“Bu tasfiye milli devrimin sonucu olarak gerçekleşmiştir”

İZMİR (AA) – Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Mehmet Uçum, 15 Temmuz hain darbe girişimine karşı toplumun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde verdiği reaksiyon ile devletin içerisindeki antidemokratik yapının tasfiyesinin sağlandığını belirtti.

Uçum, Ege Sanayicileri ve İşadamları Derneği (ESİAD) tarafından İzmir'de bir otelde düzenlenen "Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin Yapılanması ve İşleyişi" konulu toplantıya katıldı. Mehmet Uçum, burada yaptığı konuşmada, 16 Nisan'da gerçekleşen Anayasa değişikliğinin iki partinin 15 Temmuz darbe girişimi sonrası bir araya gelerek aldığı bir karar olmadığını, bu değişikliği hazırlayan koşulların Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana yaşanan süreçlerinde önemli etkisinin olduğunu söyledi.

16 Nisan'ı tam anlayabilmek için Cumhuriyetin kuruluşuna, darbelere, muhtıralara bakılması gerektiğinin altını çizen Uçum, "16 Nisan, aktüel siyaset belgelerinin, dinamiklerinin ortaya çıkardığı bir sonuç olmaktan daha çok bir tarihsel sürecin, tarihsel dinamizmin, bir birikimci kurucu sürecinin ortaya çıkardığı bir sonuçtur. Aslında Türkiye Cumhuriyetle başlattığı kuruluşu 16 Nisan ile yeni bir aşamaya çıkarmıştır." dedi.

Uçum, toplumun siyasi partilerle ilişkisini o partilerin kendilerini hangi politik kimlik üzerinden tanımladığına göre kurmadığını, siyasi partiyle devlet ilişkisini nasıl güçlendireceğine bakarak kurduğunu bildirdi.

1961 anayasasının kurduğu kapalı yapı sebebiyle çeşitli kadrocu hareketlerin devlet içerisinde yuvalanmaya çalıştığını anlatan Uçum, bunlardan en etkili olanlardan birinin de FETÖ'cü faşist çetesi olduğunu belirtti.

– "Anti demokratik yapının tasfiyesine imkan oldu"

Uçum, toplum ile devlet arasında şeffaflığın sağlanmaması halinde kadroculuğun öne çıktığını aktararak, "Kadrocu hareketlenme sebebiyle devlet içerisinde ikili bir durum ortaya çıkmıştır. Devlet içerisinde bu kadrocu iktidarların ürettiği antidemokratik yapılar oluşmuştur, bunlara iç iktidarlar denebilir. Bu iç iktidarlar yargı, askeri, idari bürokrasi üzerinden, medya ilişkileri üzerinden kullanmışlardır. 2002'den sonra yeni bir çelişki çıkmıştır, devlet ile toplum arasındaki temel çelişki, toplumun devlete yakınlaşmasıyla beraber bir biçimde devletin içerisine girme çabasıyla beraber, devlet içerisinde bir çelişki üretmiştir. İşte buna baş çelişki diyebiliriz, o baş çelişki de 15 Temmuz gecesi çözülmüştür. 15 Temmuz aynı zamanda 16 Temmuz'dur dolayısıyla bu FETÖ'cü faşist çete bir devirme ve işgal girişiminde bulunmuş demokratik iradeyi tasfiye etmeye dönük bir çaba içerisine girmiş, Türkiye'yi güvensiz alana çevirebilecek bir kalkışma içerisine girmiştir. Bunun için ordu, emniyet, yargı, idare içerisindeki kadrolaşmasını kullanmıştır. İşte o kalkışmaya karşı bu toplumun Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde verdiği reaksiyon o baş çelişkiyi çözmüş, devlet içerisindeki antidemokratik yapının tasfiyesine imkan oluşturmuştur. Bu tasfiye milli devrimin sonucu olarak gerçekleşmiştir." dedi.

Yeni sistemle devlet ve toplumun yakınlaşmasına yönelik imkanların kullanılmasını sağladığını aktaran Uçum, 16 Nisan'ın bir reform sürecinin başlangıcı olduğunu ifade etti.

Uçum, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"16 Nisan Anayasa değişikliğindeki en önemli esas farklılıklardan birisi tasarlayıcı ve baskıcı hukuk anlayışı yerine kolaylaştırıcı ve imkan sağlayan bir hukuk anlayışının tercih edilmesidir. Anayasa değişikliği ortaya bir sorun çıktığında, kurumların iradesinden ziyade siyasi ve sosyolojik dinamiklere alan açan bir yaklaşım tercih etmiştir. Kuvvetler ayrılığını yapısal ayrılık olarak değil, işlevsel ayrılık olarak tanımlamıştır, bunun anlamı da şudur egemenlik bölünemez. Eğer 'egemenlik kayıtsız şartsız millete' ait ise milli egemenlik kimin tarafından kullanıldığı sorusuna yanıt verdiğinizde eğer demokrasiyi tercih ediyorsanız bu halkın iradesine bağlı kullanılır sonucuna varmanız lazım. Dolayısıyla milli egemenlik kavramı da bölünmez bir kavramdır. Böyle bakıldığında kuvvetler arası ilişki, yapısal ayrılık ilişkisi değil, işlevsel ayrılık şeklinde değerlendirilmiş ve egemenliğin bölünmezliği ilkesine dayanmıştır."

– "Yerli üretime dönmemiz gerekiyor"

ESİAD Yönetim Kurulu Başkanı Fadıl Sivri, altyapısı güçlü bir sanayinin Türkiye'yi nitelikli olarak büyüteceğini aktararak, şunları kaydetti:

"Sanayi uzun vadeli bir vizyondur. Özellikle katma değerli ve ileri teknolojiye dayalı üretim, ekonomik ve sosyal refahın geniş tabana yayılmasını sağladığı gibi toplumsal ilerleme ve bilgi toplumuna dönüşme yolunda ön ayak olur. Finansmana erişimin güçleştiği, ekonomik verilerin endişe yarattığı bu dönemde, ülke olarak Yeni Ekonomi Programımız ile birlikte yerli üretimi destekleyici, cari açığı azaltıcı sektörlerde yatırımların önünü açacak ve mevcut sanayiciyi, girişimciyi destekleyen yeni bir reform gündemine dönmemiz gerekiyor. Bütçe disiplini ve kamuda alınacak tasarruf önlemleriyle birlikte adil vergi sisteminden sosyal güvenliğe, tarımsal kalkınmadan Ar-Ge’ye ve teknoloji dönüşümüne bir dizi alanda nitelikli sanayi üretimini tetikleyen yapısal önlemler ile ülkemizin sürdürülebilir bir ekonomi modeline geçmesi en önemli hedefimiz olmalıdır."

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?