GÖRÜŞ – İdlib ve ötesi

İSTANBUL (AA) – CENGİZ TOMAR – Suriye’de yedinci yılını çoktan idrak etmiş olan savaşın, şayet olağanüstü bir gelişme olmazsa, en azından askeri kısmının son evresine girdiğini gösteriyor bütün emareler. Rusya mandası ve İran himayesinde Batı Suriye’nin büyük kısmında tekrar iktidarını tesis eden rejim, Doğu Suriye’de ABD’nin yüksek himayesi ve desteği ile hâkimiyet kazanan PYD ve Türkiye’yle birlikte Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı operasyonlarına katılan Özgür Suriye Ordusu. Bunun tek istisnasını şimdilik İdlib oluşturmakta. Görünen o ki Türkiye’nin bütün çabalarına rağmen bu bölgeye düzenlenecek bir operasyonun eli kulağında.

Üzerinde dünya tarihinin en önemli medeniyetlerinden Ebla medeniyetinin kurulduğu, binlerce yıl yaşayabilmesi sebebiyle kadîm olanı ve barışı temsil eden, bütün ağaçların ilki kabul edilen milyonlarca zeytin ağacını barındırması sebebiyle “Yeşil İdlib” (İdlibü’l-Hadrâ) olarak anılan İdlib’in kaderi de tıpkı komşusu kadim Halep şehri gibi olmaya yüz tutmakta.

Savaştan evvel Şam, Halep, Hama, Humus ve Lazkiye gibi büyük şehirlere oranla çok da adı geçmeyen İdlib neden birden bire bütün dünyanın gündemine oturdu? Tahminlere göre en azından üç milyon insanın yaşadığı İdlib’in nüfusu Bosna-Hersek, Panama, Uruguay, Moğolistan ve Moritanya gibi devletlerin nüfusuyla eşit durumda. Pek çok ülkeden de fazla. Fakat bu nüfus aynı zamanda çok geniş olmayan bir alana sıkışmış durumda. Suriye’nin batısında rejimin elinde olmayan, muhalif Sünni Arapların son kenti. Suriye muhalefetinin son kalesi. Siyasi masanın kurulmasından önce kimin hakim olacağı hususunda belirsizliğini koruyan son nokta. Şayet beklenen olursa büyük bir insani dramla karşılaşacağımız muhakkak. Terörist kabul edilenlerin yanı sıra çoluk-çocuk pek çok masum insanın zarar göreceği, ya öleceği ya da kuzeye doğru iltica edeceği bir noktadayız.

– Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ateşkes ısrarı

Aslında, Tahran zirvesinde herkesin gözü önünde canlı yayında cereyan eden tartışmanın mimiklerini bile incelemek yeterli fikir veriyor olacaklar hakkında. Sayın Cumhurbaşkanımızın, bu tür diplomatik toplantılarda mutat olmadığı şekliyle, ateşkes ifadesinin bildiri metnine ilave edilmesi için defaatle ortaya koyduğu ısrarın Rus delegasyonunun canını sıktığına, İran delegasyonunun ise Rusya Devlet Başkanı Putin’in buna itirazını tebessümle karşıladığına hepimiz tanık olduk. Zira bu konuda ne Rusya’nın, ne İran’ın, ne de rejimin sırtında bir küfe var. Bu savaş esnasında daha önce pek çok defa tanık olduğumuz gibi masum insanların ve çocukların ölmesi, Türkiye hariç kimsenin pek umurunda değil. Mülteci konumunda milyonlarca insan bu durumda ne Rusya’ya, ne İran’a, ne de rejime sığınacak.

Sığınabilecekleri tek yer ise 15. yy. sonlarında İspanyol zulmünden kaçan Yahudilerin, 19. yy. boyunca Rus zulmünden kaçan Kafkasya kökenli halkların, 1831’de onbinlerce Polonyalının, 1849’da Osmanlı’ya sığınan Macarların, bir milyon civarında Gürcü ve Kırım Tatarının, 1. Dünya Savaşı esnasında Arapların, 2. Dünya Savaşında Nazi zulmünden kaçan Musevilerin, 1979’dan itibaren Afganların, Irak-İran Savaşı, Körfez Savaşı ve Halepçe katliamının ardından Araplar ve Kürtlerin, 90’lı yıllarda Boşnakların, son olarak da Irak ve Suriyelilerin geldiği son melce olarak yine Türkiye’dir.

“Coğrafya kaderdir” anonim vecizesine, “tarihiniz ya da geçmişiniz asla peşinizi bırakmaz” özdeyişini ilave ederek bizden bir katkıyla tarihe not düşelim. Şayet Osmanlı Devleti gibi farklı etnik, dini ve mezhebi unsurları asırlar boyunca adaletle bir arada yönetebilmeyi (Pax Ottomana) başarmış bir devletin torunlarıysanız, bu mirasın getirdiği sorumlulukları isteseniz de istemeseniz de taşımak durumundasınız. Bazen bu mesuliyetler zor ve ağır olabilir ama her bir ferdin olduğu gibi milletlerin de kaderleri vardır ve bu kader sizin genetik kodlarınızda mündemiçtir. Bu nedenle “Beklenen Türk geldi” yaşanmış hikâyesinde olduğu gibi, Türk hep beklenen veya kendisine iltica edilen olmuştur.

– ABD operasyona değil şekline karşı

Siz bakmayın ABD’nin “şayet kimyasal silah kullanılırsa müdahale ederiz” tehditlerine. ABD’nin hem Afganistan, hem Irak hem de Suriye’de masumların katledilmesiyle ilgili kabarık bir sicili var. Amerika’nın yerlileri Kızılderililer ile zenci kölelerden hiç bahsetmeyelim. Üstelik Ebu Gureyb cezaevi ve Guantanamo’da yapılanlar daha dün gibi ve hepimizin hatırında. Ayrıca bir çocuğun şu ya da bu şekilde öldürülmesi arasında ne fark var?

ABD İdlib’e yapılan operasyondan ziyade şekline itiraz ediyor. Çünkü kimyasal silahlar bir kez kullanıldığında aynı atom bombasının yaptığı gibi müthiş bir psikolojik tedhiş yaratıyor. Böylece savaş daha çok çabuk bitiyor. Hâlbuki Irak’ta olduğu gibi Suriye’nin bölünmesinin de hem kendisi hem de İsrail’in çıkarları açısından oldukça faydalı olduğunu düşünen ABD (ABD’nin bu arzuları meyanında Türkiye ve İran’ın bölünmesiyle ilgili planlarının olduğunu ve 15 Temmuz darbe girişimi ile Türkiye’nin bütün ısrarlı itirazlarına rağmen PYD’nin desteklenmesinin bu planların teşebbüste kalan akim tatbikatları olduğunu not edelim), İdlib’de rakipleri Rusya ile İran’ı biraz daha uğraştırarak zaman kazanmak ve yıpratmak istiyor. Zira hem terörist grupların İdlib’de imhası hem de Türkiye’ye müzahir muhalefetin ortadan kaldırılması, ABD’nin işine gelir. İdlib’i kontrol altına alarak muhalefeti iyice zayıflatıp bitme noktasına getiren rejim, bunun ardından Türkiye’den topraklarını terk etmesini isteyecektir. Böylece ABD, Doğu Suriye’de bir PYD devletçiği kurma hususunda rahatlayacak, ülkenin batısını kontrol eden rejim, Rusya ve İran ile müvekkili PYD adına tek başına siyasi pazarlık masasına oturabilecektir. Aynı Kuzey Irak’ta uygulamaya konulan senaryo gibi, önce özerklik ardından da bağımsızlık istekleri gündeme gelecektir.

Makalemizi her zaman olduğu gibi bir son sözle bitirelim:

“İdlib meselesi sadece insani bir krizden ibaret değildir”

[Marmara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi dekanı olan Prof. Dr. Cengiz Tomar aynı zamanda Kudüs Çalışmaları Merkezi’nin müdürüdür]

“Görüş” başlığıyla yayımlanan makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansı’nın editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Advertisements

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?