UMH'den UCM'ye “Hafter'i yargılayın” çağrısı

TRABLUS (AA) – Libya'da Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) Başkanlık Konseyi Başkanı Fayiz es-Serrac, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nden (UCM), General Halife Hafter'i işlediği savaş suçları nedeniyle yargılamasını talep etti.

Serrac, UCM Başsavcısı Fatou Bensouda'ya gönderdiği mesajda, Hafter güçlerinin sivillere ve insanlığa karşı suç işlediğini, ağır ve şehir içinde kullanılması yasak silahlarla altyapıyı yıktığını kaydetti.

Hafter güçlerinin, sivil yerleşim yerlerini, okulları ve sahra hastanelerini hedef aldığını belirten Serrac, bunun yanı sıra çocukların zorla silah altına alındığını, esirlere kötü muamelede bulunulduğunu ve tüm bunların savaş suçu olduğunu ifade etti.

Başta başkent Trablus'a açıkça saldırı emri veren Libya'nın doğusundaki askeri güçlerin lideri Halife Hafter olmak üzere bu suçları işleyen herkesin yargılanmasını isteyen Serrac, Libya mahkemesinin UCM'yi bu konuda tüm belge ve delillerle bilgilendireceğini aktardı.

  • Ne olmuştu?

Başkent Trablus'taki Ebu Selim Belediye Meclisinden yapılan yazılı açıklamada, önceki gece düzenlenen ve Ebu Selim bölgesinin hedef alındığı roket saldırısında 5'i kadın 6 kişinin hayatını kaybettiği, 35 kişinin yaralandığı belirtilmişti.

Trablus'taki saldırı sonucu hayatını kaybedenlerin anısına 3 günlük yas ilan edilmişti.

UMH Sözcüsü Muhanned Yunus, Hafter güçlerini Trablus'u bombalamakla suçlamış, Hafter güçleri de benzer suçlamayı UMH'ye yöneltmişti.

Libya'nın doğusundaki askeri güçlerin lideri General Halife Hafter, başkent Trablus'u ele geçirmek için 4 Nisan'da saldırı emri vermiş, bunun üzerine başkentte konuşlanan UMH birlikleri de karşı operasyon başlatmıştı.

Dünya Sağlık Örgütü, Libya'da 12 gündür devam eden çatışmalarda ölü sayısının 174'e, yaralı sayısının 756'ya yükseldiğini açıklamıştı.

BM Özel Raportörü Lee'den “Myanmar ordusu UCM'de yargılansın” çağrısı

CENEVRE (AA) – Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Myanmar Özel Raportörü Yanghee Lee, Myanmar ordusu mensuplarının Arakanlı Müslümanlara karşı işledikleri suçlardan dolayı Uluslararası Ceza Mahkemesinde (UCM) yargılanmak zorunda olduğunu söyledi.

Lee, BM Cenevre Ofisi'nde düzenlediği basın toplantısında, "Uluslararası toplum, Myanmarlı kurbanlar ve adalet için çalışmaya devam etmek zorunda. Şuna kesinlikle inanıyorum ki Myanmar'daki durum, BM Güvenlik Konseyi, taraf devletler ya da bir grup ülke tarafından UCM'ye havele edilmek zorunda." dedi.

Özel Raportör Lee, Myanmar'daki insan hakları ihlallerinin UCM'ye havale edilememesi durumunda, Myanmar'daki suçluların yargılanması için "uluslararası bağımsız" bir mahkeme kurulması tavsiyesinde bulundu. Lee, kendi tercihinin ise UCM olduğunu vurguladı.

"Uluslararası toplum, Myanmar'daki (insan hakları) durumu UCM'ye götürmekte başarısız olursa oturup bir mucize bekleyemeyiz." diyen Lee, Myanmar ordusunda ağır insan hakları ihlalleri yapan personelin bir şekilde kurulacak uluslararası bir mahkemede yargılanması gerektiğinin altını çizdi.

Myanmar ordusunun, ülkenin kuzeyindeki Arakan eyaletinde geçmişte de şimdi de yaptığı insan hakları ihlallerinin savaş suçu olabileceğine dikkati çeken Lee, bölgedeki Arakanlı Müslümanların yerlerinden edilmesinden de en büyük menfaati yine ordunun elde ettiğini vurguladı.

  • Myanmar'da 400-500 bin Arakanlı Müslüman kaldı"

Lee, UCM Savcılık Ofisinden bir ekibin, Bangladeş'teki Arakanlı Müslümanların durumuyla ilgili devam eden ön inceleme kapsamında bu ülkede çalışmasına da değinerek, "Çok umutluyum. Bu benzeri görülmemiş bir şey. Bu ileriye doğru küçük bir adımdır ama bunun adaletin önünü açmasını diliyorum." diye konuştu.

Bir soru üzerine Lee, Arakan eyaletinde kalan Müslümanların sayısını kimsenin bilmediğini, bölgede 400-500 bin arası Arakanlı Müslümanın yaşadığını tahmin ettiklerini aktardı.

Lee, Myanmar Dışişleri Bakanı ve Devlet Başkanlığından Sorumlu Devlet Bakanı Aung San Suu Çii'den umudunu kaybedip kaybetmediğine ilişkin soruya ise "O bir siyasetçi. Siyasetçi olarak bir kez seçildiniz mi amacınız bir sonraki seçimde yine seçilmek." karşılığını vererek Suu Çii'yi üstü kapalı eleştirdi.

  • "Tam vatandaşlık hakkı istiyoruz"

Öte yandan, BM Cenevre Ofisi'nde bir ilk yaşandı. Bangladeş'in Cox Bazar bölgesindeki kamplara sığınan Arakanlı iki Müslüman da Lee'ye basın toplantında eşlik etti.

Basın toplantısında konuşan Hamide Hatun, kocasının ve pek çok aile ferdinin Arakan eyaletinde Myanmar güvenlik güçlerince öldürüldüğünü, kendisinin de Bangladeş'e sığınmak zorunda kaldığını dile getirdi.

Hatun, tüm dünyaya çağrıda bulunarak, "Arakanlı Müslümanlar için adalet istiyoruz. Onurlu ve güvenli bir şekilde ülkemize dönmek ve vatandaşlık haklarımızın tam olarak verilmesini istiyoruz. Ayrıca, eğitim haklarından tam olarak faydalanmak istiyoruz." dedi.

  • "Gidecek bir evim yok"

Kamptan gelen Muhip Ullah ise "Şimdi siz bu toplantıdan sonra evlerinize gideceksiniz ama benim gidecek bir evim yok. Ben de buradan Cox Bazar'daki barınağıma gideceğim. Hepinizi oraya davet ediyorum. Gelin orada halimizi görün." ifadesini kullandı.

Ullah, BM'de Myanmar ile ilgili sürekli kararlar alındığını ama tüm bu süreçlerde kendilerine asla yer verilmemesini eleştirerek, Arakanlı Müslümanlar olarak BM'den çok söz yerine daha fazla icraat beklediklerini ifade etti.

  • Bangladeş'in kararına tepki

Bu arada, Cenevre'de devam eden İnsan Hakları Konseyi'nin 40'ıncı oturumunda da konuşan Özel Raportör Lee, Bangladeş hükümetinin nisanda 23 bin Arakanlı Müslümanı, izole durumdaki "Bhasan Char" adlı adaya transfer etme kararına tepki gösterdi.

Lee, bu karardan büyük endişe duyduklarını, adanın yaşam koşulları için elverişli olmadığı ve kararın yeni bir krizin kapısını arayabileceği uyarısında bulundu.

UCM ofisinden geçen hafta yapılan yazılı açıklamada, savcılık ofisinden bir ekibin, Myanmar ve Bangladeş'teki Arakanlı Müslümanların durumuyla ilgili devam eden ön inceleme kapsamında çalışacağı belirtilmişti.

UCM, geçen eylülde Myanmar'ın Arakanlı Müslümanlara karşı işlediği suçlarla ilgili ön inceleme başlattığını duyurmuştu.

  • Arakanlı Müslümanlara etnik temizlik

Arakan'da 2012'de Budistler ile Müslümanlar arasında çatışmalar çıkmış, olaylarda çoğu Müslüman binlerce kişi katledilmiş, yüzlerce ev ve iş yeri ateşe verilmişti.

Arakan'daki sınır karakollarına 25 Ağustos 2017'de düzenlenen eş zamanlı saldırıları gerekçe gösteren Myanmar ordusu ve Budist milliyetçiler, kitlesel şiddet eylemlerini başlatmıştı.

Birleşmiş Milletler'e (BM) göre, 25 Ağustos 2017'den sonra Arakan'daki baskı ve zulümden kaçıp Bangladeş'e sığınanların sayısı 745 bine ulaştı. Uluslararası insan hakları kuruluşları, yayımladıkları uydu görüntüleriyle yüzlerce köyün yok edildiğini kanıtladı.

Bangladeş, ülkedeki Arakanlı mültecilerin yurtlarına dönüşü için Myanmar ile vardığı anlaşmayı uygulamaktan vazgeçerken, uluslararası medya ve yardım kuruluşlarının Arakan bölgesine girişini ciddi oranda kısıtlayan Myanmar hükümeti ise Arakanlı Müslümanların dönüşlerine ilişkin verdiği sözleri yerine getirmedi.

BM ve uluslararası insan hakları örgütleri, Arakanlı Müslümanlara yönelik şiddeti "etnik temizlik" ya da "soykırım" olarak adlandırıyor.

İnsan hakları örgütleri, Arakanlı Müslümanların güvenli ortam sağlanmadan Myanmar'a dönmelerinin yeni bir etnik temizlik kampanyasına yol açacağı endişesini taşıyor.

Bemba'dan UCM'ye 76 milyon dolar tazminat talebi

DAKAR (AA) – Hakkındaki hapis kararı geçen yıl iptal edilen eski Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı Yardımcısı Jean Pierre Bemba, tutuklu yargılandığı 10 yıl için Uluslararası Ceza Mahkemesinden (UCM) 76 milyon dolar tazminat talebinde bulundu

Yerel basındaki haberlere göre, Bemba'nın avukatı Peter Haynes, UCM'ye gönderdiği belgede, müvekkilinin 2008-2018 yıllarında Hollanda'nın Lahey kentinde tutuklu geçirdiği zamanın telafi edilmesini istediğini belirtti.

Haynes, hapiste bulunduğu 10 yılda kendisinin ve ailesinin gördüğü maddi ve manevi zarar karşısında müvekkilinin UCM'den 76 milyon dolar tazminat talep ettiğini aktardı.

Belçika'da 2008'de yakalanan ve Lahey'deki hapishaneye gönderilen Bemba'nın yargılaması 2010'da başlamıştı. Eski KDC Cumhurbaşkanı Yardımcısı 2016'da biten "savaş ve insanlığa karşı suçlamaları" içeren davada 18 yıl hapis cezası almıştı ancak UCM Temyiz Mahkemesi Bemba'nın itirazını kabul ederek, cezayı iptal etmiş, Bemba geçen yıl haziranda serbest kalmıştı.

Bemba, 2002-2003 döneminde Orta Afrika Cumhuriyeti'ne (OAC) gönderdiği silahlı grup Kongo Kurtuluş Hareketi (MLC) milislerinin ülkede işlediği cinayet, tecavüz ve yağma gibi suçlardan sorumlu olmakla suçlanıyordu.

Malezya Uluslararası Ceza Mahkemesine üye oldu

KUALA LUMPUR (AA) – Malezya hükümeti, Uluslararası Ceza Mahkemesine (UCM) katıldığını bildirdi.

Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, Malezya kabinesinin geçen yıl aralıkta UCM'ye katılma kararı aldığı ve bugün itibarıyla UCM'nin kuruluş belgesi olan Roma Statüsünü onayladığı belirtildi.

Malezya'nın UCM'ye katılımıyla ilgili basına konuşan İnsan Kaynakları Bakanı M. Kulasegaran, "UCM'ye katılmasının ardından Malezya, insanlığa karşı işlenen suçların yargılanması hususunda önemli rol oynayacak." açıklamasında bulundu.

Hükümetin aldığı kararın ardından Malezya, UCM'nin 124. üyesi oldu.

Dışişleri Bakanı Seyfeddin Abdullah, Myanmar'da Arakanlı Müslümanlara yönelik şiddet ve etnik ayrımcılık uygulayanların UCM'ye yargılanması için Malezya hükümetinin gerekli adımlar atacağını duyurmuştu.

Mavi Marmara saldırısının İngiliz mağdurlarından basın toplantısı

LONDRA (AA) – Mavi Marmara saldırısının İngiliz kurbanları İsrail'e karşı Uluslararası Ceza Mahkemesinde (UCM) devam eden davalarına İsrailli bir STK'nın müdahil olma girişimiyle ilgili basın toplantısı düzenledi.

Mavi Marmara'daki İngiliz aktivistler arasında yer alan Osama Qashoo, Paveen Yaqub, Alexandra Lord Phillips ve Laura McDonald Stuart kendilerini temsil eden hukuk bürosu Stoke White'ın doğu Londra'daki merkezinde basın toplantısı yaptı.

Mağdurlar adına açıklama yapan Alexandra Lord Phillips, İsrail ordusunun Mavi Marmara gemisine saldırısıyla ilgili, ''Bize saldırılmasına hiç gerek yoktu. İsrail’e ya da başka hiç kimseye tehdit oluşturmadık. Buna rağmen, şiddet ve hırsızlık içeren, özgürlüğümüzden mahrum bırakıldığımız vahşi bir saldırıya uğradık. Bu saldırı, dünya medyasının kızgın bakışları önünde gerçekleşti ve İsrail ordusunun sivil protestocular üzerinde uyguladığı sistematik günlük saldırıların acı bir örneğiydi.'' ifadelerini kullandı.

''Tüm Mavi Marmara ve Gazze Özgürlük Filosu kurtulanları adına o gece ve sonrasında işlenen suçlar için yalnızca adalet aradığımızı yinelemek istiyorum.'' diyen Phillips, şunları kaydetti:

''Gerekli tüm yasal kanallarda adalet için mücadelemizi yenilemek için her şeyden önce Londra'da bir araya geliyoruz. Basit bir insani misyona sahip olan ve kendilerine yaşatılanları hak etmeyen, 37 farklı milletten mağdurlarız. Bazılarımız hayat değiştirecek şekilde yaralandı, bazılarımız da öldü. Biz mağdurlar olarak, 31 Ocak'ta bir İsrail STK'sının devam eden davamıza müdahalesinden ve bizi alçakça ve düşmanca bir niyetle radikaller olarak göstermeye çalışmasından derin endişe duyuyoruz. İsrail mermilerinin altında acı çekenlere tanık olanlar olarak, sözüm ona 'sivil' bir örgütün bize bu şekilde iftira atıp karalamayı seçmesi acı verici.''

İsrail'in hukuki süreci engellemek için bir ''iftira ve maniplasyon'' kampanyası yürüttüğünü belirten Phillips, ''Daha da endişe veren ise bu kişilerin eylemlerinin, en olağanüstü ve temelsiz suçlamaları içinde barındıran kamuya açık bir belgeyle UCM’ye yapılan başvurunun bir parçası olması.'' diye konuştu.

  • John Bolton ile tehdit

''Bu korkunç saldırının mağdurları olarak UCM’nin, saygın yardımseverlere karşı gerçekleştirilen bu suçlara dair bir soruşturma ile ilerleyeceğine inancımıza sadık kalıyoruz.'' diyen Phillips, bununla birlikte ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton'ın UCM'ye yönelik açıklamaları gibi gelişmelerin kendilerini kaygılandırdığını kaydetti.

Phillips, İsrailli STK'nın da UCM'ye gönderdiği belgede Bolton'ın sözlerine göndermede bulunulduğuna dikkati çekerek, bunun mahkemeyi tehdit anlamına geldiğini söyledi.

Mavi Marmara saldırısının Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi tarafından da ''suç'' olarak kabul edildiğini hatırlatan Philllips, ''BM tarafından bu suçlarla ilgili İsrail’in yargılanması ve yaptırım uygulanması için gereğinin yapılması kararlaştırılmıştır. BM tarafından ortaya konulan bu durumda Uluslararası Ceza Mahkemesi Savcısı bu olaydan dolayı re’sen soruşturma açmalı ve süreci başlatmalıdır.'' diye konuştu.

Phillips UCM savcısının ''eşi görülmemiş bir dış baskıyla karşı karşıya kalmasından derinden endişe'' duyduklarını kaydetti.

''Gazze’ye hala ölümcül bir abluka uygulayan İsrail bu abluka suçuyla çok sayıda çocuğun, hastanın ve kadının ölümüne sebep olmuştur.'' diyen Phillips, şunları dile getirdi:

''Bu ablukayı kaldırmak ve Gazze’deki Filistinlilere yardım götürmek isteyen insanlara saldırmış ve insani yardım gönüllülerini korkunç bir şekilde katletmiştir. 100’ün üzerinde kişi ağır yaralanmış bazıları sakat kalmıştır. Adaletin gereği bu saldırıda İsrail’in sivil kılığına bürünerek mahkemeye tehdit etmesine müsaade etmeden, İsrailli sorumluların mahkeme önüne çıkarılması ve yargılanmasını sağlamak olmalıdır. Adaletin tecellisi, adil bir yargılanmanın başlaması ile başlar. UCM, gücün hukuku boğma ve sadece kendi tarafına çalıştırma çabası karşısında insanlığın ve mağdurların en kıymetli umududur.''

-"8 yıldır adalet arıyoruz"

Mağdurlardan gazeteci Osama Qashoo da Mavi Marmara saldırısı sırasında bir arkadaşının vurulmasına ve ölümüne şahitlik ettiğini belirterek, "Bugün buradayız çünkü 8 yıldır adalet arıyoruz. Üzerinden geçen zaman rağmen buna devam da edeceğiz." dedi.

"31 Mayıs 2010'da uluslararası sularda kaçırıldım, terörize edildim ve İsrail hapishanesinde alıkonuldum. Tamel insan haklarım ihlal edildi. Bunun sorumlusu İsrail hükümeti silahlı kuvvetleridir." ifadelerini kullanan Paveen Yaqub da İsrail saldırısında arkadaşlarının ölümüne şahit olduğunu anlattı.

Laura Lord Stuart, Mavi Marmara'ya uluslararası sularda saldırıldığının altını çizerek, "Gemidekiler yargısız infaz edildi. Bazıları kafalarının arkasından, bazıları iki kaşının ortasında vuruldu. Silahsız ve sivildiler." diye konuştu.

  • UCM'ye müdahale

İsrail Hukuk Merkezi adlı STK 31 Ocak'ta UCM'ye başvurarak Mavi Marmara gemisinin "insani amaçla yola çıktığının yalan" olduğunu savunarak, Özgürlük Filosu'nun "bölge politikasına müdahale etme" amacını taşıdığını ileri sürmüştü. STK UCM'den davayı takip etmeyi bırakmasını talep etmişti. STK'nın yazılı başvurusunda ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Bolton'ın "ABD, UCM ile iş birliği yapmayacaktır. UCM'ye destek olmayacağız. İçerisinde yer almayacağız. UCM'yi kendi içerisinde ölmesi için bırakacağız. Nasıl olsa almış olduğu karar ve girişimlerle UCM bizim için zaten ölüdür." sözlerine de göndermede bulunulmuştu.

Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Ön İnceleme Dairesi geçen yıl Gazze Özgürlük Filosu Davası'yla ilgili aldığı kararda savcının İsrail tarafından işlenen suçların soruşturulmamasına dair kararını yeniden gözden geçirmesini ve en geç Mayıs 2019'da kadar karara bağlamasını talep etmişti.

Gazze ablukasını kırmak için 8 yıl önce yola çıkan ve 500'den fazla kişiyi taşıyan Mavi Marmara gemisine İsrail ordusunun uluslararası sularda 31 Mayıs 2010'da düzenlediği saldırıda silahsız 10 insani yardım aktivisti şehit olmuş, çok sayıda kişi yaralanmıştı.

Belçika, Laurent Gbagbo'yu ülkeye kabul edecek

BRÜKSEL (AA) – Belçika'nın, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) tarafından şartlı tahliye edilen eski Fildişi Sahili Devlet Başkanı Laurent Gbagbo'yu ülkeye kabul edeceği bildirildi.

Belçika Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Karl Lagatie, yaptığı açıklamada, UCM'nin talebi üzerine Gbagbo'yu ülkeye kabul edeceklerini ifade etti.

Belçika basınına göre, Gbagbo'nun ikinci eşi Nady Bamb, Belçika'da yaşıyor.

Fildişi Sahili makamlarınca 2011'de yakalanarak Hollanda'nın Lahey kentindeki mahkemeye teslim edilen Gbagbo, ülkede 2010 yılında yapılan devlet başkanlığı seçimi sonrasında yaşanan şiddet olayları nedeniyle cinayet, tecavüz, işkence ve insanlığa karşı suç işlemek gibi suçlamalarla yargılanmıştı.

Gbagbo, 2010 yılındaki devlet başkanlığı seçimini kaybettikten sonra uluslararası baskılara rağmen görevini, seçimi kazanan Alassane Ouattara'ya devretmeyince ülkede çatışma çıkmıştı.

Gbagbo ve Ouattara taraftarları arasındaki çatışmalarda 3 bin civarında kişinin öldüğü belirtiliyor. UCM savcıları, eski bakanlardan Goude'nin de Gbagbo gibi cinayet, tecavüz ve işkence olaylarında rolü olduğunu ileri sürmüştü.

UCM, insanlığa karşı suç işlemekten yargılanan ilk devlet başkanı olan Gbagbo hakkında, ülkede 2010 yılında düzenlenen tartışmalı seçimlerden sonra işlenen suçlarla ilgili savcıların yeterli delil sunamadığı gerekçesiyle 15 Ocak'ta şartlı tahliye kararı vermişti.

Gbagbo, şartlı ya da şartsız salıverilmeleri konusundaki belirsizlik nedeniyle o günden bu yana tutuklu bulunuyordu.

Orta Afrika Cumhuriyeti'nde askerler arasında çatışma: 3 ölü, 3 yaralı

DAKAR (AA) – Orta Afrika Cumhuriyeti'nde birbirleriyle çatışan askerlerden 3'ünün öldüğü, 3'ünün yaralandığı bildirildi.

Yerel basındaki haberlere göre, ülkenin merkezindeki Bambari kentinde OAC ordusu teknik birimine bağlı askerler arasında bazı işlerin icrası yüzünden tartışma çıktı.

Tartışmanın silahlı kavgaya dönüşmesi üzerine çıkan çatışmada 3 asker yaşamını yitirdi, 3 asker yaralandı.

– Silahlı gruplar arasında çatışma

Ülkenin merkezindeki Alindao kentinde Perşembe günü başlayan ve silahlı Hristiyan Anti-Balaka militanları ile çoğunluğu Müslümanlardan oluşan Barış İçin Birlik (UPC) Örgütü mensupları arasında çıkan çatışmalarda en az 40 kişi hayatını kaybetmişti.

Çatışma nedeniyle 20 bin kişi yerlerini terk etmek zorunda kalmıştı.

– Silahlı grubun lideri UCM'ye teslim edildi

Müslümanlara saldırılar düzenleyen silahlı Anti-Balaka grubunun eski lideri Alfred Yekatom hakkında cinayet, işkence, sürgün etme ve çocuk asker kullanma suçlarını işlediği gerekçesiyle 11 Kasım'da yakalama kararı çıkarılmış, Cumartesi günü OAC yetkilileri tarafından gözaltına alınarak Uluslararası Ceza Mahkemesine (UCM) teslim edilmişti.

Yekatom'un 2013 – 2014 yıllarında OAC'ın başkenti Bangui ve farklı bölgelerde sistematik şekilde Müslümanlara saldırılar düzenlediği ve çoğunluğunu Hıristiyanların oluşturduğu Anti-Balaka grubunun liderliğini yaptığı ifade ediliyor.

Yekatom, insanlığa karşı suç ve savaş suçlarından yargılanacak.

– OAC krizi

OAC, 2013 yılından bu yana Hristiyan Anti-Balaka ile çoğunluğu Müslüman olan Seleka grupları arasında çatışmalara sahne oluyor.

Şiddet olaylarında binlerce kişi yaşamını yitirirken yüz binlerce Orta Afrikalı yerinden oldu.

Filistin İsrail'e soruşturma açılması için UCM'ye başvurdu

RAMALLAH (AA) – Filistin yönetimi, İsrail'in Filistin halkı ve topraklarına karşı işlediği suçlara ilişkin soruşturması açılması talebiyle Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne (UCM) başvurdu.

Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Yürütme Konseyi Genel Sekreteri Saib Ureykat, yaptığı yazılı açıklamada, İsrail'in işlediği suçlar hakkında soruşturma açılması için UCM Savcısı Fatou Bensouda'ya resmi talep yazısı gönderdiğini belirtti.

Başvuru dosyasında İsrail ordusunun saldırıları ve işgal altındaki Batı Şeria'da yer alan El-Halil kentinde devam eden yasa dışı Yahudi yerleşim birimi faaliyetleri konusunda ayrıntılara yer verdiğini aktaran Ureykat, İsrail'in El-Halil'de 31 yeni yerleşimin inşasına onay verdiğini hatırlattı.

İsrail'in planladığı yeni yerleşim biriminin, 1979'dan beri El-Halil'deki eski şehrin ortasında bir bütün olarak inşa edilen ilk yapı olacağını belirten Ureykat, savcı Bensouda'yı ceza soruşturması açılması ve suçluların adalete teslim edilmesi için gerekli adımları atmaya davet etti.

Yerel basına göre, İsrail hükümeti geçen pazar, El-Halil'de 31 yeni yerleşim yeri inşa edilmesine dair planı onaylamıştı.

Filistin, 2014'te UCM'nin temelini oluşturan Roma Statüsü'nü imzalamış, 2015'te de mahkemeye resmen tam üye olmuştu.

ANALİZ – Uluslararası hukuk ABD tehdidi altında

İSTANBUL (AA) -SELMAN AKSÜNGER- Soykırım, insanlığa karşı suç, savaş suçu ve saldırı suçlarına ilişkin yargı yetkisine sahip olan Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), üye ülke topraklarında bu suçların kapsamına giren olaylara ilişkin re’sen soruşturma başlatabildiği gibi, üye ülke veya Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) tarafından tevdi edilen olaylar için de soruşturma başlatabiliyor.

Kural olarak UCM sadece taraf ülkelerin topraklarında işlenen suçları ve taraf ülke vatandaşlarının herhangi bir yerde işlediği uluslararası suçları yargılayabiliyor. UCM’nin kurucu anlaşması olan 1998 tarihli Roma Statüsü’ne taraf olmadığı için mahkeme, ABD vatandaşlarının işlediği suçlara ilişkin yargı yetkisi kurmakta güçlük çekiyor. Ancak Mahkeme, yargı yetkisini tanıyan ülkelerin topraklarında işlenen suçların failleri mahkemeye taraf olmayan bir ülkenin vatandaşı olsa da, Statü’nün 13. maddesi gereğince yargılama yapabiliyor.

İşte bu madde sayesinde UCM Afganistan, Romanya, Polonya ve Litvanya gibi diğer üye ülke topraklarındaki CIA'nın gizli işkence merkezlerinde işlenen savaş suçlarını soruşturmak için, 2007 yılında başlattığı ön incelemeyi 2017 yılında tamamladı. Mahkemenin bu hamlesini hedef alan Trump yönetimi, ABD aleyhine alacakları bir karar karşısında UCM hakimlerini yaptırıma tâbi tutacağını açıkladı.

– İşkence üsleri yıllarca gizli tutulmuş

Genelde CIA’nın toprakları dışındaki işkence üssü olarak yalnızca Guantanamo Bay hapishanesi bilinir. CIA’nın “Olağanüstü Gözaltı Programı” (Extraordinary Rendition Program) olarak ifade edilen sisteme dahil ettiği kişilere uyguladığı işkenceler uzun yıllar gizli tutsa da, bugün artık bu işkence merkezleri ve icra edilen faaliyetler daha fazla bilinir hale geldi.

Tarifi biraz zor olan bu işkence merkezleri herhalde en hızlı şekilde, Colonia Dignidad adlı filmde konu edilen kampa benzetilerek açıklanabilir. ABD, El-Kaide ile ilişkisi olduğunu düşündüğü kişileri, dünyanın herhangi bir yerinden ajanları marifetiyle kaçırarak yerini çok az kişinin bildiği, Avrupa, Kuzey Afrika, Asya ya da Ortadoğu’daki “olağanüstü gözaltı programı” uyguladığı işkence merkezlerine götürüyor.

Haklarında isnat edilen suça ilişkin bilgi verilmemesi bir yana, mağdurların avukata erişim hakkı, bağımsız ve tarafsız bir hakim önüne çıkma hakkı, susma hakkı, dosyasına erişim hakkı ve buna benzer en temel haklarının da ihlal edildiği biliniyor. Burada tuttuğu El-Kaide mensuplarına çeşitli işkenceler uygulayan CIA’nın tek “meşru” amacı ise örgüte ilişkin istihbarat elde etmek.

– Mağdurların akıbetini bilen olmamış

Programa dahil edilen kişilerden bir kaçının hikayesi, bu programın anlaşılmasını daha kolay hale getiriyor. Örneğin, aslen Filistinli olan Ebu Zübeyde, 2002 Mart’ında CIA tarafından Pakistan’da kaçırılmış ve önce Tayland’daki “black sites” denilen gizli kampa, ardından bilinen en büyük gizli merkez olan Polonya’daki kampa götürülmüş. Ardından Litvanya, Fas ve Afganistan’daki gizli merkezlerde çeşitli işkencelere maruz kaldıktan sonra, son durağı olan Guantanamo’da hapsedilmiş.

Bir başka mağdur Mahir Arar ise Suriye ve Kanada vatandaşlığına sahip. New York’ta havaalanında tutuklandıktan sonra Ürdün ve Suriye’ye götürülmüş. Daha sonra Kanada yetkililerinin yanlışı nedeniyle El-Kaide ile ilişkilendirildiği ve dolayısıyla yanlışlıkla bu merkezlere alındığı anlaşılınca serbest bırakılmış.

Benzer şekilde, Almanya vatandaşı Halid el-Masri da 2003 yılında Makedon yetkililerce tutuklanmış. Makedonya’da işkence yapılarak sorgulandıktan sonra özel uçakla Afganistan’a götürülmüş. Ailesi Halid’den uzun süre haber alamayınca kendilerini terk ettiğini zannederek aramayı bırakmış. Fakat Halid’in bir isim hatası sonucu kaçırıldığı anlaşılmış ve Afganistan’dan Arnavutluk’a getirilerek burada Tiran’a yakın bir yerde serbest bırakılmış.

Mısır vatandaşı Ebu Ömer ise İtalya’da siyasi sığınmacı olarak ikamet ederken Milano’da CIA ajanları tarafından sokak ortasından kaçırılmış. Almanya üzerinden Mısır’a götürülüp burada işkenceye tâbi tutulmuş. Ebu Ömer’in eşinin şikayetiyle ortaya çıkan bu skandal neticesinde, CIA ajanlarının hürriyeti tahdit ve adam kaçırma suçundan yargılanmaları gerektiği gündeme gelmişti. Ancak ABD vatandaşlarının İtalyan mahkemelerinde yargılanmasını engelleyen ikili anlaşma nedeniyle, herhangi bir kovuşturma olmaksızın dosya kapanmıştı.

Etiyopya vatandaşı olan Binyam Muhammed de, Pakistan’da kaçırıldıktan sonra Fas, Afganistan ve kendisinin de bilmediği üçüncü bir işkence merkezinde 2 yıl boyunca işkenceye maruz kalmış ve sonra Guantanamo’ya götürülmüş. Bu programa kaç kişinin tâbi tutulduğu bilinmemekle birlikte, yaklaşık bin kişinin, çeşitli ülkelerde kurulan gizli işkence üslerinde olduğu tahmin ediliyor.

– Uluslararası mekanizmalar geç de olsa devreye giriyor

İşkence merkezlerinin ortaya çıkmasıyla birlikte, uluslararası hukukçular söz konusu insan hakları ihlallerinin sonlandırılması için UCM, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Birleşmiş Milletler (BM) nezdindeki çeşitli organlara başvurularda bulundular.

Ebu Zübeyde Polonya’daki merkezde gördüğü işkenceler için Polonya’da açtığı davayı AİHM’ye taşıdı. CIA’nın gizli işkence merkezlerini konu edinen Ebu Zübeyde-Litvanya davasına ilişkin 2017 yılında verdiği kararda AİHM Litvanya’yı sözleşmenin çeşitli maddelerini ihlalden ötürü mahkum etti. Mahkeme CIA’ya topraklarını açarak orada gerçekleşen suçlara Litvanya’nın ortak olduğunu ve bu sebeple Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3., 5., 6., 8. ve 13. maddelerinin ihlal edildiğini belirtti.

Benzer şekilde, Romanya’daki işkence üssüyle ilgili El Naşiri davasına AİHM, kendi topraklarında CIA'nın gizli gözaltı merkezleri kurmasına izin vermesi sebebiyle, bu merkezde tutulanlara yönelik ihlallerden Romanya’nın da sorumlu tutulması gerektiğine hükmetti. Devletlerin bu merkezlerde gerçekleşen işkencelerden haber olmadıkları yönündeki savunmaları da mahkumiyetlerini engelleyemedi.

AİHM’nin bu kararları, bundan sonra açılacak davalara emsal teşkil etmesi bakımından büyük önem taşıyor. Fakat ne yazık ki bu ihlallerin devam ettiği Guantanamo ve Avrupa dışındaki diğer işkence merkezleri AİHM'nin yargı yetkisi dışında bulunuyor. Bu sebeple AİHM’ye ulaşabilen dava sayısı çok kısıtlı.

UCM’deki Afganistan davasına dönecek olursak, dava Afgan güvenlik birimleri ve Taliban’ın işlediği uluslararası suçların yanı sıra, CIA’nın UCM’ye taraf ülkelerin topraklarında işlediği savaş suçlarını ve işkence suçlarını da içeriyor. Bu olayla bağlantılı olması sebebiyle mahkeme Romanya, Polonya ve Litvanya’daki suçları da kapsayacak bir ön inceleme başlattı. İncelenen suçlar arasında Statü’nün 8. maddesindeki işkence başta olmak üzere, insan onuruna aykırı ve kötü muamele, tecavüz ve diğer cinsel suçlar gibi savaş suçları bulunuyor.

ABD’nin UCM’yi hedef tahtasına oturtmasına neden olan bu dava ön inceleme aşamasının son safhasına gelmiş durumda. Savcılık 30 Ekim 2017’de ön incelemesini tamamladıktan sonra, soruşturmanın başlaması için mahkemeden talepte bulundu. ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Bolton’ın açıklamaları ise mahkemenin soruşturma açılmasına yönelik kararını vermesinin hemen öncesine denk geldi. Soruşturmanın açılması durumunda, savcılık mahkemeden şahıslar düzeyinde yakalama emri çıkarmasını talep ederek, hakkında yakalama kararı bulunan kişileri tutuklayarak Lahey’e göndermelerini üye ülkelerden isteyebilecek.

– Yaptırımlar mahkemenin görevini yapmasını zorlaştırır

ABD kendi vatandaşları ve diğer müttefik ülke vatandaşları aleyhine soruşturma açılması halinde, UCM hakimlerine ve diğer yetkililere yaptırım uygulayacağını bildirerek, uluslararası toplumun ABD’ye karşı son dönemde artan güvensizliğini haklı çıkaran bir açıklamada bulunmuş oldu.

Söz konusu yaptırımların uygulanması halinde UCM bir takım zorlukla karşı karşıya kalacak. Uygulanabilecek yaptırımlar arasında, mahkeme heyeti üyelerine yönelik, malvarlıklarının dondurulması, seyahat yasağı ve ABD’ye giriş engeli sayılabilir. Mahkeme savcısının BMGK’daki rutin bilgilendirme toplantıları ve UCM’ye üye ülkeler birliği başkanının BM Genel Kurulu’nda iştirak etmesi gereken toplantıların varlığı göz önünde bulundurulduğunda, ABD’nin mahkeme çalışanlarına uygulayacağı seyahat yasağı ve ülkeye giriş engeli, UCM’nin işleyişini zorlaştırmakla kalmayacak, bir takım fonksiyonlarını yerine getirmesine de engel olacak.

Hatırlanacağı üzere, ABD 1988’de de benzer şekilde, Yaser Arafat’ın New York’taki BM Genel Merkezi’nde yapacağı konuşmayı engellemek için vize vermemiş ve toplantı BM’nin Viyana’daki ofisinde gerçekleştirilmişti. UCM yetkililerinin başına gelecek benzer bir durum, şüphesiz BM’nin New York’tan taşınması tartışmalarını da tekrar gündeme getirecektir.

ABD Trump yönetimiyle birlikte, uluslararası hukuka riayet etmeme ve etkisi altına alamadığı uluslararası kurumların işleyişini engelleme hususundaki çabalarına hız verdi. İnsan haklarına aykırı göçmen yasaları, İsrail’deki büyükelçiliğini Kudüs’e taşıması, İran ile yapılan nükleer anlaşmadan tek taraflı çekilmesi ve son olarak UCM yetkililerini tehdit etmesi, uluslararası düzeninin temellerini sarsan politikaların sadece bazıları. Bu politikaların en ağır sonucunun ise Rusya, Çin, İsrail ve diğer bir çok ülkenin, ABD’nin kararlarını gerekçe göstererek uluslararası hukuku ihlal eden politikalar benimsemeye başlamaları olarak görülüyor.

UCM hakimlerinin Afganistan davasında nasıl bir karar vereceği merak konusu olsa da, uluslararası hukukun zor günlerden geçtiği ve önümüzde daha da zor günlerin olduğunu tahmin etmek hiç de zor değil. Uluslararası toplumun düzeni koruma çabaları devam ederken ABD’nin bu düzeni bir kargaşaya çeviren hareketleri, uluslararası hukukta istikrarsız bir döneme doğru yol aldığımızın habercisi olarak görülebilir.

UCM’nin Myanmar hamlesi Suriye için emsal olabilir

ANKARA (AA) – Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Savcılığı, Myanmar’dan kaçıp, UCM'ye taraf devlet olan Bangladeş'e sığınmak zorunda kalan Arakanlı Müslümanlara yönelik "sınır dışı etme suçu"na ilişkin soruşturma başlatmak için yargı yetkisi arıyor.

Merkezi Hollanda’nın Lahey kentinde bulunan UCM Savcılığı, mahkemeden talep ettiği yargılama izninin gerekçesinde "sınır dışı etme suçu” nun gerçekleşebilmesi için mağdurların bir ülkeden başka bir ülkeye "sınırlararası geçiş" yapması gerektiğini belirtti. Arakanlılara karşı işlenen bu suçun Myanmar topraklarında başlayıp, Bangladeş topraklarında devam ettiğini vurgulayan savcılık, Bangladeş’in UCM'ye taraf olması sebebiyle bu suça ilişkin yargı yetkisi için mahkemeden onay istiyor.

Savcı Fatou Bensouda, yargılama izni başvurusunda, "Bu soyut olmayan, mahkemenin yargı yetkisine ilişkin, gerektiğinde soruşturma başlatmasına imkan veren somut bir soru" ifadeleriyle mahkemenin ileride benzeri olaylarda da aynı gerekçeyle yargı yetkisi kurabileceğine işaret etti.

– Söz konusu dava Suriyeli mültecilerin durumuna yönelik emsal olabilir

UCM'nin, Myanmar'da soruşturmaya yargı izni vermesi dikkatleri, Suriye'deki suçlara çekebilir.

Amsterdam Üniversitesi Uluslararası Ceza Hukuku Doktoru Kevin Jon Heller, blogunda paylaştığı yazıda, "UCM Savcılık Ofisi'nin talebinin olumlu karşılanması, mahkemenin Suriye'den, taraf devlet topraklarına sınır dışı edilenlere yönelik suçlar için yargı yetkisini kurabileceği anlamına gelir." değerlendirmesinde bulundu.

Birleşmiş Milletler (BM) Uluslararası Bağımsız Suriye Araştırma Komisyonu, Suriye'de Beşşar Esed rejiminin sivillere karşı savaş suçları ve insanlığa karşı suçları işlediğini tespit etmişti.

Öte yandan, BM İnsan Hakları Komisyonu ile Mülteci Yüksek Komiserliği de çeşitli raporlarında Esed rejiminin sivillere ve koruma altındaki nesnelere ayrım gözetmeksizin saldırılar düzenlendiği ve bunun savaş suçları ve insanlığa karşı işlenen suçlar kapsamında olduğuna vurgu yapmıştı.

Kimyasal silahların kullanılması, sivil yerleşim yerlerinin yoğun şekilde bombardımana tutulması ve insani yardımların kasten engellenmesi sebebiyle ortaya çıkan ağır şartlar neticesinde, 6 milyondan fazla Suriyeli komşu ülkeler; Türkiye, Lübnan ve Ürdün’e göç etti. Mültecilerin bir milyondan fazlası UCM’ye taraf devlet olan Ürdün’de yaşıyor.

Politik meşruiyet açısından zor günler geçiren mahkemenin, özellikle Afrikalı ülkeleri hedef aldığı yönündeki algıları değiştirmeye yardımcı olacak bu hamle bir yandan da mülteci krizlerine neden olan suçların cezasız kalmamasını engelleyebilir.