Avusturya’da okullarda başörtüsü yasağı

VİYANA (AA) – Avusturya’da aşırı sağcı hükümetin, ilkokullarda başörtüsünü yasaklayan yasa tasarısı, salt çoğunlukla basit yasa olarak meclisten geçti.

İlkokullarda başörtüsünü yasaklayan yasa tasarısını, anayasa hükmünde kanun olarak meclisten geçirmeyi hedefleyen aşırı sağcı hükümet, özellikle muhalefette yer alan Sosyal Demokrat Parti (SPÖ) ve Yeni Avusturya Partisi’nin (NEOS) yasağa karşı oy kullanması nedeniyle, basit kanun olarak geçmesini sağlayabildi.

Sebastian Kurz liderliğindeki aşırı sağcı hükümetin üçüncü kez meclise taşıdığı yasa tasarısı, anayasa hükmünde kanun olarak çıkartılamadı. Basit yasa olarak mecliste kabul edilen başörtüsü yasağı için Anayasa Mahkemesinde iptal başvurusu yapılabiliyor.

  • Müslümanlara yönelik ayrımcılık

"İlkokul öğrencilerinin 10 yaşına kadar, başlarını örtecek şekilde dini inançları temsil eden kıyafetleri giymesi yasaklanmıştır.” ifadesine yer verilen yasa metninde, İslam ve Sihizm inancına mensup çocukların diğer dini gruplardan ayrıştırılması tepkilere neden oldu.

Aşırı sağcı hükümet, başörtüsü yasağının çocukların uyum sürecine hizmet etmesi amacıyla hayata geçirilmek istendiğini savunurken, halihazırda neredeyse bütün okullarda bulunan Hristiyanlara ait haç sembolünün yasaklanmaması ve Yahudilerin kullandığı Kipa’nın yasağın dışında tutulması, Müslümanlara yönelik uygulanan ayrımcılığın en önemli göstergesi olarak yorumlandı.

Yasağın yürürlüğe girmesinin ardından yasaya uymayan aileler, 440 avroya kadar para cezasına çarptırılabilecek.

Avusturya İslam Cemaati (AİC) Başkanı Ümit Vural, konuya ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, ramazan ayında hükümetin ayrımcılık içeren bir yasayı hayata geçirmek istemesine tepki gösterdi.

Vural, başörtüsünün İslam dinine ait bir uygulama olduğunu, bu durumun inanç özgürlüğü çerçevesinde ele alınması gerektiğini vurgulayarak, "Her ne sebeple olursa olsun başörtüsünün yasaklanması Avusturya’daki Müslümanların din özgürlüğüne yapılmış doğrudan bir saldırıdır." görüşünü paylaştı.

İslam Cemaati'nin başörtüsü yasağına karşı tutumunun çok açık olduğunu ifade eden Vural, "Söz konusu uyum karşıtı ve uyumu bozan yasa tasarısının yürürlüğe girmemesi için hükümete karşı her yasal yola başvuracağız." değerlendirmesinde bulundu.

Avusturya'dan Lizbon Anlaşması'nın yenilenmesi talebi

VİYANA (AA) – Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz, 2009'da yürürlüğe giren Lizbon Anlaşması'nın göç, güvenlik ve mali konularda yetersiz olduğunu ifade ederek, anlaşmanın yenilenmesi gerektiğini savundu.

Kurz, basına yaptığı açıklamada, Portekiz'in başkenti Lizbon'da yapılan anlaşma sonrasında Avrupa Birliği'nde (AB) büyük değişikliklerin yaşandığını, Lizbon Anlaşması'nın güncel konularda yetersiz kaldığını söyledi.

AB'de göç, ekonomi, Brexit gibi farklı krizlerin yaşandığını, Birliğin kriz ruhundan çıkması gerektiğini ifade eden Kurz, "Yeni bir AB anlaşmasına ihtiyaç duyulmakta, mevcut anlaşma zamanın koşullarına uymuyor." dedi.

Kurz, AB kurumlarının küçültülmesi başta olmak üzere, yaptırımların sertleştirilmesi ve Birliğin rekabet gücünün arttırılması gerektiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:

"Borç yapan ülkelere karşı kesin yaptırımları öngören, yasadışı göçmenleri kayıt altına almayan ve diğer ülkelere geçmesine müsaade eden devletler için cezai müeyyideleri uygulayan, hukuk devleti ve liberal demokrasiye aykırı davranan ülkelere karşı ağır sonuçları hayata geçirecek yeni bir anlaşmaya ihtiyaç var."

AB Komisyon üyelerinin sayısının azaltılması gerektiğini de belirten Kurz, Avrupa Parlamentosunun farklı şehirlerde faaliyet yürütmemesini, bütün işlerin Brüksel'den halledilebileceğini sözlerine ekledi.

  • Lizbon Anlaşması

Portekiz'in 2007'de AB Dönem Başkanlığı sırasında, başkent Lizbon'da 27 üye ülkenin onayıyla kararlaştırılan Birliğin anayasası olarak da kabul edilen Lizbon Anlaşması 2009'da yürürlüğe girdi.

Yeni üyelerin AB'ye katılımına imkan veren anlaşma, ayrıca AB Konseyi Başkanı ve AB dışişleri bakanları toplantılarına başkanlık edecek AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisinin görev süresini yeniden düzenlemişti.

Avusturya'da Rafadan Tayfa'ya yoğun ilgi

VİYANA (AA) – Avrupa turnesine çıkan TRT Çocuk Kanalı'nın sevilen çizgi filmlerinden Rafadan Tayfa ekibinin tiyatro gösterisi, Avusturya'nın başkenti Viyana'da yoğun ilgiyle karşılandı.

Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığının (YTB) ve TRT'nin ortaklaşa düzenlediği gösteri, WONDER derneğinin konferans salonunda 4 ayrı seans olarak gerçekleştirildi.

Viyana'da binlerce Türk çocuğu, Rafadan Tayfa'nın sevilen kahramanları Akın, Hayri, Mert, Kamil, Sevim ve Hale'yi heyecanla izledi.

Gösteriyi izleyen çocuklara TRT Çocuk Dergisi, Karagöz-Hacivat Kuklası ve Rafadan Tayfa kahramanlarının fotoğraflarının basılı olduğu bez çantalar içinde çeşitli hediyeler verildi.

  • Rafadan Tayfa Avrupa'da 80 bin çocuğa ulaştı

YTB Yurtdışı Vatandaşlar Dairesi Almanya, Avusturya ve İsviçre Koordinatörü Mustafa Arslan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Rafadan Tayfa ekibinin Avrupa turnesi kapsamında yaklaşık 80 bin çocukla buluştuğunu kaydetti.

Mustafa Arslan, Avusturya'da 2 gün önce Vorarlberg eyaletine bağlı Dornbirn kentinde ve bugün Viyana'da düzenlenen gösterilerle yaklaşık 8 bin çocuğa ulaştırdıklarını belirtti.

Gösteriyi çocukların çok beğendiğini aktaran Mustafa Arslan, Viyana'da 3 seans yapılması planlanan etkinliği yoğun ilgi üzerine 4 seans yapmak durumunda kaldıklarını ifade etti.

Mustafa Arslan, Rafadan Tayfa'nın bir çizgi film gösterisi olmanın yanı sıra Türkçe'nin ve milli değerlerin öğrenilmesi açısından önemli rol oynadığını belirterek, "Çocuklarımız bu çizgi filmin bütün şarkılarını ezbere biliyorlar. Özellikle Avrupa'da yaşayan vatandaşlarımızın çocukları için dil ve ülkeyle bağlarını korumaları noktasında önemli bir faktör oluşturduğunu gözlemledik." dedi.

Viyana'da düzenlenen gösterilerle etkinliğin, Avrupa turnesinin sona erdiğini dile getiren Mustafa Arslan, başta çocuklar olmak üzere sivil toplum kuruluşları ve birçok derneğin gösterilerin tekrarlanması için talepte bulunduğunu, gelecek günlerde daha büyük salonlarda gösteriler yapılabilmesi için çalışmalara başlayacaklarını sözlerine ekledi.

Viyana’da Yunus Emre anlatıldı

VİYANA (AA) – Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mustafa Tatcı, Yunus Emre’nin Batıda Hümanizm gibi felsefi akımlarla sınırlandırılmak istendiğini ifade ederek, “Yunus hiçbir felsefi kaba sığmaz. Yunus İslam içinde yetişen, Kur'an-ı Kerim ve Hazreti Peygamberin metoduyla yetiştirilmiş olan bir aşk ve irfan adamıdır.” dedi.

Avusturya’nın başkenti Viyana’da, Türkiye’nin Viyana Büyükelçiliği öncülüğünde, Viyana Yunus Emre Enstitüsü (YEE) tarafından "Birliğin ve Sevginin Dili Yunus Emre" konferansı düzenlendi.

Türk dilinin en önemli şairlerinden Yunus Emre’nin şiirlerine yansıyan hayat felsefesinin anlatıldığı konferansta konuşan Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Tatcı, Yunus Emre üzerine yaklaşık 40 yıldır araştırmalar yaptığını belirterek, şairin bütün şiirlerinin tam anlamıyla henüz anlaşılamadığını, Yunus’un tamamen anlaşılabilmesi için daha fazla çalışmalar yapılması gerektiğini söyledi.

Tatcı, şairin şiirlerinin merkezinde aşk ve muhabbetin olduğunu belirterek, "İslam dini aşk ve irfan dinidir." ifadesini kullandı.

Yunus’un hayat felsefesi ve şiirlerinin meydana gelmesinde mürşidi Tapduk Emre’nin rolüne dikkati çeken Tatcı, "Yunus Emre, 40 yıllık medrese eğitiminde kendini bilmeye adamıştır.” şeklinde konuştu.

Mustafa Tatcı, kaynaklarda Yunus Emre’nin yaşamına ilişkin iki rivayetin aktarıldığını, buna göre ilk rivayette şairin okuma yazma bilmeyen eğitimsiz biri, bir başka rivayette ise müftülük yapacak seviyede dini eğitime sahip olduğunun belirtildiğini kaydederek, Yunus’un hakikate ulaşmak için tasavvuf öğretisine tabi olduğunu dile getirdi.

Yunus’un şiirlerinde kullandığı dil ve üslubun daha sonraki yıllarda farklı şairler tarafından da takip edildiğini dile getiren Tatcı, “Son 700 yıllık zaman zarfında 3 bine yakın şair, Yunus’un izini takip etmiştir." dedi.

Tatcı, bazı Batılı düşünürlerin Yunus Emre’yi Hümanizmle sınırlandırmaya çalıştıklarına dikkati çekerek, “Yunus hiçbir felsefi kaba sığmaz. Yunus, İslam içinde yetişen, Kur'an-ı Kerim ve Hazreti Peygamberin metoduyla yetiştirilmiş olan bir aşk ve irfan adamıdır." değerlendirmesinde bulundu.

Çok sayıda dinleyicinin katıldığı konferansta, Neyzen Mustafa Hakan Alvan da Yunus Emre’nin ilahilerinden oluşan eserleri seslendirdi.

“Türkiye kültürde süper güç”

VİYANA (AA) – Troya kazı başkanı ve Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Rüstem Aslan, Türkiye'nin, "Dünya Kültür Mirası Listesi"nde önemli bir yeri olduğunu belirterek, "Türkiye kültürde süper güç, bunu arkeolojik mirasımıza baktığımızda görüyoruz. Truva bunlardan bir tanesi." dedi.

Avusturya'nın başkenti Viyana'da, Türkiye'nin Viyana Büyükelçiliği öncülüğünde, Yunus Emre Enstitüsü (YEE), Türk Hava Yolları, Avusturya Arkeoloji Enstitüsü ve Avusturya Akademisyenler Birliğinin katkıları ile "Troya, Bir Kentin Gerçekler ve Mitoloji Arasındaki Öyküsü" başlıklı konferans düzenlendi.

Şehrin önemli müzelerinden Die Welt Museum'da gerçekleştirilen programda konuşan Aslan, Türkiye'de Troya yılı ilan edilen 2018'de yapılan çalışmalar, Troya Müzesi ve Troya kazılarının tarihi sürecini anlattı.

Aslan, Troya'nın Dünya Kültür Mirası Listesi'ne girmesinin 20. yıl dönümü nedeniyle 2018'in Troya Yılı ilan edildiğini anımsatarak, başta Dışişleri Bakanlığı olmak üzere, YEE olmak üzere çeşitli kurumların yurt içi ve dışında çok sayıda etkinlik yaptığını söyledi.

Troya Yılı kapsamında gerçekleştirilen en önemli projelerden birinin, Troya Müzesi olduğunu vurgulayan Arslan, hem müzenin açılmasının hem de yapılan etkinliklerinin Trakya bölgesi başta olmak üzere ülke turizmine önemli katkıları olduğuna dikkati çekerek, "Trakya'ya gelen turist sayısı üçe katlandı. 250 binlerdeki turist sayısı 700 binlere kadar çıktı. Bu sayının 2019'da 800 bin ve üzerine çıkacağını tahmin ediyoruz." diye konuştu.

Arslan, 1960'lı yıllarda Türkiye'den götürülen, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından ülkeye geri getirilen eserlerin sergilendiği Troya Müzesi'nin önemine işaret ederek, "Troya Müzesi çok iddialı bir müze, eserlerin çıktığı yerde sergilenmesi ilkesinin ilk kez modern bir müzeyle hayata geçirildiği, laboratuvarı ve sergileme tekniği ile öne çıkıyor." değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye'de çok sayıda arkeolojik buluntu yerinin olduğunu ifade eden Aslan, "Dünya Kültür Mirası Listesi'nde Türkiye'nin çok önemli izi var. Tarih öncesinden Osmanlı dönemine kadar birçok kültürel sıçrama bu topraklardan diğer bölgelere yayılmış. Türkiye kültürde süper güç, bunu arkeolojik mirasımıza baktığımızda görüyoruz. Truva bunlardan bir tanesi." diye konuştu.

Aslan, antik kent Troya'nın çevresinin 1996'da Milli Park ilan edildiğini hatırlatarak, Milli Park, müze ve çeşitli projelerle Troya'nın sürdürülebilir kültür turizminin oluşturulması için Türkiye'de model oluşturduğunu söyledi.

Troya yılının sona ermiş olmasının çalışmaları azaltmadığını aktaran Aslan, bu yıl ve gelecek yıllarda da Troya’nın önemi ve bu bölgede Türkiye’nin yaptığı çalışmaları anlatmayı sürdüreceklerini ifade etti.

Türkiye'nin Viyana Büyükelçisi Ümit Yardım'ın da katıldığı konferansa, izleyiciler yoğun ilgi gösterdi.

Avusturya'da Neonazi oluşumlara yönelik operasyon

VİYANA (AA) – Avusturya genelinde Neonazi oluşumlara üye 32 kişinin evinde yapılan aramalar sonucunda, çok sayıda silah ve Nazi sembollü materyale el konuldu.

Adalet Bakanlığı Genel Sekreteri Christian Pilnacek ve İçişleri Bakanlığı Genel Sekreteri Peter Goldgruber, düzenledikleri ortak basın toplantısında, ülke genelinde "Anti-Nazi Yasası" kapsamında 32 eve yönelik operasyon yapıldığını duyurdu.

Pilnacek, operasyonların geçen yıl ülkenin Steiermarkt eyaletinde düzenlenen bir konserde Nazi sembollerinin kullanılmasına ilişkin başlatılan soruşturma çerçevesinde tespit edilen 32 şüpheliye yönelik yapıldığını söyledi.

Goldgruber de operasyonlar kapsamında herhangi bir tutuklamanın yapılmadığını, çok sayıda silah ve Nazi sembollü materyale el konulduğunu ifade ederek, şüphelilerin sorgusunun devam ettiğini belirtti.

"Bu, Neonazi oluşumlara vurulmuş önemli bir darbedir." ifadesini kullanan Peter Goldgruber, konuya ilişkin soruşturmanın sürmesi nedeniyle sınırlı bilgi paylaşımı yapıldığını, ilerleyen günlerde detaylı açıklama yapılacağını da sözlerine ekledi.

Avusturya'da 1947'de yürürlüğe giren "Anti-Nazi Yasası", Nazi dünya görüşünün yeniden canlandırılması, yaygınlaştırılması, propagandasının yapılması ya da bu ideolojiyi masum gösterecek yaklaşımları yasaklıyor.

Avusturya sınır kontrollerini bir kez daha uzatıyor

VİYANA (AA) – Avusturya, düzensiz göç ve terör tehlikesi gerekçesiyle Avrupa Birliği (AB) üyesi iki komşu ülke Slovenya ve Macaristan sınırlarında süren sınır kontrollerini 6 ay daha uzatacak.

Avusturya Haber Ajansına (APA) konuşan İçişleri Bakanı Herbert Kickl, 12 Mayıs'ta sona erecek sınır kontrollerinin bu yılın kasım ayına kadar uzatılması için Brüksel’e mektup yazdığını söyledi.

Kickl, düzensiz göçün devam ettiğini ve Avrupa’dan terör örgütü DEAŞ saflarında savaşmak için giden yabancı savaşçıların AB’ye geri dönme ihtimallerinin olduğunu ileri sürerek, "Şu an sınır kontrollerinin kaldırılması tamamen yanlış sinyal verilmesine yol açar." dedi.

Avusturya’da 2015'te iltica başvurusunda bulunmuş mültecilerin sayısı 88 binin üzerinde iken bu sayı 2018’de 14 bine gerilemiş olmasına rağmen ülkenin AB üyesi iki komşu ülke sınırında kontrolleri sürdürmek istemesi tepkilere neden oldu.

AB içinde sınır kontrolleri kaldırılmış olmasına rağmen 2015’de yaşanan mülteci hareketliliği nedeniyle başta Almanya ve Avusturya gibi ülkeler, komşu ülke sınırlarında kontrolleri tekrar hayata geçirmişti.

Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi Başkanı Ermut, Avusturya'da yatırımcılarla buluştu

VİYANA (AA) – Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi Başkanı Arda Ermut, dünya genelinde uluslararası doğrudan yatırımlar açısından önemli bir gerileme yaşandığına dikkati çekerek, "Bütün dünyada yatırımların azaldığı, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin doğrudan yatırım anlamında eksi rakamlar gördüğü 2018 yılında, bizim 13,2 milyar dolar uluslararası doğrudan yatırımlar çekerek 2017 yılına göre yüzde 14 artış elde etmemiz çok olumlu bir sinyal oldu." dedi.

Avusturya’da temaslarda bulunan Ermut, Avusturya-Türkiye ekonomik ilişkileri ve Türkiye’ye yapılan uluslararası doğrudan yatırımlar konusunda AA muhabirine açıklamada bulundu.

Ermut, Türkiye’ye yapılan doğrudan yatırımların büyük bir kısmının Avrupa ülkelerinden geldiğini, 2018’de yaklaşık yüzde 65 paya sahip Avrupa ülkelerinin doğrudan yatırımlarda önemli bir rol oynadığını belirtti.

Avrupa sermayeli şirketlerin 2003-2018 yılları arasında Türkiye’ye yaklaşık 210 milyar dolar yatırım yaptığını ifade eden Ermut, Avusturya sermayeli şirketlerin de aynı dönemde Türkiye’ye toplam 10,5 milyar dolar doğrudan yatırım gerçekleştirdiğini ve Türkiye’de faaliyet gösteren Avusturyalı şirket sayısının bine yaklaştığını belirtti.

  • "Avusturya önemli bir yabancı yatırımcı"

Türkiye’nin coğrafi konumunun, diğer bölge ülkelerinde de faaliyet göstermek isteyen Avusturyalı şirketler için büyük avantajlar sunduğunun altını çizen Ermut, şunları söyledi:

"Türkiye ile Avrupa iki önemli ve stratejik partner. Genç ve büyüyen nüfusu Türkiye'yi Avrupalı ihracatçılar için önemli bir pazar haline getirdi. Ayrıca, 1996’dan beri yürürlükte olan Gümrük Birliği Anlaşması, Türkiye’ye Avrupa Birliği ülkeleriyle gümrük vergisi olmadan ticaret yapma olanağı sağlıyor. Yatırımlar açısından bakıldığında, 2018 yılında en çok uluslararası doğrudan yatırım çektiğimiz ülkeler listesinde Avusturya dördüncü sırada yer alıyor. Dolayısıyla Avusturya bizim için önemli bir partner. Önümüzdeki dönem daha fazla Avusturyalı yatırımcıyı Türkiye’de görmeyi arzu ediyoruz."

Avusturya’da düzenlenen görüşmelerin geçen yıla oranla daha olumlu bir atmosferde geçtiğini kaydeden Ermut, "Avusturya halihazırda en büyük uluslararası doğrudan yatırımlar kaynaklarından birisi. Bu durumu Türkiye’ye daha fazla kanalize etmek istiyoruz. Avusturyalı şirketlerin yatırım gündemlerini takip etmeye, yapacakları yatırımın her aşamasında destek vermeye bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da devam edeceğiz," şeklinde konuştu.

  • "Dünya genelinde doğrudan yatırımda gerileme yaşandı"

Ermut, dünya genelinde artan aşırı sağcı söylemlerin ekonomik alanda da olumsuz yansımaları olduğunu, bu durumun ekonomi alanında daha korumacı yaklaşımların hayata geçirilmesini sağladığını ve doğrudan yatırımları olumsuz etkilediğini dile getirdi.

Küresel yatırım seviyesinin 2007’de 2 trilyon dolarla en yüksek seviyeye çıktığını anımsatan Ermut, 2008-2009 yıllarında yaşanan küresel ekonomik kriz nedeniyle bu oranın 1,2 trilyon dolar seviyesine gerilediğini, daha sonra artış gösteren yatırımların, 2018’de yaşanan siyasi gelişmelerden ötürü tekrar kriz dönemi seviyesine, yani 1,2 trilyon dolara düştüğünü belirtti.

Ermut, dünyanın son üç yıldır doğrudan yatırımlar açısından zorlu bir süreçten geçtiğini vurgulayarak, Türkiye'nin belirleyici özellikleri sayesinde bu süreci doğru adımlarla geride bırakmayı başardığını dile getirdi.

"Bütün dünyada yatırımların azaldığı, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin doğrudan yatırım anlamında eksi rakamlar gördüğü 2018 yılında, bizim 13,2 milyar dolar uluslararası doğrudan yatırımlar çekerek 2017 yılına göre yüzde 14 artış elde etmemiz çok olumlu bir sinyal oldu." değerlendirmesinde bulunan Ermut, yıllık 13-14 milyar dolar doğrudan yatırımın yeterli olmadığını, Türkiye'nin global uluslararası doğrudan yatırımlar pastasından yüzde bir pay aldığını, hedeflerinin bu oranı kısa vadede yüzde 1,5, uzun vadede ise yüzde 2 seviyelerine çıkarmak olduğunu belirtti.

Ermut, Yatırım Ofisi olarak Türkiye'nin yatırım alanındaki ihtiyaçlarını saptayarak, bu doğrultuda stratejik öneme sahip sektörleri belirlediklerini ve tanıtım stratejileri geliştirdiklerini vurguladı.

Yatırım ihtiyaçları belirlenirken özellikle düşük tasarruflar, cari açık, işsizlik ve yüksek teknoloji ürünlerinde ithal bağımlılığı gibi Türkiye’nin ekonomik olarak mesafe alması gereken alanları baz aldıklarını belirten Ermut, şöyle devam etti:

"Ülkemizin bölgesel yüksek teknoloji, ihracat ve Ar-Ge merkezi konumuna gelmesini ve Avrupa, Orta Doğu, Afrika bölgelerinin ticaret ve finans merkezi olmasını sağlamak için enerji, yenilenebilir enerji, havacılık ve savunma sanayi, sağlık, otomotiv, makine, kimya ve bilgi ve iletişim teknolojileri gibi sektörlere öncelik veriyoruz. Bu sektörlerde küresel ölçekte öne çıkan ülkeleri tespit edip ülkemize yatırım çekebilmek amacıyla faaliyetler yürütüyoruz."

Avusturya'da nevruz kutlaması

VİYANA (AA) – Avusturya'nın başkenti Viyana'da nevruz etkinliği gerçekleştirildi.

Society dergisi tarafından düzenlenen etkinlikte, aralarında Türkiye, Azerbaycan ve Pakistan'ın da bulunduğu 10 ülke stant açarak ülkelerini tanıttı.

Türkiye'nin Viyana Büyükelçiliği öncülüğünde Viyana Yunus Emre Enstitüsünün (YEE) açtığı standa yoğun ilgi gösterildi.

Türkiye'nin Viyana Büyükelçisi Ümit Yardım, burada yaptığı konuşmada, nevruzun birlik, kardeşlik ve doğanın yeniden dirilişi anlamlarına geldiğini, bu ruh ile kutlandığını dile getirdi.

Yardım, "Nevruzun gerçek anlamı, teröre, ayrımcılığa, yabancı düşmanlığına karşı olmaktır." dedi.

Çeşitli ülkelerden sanatçıların sahne aldığı etkinlikte, Türk müzik grubu Yeden Ensemble de klasik Türk müziğinden eserler seslendirdi.

Avusturya'da İsrail ve ABD karşıtı gösteri

VİYANA (AA) – Avusturya'nın başkenti Viyana'da, İsrail'in işgalci politikaları ve bu ülkenin silahlanmasına yardımcı olan ABD protesto edildi.

Boykot, Tecrit, Yaptırımlar Hareketi tarafından İsrail Apartheid (ırk ayrımcılığı) haftası kapsamında düzenlenen "İşgalciliği, Silahlandırmayı Durdur" isimli gösteri için ABD'nin Viyana Büyükelçiliği önünde toplanan grup, "İsrail işgali, etnik temizlik ve ayrımcılık sona ersin" yazılı pankart ve Filistin bayrakları açtı.

ABD'li aktivist Mary Pampalk, burada yaptığı konuşmada, ABD'nin İsrail'e yıllık 3,8 milyar dolar silahlanma yardımında bulunduğunu, bu yardımların İsrail'in işgalci politikalarını güçlendirdiğini ve Orta Doğu'da barışın sağlanmasını engellediğini söyledi.

ABD'nin, özellikle Donald Trump yönetiminde uluslararası hukuka aykırı birçok İsrail söylemini sahiplenerek, bu ülkeye açıkça destek verdiğini vurgulayan Pampalk, finansal yardımın yanı sıra bu ülkeye yönelik Birleşmiş Milletler (BM) kararlarında da 44 kere Filistin aleyhine oy kullandığına dikkati çekti.

Pampalk, "Yaklaşık 50 yıldır Filistin topraklarını işgal eden İsrail'e karşı ABD'yi uluslararası hukukun gereklerini yapmaya çağırıyoruz. İşgalci ve ayrılıkçı bir devletin uluslararası toplumda bir geleceği olamaz." diye konuştu.

  • "Antisemitist partiler, Müslümanları suçluyor"

Yazar Wilhelm Lagthaler da Orta Doğu'da toprakları alınmış, en temel demokratik hakları gasp edilmiş bir toplumla İsrail arasında süren sorunu "Müslüman-Yahudi sorunu" olarak göstermenin gerçek dışı olduğunu, meselenin tamamen işgalci ve ayrımcı bir anlayıştan kaynaklandığını ifade etti.

Lagthaler, "Bugün yönetimde olan antisemitist partiler, Müslümanları, Arap ve Türkleri antisemitist olarak göstermeye çalışıyor. Irkçılık ve azınlıklara yönelik nefret söylemini ve antisemitizmi Avrupa'dan dünyaya yayanlar, günahlarını başkalarının sırtına yüklemek için çabalıyorlar." dedi.

  • "Orta Doğu'da sorununun temel sebebi Siyonizm"

Avrupa'da İsrail'e karşı yapılan bütün gösterilerin "antisemitist" olarak gösterilmek istenildiğine dikkati çeken Lagthaler, sarı yeleklilerin, sosyal haklarını arayanların, ırkçılığa maruz kaldıkları için sokaklara çıkanların da antisemitist olarak damgalanarak susturulmaya çalışıldığını dile getirdi.

Lagthaler, "Orta Doğu'da sorununun temel sebebi Siyonizm. Arap, Müslüman, Yahudi ve diğer dini grupların birlikte yaşayabilmeleri ancak Siyonizm olmadan mümkün olabilir." değerlendirmesinde bulundu.

ABD Büyükelçiliği önünde başlayan gösteri İsrail'in Viyana Büyükelçiliği önünde sona erdi.