Ombudsmanlığın Dünü, Bugünü ve Yarını Çalıştayı

TBMM (AA) – KKTC Başbakanı Tufan Erhürman, Kamu Denetçiliği Kurumuna (KDK), resen harekete geçme ve inceleme yetkisi verilebilmesi konusunun konuşulması gerektiğini söyledi.

TBMM'de düzenlenen "6. Yılında Kamu Denetçiliği Kurumunun Dünü, Bugünü ve
Yarını Sempozyumu"nun açılışında konuşan Erhürman, Ankara'da bulunmaktan duyduğu mutluluğu dile getirdi.

Erhürman, 13 yılını geçirdiği, ikinci vatanı olarak bildiği Ankara'da, hukuk camiasıyla, meslektaşlarıyla birlikte olmaktan ve çok uzun yıllar üzerinde çalıştığı, taslaklar hazırlanmasında katkıda bulunduğu ombudsmanlığın 6. yılına başarıyla ulaşmasından mutluluk duyduğunu ifade etti.

Ombudsmanlığın 1970'lerden itibaren tartışılmaya başlandığını anımsatan Erhürman, ombudsmanlığın kurulmasında belli bir aşamaya gelindiğinde, iki konuda tedirginlik, endişe uyandığını söyledi. Erhürman, "Nasıl olacak da bu kurum hukuk devletinin gelişmesine, iyi yönetim ilkelerine katkıda bulunacak?" sorusunun akademik çevrelerde tartışıldığına işaret ederek, "Hele de idari yargının kararlarının bile tam da arzu edildiği kadar uygulanmadığı dikkate alındığında bu nasıl olacak tartışması yapılıyordu. İkinci tedirginlik konusu ise idari yargıya alternatif gelip gelmediğiydi." dedi.

Bunların ikisinin de doğru olmadığını dile getiren Erhürman, ombudsmanın kararlarının hukuken bağlayıcı olmamasının, etkili olmayacağı anlamına gelmediğine dikkati çekti.

Erhürman, KDK'nin 6. yılının sonunda, tavsiye kararlarına idarenin uyma oranının yüzde 70 olduğunu ifade ederek, bunun çok ciddi bir oran ve KDK'nin ülkede ne kadar etkili olduğunun göstergesi olduğunu söyledi. Erhürman, Türkiye Cumhuriyeti idaresinin, ombudsmanı, hukuk devleti yolunda iş birliği yapacağı partner olarak kabul ettiğini belirtti.

Son yıllarda KDK'ye yapılan başvurulardaki artışa işaret eden Erhürman, ombusmanlığın, idarenin güvendiği bir partner olmazsa kararlarının da uygulanamayacağını vurguladı. Erhürman, vatandaşların, "Ombudsman, benim hak ararken başvuracağım önemli, etkili mekanizmadır" diye kabul etmeye başladığını dile getirerek, bu noktaya gelinmesinde ombudsmanın il il gezip kendisini anlatmasının, üniversitelerde ombudsmanlık kulüpleri kurulmasının önemli katkısı bulunduğunu anlattı.

Erhürman, ombudsmanın eğitici, önleyici, gücü arttıkça düzeltici bir kurum olduğunu, hukuka aykırı bazı idari işlemlerin geri alınmasını sağladığını söyledi. Erhürman, ombudsmanın hızlı şekilde, dostane çözüm bularak idari yargının yükünü de önemli ölçüde azaltma işlevi üstleneceğinin altını çizdi.

KKTC Başbakanı Erhürman, şunları kaydetti:

"Bana göre KDK ile ilgili bir konu daha gündeme gelebilir. Yönetmeliğin 7. ve 30. maddelerine bakıldığında, şikayetin insan haklarına, temel hak ve özgürlüklerine, çocuk haklarına, kadın haklarına, kamuyu ilgilendiren genel konulara yönelik olması halinde çok geniş bir başvuru yetkisi, hatta şikayetçi şikayetinden vazgeçse bile o konunun incelenmeye devam yetkisi var. Bunun yanında, artık konuşmanın zamanı geldi, resen harekete geçme ve inceleme yetkisi de KDK'ye verilebilir. 100'ün üzerinde ülke uygulamasında bu yaygın şekilde var. Şikayetin gelmediği noktada da idarenin düzeltilmesi için ombudsmanın yapacağı büyük katkılar var."

Ombudsmanlığın Dünü, Bugünü ve Yarını Çalıştayı

TBMM (AA) – TBMM Başkanı Binali Yıldırım, 16 yıllık iktidarları döneminde şeytan taşlamaktan iş yapmaya neredeyse vakit bulamadıklarını belirterek, "Bulduğumuz vakitlerde de Türkiye'ye neler yaptığımız ortadadır. Yollar, hava alanları, sağlık sistemleri, internet, erişim teknolojileri bakımından dünyanın 39. ülkesinden 9. ülkesine yükseldik." dedi.

Yıldırım, TBMM'de düzenlenen, "Kamu Denetçiliği Kurumunun 6. Yılında Ombudsmanlığın Dünü Bugünü ve Yarını" konulu çalıştayın açılışında yaptığı konuşmada, görevlerine yeniden seçilmesi dolayısıyla Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan'ı ve Yargıtay Birinci Başkanı İsmail Rüştü Cirit'i tebrik etti.

Kamu Denetçiliği Kurumunun (KDK) anayasaya yeni girdiğine işaret eden Yıldırım, KDK'nin, vatandaşın mahkemeye gitmeden, vatandaşı yormadan işini çözen kurumlardan biri olduğunu söyledi. Yıldırım, bu kurumun tek olmadığını, TBMM Dilekçe Komisyonu, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu, CİMER, Beyaz Masa, Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonunun bulunduğunu anımsattı.

Yıldırım, Türkiye'nin 15 Temmuz'da alçak, haince bir darbeyle karşı karşıya kaldığını, bu darbenin sorumlularını kamudan temizlemek, gerekli cezaları hukuk devleti kurallarına göre vermek üzere çalışmaların yapıldığını anlattı. Bir yandan da çok kapsamlı bir iş olduğu için şikayetlerin gelmeye başladığını dile getiren Yıldırım, 15 Temmuz gecesi sesi çıkmayan AİHM, bazı dost kuruluşlar ve ülkelerin, insan hakları ihlalleri, yanlış uygulamalar, hukuk devleti ilkeleri gibi konularda çokça konuşmaya başladığına dikkati çekti.

O dönem başbakan olduğunu ve konuyu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile değerlendirdiklerini, Anayasa Mahkemesi ile çalışma yaptıklarını aktaran Yıldırım, Türkiye'ye yöneltilen haksız eleştirilerin önüne geçebilmek için yasal düzenleme yaptıklarını söyledi. Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:

"OHAL ile başlayan, terör örgütüyle mücadele kapsamında yapılan işlemlerin, memuriyetten çıkarma, açığa alma, darbeye katılma, FETÖ'ye üyelik, destek gibi birçok konuda itham edilenlerin yargı yoluna gitme imkanları yoktu. Çünkü OHAL uygulaması vardı. Hak kaybını önlemek için olağanüstü hal işlemlerini inceleme ve itiraz komisyonu diye bir düzenleme yapıldı. 130 bin civarında başvuru oldu. Burada tek tek bütün dosyalar inceleniyor, idarenin bir yanlışı varsa o işlem düzeltiliyor, idare de göreve iade ediyor. Değilse hak arama yolu başlamış oluyor. OHAL'in getirdiği o kısıtlama kalkmış oluyor, yargı yoluna başvurabiliyor, bütün yargı silsilelerini takip etme hakkını elde ediyor.

Bu düzenlemeyi yapmakla beraber bizim uluslararası camiada, hukuk devleti algısını tartışmaya açan birçok konuyu da ortadan kaldırmış olduk. Hatta AİHM'e gidenler, 'Sizde böyle hukuki mekanizma var, gidin derdinizi oraya anlatın.' şeklinde bir cevapla karşılaştılar. Bu kurumlara niye ihtiyaç var? Belli ki mahkemeler hem uzun sürüyor hem adil yargılamayla ilgili insanların içine sinmeyen sonuçlar var. Bir de ufak tefek, hiç sağa sola gitmeden çözülebilecek işler var. Bunun için KDK ihdas edildi. 6 yıllık bir süre içinde fevkalade mesafe alındı. 17 bin üzerindeki dosyadan yüzde 70'e varan bir uygulama başarıdır. Tavsiye kararı deyince, MGK'nın da tavsiye kararları var. 28 Şubat'ta onların sonuçlarının nasıl olduğunu biliyorsunuz. Tavsiye kararı demek, 'tavsiye ediyorum ama sen bunu yapacaksın' demek, idareye verilen mesaj odur. "

  • "KDK dert babası"

Yıldırım, vatandaşların bireysel başvuru yapmaktan, KDK'ye, TBMM Dilekçe Komisyonuna, CİMER'e ve benzer kuruluşlara başvurmaktan çekinmemelerini istedi. Yıldırım, bu kuruluşların, vatandaşların hak ve hukukunu en iyi şekilde vatandaşlar adına takip edeceğini vurguladı.

KDK'nin ve Kamu Başdenetçisi Şeref Malkoç'un dert babası olduğunu ifade eden Yıldırım, hem mahkemelerin fazla meşgul olmayacağını hem de vatandaşın mahkeme kapılarına git-gel yapıp yorulmayacağını söyledi.

Yıldırım, bunun güzel gelişmeler, hukuk devleti algısını daha da sağlamlaştıran uygulamalar olduğunu dile getirdi.

Bunun başlangıcının Osmanlı'ya gittiğini, o dönemde kadi-l kudat; kadıların kadısı kurumu olduğunun altını çizen Yıldırım, "Yüzyıl sonra kendimize ait bir kurumu yeniden keşfetmiş olduk. Kurumlar da insanlar gibi. İlk kuruluş yılları toyluk, gençlik yılları olarak kabul edilir, kurum kültürünün oluşması zaman istiyor. Ama KDK, bu konuda çok hızlı bir mesafe katetti. Bugün eriştiği sonuç ülkemiz, milletimiz adına gurur verici." dedi.

  • "Hukuk devleti eksiksiz uygulanmalı"

Bir ülkede her şeyin başının hukuk olduğuna dikkati çeken Yıldırım, hukukun üstünlüğü, hukuk devleti algısının yara aldığı, zarar gördüğü ülkelerde hiçbir alanda gelişme kaydetmenin mümkün olmadığını belirtti.

Binali Yıldırım, yabancı yatırımcının daha fazla gelmesi, içerideki vatandaşın devlete güveninin daha da artması için hukuk devletinin, istisnasız ve eksiksiz uygulanması gerektiğini bildirdi.

Hukuk devleti konusundaki eleştirilerin kaynağını sadece idarede, idarenin uygulamalarında aramanın yanlışlığına işaret eden Yıldırım, hukuk kurumlarının da iş ve işlemlerini yaparken layüsel davranmaması, hukuktan ayrılmamasının esas olması gerektiğini vurguladı. Konjonktürel davranışların Türkiye'ye ne kadar büyük yaralar açtığını, zararlar verdiğini geçmiş dönemlerde yaşadıklarını, gördüklerini ifade eden Meclis Başkanı Yıldırım, Türkiye'nin, son 16 yılda her alanda büyük mesafe aldığına dikkati çekti. Yıldırım, bir yandan Türkiye ekonomisinin 3 kat büyütüldüğünü, bir yandan altyapı, sağlık, eğitim birçok sorunu hallettiklerini, hukuk, yargı reformuyla ilgili de çok ciddi işler yaptıklarını anlattı.

TBMM Başkanı Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Ancak üst üste karşılaştığımız vesayet faaliyetleri, yargı darbesi, başka türlü darbe ve vesayet girişimleri nedeniyle maalesef bu alanda idare çok meşgul oldu, çok başımız ağrıdı. Bunların üstesinden geleceğiz. Bugün ülkemizin bulunduğu coğrafya itibarıyla birçok ülkeye göre çok daha büyük tehditlerle, büyük sıkıntılarla karşı karşıyayız. Ancak şunu herkes bilmelidir ki Türkiye sadece kendi geleceği için değil coğrafyasındaki 1,5 milyar insanın da güvencesidir, geleceğidir. İbn-i Haldun'un dediği gibi coğrafya kaderdir, bu coğrafya kaderimizdir. Burada yaşayan milyarların geleceğinden kendimizi sorumlu hissediyoruz.

İdarenin 16 yılda karşılaştığı en büyük sıkıntıların başında maalesef milli iradeye karşı bir takım girişimler olmuştur. Bizi sistem değişikliğine zorlayan da budur. 16 yıllık iktidar döneminde şeytan taşlamaktan iş yapmaya neredeyse vakit bulamadık. Bulduğumuz vakitlerde de Türkiye'ye neler yaptığımız ortadadır. Yollar, hava alanları, sağlık sistemleri, internet, erişim teknolojileri bakımından dünyanın 39. ülkesinden 9. ülkesine yükseldik. Amacımız zaten Türkiye'yi ilk 10 ülke arasına sokmaktı. Sağlık ve altyapıda başardık. Başka alanlarda da başaracağız. Bütün bunları bir yandan insan hak ve özgürlüklerini korumak, daha da geliştirmek, bir yandan ülkemizi tehdit eden terör örgütlerine karşı amansız mücadeleyi yaparak başardık."

-"Neredeyse her on yılda bir vesayet odakları dadandı"

Yıldırım, parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçişin de bu yaşadıkları zorluklardan dolayı olduğunu dile getirdi. Yıldırım, 1960 darbesinden bu yana neredeyse her on yılda bir milli iradeye vesayet odaklarının dadandığını, bir çoğunda başarılı olduğunu söyledi.

15 Temmuz'da da milletin, vatansever yargı mensuplarının, güvenlik güçlerinin gayretleriyle, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın dik duruşu, hükümetin, milli iradeden başka hiçbir iradenin iktidarı ele geçiremez duruşuyla büyük destan yazdıklarını anlatan Yıldırım, bunu millet olarak yazdıklarını, ülkeye, ülkenin liderliğine, geleceğine inandıklarını vurguladı.

Yıldırım, o gün siyasi görüşü ne olursa olsun herkesin meydanlarda olduğunu, "asosyal", "memleket sorunlarıyla alakası yok" denilen gençlerin şahadet için meydanlara koştuğunu, meydandakilerin yarısının kadınlardan oluştuğunu belirtti. Yıldırım, bu manzarayı yaşayan biri olarak, bu milletin evlatı olmaktan büyük bahtiyarlık duyduğunu, böyle bir milleti olduğu için Rabbine şükrettiğini söyledi.

-"Kamu adına güç kullananlar mutlaka hesap vermeli"

Yeni sistem ile beraber artık yapmaları gereken şeyin, vatandaşı yoran işleri azaltmak ve hukuk devleti algısını daha da güçlendirmek olduğunu ifade eden Yıldırım, KDK, bireysel başvuru imkanı gibi birçok konunun daha etkin olarak işlenmesi gerektiğinin altını çizdi.

Yıldırım, kamu adına güç, yetki kullananların mutlaka hesap verir olması gerektiğini bildirerek, "Layüsellik olduğu sürece, bir takım yanlış kararlar, uygulamalar mutlaka olacaktır. Bunun bedelini de vatandaş, ülke ödüyor. Buna izin vermememiz gerekiyor. Türkiye bu yönde epey mesafe aldı, bilinçlenme artı." dedi.

Hedeflerinin, Türkiye ve dünyayı daha huzurlu şekilde, yaşanabilir hale getirmek olduğuna işaret eden Yıldırım, aldıkları kararlar, düzenlemelerin amacının da bu olması gerektiğini belirtti.

-"Ortada devleti ne kadar az görüyorsak…"

Yıldırım, "Yıllardan beri sağda, solda yazılar görürüz; güçlü devlet, güçlü millet. Ben bunun tersine çevrilmesi gerektiğini düşünüyorum. Güçlü millet, güçlü devlet. Millet güçlü olması lazım, devletin onun hizmetinde olması lazım. Bu olgu vesayet ihtimalleri tamamen ortadan kalktığı oranda gerçeğe dönüşmüş oluyor, onu da görmüş oluyoruz. Devletin görünürlüğü, işini iyi yapacak ama görünürlüğü azalacak. Gelişmenin şartı bu. Ortada devleti ne kadar az görüyorsak o kadar gelişen bir ülkeyiz demektir. İnşallah Türkiye bu yolda kararlı adımlarla devam etmektedir." diye konuştu.

TBMM Başkanı Binali Yıldırım, idareciler olarak amaçlarının vatandaşların hayatını kolaylaştırmak, yaşam kalitesini artırmak, insanı yüceltmek olması gerektiğini kaydetti.

Sezai Temelli'nin “Batıda AKP ve MHP'ye kaybettireceğiz” sözleri

TBMM (AA) – ALP ÖZDEN – MHP Grup Başkanvekili Erkan Akçay, HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli'nin "Kürdistan'da kazanacağız, batıda da AKP ve MHP'ye kaybettireceğiz" şeklindeki sözlerine ilişkin, "HDP'nin bir 'zillet ittifakı' ortağı olduğu resmen açıklanmıştır. 31 Mart seçimleri beka ile bela arasındaki seçim olacaktır." dedi.

Akçay, AA muhabirine yaptığı açıklamada, "Kandil sözcüsü Sezai Temelli'nin konuşması, kirli ittifak için bir turnusol işlevi görmüştür." ifadesini kullandı.

16 Nisan Anayasa referandumundan başlayan, 24 Haziran seçimleriyle devam eden ve 31 Mart seçimlerine yansıyan HDP-İYİ Parti-CHP ittifakının ilanının bir kez daha yapıldığını söyleyen Erkan Akçay, Cumhur İttifakı'nın 31 Mart seçimlerini beka meselesi olarak görürken, ülkenin varlığı ve birliğinin tehdit edildiğini vurguladı.

Birilerinin çıkıp "31 Mart ile beka meselesinin ne ilgisi var?" dediklerini hatırlatan Akçay, şunları söyledi:

"Cumhur İttifakı 31 Mart seçimlerine beka vurgusuyla bakarken, Kandil'den sufleli, Pensilvanya'dan destekli HDP-İP-CHP ittifakının tehlikesine işaret ediyorduk. 31 Mart'ın sadece yerel yönetim seçimi olduğunu zannedenler, Kandil sözcüsünün konuşmasında ortaya çıkan zillet ittifakının gerçek amacını görmelidir. HDP, terör örgütü PKK'nın uzantısıdır ve CHP-İP ile birlikte zillet ittifakının bir ortağıdır."

  • "HDP'nin zillet ittifakı ortağı olduğu resmen açıklanmıştır"

Sezai Temelli'nin açıklamalarına karşı İYİ Parti'nin alacağı tavrı da kamuoyunun merakla beklediğini belirten Erkan Akçay, şöyle devam etti:

"İP Genel Başkanı bilmelidir ki İstanbul'da, İzmir'de, Ankara'da günah işleyip, Iğdır'da, Ahlat'ta abdest alınmaz. Sezai Temelli'nin bu açıklamasından sonra HDP'ye karşı Iğdır açıklamasında samimiyse, bu tavrını İstanbul, Ankara, İzmir gibi illerde de sürdürmeli, CHP-HDP ittifakından ayrılmalıdır.

HDP-İP-CHP'nin kurduğu ittifakın inkar edilecek bir tarafı kalmamıştır. Artık her şey aleni. Hiçbir şeyi saklamıyorlar. HDP'nin bir zillet ittifakı ortağı olduğu resmen açıklanmıştır. 31 Mart seçimleri beka ile bela arasındaki seçim olacaktır."

HDP Eş Genel Başkanı Temelli, partisinin grup toplantısında, "Kürdistan'da kazanacağız, batıda da AKP ve MHP'ye kaybettireceğiz. Türkiye'nin her yerinde AKP-MHP ittifakını geriletmek için verilen her oy, Türkiye'de barışa verilen oydur. İstanbul, Adana'daki oyumuz ile Cizre, Sur, Silopi halkına selam edeceğimizi asla unutmayalım." ifadelerini kullanmıştı.

“Esnaf ve sanatkar kalıcı çözümler bekliyor”

TBMM (AA) – CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, "Esnaf ve sanatkarlar sıkıntılarının görülmesini, pansuman çözüm yerine kalıcı önlemlerin alınmasını istiyor." dedi.

Gürer, Mecliste düzenlediği basın toplantısında, yaptıkları bölge ziyaretleri çerçevesinde esnaf ve sanatkarlarla bir araya geldiklerini, şikayet ve talepleri de kendilerinin gündeme taşıma gayretinde bulunduklarını söyledi.

Türkiye'de bir milyon 749 bin 141 esnaf ve sanatkarın bulunduğunu belirten Gürer, ekonomik durumdan doğrudan etkilenen esnaf ve sanatkarların, "perişan durumda olduklarını" söylediğini aktardı.

Çok sayıda esnafın mal varlığının borçlarını karşılayamaz durumda olduğunu ifade eden Gürer, "Esnaflar, iktidarın kredi uygulamalarını samimi bulmamaktadır. Kredi talebinde bulunan esnafın, şartları karşılayamadığı için verilen krediden yararlanma oranı düşük kalmaktadır. Çiftçinin, işçinin ve memurun alım gücünün düşmesi, satış yapamayan esnafın iş alanını daraltmıştır. Esnaf, pansuman tedbirler yerine kalıcı çözümler beklemektedir." diye konuştu.

Ömer Fethi Gürer, yeni iş yeri açacak esnafa en az iki yıl vergi muafiyeti ya da en az 5 yıl süreyle vergi indirimi uygulanmasının, kamu bankalarının yeni açılan iş yerlerine düşük maliyetli finansman sağlamasının talep edildiğini belirtti.

Fiyatı devlet tarafından belirlenen doğal gaz, elektrik gibi zorunlu giderlerdeki artışın, esnafın girdi maliyetlerinin yükselmesine neden olduğunu dile getiren Gürer, "Vatandaş girdi maliyetlerine ciddi etki yaratan bu zamların tümden geri alınmasını beklemektedir. Ülkemizin birçok yerinde esnaflar ekonomik sıkıntı nedeniyle kepenk indirmek zorunda kalıyorlar. Esnaf ve sanatkarlar sıkıntılarının görülmesini, pansuman çözüm yerine kalıcı önlemlerin alınmasını istiyor." ifadesini kullandı.

İstanbul Sözleşmesinin Etkin Uygulanması ve İzlenmesi Alt Komisyonu

TBMM (AA) – Türkiye Barolar Birliği Kadın Hukuku Komisyonu (TÜBAKKOM) Dönem Sözcüsü ve Trabzon Barosu Başkanı Sibel Suiçmez, kadına ve çocuğa yönelik şiddetle ilgili, "Mahkemenin yeterli inceleme yapmadan verdiği koruma ve önlemeye yönelik tedbir kararları, şablon kararlar olarak kalıyor ve şiddet mağdurlarına gerekli korumayı sağlamıyor. Bu koruma kararları verilmeden önce olayların ve kişilerin tek tek incelenmesi gerekiyor." dedi.

TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu bünyesinde kurulan "İstanbul Sözleşmesinin Etkin Uygulanması ve İzlenmesi" Alt Komisyonu AK Parti Kayseri Milletvekili Hülya Nergis başkanlığında toplandı.

Suiçmez, kadın ve çocuğa yönelik şiddete karşı yasal mevzuat ve uygulamada yaşanan sorunlara ilişkin sunumunda, Türkiye'de 79 baro bulunduğunu ve bu baroların içerisinde faaliyet yürüten kadın hakları ile çocuk hakları komisyonlarının en etkin çalışan komisyonlar olduğunu söyledi.

Yasalar ne kadar iyi yapılırsa sapılsın iyi uygulayıcıların olmaması halinde yasalardan beklenen amacın gerçekleşmesinin mümkün olmayacağını belirten Suiçmez, gerek Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun'un, gerek İstanbul Sözleşmesi'nin, uygulamalarda birçok sorunu ortadan kaldıramadığının görüldüğünü ifade etti.

Kanunların elden geldiğince iyi yapılmaya çalışıldığını ancak alanda yansımayı aynı ölçüde göremediklerini vurgulayan Suiçmez, "Bunun nedenini hem toplumun hem uygulayıcıların gereken zihniyet değişikliğini gerçekleştirememiş olmasına bağlıyoruz. Dolayısıyla yasal düzenlemenin toplumla nasıl uyumlu hale getirilebileceğinin ilk cevabını; eğitim olarak görüyoruz." diye konuştu.

Kadını toplumda bir anne, kardeş, bacı olarak görmeden önce birey olarak görmenin önemine değinen Suiçmez, kadının birey olarak görülmemesi halinde yasalarla sağlanan koruma tedbirlerinin işe yaramadığını söyledi.

Eğitimin, sadece toplumdaki bireylere değil, alanda çalışan hakim, savcı, avukat dahil tüm kolluk güçlerine verilmesinin önemli olduğunu dile getiren Suiçmez, şöyle konuştu:

"Henüz bu zihniyet değişikliğine yol açacak eğitimlerin alanda alınmadığını görüyoruz. Mahkemelerin verdiği kararlar, koruyucu ve önleyici kararlar olarak ikiye ayrılıyor. Baktığımız zaman verilen kararların hepsinin aynı olduğunu görüyoruz. Yani olaya ve kişiye yönelik inceleme yapılmadan verilen koruma ve önleme kararlarını görmekteyiz. Dolayısıyla mahkemelerin yeterli inceleme yapmadan verdiği koruma ve önlemeye yönelik tedbir kararları, şablon kararlar olarak kalıyor ve şiddet mağdurlarına gerekli korumayı sağlamıyor. Bu koruma kararları verilmeden önce olayların ve kişilerin tek tek incelenmesi gerekiyor. Bu durum çok zor olabilir ama yapılması gereken özellikle şiddet konusunda ayrı mahkemelerin oluşturulması ve özel yetiştirilmiş hakim, savcıların görev alması gerekiyor. Çünkü şu an aile mahkemelerinin verdiği koruyucu ve önleyici tedbir kararları kişisellikten çok uzak. İş yükü dolayısıyla şablon kararlar veriliyor. Bu kararların takibi de kolluk güçlerinin elinde oluyor. Mahkemenin verdiği kararların takibinin kolluk güçlerinden alınması gerekiyor."

Suiçmez, mahkemelerin önlemeye ilişkin verdiği kararda şiddet uygulayanın, şiddetin yanında uyuşturucu madde kullanıcısı olması durumunda da büyük sorunlar yaşandığını söyledi.

Yaşam hakkı dikkate alındığında, uyuşturucu kullanıcısı olan şiddet uygulayıcısının tedavisinin rızası beklenmeksizin zorunlu kılınmasının şiddetin önlenmesinde önemli olduğunun altını çizen Suiçmez, şöyle devam etti:

"Daha önce 6 ay olarak verilen tedbir kararları günümüzde 3 aya, 15 güne kadar inmektedir. Verilen tedbir kararlarının süresinin az olması kadınlar ve çocuklar üzerinde olumsuz ekti yarattı. Ayrıca şiddet uygulayan kişiler üzerindeki caydırıcı etkisi de ortadan kalkmaktadır. Dolayısıyla şiddet mağduru kişi yeniden müracaat işlemlerine başlıyor. Prosedürün uzun oluşu bazen kişinin şikayetten vazgeçmesine bile sebep oluyor.

Sahada yaşadığımız sorunlardan bir başkası ise verilen kararların tebliği konusundur. Tebligatın gecikmesi nedeniyle kolluk tarafından uygulanan tedbir kararı da uygulanamamış oluyor. Şiddet uygulayana tebligatın mahkeme huzurunda yapılması hususunu da yaşanan sorunun çözümü noktasında önemli buluyoruz."

Gazetecilerin Meclisteki yemek sorununu gündeme getirdi

TBMM (AA) – CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal, parlamento muhabirleri için ana binadaki restoranda sadece iki masa ayrıldığını, gazetecilerin TBMM Halkla İlişkiler Binası'nda yemek yemelerinin ise yasaklandığını belirterek, sorunun çözülmemesi halinde konuyu Kamu Denetçiliği Kurumuna şikayet edeceğini bildirdi.

Tanal, TBMM'de düzenlediği basın toplantısında, parlamento muhabirlerinin, yıllarca Meclis çatısı altında halkın haber alma özgürlüğü için çalıştığını, bazen milletvekillerinden daha fazla mesai yaptığını söyledi.

Parlamento muhabirlerinin, haber kovalamaktan vakit kaldığı süre içerisinde yemek yediğini, çoğu zaman yemeklerini yarıda kesmek zorunda kaldıklarına çok şahit olduğunu anlatan Tanal, yapılan hukuksuzluğu, eşitsizliği ve keyfi yönetimi gözler önüne sermek istediğini belirtti.

Tanal, basın mensuplarının, Meclisin kurulduğu günden bu yana, milletvekilleri nerede yiyorsa orada yemek yediğini anımsatarak, ancak son günlerde TBMM Halkla İlişkiler Binası'ndaki yemekhanenin gazetecilere yasaklandığını ve ana binadaki restoranda ise sadece 2 masa ayrıldığını söyledi.

Yemekhanelerin "zenci-beyaz" diye ayrıldığını savunan Tanal, yemekhanelerin personel, milletvekili, çalışan diye ayrılmasını reddettiğini belirtti.

Tanal, 4 dönemdir milletvekilliği yaptığını ve basın mensuplarıyla aynı yerde yemek yemekten keyif aldığını dile getirdi. Parlamento muhabirlerinin, yıllarca Mecliste hizmet ettiğine, 30-40 yıldan beri parlamento muhabirliği yapanların olduğuna işaret eden Tanal, sözlerini şöyle sürdü:

"TBMM Genel Sekreteri'nden çok daha eski basın mensupları var. Basın mensupları hancı, Genel Sekreter yolcudur. Genel Sekreter'in kararını kınıyorum. Ya kendisi istifa etmeli ya da bu kararı Meclis Başkanı vermişse o istifa etmelidir. Genel Sekreter bugüne kadar kimseye böyle bir yasak getirmedi, basın mensuplarıyla derdi nedir? Meclis Başkanı basına bu yasağı getirmişse İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olursa eyvah İstanbul'un haline. TBMM'de görev yapan parlamento muhabirleri nerede yemek yiyecek? Parlamento muhabirlerinin Halkla İlişkileri Binası'nda yemek yemesinin yasaklandığı bilgisi doğru mu? Ana bina üyeler lokantasında basın mensupları için sadece 2 masa ayrıldığı bilgisi doğru mu? Sadece 2 masada kaç basın mensubu yemek yiyebilir? Üyeler lokantasındaki 2 masa basın mensuplarına yetecek mi? Sürekli görev halinde olan ve her an her saniye görev çıkma ihtimali olan bir mesleği yürüten basın mensuplarının, en hızlı şekilde ve en yakın yerde yemek yiyebilmesi gerekirken neden zorluk çıkarılmaktadır? Burası kimsenin babasının çiftliği değildir. Buradan ben ne kadar yararlanıyorsam çalışanı, gazetecisi eşit, adil, insani ölçülerde, kimseyi ötekileştirmeden yararlanmalıdır. Herkese yer var da parlamento muhabirlerine mi yer yok? Meclis de dahil gazeteciler arasında böyle bir ayrımcılık yapan, yemek yemeyi yasaklayan zihniyetten millete hayır gelmez."

Tanal, bu konunun çözülmemesi halinde konuyu Kamu Denetçiliği Kurumuna şikayet edeceğini ifade etti.

“Fiyatlar baskı altında aşağı indirilmeye çalışılıyor”

TBMM (AA) – CHP Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygun, "Seçimlere kadar olan sürede sadece ve sadece popülist yaklaşımlarla fiyatlar baskı altında aşağı indirilmeye çalışılıyor." dedi.

Aygun, Çorum'un Alaca ilçesinde yaşayan çiftçi Alim Gürsu ile Mecliste düzenlediği basın toplantısında, artan sebze ve meyve fiyatlarına karşı alınan önlemleri eleştirdi.

Gıda fiyatlarındaki artışın iktidar partisini panik havasına soktuğunu ve tanzim satış mağazaları açarak günün kurtarılmaya çalışıldığını öne süren Aygun, " İstanbul'da 50, Ankara'da ise 30 noktada tanzim satışına başlandı. Satışı gerçekleştirilen ürünler Tarım Kredi Kooperatiflerince karşılanmaktadır. Bu tanzim satış mağazaları sadece 81 il yerine Ankara ve İstanbul'da faaliyete geçirilmiştir. Artan fiyatlar karşısında aranan gıda teröristleri olarak çiftçilerimiz nitelendirilmektedir. Oysaki terörizm gıda ithalatının tam kendisidir. Gıda ithalatını kim yapıyorsa aslında terörist onlardır." ifadelerini kullandı.

Aygun, tanzim satış noktalarına ürün temin eden Tarım Kredi Kooperatiflerinin kendi bünyesinde hizmet veren marketlerinde fiyatların piyasa fiyatlarıyla aynı olduğunu vurguladı.

Yurt genelinde 8 noktada hizmet veren tarım marketlerin bir tanesinin de Tarım ve Orman Bakanlığı Kampüsü içerisinde bulunduğunu anlatan Aygun, "Sayın Bakan ve yürütmenin başında yer alan Cumhurbaşkanı bu marketlerdeki fiyatlardan herhalde bihaberler. Tanzim satış noktalarında satılan domates 3 liradan halka sunulurken, tarım marketteki fiyatı 9 lira 70 kuruş. Aynı şekilde kuru soğan tanzim satışta 2 liradan satılırken tarım markette 5 lira 50 kuruş. Patates tanzim satışta 2 lira, tarım markette ise 4 lira 90 kuruş. Kırmızı biber tanzim satışta 6 lira iken bu rakam tarım markette 9 lira 40 kuruş. Bu fiyatları incelediğimizde 'gıda teröristi' kim diye sormak istiyorum. Geldiğimiz noktadan baktığımızda yapılan işin arkasına bakmadan günü kurtarma derdinde olunduğunu görmekteyiz. Buradaki çelişkiden ne Tarım ve Orman Bakanı'nın haberi var ne de Cumhurbaşkanı'nın. Seçimlere kadar olan sürede sadece ve sadece popülist yaklaşımlarla fiyatlar baskı altında aşağı indirilmeye çalışılıyor. Neden siz bunu sadece İstanbul ve Ankara yerine 81 ilde uygulamıyorsunuz?" diye konuştu.

Aygun, üreticinin zor durumda bulunduğunu, vatandaşın sağlıklı ürün tüketmesi adına kredi kullanan çiftçinin borcunu ödeyemez halde olduğunu savundu.

Üreticinin girdi maliyetlerinin düşürülmemesi halinde üretimin ciddi oranda sekteye uğrayacağını ileri süren Aygun, "Gelin tarımsal destekleri doğru şekilde verelim, çiftçimizi doğru şekilde yönlendirelim ve ülkemizi ithalatçı konumdan çıkarıp ihracatçı konuma taşıyalım. Bizi samana, nohuta, fasulyeye, soğana muhtaç ettiniz. İran'dan ülkemize soğan geliyor. Yazıktır, günahtır. Yanımda bulunan bu çiftçimiz çektiği kredileri ödeyememesinden dolayı adeta kan ağlıyor. Borçlarını yapılandırmak istediğinde ise içinden çıkılamaz faiz oranlarıyla karşı karşıya kalmış bu kardeşimiz 'üretirken batıyorum' diyor. Talebimiz çiftçilerimizin de borçlarının faizlerinin silinmesidir." değerlendirmesinde bulundu.

Devlet ile vatandaş arasındaki uyuşmazlıklara KDK “köprü” oldu

TBMM (AA) – İSMAİL ÇİMEN – Kamu Denetçiliği Kurumunun (KDK), idare ile vatandaş arasındaki yüzbinlerce ihtilafı çözüme kavuşturduğu, açılması muhtemel yaklaşık 200 bin arasında dava, dostane çözüm ya da tavsiye kararı ile önlendi.

KDK'nin 2018 yılı faaliyet raporuna göre, kurumun devlet ile vatandaş arasındaki uyuşmazlıklarda arabuluculuk ve uzlaşma usulleriyle mahkemesiz barışçı çözüm yolu bulmakta olduğu belirtildi.

Bu kapsamda 2018 yılı içerisinde verilen tavsiye kararları dışında toplam 2 bin 498 başvurunun idare ile vatandaş arasında uzlaşı sağlamak suretiyle dostane yollarla çözüme kavuşturulduğu aktarılan raporda, kurumun gayretli çalışmaları karşısında çok sayıda vatandaştan teşekkür mektubu alındığı bildirildi.

Kurumun 2018 yılında kabul edip tavsiye kararı verdiği başvuru sayısının 946'ya ulaştığı vurgulanan raporda, şu ifadelere yer verildi:

"Tavsiye kararlarımıza uyum oranı 2013 yılında yüzde 20’lerde seyrederken, 2017 yılında yüzde 65'e yükselmiş, bu rakam 2018 yılında ise yüzde 70'e ulaşmıştır. Bütün bu çalışmaların sonucunda yüzbinlerce insana hak arama yolları anlatılmış, sorunlarına çözüm aranmıştır. Yine idare ile vatandaş arasındaki yüzbinlerce ihtilaf çözüme kavuşmuş ve açılması muhtemel yaklaşık 200 bin dava, dostane çözüm veya tavsiye kararı ile önlenmiştir. Kurumumuz böylece halkın avukatlığını yaparak insanımızla idare arasında barış köprüsü kurmuştur.
2019 yılında, kurumumuzun artan sorun çözme yeteneği ve başarı çıtasını daha da yükseltme gayreti içerisinde olunacaktır."

Öte yandan, raporda, "40 Soruda Ombudsmanlık" adlı KDK rehberinin dağıtımının devam ettiği, Ombudsmanlık bülteni ve hakemli dergi "Akademik Ombudsman"lığın yeni sayıları da yer aldı.

CHP TBMM Grup Toplantısı

TBMM (AA) – CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "Bir yerde ilçe veya belediye başkanı olan arkadaşımız bir sonraki seçimde daha büyük alana aday olma geleneğini sürdürmelidir. Bu geleneğin kapısını açtık. İstanbul'da Ekrem İmamoğlu, Adana'da Zeydan Karalar, Antalya'da Muhittin Böcek, Bursa'da Mustafa Bozbey, göreceksiniz kazanacaklar." dedi.

Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grubunda yaptığı konuşmada, haksızlığa uğramış, hukuksuzlukla karşı karşıya kalmış insanların bir araya gelmesi gerektiğini söyledi.

Mazlumun hakkını savunacaklarsa, bir arada olmak ve ortak ses çıkarmak zorunda olduklarını ifade eden Kılıçdaroğlu, "İster bu salonda ister dışında olun, ister Türkiye'nin hangi coğrafyasında olursanız olun ortak ses çıkarmak zorundayız. Mazlumun, fakir, fukaranın hakkını savunmak zorundayız. Savunduğumuz zaman bu ülkeye barış, huzur, bereket gelir." şeklinde konuştu.

Kılıçdaroğlu, adalet için 82 milyonun hakkı ve hukuku için yürüdüğünü anımsatarak, "Bir insan haksızlıkla karşı karşıyaysa ve sessiz kalıyorsanız dilsiz şeytan olursunuz. Bizim dilsiz şeytan olmaya sabrımız, inancımız yoktur. Biz asla dilsiz şeytan olmayacağız. Zulme karşı mücadele etmek, adaleti savunmak için mücadele etmek bizim görevimizdir. Bu görevimizi yapmıyorsak memleketi nasıl idare ederiz. Birilerinin talimatıyla diğerleri sessiz kalıyorsa, zulme boyun eğiyorsa onların adı dilsiz şeytandır." ifadelerini kullandı.

  • "Tescilli tabut"

Kartal'da bir binanın çökmesi sonucu 21 vatandaşın hayatını kaybettiğini hatırlatan Kılıçdaroğlu, binayla ilgili çok şey bildiğini ancak enkazın altında insanlar varken bunu politik sürecin parçası olmaması için özen gösterdiklerini, "İnsanlar can derdinde bunlar ne derdinde" denilsin istemediklerini söyledi.

O binaya kaçak kat çıkaran kişinin, Erzurum'da Büyükşehir Belediye Başkanı olduğunu ileri süren Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bina elbette yapılır, kimse aç ve açıkta kalmasın ama binayı yaparken kuralına uygun yapacaksın. Orayı tabutluk gibi yapmayacaksın. Deprem olsa kim bilir kaç bina daha yıkılacak. 1999 depreminin üzerinden 21 yıl geçti, 21 yılda İstanbul'da ne yapıldı? Depreme karşı hangi önlemler alındı, hangi çalışmalar yapıldı? İmar affı çıkardılar, çıkarıyorsan sağlam binaya çıkar, çürük binayı zaten yıkacaksın. Tescilli tabut haline getirdiler. Bütün bunların İstanbullular tarafından bilinmesi lazım. Siz 25 yıldır İstanbul'u yöneteceksiniz, üstelik binalar deprem olmadan yıkılacak, çökecek. Bir iftira furyası; bizim belediye başkanımız gitmemiş. Kartal Belediye Başkanı Altınok Öz, bütün gün oradaydı. 1999 depreminde 17 bin 480 kişi hayatını kaybetti. Uzmanlar yakın bir gelecekte bir deprem daha olacağını söylüyor. 21 yılda, bir ülke baştan sona yeniden inşa edilir. 25 yıldır İstanbul'u yönetiyorlar; bunun vebali, günahı o yönetimin boynundadır."

Kılıçdaroğlu, dün İstanbul'da helikopterin düşmesi sonucu şehit olan 4 askere Allah'tan rahmet dileyerek, bunun, düşen ikinci helikopter olduğunu, yetkililerin daha duyarlı olması, bu üretimin yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini dile getirdi. Kemal Kılıçdaroğlu, herkesin rahat uyuması için mücadele eden orduya ve güvenlik görevlilerine şükranlarını sundu.

-"Bir insan sehven idam sehpasına gönderilir mi?"

Evde çıkan yangının söndürülmesi halinde bunun adalet olmadığını belirten Kılıçdaroğlu, komşunun evinde çıkan yangının suyla gidip söndürülmesinin ise adalet olduğunu anlattı.

Karar gazetesinin 6 Şubat'ta manşetten haber verdiğine işaret eden Kılıçdaroğlu, idamla yargılanan İhvan üyesi Hüseyin adlı birinin İstanbul'a geldiğini, güvenlik güçlerinin de Mısır'a teslim ettiğini anımsattı.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, İhvan'ı her ortamda eleştirdiğini ancak insanların hakkını, hukukunu savunmak zorunda olduğunu vurgulayarak şu değerlendirmeyi yaptı:

"Şu anda işkence gördüğü söyleniyor, öbür gün idam edilecek. Siz düşüncesini beğenmeyebilirsiniz ama idamla yargılanan birini hangi hak ve hukukla oraya gönderirsiniz? Anayasa Mahkemesinin çok sayıda kararı var; siyasi mülteci gelirse, idamla yargılanıyorsa Türkiye Cumhuriyeti devleti iade etmez kararı var. Siz bir insanı idama gönderiyorsunuz, iktidar kanadından ses yok. Ne zamana kadar; Karar gazetesi manşete taşıdı, sonra 'sehven gönderdik' dediler. 82 milyonun vicdanına sesleniyorum; bir insan sehven idam sehpasına gönderilir mi? Karar gazetesi yazmasaydı bir şey olmayacaktı, kabak polislerin başına patladı niye iade ettiniz diye. Sisi'ye selam mı gönderiyor, yine bir şeyler mi çeviriyor bilmiyoruz. Bir insanı idama göndermek kadar büyük bir suç, onursuzluk olamaz."

-"Yeni bir geleneği başlatıyoruz"

Hafta sonu güzel bir toplantı yaptıklarını, belediye başkan adaylarını kamuoyuyla paylaştıklarını anımsatan Kılıçdaroğlu, adaylıkların belirlenme sürecinde önemli bir adım atıldığını söyledi. İstanbul, Adana, Antalya ve Bursa'da ilçe belediye başkanlarının, ilçe başkanlıklarından ayrılıp büyükşehir belediye başkanı adayı olduğunu dile getiren Kılıçdaroğlu, bunun güzel, önemli bir gelişme olduğuna işaret etti.

Kemal Kılıçdaroğlu, "Bir yerde ilçe veya belediye başkanı olan arkadaşımız bir sonraki seçimde daha büyük alana aday olma geleneğini sürdürmelidir. Bu geleneğin kapısını açtık. İstanbul'da Ekrem İmamoğlu, Adana'da Zeydan Karalar, Antalya'da Muhittin Böcek, Bursa'da Mustafa Bozbey, göreceksiniz kazanacaklar. Bunlar ilçe belediyesinden büyükşehir belediye başkan adayı oldular. Yeni bir geleneği başlatıyoruz. İlçe belediye başkan adaylarımız, başarılarını bütün büyükşehire, beldeye yazmak istiyorlar. 'İlçede kazandığımız başarıyı büyükşehir bağlamında da hayata geçireceğiz' iddiasıyla yola çıkıyorlar." dedi.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı Tunç Soyer'in, başkanlığını yaptığı Seferihisar'ı bütün dünyaya tanıttığını dile getiren Kılıçdaroğlu, bunu İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu ile yaptığını söyledi. Kılıçdaroğlu, Kocaoğlu'nun, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığını, başarıyla, onurla, gururla yaptığını belirterek, bayrak devir teslimini önümüzdeki süreçte gerçekleştireceğini bildirdi.

Kılıçdaroğlu, Kocaoğlu'nun İzmir'i dünya markası haline getirdiğini, Soyer'in de Kocaoğlu'nun başarılarını kararlılıkla ve azimle sürdüreceğini anlattı.

Eskişehir, Muğla, Hatay, Aydın, Tekirdağ belediye başkanlarının yaptığı çalışmaları anlatan Kılıçdaroğlu, Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayları Mansur Yavaş'ın da Ankara'yı bölgenin en önemli kentlerinden, kültürün, sanatın, üniversitenin, tarımın kenti haline getireceğini, kırsal ile kenti barıştıracağını, Atatürk'ün izinden yürüyerek Ankara'yı kurtuluşun başkenti yapacağını anlattı.

  • "12 maddeyi ezberleyin"

Yerel yönetimlerde 12 madde halinde ne yapacaklarını açıkladıklarına işaret eden Kılıçdaroğlu, bütün il, ilçe, belediye başkanları, belediye başkan adayları, PM üyeleri, milletvekilleri ve mahalle temsilcilerinden bu 12 maddeyi ezberlemelerini istedi.

Kemal Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

"Ali, Veli böyle yaptı değil; biz ne yapacağız arkadaş. Kazandığımız her yerde, her beldede hiç kimseyi ötekileştirmeyeceğiz. Her vatandaşı oy versin vermesin baş tacı edeceğiz. Oy vermeyen vatandaşa hizmet götüreceğiz,. 82 milyona söz veriyorum CHP'li belediyelerin olduğu il, ilçe, beldelerde, büyükşehirlerde hiçbir çocuk yatağa aç girmeyecek. 17 yıldır ülkeyi yönetiyorlar çocuklar açlıktan öldü. Bizim belediyelerimizin olduğu yerlerde insana sevgi, saygı olacak, çocuklarımızı baş tacı yapacağız. Açlık sınırı 2 bin 900 lira. Bir ailenin geliri bunun altındaysa ve ispat ederse belediyemiz, o ailenin elektrik, doğalgaz, su parasını belli limitler içinde ödeyecek. Aile okul servisi için 5 kuruş ödemeyecek. Servis ücretlerini belediye ödeyecek Halka hizmet, aileye hizmet, çocuklara hizmet nasıl olurmuş sadece kendi ülkemize değil bütün dünyaya gösterelim istiyoruz. CHP dışındaki belediyelerde çalışan asgari ücretli kardeşlerim sana 2 bin 20 lira veriliyor. Bizim belediyelerimizde 2 bin 200 lira veriyoruz. Sandığa gideceksin oyunu gel CHP'li belediyeye ver, 1 Nisan'dan itibaren ayda 2 bin 200 net asgari ücret al. Bizde palavra yok. Biz insanların işi, aşı ekmeğiyle oynamayız."

(Sürecek)

KDK'den Avrupa'da “hak arama kültürünü yaygınlaştırma” atağı

TBMM (AA) – İSMAİL ÇİMEN – Kamu Denetçiliği Kurumu (KDK), hak arama kültürünün yaygınlaştırılması ve farkındalığın artırılması amacıyla geçen yıl başlatılan bilgilendirme faaliyetlerini bu sene 10 ülkeye yayarak sürdürecek.

AA muhabirinin, KDK'nin 2018 yılı raporundan derlediği bilgilere göre kurum, "Hak Arama Kültürünün Yaygınlaştırılması ve Farkındalığın Artırılması" adı altında yürütülen faaliyetlerini bu yıl da etkin şekilde yürütecek.

Kurum, özellikle Avrupa'da yaygınlaşan ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve İslam karşıtlığı kapsamında mağdur olan kesimlere yönelik farkındalık ve bilgilendirme çalışmalarını 10 ülkede yapmayı hedefliyor.

  • 5.5 milyon öğrenciye farkındalık aşılanacak

KDK ayrıca, kurumun yurt içinde de tanınırlılığını artırmak ve hak arama kültürünü yaygınlaştırmak amacıyla ilk ve orta öğretim öğrencilerine yönelik kompozisyon, afiş, dijital resim ve animasyon yarışmaları düzenleyecek. Bu kapsamda 5.5 milyon öğrenciye ulaşmayı hedefleyen KDK, 20 ilde de "Ombudsmanlık Halkla Buluşuyor" temalı bölgesel toplantılar gerçekleştirecek.

Türkiye'de 206 üniversite ve 7.5 milyonun üzerinde üniversite öğrencisi bulunduğu belirtilen raporda, üniversite öğrencileri ve akademisyenler arasında hak arama kültürünün gelişmesine katkıda bulunmak amacıyla ombudsmanlık öğrenci toplulukları kurulması amacıyla bir dizi çalışma yapıldığı anımsatıldı. Rapora göre, 65 olan üniversite "ombudsman öğrenci topluluğu" sayısının bu yıl 100'e çıkarılması hedeflenirken, yıl içinde 20 civarında da konferans verilmesi planlanıyor.

  • Bilgilendirme büroları çağrı merkezine dönüşecek

KDK, şikayet mekanizmasının işleyişi ve başvuru yöntemlerine ilişkin kurduğu ilk inceleme, dağıtım ve bilgilendirme bürolarını, daha etkin çalışması amacıyla çağrı merkezlerine dönüştürecek. Evrak bazlı yürütülen sistem yeni dönemde Elektronik Belge Yönetim Sistemi (EBYS) ile hizmet verecek. Özellikle toplumun genelini ilgilendiren konularda özel rapor hazırlama çalışmalarına yeni dönemde hız verilecek.

Bu kapsamda "gençlik ve uyuşturucu", "sağlıkta hasta ve çalışan hakları", "aile ve toplumun geleceği", "kamu hizmetlerinde kalitenin artırılması", "Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminde bürokrasinin yeniden yapılanma süreci", "divanı mezalimden Kamu Denetçiliği Kurumuna ombudsmanlık", "hayvan hakları" konularında özel rapor ve özel çalışmaların yapılması da öngörülüyor.