“Doğru yazılım kur riskinden korur”

İSTANBUL (AA) – Univera Genel Müdürü Cüneyt Ersin, işletmeler için tamamını yerli kaynaklarla geliştirdikleri tedarik, üretim, depolama, satış ve lojistik süreçlerine dair çözümlerle pek çok sektörde verimlilik artışı sağladığını belirterek, "Özellikle kur dalgalanmasının bu derece olduğu bir ortamda, doğru yazılım sizin için büyük rekabet avantajı yaratabilir. Doğru yazılım kur risklerinden korur." dedi.

Ersin, bu sene 18'incisi düzenlenen Univera Teknoloji Günü'nde (UTG), etkinliğe ve Univera'ya ilişkin açıklamalarda bulundu.

Bu yıl, "Entegre ekosistemler ve sürdürülebilirlik" temasıyla gerçekleştirdikleri Univera Teknoloji Günü'nde yüzlerce sektör profesyonelini ağırladıklarını anlatan Ersin, bu yıl organizasyonda dijital dönüşüm ve inovasyon konusuna odaklandıklarını söyledi.

Geliştirdikleri yerli yazılımlarla Türkiye ekonomisine katkı sunduklarını anlatan Ersin, şöyle konuştu:

"Biz aynı zamanda bir yazılım Ar-Ge merkeziyiz. Tamamen Türkiye’de kendi ürettiğimiz bir yazılım platformu üzerinde satış otomasyonu, lojistik ve servis yazılımları üretiyoruz. Geçen yılı 140 milyon liranın üzerinde bir ciroyla tamamladık. Bu yazılımları biz Türkiye’de kendi imkanlarımızla geliştirerek her yıl 25-30 milyon dolarlık bir rakamın ülkemizde kalmasını sağlıyoruz. Yerli yazılımlar üretmemiz nedeniyle ülke ekonomisine ciddi bir katma değer sağlıyoruz."

  • "Doğru yazılım büyük rekabet avantajı yaratabilir"

Ersin, 1992 yılından bu yana yerli teknoloji çözümleri ürettiklerini, İzmir’de 20 metrekarelik bir ofiste temellerini attıkları Univera’nın bugün 160 kişiye istihdam sağlayan ve 26 ülkeye ihracat yapan bir Türk yazılım şirketine dönüştüğünü belirterek, Türk yazılım ekosisteminin gelişimine destek sunmaktan gurur duyduklarını söyledi.

Ürettikleri satış otomasyon ve servis yazılımları ile firmalara verimlilik artışı sağladıklarını belirten Ersin, şirket olarak önemli bir sorumluluk üstlendiklerini aktardı. Ersin şöyle konuştu:

"Biz tamamen verimliliğe odaklanmış bir şirketiz. Sahadaki satışları artırıyoruz, şirketlerin lojistik hareketlerini izliyoruz. Bir yandan satış sonrası servis ağlarını kontrol ediyoruz. Bizim şirketlere en büyük vaadimiz şu: "Yazılımımızın sağlayacağı verimlilik artışıyla eskiden 10 liraya ürettiğiniz bir malı, birkaç yıl sonra 8 liraya, ondan sonra belki 7 liraya, 6,5 liraya üretebileceksiniz. Özellikle kur dalgalanmasının bu derece olduğu bir ortamda doğru yazılım sizin için büyük rekabet avantajı yaratabilir. Doğru yazılım kur risklerinden korur diyebiliriz."

– "Tarladan tüketiciye kadar bütün süreçleri izleyebiliyoruz"

Ersin, Univera’nın cirosunun yüzde 12’sini ihracattan elde ettiğini ifade ederek, bu rakamı yüzde 45 seviyesine çıkarmayı hedeflediklerini söyledi.

İzmir merkezli bir firma olmaları nedeniyle birçok sektörün yanı sıra tarım ekonomisine yönelik yazılımlar geliştirdiklerini anlatan Ersin, "Uçtan uca, tarladan tüketiciye kadarki bütün süreçleri izleyebiliyoruz ürettiğimiz çözümlerle. Diyelim ki bir tüketici problemi oldu, geriye dönüp hangi tarladan üretildiğini bulmak mümkün. Hangi mahsuldendi, tarım ilacı kullanıldı mı kullanılmadı mı? Bunların hepsine bakmak bizim geliştirdiğimiz yazılımla mümkün." dedi.

Tarım konusunda uçtan uca yazılımlar geliştirdiklerini anlatan Ersin, "Bizde şu anda nesnelerin interneti (IoT) teknolojisi uygulamada. Bir tarlanın ne zaman ne kadar suyla sulanması gerektiğinden, hangi ilaçların kullanılması gerektiğine kadar pek çok şeyi yazılımlarla kontrol edebiliyoruz. Ancak bu sizin otomasyona yatırım yapmanızla ilgili." bilgilerini verdi.

  • League of Legends Türk yazılımıyla saha araştırması yapıyor

ABD’li Riot Games’in League of Legends oyununun Türkiye’deki saha araştırmaları konusunda kendileriyle çalıştığını aktaran Ersin, "Yazılım üreten bir şirket saha araştırması konusunda bizim yazılımlarımızı tercih ediyor. Oyunun daha çok nerelerde oynandığı, oyunun hangi internet kafelerde oynandığı ve oyunseverlerin oyundan beklentileri gibi verileri bizim Quest yazılımımız aracılığımızla topluyor." bilgisini verdi.

  • "Dünyanın en iyi yazılımı" seçildi

Cüneyt Ersin, faaliyet alanlarının en büyük sektörel otoritesi olan The Promotion Optimization Institute’nin (POI) Univera’yı mobil kategoride dünyanın en iyi yazılımı seçtiğini de sözlerine ekledi. Ersin, Logistic Tech Europe dergisinin de Univera yazılımını dünyanın en iyi 10 lojistik teknolojileri uygulaması arasında gösterdiğini kaydetti.

  • "Her firmanın odaklandığı şey verimlilik"

Univera Müşteri Hizmetleri Müdürü ve İcra Kurulu Üyesi Özge Akbaba da tedarik zincirinde uçtan uca çözüm sağlama hedefiyle çalıştıklarını belirterek, müşterinin taleplerini çok iyi bilmelerinin kendileri için saha avantajı sağladığını söyledi.

Müşterilerinin teknoloji çözümlerini ideal şekilde kullanmayı istediğini anlatan Akbaba, şunları kaydetti:

"Geliştirdiğimiz çözümlerle müşterilerimize en az yüzde 15 verimlilik artışı sağladığımızı söyleyebilirim üretim alanında. Lojistik ve depo alanında da bu oran yüzde 20’lere kadar çıkıyor. Dolayısıyla her firmanın odaklandığı şey verimlilik. Biz de sistemlerimizde aslında bu verimliliği sağlamaya çalışıyoruz.”

Univera Teknoloji Günü, sektöründe lider birçok firmaya ait başarı hikayeleri ve dijital dönüşüm yolculuklarına sahne oldu. Etkinliğin bu yılki özel konuşmacısı CNN Türk Ekonomi Editörü Cem Seymen, yeni ekonomide entegre ekosistemler ve sürdürülebilirilik konusunda bir sunum yaptı.

Seymen, ekonominin temel dinamiklerinin artık yüksek teknolojiyle yönetildiğine dikkati çekerek Türkiye'nin gelecekte kalkınabilmesi için her alanda yetenekli çocukların keşfedilmesi gerektiğini, öğrencilerin kodlama, algoritma ve yapay zeka eğitimi alması gerektiğini söyledi.

Makineler yerli yazılımlarla akıllanacak

ANKARA (AA) – GÖKSEL YILDIRIM – Türk makine sektörü, büyük veri, yapay zeka ve yazılım tabanlı çözümlerle desteklenmiş katma değeri yüksek ürünlerle uluslararası pazarlarda önemli bir oyuncu olmayı hedefliyor.

Türkiye'de imalat sanayisinin önde gelen makine tedarikçilerinden Tezmaksan Makina, geliştirdiği yazılımlarla makinelerin ömrünü ve verimliliğini artırıyor.

"Kapasitematik" ile işletme sahiplerine internet olan her ortamdan makinelerini takip etme imkanı sunan şirket, gelecek dönemde yazılım tabanlı yeni çözümleri hayata geçirmeye hazırlanıyor.

Şirket, son olarak TÜYAP tarafından, Takım Tezgahları Sanayici ve İşadamları Derneği iş birliği ve Makina İmalatçıları Birliği desteğiyle düzenlenen MAKTEK Konya Fuarı'nda bu konudaki ürün ve kabiliyetlerini sergiledi.

Tezmaksan İnovasyon ve İleri Teknoloji Teknik Çözüm Mühendisi Muhammet Bozkır, AA muhabirine, Türkiye'de robot otomasyon sistemleri anlamında önemli bir potansiyel bulunduğunu, bunu gören üreticilerin de önemli hazırlıklar yaptıklarını söyledi.

Yakın zamanda Türkiye'de sanayide robot kullanım oranının 2 katına çıkmasını beklediklerini belirten Bozkır, bu gelişmeyi de dikkate alarak robot otomasyonu ve Endüstri 4.0 ihtiyaçlarına yönelik hazırlıklar yaptıklarını bildirdi. Bozkır, şöyle konuştu:

"Endüstri 4.0'a tam anlamıyla geçmek için otomasyona doymanız gerekiyor. Ondan sonraki aşama için de hazırlıklarımızı yapıyoruz. Şu anda büyük veri ve yapay zekayla alakalı çalışmalarımız devam ediyor. Onunla ilgili makinelerden veri almaya başladık, bu verilerle öğrenme aşamasına geçtik. Bu bir süreç, yapay zekayla artık karar verebilen makinelerle ilgili bir problem oluşacağında önceden kendisini düzeltebilen, yönetebilen yazılımlar geliştireceğiz. Makinelerin karar verebilmesini sağlayan yazılımlar üzerinde çalışıyoruz. Bunun nasıl yapılacağı, insan kaynakları planlamasının nasıl olacağına yönelik yönetimimiz kararlarını aldı. Sıralı şekilde bunları hayata geçireceğiz. Tezmaksan'ın amacı yurt içinde, bunun yanında dünyaya da açılan bir teknoloji ve yazılım firması olmak. Makine sektöründen gelen köklü bir firmayız. 40 yıldır makine sektörü içindeyiz. Bu bilgi birikimiyle teknolojiyi makinelerdeki yazılımlarla birleştirmeyi, bu konuda öncü firmalardan biri olmayı hedefliyoruz."

  • "Büyük zararların önüne geçilecek"

Bozkır, büyük veri, yapay zeka gibi teknolojiler üzerine inşa edilecek yazılımlarla üretimin başından sonuna kadar karar verebilen, süreci verimli ve maliyet etkin hale getiren mekanizmalar oluşturulacağını dile getirdi.

Makineleri oluşturan alt sistemlerin ve parçaların belli bir ömrü bulunduğunu ve sürekli kontrol edilmeleri gerektiğini anlatan Bozkır, "Bunlar kırıldığında tezgaha çok büyük zararlar verebilirsiniz. Bununla ilgili körelmeyi, aşınmayı anlayabilen ve takımın kırılmasını engellemeye dönük kontrol sistemlerimiz olacak. Parçayı keserken en iyi şartlara göre kesim yapan sistemler geliştireceğiz. Bununla ilgili de veriler toplamaya başladık. Önce büyük veri dediğimiz kısmı hazırlayacağız, sonra yapay zeka kısmına geçip karar mekanizmasını oluşturacağız." dedi.

  • "Çok daha başarılı işler çıkabilir"

Muhammet Bozkır, makine teknolojilerinin aksine makinelere yön verecek yazılımlar konusunda Türkiye ile diğer ülkeler arasında çok büyük bir makas bulunmadığını vurguladı.

Dünyadaki lider makine üreticilerine yazılım konusunda destek veren Türk bilim insanları bulunduğuna dikkati çeken Bozkır, şunları kaydetti:

"Büyük veri, yapay zeka, yazılım konularında pazara hakim olabilmiş kimse yok. Türkiye, bu konuda dünyaya yazılım satan, makine teknolojilerine entegre çalışan altyapılar oluşturan bir ülke haline gelebilir. Devlet de bu konuda teknoparkları destekliyor. Bu destekler artarsa çok daha başarılı işler çıkabilir. Makine teknolojilerine entegre yazılımlar üreten, bunları dünyaya satan bir ülke haline gelmemiz çok da zor değil. Türkiye bu alanda teknoloji üreten bir ülke olabilir. Katma değeri yüksek, ülkeye döviz getirecek yazılım ve sistemler geliştirebiliriz. Bu sayede de 10 bin avroya aldığımız bir ürünü entegre ettiğimiz yazılımlarla 15 bin avroya satabiliriz. Böyle bir ülke konumuna gelebiliriz. Kaçırdığımız zamanı telafi edebilmek için var olanı değil, yapılmamış olanı hedeflersek çok daha büyük mesafeler alabiliriz. Yapay zeka, büyük veri, karar verebilen sistemler konusunda hala pazarda büyük paylara ulaşılabilmiş değil. Bu pazardan pay alabiliriz."

Gaziantepli kadın girişimciden 9 ülkeye yazılım ihracatı

GAZİANTEP (AA) – AYSU BİÇER- Gaziantep'te 13 yıl önce 30 metrekarelik ofiste çalışmalarına başlayan kadın girişimci, geliştirdiği yazılımları aralarında ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya'nın da yer aldığı 9 ülkeye ihraç ediyor.

Kendisini girişimci, yazılımcı ve işletmeci olarak tanıtan Nalan Kurt, AA muhabirine, çocukluğundan bu yana bilgisayar programlarına ilgisinin olduğunu, üniversitede de bilgisayar programcılığı ve işletme eğitimi aldığını söyledi.

Üniversite yıllarında çalışma hayatına atıldığını anlatan Kurt, "Bu dönemde girişimcilik dersleri de aldım. Birkaç arkadaşımla hacker olma hayaliyle sabahlara kadar çalışırdık. Hatta herkes internet kafelerde bulurdu beni, arkadaşlarımla da burada randevulaşırdık. Bu yüzden de birçok arkadaşım benimle ilişkisini koparmıştır." dedi.

Üniversiteden mezun olur olmaz kendi işini kurmak için kolları sıvadığını belirten Kurt, "Tabi başlar başlamaz bilişim sektöründe kesinlikle çalışmamı istemeyen bir baba engeliyle karşılaştım. Uzun süren ikna çabalarından sonra kendime 30 metrekarelik bir ofis tuttum. Birkaç sandalye, bir masa ve bir diz üstü bilgisayarla hayalini kurduğum işi yapmaya başladım." diye konuştu.

Kısa sürede sebze halinden köy muhtarına, nakliyattan anaokuluna kadar birçok farklı sektörde faaliyet gösteren kişi ve kuruluşlara yazılım ve programlama konusunda altyapı hizmeti verdiklerini anlatan Kurt, yapay zeka teknolojisinden yararlanarak yazılımlarını her geçen gün geliştirdiklerini kaydetti.

  • 9 ülkeye yazılım satıyor

Kurt, geçen yıl itibarıyla bayilik yapısına geçtiklerini, Türkiye ve yurt dışında toplam 65 bayiliklerinin olduğunu dile getiren Kurt, şöyle devam etti:

''Gaziantep'ten başladık ama şirketimizi dünya çapında faaliyet gösteren bir şirket yapma sözünü kendimize verdik. Sektörden edindiğimiz tecrübemizi de katarak, kullanıcı hatalarını en aza indirmek adına uygulamalarımızı bulut teknolojisi ile yazmaya karar verdik. Sistemlerimizde yapay zeka teknolojilerinden tutun birçok yeni interaktif çözümler kullandık. En son ocak ayında bizim için hayal olan bir projeyi gerçekleştirdik ve Kaliforniya'ya e-ticaret yazılımı sattık. Şu ana kadar aralarında ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya gibi ülkelerin de olduğu 9 ülkeye e-ticaret ve e-ihracat yazılımı sattık.''

Her alanda olduğu gibi bilişim sektörüne de kadın eli değince verimliliğin arttığına dikkati çeken Kurt, ''Artık kadınlardan yazılımcı çıkabileceği idrak edilsin istiyorum. Ben bunun zorluğunu işe yeni başladığımda çok gördüm. Başta baba engeliyle karşılaştım. Sonra çevremdekiler 'kadın başınla erkek işine girme', 'kadından yazılımcı olmaz' dedi ancak şu an geldiğim noktada pes etmemenin ve inandığın işi yapmanın meyvelerini topluyorum.'' şeklinde konuştu.

Boeing 737 MAX için bir yazılım güncellemesi duyurdu

İSTANBUL (AA) – ABD'li uçak üreticisi Boeing firması, 737 MAX tipi uçakların Manevra Karakteristikleri Takviye Sistemi (MCAS) yazılımı için bir güncelleme duyurdu.

Boeing Ticari Uçaklar Ürün Geliştirme Başkan Yardımcısı Mike Sinnett, basın mensuplarıyla gerçekleştirdiği telekonferansta, 737 MAX tipi uçakların Hücum Açısı (AOA) sensörlerinin, uçakların yunuslama istikrarını desteklemek amacıyla tasarlanan MCAS yazılımına yanlış veri sağlaması durumunda ek güvenlik katmanları sağlayacak bir güncellemenin tamamlandığını açıkladı.

Sinnett, manuel uçuş sırasında uçağın flapları açıkken ve yüksek hücum açısında devreye girmek üzere tasarlanan MCAS yazılımının analiz, laboratuvar testi ve simülatör doğrulamasından geçtiğini belirtirken, güncellemenin ayrıca uçuş sırasında sertifikalandırma testi için Federal Havacılık İdaresi (FAA) temsilcileriyle birlikte iki test uçuşunun gerçekleştirildiğini bildirdi.

Güncelleme ile birlikte ek güvenlik katmanlarını da açıklayan Sinnett, "Uçuş kontrol sistemi, bundan böyle iki hücum açısı sensörünün girdilerini karşılaştıracaktır. Flaplar kapalı olduğu halde sensörler arasındaki uyuşmazlık 5,5 derece veya daha fazlaysa, MCAS devreye girmeyecektir. Uçuş güvertesindeki bir gösterge pilotları duruma dair bilgilendirecektir." ifadelerini kullandı.

MCAS'ın normal olmayan koşullarda devreye girmesi halinde her yüksek hücum açısı durumunda yalnızca bir girdi sağlanacağını kaydeden Sinnett, "MCAS’ın birden fazla girdi sağlayacağı bilinen veya öngörülen başarısızlık koşulları mevcut değildir." diye konuştu.

Güncellemelerin anormal uçuş koşullarında mürettebatın iş yükünü azaltacağını öne süren Sinnett, "MCAS, hiçbir zaman pilotun kolu geri çekmesiyle tersine çevirebileceğinden fazla dengeleme girdisi sağlamayacaktır. Pilotların her zaman MCAS’ın etkisini geçersiz kılarak uçağı manuel olarak kontrol etme yetisi bulunacaktır." dedi.

Sinnett, firmanın 21 gün süren pilot eğitimine de ilgili güncellemenin yansıtıldığını söylerken, onaylanmasının ardından güncellemeye tüm 737 MAX pilotlarınca erişilebileceğini ifade etti.

  • Tazminatlar yolda

Boeing 737 MAX-8 tipi uçakların 5 ay içerisinde Endonezya ve Etiyopya'da iki kazaya karışması üzerine aralarında Türkiye, ABD, Rusya ve İran'ın da bulunduğu pek çok ülke hava sahalarını 737 MAX-8 ve 737 MAX-9 tipi uçaklara kapatmıştı.

ABD'de hakkında soruşturma da başlatılan Boeing konuya ilişkin çeşitli açıklamalar yapmış, uçuşların durdurulmasının yerinde bir karar olduğunu ve güvenliği artırmak için bir güncelleme yapacağını duyurmuştu.

Norwegian Air havayolu firması Boeing'e hava sahalarının kapatılması sonrası uçuş iptalleri gerçekleştirmek zorunda kaldığı için tazminat davası açacağını duyururken diğer hava yolu firmalarının da benzer bir yol izlemesi bekleniyor.

Bakan Selçuk AA Editör Masası'na konuk oldu

ANKARA (AA) – Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, dershanelere ilişkin, "Okullarımızda bu ihtiyaç nasıl giderilir ile ilgili bir çalışmamız var, bu bitti. Mevcut okullarımızdaki destek kurslarının iyileştirilmesiyle ilgili çok yönlü bir modelleme çıkardık." dedi.

Selçuk, Anadolu Ajansı (AA) Editör Masası'nda gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

Türkiye'deki okullarda öğrenme düzeyleri arasında yüksek fark olduğuna değinen Selçuk, iyi imkanlara sahip olan ve olmayan okullar arasındaki farkın fazlalılığına ve bunun azaltılması gerektiğine vurgu yaptı. Selçuk, aksi halde kamuoyunda "Şu okula gitmek istiyoruz." düşüncesiyle belli okulların işaret edileceğini, bunun da sınav ihtiyacını ortaya çıkaracağını ifade etti.

Selçuk, "Bu fark azalmazsa sınav ve sınav baskısı azalmaz. Okullardaki öğrencilerimizin öğrenme farklılıkları arasında yüzde 30'un üstünde fark var. Bu fark azalmazsa o fark da azalmaz. Bizim işimiz bu farkı azaltmak. Biz bunu yapıyoruz ve azaltmaya başlıyoruz." diye konuştu.

Farkı azaltmak için "regülasyon politikası" uyguladıklarını aktaran Selçuk, "Mevcut durumda yapılabilecek işler var ama onlar henüz yapılmadığı için bu düzenlemeler olduğunda bu fark zaten kısmen azalacak. Bir kısmı yatırım bütçesiyle ilgili. Belli yatırım politikaları uygulanmazsa bu fark azalmaz. Bu kısımla ilgili de genel ekonomik durum çerçevesinde değerlendirmeler yapıyoruz." dedi.

  • "Her bir öğrenciye rehberlik yapılıyor"

İyileşmeye paralel olarak dershane talebinin azalacağını vurgulayan Selçuk, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Okullarımızda bu ihtiyaç nasıl giderilir ile ilgili bir çalışmamız var, bu bitti. Mevcut okullarımızdaki destek kurslarının iyileştirilmesiyle ilgili çok yönlü bir modelleme çıkardık. Bu öğretmenlerimizin birtakım eğitimleri alması, kendi okulunda değil de başka okulda derse girmesi, kaynak ihtiyacının temin edilmesi, bu öğretmenlerimize soru ve benzeri konularda sürekli olarak destek verilmesi, ulusal deneme sınavları yapılması, yazılım marifetiyle her çocuğun düzeyinin belirlenmesi… Bu düzey belirlendikten sonra çocuğa özgü kişisel olarak yazılım, bir yıllık yol haritası çıkarıyor. 'Hangi hafta neyi yaparsan hangi puanı alırsın' diyor. Program, bunu anlık olarak dönüştürüyor. Diyelim ki çocuk az çalıştı, program, 'bu hızla gidersen şu olur.' diyor. Çocuk belirli konuyu yapamadı soru çözerken, yazılım şunu yapıyor, 'Sen bunu geçen seneki yedinci ünitedeki eksikliğinden dolayı yapamıyorsun'. Bunu onun önüne hazır getiriyor. O konuyu çalıştırıyor çocuğa, çağrı merkezi vasıtasıyla velilere destek olunuyor. Her bir öğrenciye rehberlik yapılıyor."

  • "Tüm derslere ilişkin video kütüphane oluşturuyoruz"

Öğrencilerin çok sevdikleri bazı derslerin öğretmenlerini seçtiklerini belirten Selçuk, "Onlarla tüm derslere ilişkin video kütüphanesi oluşturuyoruz. Türkiye'nin çok yetkin öğretmenlerini seçiyoruz. Diyelim ki fizik konusunda, onun bütün yıl boyunca var olan içerikleri, müfredatı sunmasını istiyoruz. Herkese bir fırsat eşitliği sağlıyoruz. Bu videolar şu anda hazırlanıyor. Biz bunu herkese ücretsiz açacağız. Mezunlar, vatandaşlar… Ücretsiz olarak, mobil olarak, bir IP tv üzerinden ya da başka yerden. Bunun senaryoları hazırlandı. Bunu ortaöğretimin iyileştirilmesi meselesi olarak görüyoruz." ifadelerini kullandı.

Selçuk, çocukların buna ihtiyaç duyma nedenlerine ilişkin ise şu değerlendirmelerde bulundu:

"Bu ihtiyacı biz yok sayamayacağımıza göre biz bunu nasıl doyuracağız. Biz bunun sahici karşılığını veriyoruz. Çocuğa hafta sonu sadece 'kursa git' biçiminde değil de istersen mobil, istersen video kütüphanesi olarak, istersen kaynak olarak, istersen okulunda ders olarak ama sana rehberlik ederek, ailenle temas ederek, senin devamını, devamsızlığını izleyerek… Bunu bir ekosistem üzerinden ve Türkiye'nin en iyi soru hazırlayan ekibiyle çalışıyoruz. Bir akademik kurulla beraber çalışıyoruz. Çocuğun karşılaşabileceği en iyi içerik ve dersler. Bunların hepsi yükseköğretime oryantasyon da olmalı. Aksi takdirde biz bunu sadece bir dershane meselesi olarak görürüz. Bunu çocuğun çok yönlü gelişmesi olarak değerlendiriyoruz."

  • "Ciddi bir izleme, değerlendirme sistemi kurduk"

Merdiven altı dershane uygulamaları konusunda nasıl bir denetim mekanizmasının işletildiğine yönelik soru üzerine Selçuk, "merdiven altı" diye tabir edilen şeyin, sistemden bağımsız her zaman var olduğunu söyledi. Merdiven altı olmakla yapılan bu iş arasında doğrusal bir ilişkinin değil dolaylı bir ilişkinin olduğunu ifade eden Selçuk, şunları kaydetti:

"Bunun ne şekilde olacağı, nasıl olacağı elbette bir tahmin gerektiriyor. Tahminlerimiz var. Bu konuyla ilgili Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatı sonrasında bizim için önemli olan şey, mevcut durumdaki ihtiyaçları tümüyle tatmin etmek ve geri kalan istisnai durumları, diyelim ki merdiven altı ya da başka türlü, bu idare hukukunun ya da ceza hukukunun konusu olarak bir takibat sistemine de tabi tutulacak. Henüz daha netleşen bir durum söz konusu olmadığı için bu bir kabine meselesi. Sadece Milli Eğitim Bakanlığının kendi başına karar verebileceği bir konu değil. Bununla ilgili çok ciddi bir izleme, değerlendirme sistemi kurduk. Hayata geçirmek için bekliyoruz. Bunun nasıl olacağına ilişkin ayrıntıları ileride vereceğiz. Velilerimizin şunu çok iyi bilmesi gerekiyor. Bu konuyla ilgili çalışmalarımız çok yoğun olarak sürüyor. Bir mağduriyet yaşamamaları için de tedbirli olmaları yönünde fayda var."

(Sürecek)

Genetik hastalıklar 1 saatte öğrenilebilecek

İZMİR (AA) – HALİL ŞAHİN – Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Tıbbi Genetik Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Onay, günler süren genetik tanı sonuçlandırma sürecini, ürettiği hızlı test kiti ve yapay zekalı yazılımla 1 saate düşürdü.

Testin süresi, hızlı tanı konulması, hastalıkların tedavi yöntemlerinin belirlenmesi, gereksiz cerrahi müdahalelerin yapılmaması açısından önem taşıyor.

Prof. Dr. Onay, üniversitenin teknoparkında kurduğu şirkette genetik hastalıkların belirlenmesinde kullanılan testlerin standardizasyonu ve sürelerinin yerli imkanlarla kısaltılması konularında çalışma yürütüyor.

Onay, AA muhabirine yaptığı açıklamada, DNA'da meydana gelen hasarlara bağlı oluşan genetik hastalık sıklığının son derece yüksek olduğunu söyledi.

Bu hastalıkları tanımanın tedavi açısından önem taşıdığını kaydeden Prof. Dr. Onay, hastaların yıllarca tanı için beklediğini dile getirdi.

Genetik test sürecinin uzunluğuna dikkati çeken Onay, yaptıkları çalışmalarla testlerin çok kısa sürede sonuçlanmasını sağlamayı başardıklarını anlattı. Onay, şöyle devam etti:

"Genetik tanı süreci minimum 20 günlük bir süre. Biz bunu geliştirdiğimiz teknolojiyle dünyada ilk defa 1 saat bandına çektik. Bu 1 saat içinde genetik testin yanında otomatik raporlama sürecini de tamamlamış oluyoruz. DNA'yı elde ettikten sonra kitleyi çok hızlı şekilde istediğimiz gen bölgesine ayrıştırıyoruz. Ardından dizi analizini gerçekleştiriyoruz. Sonrasında yine kendi ekibimizin dahil olduğu yazılımlar sayesinde bunları bulutta otomatik analiz edip, otomatik raporluyoruz. Test kiti ve buradaki yazılım bize ait. Yazılımın, yapay zeka algoritmalarını kullanarak kendini geliştirmesi de çok önemli."

  • "Oyun kurucu durumuna geldik"

Genetik hastalıklardaki çözümün Türkiye'de yapılmasının önemine değinen Onay, şunları kaydetti:

"Bu noktada bir oyun kurucu durumuna gelmiş bulunuyoruz. Yazılım şirketimiz Gene2info'nun ABD'de merkezi var. Bu sayede global ilaç firmalarıyla çalışma şansı bulduk. Şu anda 4 genetik hastalık için hızlı tanı kiti geliştirdik. Bu sayı her geçen gün artacak. İlaç firmalarıyla kontak halindeyiz. Bunlardan 2'si ülkemizde en sık gözlenen ailesel Akdeniz ateşi ve Akdeniz anemisi. Diğer ikisi de dünyada en sık genetik test yapılan kistik fibrozis ve ailesel meme kanseri. Onların tedavisi olan hastalıklarına yönelik bazı kitler geliştirme süreci içindeyiz."

Prof. Dr. Onay, kullanıma hazır hale gelen hızlı test kitinin, bazı rahatsızlıklarda ameliyat şeklinin belirlenmesi açısından da büyük önem taşıdığını sözlerine ekledi.

  • Onay'ın genetik çalışmaları

Çalıştığı üniversitede edindiği 100 bine yakın genetik test tecrübesini kullanarak çeşitli çalışmalar yürüten Prof. Dr. Hüseyin Onay, daha önce yerli imkanlarla "süper hızlı DNA temelli kişi tanımlama", kalıtsal meme kanseri, genetik tanı koymanın zor olduğu hemofili hastalığının tespitine yönelik "ilk" test kitlerini geliştirmişti. Onay, yenidoğan genetik taramasında da hızlı ve ucuz bir sistem elde etmişti.

Estonya'dan yazılım atılımı

İSTANBUL (AA) – GÖKHAN YILDIZ – Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Türkiye- Estonya İş Konseyi Başkanı Mehmet Güneş,"Estonlar her yıl yaklaşık 12 tane yazılım programını Amerika'nın Silikon Vadisi'ne ihraç ediyorlar." dedi.

AA muhabirine açıklamalarda bulunan Güneş, Estonya'da yatırımcılar için fırsat konumundaki sektörlerin kimya ve otomotiv olduğunu hatırlatarak Estonların yazılım ve startup konularında çok iyi olduklarını söyledi.

Güneş, "Örneğin 10 yıl önce Skypenin yazılımını Estonlar yaptı. Estonlar her yıl yaklaşık 12 tane yazılım programını Amerikan Silikon Vadisi'ne ihraç ediyorlar." şeklinde konuştu.

Estonların Latitude59 diye bir program yaptığını kaydeden Güneş şunlara vurgu yaptı:

"Dünyanın her yerinden yaklaşık 2 bin katılımcı geliyor. Her yıl oraya heyet getiriyoruz. Bu yıl da heyet götürmeyi hedefliyoruz. Heyetler, yazılımcılar, startuplar ve oradan Avrupa'ya açılmak isteyen Türk girişimciler söz konusu. Estonya kurumlar vergisi yüzde sıfır olan bir ülke. Shengen bölgesinde yer alması ve Avrupa Birliği üyesi olması sebebiyle bir fırsat kapısıdır. Gelişmiş ve birinci sınıf Avrupa Birliği üyesi. Kişi başı 18-19 bin dolar milli geliri var. Estonya küçük bir ülke ama özellikle startup, yazılım ve Avrupa'ya açılım konusunda fırsat kapısı olarak kullanılabilecek bir ülkedir."

  • " Ticaretin 500 milyon dolar olmasını hedefliyoruz"

Türkiye'nin Estonya'ya ihracatının 80 milyon dolar ithalatının ise 220 milyon dolar toplam dış ticaret hacminin 300 milyon dolar olduğunu belirten Güneş, "İleriki yıllarda ticaretimizin, ihracat olmak kaydıyla yaklaşık 500 milyon dolara çıkmasını hedefliyoruz." açıklamasında bulundu.

"Türkiye'de bazı firmalar yaşadıkları birtakım sıkıntılardan dolayı ihracat yapamıyor. Estonya'ya yönelik bir açılım sağlanırsa, ki sağlanacağına inanıyorum, bunun önü açılabilir. Estonya'da şu anda Türk girişimcisi yaklaşık 20-30 tane." diyen Güneş, Avrupa'nın belli bir kesimindeki milliyetçilik akımlarının Estonya'da olmadığını belirterek, "Tam tersine Türklere karşı Estonlar gayet iyi bir yaklaşım içerisindeler. Türklere karşı önyargını değiller. Avrupa'nın belli noktalarında gördüğümüz sıkıntıları Estonya'da görmüyoruz." ifadelerini kullandı.

  • "Türklerin Estonya'da 200'den fazla girişimi var"

Estonya'nın Ankara Büyükelçisi Marin Mottus ise Estonya'nın orman ürünleri konusunda tecrübeli, yemek sektöründe ise iddialı olduğuna dikkati çekti.

Türklerin iletişim,teknoloji ve IT sektörlerinde Estonya'nın potansiyelinin farkında olduğunu hatırlatarak şöyle devam etti:

"Estonya'daki yatırımcılar genelde İskandinav ülkelerinden veya Almanya'dan. Türklerin çoğu ülkemizden oturum hakkı alıyor. Estonya'daki Türk girişim sayısı ise 200'e ulaşmış durumda."

Sağlık Bakanlığından inmeye özel müdahale

ANKARA (AA) – YEŞİM SERT KARAASLAN – DUYGU YENER – İnme tanısı konulan hasta, 112 ambulanslarınca en yakın hastane yerine, Sağlık Bakanlığı tarafından tanımlanan özel ya da devlet bünyesinde hizmet veren inme merkezlerine götürülecek.

AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünce, ülke genelinde özel ve devlet hastaneleri bünyesinde hizmet verecek inme merkezleri belirleniyor.

Acil Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünce, 112 bünyesinde komuta kademesinde ve sahada görev yapan 4 bin sağlık personeline inme eğitimleri verildi. Eğitim verilen sağlık personeli sayısı 35 bine çıkarılacak. Eğitimler sonrasında, 112'ye bir bildirim geldiğinde bu personel, inmeye ilişkin skalaya göre hastalık tanısını koyacak ve belirlenen inme merkezleriyle temas kurarak, hastayı doğrudan bu alanda hizmet veren merkeze götürecek.

  • Özel yazılım geliştirildi

Sağlık Bakanlığı tarafından 2019'da kademeli olarak geçilecek ambulanslarda tablet uygulaması kapsamında, inme tanısı konduktan sonra ilk 4,5-6 saat içinde tedaviye başlanabilmesi, zaman kaybı yaşanmaması amacıyla yazılım geliştirildi.

Ambulanslarda hastaya ilk müdahale edildiğinde yapılan nabız, EKG gibi uygulamaların sonuçlarının anlık olarak ambulansın gideceği hastanenin ilgili birimine ve aynı anda Komuta Kontrol Merkezine ulaştırıldığı sistem sayesinde, komuta merkezince ambulans personeline talimat verilerek, müdahale için yönlendirme yapılacak.

Ambulans, inme tanısından sonra hastayı, en yakın hastaneye değil Bakanlık tarafından tanımlanmış özel ya da devlet bünyesinde hizmet veren inme merkezi ya da inme birimine götürecek. Tablet uygulamasıyla da hastanın yönlendirileceği merkeze, daha ambulanstayken hastaya ilişkin bilgi ve bulgular iletilecek.

  • "İnme merkezleri, Türkiye genelinde yaygınlaştırılacak"

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, ölüm nedenleri arasında inmenin ilk sıralarda yer aldığını belirterek, inmeye bağlı ölümlerin önlenebilmesinde ilk saatlerde yapılacak müdahalenin hayati önem taşıdığını vurguladı.

Koca, inmeye daha kısa sürede müdahale edilebilmesi için "inme merkezleri" adı altında çalışma yürütüldüğünü belirterek, "Bu kapsamda Kamu Hastaneleri Genel Müdürlüğüne bağlı 15 sağlık tesisinde inme ünitesi, 16 sağlık tesisinde inme merkezi hizmet vermektedir. İnme merkezleri, Türkiye genelinde yaygınlaştırılacak ve bu alanda eğitim verilen sağlık personeli sayısı artırılacak." bilgisini verdi.

İstanbul ve Ankara'da bulunan inme ünitesi ve inme merkezlerinin sayısının da yükseltileceğini anlatan Koca, "Bu kapsamda öncelikle 112 Acil sağlık personeline inmeye müdahaleye ilişkin eğitim verildi. Bu eğitimlerin sayısı artırılacak. Şu an için İstanbul'da yaklaşık 4 bin personel eğitim aldı." diye konuştu.

  • İnme nedir?

İnme, beynin bir kısmının oksijen bakımından zengin kan akışının engellenmesi ile oluşan hasarlanması olarak tanımlanıyor.

Dünyada her yıl 15 milyon kişinin inme geçirdiği, 5 milyon kişinin inme nedeniyle hayatını kaybettiği ve 5 milyon kişide inmeye bağlı kalıcı engel geliştiği ifade ediliyor.

Türkiye İstatistik Kurumu verilerinde, önceki yıllarda olduğu gibi koroner kalp hastalıklarını takiben inme ikinci en sık ölüm nedeni olarak belirtiliyor.

İnme, yüzde çarpılma, kol ve bacakta ani kuvvet kaybı, konuşmada ani gelişen bozulma, tek taraflı ani görme kaybı ve ani bilinç kaybıyla kendini gösteriyor. Bu belirtilerin ortaya çıkması halinde vakit kaybedilmeden 112'nin aranması ve ilk saatlerde müdahale hayati önem taşıyor.

Kişiye özel müzik ile “çınlama terapisi”

KONYA (AA) – ENGİN ÖZEKİNCİ – İstanbul'da, Yıldız Teknik Üniversitesi Teknopark bölgesinde bir Ar-Ge şirketi, kulakta çınlama terapisinde kullanılan yazılım hazırladı.

Şirket bünyesinde yer alan doktor, mühendis ve akademisyenlerle geliştirilen bilgisayar yazılımı, kulak burun boğaz hekimi ve odyoloji uzmanı hekimin muayenesinde tespit ettiği çınlama frekansına uygun gürültü oluşturuyor.

Hastanın isteğine göre seçilen müzik dosyasına entegre edilen özel ses sinyallerinin, çınlama sorununda olumlu netice verdiği belirtiliyor.

Firmanın genel müdürü ve Yıldız Teknik Üniversitesi Dr. Öğr. Üyesi Serkan Kurt, AA muhabirine yaptığı açıklamada, geliştirdikleri yazılımın kulak çınlaması tedavisinde başarı oranının çok yüksek olduğunu söyledi.

"Müzikal terapi" adı verilen tedavi yönteminin Avrupa Birliği Ufuk 2020 projesi çerçevesinde de destek aldığını aktaran Kurt, şöyle devam etti:

"Bu projenin en önemli özelliği, kişiye özel ses oluşturuyor. Kişinin istediği müziğin içine bunu gömüyoruz ve günün belli saatlerinde dinliyor. Ne kadar uzun süre dinlerse başarı oranı o kadar artıyor. Öncelikle hastanın kulak çınlama frekansını ölçüyoruz. KBB uzmanı veya odyoloji uzmanı hastanın işitme profilini çıkartıyor. Çınlama frekansı ölçülüyor. Geliştirdiğimiz yazılımla çınlama frekansına uygun olarak gürültü oluşturuyoruz. Bunu da bir müzik dosyasının içine gömüyoruz. Yani hastanın tercih ettiği bir şarkıyla bu tedaviyi uygulayabiliyoruz. Günün belli dönemlerinde dinleyerek hastanın tedavisini gerçekleştirmiş oluyoruz."

  • "İstanbul ve Ankara'da hastanelerde testleri yapılıyor"

Kurt, projenin Avrupa Birliği'nde de dikkati çektiğini anlatarak, şunları kaydetti:

"TÜBİTAK başarı ödülü kazanmış bir proje. Dünya genelinde ciddi bir ciro beklentimiz de var çünkü Avrupa Birliği'ndeki uzmanlarla bu konu görüşüldü. Etkin başarı oranı rakiplerine göre çok daha iyi. Etik kurul raporları alındı. Üç merkezde de bu sistem test ediliyor. İstanbul ve Ankara'da hastanelerde testleri yapılıyor. Avrupa Birliği, projemizi kabul etti. Finansal destek sağlıyor. Bu yeni bir yöntem, yakında piyasaya çıkacak. Dünya genelinde uygulanabilecek bir proje. Çınlama toplumda çok sık görülen bir rahatsızlık ayrıca sosyal yaşamı olumsuz yönde etkiliyor. Şu ana kadar yaklaşık 24 hasta üzerinde denedik ve çok güzel başarı elde ettik. İnşallah bu konuyu daha da iyi konumlara taşıyacağız. Şu an itibarıyla bu sistem beklediğimizin üzerinde sonuçlar veriyor."

Tarım ve Orman Bakanlığı milli bilgi sistemine geçiyor

ANKARA (AA – MUSTAFA ÇALKAYA – Tarım ve Orman Bakanlığı, çalışanlarının özlük hakları işlemlerinin yürütüleceği yerli ve milli personel bilgi sistemine geçiyor.

AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, Tarım ve Orman Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü ile Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığında görevli bir yazılım ekibi tarafından tamamen öz kaynaklarla "Personel Bilgi ve Yönetim Sistemi" yazılımı geliştirildi.

Yeni sistemle, bakanlık merkez ve taşra teşkilatında görev yapan yaklaşık 152 bin personelin özlük bilgileri, atama, yer değiştirme, kadro, terfi, emeklilik, disiplin, izin, mal bildirimi gibi iş ve işlemleri yapılabilecek. Uygulama sayesinde bakanlığın en önemli ihtiyaçlarından biri olan personelin kendilerine ait özlük bilgilerini takip edebilecekleri ve taleplerini iletecekleri bir ortam oluşturulacak.

Uygulamanın 1. fazı olan memur takip bölümü Şubat 2019'da kullanımına açılacak, 2. fazında yazılım geliştirmeleri ise yapılacak.

Dışarıdan alındığında yaklaşık 15 milyon lira harcama gerektiren yazılımın bakanlık personelince geliştirilmesiyle bu tutarda da tasarruf sağlanmış oldu.