Ağırlığının 2 katı tümörle doğdu

İZMİR (AA) – TEZCAN EKİZLER – İzmir'de erken doğumla dünyaya geldikten iki gün sonra ameliyatla vücudundan 3,2 kilogram kitle alınan Süleyman Umut Soysal, sağlığına kavuştu.

Eşi Ömer Soysal ile Menemen'de yaşayan Hilal Soysal, hamileliğinin 4. ayında gittiği doktor kontrolünde bebeğinin kuyruk sokumu kısmında büyük bir kitle olduğunu öğrendi.

Bir yakınının önerisiyle Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Perinatoloji Bölümüne başvuran Soysal'ı doktorlar takibe aldı. Anne, hamileliğinin 33. haftasında hastanede sezaryenle doğum yaptı.

Yaklaşık 4,5 kilogram olarak dünyaya gelen ve Süleyman Umut adı verilen bebeğin, hastanenin Yeni Doğan Yoğun Bakım Ünitesi'ne alınarak tetkikleri yapıldı. Ardından yaklaşık 2 saat süren ameliyatla kuyruk sokumundaki tümör alındı. 3,2 kilogram ağırlığındaki tümörden kurtulan Süleyman Umut, kuvöze alındı.

– 40 binde bir görülen hastalık

Ameliyatı yapan Çocuk Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Tunç Özdemir, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kuyruk sokumu tümörünün 40 bin doğumda bir görülen bir vaka olduğunu söyledi.

Bebeğin sağlığına kavuştuğunu aktaran Doç. Dr. Özdemir, şu bilgileri verdi:

"Bebek, anne karnından çıktığında vücudunun göbek kordonu ile tümör arasındaki bağlantıya dolanmış olduğu belirlendi. Bebeğin durumu bize geldiğinde riskliydi. Bebeğin kendisi kitleyle beraber 4,5 kilogram doğdu, kitleyi çıkarınca bebek 1,3 kilogram kaldı. Yani kitlesinin ağırlığı 3 bin 200 kilogramdı. Ağırlığınının iki katı kadar tümörü vardı. Çocuğun kendi kan hücreleri kitlenin içinde parçalanıyordu. 2 gün bu sorunla uğraştık, kan verdik, pıhtılaşmayı sağlayan trombosit hücrelerini verdik. Bunlar yeterli olmadı, trombosit vererek ameliyata aldık. Ameliyatla kitlenin tümünü, tümörün kaynaklandığı kuyruk sokumu kemiğini de aldık."

Özdemir, tümörün patolojik sonucunun henüz gelmediğini, prematüre olarak dünyaya geldiği için bebeğin kuvözde bir süre daha kalacağını ifade etti.

Ameliyattan sonra bebeğin ailesiyle ilk karşılaştığı anı unutamadığını anlatan Özdemir, "Aile zaten bebeğin yaşamayacağını düşünüyormuş. Yeniden bebek sahibi olmuşlar gibi oldu. Sağlıklı bir bebek ellerine verilmiş gibi çok mutlu oldular. Aile sağlıklı bir bebekleri olduğu için çok mutlu." şeklinde konuştu.

– "Evladıma ilk kez dokunduğumda çok mutlu oldum"

Anne Hilal Soysal da hamileliğinin çok zor geçtiğini, doğumdan sonra ilk kez bebeğini kuvözde gördüğünü söyledi.

Bebeklerinin hayatlarına umut getirmesi için bu adı verdiklerini anlatan anne Soysal, "Bizim ilk çocuğumuz olması için bir yıl bekledik. Evladıma ilk kez dokunduğumda çok mutlu oldum. Doktorlar çok başarılı bir ameliyat yapıp bebeğimi kurtardılar. Allah da bize yardım etti." ifadelerini kullandı.

Ömer Soysal da doğumdan sonra bebeklerinin vücudundaki tümörü görünce çok korktuğunu, eşine bir şey söyleyemediğini belirtti.

Doktorların evlatlarının yaşaması için olağanüstü çaba harcadığını vurgulayan baba Soysal, "Daha önce özel bir doktora gittik. 'Bu çocuğu aldırın, daha sizin iyi günleriniz. Aldırmazsanız doğum sonrası büyük ameliyatlar geçirir, bu ameliyatlar büyük para gerektirir.' dediler. Biz ailecek karar aldık çocuğumuzu aldırmadık." dedi.

Soysal, çocuklarının kontrollerinin devam ettiğini, onu kucağına alacağı günü sabırsızlıkla beklediğini sözlerine ekledi.

Advertisements

Vücudundan 23 kilogramlık tümör çıktı

ANKARA (AA) – Fazla kilo şikayeti bulunan Amerikalı kadının vücudundan 23 kilogram tümör çıkartıldı.

Doktorlar, aylardır karnında ağrı ve fazla kilo şikayetiyle hastaneye giden, ABD'nin Alabama eyaletinde yaşayan Kayla Rahn'ın vücudunda tümör bulunduğunu tespit etti.

Uzun zamandır kilo aldığını düşünen Rahn'ın yumurtalıklarında tespit edilen 23 kilogramlık tümör, ameliyatla alındı.

Tümörün, iyi huylu olarak nitelendirilen 'müsinöz' türü olduğu belirtildi.

Rahn'ın doktoru jinekolog Gregory Jones, daha önce müsinöz tümörü vakalarıyla karşılaştığını ancak bu tümörün şimdiye kadar çıkardıklarının en büyüğü olduğunu kaydetti.

Ameliyatın ardından Rahn, bir yıldır giyemediği kıyafetlerini artık giyebildiğini söyledi.

– Müsinöz tümörü

Yaygınlıkla tek yumurtalıkta görülen Müsinöz tümörü, kadınların genelde üreme çağında ortaya çıkıyor.

İnsan vücudunda rastlanan en büyük kistik yapı olarak nitelendirilen Müsinöz tümörlerinin ortalama çapı 50 santimetre iken ağırlığı 160 kilograma kadar çıkabiliyor.

Vücuda yerleşen tümör, hastada karın ağrısı, karında şişlik, kusma ve beslenme bozukluğuna yol açıyor.

Karaciğerindeki kanser tümörünü özel tedavi ile küçülttüler

İZMİR (AA) – TEZCAN EKİZLER – İzmir'de karaciğerindeki kanserli tümör kemoterapiyle yok edilemeyen hasta, uygulanan özel bir yöntem sayesinde tedaviye yanıt verdi.

Manisa'nın Akhisar ilçesinde yaşayan 59 yaşındaki 2 çocuk annesi Aysun Özüdoğru, 14 yıl önce gözlerinin kararması şikayetiyle ilçe devlet hastanesine başvurdu.

Doktorların Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesine sevk ettiği kadın buradan da Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine gönderildi.

Burada yapılan tetkikler sonucu cilt kanseri teşhisi konulan ve ilaçla tedavi edilen Özüdoğru, hastalığı 2016'da tekrarlayınca kanserli tümörün sıçradığı gözünden ameliyat oldu.

Bir yıl sonra kontrol için hastaneye gittiğinde tümörün karaciğerine yayıldığını öğrenen Özüdoğru, Medical Park İzmir Hastanesi'nde tedavi görmeye başladı.

Burada iki kez kemoterapi ve ışın tedavisi uygulanan Özüdoğru'nun tedaviye olumlu yanıt alamaması üzerine doktorlar farklı bir yöntem uyguladı.

– Tümör yüzde 70 küçüldü

Hastanenin Onkoloji Kliniğinden Doç. Dr. Çağatay Arslan, Anestezi Uzmanı Dr. Hasan Yurday Çetin ve Radyoloji Uzmanı Utku Mahir Yıldırım'ın, kemoterapiyi direk karaciğere yüksek miktarda uygulaması sayesinde kanserli tümör yüzde 70 oranında küçüldü.

Uzm. Dr. Utku Mahir Yıldırım, AA muhabirine yaptığı açıklamada, hastaya kemoterapi uyguladıkları halde kanser hücrelerinin karaciğerde büyümeye devam ettiğini gözlediklerini, damardan uygulanan kemoterapinin çok yüksek dozda verilemediğini anlattı.

Yıldırım, tedaviye ilişkin şunları söyledi:

"Karaciğeri besleyen damarın içine bir mikro kateter koyuyoruz. Oradan çok yüksek miktarda, kemoterapi ajanını veriyoruz. Bir yandan da karaciğerden gelen kanı özel kateter yardımıyla emiyoruz. Dışarıda kanı diyaliz işlemi gibi temizledikten sonra hastaya tekrar geri veriyoruz. Bu sayede hastaya yüksek seviyede kemoterapi veriliyor. Hasta hem onun yan etkilerinden korunurken hem de kemoterapi ajanı vücuda karışmadığı için komplikasyonları görmüyoruz. Bu sayede çözümsüz karaciğer tümörlerinde tümörü durdurma, gerileme ve ortadan kaldırma sağlayabiliyoruz."

Doç. Dr. Çağatay Arslan ise bu yönetimin sadece karaciğer tümörüne uygulandığını, akciğere ya da başka organlara uygulamanın zor olduğunu söyledi.

Hastasının yüzünün gülmesinin kendilerini de çok mutlu ettiğini anlatan Arslan, Özüdoğru'ya tedavinin iki hafta önce uygulandığını, karaciğerinde bulunan kanserli hücrelerin yüzde 70 oranında küçüldüğünü, bu oranın ilerleyen süreçte daha da artacağını kaydetti.

– "Tedavi yöntemi benim içim umut oldu"

Aysun Özüdoğru ise 13 yıl boyunca çok zor günler yaşadığını, hastanede uygulanan özel bir yöntem sayesinde karaciğerindeki tümörün tedavi edilmeye başlamasının mutluluğunu yaşadığını söyledi.

Artık kanserden korkmadığını belirten Özüdoğru, "Bu tedavi benim için umut oldu. İşlem sırasında hiçbir sorun yaşamadım. Şu an kendimi çok iyi hissediyorum. Benim için büyük bir ekip çalıştı. Hepsinden Allah razı olsun." dedi.

Özüdoğru, yüksek dozda kemoterapi ilacını almaktan ilk zamanlarda çok korktuğunu ama tedavi olduktan sonra kendisine uygulanan tedavinin ne kadar faydalı bir yöntem olduğun anladığını kaydetti.

Yüzünü yıkayabilmenin hayalini kuruyor

ANTALYA (AA) – AYŞE YILDIZ – Dünyada nadir görülen bir tür cilt kanserine yakalanan ve birçok uzvunu kaybeden 43 yaşındaki Sibel Oflas, kızının saçını taramak, evinin temizliğini yapmak, kıyafetlerini giyebilmek için biyonik protez el nakledilmesini hayal ediyor.

Çocukken yüzünde çıkan siğiller zamanla kansere dönüşen Oflas, vücudunu saran yaralardan kurtulabilmek için başvurduğu hastanelerde operasyonlar geçirdi.

Vücudunun farklı yerlerinde tümörler de çıkan Oflas'a, Akdeniz Üniversitesi Hastanesinde dünyada nadir görülen "epidermodisplazya verrüsiformis" teşhisi konuldu.

Uygulanan tedavilere rağmen hastalığı ilerleyen, vücudu tümörlerle kaplanan Oflas'ın kulağı, başının bir bölümü ve sağ elindeki parmakları kesildi. Hastalığı ilerleyince sağ eli bilek üstünden tamamen kesilen ve kirpikleri de kabuk bağlayan Oflas, ihtiyaçlarını karşılayabilmek için protez biyonik el takılmasını umut ediyor.

Maddi durumu iyi olmayan, ihtiyaçlarını tek başına karşılayamayan Oflas, hayırseverlerden gelecek yardım elini bekliyor.

Oflas, biyonik ele kavuşunca kızının saçını taramayı, evinin temizliğini ve yemek yapmayı, kıyafetlerini giyebilmeyi, sokağa tek başına çıkarak ihtiyaçlarını karşılamayı hayal ediyor.

– "Bana bir el olun"

Oflas, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yüzünde çocukken çıkan siğillerin sürekli kansere dönüştüğünü, vücudunda üç çeşit kanser tespit edildiğini anlattı.

Sağ elini kaybettikten sonra ihtiyaçlarını tek başına karşılayamadığını dile getiren Oflas, "Elim olmadığı için proteze ihtiyacım var. Yaptığım araştırmaya göre beş parmak hareketli biyonik el varmış. Bununla ilgili bir protezciyle görüştüm. Protezin benim bütün ihtiyaçlarımı karşılayacak türde olduğunu söylediler." dedi.

Protezin ücretinin 29 bin 600 avro olduğunu belirten Oflas, bunu alabilecek güçte olmadığını, bu konuda destek istediğini ifade etti.

Daha önce kendisine maddi destek vermek isteyenlerin olduğunu ancak kabul etmediğini söyleyen Oflas, "Hiçbir zaman yardım kabul etmedim. Ama kendi imkanlarımla protezi alabilmem mümkün değil. Lütfen bana bir el olun. Hayatıma dokunmak isterseniz bana yardım edin. Bu protezi alabilirsem hayallerim gerçek olacak. Biyonik elle, kendi kendime giyinmek istiyorum. Kızımın saçını taramak, eşimin yemeğini yapmak, evimi temizlemek istiyorum." dedi.

Uzuvlarının kesilmeye devam ettiğini, elinin, sol kulağının yarısının kesildiğini vurgulayan Oflas, kirpik uçlarındaki kabuklanmaların göz kapağı içine girdiğini bu nedenle doktorun göz kapağını da alacağını dile getirdi.

Oflas, Sağlık Bakanlığından şifa beklediğini, Türkiye'de ilk olduğu için kendisinden sonraki hastalara da umut olmak istediğini anlattı.

"Yüzümü yastığa koyuyorum tümörlerin içinde iltihaplar çıkıyor. Yüzüm yastığa yapışıyor. Bir sürü sıkıntı, kafamın içinde dolu yaralar. Uzun yıllardır yüzümü yıkayamıyorum. Sadece gözlerimi yıkıyorum. Türkiye'de tek hastayım, benden sonrakilere ışık, ümit olmak istiyorum. Bunun için yardıma ihtiyacım var" diyen Oflas, hayatın kendisi için zor olduğunu söyledi.

Yüksek vücut sıcaklığı tümör ve enfeksiyonla mücadeleyi artırıyor

ANKARA (AA) – Yüksek vücut sıcaklığının, tümör, yara ve enfeksiyonla mücadele eden savunma sistemini hızlandırdığı belirtildi.

Science Daily'nin haberine göre, İngiltere'nin Warwick ve Manchester Üniversitesinden matematikçi ve biyologlar, vücut sıcaklığı ne kadar çok olursa, bedenin tümörlere, yaralara ya da enfeksiyonlara karşı savaşan önemli savunma sistemini o kadar hızlandırdığını belirledi.

Araştırmacılar, ateş sırasında olduğu gibi vücut sıcaklığındaki küçük yükselmelerin, enfeksiyonlara verilen tepkiyi kontrol eden hücresel bir “saatin” hızını artırdığını ve bu yeni bilginin, bu süreçte yer alan anahtar bir proteinin hedeflenmesiyle daha etkili ve hızlı çalışan ilaçlar için kapı aralayabileceği kaydedildi.

Biyologlar, iltihap sinyallerinin, saatin çalışmasını başlatmak için "Nükleer Faktör kappa B" (NF-κB) proteinlerini aktive ettiğini buldu.

Bunun, hücrelerin bir tümöre, yara veya enfeksiyona tepki vermesini sağladığı ve NF-κB kontrolsüz olduğunda Crohn hastalığı, sedef hastalığı ve "romatoid artrit" gibi iltihaplı hastalıklarla ilişkisi bulunduğu ifade edildi.

NF-κB saatinin 34 derece vücut sıcaklığında yavaşladığı ve normal 37 derece vücut sıcaklığından daha yüksek sıcaklıklarda (ateşte, 40 derece gibi) NF-κB saatinin hızlandığı tespit edildi.

Warwick'in Sistem Biyoloji Merkezi'ndeki matematikçiler, sıcaklık artışlarının döngü hızını nasıl artırdığını hesapladı. Ateşli hastalığı önlemek için gerekli A20 denilen bir proteinin bu süreçte kritik olarak yer alabileceği öngörüldü.

Araştırmacılar daha sonra hücrelerden A20'yi çıkardı ve NF-kB saatinin sıcaklıktaki artışlara karşı hassasiyetini kaybettiğini gördü.

Çalışma, sıcaklığın hücreler ve dokulardaki inflamasyonu, biyolojik olarak organize şekilde değiştirdiğini ortaya koydu.

Türkiye'de ilk kez yapılan ameliyatla sağlığına kavuştu

ANKARA (AA) – YEŞİM SERT KARAASLAN – Türkiye'de ilk kez tedavi seçeneği bulunmayan karaciğer kanseri hastasına, kendi karaciğerinin tamamen çıkarılarak tümörden temizlendikten sonra tekrar nakledildiği operasyona imza atıldı.

Ankara Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesinde Genel Cerrahi, Kalp Damar Cerrahisi ile Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı ekiplerinin iş birliğiyle organ reddi problemi olmadan yurt dışında sayılı örneği bulunan operasyon gerçekleştirildi. Operasyonla ileri evre tümörü olan ve organ nakli yapılamadığı için tedavi seçeneği bulunmayan 58 yaşındaki emekli kimya öğretmeni Sevil Erçin'in sağlığına kavuşması sağlandı.

AÜ Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Deniz Balcı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Erçin'e daha önce başka bir hastanede karaciğer kanseri tanısı konulduğunu ve tedavi sürecinin başladığını söyledi.

Erçin'in, karın içerisinde kanı kalbe taşıyan "vena kava" diye isimlendirilen ana damar ve karaciğerin damarlarını tutan safra yolu kaynaklı yaklaşık 10 santimetre çapında bir tümörü bulunduğunu anlatan Balcı, karaciğer kanseri olan hastanın daha önce yaklaşık 8 ay kemoterapi gördüğünü ancak tedaviden olumlu sonuç alınamadığını aktardı.

Balcı, hastanın daha sonra kendilerine başvurması üzerine, ileri tetkiklerinin yapıldığını ve ilgili uzmanlık alanlarınca değerlendirildiğini söyledi. İncelemenin ardından hastaya yapılabilecek tedavi planlamasına ilişkin bir yol haritasının belirlendiğini ifade eden Balcı, "Ankara Üniversitesinde geliştirilen 3 boyutlu karaciğer görüntüleme yazılımıyla (LiverVision) modelleme yapıldı. Bu yöntemle hastanın karaciğeri, ana damarlar ve bunların tümörle olan ilişkisi görüntülendi. Üç boyutlu modellemeyi takiben bir ameliyat planını model üzerinde gerçekleştirdik ve bunu ameliyatımızda da uyguladık." dedi.

Doç. Dr. Balcı, ameliyat öncesi hazırlıkların yaklaşık 1,5 ay sürdüğünü belirterek, hastanın kendi karaciğerinin tamamen çıkarılıp gerekli işlemler yapıldıktan tekrar nakle olanak sağlayan "Karaciğer Ototransplantasyonu" diye isimlendirilen teknikle ve kanı kalbe taşıyan ana damarın baypas edildiği yöntemin birlikte uygulandığı ameliyata karar verildiğini söyledi.

Balcı, operasyonun, Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalından Doç. Dr. Serkan Durdu ve Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalından Prof. Dr. Ali Abbas Yılmaz ve kendisinin de bulunduğu bir ekiple yapıldığını bildirdi.

– "Organ reddi tamamen ortadan kalkıyor"

Yurt dışında sayılı örneği bulunan ancak Türkiye'de ilk kez karaciğer kanseri hastasına uygulanan operasyonun çok kompleks bir ameliyat olduğunu vurgulayan Balcı, şu bilgileri verdi:

"Önce hastanın tümörü içeren karaciğeri, ana damarla birlikte tamamen vücut dışına alındı. Bu sırada kalp damar cerrahisi ekibi tarafından eş zamanlı olarak hasta, kalp akciğer pompası işlevi gören ECMO cihazına bağlandı ve hastanın karındaki kalbe giden ana damarı kadavradan alınan damarla değiştirildi. Bu sırada eş zamanlı olarak hastanın kendi karaciğeri organ saklama solüsyonlarıyla 4 dereceye kadar soğutularak, ayrı bir masada tümör içeren kısmı damarlarıyla birlikte çıkarıldı. Yaklaşık 2,5 saat süren bir işlemle hastanın tümörlü karaciğeri sağlam karaciğerinden ayrıldı ve sağlam karaciğerin damarları dikildi. Bu aşamadan sonra hastanın kalan sağlıklı karaciğeri, canlı vericili karaciğer naklinde uygulanan teknikle tekrar hastaya takıldı. Bu, ülkemizde ilk defa uygulandı."

Doç. Dr. Balcı, operasyonda en büyük avantajın, kişinin kendi karaciğerinin kullanılması olduğunu vurgulayarak, "Dolayısıyla bir immünolojik organ reddi gibi bir durum, problem tamamen ortadan kalkıyor. Bir diğer avantajı ise hastanın tümörü ileri evre olduğundan organ nakli yapılamıyordu ve tedavi seçeneği yoktu. Dahası daha önce de gördüğü kemoterapiden yanıt alınamamıştı. Tümörün temizlendikten sonra kendi karaciğerinin takılması sayesinde hastamız tedavi şansına kavuşmuş oldu." diye konuştu.

– "Hastamızı sağlık bir şekilde evine göndermeyi planlıyoruz"

Balcı, ameliyatın çok başarılı geçtiğini dile getirerek, son antibiyotik tedavilerinin de tamamlanmasının ardından hastanın taburcu edileceğini söyledi.

Sonucun hem hasta hem de hekimler açısından yüz güldürücü olduğunu ifade eden Balcı, "Artık hastamızı tamamen sağlık bir şekilde evine göndermeyi planlıyoruz." dedi.

Doç. Dr. Balcı, hastadan alınan örneğe ilişkin patoloji sonucunun geldiğini ve buna göre tümörün temiz cerrahi sınırlarla çıkarıldığının tespit edildiğini aktardı. Onkoloji uzmanlarıyla da bir değerlendirme yapılacağını bildiren Balcı, bu aşamadan sonra kemoterapinin gerekli olup olmadığının kararlaştırılacağını söyledi.

– "Dolaşımın devam edebilmesi için baypas sistemi kuruldu"

Doç. Dr. Durdu da karaciğerin vücuttan çıkarıldıktan sonra dolaşımın sağlanmasının hayati öneme sahip olduğunu vurguladı.

Bunun yapılabilmesi için gerçekleştirilen uygulamaya ilişkin bilgi veren Durdu, şunları kaydetti:

"Karaciğerin çıkarılarak gerekli uygulamaların yapılması süreci 2,5 saati bulacaktı. Bu dönemde dolaşımın kesintiye uğramaması birçok açıdan önemli. Bu noktada, karaciğer kanı kalbi taşıyan ana damarla çıkarıldıktan sonra dolaşımın devam edebilmesi için baypas sistemi kuruldu. Genel cerrahi ekibi, karaciğerden tümörü çıkartırken, biz de kadavradan gelen başka bir damarla kalbe kan taşıyan ana damarı bir damar ilavesi yaparak akışı düzenledik. Ekip tarafından hastaya karaciğeri nakledildikten sonra baypas makinesinin işlevi sonlandırıldı."

Prof. Dr. Yılmaz da komplike bir operasyon sürecinde anestezi planlamasının yapıldığını belirterek, sonuçların çok iyi olduğunu, her şeyin öngörüldüğü şekilde geliştiğini söyledi.

– "Nefes alabildiğim için şükrediyorum"

Yaşadıklarını anlatırken gözyaşlarını tutamayan hasta Erçin de 2017 Ağustos'ta tanı konulduğunu belirterek "Bir süre tedavi gördüm. Yapılabilecek her şeyin yapıldığı ve başka çözüm olmadığı söylendi." dedi.

Kendisini çaresiz hissettiği bir dönemde ekipte yer alan hekimlere başvurduğunu anlatan Erçin, "Deniz hocamı bulduk ve iyi ki bulmuşuz, 15 Şubat'ta ameliyatım gerçekleşti. Hocalarıma, beni yeniden hayata döndürdükleri için çok teşekkür ediyorum. Kendimi çok iyi hissediyorum. Bu yöntemin, benim aracılığımla Türkiye'de ve dünyada yaygınlaşmasını, benim gibi ümitsiz olan hastalara yeni yol açılmasını istiyorum." diye konuştu.

İki çocuk annesi Erçin, bilime olan inançla yeni yöntemlere güvenilmesi gerektiğini dile getirerek şunları söyledi:

"Ben, cesaretle bu yeni yöntemi kabullendim ve şu an çok mutluyum. Umarım diğer insanlara örnek olurum. Şu an nefes alabildiğim için şükrediyorum. Zaten her zaman her şeye sevgiyle bakan bir insanım. Yaşama sevinci, hayata bağlılık çok önemli. Tamamen iyileştikten sonra da doğada yürüyüş yapmak istiyorum."

Kafatasını çıkarıp tümörü temizlediler

İZMİR (AA) – EŞBER AYAYDIN – İzmir'de baş ağrısı şikayetiyle gittiği hastanede beyninde tümör olduğu tespit edilen hastanın kafatası kemiği çıkarılarak beynindeki tümör temizlendi.

Konya'da askerlik yapan 25 yaşındaki Yakup Kızılay, terhisine bir hafta kala gittiği kulak burun boğaz doktoruna artan baş ağrılarından bahsetti.

Tomografi çekilen Kızılay'ın beyninde tümör tespit edildi. Kızılay, İzmir'e geldikten sonra Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümü'ne başvurdu. Burada yapılan müdahaleyle hayati risk taşıyan tümörden kurtulan Kızılay, yaşama yeniden bağlandı.

Yakup Kızılay, tesadüfen öğrendiği rahatsızlığı nedeniyle zor bir dönem geçirdiğini anlatarak, ameliyat sonrası oluşabilecek riskler nedeniyle büyük korkular yaşadığını söyledi.

Tetkiklerin ardından zorlu geçeceğini düşündüğü ameliyata çekinerek hazırlandığını aktaran Kızılay, "Ameliyatın 7 saat sürmesi bekleniyordu ama hızlı geçti, bir an önce çıkardı beni doktorum. Tedavi süreci için de elinden geleni yaptı. İyileşme süreci biraz geç bekleniyordu, erken toparlandım. Şu anda herhangi bir sıkıntım yok ufak tefek ağrılar dışında. Hastaneye daha erken müracaat etsem sonucu daha önce öğrenecektim. Artık en ufak bir sıkıntım olduğunda hastaneye geleceğim." dedi.

Kızılay, ameliyat sonrası beyninden çıkan tümörü görünce şaşkınlık yaşadığını, kemiğe yapışmış ve kemik sertliğine dönüşen kitleyi görünce ne kadar ciddi bir operasyon geçirdiğini anladığını dile getirdi.

Yeniden sağlığına kavuştuğu için mutlu olduğunu ifade eden Kızılay, operasyonu gerçekleştiren Doç. Dr. Hülagü Kaptan ve ekibine teşekkür etti.

– "Rastladığımız ender durumlardan biri"

Ameliyatı gerçekleştiren Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümünde görevli Doç. Dr. Hülagü Kaptan, beyin tümörü, bel ve boyun fıtığı gibi ameliyatları gerçekleştirdiklerini zaman zaman ise değişik değişik öykülerle hastaların kendilerine müracaat ettiğini söyledi.

Tetkikler sonrasında beynin en değerli yeri olarak nitelendirilen sol tarafında 5×5 santimetre büyüklüğünde tümör tespit ettiklerini aktaran Kaptan, hastayla operasyonun risklerini paylaştıktan sonra 6 kişilik bir ekiple ameliyatı gerçekleştirdiklerini kaydetti.

Kaptan, zor bir ameliyat sürecine hazırlandıklarını ifade ederek, şu bilgileri verdi:

"7-8 saati bulabilecek bir operasyon planlamıştık. Ameliyata girdiğimiz zaman cildi geçiyoruz, daha sonra çok kabaca söylemek gerekirse kafa kemiğini kaldırıyoruz. Burada bir problemle karşılaştık çünkü kemiği kaldıramadık. Çünkü tümör bir kemik yapısı haline dönüşmüş ve kafa kemiğine yapışıktı. Bu bizim rastladığımız ender durumlardan birisiydi. Bayağı uğraştık, bunu ayıramadık. Sonradan etrafını dönerek güzel bir şekilde tam olarak tümörü çıkardık. Tabii bu hasta için çok büyük bir şans oldu. Bu tümörlerin tam olarak çıkması zaman zaman zor olabiliyor. Uzun işlemler gerektiriyor. Burada ise bir kemik yapı tamamen beynin içerisinde bir diş gibi ama bir taraftan da baktığınız zaman beyinle kendisi arasında sınırlar koymuş bir şekilde ortadaydı. Tümörü tam olarak çıkardık ameliyat çok hızlı bir şekilde sona erdi. Beklediğimizden daha hızlı bir şekilde, yaklaşık 1 saatte sonlandı. Hastamızın yoğun bakım sürecine ihtiyaç olmadı. Ameliyat öncesinde karşılaşabiliriz dediğimiz problemlerin hiç birisiyle karşılaşmadık."

– "Tecrübemizi meslektaşlarımızla paylaşacağız"

Hastadan alınan tümörün patoloji sonucunun da iyi çıktığını, bunun da kendilerini mutlu ettiğini anlatan Kaptan, ameliyat sonrası Kızılay'da herhangi bir konuşma bozukluğu oluşmadığı gibi el, kol ve bacaklarında güçsüzlüğün gerçekleşmediğini ifade etti.

Kaptan, tümörün yapışık olduğu kemik gibi şekillendiğini ve ilk kez böyle bir durumla karşılaştıklarını aktararak, "Beyin ameliyatında riskler var haliyle. Konuşma bozukluğu, yürüme güçlüğü karşımıza çıkabilir. Bunları planladık fakat bu tümör bir kemik, bir diş gibi 5 santimetreye 5 santimetre büyüklüğü de vardı. Bir parça olarak çıktığı için bizi çok şaşırttı hem de sevindirici oldu, hem hasta açısından hem bizim açımızdan." dedi.

Gerçekleştirdikleri operasyonun tıpta az rastlanan türde olduğunu ve bu nedenle tecrübelerini diğer meslektaşlarıyla paylaşacaklarını aktaran Kaptan, "İlginç vakaları biz değişik kongrelerde poster olarak, tebliğ sözel sunum olarak sunuyoruz, meslektaşlarımızla paylaşıyoruz. Daha sonra da bunu olgu sunumu olarak yayınlayacağız dergilerde. Tecrübemizi Türkiye'deki ve dünyadaki diğer meslektaşlarımızla paylaşacağız." ifadelerini kullandı.

“Göz tümörlerine dikkat edilmeli”

İSTANBUL (AA) – ZEHRA MELEK ÇAT – Sağlık Bilimleri Üniversitesi Göz Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Banu Açıkalın, göz tümörlerinin çocukluk çağında da görülebileceğini belirterek, "Çocukluk çağında en sık görülen göz içi tümörü retinoblastomdur. Kötü huylu bir tümör olan retinoblastomun en sık görüldüğü dönem, doğumdan sonraki ilk 3 yıldır. Bu tümörün ailevi geçişli veya sadece o çocukta ortaya çıkan olmak üzere iki klinik tipi vardır." dedi.

Açıkalın, AA muhabirine yaptığı açıklamada, göz ve göz çevresinde tümör nadir görüldüğü için toplum tarafından az bilinse de saptandığında görme kaybı ve hatta göz küresinin alınması ile sonuçlanabildiğini söyledi.

Göz ve çevresinde görülen tümör kitlelerinin iyi huylu olabileceği gibi kötü huylu yani kanser de olabileceğini ifade eden Açıkalın, "Tümör kitlelerinin iyi huylu veya kötü huylu olması ve bunun ayrımı hayati önem taşır. Bu ayrım ayrıca uygulanacak tedavi yönteminin belirlenebilmesi için de önemlidir. Örneğin kötü huylu bir tümör söz konusuysa, takiple zaman kaybetmek hastanın hayatına mal olabilir. Buna karşılık iyi huylu bir tümörün yanlışlıkla kötü huylu olarak tedavi edilmesi de gereksiz yere gözün ve görmenin kaybedilmesiyle sonuçlanabilir. Bu nedenlerle göz tümöründen şüphelenilen durumlarda mutlak bir göz hekimi tarafından değerlendirilmesi gereklidir. Göz ve çevre doku tümörlerinde erken, doğru tanı ve doğru tedavi hayati önem taşımaktadır." diye konuştu.

Açıkalın, göz tümörlerinin göz içi veya göz dışı dokulardan kaynaklanabileceği gibi vücuttaki başka tümörlerin de gelip göz içine veya çevresine yerleşebildiğini anlatarak, özellikle akciğer ve meme kanserlerinin göze en sık metastaz yapan tümörler olduğunu söyledi.

Göz içinde yerleşim gösteren tümörlerin üveit (göz içi iltihabı), katarakt, glokom (göz tansiyonu) gibi diğer göz problemlerine neden olarak, bu hastalıklarla karışabileceğini ve bu durumun tanı ve tedavide zaman kaybedilmesine neden olduğunu vurgulayan Açıkalın, şöyle devam etti:

"Erişkin yaşta en sık görülen kötü huylu göz içi tümörü uvea melanomlarıdır. Üvea melanomlarından en sık olanı ise koroid melanomudur. Bu tümör, göz içindeki pigment içeren hücrelerden kaynaklanır. Göz içinde mantar veya kubbe şekilli büyüme göstererek gözde retina dekolmanı, görme azalması, kanama gibi bulgulara yol açabilir. Erken evrelerde ışık çakması, geçici bulanık görme gibi fazla dikkat çekmeyen belirtiler verebilmektedir. Melanomlar konjonktivadan da kaynaklanabilir. Konjonktivada görülen benler ve kahverengi lekelenmeler melanoma sebep olabilir. Gözünün beyaz kısmında (sklera) siyah lekeler veya cildinde çok sayıda nevüs (ben) bulunan kişiler düzenli olarak göz muayenesi yaptırmalıdır. Koroid melanomlarında erken evrelerde kitle küçük ise tedavide lazer yöntemleri başarılı olabilmektedir. Daha ileri dönemlerde tedavide, tümörün yerleşimine göre, radyoterapi, plak tedavisi, cerrahi yöntemler kullanılabilir. Gecikmiş ve ilerlemiş olgularda ise gözün alınması gerekmektedir. Bazı olgularda ise daha geniş ve radikal cerrahiler gerekebilmektedir. Erken tanı ve uygun tedaviler ile gözün ve faydalı bir görmenin korunması mümkün olmakta ve hastaların hayat kalitesi korunabilmektedir."

Açıkalın, tedavideki tüm gelişmelere ve başarılara rağmen uvea melanomunun vücuda yayılma eğilimi gösteren bir kanser türü olduğunu anlatarak, metastaz riski taşıyıp taşımadığını öğrenmek isteyen hastalara tümör dokusundan örnek alınarak "monozomi 3" adı verilen genetik sorun araştırması yapılması gerektiğini dile getirdi.

– "Çocuklarda göz muayenesi ihmal edilmemeli"

Açıkalın, "Göz tümörleri çocukluk çağında da görülebilir. Çocukluk çağında en sık görülen göz içi tümörü retinoblastomdur. Kötü huylu bir tümör olan retinoblastomun en sık görüldüğü dönem, doğumdan sonraki ilk 3 yıldır. Bu tümörün ailevi geçişli veya sadece o çocukta ortaya çıkan (sporadik) olmak üzere iki klinik tipi vardır. Ailevi geçişli olgularda anne veya babada geçirilmiş veya hayatın bir döneminde gizli kalmış bir retinoblastom öyküsü vardır. Bu olgularda tümör her iki gözde ve birden çok sayıda gözlenir. Sporadik tipte ise ailede tümör öyküsü bulunmaz; hastalık genellikle tek bir gözde görülür." ifadelerini kullandı.

Retinoblastomu olan çocukta saptanan bulgulardan en önemlisinin göz bebeğine ışık tutulduğunda beyaz bir yansımanın alınması olduğunu vurgulayan Açıkalın, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu durum çeşitli nedenlerle çekilen fotoğraflarda da görülebilir. Normal bir çocukta fotoğrafta gözlerde kırmızı-pembe bir renk görülür. Her iki gözün eşit olmaması veya beyaz yansıma çok önemlidir ve acilen göz hekimine danışılmalıdır. Bunun yanında, çocukluk çağında gözlerde kayma (şaşılık), katarakt, glokom ve görme azlığı gibi şikayetler varsa altta yatan sebep retinoblastom olabilir. Bu nedenle tüm çocuklarda göz muayenesi ihmal edilmemelidir. Geçmişte retinoblastom tedavisi sadece gözün alınmasıyla sonuçlanırken, son yıllarda önemli aşamalar kaydedilmiştir. Geliştirilen kemoterapi yöntemleri gözü kurtarma ve diğer tedavi yöntemlerinin uygulanmasına imkan verecek şekilde tümörde küçülme (kemoredüksiyon) oluşturarak başarıda önemli rol oynamıştır. Tedavide bilinmesi gereken bir diğer nokta, bu çocukların hayatın ileri evrelerinde ikinci bir kötü huylu tümörle karşılaşma riskinin normal çocuklara göre çok daha fazla olmasıdır. Tedavide geç kalındıysa gözün alınması kaçınılmaz olabilecektir. Bunun yanında gecikmiş olgularda hayati risk de artmaktadır."

Orbita tümörlerinin hem çocukluk hem de erişkin çağda görülebildiğini belirten Açıkalın, gözün öne doğru çıkması, çevresinde renk farklılıkları, görme değişiklikleri, çift görme gibi belirtiler verebildiğini söyledi.

Açıkalın, "Göz tümörlerinden korunmak için güneş gözlüğü takmayı ihmal etmemeliyiz. Risk faktörleri varsa göz muayenelerimizi daha sık yaptırmalıyız. Tüm çocuklar ve erişkinler göz muayenelerini, şikayetleri olsun veya olmasın düzenli yaptırmalıdır." şeklinde konuştu.

Bosnalı Arslan bebeğin beynindeki tümör küçülüyor

İSTANBUL (AA) – KAAN BOZDOĞAN – Tedavisi için Bosna Hersek'ten İstanbul'a getirilen 8 aylık Arslan Kulacic'in sağlık durumu iyiye gidiyor.

Acıbadem Altunizade Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Çağlar Çuhadaroğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, beyninde kötü huylu tümör tespit edilen ve tedavisi için gerekli 133 bin avroyu toplamak için ülkesinde yardım kampanyaları başlatılan Arslan Kulacic'in tedavisinde 2 ayın geride kaldığını söyledi.

Üçüncü kür kemoterapinin başarıyla tamamlandığını, bu tedaviyle bebeğin beyindeki tümörün küçüldüğünü belirten Çuhadaroğlu, doktorlardan oluşan tümör konseyinin durum değerlendirmesiyle Arslan bebeğe dördüncü kür kemoterapi uygulanması yönünde karar verdiğini dile getirdi.

Çuhadaroğlu, "Beyindeki tümörün bu tedavi ile küçüldüğü görüldü. Küçülmeseydi başka bir tedavi protokolü ya da ek başka bir yöntem devreye sokulacaktı. Küçüldüğü için de şu anda herhangi bir cerrahi müdahale yapmaksızın bu tedaviye devam edilmesine karar verildi." dedi.

Cerrahi müdahalenin tümörün "en küçük" haline uygulanacağını ifade eden Çuhadaroğlu, "Şu anda cerrahi bir tedaviye gerek yok. Çünkü tümör küçülüyor. Tümör ne kadar küçükken cerrahi işlem yapılırsa hasta için o kadar kolay ve daha başarılı olur." ifadesini kullandı.

Arslan bebeğin ilgili doktorlarca düzenli ve yakından takip edildiğini anlatan Çuhadaroğlu, "Kemoterapi süreci içerisinde şu aşamada ek bir sorunla karşı karşıya değiliz. Kemoterapiler sert ve güçlü tedavi yöntemleridir. Bu sırada çeşitli infeksiyonlar, ciddi kan problemleri yaşanabilir. Bunlar Arslan bebekte o kadar derin ve sorun yaratıcı boyutta olmadı." değerlendirmesinde bulundu.

Çuhadaroğlu, Arslan bebeğin vücut direncinin yerinde olduğunu, gün içi hareketi ve ailesiyle irtibatının da gayet iyi olduğunu ve bu durumun sağlığının iyiye gittiğini gösterdiğini sözlerine ekledi.

– İlk kez görüntülendi

Tedavisi için ülkesinde kampanyalar başlatılan ve Bosna Hersek kamuoyunun yakından takip ettiği Arslan bebek, tedavisi süresince ilk kez görüntülendi.

Annesi Amira ve babası Sabahudin Kulacic, sağlık ekiplerinin serviste yakından ilgilendiği evlatlarının başından bir an olsun ayrılmıyor.

Hastane odasında terapi niteliğinde müzikler dinletilen Arslan bebek, her şeye rağmen çevresine gülücükler saçıyor.

Bu arada, anne ve babasının kucağında poz veren bebeğin, tümör sebebiyle yitirdiği sol gözündeki görme yetisine yeniden kavuştuğu görüldü.

Bebeğin sağ gözünün yeniden görebilmesi için de tedavisi sürüyor.

Beyninden 2 kilograma yakın tümör alındı

ANKARA (AA) – Hindistan'da görme sorunları yaşayan bir kişinin beyninden ameliyatla 1 kilogram 873 gram tümör çıkartıldı.

Hindustan Times gazetesinin haberine göre, güneydeki Mumbai şehrine bağlı bir köyde yaşayan 31 yaşındaki Santal Pal, son bir yılda sürekli baş ağrısı çektiği ve görme kaybı yaşadığı şikayetiyle doktora başvurdu.

Yapılan tetkiklerin ardından Pal'ın beyninde belirlenen tümör 7 saatlik ameliyatla alındı.

Ameliyatın ardından sağlık durumu iyiye giden Pal, "Daha önce sanki kafamda ağır bir yük varmış gibi hissediyordum." ifadelerini kullandı.

Ameliyatı yapan doktorlardan Trimurti D Nadkarni, Pal'ın ameliyatının çok zorlu geçtiğini ve 11 ünite kan kullanıldığını belirtti.

Nadkarni, "Şimdiye kadar bir insanın beyninden çıkarılan en ağır tümör 1 kilo 400 gramdı. Pal'ın beyninden aldığımız tümörün ağırlığı ise 1 kilo 873 gram ve bu dünyada bir ilk." diye konuştu.

Pal'ın görme yetisini kazanma şansının yüzde 50 olduğunu dile getiren Nadkarni, hastadan alınan tümörün kanserli olup olmadığının ise yapılacak testlerin ardından netlik kazanacağını dile getirdi.