Sudan'ın devrik Cumhurbaşkanı, yemek yemeyi ve ilaçlarını almayı reddediyor

HARTUM (AA) – Sudan'da birkaç gün önce tromboz (kan pıhtılaşması) nedeniyle tedavi gören devrik Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir, yemek yemeyi ve ilaçlarını içmeyi reddediyor.

Sağlık yetkilisinden alınan bilgiye göre, Beşir, hafif derecede geçirdiği tromboz nedeniyle bir hastanede tedavi gördü ve daha sonra başkent Hartum'da tutulduğu konuk evine götürüldü.

Sağlık yetkilisi, tedavinin ardından Beşir'in sağlık durumunun stabil hale geldiğini ancak psikolojisinin bozuk olduğunu aktardı.

Devrik Cumhurbaşkanı Beşir'in yemek yemeyi ve ilaçlarını almayı reddettiğini ifade eden sağlık yetkilisi, Beşir'in sıvı maddeler ile damardan beslendiğini kaydetti.

Sudan'da 19 Aralık'ta ekonomik kriz sebebiyle başlayan gösterilerin, hızla başkent Hartum ve ülke genelinde rejim karşıtlığına dönüşmesi ve başkentteki ordu karargahı önünde yoğun katılımlı gösterilerin ardından ordunun 11 Nisan Perşembe günü yönetime el koyduğunu açıklamasıyla 30 yıllık Ömer el-Beşir dönemi sona ermişti.

Yaralı kara akbaba tedavi altına alındı

VAN (AA) – Van'ın Gürpınar ilçesinde yüksek gerilim hattına çarparak kanadı kırılan kara akbaba, tedavi altına alındı.

Kurubaş Geçidi'nde yaralı kara akbabayı gören vatandaşlar, durumu Doğa Koruma ve Milli Parklar Müdürlüğü ekiplerine bildirdi.

Ekipler, yüksek gerilim hattına çarpan, kanadı kırıldığı için uçamayan akbabayı, Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Yaban Hayvanları Koruma ve Rehabilitasyon Merkezi'ne getirdi.

Tedavi altına alınan akbaba, iyileştikten sonra doğal ortamına bırakılacak.

Yaban Hayvanları Koruma ve Rehabilitasyon Merkezi Müdürü Prof. Dr. Lokman Aslan, AA muhabirine, yıl boyunca yaralı yaban hayvanlarının tedavisini yaptıklarını söyledi.

İlkbahar ve sonbaharda kuşlarda yaralanma sayısının arttığını anlatan Aslan, "Kara akbaba, nesli azalan bir kuş türü. Bölgemizde nadiren görülür. Yaralı olarak getirilen akbabanın sağ kanadı kırık. Tedavisine başladık. İyileştikten sonra doğaya bırakacağız. Vatandaşlarımızın yaban hayatına karşı daha duyarlı olmasını istiyoruz." ifadelerini kullandı.

“Görüntülemenin en son varabileceği teknoloji” tedavide çığır açacak

MUĞLA (AA) – ALİ BALLI – Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Nükleer Tıp Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Lütfiye Özlem Atay, "görüntülemenin en son varabileceği teknoloji" olarak adlandırdıkları yöntemler sayesinde gerek kanser gerekse demans ve alzaymır gibi nörolojik hastalıkların tanı ve tedavisinde büyük ilerlemeler yaşandığını belirterek bunların özellikle beyin gibi organların daha iyi değerlendirilmesini sağladığını bildirdi.

Muğla'nın Bodrum ilçesinde düzenlenen "31. Ulusal Nükleer Tıp Kongresi ve 8. Balkan Nükleer Tıp Kongresi"ne katılan Atay, AA muhabirine yaptığı açıklamada, "Pozitron Emisyon Tomografi/manyetik rezonans görüntüleme" (PET/MR) sisteminin, geleceğin teknolojisi haline geleceğini söyledi.

PET/MR'ın Türkiye'de üç merkezde bulunduğunu ifade eden Atay, şu bilgileri aktardı:

"Nükleer tıp uzmanları olarak, PET teknolojisini gerçekleştirirken, bazı özel farmasötikler kullanıyoruz. Bu farmasötiklerden yayılan ışınları görüntü haline çevirip kişiselleştirmiş bilgiler alabiliyoruz. PET/MR'da hem kişiye özel yüksek duyarlılık ve belirteçlerle fizyolojik moleküler görüntüleme yanında, MR bilgisinin anatomik bilgisiyle birleşmesiyle çoklu modaliteye sahip bir görüntüleme alabiliyoruz ve buna da 'görüntülemenin en son varabileceği teknoloji' diyoruz."

Atay, hastanın PET/MR yönetimiyle "Pozitron Emisyon Tomografi/Bilgisayarlı Tomografi"ye (PET/BT) nazaran daha az doz aldığına dikkati çekti.

Bu sistemin çocuk ve genç kadın onkoloji hastalarında daha çok kullanıldığına değinen Atay, "PET/MR'ın verdiği yüksek yumuşak doku kontrast bilgisi, özellikle beyin gibi organların daha iyi değerlendirilmesini sağlıyor." ifadesini kullandı.

  • "PET/MR çığır açacak son teknoloji"

Gelecekte artması öngörülen nörolojik hastalıkların tedavi yöntemlerine de değinen Atay, şöyle konuştu:

"Şu anda da karşılaştığımız, yakın gelecekte de karşılaşacağımız demans (bunama) hastalığı. Türkiye'de 700 bin kayıtlı alzaymır hastası var. 2050'de bunun 5-6 milyon olması bekleniyor. PET teknolojisiyle glukoz ve amiloit gibi özel farmasötikler kullanılarak alzaymırın erken tanısı, bunu PET/MR ile birleştirdiğin zaman bir beyin görüntülemesinde en son noktaya varılacak erken tanı ve takipte kullanılabilecek bir modolite olabileceğini özellikle vurgulamak istiyorum. PET/MR, onkoloji hastalarının hizmeti dışında, geleceğe bir yatırım olarak özellikle demans hastalarının erken tanı ve takibinde özellikli geliştirilmiş farmasötikler kullanılarak demansın araştırılmasında çığır açacak son teknolojidir."

Prof. Dr. Atay, ömür uzadıkça hastalıkların arttığına işaret ederek, "80 yaşını geçen insanların yüzde 50'sinin alzaymır, diğer yüzde 50'sinin de prostat kanseri olacağı öngörülüyor. Biz nükleer tıp olarak hem alzaymır hastalarının erken ve kesin tanısını koyabilecek en önemli teknik branşız, aynı zamanda prostat hastalığının da tanı ve tedavisinde kişiselleştirilmiş özel farmasötiklerle hem tanı hem de tedavisini yapabiliyoruz. Nükleer tıp olarak yaşı ilerleyen hastalarda biz hem onkoloji, hem nörolojide varız. Ömürlerin uzaması güzel, sağlıkla uzasın, biz de destek verelim diyoruz." değerlendirmesini yaptı.

Stres ve moral bozukluğu kanserin büyümesini tetikliyor

MUĞLA (AA) – ALİ BALLI – İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Nükleer Tıp Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Kerim Sönmezoğlu, kanser tanısı konulmuş olmasının her şeyin bittiği anlamına gelmediğini belirterek, "Çok fazla morallerin bozulmaması gerekir çünkü stres ve moral bozukluğu, kanserin büyümesi ve çoğalmasını tetikleyen bir faktör." dedi.

Muğla'nın Bodrum ilçesinde düzenlenen "31. Ulusal Nükleer Tıp Kongresi ve 8. Balkan Nükleer Tıp Kongresi"ne katılan Sönmezoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, "pozitron emisyon tomografi/manyetik rezonans görüntüleme" (PET/MR) kombinasyon yöntemini bir araya getirdiklerini ve özellikle kanser tanısı ve yaygınlığının araştırılmasında kullandıklarını söyledi.

Kullanılan bu teknolojinin yeni olduğuna dikkati çeken Sönmezoğlu, "Bu teknoloji dünyada da son 5 yıldır gündemde. Türkiye'de üç tane var. Henüz yeni ama etkili bir yöntem. Kanser hastalarında başarılı olacağını ve birçok hastaya daha hızlı tanı, tedaviye verdiği yanıtları daha erkenden belirleme gibi avantajlı durumlara sahip olacağız." diye konuştu.

Sönmezoğlu, PET/MR'ın yanında pozitron emisyon tomografi/bilgisayarlı tomografi (PET/BT) sisteminin de bulunduğunu, PET/MR'ın avantajının diğer sisteme oranla daha az radyasyona maruz bırakması olduğunu belirtti.

  • "Akciğer kanserleri kadınlarda da yaygınlaştı"

Söz konusu sistemin küçük çocuklar için önemli olduğuna işaret eden Sönmezoğlu, "Çocuklarda öncelikle PET/MR'ı tercih ediyoruz ki çocuk daha az radyasyon alsın diye çünkü çocuklar radyasyona daha duyarlı." dedi.

Sönmezoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Türkiye'de en çok rastladığımız kanser türü, kadınlarda meme kanserleri, erkeklerde de prostat ve akciğer kanserleri. Akciğer kanserleri son yıllarda kadınlarda da oldukça yaygınlaştı. Bu kanserlerin tedavisini belirlemekteki en önemli şey, tanı konduğu anda vücuda kanser ne kadar yayılmış, bunu gösterebilirsek daha etkin tedavi yapabiliyoruz.

Bahsettiğim PET/BT ve PET/MR cihazları bu görevi çok başarılı şekilde yapıyor."

Tanının erken konulması durumunda kanser hastalarının kurtulma oranının çok yüksek olduğuna dikkati çeken Sönmezoğlu, "Örneğin, meme kanserini erken teşhis ettiğimiz zaman hastayı tamamen kurtarabiliyorsunuz. Prostat kanseri keza öyle, tiroit kanserlerinde erken tanı çok önemli ama henüz akciğer kanserlerinde, mide kanserlerinde istediğimiz erken dönemde yakalayamıyoruz. Onlardaki sonuçlar daha kötü." ifadelerini kullandı.

Sönmezoğlu, çocukların erken yaşta tiroit kanserine yakalandığını dile getirerek, bu hastalığı erken yaşta tespit edebildiklerini vurguladı.

  • "Çok fazla morallerinin bozulmaması gerekir"

Prof. Dr. Sönmezoğlu, meme kanserinin kadınlarda orta yaş hastalığı olduğunu ancak son yıllarda bu hastalığın genç yaşlara doğru yöneldiğine işaret etti.

"Kadınlarda meme kanseri aslında orta yaş hastalığı olmakla birlikte, son yıllarda genç yaşlara doğru azalıyor." diyen Sönmezoğlu, konuşmasını şöyle tamamladı:

"Prostat kanseri erkeklerde 45-50 yaşlarından sonra çok görülen kanser. Kanser tipine ve toplumlara göre bu değişiyor. Kanser tanısı konmuş olması, her şeyin bittiği anlamına gelmiyor. Çok fazla morallerinin bozulmaması gerekir çünkü stres ve moral bozukluğu kanserin büyümesi ve çoğalmasını tetikleyen bir faktör. Tıp çok gelişti. Kendilerini sakınmadan ve ümidi kesmeden pozitif tıbba güvenmelerini istiyorum ve kontrollerine düzenli gitmelerini tavsiye ediyorum.

Nükleer tıp, göreceli olarak genç bir tıp branşı. 1950-1960'larda kuruldu. Diğer tıp branşlarına göre daha genç bir branş ama çok hızlı gelişiyor. Burada moleküler düzeyde tanı ve tedavi yapılabilen bir branş. Son yıllarda tedavileri de çok popüler hale geliyor. Yakın gelecekte de bu branştan çok ümitliyiz."

Bitkin halde bulunan akbaba tedavi altına alındı

HAKKARİ (AA) – Hakkari'nin Çukurca ilçesinde vatandaşlarca bitkin halde bulunan akbaba, tedavi altına alındı.

Hakkari-Çukurca kara yolundaki Köprülü köyü yakınında vatandaşlar, bitkin halde bir akbaba gördü.

Durumun bildirilmesi üzerine kuşun bulunduğu yere gelen Doğa Koruma ve Milli Parklar Şube Müdürlüğü ekipleri, akbabaya müdahale etti.

Akbaba, buradaki müdahalenin ardından tedavi için il merkezine götürüldü.

Yaban hayatının “can kurtaran” hayvanat bahçesi

KAYSERİ (AA) – ERGÜN HAKTANIYAN – Kayseri Büyükşehir Belediyesi bünyesinde faaliyet gösteren hayvanat bahçesi, doğada yaralı olarak bulunan birçok yabani hayvanın tedavi edilerek yeniden doğal yaşamla buluşturulduğu bir merkez haline geldi.

"Anadolu Harikalar Diyarı" projesi kapsamında faaliyet gösteren ve Anadolu'nun en büyük hayvanat bahçelerinden biri olan Kayseri Büyükşehir Belediyesi Hayvanat Bahçesi, sadece hayvanların izlenebildiği bir mekan olarak kalmayıp, aynı zamanda hayvan koruyucusu bir merkez olarak faaliyet gösteriyor.

Doğada yaralı halde bulunan ve ölüm tehlikesi atlatan kurt, kuş ve dağ keçisi gibi çeşitli türden hayvanlar, burada tedavi edilerek hayata tutunuyor.

Hayvanat bahçesi sorumlusu Burhanettin Bacak, AA muhabirine yaptığı açıklamada, merkezde 163 türden yaklaşık 2 bin hayvanın bulunduğunu söyledi.

Doğada bulunan yaralı hayvanlara sahip çıkmak için çeşitli çalışmaların yapıldığını anlatan Bacak, bugüne dek birçok hayvanın hayatını kurtardıklarını vurguladı.

Yabani hayvan popülasyonunun önemine dikkati çeken Burhanettin Bacak, şunları kaydetti:

"Hayvanat bahçemiz sadece vatandaşlarımızın gelip ziyaret ettiği ya da hastalıklardan ari hayvanların bulunduğu bir yer değil. Ayrıca bizim rehabilite yerimiz var. Doğada bulunan hayvanların tedavilerini üstleniyoruz. Bize yaralı halde gelen yırtıcı kuşlar, kurtlarımız vardı onları doğaya saldık. Dağ keçimizin tedavisini yaptık. Hayvanat bahçemiz çeşitli hayvanların tedavisinin yapıldığı bir yer olarak da hizmet veriyor. En çok yırtıcı kuşları tedavi ettik. Yaklaşık 200 kartal, şahin gibi kuş türlerinin tedavisini yaptık. Kurtlardan da tedavisini yapıp doğaya saldıklarımız var. Doğada her canlının yaşama hakkı var. Biz tedavi etmezsek o canlılar hayatını kaybedecek."

Yabani hayvanlara tedavileri sırasında yaklaşmakta zorlandıklarını belirten Bacak, tedavi sonrası doğaya salınan hayvanların ortamlarına uyum konusunda güçlük çekmediklerini de dile getirdi.

Hayvanseverin şefkati “Kuyu”yu hayata döndürdü

AYDIN (AA) – Aydın'da, hastalıktan gözleri kapanan, vücudunun tamamında yaralar bulunan ve bir kuyuda bulunduğu için "Kuyu" adı verilen köpek, hayvansever Funda Küçük'ün çabasıyla sağlığına kavuşup hayata tutundu.

Efeler ilçesinde annesiyle birlikte yaşayan ve gönüllü olarak sokak hayvanlarına bakan banka çalışanı Funda Küçük, Kemer Mahallesi'nde gözleri görmediği için kuyuya düşen ve her tarafında yaralar bulunan köpeğin ekipler tarafından kuyudan çıkartılmasının ardından bakımını üstlendi.

Küçük, annesiyle 8 ay boyunca köpeğin tedavisini sürdürdü, köpekle adeta bir bebek gibi ilgilenerek yeniden hayata döndürdü.

– Yeniden görmeye başladı

Tedavi süreci boyunca Kuyu'ya anne şefkati gösteren Funda Küçük, yaptığı açıklamada, Kuyu'nun hayata dönmesi ve gözlerinin tekrar görmesinin mutluluğunu yaşadığını söyledi.

Köpeği ilk gördüğünde öldüğünü zannettiğini anlatan Küçük, "O kadar kötü bir durumdaydı ki gözleri de görmüyordu. Kaç gün kuyuda kaldı, o haliyle orada kaç gün yaşam mücadelesi verdi bilmiyoruz. Tek bildiğim geldiğinde gerçekten bir tek canı vardı çıkmamış. Kan içindeydi. Yaşaması belki çok küçük bir ihtimaldi ama mücadele etmekten vazgeçmedik." dedi.

Küçük, Kuyu'nun ilk zamanlar çok korktuğunu dile getirerek şunları kaydetti:

"Yaşadığı travmadan dolayı çok agresif bir köpekti. Dolayısıyla kendini korumak için sürekli saldırıyordu ve ısırmak istiyordu. Her kontrolü yaklaşık üç saat sürüyordu. Derisi için özel losyonlar kullandık. Çok aşırı emek verdik ama bu halini görünce hiçbir çektiğimiz çilenin artık anlamı kalmıyor. Mutlu oluyoruz. Kuyu şimdi görmeye başladı ve çok sağlıklı. İmkansız diye bir şey yoktur. Ben buna inanıyorum. Sadece mücadele etmekten vazgeçmeyin."

Kuyu dışında birçok hayvana baktığını belirten Küçük, tek isteğinin Kuyu'yu sahiplenecek bir yuva bulmak olduğunu sözlerine ekledi.

İsrail'in ayağından vurduğu Gazzeli Meryem, Türkiye'de iyileşiyor

İSTANBUL (AA) – HALİS AKYILDIZ – Gazze'de geçen yıl İsrail askerleri tarafından ayağından vurularak yaralanan 16 yaşındaki Filistinli Meryem Ebu Matar'ın, İnsan Hak ve Hürriyetleri (İHH) İnsani Yardım Vakfı aracılığıyla getirildiği İstanbul'da tedavisi sürüyor.

Gazze Şeridi'nde düzenlenen "Büyük Dönüş Yürüyüşü" sırasında 30 Mart 2018'de, 16 yaşındaki yetim Meryem Ebu Matar, İsrail askerleri tarafından ayağından vurularak yaralanmıştı.

Babasını 3 yaşında kaybeden Ebu Matar'ın Gazze'deki ilk tedavisi yetersiz kaldığı için Türkiye'ye sevk edilmişti. Mart 2018'den bu yana tedavisi İstanbul'da süren Ebu Matar, şimdiye kadar yaklaşık 60 ameliyat geçirdi.

Anne Nesrin Ebu Matar ise kızı Meryem'i bir an olsun yalnız bırakmayarak, tedavi sürecinde ona büyük destek oluyor.

– "İnsanları işgale karşı ilerlemeleri için cesaretlendiriyordum"

Meryem Ebu Matar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Büyük Dönüş Yürüyüşü'ndeki gösterilerde sağ ayağından silahla vurularak yaralandığını anımsattı.

Yürüyüş için uzun hazırlıklar yaptıklarını belirten Ebu Matar, "Çok mutluyduk ve o günü bekliyorduk, sayımız da çoktu. Önlerde durarak, insanları işgale karşı ilerlemeleri için cesaretlendiriyordum. Ellerimizde bayraktan başka hiçbir şey olmamasına rağmen onları korkuttuk." dedi.

Ebu Matar, Gazzelilerin zulüm gördüğünü dile getirerek, kuşatmanın her geçen gün arttığını ve Gazze'de durumun kötüye gittiğini ifade etti.

Türkiye'ye tedavi için Nisan 2018'de getirildiğini belirten Ebu Matar, doktorunun kendisine, "Bir gün daha gecikseydin ayağını kaybedebilirdin, ayağının durumu kritik." dediğini söyledi.

Ebu Matar, Haziran 2018'de yapılan ameliyatın büyük oranda başarıyla tamamlandığını ifade ederek, operasyonun ardından 3 gün yoğun bakımda kaldığını ve yavaş yavaş toparlandığını kaydetti.

Sağlığına kavuşmak için yaklaşık 60 ameliyat geçirdiğini anlatan Ebu Matar, "Benim yaşımdaki bir kız için çok. Doktorların ifadesine göre, iyileşmem bir mucize. Gün geçtikçe iyileşiyorum ancak ne zaman tamamen yürüyeceğimi bilemiyorum." diye konuştu.

  • Türkiye'ye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'a teşekkür

Meryem Ebu Matar, Türkiye'ye geliş sürecine ilişkin, "Bizimle ve haktan yana durduğu için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a çok teşekkür ederim. Zalimler çoğaldıkça, bizi ve İslamiyet'i kötüleyenlere karşı hep dik durdu ve korudu." dedi.

Gazzelilerin yaşadığı sıkıntılara da değinen Ebu Matar, "Elimizdeki bütün masumiyeti ve çocukluğu aldılar. Çocuklar karşılarında ne anne ne de baba görüyor. İnsanlar hayatını yaşıyor, ancak Gazze'de durum böyle değil. Hiçbir yere gidemiyoruz, sadece sokakta biraz dolaşıp eve dönüyoruz. İnsanlar ya ölüyor ya da benim gibi yaralanıyor." diye konuştu.

Hayat hikayesini yazdığını söyleyen Ebu Matar, dizüstü bilgisayarı olmadığı için zorlandığını, yardımseverlerden bu konuda destek beklediğini ifade etti.

Meryem'in annesi Nesrin Ebu Matar da, Mescid-i Aksa'da buluşana kadar Büyük Dönüş Yürüyüşü'nü sürdüreceklerini vurgulayarak, "Türkiye'ye, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a ve kızımın tedavisine destek olan herkese teşekkür ediyorum. Çok şükür kızım ayaklarının üstünde duruyor." dedi.

Yaralı yılkı atı yavrusu tedavi altına alındı

AFYONKARAHİSAR (AA) – Afyonkarahisar'ın Sandıklı ilçesinde, vatandaşlar tarafından bulunan 2 haftalık yaralı yılkı atı yavrusu tedavi altına alındı.

Akdağ'ın eteklerindeki Sorgun Yaylası'nda bir çiftçi, bitkin halde bir yılkı atı olduğunu fark etti.

Doğa Koruma ve Milli Parklar Sandıklı İlçe Şefliğine teslim edilen tay, Afyon Kocatepe Üniversitesi Yaban Hayatını Koruma Rehabilitasyon Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezine (AKÜREM) getirildi.

Muayenesinde vücudundaki yaralarda enfeksiyon oluştuğu belirlenen tayın tedavisine başlandı.

AKÜREM Müdürü Doç. Dr. Emine Hesna Kandır, gazetecilere yaptığı açıklamada, yaralı halde getirilen tayın yaklaşık 2 haftalık olduğunu söyledi.

Hayvanın hareket etmekte güçlük çektiğini belirten Kandır, "Sandıklı ilçesinde bulunan Akdağ'ın eteklerinde bir vatandaş tarafından tarlasının kenarında bulunmuş küçük bir yavru. Doğa Koruma ve Milli Parklara teslim edilmiş. Bize getirildiğinde bitkin haldeydi. Gerekli müdahaleyi yaptık. Vücudundaki yaraların başka bir atın saldırısından olabileceğini düşünüyoruz. Yırtıcı hayvan saldırısı olsaydı, bu kadar küçük bir tayın hayatta kalmasına izin vermezdi. Günde 3 kez sütle besliyoruz. Kendine geldi, yaraları da iyileşme sürecine girdi." dedi.

Kandır, doğaya dönme ihtimali olmayan tayın geleceğine ilişkin kararın daha sonra verileceğini de aktardı.

Gribin tetiklediği sendromla felç geçirdi, robotla yürümeye çalışıyor

ANTALYA (AA) – SİNAN ÖZMÜŞ – Antalya'da, grip geçirdikten sonra felç olan 26 yaşındaki Gökhan Alsan, yeniden yürüyebilmek için robotik rehabilitasyon tedavisi görüyor.

Kepez ilçesinde yaşayan Gökhan Alsan, geçirdiği gribin ardından kas hareketlerinde azalma olması üzerine (SBÜ) Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvurdu.

Önce bacakları, daha sonra tüm vücudu tamamen hareketsiz hale gelen ve 7 gün yoğun bakım servisinde yatan Alsan'a, Guillain-Barre Sendromu teşhisi kondu.

Yoğun bakım ünitesindeki tedavisi ile kas hareketleri yeniden kıpırdamaya başlayan Alsan, hastane bünyesindeki Robo Gait isimli robotik rehabilitasyon cihazı ile sağlığına kavuşmak için çaba gösteriyor.

  • ''Hastalık griple başladı''

İnşaatlarda seramik ustası olarak çalışan Gökhan Alsan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 26 Şubat 2019 tarihinde kol ve ayak kaslarında hareket azalması meydana gelmesi üzerine hastaneye başvurduklarını söyledi.

Hastanede 7 gün yoğun bakımda kaldığını ifade eden Alsan, şöyle konuştu:

"Hastalık griple başladı. Ellerimde ve ayaklarımda uyuşma oldu. Sonra da ayaklarımda güç kaybı oldu. Hastaneye geldiğimizde bunun sendrom olduğunu söylediler. İki hafta nöroloji servisinde yattım. Üç haftadır da Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Kliniğinde tedavim devam ediyor. Tedavim çok iyi geçiyor. Robot cihazının bayağı faydası oluyor. Son derece iyi bir şey. Evli ve bir çocuk babasıyım. Buradan yürüyerek çıkacağıma inanıyorum. Vücudumun tedaviye yanıt vermeye başladığını hissediyorum. Hayatıma kaldığım yerden devam edeceğim. Ayağa kalkmayı, destek almadan yürümeyi çok özledim."

Alsan, hastanede çıktığında ilk işinin çocuğuyla parka gitmek olacağını da sözlerine ekledi.

  • "Geldiği güne göre gövde kontrolünde iyileşme var"

SBÜ Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Kliniği Öğretim Üyesi Doç. Dr. Şebnem Koldaş Doğan üst solunum yolu enfeksiyonu sonrasında ellerde ve ayaklarda güçsüzlük şikayetiyle başlayan Guillain-Barre Sendromu'na yakalanan hastalarının ilk geldiğinde gövde, oturma ve ayakta durma dengesinin olmadığını anlattı.

Hastanın, nörolojik rehabilitasyonun ardından iki haftadır robotik rehabilitasyon tedavisine devam ettiğini belirten Doğan, "Geldiği güne göre gövde kontrolünde iyileşme var. Artık paralel barda ayakta durma çalışmalarına kendisi aktif olarak katılabiliyor. Ellerinin kaba kavramasında artış var. Robotik rehabilitasyonla özellikle gövde kontrolünü ve ayakta durma dengesini kazanmasını bekliyoruz. Oldukça ilerleme kaydediyor." diye konuştu,

Doğan, robotik rehabilitasyon cihazında sanal gerçeklik yöntemini de kullandıklarını anlatarak, cihazın hastayı sadece pasif olarak yürütmediğini, hastanın da aktif olarak yürümeye katıldığını ifade etti.

SBÜ Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Kliniği eğitim görevlisi Prof. Dr. Füsun Toraman da kliniklerinde bir profesör, iki doçent, bir başasistan, üç doktor öğretim üyesi, 10 uzman hekim ile 13 poliklinikte hizmet verdiklerini söyledi.

Toraman, geçen yıl polikliniklerinde 80 bin 128 hastanın tedavi gördüğünü, kliniklerinin 20 Mart'ta Türkiye Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Derneğinden Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanlık Dalında Ulusal Yeterlilik belgesi aldığını kaydetti.

Robotik rehabilitasyon cihazının geçen yıl alındığını aktaran Toraman, "Bu cihaza hem hastalarımızın hem de bizim klinik olarak ihtiyacımız vardı. Cihazımızın hastalara çok faydası oldu. Hastalarımızın motivasyonunu yükseltti. Hiç yürüyemeyen hastaların, robot sayesinde yürüdüğünü düşünün. Bu, hasta için çok büyük bir olay. Hastalara çok yararlı oldu." dedi.