Oğlundan babaya ikinci hayat

İZMİR (AA) – Üniversite öğrencisi Mehmet Sefa Güneş, karaciğer kanseri teşhisi konulan babası Mustafa Güneş'e karaciğerini vermek için eğitim hayatına bir yıl ara verdi, babasının yeniden hayata tutunmasını sağladı.

Manisa'da yaşayan 56 yaşında 2 çocuk babası emekli Mustafa Güneş, 6 ay önce ayaklarının altında, sırtında ve bacaklarındaki kaşıntılar nedeniyle hastaneye başvurdu.

Yapılan tetkiklerde Güneş'e hepatit B'ye bağlı karaciğer sirozu ve kanser tanısı koyuldu.

Karaciğerinde yaklaşık 9 santimetre çapında tümör saptanan Güneş'e acilen karaciğer nakli yapılması gerektiği söylendi.

Nakil olmak için İzmir Kent Hastanesine başvuran Güneş için canlı donör arayışına başlandı.

Güneş'in 4 kardeşinin donör olma şartlarını taşımaması üzerine Celal Bayer Üniversitesi Maliye Bölümü 2. sınıf öğrencisi olan 22 yaşındaki oğlu Mehmet Sefa Güneş, babasına karaciğer dokusunu vermek için hastaneye başvurdu.

Yapılan tetkiklerde Güneş'in karaciğer dokularıyla babasının dokularının uyuştuğu belirlendi.

Baba Güneş, üniversite eğitimine bir yıl ara veren oğlundan nakledilen karaciğer parçasıyla tekrar hayata tutundu.

  • "Kansere yabancı değilim"

Nakil işleminin ardından hastaneye kontrole gelen baba Mustafa Güneş, gazetecilere yaptığı açıklamada, oğlunun yaptığı fedakarlık sayesinde sağlığına kavuştuğunu söyledi.

Kanser olduğumu duyunca hiçbir şey hissetmediğini belirten Güneş, "Çünkü bu hastalığa yabancı değilim. Annem de kanser hastasıydı. Bu süreç içerisinde eşim de meme kanseri oldu, bunu da yendik. İnşallah sıra bende. Nakil için hiç zaman kaybetmemem gerekiyordu. Sağ olsun oğlum hiç tereddüt etmeden, üniversite hayatını dondurarak bana donör oldu. Şu an gayet iyiyim, ameliyattan çıkalı 15 gün oldu, şu an normal insanların yapabildiği her şeyi yapabiliyorum." dedi.

  • Nakille iyi olma şansı yüksek

Mehmet Sefa Güneş de kanser hastalıklarının gelişen tekniklerle artık tedavilerinin olduğunu belirterek, "Hastalığı öğrenince babama nakil önerdiler, ben de gönüllü oldum, okulumu dondurdum ve nakli gerçekleştirdik. İyiyim, herhangi bir sıkıntı yaşamıyorum. Aldığımız canın bir nebzesini iade ettiysek ne mutlu bize." diye konuştu.

İzmir Kent Hastanesi Karaciğer Nakli Bölümü Başkanı Doç. Dr. Murat Kılıç da karaciğer kanseri teşhisi konulan hastalarda nakilin önemli bir tedavi yöntemi olduğunu vurguladı.

Kılıç, "Eğer kanser karaciğer dışına çıkmamış, yayılmamış, karaciğerle sınırla kaldıysa nakille kurtulma şansı çok yüksek. Diğer tedavilerin tam tedavi edici, hastalıktan kurtarma şansı maalesef yok ama nakille bu hastalıktan kurtulma şansı yüzde 80 oranındadır. İkisi de şu an iyi ve taburcu oldular." ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan 6 üniversiteye rektör atadı

ANKARA (AA) – TürkiyeCumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 6 üniversiteye yaptığı rektör atamalarına ilişkin kararlar Resmi Gazete'de yer aldı.

Buna göre, Gaziantep İslam Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Osman Selçuk Aldemir,
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Handan İnci Elçi atandı.

Beykent Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Ali Murat Ferman, Konya Gıda ve Tarım Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Cumhur Çökmüş, MEF Üniversitesi Rektörlüğüne ise Prof. Dr. Muhammed Şahin'in ataması gerçekleştirildi.

Resmi Gazete'de yer alan diğer atama kararı ile Yükseköğretim Kurulu (YÖK) üyeliğine Üniversitelerarası Kurulca seçilen Prof. Dr. Mehmet İsmail Safa Kapıcıoğlu yeniden bu göreve getirildi.

Türk-Japon Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Konseyi üyeliklerine, "Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Japonya Hükümeti Arasında Türkiye Cumhuriyeti'nde Türk-Japon Bilim ve Teknoloji Üniversitesinin Kurulmasına Dair Anlaşma"nın 5'inci maddesi gereğince Prof. Dr. M.A. Yekta Saraç, Naci Ağbal, Prof. Dr. İsmail Demir, Doç. Dr. İbrahim Kalın, Prof. Dr. Mehmet Özkan ve Dr. Yener Mehmet Sonuşen'in atanması kararlaştırıldı.

Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi Mütevelli Heyet üyeliklerine de "Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kırgız Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesinin İşleyiş Esaslarına Dair Anlaşma"nın 5'inci maddesi ve Tüzüğünün 4'üncü maddesi ile 3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 2 ve 3'üncü maddeleri gereğince Strateji ve Bütçe Başkan Yardımcısı Yılmaz Tuna ve İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sedat Murat getirildi.

Antik kentteki 2 bin 200 yıllık tiyatroya biletle giriliyormuş

DENİZLİ (AA) – UNESCO Dünya Kültür Miras Geçici Listesi'nde yer alan Laodikya Antik Kenti'ndeki 2 bin 200 yıllık Batı Tiyatrosu'nda günümüz tiyatrolarındaki gibi biletli oturma düzeninin ve şeref locasının bulunduğu belirlendi.

Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü ve Laodikya Antik Kenti Kazı Heyeti Başkanı Prof. Dr. Celal Şimşek, gazetecilere yaptığı açıklamada, 15 yıldan bu yana Kültür ve Turizm Bakanlığı ile PAÜ adına antik kentte sürdürdükleri çalışmalarda, kentte yaşamın milattan önce 5500'den milattan sonra 7. yüzyıla kadar kesintisiz devam ettiğini ortaya koyduklarını ifade etti.

Antik kentte 2018 yılında da önemli kazı, restorasyon ve konservasyon çalışmaları yürüttüklerini anlatan Şimşek, Türkiye'deki en büyük kurumsal kazı alanı olma özelliği taşıyan Laodikya'da geçen yıl Batı Tiyatrosu'nda çalışma yaptıklarını aktardı.

Şimşek, şu bilgileri verdi:

"2 bin 200 yıllık Batı Tiyatrosu, Laodikya antik kentinin kuzeybatısında, Helenistik geleneğe göre tamamen doğal zemine oyularak yapılmış bir yapıdır. Tiyatroda yapılan kazı çalışmalarında alt bölümde 23, üst bölümde ise 20 sıra oturma basamağı ortaya çıkartıldı. Oturma basamaklarının alınlarında yer alan harflerin günümüz tiyatrolarındaki gibi biletli oturma düzeni ile ilişkili olduklarını ve tiyatroda bir şeref locasının olduğunu tespit ettik. Tiyatroda yapılan çalışmalarda yarım daire formunda ilk kez şeref koltuğu ortaya çıkartıldı. Bu da şehrin yönetici ve önde gelen kişileri için tiyatroda özel bölüm ayrıldığını göstermektedir. Oturma basamaklarında yer alan harfler ise biletli numara sistemini ortaya koyması bakımından günümüz tiyatrolarıyla benzerlik göstermektedir."

  • "Agorayı 2 bin yıl önceki haline getirmeyi hedefliyoruz"

Laodikya antik kentinde bulunan Kuzey Kutsal Agora'yı gün yüzüne çıkarmaya devam ettiklerini belirten Şimşek, şöyle devam etti:

"Milattan sonra 494 yılı depreminde yıkılan blokların portiğe bakan iç bölümünün sıva üzerine renkli fresklerle kaplı olduğunu tespit ederek hazırladığımız restorasyon projesi kapsamında kemerli kapıyı ayağa kaldırdık. Bu bölümde, freskleri dış etkenler ve olumsuz hava koşullarına bağlı oluşabilecek bozulmalardan korumak amacıyla yapıyla uyumlu, hafif ve modüler çelik konstrüksiyon üzerine mebran örtüden geçici koruma örtüsü tasarladık. Kuzey Kutsal Agora'yı 2 bin yıl önceki haline getirmeyi hedeflediklerini getirmek için çalışmalarımız devam ediyor." diye konuştu.

Şimşek, Lykos-Çürüksu Vadisi'nde en erken arkeolojik buluntulara ulaştıklarını belirterek, şunları kaydetti:

"Kentin batısında, Laodikya'nın milattan önce 5 bin 500'e tarihlenen erken dönem prehistorik yerleşimine ait kanıtların bulunduğu Kandilkırı yerleşmesinde yapılan çalışmalarda ortaya çıkartılan arkeolojik veriler, Eski Tunç Çağı'na yani milattan önce 3000-2500'e tarihlenmekte olup bunun, Batı Anadolu'da ortaya çıkartılan mimari kalıntılara ait yerleşim verileri olarak ilklerden olması bakımından önemli olduğunu düşünüyorum. Sivil mimariye ait bu yerleşimler Lykos-Çürüksu Vadisi'nde ortaya çıkartılan en erken arkeolojik buluntulardır."

Sağlık Bakanı Koca, öğrencilik ve hekimlik yıllarını anlattı

ANKARA (AA) – DUYGU YENER / YEŞİM SERT KARAASLAN – Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin ilk kabinesinde Sağlık Bakanlığı görevine getirilen Fahrettin Koca, ailesinin isteği üzerine tıp fakültesini tercih ettiğini, işletme fakültesi eğitimi hayalini ise büyük oğlunun gerçekleştirdiğini söyledi.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, öğrencilik ve hekimlik yaptığı yılları AA muhabirine anlattı.

Konya'da dünyaya geldiğini, ilk ve orta öğrenimini de burada tamamladığını belirten Koca, liseyi Bursa Erkek Lisesi'nde bitirdiğini söyledi. İşletme okumak istemesine rağmen, ailesinin tıp fakültesinden yana olduğunu dile getiren Bakan Koca, "Ailemin isteğini kırmayarak İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesini tercih ettim.” dedi.

İhtisasını Cerrahpaşa Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı'nda yaptığını anlatan Koca, uzun süre çeşitli sağlık kuruluşlarında hekimlik ve medikal direktörlük görevlerinde bulunduğunu söyledi. Ailelerin genellikle çocuklarının doktor olması gibi bir hayali olduğunu dile getiren Koca, şöyle devam etti:

"Hepimiz çevrenin etkisiyle yönlendiriliyoruz. Annem, babam ve çevremdekiler de benim tıp fakültesine girmemi istedi. İnsanlara faydalı olmayı isteyen bir yapıya sahibim. Çevrenin de etkisi vardı. Ben aslında işletme okumak istiyordum. O dönem çok yüksek puan da almıştım. Boğaziçi Üniversitesine gitmeyi çok istemiştim. Dereceyle girdiğim bir dönemdi. Çevrenin de etkisiyle tıp fakültesini tercih ettim. Hatta tıpta okuduğum ilk iki yıl da gerçekten zorlandım. Şimdi ise iyi ki tercih etmişim ve hekim olmuşum diyorum."

  • "Sabaha kadar yenidoğanların başında beklerdim"

Bakan Koca, tıp fakültesinde okuduğu dönemde ilk yıllar zorlansa da hekim olmaktan, özellikle çocuk hekimi olmaktan her zaman gurur duyduğunu vurgulayarak şunları söyledi:

"Cerrahpaşa'da ihtisas yaptığım dönemde en çok etkilediğim ve unutamadığım anlar da yenidoğanlarla geçen zamanlardı. İhtisasımın son aylarında yenidoğan yoğun bakım ünitesi de yeni kurulmaya başlamıştı. Ben de o dönemde asistan temsilcisi olarak yenidoğan yoğun bakımın kuruluşunda aktif yer aldım. Yenidoğan bebekler 500 gram, 900 gram bebeklerdi… Birçok gün sabahlara kadar başlarında beklediğimi hatırlıyorum. Gece saat kaç olursa olsun entübasyon için hastaneye geldiğim olmuştur. Şimdi ise o erken doğan prematüre bebeklerin üniversiteye girdiklerini, öğrenci olduklarını görmek beni ziyadesiyle memnun ediyor."

  • "Hayalini oğlu gerçekleştirdi"

Dört çocuk babası Bakan Fahrettin Koca, üniversite ve meslek seçimlerinde çocuklarını yönlendirmediğini belirterek "Onların hangi alanlara eğilimi olduğunu önemsiyorum. Oğlum bu sene Türkiye derecesi de yaparak Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümüne girdi." dedi.

Yoğun iş temposu nedeniyle çocuklarıyla çok fazla vakit geçiremediğini ve bunun üzüntüsünü yaşadığını dile getiren Koca, "Küçük oğlum ve eşimle birlikte İstanbul'dan Ankara'ya geldik. Ankara'da beraber olmamıza rağmen bazen haftalarca oğlumu göremiyorum. Geç saatlere kadar çalıştığımız için eve gittiğimde çoktan uyumuş oluyor. Öyle zamanlar oluyor ki İstanbul'a gittiğimizde beraber vakit geçirme fırsatımız oluyor." ifadelerini kullandı.

Yerli ve milli TPN cihazı 7 hastanede kullanılmaya başladı

AFYONKARAHİSAR (AA) – CANAN TÜKELAY – Afyonkarahisar'da, Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi (KOSGEB) desteği, üniversite-sanayi iş birliğiyle geliştirilen yerli ve milli tasarım Total Parenteral Nütrisyon (TPN) yazılımı ve dolum cihazı, 5 şehirdeki 7 hastanede kullanılmaya başladı.

Yenidoğan yoğun bakım servislerinde kullanılan, daha önce yüksek maliyetlerle yurt dışından temin edildiği için her yıl milyonlarca liranın yurt içinde kalmasını sağlayacak tıbbi cihazın, ihraç edilmesi de planlanıyor.

Ar-Ge çalışmaları bir yıl gibi kısa sürede tamamlanan ve seri üretimine geçilen TPN cihazı, yoğun bakımda yatan, ağızdan beslenmesi mümkün olmayan, özellikle prematüre bebeklerin ve daha büyük hastaların damar yoluyla beslenmesinde kullanılıyor.

Afyon Kocatepe Hastanesi Yenidoğan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı ve Biohenge firmasının kurucularından Doç. Dr. Ahmet Afşin Kundak, AA muhabirine yaptığı açıklamada, tüm çalışmaları 17 kişilik bir ekiple gerçekleştirdiklerini söyledi.

Ekipte doktor, yazılımcı, mühendis ve bilişim uzmanlarının bulunduğunu belirten Kundak, "Öncelikle dışarıdan yüksek paralarla ithal ettiğimiz tıbbi cihazların milli kaynaklarla üretilmesine odaklandık. Bu amaçla 5 proje belirledik. İlk projemizde KOSGEB'in de desteği ile başarıya ulaştık." dedi.

  • "Burada amacımız dışa bağımlılığı en aza indirmek"

Geliştirdikleri tıbbi cihazın diğer ürünlere göre birçok üstün özelliğinin bulunduğunu vurgulayan Kundak, şöyle devam etti:

"Cihazımızın özelliği, her şeyden önce yüzde yüz yerli ve milli imkanlarla üretilmiş olmasıdır. Yazılımından parçaların üretimi ve programına kadar hepsi Türk hekimleri ve mühendislerinin birlikte çalışması ile sıfırdan geliştirilmiştir. Bu cihazın, rakiplerine göre birçok üstün özelliği var. Her şeyden önce kullanım avantajı var. Güvenilirliği, dolum kalitesi rakiplerine göre çok daha üstün. İkinci avantajı ise fiyatı. Maliyet açısından, yurt dışından gelen ürünlere göre neredeyse yarı yarıya daha ucuz. Üçüncüsü ise programın, hekimin orderlerini destekleyen, yanlış yazıldığında uyarı veren, hekimin ve programın takibini yapan, dolum güvenliğini takip etmede işlerini kolaylaştıran yazılım desteğinin olması. Dördüncü avantajımız da kullanıcı hekimlerle aktif olarak iletişim halinde olmamız. Kullanıcılardan geri bildirim alarak cihazımızı sürekli yenileme özelliğimiz de mevcut."

Firmanın biyomedikal mühendisi Aydın Coşkun da cihazın şu anda 5 şehirdeki 7 hastanede aktif olarak kullanıldığına işaret ederek, şöyle konuştu:

"Bizler Türkiye'nin tıbbi cihazda dışa bağımlılığını azaltabilmek için kafa kafaya verdik. 'Ülkemizin ihtiyacı olan cihazları nasıl üretiriz?' diye çalışmalar yaptık. 17 arkadaşımızla bu cihazı geliştirmeyi başardık. Denizli'de 3, İstanbul, Antalya, Afyonkarahisar ve Şanlıurfa'da birer hastanede bu cihaz kullanılıyor. Kasım ayında Almanya Düsseldorf'ta fuara katıldık. Hızlı şekilde yurt dışı ihracatını da gerçekleştirmek istiyoruz. Çünkü ülkenin buna çok ihtiyacı var. Almanya'daki fuarda gördük ki dışa bağımlılığı bu şekilde azaltabiliriz. Hızlı bir şekilde ülkemizdeki hastanelerde kullanımını artırmak için bir kamu ihalesine girdik ve kazandık. Bir yıl gibi kısa bir sürede Ar-Ge ve inovasyonunu tamamladığımız cihazımızı yurt dışı pazarına hazır hale getirdik. Bizim cihazımızdaki birçok özellik, şu anda Almanların ya da İtalyanların kullandıklarında yok."

  • "Kemoterapi ve kan gazı cihazlarımızı piyasaya süreceğiz"

Cihazın, mali açıdan Türkiye'ye çok büyük kazanç sağlayacağının altını çizen Coşkun, şunları kaydetti:

"Bir hastanenin böyle bir cihaz için ödeyeceği yıllık 1 milyon lira kira bedelinin tamamen ülkemizde kalmasını sağladık. Hem de kendi mühendislerimiz ve kendi yazılımımızla. 81 ilde birer tane TPN ünitesi kurulduğunda yıllık 81 milyon lira kazanç sağlanacak. Burada amacımız dışa bağımlılığı en aza indirmek. Cumhurbaşkanımızın da vurguladığı gibi tıbbi cihaz ve ilaçta dışa bağımlılıkta çok hassas noktadayız. Paramızın büyük kısmı dışarıya gidiyor. Bunu azaltmak amacıyla, TPN cihazından sonra 2019 ve 2020 yılında kendi kemoterapi ve kan gazı cihazlarımızı piyasaya süreceğiz."

Cumhurbaşkanı Erdoğan 8 üniversiteye rektör atadı

ANKARA (AA) – Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 8 üniversiteye yaptığı rektör atamalarına ilişkin kararlar Resmi Gazete'de yer aldı.

Kararlara göre, Balıkesir Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. İlter Kuş, Kahramanmaraş İstiklal Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Sami Özgül, Harran Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Mehmet Sabri Çelik, Sivas Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Mehmet Kul, Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Mümin Şahin, Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Muhammed Fatih Andı, Nuh Naci Yazgan Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Kerim Güney ve Çankaya Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Can Çoğun atandı.

Söz konusu atamalar 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 13'üncü ve 3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 2'nci, 3'üncü ve 7'nci maddeleri gereğince gerçekleştirildi.

Köpeği ölünce mimarlıktan vazgeçip veteriner oldu

BARTIN (AA) - SELİM BOSTANCI - Mimar olmayı hedeflerken üniversite tercihini yapacağı gün sahiplendiği köpeği ölen Orhun Kabasakal, veteriner olmaya karar vererek 2 yıldır hayvanları tedavi ederek köpeğinin anısını yaşatıyor.

Bartın'da yaşayan 26 yaşındaki Kabasakal, kuzeninden etkilenerek ilkokul yıllarından itibaren mimar olmayı hedefledi.

Babasının 7 yıl önce sokakta bulduğu yavru köpeği sahiplenen Kabasakal, vaktinin büyük kısmını geçirdiği "Daisy" isimli köpeğe bağlandı.

Liseden 2012'de mezun olan Kabasakal, üniversite tercihi yapacağı gün köpeğini kanlı ishal hastalığından kaybetti.

Köpeğinin ölümünden derinden etkilenen Kabakasal, yıllardır hayalini kurduğu mimarlık tercihinden vazgeçip veteriner olmaya karar vererek, tüm tercihlerini veterinerlik fakültelerinden yana kullandı.

Kazandığı Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Veterinerlik Fakültesinden 2016'da mezun olan Kabasakal, çeşitli hayvan hastanelerinde çalıştıktan sonra açtığı klinikte ölen köpeğinin anısını yaşatıyor.

– "Küçükken köpeklerden korkardım"

Kabasakal, AA muhabirine yaptığı açıklamada, küçüklüğünde hayvanlara karşı özel bir ilgisi olmadığını hatta köpeklerden korkan biri olduğunu söyledi.

Mimar olmayı hayal ederken üniversite tercihi yapacağı gün köpeğini kanlı ishal hastalığından kaybetmesiyle meslek seçiminin değiştiğini dile getiren Kabasakal, "Köpeğim kucağımda can verdi. Son gözyaşı damlasını o kadar yüreğimde hissettim ve üzüldüm ki… O gün üniversite tercihi için son gündü. Köpeğimin öldüğü gün mimarlık hedefimden vazgeçtim ve veteriner hekim olmaya karar verdim. 13 tercihimi de sadece veteriner fakültelerinden yana kullandım ve Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Veterinerlik Fakültesini kazandım." diye konuştu.

– "O köpek hayatımı çok değiştirdi"

Kabasakal, zor bir bölümde okuduğunu ve derslerde en zorlandığı zamanlarda kaybettiği köpeğinin gözünün önüne geldiğini anlatarak, şöyle devam etti:

"Kaybettiğim köpeğime olan bağlılığımla azimle çalıştım ve fakülteyi 5. olarak bitirdim. Hayvanları çok seviyorum. O köpek hayatımı çok değiştirdi, çok etkiledi. O yaşıma kadar hayvanlarla ilgilenmezdim ama bu köpek beni çok etkiledi hatta gök gürleyen bir gece korktuğu için onunla kulübede yatmıştım. O canın gitmesi, gözümün önünden hiç gitmedi. Veteriner olduktan sonra da o olay nedeniyle kanlı ishal olan hayvanlara ayrı bir özen gösteriyorum. Kanlı ishal vakalarına karşı da kendimi yetiştirdim, çok sayıda makale okudum. Tehlikeli bir hastalık. 'Daisy' sayesinde o hastalığa karşı özel bir ilgim oldu. Şu anda da kendime ait bir veteriner kliniği sahibiyim ve bunu ölen köpeğime borçluyum. Bir yavru köpeğin hayatımı değiştirmesine ben de inanmakta güçlük çekiyorum."

Anne Güldane Kabasakal da oğlunun küçükken hayvanlara karşı ilgisinin olmadığını dile getirerek, "Köpeği öldükten sonra veteriner olacağını bize hiç söylemedi. İçinde yaşamış. Daha sonra öğrendiğimizde de çok duygulandık ve kararını destekledik." ifadelerini kullandı.

Başkentteki üniversitelerden eğitime ara verme kararı

ANKARA (AA) – Ankara'da yoğun kar yağışı nedeniyle 7 üniversite ile Hacettepe Üniversitesinin Beytepe ve Yüksek İhtisas Üniversitesinin Bağlum yerleşkelerinde eğitime bir gün ara verildi.

AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, Ankara'da gece boyunca etkisini sürdüren ve sabah saatlerine kadar devam eden kar yağışı sonrası başkentteki birçok üniversite eğitime ara verme kararı aldı.

Üniversitelerin sosyal medya hesapları ve internet sitelerinden yapılan duyurulara göre, Ankara Üniversitesi, Gazi Üniversitesi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ), Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Üniversitesi, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi, Lokman Hekim Üniversitesinin yanı sıra Hacettepe Üniversitesinin Beytepe yerleşkesinde eğitime bir süreyle ara verildiği belirtildi.

Yüksek İhtisas Üniversitesi de Bağlum yerleşkesinde eğitime bir gün ara verildiğini duyururken, Balgat yerleşkesinde ise ders ve sınav programlarında değişiklik olmadığını açıkladı.

Bilkent Üniversitesi ise sabah derslerinin ve sınavların saat 12.30'a kadar iptal edildiğini, öğleden sonraki derslerin durumunun ise sabah saatlerinde yapılacak değerlendirmeden sonra ilan edileceğini bildirdi.

Ankara Valisi Vasip Şahin de kuvvetli kar yağışı ve buzlanma beklentisi nedeniyle kentte eğitime bir gün ara verildiğini duyurmuştu.

Mesut Bakkal üniversitede derse katıldı

ANKARA (AA) – Teknik direktör Mesut Bakkal, Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesinde spor muhabirliği dersine konuk oldu.

Üniversitede Lütfü Özel'in dersine katılıp, "Günümüzde futbol" başlıklı bir sunum yapan Bakkal, yaklaşık 18 yıldır Süper Lig'de takım çalıştırdığını söyledi.

Son olarak Aytemiz Alanyaspor'da görev yapan Bakkal, "Futbol inanılmaz bir sektör, adeta bacasız fabrika. Milyon avro, dolarların döndüğü bir sektör. İnanılmaz bir kazanç. Çünkü yaklaşık 227 milyon insan bundan ekmek yiyor. Baktığınız zaman büyük bir güç." ifadelerini kullandı.

Bakkal, Avrupa ile Türkiye'yi kıyaslayarak, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Almanya'da 28 milyon, bizde ise sadece 6 milyon insan spor yapıyor. Diyorlar ki niye oyuncu yetişmiyor? Yetişmez, mümkün değil. Yarıştığımız tüm ülke kulüplerinde futbola başlama yaşı 5. Elit futbolcunun yetişmesi için 10 bin saat futbol oynaması gerekiyor. Bizde ise kulüplerimizde futbola başlama yaşı genelde 10. Yarıştığımız ülkelerle 5 yıl kaybımız var. Almanya'da 6,5 milyon lisanslı futbolcu var. Almanya'da Türk kökenli lisanslı futbolcu sayısı ise 650 bin. Neredeyse buradakilerle eşit. Avrupa'da 13 yaş altı futbol takımları daha çok. Biz de ise A takımların sayısı daha fazla."

Türkiye'de kulüplerin mali açıdan sıkıntı yaşadıklarına işaret eden Bakkal, "Artık para bitti. Manzara kelimelerle tarif edilmeyecek kadar vahim." değerlendirmesinde bulundu.