Öğrenciler hem öğreniyor hem üretiyor

ZONGULDAK (AA) – GÖKHAN YILMAZ – Zonguldak'ın Çaycuma ilçesinde, "Ülkem için üreteceğim" projesi kapsamında bir araya gelen lise öğrencileri, hem eğitimlerini sürdürüyor hem de yetiştirdikleri mevsimlik ürünlerle dar gelirli ailelerin ihtiyaçlarını karşılıyor.

İlçeye bağlı Nebioğlu beldesindeki Şehit Sacit Olcay Kabaklıoğlu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinde eğitim gören ve okula ait 500 metrekare alandaki serada mevsimlik ürünler yetiştiren 24 öğrenci, okul yönetimi ve öğretmenlerinin önderliğinde proje hazırlamaya karar verdi.

"Ülkem İçin Üreteceğim" sloganıyla hayata geçirilen projede öğrenciler, belde ve köylerden toplanan yerli tohumları kullanarak mevsimine göre yetiştirdikleri marul, brokoli, lahana, ıspanak, maydanoz, soğan, domates, salatalık, biber ve patlıcanı ihtiyaç sahipleri ailelere ulaştırmak istedi.

Bunun için Nebioğlu Belediyesinin desteğini alan ve serada yetiştirdikleri ürünleri poşetleyerek ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması için zabıta görevlerine teslim eden öğrenciler, üretmenin ve paylaşmanın mutluluğunu yaşadı.

  • "Öğrencilerimiz mutlu oldular, öz güvenleri arttı"

Okul müdürü Tekin Verim, AA muhabirine yaptığı açıklamada, uygulama sahası içerisinde yazlık ve kışlık ürünler yetiştirdiklerini, bunların sayısını her geçen gün arttırmaya çalıştıklarını söyledi.

Öğrencilerin projenin sloganını benimsediklerini belirten Verim, "Maalesef gençlerimizde tüketen toplumun vermiş olduğu bir özenti oluşuyor, biz bunu kırmaya çalıştık. Üretmenin, üreten bir toplum ve gençlik olmanın önemini ön plana çıkarmaya çalıştık." dedi.

Verim, ürünleri belde ve köylerden topladıkları yerli tohum kullanarak yetiştirmeye çalıştıklarını vurgulayarak, şöyle devam etti:

"Aroması, tadı ve lezzeti bu bölgeye has sebze tohumlarını toplamaya çalıştık ve onları ürettik. Öğrencilerimizin kendi evlerinde tohum, fide ve topraktaki büyüme aşamasına kadar öğretmenimizin önderliğinde kendileri uyguladılar. Kaymakamımız Serkan Keçeli'nin hibe ettiği serada öğrencilerimiz ürünlerini yetiştirmeye başlayınca daha mutlu oldular, öz güvenleri arttı ve bunu başarabileceklerine inandılar. Ürettiklerimizden tahminlerimizin üzerinde verim aldık. Biz de Belediye Başkanımız Ertan Aydoğan'la ortak bir projeye imza attık ve ürettiklerimizi beldedeki ihtiyaç sahipleri ailelere dağıtmak istedik."

İhtiyaç sahibi insanlara ulaşmanın, onların hayatlarına dokunabilmenin öğrenciler açısından önemli olduğuna dikkati çeken Verim, "Gençlerimiz üretmenin, paylaşmanın ve yardımlaşmanın önemini anladılar ve onlarla birlikte bizler de mutlu olduk. Üretim içerisinde olduğumuz sürece çok daha güzel günlerin ülkemizi bekleyeceğini canı gönülden inanıyoruz." ifadelerini kullandı.

  • "Tohum ekiminden, hasadına kadar bitkiyle iç içeyiz"

Tarım Teknolojileri Bahçe ve Tarla Bitkileri Öğretmeni Perihan Yücesoy da öğrencilere usulüne uygun yetiştiriciliği ve bu noktada nelere dikkat edilmesi gerektiğini öğretmeye çalıştıklarını ifade ederek, "Öğrencilerimizi hayata hazırlamaya çalışıyoruz. Öğrencileri, bu tarz uygulamalarla hayata hazırlamanın daha olumlu olduğunu düşünüyoruz." şeklinde konuştu.

Öğrencilere projeyi anlattıklarında olumlu dönüşler aldıklarını aktaran Yücesoy, şunları kaydetti:

"Tohum ekiminden, hasadına kadar bitkiyle iç içeyiz. Onlara sürekli, 'Farz edin ki bu bir bitki değil, bir bebek ve bunun size ihtiyacı var. Gübresinden, havalanmasına, sulamasına kadar sizler yetiştireceksiniz.' diye söylüyorum. Çocuklar bunun bilincine vardığı zaman birbirleriyle yarışıyorlar ve hevesli yaklaşımlarda bulunuyorlar. Öğrencilerimizle mesleki gezi yapmaya çalışıyoruz. Tarım fuarına ve mantar işletmesine gittik. Hatta bundan ilham alan öğrencimiz mantar yetiştiriciliği için bir adım attı. Ona ilk tohumunu aldım ve bu farklı bir duygu."

Yücesoy, TÜBİTAK 4006 Bilim Fuarı'na başvurduklarını, projelerinin tıbbi ve aromatik bitkiler yetiştiriciliği olduğunu kaydederek, okulun diğer serasında da deneme alanı kuracaklarını ve çalışmalara başlayacaklarını sözlerine ekledi.

  1. sınıf öğrencisi Sefa Demir ise emek vererek bir şeyler üretebilmenin kendilerini mutlu ettiğini anlatarak, "Serada ürettiklerimizle ihtiyaç sahiplerine yardımcı olabiliyoruz. Ayrıca her gün serada çalışmalar yaptığımızdan daha çok şey öğreniyoruz. Toprağı işlemenin yanı sıra yabancı ot temizliği, sulama, havalandırma gibi çalışmalar yapıyoruz." dedi.

Öğrencilerden Baran Akman da projede yer almaktan ve üretip ihtiyaç sahiplerine yardımcı olmaktan memnuniyet duyduklarını dile getirdi.

Adana'da narenciye hasadı yüz güldürüyor

ADANA (AA) – EREN BOZKURT – Türkiye'nin önemli tarım merkezlerinden Adana'da narenciye üretiminin geçen yıla göre yüzde 22 artışla 1 milyon 650 bin tona ulaşması bekleniyor.

Adana'da 470 bin dönüm alanda üretimi yapılan portakal, mandalina, limon ve greyfurtta hasat devam ediyor.

Geçen yıl 454 bin dekar alanda 1 milyon 355 bin tona yakın üretim yapılan narenciye ürünlerinde, bu yıl rekoltenin yüzde 22 artışla 1 milyon 650 bin tona çıkması bekleniyor.

Narenciye üretimi, bölgedeki çiftçilerin yüzünü güldürüyor.

Adana Ziraat Odaları İl Koordinasyon Kurulu ve Yüreğir Ziraat Odası Başkanı Mehmet Akın Doğan, AA muhabirine, kentte havanın sıcak seyretmesi nedeniyle greyfurt dışındaki narenciye ürünlerinde üretimin arttığını söyledi.

Türkiye'nin narenciye ihtiyacının önemli bölümünün bölgeden karşılanmasının yanı ihracat da yapıldığını anlatan Doğan, "Narenciye bizim için çok değerli bir ürün. Çünkü tahıl ürünlerinde dışa bağımlıyız. Narenciyeyi yurt dışına gönderdiğimiz için ülkemize sürekli döviz giriyor. Bu yüzden narenciyenin daha çok desteklenmesi gerekiyor. Bu kapsamda Adana'da her geçen gün narenciye üretimi artıyor. Narenciye ekimi için çok fazla fidan siparişi verildi, fidan bile yetmiyor." diye konuştu.

  • Üretimde artış

Doğan, hasadın tüm hızıyla sürdüğünü aktararak, "Türkiye'de 1 milyon 550 bin dönüm ekim alanı var. Bu yıl yaklaşık 5 milyon 400 bin ton narenciye üretimi gerçekleşecek. Adana'da da 470 bin dönüm alanda narenciye üretimi yapılıyor. Kentte bu sezon 1 milyon 650 bin ton narenciye üretimi bekliyoruz." ifadesini kullandı.

Portakal ve mandalina üreticisi İbrahim Paksoy da verimden memnun olduklarını dile getirerek, narenciyenin yüzlerini güldürdüğünü kaydetti.

Geçen seneye göre verimin daha fazla olduğuna dikkati çeken Paksoy, "Bu sezon portakal ve mandalina üretimi geçen seneye göre daha fazla. Meyve bolluğu yaşıyoruz. Bu da bizi mutlu etti." dedi.

Adana'da narenciyede 2017-2018 üretim rakamları şöyle:

Ürün 2017 yılı üretimi (ton) 2018 yılı üretimi (ton)
Portakal 407.178 475.000 (tahmini)
Mandalina 526.468 630.000 (tahmini)
Limon 216.032 405.000 (tahmini)
Greyfurt 204 393 140.000 (tahmini)

GRAFİKLİ – Sakarya'da üretilen her 5 araçtan 4'ü ihraç edildi

SAKARYA (AA) – ONUR ORHAN – Türkiye'nin otomotiv ihracatında önemli yere sahip olan Sakarya'da, yılın 10 aylık döneminde üretilen yaklaşık 246 bin aracın yüzde 84'üne denk gelen 208 bin 21'i ihraç edildi.

İstanbul, Kocaeli, Bursa, İzmir, Ankara ve Gaziantep'ten sonra 4 milyar 621 milyon dolarla ihracat sıralamasında 7'nci sırada bulunan Sakarya, otomotiv endüstrisi, demir ve demir dışı metaller, iklimlendirme sanayi, kimyevi maddeler ve mamulleri, elektrik, elektronik, çelik ve çimento endüstrisiyle sektörün adet bazındaki üretim ve ihracat rakamlarına katkı sağladı.

Kent, yılın 10 aylık döneminde taşıt araçları ihracatındaki payını geçen yıla oranla yüzde 5 artırırken, üretilen her 5 araçtan 4'ü yurt dışına gönderildi.

Otomotiv Sanayii Derneği (OSD) verilerine göre, yılın 10 aylık döneminde kentte en çok ihracat 4 milyar 303 milyon dolarla otomotiv endüstrisinde gerçekleştirildi.

  • Günde 807 araç üretildi

Toyota, Otokar ve Türk Traktör gibi üreticilerin yer aldığı Sakarya'da 212 bin 673 otomobil, 304 küçük kamyon, 44 kamyonet, 362 otobüs, bin 77 midibüs, 31 bin 135 traktör olmak üzere toplam 245 bin 595 taşıt aracı üretildi. Buna göre, söz konusu dönemde Türkiye'deki toplam araçı üretiminin yüzde 18,4'ünü karşılayan kent, günde 807 araçla üretime önemli oranda katkı sağladı.

Sakarya, geçen yıla kıyasla araç ihracatındaki payını da artırdı. Kentteki firmalar tarafından geçen yıl üretilen 271 bin 619 aracın yüzde 79'una denk gelen 214 bin 655'i ihraç edilirken, bu yıl üretilen yaklaşık 246 bin aracın yüzde 84'üne denk gelen 208 bin 21'i yurt dışına gönderildi.

Sakarya'da üretilip yurt dışına gönderilen araçların Türkiye genel ihracatındaki payı da son 2 yılda yüzde 19 olarak gerçekleşti.

Toyota, kentteki firmalar arasında üretim ve ihracatta liderliğini sürdürürken, Türk Traktör ikinci, Otokar ise üçüncü sırada yer aldı.

  • Türk Traktör'ün ihracatında artış

Kentteki 3 firmanın ocak-ekim dönemindeki toplam üretim performansı, geçen yılın aynı dönemine göre 245 bin 595'le yüzde 9, ihraç edilen taşıt adedi de 208 bin 21 ile yüzde 3 geriledi.

Yılın 10 aylık periyodundaki üretim hacmi 2017'nin aynı dönemine göre yüzde 21 düşüşle 31 bin 135'e gerileyen Türk Traktör'ün, 2017'nin ocak-ekim döneminde 10 bin 297 olan ihracatı yüzde 13'lük artışla 11 bin 788'e yükseldi.

Ülkenin önde gelen otomotiv firmalarından Toyota, 10 aylık dönemde Arifiye'deki fabrikasında 212 bin 673 otomobil üretirken, Otokar 304 küçük kamyon, 44 kamyonet, 362 otobüs, bin 77 midibüsü banttan indirdi.

Arifiye ilçesinde kurulu fabrikasında binek tipinde Corolla ve Toyota C-HR modellerini üreten Toyota, üretimin yaklaşık yüzde 92'sine denk gelen 195 bin 679 aracı ihraç etti.

  • "İhracatta daha fazla artış yakın gelecekte mümkün"

Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası (SATSO) Yönetim Kurulu Başkanı Akgün Altuğ, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kentin otomotiv geçmişinin 100 yıl öncesine dayandığını söyledi.

Türkiye'nin önemli otomotiv firmalarına ev sahipliği yapan Sakarya'nın, geçmişten gelen gücü, kıymetli iş gücü, coğrafi konumu, liman ve demir yolu yatırımları, altyapısı ve teknoloji birikimiyle otomotiv sektöründe önemli bir cazibe merkezi konumunda olduğunu vurgulayan Altuğ, şunları kaydetti:

"Bu konuda emeği geçen her çalışanın alın teri, çok değerli bizim için. Kentin Türkiye otomotiv sanayi üretimindeki payını artırmaya yönelik rol üstlenen Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası, Sakarya'nın otomotiv sanayisinde var olan dağınık gücünün yeni planlamalar ve iş birlikleriyle daha güçlü noktaya taşınmasına yönelik çalışmalarını sürdürüyor. Yeni yatırımlarla ihracatta daha fazla artış yakın gelecekte mümkün. Sadece otomobil değil, diğer ihracat kalemlerinde de artış hedefliyoruz. Odamızda bununla ilgili önemli çalışmalar var."

Sakarya'da yılın 10 ayında Toyota, Otokar ve Türk Traktör'ün fabrikalarında üretilen ve ihraç edilen araç sayıları ise şöyle:

Firma Üretim İhracat
Toyota 212,673 195,679
Otokar 1,787 554
Türk Traktör 31,135 11,788
Toplam 245,595 208,021

Cezaevinde meslek de öğreniyorlar

NİĞDE (AA) – ABDULLAH ÖZKUL – Niğde Açık Ceza İnfaz Kurumunda başta hayvancılık olmak üzere 28 iş kolunda üretim yapan mahkumlar, hem meslek öğrenerek rehabilite oluyor hem de üretime katkı sağlıyor.

Tarım Açık Cezaevi olarak 1962 yılında hizmete giren Niğde Açık Ceza İnfaz Kurumu, Adalet Bakanlığı İş Yurtları Daire Başkanlığı onayıyla açılan hayvancılık, et ve süt işleme, tarım, mobilya, demir döşeme gibi 28 alanda yapılan üretimle adeta fabrika gibi çalışıyor.

Lokomotif iş kolu hayvancılıkta, birinci sınıf kesimhanede kesilen etler, cezaevlerinin yüzde 80'ine, Türkiye Büyük Millet Meclisine, Gazi Üniversitesi ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi ile Adalet Bakanlığı satış noktalarına gönderiliyor. Mobilya atölyesinde de ihtiyaca göre çeşitli kurumların mobilya ve büro malzemeleri ihtiyacı karşılanıyor.

Niğde Cumhuriyet Başsavcısı Oğuzhan Dönmez, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Niğde Açık Ceza İnfaz Kurumunun, çağdaş ceza infaz hukuku anlayışı içinde, hükümlülerin cezalarının infazının sağlandığı, topluma kazandırıldığı ve meslek edindikleri Türkiye'nin örnek bir ceza infaz kurumu olduğu söyledi.

Cezaevinde, 28 iş kolunda mahkumların meslek edindiğini belirten Dönmez, şunları kaydetti:

"Başta hayvancılık, mobilya, demir atölyesi, tarım ve bahçe bitkileri anlamında çok çeşitli kollarda üretim yapılmaktadır. Şu an itibariyle yaklaşık 1400 hükümlü arkadaşımız burada cezalarını infaz etmekte. Hükümlülerin barınma, sağlık, yiyecek ihtiyaçlarının karşılanmasının ötesinde çalıştıkları süre itibariyle sosyal güvenceleri sağlanmakta, aynı zamanda yaptıkları iş karşılığında ücret de almaktadırlar. Hükümlülerin yılın belirli dönemlerinde aileleriyle görüşme imkanları vardır. Hayvancılıkta et, kavurma, sucuk, döner, süt ürünlerinde süt, yoğurt, kefir gibi çeşitli kollarda üretim yapılmaktadır."

  • "Lokomotif iş kolu küçük ve büyükbaş hayvancılık"

Niğde Açık Ceza İnfaz Kurumu Müdürü Ramazan Fidanoğlu da kurumda lokomotif iş kolunun küçük ve büyükbaş hayvancılık olduğunu aktardı.

Hayvancılık üretiminde daha çok sivil hayatında bu işi yapanları görevlendirmeye alıştıklarını anlatan Fidanoğlu, "Eğer cezası uzun olan mahkum varsa bu işi de öğrenmek istiyorsa iş yurdu kurulu kararı alarak sigortasını yaparak buraya veriyoruz. Şu an 2 bin 300 civarında küçükbaş hayvanımız var. Amacımız hem bu bölgeye hayvancılık konusunda örnek olmak hem de gelen mahkumlara veteriner gözetiminde hayvancılığı öğretmek." dedi.

Fidanoğlu, cezaevi bünyesinde 1600'e yakın da büyükbaş hayvan olduğunu, Kurban Bayramı dönemlerinde kurbanlık olarak hayvan satışı yaptıklarını bildirdi.

Türkiye genelindeki cezaevlerinin yüzde 80'ininin et ihtiyacını karşıladıklarını ifade eden Fidanoğlu, şöyle devam etti:

"Gazi Üniversitesi ve Orta Doğu Teknik Üniversitesinin, Türkiye Büyük Millet Meclisinin et ihtiyacını karşılıyoruz. Bakanlığımız satış noktalarındaki et ihtiyacını karşılıyoruz. Geçen yıl itibariyle 20 binin üzerinde büyükbaş, 7 binin üzerinde de küçükbaş hayvan kesildi. Bu bölgedeki tüm üreticiler bizimle bir şekilde bağlantılıdır. Mesaj sistemiyle siparişlerimizi alırız. Randevu günü hayvanını getirir, hem bizim hem de Tarım ve Orman Bakanlığının veterineri kontrol eder, kesildikten sonra tekrar kontrol yapılır. Daha sonra hazırlanan etlerin sevkini yaparız."

  • "Mahkumları burada meslek öğreniyor"

Mobilya atölyesinde ise ham madde olarak sunta, MDF, ağaç işleme gibi çeşitli işleri yaptıklarını anlatan Fidanoğlu, "Burada adliyeler, ceza infaz kurumları, bazen de çeşitli kurumların ihtiyacı olan farklı mobilya gruplarını yapıyoruz. Milli Parklar Genel Müdürlüğünün kamelya, piknik masaları yapıldı, Türkiye Büyük Millet Meclisinin masa ve sandalyelerinin tadilatını ve buna benzer el işleri ve boyama yapıyoruz." diye konuştu.

Bazı mahkumların burada meslek öğrenip kurum dışına çıktıktan sonra bu işlere devam ettiklerini anlatan Fidanoğlu, bundan mutluluk duyduklarını söyledi.

Fidanoğlu, ayrıca 117 dönüm alanda elma, 250 dönümde ceviz ürettiklerini, 2 bin dönümde sulu tarım yaptıklarını ve bölgede unutulmaya yüz tutan taş oymacılık sanatını aktif hale getirdikleri sözlerine ekledi.

Deriner Barajı'ndan ekonomiye 850 milyon liralık katkı

ARTVİN (AA) – Artvin Valisi Yılmaz Doruk, Deriner Barajı'nda bugüne kadar toplam 8,5 milyar kilovatsaat enerji üretildiğini, milli ekonomiye yaklaşık 850 milyon dolar katkıda bulunulduğunu söyledi.

Doruk, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Deriner Barajı'nın çift eğrilikli beton kemer baraj tipinde 249 metre gövde yüksekliğiyle sınıfında Türkiye'nin birinci, dünyanın üçüncü en yüksek barajı olduğunu söyledi.

Türkiye-Rusya ikili işbirliğiyle inşaatına 8 Ocak 1998'de başlanan Deriner Barajı'nın 12 Aralık 2012'de açıldığını ifade eden Doruk, barajın kurulu gücünün yıllık 670 megavat, yıllık ortalama üretim kapasitesinin ise 2 milyar 118 milyon kilovatsaat olduğunu belirtti.

Doruk, Deriner Barajı'nın dünya üzerindeki mühendislik harikaları arasında gösterildiğine dikkati çekerek, barajın, 2012'de düzenlenen Mimar Sinan Uluslararası Proje Olimpiyatları finalleri ve Türk Dünyası Mühendislik, Mimarlık ve Şehircilik Kurultayında mühendislik projeleri jürisi tarafından ödüle layık görüldüğünü kaydetti.

Bu yıl 27 Kasım 2018 itibarıyla Deriner Barajı'nda yaklaşık 2 milyar kilovatsaat enerji üretildiğine işaret eden Doruk, "Bu değer planlama aşamasında öngörülen enerji üretimine çok yakın bir değerdir. Ayrıca ülkemizin en yüksek barajı olan Deriner Barajı'nda bugüne kadar toplam 8,5 milyar kilovatsaat enerji üretilmiş olup milli ekonomiye yaklaşık 850 milyon dolar katkıda bulunulmuştur." dedi.

Domates üreticisinin gözü aralıkta

ŞANLIURFA (AA) – HALİL FİDAN – Sera Yatırımcıları ve Üreticileri Birliği (SERA-BİR) Başkanı Müslüm Yanmaz, domates üreticilerinin aralık ayını beklediklerini belirterek, "Kasım ayının ortalarından nisan ayına kadar domates Türkiye dışında neredeyse dünyanın hiçbir yerinde yok. O yüzden bugün itibarıyla ihracattan ümitliyiz." dedi.

Yanmaz, AA muhabirine, bir dönem Türk-Rus ilişkilerinde gündemi uzun süre meşgul eden domates ihracatında kısıtlamanın geçen yıl kaldırıldığını hatırlatarak, bu durumun olumlu yansımalarının olduğunu söyledi.

Türkiye'nin en önemli tarım ürünleri ihracatının başında domatesin geldiğini vurgulayan Yanmaz, üreticiler olarak bu anlamda aralık ayını beklediklerini ifade etti.

Yanmaz, bu dönemde sera domatesinin neredeyse sadece Türkiye'de yetiştiğini ve bu nedenle hem Avrupa Birliği ülkeleri hem de Rusya'nın buradan ürün aldığını dile getirdi.

– "Domates en önemli ihraç ürünümüz"

Yanmaz, ihracattan ümitli olduklarını bildirerek, şunları kaydetti:

"Domates en önemli ihraç ürünümüz. İhracatla ilgili kısıtlamalar kalktı. Bundan dolayı mutluyuz. Ülkemizde sera domateslerinde sezon yeni başladı. Özellikle ısıtmalı seracılıkta kasım ayı içerisinde ilk hasatlar yapıldı. Bu hasatla ihracata yönelik çalışmalarımızı artırdık. Avrupa Birliği ülkeleriyle 30 Nisan'a kadar bu ürünü alacaklarına ilişkin anlaşmalar yaptık. Rusya ile ilgili de bir problemimiz yok. Çok şükür Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın sayesinde Rusya'nın domatesle ilgili ambargosu kalktı. Bu dönem genelde ilk ürünlerin çıktığı dönem. Şu anda piyasalarda domates fiyatlarında bir düşüş yaşanıyor. İç piyasadan salkım domates 3,5 liradan alıcı buluyor. Bu durum tüketiciler açısından sevindirici. Aralık ayıyla domates ihracatı hız kazanır, çünkü bu dönemde Avrupa'da domates bitiyor. Azerbaycan'dan Rusya'ya giden ürünlerde de azalma olacak. Kasım ayının ortalarından nisan ayına kadar domates Türkiye dışında neredeyse dünyanın hiçbir yerinde yok. O yüzden bugün itibarıyla ihracattan ümitliyiz."

– "300 milyon dolar ihracat hedefi"

Sera üreticileri olarak en kaliteli ve sağlıklı ürünü yetiştirmeye çalıştıklarını vurgulayan Yanmaz, Türkiye'de kasım-nisan döneminde 35 bin dekar alanda domates yetiştirildiğinin altını çizdi.

Üretime devam ettiklerini belirten Yanmaz, sözlerini şöyle tamamladı:

"Biraz daha ümitliyiz. Hem ülke ekonomisi rayına oturmaya başladı hem de ihracata dönük Rusya pazarlarının açık olması bizi gerçekten ümitlendiriyor. Biz hem ihracat yapacağız hem de yeni sera yatırımlarıyla üretime destek olmaya devam edeceğiz. Her zaman ifade ettiğimiz gibi bitkinin üretimine devam ettirebilmesi için sera 15 derecenin altında olmamalı. Biz bu olanaklara sahibiz. Bu sayede daha kaliteli domates elde ediliyor. Sera Yatırımcıları ve Üreticileri Birliğine üye 12 bin dekarlık seralardan yaklaşık 200 milyon dolarlık bir ihracat hedefliyoruz. Ayrıca diğer üreticilerden de 100 milyon dolar geleceğini düşünürsek toplam kışlık domates üretiminden yaklaşık 300 milyon dolarlık ihracat bekliyoruz."

Buzağı ölümlerini önlemek için “probiyotik mama” ürettiler

KÜTAHYA (AA) – MUHARREM CİN – Tarım Kredi Yem AŞ Genel Müdürü Hasan Fehmi Kinay, Türkiye'de buzağı ölümlerinin hayvancılık sektörünü ve et fiyatlarını doğrudan etkileyen en önemli sorunlardan biri olduğunu, bunu önlemek amacıyla Ar-Ge merkezlerinde probiyotik katkılı mama ürettiklerini ve seri üretim için yatırım aşamasına geldiklerini söyledi.

Kinay, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kurum olarak yurt dışından ithal edilen ürünlerin Türkiye'de üretilmesi için çalışmalar yaptıklarını söyledi.

Yem kalitesini ve yem çeşitliliğini artırmak için ilk kez Ar-Ge merkezi oluşturduklarını belirten Kinay, şöyle konuştu:

"Ankara Üniversitesindeki teknokentten yer kiralayarak bir Ar-Ge merkezi oluşturduk. Şu anda orada danışman olarak görev yapan iki profesör ve bir doçent arkadaşımız probiyotik ve diğer verimli hayvan beslenmesine yönelik çalışmaları yürütüyorlar. Bizim yem konusundaki kaliteyi artırmak, bu yemin çeşitliliğini gerçekten hayvan sağlığını da gözeterek doğru bir rasyonla (Bir hayvanın 24 saatlik bir periyot için besin maddeleri ve enerji gereksinimini sağlayan toplam yem miktarı) temin etmek ve genel makro ekonomik açıdan bizim ihtiyaç duyduğumuz ithalatı önleyecek çalışmalara katkı sağlayacak bir girişim gerçekleştirmiş olduk."

Kinay, teknokentteki yaklaşık 500 metrekarelik Ar-Ge merkezinin, sadece Tarım Kredi Yem AŞ'ye değil, tüm yem sektörüne hizmet vereceğini aktardı.

– "Ar-Ge merkezimiz tüm bilim insanlarına açık"

Ar-Ge merkezinde patentli ürünler geliştirmek istediklerini dile getiren Kinay, şöyle devam etti:

"Bu alanda Türkiye'deki tüm akademisyenlerle çalışmak arzusundayız. Bize yem konusunda katkı sağlayacak ne kadar bilim insanımız var ise bunlarla temas etmeye hazırız. Ar-Ge çalışmalarımız üniversitelerimizdeki tamamen Türk bilim insanlarının vereceği katkılarla gerçekleşiyor. Biz Ar-Ge deyince sadece Türkiye'de değil, uluslararası bilim adamlarıyla da temas etmeyi prensip olarak şiar edindik. Farklı ülkelerden de bu anlamda destek almaya hazırız. Yeter ki Türkiye'de katma değer üretebilelim. Türk çiftçisine daha iyi hizmet verebilelim. Önemli olan Japonya'daki, Amerika'daki aklı da buraya getirebilmek ancak öncelikle ülkemizdeki bilim insanlarını harekete geçirmek gerekiyor."

Kinay, akademik ilişkinin tarım kredi camiasında gittikçe yaygınlaşacağını, bu durumun Türkiye'deki tarım politikalarını etkileyeceğini, ürünlere ve verimlilik artışlarına dönüşeceğini aktardı.

– "Et fiyatlarını doğrudan etkileyen en önemli sorunlardan biri"

Genel Müdür Kinay, "Tarım Kredi Yem AŞ olarak yerli buzağı maması üretimi için Türkiye'de ilk kez stratejik bir yatırımı gerçekleştireceğiz." dedi.

Buzağı ölümlerinin önüne geçilebilecek buzağı maması geliştirildiğini anlatan Kinay, şunları kaydetti:

"Buzağı maması yurt dışından ithal edilen bir ürün. Biz buzağı mamasını probiyotik katkılarla çok rastlanan buzağı ölümlerinin önüne geçebileceğimiz gıda haline dönüştürdük. Türkiye'de buzağı ölümleri hayvancılık sektörünü, et fiyatlarını doğrudan etkileyen en önemli sorunlardan birisidir. Buzağı ölümlerini engelleyecek buzağı mamasıyla ülkemizde her yıl kaybettiğimiz yaklaşık 500 bin buzağıyı ya da en azından bunun 250-300 binini sağlıklı bir şekilde büyütme imkanına kavuşturacağız. Böylece et üretimi konusundaki temel sorunlarından birini çözmüş olacağız."

– Yatırım tutarı 100 milyon dolar

Kinay, buzağı mamasının üretimiyle ilgili öngörülen yatırım tutarının 100 milyon dolar olduğunu, süper teşvikler olarak bilinen proje bazlı teşviklere kurum olarak başvuracaklarını bildirdi.

Üretim için tüm fizibilite, proje ve yerlerin hazır olduğunu anlatan Kinay, "Ar-Ge çalışmalarımızı tamamladık. Allah'ın izniyle önümüzdeki ay itibarıyla bakanlığa süper teşviklerle ilgili başvuruları yapacağız. Biz bütün hazırlıklarımızı yaptık ve ilgili çalışmalarımızı bakanlığa ilettik. Gerekli izinler alındıktan sonra üretim aşamasına geçeceğiz. Bu sayede hem buzağı mamasını ithal etmek zorunda kalmayacağız. Hem de geliştirdiğimiz ürün nedeniyle buzağı ölümlerinin önüne geçilecek." değerlendirmesinde bulundu.

– "2019'da balık yemi üreteceğiz"

Tarım Kredi Yem AŞ olarak 2019'da balık yemi üreteceklerine de değinen Kinay, "Bu bağlamda Ege Üniversitesi ile yakın zamanda bir iş birliğine girmeyi planlıyoruz. Orada da balık yemi konusunda bir çalışma gerçekleştireceğiz. Biliyorsunuz Ege kıyılarımızda önemli balık üretim merkezleri bulunuyor. Bu doğrultuda Ege Üniversitesini kendimize bir paydaş olarak belirledik." dedi.

Mobilya üretiminin yarısı Kayseri'den

KAYSERİ (AA) – ERGÜN HAKTANIYAN – Kayseri Mobilya Sanayicileri Derneği (KAYMOS) Başkanı Tuncay Sabuncu, Türkiye'de mobilya üretiminin yaklaşık yüzde 50'sinin Kayseri'den karşılandığını bildirdi.

Türkiye ekonomisine farklı alanlarda katkı sağlayan kentlerden Kayseri, özellikle mobilya sektöründeki büyüklüğüyle biliniyor. Mobilyada ünlü markalarla Türkiye'nin adını uluslararası arenaya taşıyan Kayseri, ABD, İngiltere, Çin, Rusya, Almanya gibi birçok ülkeye mobilya ihracatı gerçekleştiriyor.

KAYMOS Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Sabuncu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Kayseri'nin mobilyanın başkenti olduğunu belirterek, dünyada ayak basılmadık pazar bırakamamak için çalıştıklarını ifade etti.

Sabuncu, "Şehrimizde ciddi seri üretim yapan firmalarımız var. Türkiye'de mobilya üretiminin yaklaşık yüzde 50'si Kayseri'den karşılanmaktadır. Türkiye'nin önemli markalarının yaklaşık yüzde 70-80'i Kayseri merkezlidir." dedi.

– İhracatta artış

Sabuncu, bugüne kadar Orta Doğu ağırlıklı ihracatın Avrupa ve Uzak Doğu ülkeleri ile Güney Kore, Çin, İngiltere ve ABD'ye kadar ulaştığını vurgulayarak, şöyle konuştu:

"Kayseri, Türkiye'de mobilyanın lokomotifidir ve mobilyaya yön veren şehirdir. Mobilya dış ticaret fazlası veren ender kalemlerden birisidir. Son dönemde yapılan teşvikler ve getirilen düzenlemelerle ihracat payımız daha da artacaktır. Her tarafa ihracatımız var. Kayserili firmalar ve sanayiciler, dünyada gidilmedik yer bırakmadı. Kayseri şuanda daha çok Rusya ve Orta Doğu pazarına hakim. İhracat rakamları yakın zamanda açıklandı. Kayseri'de 130 milyon dolar gibi bir rakam ekim ayı itibarıyla gerçekleşmiş durumda. Eylül ayına göre ihracatımız yüzde 6 artmış durumda. Mobilyada Türkiye genelinde 2017 yılı rakamı 2,6 milyar dolar civarında. Kayseri'de ise bu rakam 1 milyar doların üzerinde. Bu yıl da 1 milyar doların üzerinde bir ihracat rakamı bekleniyor."

Sabuncu, Kayseri Ticaret Odası'na kayıtlı bin 300 civarında mobilyacı bulunduğunu, iş gücüne 70 bin kişilik katkı sağladığını aktardı.

Mobilya işçileri ve sanayicisinin fedakar olduğunu belirten Sabuncu, mevcut kurlar bahane edilerek yapılan keyfi zamlardan dolayı mobilya sektörünün ciddi sıkıntı içerisinde bulunduğunu kaydetti.

"Yapılan KDV indirimi bize nefes aldıracaktır." diyen Sabuncu, Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından başlatılan Enflasyonla Topyekun Mücadele Programı'nı desteklediklerini sözlerine ekledi.

“Solucan gübresi” ev hanımının iş kapısı oldu

KARABÜK (AA) – ERSİN TURAN – Karabük'te hobi olarak solucan gübresi üretimine başlayan Zeynep Köyüstü, işi büyüterek eşiyle 2 ay önce kurduğu tesisle ticarete atıldı.

Safranbolu'da yaşayan ev hanımı ve bir çocuk annesi 39 yaşındaki Zeynep Köyüstü, bir yıl önce hobi olarak solucan gübresi üretimine başladı. Bu işle ticarete atılmaya karar veren Köyüstü, daha önce tavuk çiftliği olarak kullanılan tesisi kiralayarak eşiyle onardı.

Burada solucan gübresi üretimine başlayan Köyüstü, "Genç Çiftçi" projesinden aldığı destekle de sera kurdu.

Ürettiği solucan gübresiyle serada sebze yetiştiren Köyüstü, müşterilerine hem gübre satıyor hem de uygulamalı olarak üretimini gösteriyor.

Evindeki yemek atıklarını da değerlendirerek katı ve sıvı olmak üzere ayda 3 ton gübre üreten Köyüstü, katı gübrenin kilogramını 25, sıvı gübrenin kilogramını da 3 liradan satıyor.

– "Evsel atıkları değerlendiriyoruz"

Zeynep Köyüstü, AA muhabirine yaptığı açıklamada, geçen yıl hobi olarak solucan gübresi üretmeye başladığını söyledi.

Daha sonra işi ticarete dökmek istediğini belirten Köyüstü, "Hobi olarak küçük bir yerde başladık. Sonra bu işten para kazanmak da istedik. Sera kurduk. Serada ürettiğimiz gübreden ürün yetiştirip insanlar bunu görsün, organik ürünü bizzat tatsın istedik. Organik beslenmek de istedik." diye konuştu.

Köyüstü, internet ortamında bu işle uğraşanları gördüklerini belirterek, "Bizim gibi başlayanları gördük. Onlardan da ilham aldık. Biz de deneyelim dedik. KOSGEB'den de destek almak istiyoruz. Başvurumuzu yaptık, projeyi sunduk. Bir süreç var, onun sonunda destek olacak." dedi.

Daha önce tavuk çiftliği olan bir tesisi kiralayarak eşiyle onardıklarını dile getiren Köyüstü, "Tesisi kurduğumuz alan kötü durumdaydı, eşimle çalışarak düzene soktuk. 6-7 ay önce tuttuk burayı. Buranın tadilatıyla uğraştık. Sonra üretim başladı. Çok fazla zahmeti yok. 3 günde bir sulama yapılıyor, haftada bir yemleme yapılıyor." ifadelerini kullandı.

Köyüstü, yemlemede büyükbaş hayvan gübresi kullanıldığını aktararak, çay posası, yumurta kabuğu, sebze ve meyve kabuğu gibi evsel atıkları çöpe atmadığını burada değerlendirdiklerini kaydetti.

Ürettikleri solucan gübresiyle serada marul yetiştirdiklerini anlatan Köyüstü, gelenlere hem gübre üretimini hem de kullanımını uygulamalı gösterdiklerini sözlerine ekledi.

Ayran yapılan yayıklar Ali Rıza ustanın elinden

ORDU (AA) – EYÜP ELEVLİ – Ordulu 85 yaşındaki Ali Rıza Çakmak, babasından öğrendiği meslek sayesinde yarım asrı aşkın süredir ahşap yayık yapıyor.

Altınordu ilçesi Bucak Mahallesi'nde yaşayan Çakmak, atölyeye çevirdiği evinin bir odasını yayık üretimi için kullanıyor.

Sabah saatlerinde evin ısınması için sobasını yakan Çakmak, gün içerisinde yemeğini pişiriyor. Daha sonra atölye kısmına geçen Çakmak, babası ve ağabeyinin yanında öğrendiği, ayran ve tereyağ yapılan yayıklar için kolları sıvıyor.

Çakmak, yaklaşık 65 senedir uğraştığı ahşap yayık yapımıyla hem zaman geçiriyor hem de para kazanıyor.

İki çocuk babası Ali Rıza Çakmak, yayıkla yapılan ayranın yerinin başka olduğunu söyledi.

Ahşabın ayrana lezzet verdiğini belirten Çakmak, eski zamanlarda yayığın daha yaygın kullanıldığını anlattı.

Çakmak, geçmişte çok miktarda üretim ve satış yaptığını ifade ederek, "Haftada 10-15 yayık yapıyordum. Fiyatı ucuz da olurdu." dedi.

Daha çok Ordu'da satışa sunduğu yayıkların, özellikle İstanbul ve Bodrum gibi turist çeken yerlerde de ilgi gördüğünü vurgulayan Çakmak, "Sipariş yoluyla yayık yapıyorum. Bazı müşteriler bana yayık yaptırıyor, evinde telefonun altına koyuyor. Yayığı kullanacağı zaman alıyor, sonrasında yine telefonu üstüne koyuyor. Hem işlerini görüyor hem de süs olarak kullanıyorlar." diye konuştu.

Çakmak, vernik kullanılan ahşap yayığın daha uzun ömürlü olduğunu kaydederek, vernik sayesinde kötü koku ve akıntının da önüne geçildiğini söyledi.

Eşinin, rahatsızlığı nedeniyle yaklaşık 20 gün önce ailesinin yanına kalmaya gittiğini, bu nedenle yalnız yaşadığını anlatan Çakmak, Ordu Valiliği Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfından yardım aldığını, kendisine devletin baktığını dile getirdi.

Çakmak, yayığın bir ihtiyaç olduğunu belirterek,"Yağın kilosu pahalı. Bunu alanlar yayık yayıyor, çocuklarını okula ekmeğe yağ sürüp gönderiyorlar. Evlere hizmet eden bir şey. Tabii ki bu ihtiyaç meselesi." dedi.

Ahşap yayık yapımının bir zanaat olduğunu dile getiren Çakmak, bu işi severek yaptığını sözlerine ekledi.