“Retina hastalıkları görme duyumuzu tehdit ediyor”

İSTANBUL (AA) – Medicana Çamlıca Tıp Merkezi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Peykan Türkçüoğlu, gözde oluşan ışık çakması ve uçuşan koyu cisimler (uçuşan sinekler) gibi belirtilerin retina hastalıklarının habercisi olabileceğine dikkati çekerek, retinada oluşan hastalıkların doğrudan görme duyusunu tehdit ettiği konusunda uyardı.

Türkçüoğlu yaptığı yazılı açıklamada, göz küresinin arka duvarını bir duvar kağıdı gibi kaplayan, görme hücrelerinden oluşan ağ tabaka olan retinada ortaya çıkan hastalıkların ciddi sonuçları olabileceğini belirtti.

Retina hastalığının belirtilerini kırık-eğri görme, ani veya yavaş görme kaybı, ışık çakmaları, göz önünde uçuşan koyu cisimler (uçuşan sinekler), görüşün perdelenmesi, gelip geçici ve kısa süreli görme kaybı, görüş alanında karanlık bölgeler oluşması olarak sıralayan Türkçüoğlu, yüksek miyopi, diyabet, hipertansiyon bulunan hastalarının, gözünde ışık çakması ve ani uçuşan cisimler beliren kişilerin mutlaka retina yırtığı açısından muayene olması gerektiğini aktardı.

Türkçüoğlu şunları kaydetti:

"Eğer retina dekolmanına sebep olan yırtıklar çok sayıdaysa, büyükse, yerleşimleri alışılandan farklıysa, yırtık saptanamıyorsa, eşlik eden başka hastalıklar varsa (göziçi kanaması gibi) ya da üzerinden zaman geçmişse vitrektomi ameliyatı uygulamak gerekebilir. Bu operasyonda retina dekolmanına gözün içinden müdahale edilir. Ameliyatın sonunda, uygulanan laser tedavisinin yırtık bölgesini yapıştırması ve bu etkinin devam etmesi için göziçine bir tampon maddesi vermek gerekir. Duruma göre bu tampon maddesi hava ve benzeri gazlar, ya da silikon yağı olabilir. Ameliyat sonrası hastanın bir süre koruyucu göz damlası kullanması ve belirli bir baş pozisyonunda yatması gereklidir."

Advertisements

“KOAH'lı hastaların yarısı ilaçlarını nasıl kullanacağını bilmiyor”

ANTALYA (AA) – HATİCE ÖZDEMİR TOSUN – Türkiye Solunum Araştırmaları Derneğinin (TÜSAD) yaptığı anket çalışmasında, Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) bulunanların yarısının tedavi aşamasında ilaç ve cihaz kullanımını bilmedikleri ya da yanlış kullandıkları saptandı.

TÜSAD'ın Antalya'daki bir otelde düzenlediği KOAH'a ilişkin 40. Ulusal Kongre'ye katılan Gazi Üniversitesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Can Öztürk, AA muhabirine yaptığı açıklamada, hastalığın yaygın olmasına rağmen az bilindiğini söyledi.

Türkiye'de 3 milyonun üzerinde KOAH'lı hasta bulunduğunu aktaran Öztürk, bu rakamın küçümsenemeyecek kadar önemli olduğunu vurguladı.

Hastalığın bu kadar yaygın olmasını sigara kullanımına bağlayan Öztürk, "Ülkemizde sigara içme oranları yüksek. Ne yazık ki kadınlarda da sigara kullanım oranları artış gösteriyor. KOAH'lı hastaların yüzde 40'ı kadınlardan oluşuyor." diye konuştu.

Sigaranın yanı sıra ocakta yemek pişirme, ev ortamında kömür sobalarının kullanılması, toza maruz kalma durumlarının da hastalığı tetiklediğini dile getiren Öztürk, bu konuda dikkatli olunması uyarısı yaptı.

Çoğu KOAH hastasının nefes darlığı oluştuğunda doktora başvurduğunu anlatan Öztürk, "Hasta devamlı öksürüyor, merdiven çıkarken zorlanıyor ve buna benzer sıkıntılar yaşıyor. Bunların hepsini sigaraya bağlıyor ve doğal bir süreçmiş gibi yaşamaya devam ediyor. Ancak şikayetler arttığında hastaneye başvuruyor, tabii bu aşamada da hastalık daha da ilerlemiş oluyor." değerlendirmesinde bulundu.

Hastalığın teşhisi aşamasında da zaman zaman sıkıntılar yaşanabildiğini ifade eden Öztürk, hastaların solunum fonksiyon testinin yapılabildiği ikinci ve üçüncü basamak hastanelere başvurmalarını önerdi.

– "Tedavisini olmayan hastaların maliyeti artıyor"

Hastalığın özellikle tedavi aşamasında önemli sorunlar yaşandığını vurgulayan Öztürk, özellikle hastaların ilaç ve cihaz kullanımında sıkıntı yaşadıklarını bildirdi.

Hastalara verilen ilaçların tablet, kapsül ya da şurup şeklinde olmadığını, özel solunum cihazlarıyla tedavi uygulandığını anlatan Öztürk, "Zaman zaman hekimler tarafından hastalara ilaç reçete edilirken cihaz kullanımına ilişkin eğitim verilmesinde sıkıntılar oluyor, ya eksik bilgi veriliyor ya da hiç verilmiyor. Sadece reçete ile hasta gönderiliyor. Bu da hastaların cihazı yanlış kullanmalarına ya da hiç kullanmamalarına neden oluyor." dedi.

TÜSAD olarak 256, 546 ve 776 hasta üzerinde üç aşamalı anket çalışması yürütüldüğünü aktaran Öztürk, "Maalesef hastalarımızın yüzde 50'sinin kendisine verilen ilaç ve cihazı kullanmayı bilmediğini, yanlış kullandığını ya da hiç kullanmadığını görüyoruz. İlaç ve cihazı doğru kullanmayan hastalarda başarılı bir tedavi uygulanamıyor ve bu da hastalığın daha da ilerlemesine, hastaneye yatan hasta sayısın da artmasına neden oluyor." bilgisini verdi.

Yatan hastaların çok ciddi tedavi maliyeti oluşturduğuna işaret eden Öztürk, ayakta tedavi edilmesi mümkün olan hastaların, cihazları kullanım aşamasında yaşanan sıkıntılar nedeniyle hastaneleri doldurduklarını kaydetti. Öztürk, hastaların hem kendi sağlıklarını tehdit ettiklerini hem de devlete artı maliyet çıkardıklarını dile getirdi.

Hastaların ve ilaçları yazan hekimlerin daha dikkatli olmalarını öneren Öztürk, son yıllarda SGK'nın ilaçlara yönelik getirdiği bir uygulama nedeniyle eczanelerde hastaya hekimlerin yazdığı cihazların değil, farklı cihazların verildiğini öne sürdü. Öztürk, bu uygulamanın da yanlış olduğunu, sağlık sorunlarında ciddi problemler yaratabileceğini vurgulayarak, bundan vazgeçilmesi gerektiğini belirtti.

2 metrelik genç kız hastalığından kurtulmak istiyor

ERZURUM (AA) – Erzurum'da, 2 metre boyu ve hermafrodit hastalığı nedeniyle toplum içinde sıkıntı yaşayan Serap Demir, tedavi olup sağlığına kavuşacağı günü bekliyor.

Yakutiye ilçesindeki Rabiahatun Mahallesi'nde yaşayan 49 yaşındaki Yadigar Demir'in 3'ü engelli 6 çocuğundan biri olan 20 yaşındaki Serap Demir, hem 2 metrelik boyu hem de çift cinsiyetlilik olarak bilinen Hermafrodit hastalığı nedeniyle sıkıntı yaşıyor.

Maddi imkansızlıklar nedeniyle tedavi olamayan ve ailevi sorunlar nedeniyle de zor günler geçiren genç, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yardım çağrısında bulundu.

Annesi Yadigar Demir'in, eşinden 3 yıl önce boşandığını ve yaklaşık 6 ay önce M.G. ile dini nikah yaptığını anlatan Demir, üvey babası ile arasındaki şiddetli geçimsizlik nedeniyle bir süre önce evi terk edip sokakta yaşamaya başladığını söyledi.

Hastalığı dolayısıyla psikolojik sorunlar da yaşayan Serap Demir, bir an önce tedavi olup sağlığına kavuşmak istediğini belirterek, "Üvey babam beni evde istemiyor, aramızda şiddetli geçimsizlik vardı. Üvey baba korkusundan eve gidemiyordum. Uzun boylu olmam ve kadınsal hastalığımdan dolayı sürekli sorun yaşıyorum. Herkes benimle alay ediyor." dedi.

Eve gitmediği süre boyunca 1,5 ay hastanelerde kaldığını anlatan Demir, "Yetkililerden tedavim için yardım istiyorum. İnsanlar uzun boylu ve çift cinsiyetli olduğum için benimle alay ediyor. Ailemin maddi durumu çok kötü. Evimizin kirasını ve masraflarını ödeyemiyoruz. Allah rızası için aileme ve bana yardım edilsin." ifadelerini kullandı.

Anne Yadigar Demir ise imam nikahlı evlendiği eşinin çocuklarını sevmediğini ve anlaşamadığını ifade ederek, "Eşim ile kızım Serap geçinemedi, birbirlerini sevemediler. Kızıma, sen otur o gitsin dedim ama kızım dinlemedi ve evi terk etti. Bu sorunlardan dolayı imam nikahlı eşimden de ayrıldım. Şimdi ortada kaldık, evimiz yok, gelirimiz yok, sadece engelli bir çocuğumun bakıcı aylığını alıyorum. 3'ü engelli 6 çocuğa bakıyorum çaresiz kaldım." ifadelerini kullandı.

Anne Demir, yetkilerden hem çocukları hem de kendi için yardım istediğini dile getirerek, "Allah rızası için kızlarımın tedavileri yaptırılsın." dedi.

Epilepsi hastası kızı için sağlığına kavuşmak istiyor

İSTANBUL (AA) – ELİF KÜÇÜK – Distoni (hareket bozukluğu) hastası Aygül Sarıkuş, epilepsiyle mücadele eden kızına destek olabilmek için sağlığına kavuşacağı günlerin hayalini kuruyor.

Distoni ile 5 yaşındaki oğlunu kanserden kaybettikten sonra tanışan Sarıkuş'un hayatı bu tarihten sonra değişti.

Yaşadığı kaybın ardından derin üzüntü yaşayan anne Sarıkuş ve 13 yaşındaki kızı Nisa Nur'un hastalıkları da bundan sonra başladı.

İki yıl boyunca kızıyla psikolojik tedavi gören Sarıkuş, bir gün boyun tutulması şikayetiyle hastaneye başvurdu. Sarıkuş, geçirdiği stresli günlerin ve kullandığı ağır ilaçların tetiklemesi sonucu distoniye yakalandığını öğrendi.

"Kas kasılması", "istem dışı tekrarlayan hareketler", "geçici ya da kalıcı duruş bozuklukları" gibi semptomları bulunan distoniden etkilenen omurgasının "S" şeklini alması sonucu skolyoz hastalığıyla da baş etmek zorunda kalan Sarıkuş, bu zorlu süreçte en çok kızının epilepsi hastası olmasından etkilendi.

Hastalıkları ilerledikçe günlük hayatında da ciddi sorunlarla karşılaşmaya başlayan Sarıkuş, şimdi sağlığına kavuşup epilepsiyle mücadele eden kızına daha çok destek olabileceği günlerin hayalini kuruyor.

– "Oğlumu kaybettikten sonra ortaya çıktı"

Rahatsızlığı ilerlediği için kızına yeterince ilgi gösterememekten muzdarip olan ve sağlıklı günlerine kavuşmak için çare arayan anne Sarıkuş, mücadeleyle dolu hayat hikayesini AA muhabirine anlattı.

Tanı konulmadan önce vücudundaki kasılmaları fark ettiğini ancak bu sorunların neden kaynaklandığını anlamadığını söyleyen Sarıkuş, "Hastalığımı öğrendiğimde 34 yaşındaydım. Sol bacağımda kasılmalarım çok oluyordu, bacağımı kıvıramıyordum. Bizim bu hastalıklarımız oğlumu kaybettikten sonra ortaya çıktı. Yaşadığımız üzüntünün ardından, kızımla psikolojik destek almıştık. Doktorlar da kullanılan ağır ilaçlardan dolayı bu hastalıkların başladığını söyledi. Ondan dolayı psikolojik tedaviyi bıraktık." diye konuştu.

Sarıkuş, tedavide kullandığı ilaçların etkisini artık hissedemediğini aktararak, kasılmaların hareketlerini giderek kısıtladığını dile getirdi.

"İlaçlara karşı bağışıklık kazanmış olabileceğimi düşünüyorum çünkü rahatsızlığım ilerliyor." diyen Sarıkuş, şöyle devam etti:

"Kasılmalar bacağımdan göğsüme, sırtıma ve boynuma yayıldı. Artık dilimde de başladı ve konuşmamı etkiliyor. Başım sol tarafa doğru kasıldığı için sağ tarafıma rahatça bakamıyorum. Elimle destek verip kafamı çeviriyorum. Lastiği çektiğinizde nasıl geriliyorsa benim yüzüm de öyle geriliyor. Distoni gerçekten zor bir hastalık. Yürürken normal adım atamıyorum, ayaklarımı sürüyerek yürüyebiliyorum. Yanımda biri olmadan dışarı çıkamıyorum. Ekmek almak için fırına dahi tek başıma gidemiyorum çünkü işlek bir caddeden geçmem gerekiyor."

– "Kızım için bu hastalıktan kurtulmak istiyorum"

Sarıkuş, "Oğlumu kaybettikten sonra hayattaki en büyük dayanağım" dediği epilepsi hastası kızına, rahatsızlığından dolayı yeterince ilgi gösteremediğini anlattı.

Tedavi gören kızını yalnız bırakmak istemediği için kendi doktor randevularına da götürmek zorunda kaldığını aktaran Sarıkuş, kızının ise bu durumdan yorulduğunu ifade etti.

Sarıkuş, şunları kaydetti:

"En çok da kızım için bu hastalıktan kurtulmak istiyorum, rahatsızlığıma çare arıyorum. 'Ne yapılabilir?' sorusuna yanıt alacağım, beni bu konuda bilgilendirecek ve yönlendirecek bir doktora ihtiyaç duyuyorum. 'İlla ameliyat olacağım' da demiyorum çünkü skolyoz ameliyatımda kızımla uzun süre ayrı kaldık. Ameliyatımdan önce kızımın epilepsisi dalma şeklindeyken, eve geldiğimde kasılma ve bayılma nöbetlerinin başladığını gördüm. Benim dışımda başkasının sözünü pek dinlemiyor sanırım bu nedenle de ilaçlarını düzenli kullanmadı. Bu nedenle ondan uzun süre ayrı kalmayacağıma dair söz verdim."

– "Hastaların bir kısmı 'beyin pilinden' yarar görebilir"

İstanbul Üniversitesi (İÜ) Tıp Fakültesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Yeşim Gülşen Parman, distoninin bir hareket sistemi hastalığı olduğunun altını çizerek, "İstemsiz, süreğen, bükücü, döndürücü nitelikte kas kasılmalarıyla karakterize olan distoni, tekrarlayan istem dışı hareketlere neden olan ve geçici ya da kalıcı anormal duruşlara yol açan bir sorundur." dedi.

Prof. Dr. Parman, beynin derin yapılarını tutan hastalıklarda daha sık görülen distoninin, parkinson gibi hastalıklara eşlik edebildiği gibi tek başına da ortaya çıkabildiğini söyledi.

Distoninin genetik olarak da görülebileceğini aktaran Parman, "Rahatsızlığın görülme olasılığı her yaşta geçerli fakat özellikle 40 yaş üstünde daha sık görülüyor. Görülme sıklığı ise alt gruplarına göre değişkenlik gösterse de 100 binde 1'dir. Distoni, özellikle hastalığın başlangıcında, tutulan vücut bölgesinin istemli olarak kullanıldığı zaman ortaya çıkıyor veya belirgin hale geliyor. Diğer bir vücut bölgesinin istemli hareketleri esnasında da distonik bölge daha çok kasılıyor." değerlendirmesinde bulundu.

Parman, hastalıkta ilaçla tedavinin mümkün olduğuna, nadir olarak cerrahi yöntemlere de başvurulabileceğine dikkati çekerek, şu bilgileri verdi:

"Hastaların bir kısmı 'beyin pilinden' yarar görebilir. Bu daha çok tüm vücudu tutan daha ağır olgularda bu konuda uzmanlığı olan bir hekimin yönetiminde yapılabilir. Günümüzde en etkili tedavi yöntemi ise botoks. Özellikle vücudun yüz ve boyun gibi belli bölgelerini tuttuğunda uygulanması gereken ilk tedavi yöntemi olmalı. İstemsiz olarak kasılan kas veya kas gruplarına enjekte ediliyor. Oldukça yüz güldürücü sonuçlar da alınıyor."

Azez'deki patlama

KİLİS (AA) – Suriye'nin kuzeyindeki Azez ilçesinde akaryakıt satış noktasında meydana gelen patlamada yaralanan 3 Suriyeli, Kilis'te tedavi altına alındı.

Alınan bilgiye göre, muhaliflerin kontrolündeki Azez'de sanayi bölgesi olarak bilinen noktada meydana gelen patlamada yaralanan 3 kişi, Öncüpınar Sınır Kapısı'na getirildi.

112 Acil Servis ekiplerince Kilis Devlet Hastanesine kaldırılan yaralıların hayati tehlikesinin bulunduğu öğrenildi.

Suriye'nin kuzeyindeki Azez ilçesinde yakıt satış noktasında henüz belirlenemeyen nedenle patlama meydana gelmiş, olayda 3 sivil ölmüş 25 sivil yaralanmıştı.

Ön patileri kesik bulunan kedi tedaviye alındı

SAKARYA (AA) – Sakarya'nın Adapazarı ilçesinde, ön patileri kesik halde bulunan kedi tedavi altına alındı.

Edinilen bilgiye göre, Karaağaç Caddesi'nde yol kenarında ön patileri kesik kedi gören vatandaşlar, durumu yetkililere bildirdi.

İhbar üzerine olay yerine polis ve Adapazarı Belediyesi Hayvan Barınağı ekipleri geldi.

Yetkililer, yaralı kediyi tedavisi yapılmak üzere Adapazarı Belediyesi Hayvan Barınağı'na götürdü.

Kedinin patilerinin ne şekilde kesildiği araştırılıyor.

Yaban hayvanlarının “şifacısı”

HAKKARİ (AA) – SAYİM HARMANCI – Hakkari'nin Yüksekova Belediyesinde görevli veteriner Hekim Kaçan, yaralanan ve hastalanan birçok yaban hayvanını tedavi ederek sağlığına kavuşturuyor.

Doğada bilinçsiz avcıların hedefi olan veya yeterince beslenemediği için bitkin düşen birçok hayvan, veteriner Hekim Kaçan tarafından tedavisi yapılıp yaban hayatına salınıyor.

Belediye Hayvan Tedavi Merkezi'nde görevli Kaçan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, işe başladığı ilk günden beri aralarında nesli tükenme tehlikesi altında olan porsuk ve kaya kartalının da bulunduğu birçok yaban ve sokak hayvanını tedavi ettiğini söyledi.

Bölgede nadir görülen türlerle de sık sık karşılaştıklarını anlatan Kaçan, şöyle dedi:

"İlk yılda yaralı bir vaşak geldi. Sonrasında porsuk, tilki, balıkçıl kuşları, farklı yabani kuşlar getirildi. Tedavi edebildiğimizi burada kliniğimizde başarılı bir şekilde tedavi ettik, doğal yaşam alanlarına bıraktık. İmkanlarımızın el vermediği yaralı hayvanlarımızı da Yüzüncü Yıl Üniversitesi Yaban Hayvanlarını Koruma Derneğine gönderiyoruz, orada tedavileri yapılıyor."

Kliniğe 3 yeni kuş getirildiğini belirten Kaçan, bunlardan yaralı şahinin kanadına dikiş attıklarını aktardı.

Tedavisini yaptıkları hayvanlara gerekli vitamin ve mineral desteği sağladıklarını ifade eden Kaçan, şunları kaydetti:

"Burada ilk defa arı kuşu ile karşılaştım. Onun da kanadında yine yara vardı. Ona da uygun tedaviyi uyguladık. Sonrasında gelen balıkçıl kuşu ise şu an kanadı tamamen kırılmış, açık yarası var. Bunu Van'a göndereceğiz. Ön tedavisini yaptık. Bugüne kadar sayısız yabani hayvanın tedavisini üstlendik ve bunları doğal yaşam alanlarına bıraktık. Bu yüzden de ayrıca mutluyuz.

Bize gelen hayvanlara gerek yabani olsun, gerekse sokak hayvanı olsun öncesinde tedavi uyguluyoruz, tedaviden sonraki süreci de yine biz üstleniyoruz. Bunların gerekli bakımı, beslenmesini her gün takip ediyoruz. Hayvanlarla vakit geçirmek, tedavi etmek, bakımlarını üstlenmek benim için güzel bir şey."

Bazı hayvanları evine götürüp beslenmesine yardımcı olduğunu ifade eden Kaçan, "Özellikle evde beslediğim balıkçıl kuşu vardı, yavru kuşlar vardı. Vatandaşlara çağrımız yaralı halde buldukları her hayvanı bize getirsinler. Biz şartsız, koşulsuz, ücretsiz bütün hayvanlara bakıyoruz. Doğamıza sahip çıkalım, yabani ve tüm hayvanlara sahip çıkalım. Hepsi can dostlarımız." diye konuştu.

Hasta odasını sanat galerisine dönüştürdü

İZMİR (AA) – TEZCAN EKİZLER – İzmir'de, hem kan hem de meme kanseri tedavisi gören 47 yaşındaki anaokulu öğretmeni Fatma Özaydın, hasta odasında yaptığı resimlerle bir yandan yaşama tutunurken diğer yandan da başka hastalara moral oluyor.

Özaydın'ın tedavi süreci boyunca yaptığı resimlerle donattığı hasta odası sanat galerisini andırıyor.

İzmir'de dünyaya gelen 47 yaşındaki bir çocuk annesi anaokulu öğretmeni Özaydın, 1993 yılında teğmen Murat Özaydın ile evlendi.

F-16 pilotu eşinin 2000 yılında Merzifon'da eğitim uçuşunda iki uçağın çarpışması sonucu şehit olmasının ardından 5 yaşındaki kızı Ege ile yaşamaya başlayan Özaydın'ın 2017 yılında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde yaptırdığı kontroller sırasında sol göğsünde kanserli kitle tespit edildi.

Radyoterapi tedavisinin bitiminde kan değerlerinin düşük olduğu belirlenen Özaydın'a kan kanseri teşhisi de konuldu.

Tedavisine Medicalpark İzmir Hastanesi Kemik İliği Transplantasyon Merkezi'nde devam eden Özaydın, 5 ay boyunca hasta odasında kuru, pastel ve suyu boyaları kullanarak resimler yapmaya başladı.

Yaptığı rengarenk resimleri ilk önce hastane odasında sergileyen Özaydın'ın eserleri hem doktorların hem de hastane yönetiminin dikkatini çekti.

Kök hücre tedavisinin ardından kızının adını verdiği "Ege'den Gelen Umut" isimli resim sergisini hastanede açan Özaydın, kendisi gibi tedavi gören hastalara da moral oldu.

– "Kemoterapi ilaçsa renkler de ilaç"

Fatma Özaydın, AA muhabirine yaptığı açıklamada, anaokulu öğretmeni olmasına rağmen amatör resimler yaptığını, zorlu geçen tedavi sürecinde resim yapmanın kendisine moral verdiğini söyledi.

Resim yapmak istediğini söylediği yakınlarının çok şaşırdığını belirten Özaydın, "Odam sanat atölyesine döndü. Renkler beni motive etti. Her sabah renklerle uyanmaya başladım. Kemoterapi ilaçsa renkler de ilaç. Mesela sarıyı çalışırken ben mutlu olduğumu hissediyorum. Renkler bana hayat veriyor." dedi.

Kök hücre nakli olmaya hazırlandığı süreçte hasta yönetiminden gelen "sergi açalım" teklifinin kendisini çok mutlu ettiğini anlatan Özaydın, kalabalık içine girip enfeksiyon kapmaması gerektiği için sergisinin açılışına katılamamasına rağmen ortaya bir eser koyması nedeniyle çok mutlu olduğunu dile getirdi.

– "Resimlerimde duygularımı anlatıyorum"

Özaydın, 2 kanserle savaşmasına rağmen tedavi süreçleri boyunca umudunu hiç yitirmediğini vurgulayarak şöyle konuştu:

"Hayata tutunmak zorundaydım, bir çocuğum var en önemli şey kızım Ege. Resim yapmak benim tedavi sürecimi olumlu etkiledi. Resimlerimde duygularımı anlatıyorum. Benim hissettiklerim umut. Hayaller kurmaya başladım, onlara daldıkça ileriye yönelik düşünceye dalmaya başladım. Hasta arkadaşlarım da böyle çalışmalar yapmalı. Eskiye dalmamalarını hep ileriye bakmalarını öneriyorum. Hayat çok değerli, kıymetini bilmek lazım. İyileştikten sonra özellikle de hastane ortamında yeniden büyük bir sergi açmak istiyorum."

– "Annemin eserleri diğer hastalara örnek oldu"

Annesine kanser teşhisi konulduğunda çok üzüldüğünü ifade eden 22 yaşındaki Ege Özaydın ise "Annemin hastalık sürecinde resim ile ilgilenmesi ona moral oldu. Doktoru anneme bir gün, 'Sizin Ege ile önünüzde zaman geçireceğiniz uzun yıllar var' demiş. Annem de serginin ismini onun için "Ege'den Gelen Umut" koymuş. Sergide anı defteri açıldı. İki kardeş geldi, onların da babaları hastaymış, onlar benimle iletişime geçtiler. Siz bize umut oldunuz.' dediler." ifadelerini kullandı.

– "Hastamızın sağlığı iyi şekilde seyrediyor"

Özaydın'ın doktoru Prof. Dr. Seçkin Çağırgan da kanserde hastalara uygulanan tıbbi tedavilerin yanında hastaların moralinin de çok önemli olduğunu bildirdi.

Çağırgan, hastasının kemoterapi ve kök hücre nakli sürecinde resimle ilgilenmesinin tedavisine olumlu yansıdığını dile getirerek, "Hastamızın uyumlu doneri yoktu. Biz de hastalığını tekrar değerlendirdik, kendi kök hücrelerini toplayıp kök hücre nakli yaptık. Her şey çok iyi bir şekilde seyrediyor. Hastalığı kontrol altında. Normal bir şekilde yaşamına devam ediyor. Tedavisi tamamlandı sayılır, belirli aralarla takip ediyoruz." bilgilerini aktardı.

Medicalpark İzmir Hastanesi Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Genel Müdürü Veysi Kubba da Özaydın'ın hayat dolu bir insan olduğunu, tüm hastalara onu örnek gösterdiklerini kaydetti.

“Cam kemik” hastasının “can” babası

KONYA (AA) – SAVAŞ GÜLER – Anne karnında 6 aylıkken kızının cam kemik hastası olduğunu öğrenen ve doktorların gebeliği sonlandırma teklifine olumsuz yanıt veren baba, bugün 15 yaşında olan evladının zorlu hayat mücadelesi ve tedavi sürecindeki en büyük destekçisi.

Kızı Sümeyye gibi kendisi de cam kemik hastası olan baba Ali Bolat, evladı ile tedavi için İstanbul'dan geldikleri Konya'da zorluklar karşısındaki sabır ve azmiyle benzer durumdaki ailelere örnek oluyor.

Baba Ali Bolat, AA muhabirine yaptığı açıklamada, eşinin hamileliğinin 6. ayında kızının cam kemik hastası olduğunu öğrendiklerini söyledi.

Sümeyye'nin anne karnında hastalığının geç anlaşıldığını belirten Bolat, "Doktorlar istersek gebeliğin sonlandırılabileceğini söylediler, fakat biz 'kızımız engelli doğacak' diye onun canına kıyamazdık." dedi.

Bolat, kızı dünyaya geldikten sonra onunla birlikte hayat mücadelesine devam ettiklerini anlattı.

– "İnsanlar yaşama azmini asla kaybetmemeli"

Sümeyye'nin yaşadığı zorlukları ve psikolojik durumunu iyi bildiğini dile getiren Bolat, "Cam kemik hastalığı bende de var. Dolayısıyla kızımı en iyi şekilde anlıyor ve kendisine destek oluyorum. Engelli de olsak bu hayatta hep birlikte yaşıyor, zorluklara karşı mücadele veriyoruz. İnsanlar yaşama azmini asla kaybetmemeli. Hayat mücadelesinden vazgeçmemeli. Biz küsüp bırakırsak her şey ortada kalır." diye konuştu.

Kızının yürüyebilmek için zorlu ameliyatlar geçirdiğine değinen Bolat, operasyonların ardından fizik tedavi sürecinin başlayacağını, bu sürecin sonunda sağlığının düzeleceğine inandığını ifade etti.

– "Hayata yeniden başlayacağım"

Konya'da tedavi gören 15 yaşındaki Sümeyye Bolat da hastalığı sebebiyle zaman zaman vücudunun çeşitli yerlerinde kemik kırılmaları meydana geldiğini anlattı.

Babasının desteğini her zaman hissettiğini vurgulayan Bolat, şöyle devam etti:

"Çocukken iyileşebilmek için zaman zaman fizik tedaviye gidiyordum. Küçükken ayak bileğimi kırdım ve yürüyememeye başladım. Bir daha yürüyemeyeceğimi düşündüm. Tedavi için Konya'ya geldik. Ameliyatlarım başarılı geçti. Tedavimin ardından hayata azim ve gayretle yeniden başlayacağım."

– Ameliyatları başarılı geçti

Ameliyatı gerçekleştiren Farabi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Arazi ise Sümeyye'nin hastalığa bağlı olarak, vücudunun çeşitli yerlerinde kemik kırılmaları meydana geldiğini kaydetti.

Hastalık sebebiyle kasların çekmesiyle bile kemiklerde kırılmalar oluşabildiğini, hastalardan bazılarının da doğum sırasında kafatası kırılması nedeniyle kaybedildiğini anlatan Arazi, şunları söyledi:

"Sümeyye'nin normal hayatına devam ederken kolları veya vücudunun değişik bölgelerindeki kemiklerinde sık sık kırılmalar meydana geliyordu. Bu da ister istemez kendisinin hayat kalitesini ve psikolojisini olumsuz ölçüde etkiliyor. Bu hastaların kırıklarının tespit edilmesi, diğer hastaların kırıklarının tespit edilmesinden daha zor. Daha farklı yöntemler ile anlaşılabiliyor. Hastamızı kemik kırıklarını tespit ederek ameliyat ettik. Başarılı geçen ameliyatının ardından fizik tedavi süreci başlayacak ve normal hayatına dönmeye çalışacak."

Prostat büyümesine borlu ilaç tedavisi

MANİSA (AA) – Manisa Celal Bayar Üniversitesi (MCBÜ) Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Korkmaz, bor mineralinin prostat büyümesi tedavisinde olumlu etkisini tespit ettiklerini belirterek bor bileşenli yeni bir ilacın patent başvurusunu yaptıklarını söyledi.

Korkmaz, gazetecilere yaptığı açıklamada, TÜBİTAK’ın desteğiyle 3 yıllık bir çalışmanın ardından iyi huylu prostat büyümesindeki iltihaplanmanın durdurulmasına yönelik "Benign prostat hiperplazisinin bor türevleri ile tedavisi" projesini tamamladıklarını belirtti.

Projenin tamamlanmasının ardından bor mineralinin prostat büyümesine karşı olumlu etkilerini ispatladıklarını dile getiren Korkmaz, borun mineral olarak çeşitli gıdalar yoluyla insan hayatında zaten var olduğunu, günlük tüketilen çay, çerez gibi gıdaların içine yerleştirilebilecek bor gübresinin olası sağlık problemlerinin önüne geçebileceğini ifade etti.

İyi huylu prostat büyümesinin önüne bor ile geçilebileceğini belirlediklerini aktaran Korkmaz, şöyle konuştu:

"2009 yılında erkekler üzerindeki çalışmalarda, günlük 6,5 miligram doğal yollarla alınan bor miktarının prostat büyümesini engellediği konusunda ilk bulgulara ulaşmıştık. Bu bulguların üzerinde çalışmalarımıza devam ettik ve 2014 yılında TÜBİTAK'tan destek alarak 3 yıllık bir proje başlattık, bu 3 yılın neticesinde önemli bilgilere ulaştık. İyi huylu prostat büyümesinin durdurulmasında sentezlediğimiz bor bileşeninin etkili olduğunu ortaya koyduk."

Korkmaz, bu konuda hazırladıkları bir ilaç için patent başvurusu yaptıklarını kaydederek "Gerekli incelemeler sürüyor. Askıda olan başvurumuz ilerleyen dönemlerde onaylandığında Manisa Celal Bayar Üniversitesi ekibi olarak çok büyük bir araştırmaya imza atmış olacağız." dedi.