunun yanında kişilere 80 yaşındayken de alerji teşhisi konulabiliyor."

Hysi, hafif alerjik reaksiyonlarda sadece üst solunum yollarında belirtiler ortaya çıktığı, tedavisiz alerjik reaksiyonlarda ise atakların sıklaştığını, belirtilerin daha şiddetli olduğu bilgisini verdi.

İlerleyen alerjik rahatsızlıkların astıma sebep olabileceğine işaret eden Hysi, "Sadece burun akıntısı, hapşırma ve kaşıntı şikayetleriyle başlayan rahatsızlıklar tedavi edilmezse, nefes darlığı ve hırıltı şikayetleri de baş göstererek astıma çevirebiliyor. Alt solunum yollarındaki bu ani spazm ve darlığın tedavisi uzun süreli ve zor. Bireylerde tedavi edilmeyen alerjiye bağlı olarak astım geliştikten sonra, alerji tedavi edilse bile astım kalıcı olabiliyor." değerlendirmesini yaptı.