RÖPORTAJ – “Türkiye, G20'de başarılı bir statü artırımı politikası uyguluyor”

İSTANBUL (AA) – ELİF SELİN ÇALIK MUHASİLOVİÇ – Marmara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Emel Parlar Dal, üye devletlerin G20'de, uluslararası sistemde güç ve statü artırımı peşinde olduğunu belirterek, "Türkiye'nin de diğer gelişmekte olan devletler gibi G20 içerisinde başarılı bir statü artırımı politikası da izlediğini düşünüyorum." dedi.

Doç. Dr. Dal, Arjantin'in başkenti Buenos Aires'te düzenlenen G20 Zirvesi'ne ilişkin AA muhabirinin sorularını yanıtladı.

Emel Parlar Dal'a yöneltilen sorular ve değerlendirmeleri şöyle:

Soru: 2018'e damgasını vuran gelişmelerden biri Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Başkanı Xi Jinping ve ABD Başkanı Trump arasındaki ağırlıklı olarak ticaret savaşından kaynaklanan gerginlikti. Bu durumun zirveye nasıl yansıması bekleniyor?

Dal: Geçtiğimiz günlerde Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) uyarı mahiyetinde bir rapor yayınladı. Bu rapor bize G20 ülkelerinin ithalat kısıtlamalarında son yıllardaki en büyük artışın gerçekleştiğini gösteriyor. DTÖ, G20 devletlerini uyararak serbest ticaret çağrısı yapmaya devam ediyor. Ancak bu çağrı ne ABD ve Çin arasındaki ticaret savaşının yumuşatılmasına katkı sunuyor ne de diğer ithalat kısıtlamalarına giden devletler arasında yeterli desteği buluyor. İthalat kısıtlamaları bir trend haline gelerek uluslararası sistemde ana araçlardan biri oluyor.

Soru: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, G20 Zirvesi öncesinde, "Serbest ticaret vurgumuzu yineleyeceğiz." şeklinde bir açıklamada bulundu. Sizce, serbest ticarete bağlılık konusunda bu yılki sonuç bildirgesinde zirve tatmin edici sonuçlar verir mi?

Dal: Geçtiğimiz temmuz ayında Maliye Bakanları toplantısında bir rutin olan "serbest ticarete bağlılık" taahhüdüne ABD'li bakan itiraz etmişti ve G20 toplantılarında bir ilk yaşanmıştı. Ticaret savaşlarının G20'nin ana teması olması, Jinping ile Trump'ın görüşmesi ve DTÖ'nün serbest ticaret uyarısının, bu yılki zirvenin uluslararası politikasının ana gündemini belirleyici olması bekleniyor. Üstelik bu toplantının ABD ve Çin arasında yaşanan gerilim nedeniyle sonuç bildirgesi yayımlanmayan Asya Pasifik İşbirliği toplantısından sonra gerçekleşmesi karamsar bir hava yaratıyor ve G20 Zirvesi'nin serbest ticaret çağrısına rağmen olası bir Jinping ve Trump görüşmesinin zirvenin esas gündeminin önüne geçebileceğini şimdiden tahmin etmek mümkün. Esasen Başkan Trump'ın Çin’le anlaşma niyetinde olduğunu zirve öncesinde yaptığı çeşitli açıklamalarında görmek mümkün. ABD Başkanlığı topu Çin'e atan bir tavır sergiliyor ve böylece anlaşmaya ayak direyen tarafın kendilerinin olmadığına dair bir algı oluşturmaya çalışıyor. ABD, zirveyi kendi hanesine bir başarı olarak yazmak isteyecektir diye düşünüyorum. Öte yandan, Çin'in ise DTÖ raporu ve zirvenin serbest ticaret çağrılarını arkasına alarak anlaşmak için G20 Zirvesi sonrasını beklemesi de olası. Her zaman dediğim gibi bu dönem belirsizlikler dönemi ve üye olan devletler G20'de uluslararası sistemde güç ve statü artırımı peşinde.

  • "İran yaptırımları meselesinde uzlaşı eşiği aşıldı"

Soru: Zirveye katılan AB ülkeleri, İran yaptırımları konusunda Amerika'ya nasıl bir tavır sergiler? Bu konu zirvenin gündemini ne kadar etkiler?

Dal: AB en başından beri İran yaptırımlarının karşısında duruyor ve yaptırımları aşabilmek ve nükleer anlaşmanın devamlılığını sağlayabilmek için birçok yol deniyor. Uluslararası politikanın gündemi haline gelen ABD'nin İran yaptırımları, taraf ve taraf olmayan devletler olarak dünyayı ikiye ayırmaya zorladı. Taraf olmayan devletlerin başına çeken AB, ABD ile ilk defa bu kadar ciddi bir görüş ayrılığına da gitti. Zirvede bu konunun ikincil bir sorun olarak kalacağını düşünüyorum. Zaten G20'de alınan kararların bir bağlayıcılığı yok. Ülkeler zirve toplantılarında "ortak pratik meselelere" orta yol bulma çabasında ve bunu yaparken de olabildiğince öne çıkmak ve seslerini duyurmak istiyorlar. Bu söylediğim son nokta zirvenin önemsiz olduğu anlamına gelmiyor. Tam tersi, G20 büyük bir potansiyele sahip, özellikle de küresel finans piyasalarının sorunlarına çare bulmakta ve de olası bir ekonomik krizin önlenmesinde. G20'nin bu misyonu özellikle de bundan sonraki dönemde onu yaptırımların her türlüsüne karşı savaş açmaya zorlayacaktır. Ama burada önemli olan uzlaşı ki İran yaptırımları meselesinde o eşik hali hazırda aşıldı. Yaptırımlara karşı olan devletler kendi yöntemleriyle bu yaptırımların etkisini azaltmaya çalışıyor. Özellikle gelişmekte olan devletlerin zirve başkanlıklarının bu anlamda bazı kısıtları da mevcut, baskı yaratma açısından. Bunu da dikkate almak lazım.

Soru: G20 sonuç bildirgesinin ülkeler açısından bir bağlayıcı yönünün olmaması sizce örgütü, içinden geçtiğimiz küresel çalkantı ortamında zayıf hale getirmiyor mu?

Dal: Bu esasen hem bir zayıflık hem de bir zenginlik olarak görülüyor. Devletler kararları bağlayıcı olmayan, resmi olmayan örgütlerde kendi diplomasileri için daha rahat manevra alanı bulabiliyor. Bir çeşit oto-bağlayıcılık mekanizmasını işletmeleri gerekiyor. Toronto Üniversitesi'ne bağlı G20 Araştırma Grubu ve Rusya'da bulunan Center for International Institutions Research of the RANEPA 2009 yılından itibaren her sene "G2O Yıllık Zirve Sonuç Uyumluluk" raporu adında üyelerin bir sene önceki zirvede vermiş oldukları taahhütlerini bir sonraki sene yerine getirmiş, getirememiş ve de kısmen yerine getirmiş olmalarına göre ölçen ülke/yıl ve konu bazlı bir içerik hazırlıyor. Ülkelerin G20 taahhütlerine uyumunu ölçen bu rapor esasen ülkelerin kendi oto bağlayıcılık mekanizmasına da kaynaklık ediyor. Kanada, Avustralya gibi uyumu her sene yüksek devletler olduğu gibi uyumu düşük olan devletler de var. Örneğin, Güney Afrika, İtalya ve Türkiye. Devletlerin kendilerinin uygulaması gereken ve bağlayıcılığı olmayan bir sistem söz konusu.

  • "Türkiye, G20'de statü artırımı politikası uyguluyor"

Soru: Türkiye G20 içerisinde kendisini nasıl konumlandırıyor?

Dal: Biz G20 içerisinde Türkiye'yi "orta ölçekli güç" olarak tanımlıyoruz. Son yıllarda özellikle 2014-2015 yılından itibaren Türkiye eskiye oranla daha aktif bir G20 politikası izliyor izlenimi veriyor. Özellikle başarılı geçen 2015 dönem başkanlığı, Türkiye'nin küresel yönetişim içerisinde inisiyatifler alma gücünü test ettiği bir dönem oldu. Yine düşük gelirli kalkınmakta olan devletlerle Türkiye dönem başkanlığı sırasında güçlü bir ortaklığın kurulması için çaba gösterdi. Ekonomik alanda, küçük ve orta ölçekli şirketlerin rolünün artırılması ve kamu-özel sektör ortaklığının geliştirilmesi gibi alanlara vurgu yapmıştı, Türkiye'nin dönem başkanlığı sırasında. Ben Türkiye'nin diğer gelişmekte olan devletler gibi G20 içerisinde başarılı bir statü artırımı politikası da izlediğini düşünüyorum. G20 özellikle yükselen güçler dediğimiz kalkınmakta olan devletlerle kendilerinden daha güçlü sert güce (hard power) sahip devletleri aynı masa etrafında eşit statüyle değerlendirdiğinden, bu ülkelere geniş bir manevra alanı tanıyor.

Soru: Türkiye gibi kalkınmakta olan ülkeler için G20 ne anlam ifade ediyor ve Türkiye nasıl bir G20 üyesi?

Dal: Gözlemlediğimiz kadarıyla Türkiye'nin G20'den ekonomik, dış politikayla ilgili ve aynı zamanda da kısıtlı da olsa jeopolitik beklentileri var. Türkiye, dönem başkanlığı sırasında özellikle ekonomi-güvenlik ilişkisi, uluslararası terörizme karşı ortak önlemlerin alınması gerekliliği ve düzensiz göçün engellenmesi konularına oldukça vurgu yapmıştı. Ancak, her ne kadar G20 son yıllarda ajandasını genişletse de daha çok küresel ekonomi ve finans odaklı bir örgüt. O nedenle, özellikle de güvenlikle ilgili meselelerde üyelerin ortak bir noktada buluşması oldukça zor. Türkiye gibi kalkınmakta olan G20 üyelerinin hepsinin birbirine benzer problemleri olsa da çok farklı öncelikleri de mevcut. Türkiye'nin G20 içerisinde zirve taahhütlerine uyumda çok yüksek performans gösteren Kanada, Kore ve Avustralya gibi "geleneksel orta ölçekli güç" olarak kabul edilen devletlere benzer bir G20 aktivizmi izlemesi G20 içerisinde etkin bir orta ölçekli güç olmasını sağlayacaktır. 2014 Brisbane Zirvesi'nde Türkiye'nin taahhütlerine uyum oranı yüzde 50 iken, 2015 dönem başkanlığı zamanında bu uyumluluk oranı yüzde 71'e yükseldi.

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?