ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Jeffrey'den PKK itirafı

WASHINGTON (AA) – ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Büyükelçi James Jeffrey, ABD'nin Suriye'de iş birliği yaptığı PYD'nin PKK'nın Suriye'deki uzantısı olduğunu ancak ABD'nin PYD'yi terör örgütü olarak tanımadığını söyledi.

Jeffrey, Amerikan "Defense One" medya kuruluşunun yıllık savunma zirvesinde yaptığı konuşmada, ABD'nin terör örgütü YPG/PKK ile olan ilişkisine dair değerlendirmelerde bulundu.

ABD'li özel temsilcinin, Suriye bağlamında hem Türkiye hem de YPG/PKK ile aynı anda çalışmaları gerektiğine ilişkin açıklamaları dikkati çekti.

Jeffrey, Türkiye'nin SDG ismini kullanan YPG'yi "PKK'nın Suriye kolu" olarak gördüğü, bu durumda hem Türkiye ile hem de örgütle aynı anda çalışmayı nasıl dengelediklerine yönelik soruya şu yanıtı verdi:

– "Suriye'de bugün yaptıklarımızı yapamazdık"

"Bu oldukça zor. Çünkü Türkiye'nin aktif katılımı, iş birliği ve koordinasyonu olmasaydı Suriye'de bugün yaptıklarımızın hiçbirini yapamazdık ama yerel bir ortak olmadan da ülkenin kuzeydoğusunda varlığımızı sürdüremezdik ve daha bitmemiş olan DEAŞ ile mücadeleyi devam ettiremezdik. Bu yerel ortak, 2014'ten bu yana PKK'nın Suriye uzantısı olan ancak PKK gibi terör örgütü olarak tanımadığımız PYD'dir. Bu konu Türkler için büyük kaygı ancak henüz yapmadık."

DEAŞ'ın yenilmesinin Türkiye'nin de güvenlik öncelikleri arasında yer almasından dolayı Ankara'nın ABD ile YPG/PKK arasındaki ilişkiye katlandığını iddia eden Jeffrey, "Suriye'de DEAŞ'ın yenilmesinin ötesinde bir politikamızın olmasına karar verdiğimiz zaman Türkler bizim için zorluk çıkarmaya başladı." dedi.

– "Türklere anlatma konusunda başarılı olamadık"

Jeffrey, Türkiye'nin, ABD'nin öncelikleri olan DEAŞ'ın yenilmesi, İran ve İran destekli milislerin Suriye'den çıkarılması ve Suriye'de siyasi bir barış sürecinin başlaması önceliklerine katıldığını anlatan Jeffrey, şöyle devam etti:

"Ancak bizim kuzeydoğuda kalmamızın nedeninin bu olup olmadığından emin değiller. Onlara anlattığımız üzere bunun (YPG/PKK ile iş birliği) geçici bir alışveriş olduğunu söylemiştik. Hala öyle ama buna bazı koşullar ekledik. Bunu onlara (Türklere) anlatma konusunda başarılı olamadık. Bu da bizimle, Türkler ve PYD/SDG arasında sınır bölgesinde gerginliğe neden oluyor."

Jeffrey, Suriye'nin kuzeydoğusunda Türkiye ile YPG/PKK arasında bir tercih yapılmasına ilişkin soruya yanıt verirken de şu ifadeleri kullandı:

– "Bu bizim için bir ikilemdir"

"Birini birine karşı tutmak konusu değildir. Türkiye'ye veya Suriye'nin kuzeydoğusundaki ortaklarımıza, kendilerince PKK'nın uzantısı olan PYD'nin evrimi olan SDG'ye sırt çevirmiş olsaydık Suriye'ye barış getirme misyonu çoktan bitmiş olacaktı. Bu bizim içinde bulunduğumuz bir ikilemdir ve iki tarafı da ortak hedeflere odaklanması konusunda ikna etmeye çalışıyoruz. Çünkü PYD de Suriye'de farklı bir hükümet görmek istiyor, İran'ın orada olmasını istemiyor ve DEAŞ'ın yenilmesini istiyor ancak burada sorun, Türkler anlaşılır sebeplerden dolayı güney sınırında PKK ile ittifak içinde olanları görmek istemiyor."

ABD'nin YPG/PKK unsurlarını Fırat'ın doğusuna çekerek Türkiye'nin kaygılarına yanıt vereceğini savunan Jeffrey, ABD'nin bölgede diğer gruplara verdiği gibi YPG/PKK'ya ağır silahlar vermediğini, sadece "bir tabur askerlik hafif taktik silahları" verdiğini ileri sürdü.

Jeffrey, YPG/PKK'ya taktiksel araçlar, HUMVEE tipi ancak üzerine silah monte edilmeyen zırhlı arazi araçları, hafif silahlar, havan topları ve makineli tüfekler verdiklerini, tank veya anti-tank füzeleri ile karadan havaya füze sistemleri gibi ağır silahlar vermediklerini iddia etti.

Suriyeli muhalif gruplara daha önce anti-tank TOW füzelerini verdiklerini ancak YPG/PKK'ya bunları vermediklerini ileri süren Jeffrey, "Tüm bunları sadece Türklere sinyal vermek için yaptık ve inanın bu bize az pahalıya mal olmadı, çünkü daha önce oraya Amerikan topçu birliklerini gönderdik, onlara ateş gücü sağladık çünkü ellerinde yoktu." ifadesini kullandı.

Jeffrey, Suriye Özel Temsilciliğine atanmadan önce birçok panelde YPG ve PYD'nin "PKK'nın Suriye uzantısı olduğunu" açıkça dile getirmişti.

Geçen haftalarda yaptığı bir açıklamada söylemini değiştiren Jeffrey, YPG'nin "ABD tarafından terör örgütü olarak tanınmadığını" ifade etmiş ve tartışmalara neden olmuştu.

Advertisements

“Türkiye'yle ilişkilerin geliştirilmesi İran halkının yararınadır”

İSTANBUL (AA) – OMİD SHAMİZİ – İran'ın reformist partilerinden İran Birlik Cephesi (Cebheyi Müşareketi İrani İslami) üyesi Mustafa Taczade, İran-Türkiye ilişkilerinin geliştirilmesinin İran'daki reformistlerin siyasi stratejisi olduğunu ve iki ülkenin Suriye krizinin çözümünde ortak bir noktaya ulaşabileceklerini söyledi.

İran-Türkiye ilişkileri, bölgesel konular ve ülkesindeki son gelişmelerle ilgili AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Taczade, "Komşularla, özellikle Türkiye'yle ilişkilerin geliştirilmesi İran halkının yararınadır. Reformistler bunu destekliyor. Biz komşularla ilişkilerin geliştirilmesini ilkelerimizden biri olarak kabul ediyor ve yeni çatışmaların önüne geçilmesine katkı sağlayacağına inanıyoruz." dedi.

Eski başbakanlardan Mir Hüseyin Musevi döneminde Kültür ve İrşad Bakan Yardımcılığı görevini yürüten Taczade, bölgesel ilişkilerin geliştirilmesinin İran halkına yönelik baskılara engel olacağına değinerek "Komşularla ilişkilerin geliştirilmesi, ekonomik kalkınmanın az maliyetle hızla gerçekleşmesine imkan sağlar. İran-Türkiye ilişkilerinin geliştirilmesi İran'daki reformistlerin siyasi stratejisidir. Reformistler, iki ülkenin, Suriye krizinin çözümünde kazan-kazan ilişkileri geliştirebileceğini ve ortak bir noktaya ulaşabileceklerini düşünmektedir." ifadelerini kullandı.

Reformistlerin İran ve bölgedeki son gelişmelere yaklaşımını değerlendiren Taczade şöyle devam etti:

"Reformistlerin sloganı, 'Evde demokrasi, bölge ve dünyada barıştır'. İran, tüm İranlılarındır. Reformistler 'bağımsız, özgür ve bölünmez bir İran için tüm vatandaşların özgürce faaliyet yapabilmeleri' ilkesi temelinde çalışmalarına devam etmektedir. Siyasi faaliyet yolu, fikir özgürlüğüne inanan, şiddetten uzak ve anayasaya saygılı tüm gruplar için açılmalıdır. Sistemi eleştiren muhalifler İran yönetiminde yer almalıdırlar. Bu yaklaşım İran'ın ilerlemesine katkı sağlayacak, bölgede savaş ve şiddetten uzak bir barış ortamını sağlayacaktır. Bizler bu yolda çaba gösteren İran hükümetleri ve yönetimini destekliyor, savaş ve çatışma yönünde atılan adımları eleştiriyoruz."

-"İran'ın Suriye politikasını eleştiriyorum"

İran'ın Suriye'de izlediği politikayla ilgili görüşlerini aktaran Taczade, "Ben, İran'ın Suriye politikasını eleştiriyorum. Neredeyse tüm bölge ülkeleri Suriye konusunda hatalar yaptılar. Esed muhalifleri, kısa bir sürede onu alaşağı edeceklerini düşünüyorlardı fakat Suriye'nin gerçeklerini görmezden geldiler." şeklinde konuştu.

Eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi döneminde İçişleri Bakan Yardımcılığı görevini de yürüten Taczade Beşşar Esed rejiminin hatalarına ve terör örgütü DEAŞ'ın yenilgisine dikkat çekerek şunları söyledi:

"Esed, önceden olduğu gibi muhalifleri bir iki ayda bastıracağını ve ülkeye istikrarı getireceğini sanıyordu. Suriye'de taşeron savaşına şahit olduk. DEAŞ'ın yenilgisinden sonra umarım bu ülkede demokratik değişim, anayasa değişikliği ve adil bir seçim için yol açılır ve ülke içi ve dışındaki tüm Suriyelilerin görüşleri dikkate alınır. Bölgede savaşın ve teröristlerin faaliyetlerine son verilmesi için iyi bir fırsat oluştu."

– "İran nükleer anlaşmadaki sorumluluklarını yerine getirdi"

ABD'nin nükleer anlaşmadan çıkması sonrasında İran'a uygulanacak yeni yaptırımlar hakkında konuşan Taczade, "İran halkının genel sorunu ABD Başkanı Donald Trump'ın son dönemdeki zalimce baskılarıyla ilgilidir. İran, nükleer anlaşmayla ilgili tüm sorumluluklarını yerine getirdi. Ülkemize yeni baskılar için bir gerekçe yoktu. Bu nedenle İsrail ve Suudi Arabistan dışında hiçbir ülke yaptırımlara onay vermedi." dedi.

Ruhani'nin "Trump'ı yalnızlaştırmak ve çeşitli ülkelerle işbirliğinden faydalanmak" için nükleer anlaşmada kalmak istediğine değinen Taczade, "Avrupa Birliği, Çin, Türkiye ve diğer ülkeler, Tahran yönetiminin anlaşmada kalmasını istiyorlar. Nükleer anlaşmanın devam etmesi, bölge ve dünya barışına fayda sağladığı gibi Trump'ın tekelini kıracaktır. Nükleer anlaşmadan çıkmak, İran halkına siyasi, ekonomik ve psikolojik zararlar verir." şeklinde konuştu.

“Türkiye, Suriye krizinde harika işler yaptı”

KOCAELİ (AA) – Avustralya'nın Ankara Büyükelçisi Marc Innes Brown, "Türkiye harika bir iş yaptı, 3,5 milyondan fazla sığınmacıya ev sahipliği yaptı, bu gerçekten büyük bir başarı hikayesi. Bence bunu dünyanın daha çok anlaması ve bilmesi gerekiyor." dedi.

Başiskele Kaymakamlığı tarafından yürütülüp Avustralya Büyükelçiliği'nce desteklenen 648 Suriyeli kadın ve çocuğun gönüllü katıldığı "Suriyeli Çocuk ve Kadınların Sosyal Uyum Rehabilitasyonu" Projesi'nin finali kapsamında ilçedeki bir özel okulun konferans salonunda düzenlenen törende konuşan Brown, Suriye krizinin dünyanın yaşadığı en acı olaylardan birisi olduğunu belirterek, insanların yurtlarını bırakıp başka yerlere göç ettiğinde yaşadıkları duyguları sadece hayal edebildiklerini söyledi.

Bu krizde Türkiye'nin çok önemli işler yaptığını ifade eden Brown, "Türkiye harika bir iş yaptı, 3,5 milyondan fazla sığınmacıya ev sahipliği yaptı, bu gerçekten büyük bir başarı hikayesi. Bence bunu dünyanın daha çok anlaması ve bilmesi gerekiyor. Burada yaptığınız şey çok cömertçe." diye konuştu.

Brown, Avustralya hükümetinin de Suriye krizinde mültecilere imkanları doğrultusunda yardımcı olmaya çalıştığını dile getirerek, büyükelçilik olarak sosyal sorumluluk projelerine destek verdiklerini kaydetti.

Bu çerçevede Başiskele Kaymakamlığı tarafından yürütülen bu projeyi desteklemekten büyük onur ve gurur duyduklarını anlatan Brown, projede emeği geçenlere teşekkür etti.

Brown, projenin toplumun içinde yaşadığı bireylere yardımcı olmasını sağlayan güzel bir örnek olduğunu aktararak, "Türkiye ve Avustralya'nın bir arada iş birliği yapmasına güzel bir örnek. Türk-Avustralya dostluğuna katkı sağlayan güzel bir örnek oldu. Projede çalışan gönüllüler harika iş başardı ve kendilerini kutlamalılar." ifadelerini kullandı.

-"Türkiye bütün imkanlarını bu insanlara seferber etti"

Kocaeli Valisi Hüseyin Aksoy da Türkiye'nin 3,5 milyondan fazla Suriyeliye ev sahipliği yaptığını hatırlatarak, Kocaeli'de de 51 bin 933 Suriyeli bulunduğunu söyledi.

Suriyelilerin bölgedeki insanlarla uyum içinde yaşamaları için önemli çalışmalar yürütüldüğüne değinen Aksoy, 8 bin 412 Suriyeliye başta Türkçe olmak üzere 15 farklı türde eğitim verildiğini kaydetti.

Aksoy, 7 bin 724 okul çağındaki Suriyeli çocuğu okula alarak eğitimlerini yaptırdıklarını dile getirerek, şunları söyledi:

"Bu çocukların eğitimden yoksun kalmaması için çalışmalarımızı arttırarak devam ettiriyoruz. Özellikle bu insanlarımızın daha sağlıklı yaşamlarını sürdürebilmesi için Darıca'da Göçmen Sağlığı Merkezi açıldı. Gebze'de de açılmasıyla ilgili çalışmalar sürüyor. Kentteki bütün Suriyelilere her türlü sağlık hizmetini veriyoruz. Türkiye bütün imkanlarını bu insanlara seferber etti."

Başiskele Kaymakamı Atilla Kantay ise Türk milletinin yüzyıllardır mazlum insanlara ev sahipliği yaptığını anlatarak, proje kapsamında 498'i çocuk, 150'si kadın olmak üzere 648 Suriyelinin yer aldığını bildirdi.

Konuşmanın ardından Vali Aksoy, Brown'a hediye verdi. Tören, film gösterimi ve sahne gösterisiyle sona erdi.

“Teröre karşı savaş” politikasının ABD'ye maliyeti 5,9 trilyon dolar

WASHINGTON (AA) – KASIM İLERİ – ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) 11 Eylül saldırılarından bu yana "teröre karşı savaş" kapsamında 1,5 trilyon dolar harcadığını iddia etse de George W. Bush'un başlattığı teröre karşı savaş politikasının Amerikan hükümetine 2019 itibariyle neredeyse 6 trilyon dolara mal olacağı belirtiliyor.

Pentagon, mart ayında yayımladığı "Savaşın maliyeti" başlıklı raporunda 11 Eylül 2001 ile 31 Mart 2018 tarihleri arasında terörle mücadele kapsamında Ortadoğu'da yürütülen operasyonlarda yaklaşık 1 trilyon 500 milyar 800 milyon dolar harcadıklarını iddia etmişti. Raporda, bu miktara Afganistan'da 2002, Irak'ta 2003 ve Suriye'de ise 2014'ten bu yana devam eden operasyonların maliyetlerinin dahil edildiği belirtilmişti.

Ancak Washington Enstitüsü ile Rhode Island eyaletindeki Brown Üniversitesi'nin ortak yaptığı "ABD'nin 2019 itibariyle 11 Eylül Sonrası Savaşlarının Bütçe Maliyetleri" başlıklı çalışması, Pentagon'un sadece söz konusu ülkelerde ABD ordusunun yaptığı operasyonları saydığını, bunun dışındaki teröre karşı savaş fonlarını dahil etmediğini ortaya koydu.

Raporda,"ABD, 2019 mali yılı itibariyle teröre karşı savaş için doğrudan savaş ve savaşla ilişkili harcamalar ile 11 Eylül sonrası savaş malulleri için yapılması gereken harcamalar dahil toplam 5,9 trilyon dolar harcamış veya harcamakla yükümlüdür." ifadelerine yer verildi.

Federal hükümetin topyekun terörle mücadele için harcadığı ve operasyonların dışında kalan maliyetlerini de içeren raporda, ABD'nin tüm savaş bölgelerinden bugün çekilse dahi 2023 yılında kadar 808 milyar dolar daha harcayacağı ve teröre karşı savaş politikasının maliyetinin 6,7 trilyon dolara çıkacağı öngörülüyor.

– Pentagon ile Dışişleri'nin 18 yıllık savaş fonu 2 trilyon doları geçiyor

Raporda, 2001 – 2019 mali yılları için ülke dışındaki muhtemel operasyon tahsisatlarının, 1 trilyon 895 milyar doları Pentagon, 127 milyar doları ise Dışişleri Bakanlığı için olmak üzere toplam 2 trilyon 22 milyar doları bulduğu kaydedildi.

Buna göre, ABD 2003'ten bu yana Irak'taki operasyonlar için 822 milyar dolar, 2001'den beri Afganistan'daki operasyonlar için 975 milyar dolar, aynı süre içerisinde Pakistan'daki operasyonlar için 10 milyar dolar, 2014'ten bu yana Suriye'de DEAŞ karşıtı operasyonlar için 54 milyar dolar ve diğer bölgelerdeki muhtemel operasyon fonları için ise 137 milyar dolar ayırdı.

Bunun yanı sıra ABD'nin Kanada ile 2001'de terörle mücadele kapsamında başlattığı Asil Kartal Operasyonu adlı iç güvenlik tedbirleri için ise 23 milyar dolar ayırdığı kaydedildi.

Ayrıca, bu yıllar arasında savaşlardan kaynaklı olarak Pentagon bütçelerinde yapılan artışların 918 milyar doları bulduğu tespit edilirken, 11 Eylül sonrası savaşlarda malul olan askerlerin tıbbi masrafları ve sosyal güvence bedelleri için ise 353 milyar dolar bütçe ayrıldığı kaydedildi.

Savaşlar için harcanan miktarlar nedeniyle Amerikan hükümetinin borçlanma faizinin 716 milyar dolara ulaşacağı belirtilen raporda, gelecek yıllarda da savaş malulleri için 1 trilyon dolara varan bir harcamanın söz konusu olacağı öngörülüyor.

“Mahir Eller Projesi” açılış toplantısı

ANKARA (AA) – Avrupa Birliği (AB) Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Christian Berger, "Mahir Eller Projesi"ne ilişkin olarak "Temel amaç, mesleki yönlendirme, deneme ve sertifikalandırma yoluyla sığınmacıların istihdam edilebilirliğini pekiştirmek." dedi.

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin (TOBB) önderliği ve Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’nın (TEPAV) ortaklığında AB’nin finansmanıyla hayata geçirilen "Mahir Eller Projesi"nin açılış toplantısı TOBB’da yapıldı.

Toplantıya Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk, TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu ve AB Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Christian Berger katıldı.

Büyükelçi Berger, burada yaptığı konuşmada, Suriye’de 2011 yılından bu yana insani bir felaket yaşandığını belirterek, yaklaşık 7 milyon insanın ülke içinde sığınmacı veya mülteci konumunda olduğunu hatırlattı.

Suriye konusunda hala siyasi bir çözüme ulaşılamadığını söyleyen Berger, Türkiye ile Rusya arasındaki İdlib mutabakatına atıfla, "Türk diplomasisi sayesinde İdlib’deki duruma bir çözüm bulundu ve başka bir insani felaketin önüne geçildi." dedi.

Berger, Suriye'de 2011'de krizin patlak vermesinden bu yana Türkiye’nin artan sayıdaki sığınmacılara ev sahipliği yapmak için muazzam çaba gösterdiğini söyledi.

Büyükelçi Berger, şu an Türkiye’de 4 milyon civarındaki kayıtlı sığınmacının yaklaşık 2 milyonunun çalışabilecek yaşta olduğunu anımsattı.

Türkiye'deki sığınmacıların hayatlarını tekrar kurabilmeleri, geçimlerini sağlayabilmeleri ve Türk ekonomisine olumlu katkıda bulunabilmeleri için onlara fırsat sağlamanın artık zorunlu bir hal aldığını vurgulayan Berger, bunun aynı zamanda Suriye’de barış tesis edilene kadar, Suriyelilerin Türk toplumuna entegrasyonuna da büyük bir katkı sağlayabileceğini anlattı.

– "Amaç, sığınmacıların istihdam edilebilirliğini pekiştirmek"

İş piyasasında sığınmacılar için şartların teşvik edilmesi gerektiğini söyleyen Berger, "Sığınmacıların işe alınması ve şirketler ile iş arayanların bir araya getirilmesi noktasında özel sektörü desteklememiz gerekiyor, bu son derece önemli. Bu amaç için bu proje aracılığıyla 15 milyon avro sevk edildi. Temel amaç, mesleki yönlendirme, deneme ve sertifikalandırma yoluyla sığınmacıların istihdam edilebilirliğini pekiştirmek." ifadelerini kullandı.

Berger, AB’nin, sığınmacıların istihdam edilebilirliğini ve iş piyasasına entegrasyonlarını desteklemeye devam edeceğini, Türk hükümetinin etkileyici çabalarına katkıda bulunmaktan gurur duyduklarını kaydetti.

– "Mahir Eller Projesi"

"Birlikte Yaşamak ve Çalışmak: Geçici Koruma Altındaki Suriyelilerin Türkiye Ekonomisine Entegrasyonu – Mahir Eller Projesi’nden" 12 ilde 30 bin kişinin faydalanması bekleniyor.

Katılımcıların mesleki becerilerinin belirleneceği toplam 15 milyon avro değerindeki proje kapsamında 3 bin kişiye de istihdam sağlanacak.

"Mesleğini belgele, farkını koy ortaya" sloganıyla başlatılan proje, geçici koruma altındaki Suriyeliler ve Türk vatandaşlarının mevcut mesleki becerilerinin belgelendirilmesi ile istihdam edilebilirliklerinin artırılmasını hedefliyor.

İki sene sürecek proje, Türkiye’de geçici koruma altındaki Suriyeli nüfusunun yoğun olduğu Adana, Bursa, Gaziantep, Hatay, İstanbul, İzmir, Kayseri, Kilis, Konya, Mardin, Mersin ve Şanlıurfa’da uygulamaya geçirilecek.

2019 Yılı Bütçesi Plan ve Bütçe Komisyonunda

TBMM (AA) – Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, şu ana kadar Türkiye'den Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatları bölgelerine 260 binden fazla Suriyelinin döndüğünü bildirdi.

TBMM Plan Bütçe Komisyonunda, Dışişleri Bakanlığının 2019 bütçesine ilişkin sunum yapan Çavuşoğlu, bakanlığının, terör örgütü PKK'nın yurt dışındaki tüm faaliyetleriyle mücadelede ilgili kurumlarla eş güdüm içerisinde yoğun çaba sarfettiğini söyledi.

ABD'nin, terör örgütünün üç elebaşı için para ödülü koymasının olumlu, ancak geç ve yetersiz bir adım olduğunu ifade eden Çavuşoğlu, bunun neticesini sahada da görmek istediklerini belirtti.

Çavuşoğlu, "Muhataplarımıza PKK ile mücadelede samimi, somut ve tutarlı iş birliği beklediğimizi her vesileyle vurgulamaya devam ediyoruz. Son bir yılda Almanya, İngiltere, Fransa'da PKK ile ilgili tedbirler alındığını görüyoruz. Suriye ve Irak'ta DEAŞ terör örgütüne karşı kayda değer ilerleme kaydedildi. Ancak bu örgüt, değişen şartlara göre kendini uyarlıyor. Sahada DEAŞ ile mücadele önemli ama DEAŞ'ın ideolojisiyle mücadele daha önemli." diye konuştu.

DEAŞ'ın faaliyetlerinin barış dini İslam'la bir ilgisi olmadığının dünyaya iyi anlatılmasının öncelikleri arasında yer aldığını vurgulayan Çavuşoğlu, Türkiye'nin DEAŞ ile mücadelesinin uluslararası platformda da takdir toplandığını söyledi.

Kriz yönetiminin de dış politikalarının öncelikleri arasında yer aldığını anlatan Çavuşoğlu, "Suriye'de akan kanın durdurulması ve buradan bize yönelik tehdidin bertaraf edilmesi önceliğimizdir. Sahada sükunetin korunup, siyasi çözüm sürecinin ilerletilmesine yönelik katkılarımız devam ediyor. Sınırımıza mücavir alanda çatışma ortamının sona erdirilmesi için çaba sarfediyoruz." dedi.

Çavuşoğlu, Soçi'de Rusya'yla imzalanan muhtırayla İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi'nin mevcut halinin muhafaza edilmesi için önemli bir adım attıklarını ifade ederek, "Milyonlarca Suriyeliyi yeni bir insani felaketten koruduk. Milyonlarca insanın evini terk etmesinin önüne geçtik. Sayın Cumhurbaşkanı'mızın bu konuda gösterdiği liderlik bütün dünya tarafından takdirle takip edilirken ülkemizin küresel vicdan merkezi konumunu da teyit etmiştir." değerlendirmesinde bulundu.

– "Suriye'de siyasi sürecin canlandırılmasını hedefliyoruz"

Çavuşoğlu, Suriye'de siyasi sürecin yeniden canlandırılmasını hedeflediklerine değinerek, "Sürecin ilk aşamasını oluşturacak Anayasa Komitesinin tesisi ve çalışmalarına başlaması için gayret gösteriyoruz. Dörtlü zirvede, komite yıl sonuna kadar ilk toplantısını yapabilir mi, onun derdindeyiz." ifadesini kullandı.

Terör örgütü PKK'nın uzantısı PYD/YPG'nin ve DEAŞ'ın Suriye'deki varlığına son vermek için girişimlerine kararlılıkla devam ettiklerini dile getiren Çavuşoğlu, bu bölgelere insanların gönüllü olarak dönmesi için destek verdiklerini söyledi.

"Şu ana kadar ülkemizden Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekatı bölgelerine 260 binden fazla mülteci dönmüştür." bilgisini veren Çavuşoğlu, uluslararası topluma bu konuda hassas olmaları çağrısında bulundu.

Münbiç Yol Haritası kapsamında ise ABD'yle 1 Kasım 2018'den bu yana müşterek devriyeler icra ettiklerini anımsatan Çavuşoğlu, "Bu yol haritasının nihai hedefi PYD/YPG terör örgütünün Münbiç'ten tamamen çıkarılması ve bölgenin kontrolünün gerçek sahiplerine iade edilmesidir, bunun takipçisi olmaya devam edeceğiz." dedi.

– "Irak'ta kapsayıcı siyasal sistem temenni ediyoruz"

Çavuşoğlu, Irak'la ikili ilişkilerin geliştirilmesine özel önem verdiklerini de belirterek, şöyle devam etti:

"Yeni göreve başlayan hükümetle iş birliğimizi geliştirmek istiyoruz. Bu çerçevede, Sayın Cumhurbaşkanımızın özel temsilcisi olarak Irak'ı ziyaretimde tüm önde gelen siyasi şahsiyetlerle görüştüm. Irak'ta yeni hükümetle birlikte halkın tüm kesimlerini kucaklayan kapsayıcı bir siyasal sistemin ortaya çıkmasını temenni ediyoruz. Kendisiyle ve komşularıyla barışık bir Irak'ın bölgesel barış ve istikrar bakımından büyük önem taşıdığına inanıyoruz. Güvenlik tekrar geri gelmeye başlayınca Musul ve Basra başkonsolosluklarımızı da tekrar açmak için resmi çalışmaları başlattık. PKK ve FETÖ terör örgütlerinin Irak'taki varlığına son verilmesi konusunda gerek Irak Merkezi Yönetimi'ne gerekse Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'ne destek vermeye devam edeceğiz."

Çavuşoğlu, Türkmenlerin güven ve huzur içinde yaşamaları ve hayatın her alanında adil temsillerinin sağlanmasının temel öncelikleri arasında yer aldığını vurgulayarak, "Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'yle de Irak'ın toprak bütünlüğü ve siyasi birliğine saygı ilkesi temelinde ilişkilerimizi geliştirmek arzusundayız." diye konuştu.

İsrail'in işgal ve hukuk tanımazlığının devam ettiğine dikkati çeken Çavuşoğlu, ABD'nin İsrail'deki büyükelçiliğini tek taraflı Kudüs'e taşıma kararının barışa darbe indirdiğini söyledi. Çavuşoğlu, "Bu durum karşısında sessiz kalamazdık ve kalmadık. Uluslararası toplumu hemen harekete geçirdik. İstanbul'da İslam İşbirliği Teşkilatı Olağanüstü Zirvesi tertipledik. BM Genel Kurulunda Filistinli sivillerin korunması konulu kararın kabulünde etkin rol oynadık. Filistin’e desteğimizi sürdüreceğiz." dedi.

ABD'yle ilişkiler, NATO üyeliği ve AB üyelik sürecinin dış politikada temel ve stratejik öncelikler arasında olduğunu belirten Çavuşoğlu, şu ifadeleri kullandı:

"ABD'yle hepimizin bildiği bazı zorluk ve sorunlar yaşadık. PYD/YPG'ye destek, FETÖ davası başta olmak üzere önemli konuları ABD'yle yapıcı bir çerçevede görüşmeye gayret ettik. ABD (eski) Dışişleri Bakanı Tillerson'la kurduğumuz çalışma grupları, hukuki meseleler ve Münbiç'le ilgiliydi. Münbiç Yol Haritası'nda anlaştık. FETÖ'yle ilgili taleplerimizin ısrarla takipçisi olduk. Yakın dönemde ilişkilerimizde yaşadığımız gerilimli süreçlerde tehdit dili ve yaptırımlarla bir sonuç alamayacaklarını ABD kendisi de görmüş oldu."

Çavuşoğlu, rahip Andrew Brunson davası ve bakanlara uygulanan yaptırımlar konusunu geride bıraktıklarını belirterek, "ABD'deki FETÖ varlığı ve faaliyetleri ile ABD'nin PYD/YPG'ye verdiği desteği sürdürmesi ilişkilerimizi gölgeleyen temel unsurlar olmaya devam etmektedir." dedi.

Münbiç Yol Haritası konusunda varılan mutabakatı ve bazı FETÖ iltisaklı kuruluşlarla ilgili olarak ABD makamlarınca başlatılan soruşturmaları olumlu gelişmeler olarak değerlendirmekle birlikte yeterli görmediklerini ifade eden Çavuşoğlu, bu konuda yapıcı bir etki göstereceklerinin altını çizdi.

Mevlüt Çavuşoğlu, Türkiye'nin NATO'nun önemli bir üyesi olduğunu hatırlatarak, bu yapıda oynadığı kilit rol çerçevesinde NATO'ya katkılarını sürdüreceklerini bildirdi.

– AB ile ilişkiler

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne tam üyeliğinin her türlü siyasi engele rağmen en önemli stratejik hedeflerden biri olduğunu vurgulayarak, "Bizim için AB süreci herhangi bir dış politika meselesi değildir. Önümüzdeki siyasi, ekonomik ve sosyal dönüşümü destekleyen, daha müreffeh Türkiye hedefimizin ayrılmaz bir parçasıdır." diye konuştu.

AB Bakanlığının Dışişleri Bakanlığına bağlı bir başkanlık olarak yapılandırıldığını hatırlatan Çavuşoğlu, AB Başkanlığının özerk yapısının korunmasının, Türkiye'nin AB sürecindeki kararlılığının önemli bir göstergesi olduğunu kaydetti.

Gelecek dönemde de reformlara devam edileceğini belirten Çavuşoğlu, vize serbestisi için kalan 6 kriter için de çalışmaların yeniden başladığını, yargı ve temel haklar ile adalet, özgürlük ve güvenlik alanlarına odaklanacaklarını vurguladı.

Çoğu Avrupa ülkesiyle Türkiye'nin ilişkilerinin son derece olumlu olduğuna değinen Çavuşoğlu, Gümrük Birliğinin güncellemesinin de Türkiye'nin önceliği olduğuna dikkati çekti.

– "Kıbrıs Türk halkının hakkını yedirmeyeceğiz"

Çavuşoğlu, Yunanistan'daki FETÖ iltisaklı şahıslar ve Batı Trakya Türk Azınlığının sorunlarını da her vesileyle dile getirdiklerini belirtti.

Türk tarafının tüm yapıcı yaklaşımına rağmen Rum tarafının yönetimi, ekonomiyi ve gücü paylaşmak istememesi nedeniyle Kıbrıs'ta kapsamlı çözüm müzakerelerinden sonuç alınamadığını dile getiren Çavuşoğlu, şöyle konuştu:

"KKTC'nin yurt dışındaki temaslarının arttırılması, daha fazla ofisin açılması için, diğer taraftan KKTC pasaportunun daha fazla ülkede geçerli olması için kardeşlerimizle beraber çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Diğer taraftan biliyorsunuz Doğu Akdeniz'de en uzun kıyı şeridine sahip olan ülkeyiz. Ülkemizin Kıbrıs Adası'nın batısında ve kuzeyindeki deniz alanlarındaki meşru hak ve çıkarlarını korumak için gerekli tedbirleri aldık. Bu konuda kimsenin bir macera içerisine girmesini istemeyiz. Bu tür gelişmelerde karşılığını verdiğimizi görüyorsunuz. Ada etrafındaki hidrokarbon zenginlikleri üzerinde Kıbrıs Türk halkının da hakkı vardır. Kıbrıs Türk halkının hakkını yedirmeyeceğimizi herkese çok net bir şekilde söylüyoruz."

– "Rusya ile güçlü bir siyasi irade ve diyaloğumuz var"

Rusya ile ilişkilerin olumlu bir zeminde gelişmeye devam ettiğini aktaran Çavuşoğlu, "Güçlü bir siyasi irade ve liderlerimiz arasında yakın bir diyalog var. En sorunlu zamanda bile bir çıkış yolu buluyoruz." dedi.

Türkiye ve Rusya'nın Suriye'den Kırım'a, Kafkasya'dan Balkanlar'a pek çok konuda fikir alışverişinde bulunduğunu anlatan Çavuşoğlu, iki ülkenin anlaşamadığı konularda diyalogla ortak payda bulmaya çalışıp iş birliğine yöneldiğini vurguladı.

Türkiye'nin Ukrayna ile ilişkilerini stratejik ortaklık temelinde geliştirdiğine dikkati çeken Çavuşoğlu, "Kırım'ın yasa dışı ilhakını tanımıyoruz. Temel önceliğimiz ise Kırım Tatarlarının durumudur." diye konuştu.

Moldova ile ilişkilerin de stratejik ortaklık seviyesine çıkarıldığını anımsatan Çavuşoğlu, Gagauz Yeri'ndeki soydaşların esenliği için çalıştıklarını ifade etti.

Bakan Çavuşoğlu, Balkanlar'daki barış ve istikrar ortamının korunmasına büyük önem verildiğini dile getirerek, bölge ülkeleriyle ikili ilişkilerin karşılıklı yarar temelinde geliştirildiğini kaydetti.

– "ABD yaptırımlarını doğru bulmuyoruz"

İran ile iş birliğinin, iyi komşuluk ilişkileri ve halkların ortak menfaatleri temelinde geliştirildiğini belirten Çavuşoğlu, "Ticaret, turizm, ulaştırma ve enerji ilişkilerimizin güçlenmesi gerekiyor, güçleniyor. Terörizmle mücadele dahil bazı konularda da gerek ikili gerekse Türkiye-Azerbaycan-İran üçlü mekanizmalarımız var, bu çalışmalarımızı sürdüreceğiz." dedi.

İki ülkenin bölgesel konularda da istişare halinde olduğunu vurgulayan Çavuşoğlu, Rusya'nın da katılımıyla Astana Süreci'nin devam ettirileceğini söyledi.

Çavuşoğlu, "ABD yaptırımlarını doğru bulmuyoruz. Yaptırımlara karşıyız. Yaptırımların gerek İran halkı gerekse ikili ticari ve ekonomik ilişkilerin üzerindeki muhtemel olumsuz etkisini en aza indirmek için ABD başta olmak üzere AB ve tüm taraflarla, hatta Asya'daki ülkelerle de yakın iş birliği içindeyiz." dedi.

(Sürecek)

Torunlarının geçimini sağlamak için altı tepe aşıyor

İDLİB (AA) – EŞREF MUSA/BURAK KARACAOĞLU – Beşşar Esed rejiminin oğullarını alıkoyduğu dede ve babaanne, sığınmacı kampında annelerinin de terk ettiği üç kardeşe anne ve babalık yapmaya çalışıyor.

Suriye'nin orta kesimlerdeki Hama ilinin Celeme köyünde Esed rejimi, Firyal, Abdülkerim ve Abdülhadi'nin babalarını 6 yıl önce sebepsiz yere tutukladı.

6 yıldır babalarından haber alamayan çocuklar, annelerinin de kendilerini terk etmesi sonucu dedelerine sığındı.

Hatay'ın karşısındaki Suriye topraklarında yer alan Atme kamplar bölgesinde yaşamaya başlayan çocuklar, babalarının hasretiyle imkansızlıklar içinde büyüyor.

Yanına sığındıkları dedelerinin de kalp, şeker ve tansiyon hastası olması nedeniyle ailenin geçimini, tarlalarda ağaçtan düşen zeytin tanelerini toplayarak satan 60 yaşındaki babaanneleri üstleniyor.

10, 9 ve 6 yaşındaki üç kardeş, dedesi ve babaannesinin, kurduğu derme çatma çadırlarında kışın gelmesiyle daha da zor günler geçiriyor.

Çocukların günlük yemeklerini ve ilaçlarını borç alarak temin etmeye çalışan dede, komşu, dost ve akrabalarından aldığı borçları, bir kağıt parçasında kayıt altına alıyor.

– "Soba alacak paramız yok"

Dede Abdülkerim İbrahim AA muhabirine not aldığı kağıdı göstererek borçlarını ödemek istediğini söyledi.

Bugün yiyecek bir şeyler bulduklarını ve karınlarının doyurduklarını ifade eden 63 yaşındaki İbrahim, "Biz bugün yedik. Yarın Allah’ın takdiridir. Biz yarını düşünmeyiz. Allah rızkı gönderendir. Ne soba ne mazot vardır. Ben kendimi yorganla ısıtırım ama bu çocuklar nasıl yapacak? Vallahi soba alacak paramız yok." şeklinde konuştu.

Annelerinin yerini doldurmaya çalıştığını anlatan babaanneleri Meryem Muhammed de "Kucağımda uyurlar. Sırtıma tırmanırlar. Onlar ne isterse elimden geldiği kadar temin etmeye çalışırım." dedi.

60 yaşındaki Meryem, şunları anlattı:

"Torunlarımın geçimini ağaçların dibinden zeytin tanelerini toplayıp satarak sağlıyorum. Bunun için 6 dağı yürüyerek aşıyorum. Onların ellerinin harama uzanmaması ve kimseye muhtaç olmamaları için hep çalıştım, çalışıyorum. Şimdi evde bir lira dahi para yok. Bugün sabah kamp müdürüne gittim. İki bin Suriye Lirası (23 TL ) borç aldım. Ekmeğimizi aldık. Dilenci değilim. Ben dilenmeye alışmış biri değilim. Kimseden dilenmem. Ağaç diplerindeki zeytinleri toplamak için de kimi izin verir, kimi reddeder."

9 yaşındaki Abdülkerim de hayattan "Mutluluk, güvenlik ve ferahlık temenni ediyorum. Babamı ve dedemi seviyorum. Hayatımda sadece babam eksik." dedi.

Soylu, BM Genel Sekreter Yardımcısı Lowcock ile Suriye'yi görüştü

ANKARA (AA) – İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Birleşmiş Milletler (BM) İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Mark Lowcock'u kabul etti.

Soylu, Türkiye'de resmi temaslarda bulunan Lowcock ve beraberindeki heyetle görüştü.

Bakan Soylu'nun makamında gerçekleşen kabul, görüntü alınmasının ardından basına kapalı devam etti.

Görüşmede, Suriye'deki insani krizin giderilmesine yönelik çabalar konusunda fikir alışverişinde bulunulduğu öğrenildi.

Küçük bedeninden savaşın izleri siliniyor

İSTANBUL (AA) – ZEHRA MELEK ÇAT – Suriye'de 5 yıl önce rejim güçleri tarafından atılan varil bombasıyla yaralanan 10 yaşındaki Luceyn Kefrentuni, İstanbul'da Doç. Dr. Mehmet Veli Karaaltın ve ekibi tarafından ameliyat edildi, yüzündeki deformasyon giderilmeye çalışıldı.

Henüz 5 yaşındayken, adını bile bilmediği savaş nedeniyle gözü, kulağı, dudağı ve yanağı yanan, kardeşini, dedesini, babaannesini kaybeden Luceyn, Türkiye'de yüzünde oluşan savaş izlerinin silineceği günü umutla bekliyor.

Gözünde, kulağında ve yanağında yanık olan Luceyn, Karaaltın ve ekibi tarafından ameliyat edildi, sırtına yerleştirilen bir makineyle doku uzatması yapılacak ve Luceyn 3 ay sonra tekrar ameliyata alınacak.

Luceyn'in babası Mahmud Kefrentuni, 5 yıl önceki varil bombası saldırısında 7 aylık oğlunu, annesini, babasını ve teyzesini kaybetti. Yaklaşık 4 ay önce eşi ve 6 çocuğuyla Türkiye'ye gelen Kefrentuni, yardım kuruluşlarının desteğiyle Doç. Dr. Mehmet Karaaltın'a ulaştı.

Kefrentuni, 5 gün önce geldiği İstanbul'da kızı Luceyn'i ameliyat ettirdi. Luceyn, ameliyatın ardından bugün pansumana alındı. Cuma günü yapılacak pansumandan sonra Luceyn, annesi ve kardeşlerinin yanına, Reyhanlı'ya dönecek.

– "Ailemden 4 kişi şehit oldu"

Baba Kefrentuni, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye'ye 4 ay önce geldiğini, eşi ve 6 çocuğuyla Reyhanlı'da yaşadıklarını belirtti.

Kızı Luceyn İstanbul'a geldiğini ve 9 Kasım'da ameliyata girdiklerini dile getiren Kefrentuni, "2013'te Suriye devletinin helikopteri varil bombası attı. Çocuklarımız, tüm ailemiz eve toplanmıştık, varil bombası eve düştü. O saldırıda ailemden 4 kişi şehit oldu, babam, annem, teyzem ve 7 aylık oğlumu kaybettim." dedi.

Pansuman sırasında oldukça metanetli olan Luceyn de iyileşeceğine inandığını belirterek doktorlara teşekkür etti.

– "3 ay sonra ikinci ameliyat olacak"

Doç. Dr. Mehmet Veli Karaaltın'ın kliniğinde cerrahi asistan olan ve ameliyat ekibinde yer alan Doktor Cüneyt Özçelebi, Luceyn'in başvurduğunda bir muayene yaptıklarını ve sıralı ameliyat geçirmesi gerektiğine karar verdiklerini anlattı.

Özçelebi, ilk ameliyatı 4 gün önce yaptıklarını ifade ederek, şunları kaydetti:

"İlk ameliyatı kulaktan kompozit greft alınarak, göz altı ve göz üstü şeklinin oluşturulması, dudakta doku sıkışması gelişmiş onu gevşetip tekrar içine kıkırdak doku koyarak gerçekleştirdik. Aynı seansta sırtına bir doku genişletici bir cihaz yerleştirdik. Yaklaşık 3 ay bu cihaz içine sıvı verilerek şişirilecek, doku istediğimiz genişliğe geldiğinde o dokuyu oradan kesip yüzüne nakledeceğiz. Asıl büyük ameliyatı bir sonraki seansta göreceğiz. Ameliyat olalı henüz 4 gün oldu. Çok hızlı iyileşiyor. Bugün pansumanında hiçbir sorun yoktu. Çok büyük ihtimalle cuma günü bütün dikişlerini alıp Reyhanlı'ya göndereceğiz."

Luceyn'in yüzünde hasarlı bölgeyi çıkartıp, yeni doku yerleştireceklerini anlatan Özçelebi, "İkinci ameliyattan sonra hastamız yüz, mimik kaslarını kullanabiliyor olacak. Cilt dokusuna gelince oradaki cildi tamamen çıkartıp yerine yeni bir cilt koyacağımız için bunu da en yakın sırtından alacağımız için yüzüyle neredeyse aynı dokuda olacak. Sadece implante ettiğimiz cildin çok ince dikişleri olacak. Luceyn'in yaşı çok küçük olduğu için dikiş izlerinin de ileride kapanacağını düşünüyoruz." diye konuştu.

Esed milyonlarca mültecinin malına el koymakta ısrarcı

ANKARA (AA) – Suriye'de Beşşar Esed rejimi, savaş nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kalan milyonlarca mültecinin mallarına el koyma çabasından vazgeçmiyor.

Rejim, yerinden ettiği ve ülkeye giremeyen milyonlarca kişinin taşınmaz mallarına el konmasına olanak sağlayan nisan ayında çıkardığı 10 numaralı yasaya ilişkin "göstermelik" bir düzenlemeye gitti.

Esed'i uluslararası kamuoyunun baskısına maruz bırakan yasa gereği, rejimin kontrolündeki bölgelerdeki taşınmazların sahipleri 30 günde mal beyanı için ellerindeki tapuları ilgili yerlere sunmaları gerekiyordu.

Ancak rejim, hem yasanın ardından oluşan uluslararası toplum baskısını kırmak hem de yasayı rafa kaldırmamak için "göz boyamalık" bazı değişiklikler yaptı.

Rejimin haber ajansı SANA'da yer alan habere göre, Beşşar Esed, pazar günü 10 numaralı yasanın bazı maddelerinde değişikliği öngören kararı imzaladı. Yeni düzenlemeyle taşınmaz mal sahiplerine tanınan beyan süresi 30 günden 1 yıla çıkarıldı.

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), geçen ayki çalışmasında rejimin 10 numaralı yasayla yerinden ettiği sivillerin mülklerine el koyduğunu ve mallara erişimlerini engellediğini bildirmişti.

HRW'den yapılan yazılı açıklamada, rejimin yerinden edilen sivillerin mülklerine dönüşünü hukuksuz şekilde engellediği belirtilmişti.

– 10 numaralı yasa

Beşşar Esed rejimi, nisan ayında, yerinden ettiği milyonlarca Suriyelinin taşınmaz mallarına el koyulmasına imkan verecek bir yasa çıkarmıştı.

"10 numaralı" olarak bilinen yasaya göre, taşınmaz mallara sahip kişiler, tapularını ilgili makamlara sunması ya da bizzat sunamadığı takdirde yakınlarına vekalet verebiliyordu.

Rejim böylece, sivillere mülklerini muhafaza etme şansı sağlıyormuş imajı verse de asıl hedef, düşmanı olarak gördüğü kişilerin terk etmek zorunda kaldıkları ev, iş yeri ve diğer taşınmazlara el koymayı amaçlıyordu.

– Ülkeden ayrılanların vekalet vereceği kimsesi yok

Zorunlu tahliyeler sonucu mal beyanı yapabilecek kimsenin kalmadığı yerleşimlerde, mülk sahiplerinin vekalet verebileceği yakını da bulunmuyor.

Yurt dışına ya da ülkenin diğer ucuna göç etmek zorunda kalmış Suriyelilerin herhangi bir belge temin etmeleri, 7 yıldır iç savaştaki ülkenin resmi kurumlarına sunabilmeleri de mümkün değil.

Rejim ise yeniden tapulama işlemi yaparak yerinden edilmişlerin taşınmazlarını sahipsiz bırakmayı hedefliyor. Böylece yeniden bir idari yapılanmayla da zorla göç ettirilen sivillerin mallarına el koyulmuş olunacak.