''AB'nin üyelik için Türkiye ile oynadığı oyunlar saygısızlık''

NEW YORK (AA) – BETÜL YÜRÜK – Macaristan Dışişleri Bakanı Peter Szijjarto, Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) üyeliğine ilişkin, ''Son derece dürüst olmamız gerek çünkü biz Türkiye'ye, Türk halkına ve liderinize saygı duyuyoruz. AB'nin Türkiye ile oynadığı oyunlardan gerçekten hoşlanmıyoruz çünkü bu bir saygısızlık göstergesi.'' dedi.

Szijjarto, New York'ta AA muhabirine Türkiye-Macaristan ilişkileri, Türkiye'nin AB üyeliği ve gündeme ilişkin konular hakkında açıklamalarda bulundu.

İki ülke arasındaki ilişkileri dostluk, stratejik ortaklık ve ekonomik refah olarak üç başlıkta sınıflandıran Szijjarto, "Birincisi kesinlikle sizin lideriniz ve bizim başbakanımız arasındaki kişisel dostluk, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve benim aramdaki dostluk ve iki ülke arasındaki dostluk.'' diye konuştu.

Türkiye ve Macaristan'ın NATO üyesi olmaları nedeniyle de aralarında stratejik bir dostluk bulunduğunu belirten Szijjarto, ekonomik ilişkilere dair ise şunları söyledi:

''Türkiye, Macaristan'ın çok önemli ticaret ve ekonomik ortağı. İki yıl önce, Cumhurbaşkanı Erdoğan, Macaristan ve Türkiye arasındaki ticaret hacminin kısa sürede 5 milyar dolara çıkarılması hedefi koydu. Şu an 3 milyar dolar gerideyiz, yaklaşıyoruz ama hala hedefe ulaşmadık. Amacımız en kısa sürede 5 milyar dolara ulaşmak ve Macaristan'a daha fazla Türk yatırımcı çekmek.''

-''Türkiye ile AB arasında stratejik ittifak oluşturacak başka bir yol aramalıyız''

Türkiye'nin AB üyeliği ve müzakerelerin durmasına ilişkin de değerlendirmede bulunan Szijjarto, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Son derece dürüst olmamız gerek çünkü biz Türkiye'ye, Türk halkına ve liderinize saygı duyuyoruz. AB'nin Türkiye ile oynadığı oyunlardan gerçekten hoşlanmıyoruz çünkü bu bir saygısızlık göstergesi. Dürüst olmak gerekirse AB içinde Türkiye'nin AB üyeliğini kesinlikle veto edecek ülkeler var, uzlaşı yok ve veto edecek üyeler arasında büyük ülkeler var. Bu yüzden Türkiye ile AB arasında bir tür stratejik ittifak oluşturacak başka bir yol aramalıyız. Türkiye dünyanın ilk on ekonomisinden biri olmaya yaklaşıyor, milyonlarca göçmene ev sahipliği yaparak ve AB topraklarına girmelerine müsaade etmeyerek AB'nin güvenliğinde son derece önemli bir rol oynuyor. Bu nedenle AB ile Türkiye arasında stratejik bir ortaklığa, stratejik iş birliğine ihtiyacımız var. Çünkü AB'nin özellikle de Avrupa Komisyonunun Türkiye'ye davranış şekli kabul edilemez, adil değil ve bu bir saygısızlık. Bu konuda açıkça konuşmalıyız, AB'de Türkiye'nin üyeliğine kesinlikle karşı çıkacak güçlü ve büyük ülkeler var, bu bir gerçek ve dikkate alınması gerek.''

  • ''Rusya ve Çin ile ilişkilerde Avrupa siyasetinde büyük bir ikiyüzlülük var''

Szijjarto, Türkiye'nin AB'den uzaklaştığı, Rusya ve Çin ile yakın ilişkiler kurduğu yönündeki eleştiriler hakkında ise şunları kaydetti:

''Türkiye ile iki taraflı stratejik iş birliği ve çok iyi bir anlayışa sahip olduğumuz için AB ile arasındaki iletişim kanallarının daha az dinamik olması ya da kapanması yazık olur. Güvenlik ve ekonomik nedenler, Türkiye ve AB arasında stratejik bir iş birliği gerektiriyor. Türkiye'ye yönelik eleştiri ve suçlamalara gelince ise bunların çoğunun adil olmadığını düşünüyoruz ve ön yargılı buluyoruz. Macaristan'a da adil olmayan, ön yargılı suçlamalar yöneltiliyor. Sayın Çavuşoğlu NATO dışişleri bakanları toplantılarında dürüstçe ve adil bir şekilde konuşuyor ve bu açıkçası hoşuma gidiyor. Öte yandan sizi ya da bizi Çin'e yakın olmakla suçlayanların Çin ile ilişkileri bizimkinden çok daha yakın. Çin'in AB ile ticaretinin yüzde 90,1'i Batı Avrupa ülkelerine ait, Çin'e 300 adet Airbus'ı Macaristan satmıyor. Rusya ve Çin ile ilişkiler söz konusu olduğunda Avrupa siyasetinde büyük bir ikiyüzlülük var. Çünkü Rusya'yı ve Çin'i sert eleştiren ve bizi onlara yakın olmakla suçlayan ülkeler Çin ile yüz milyarlarca avro değerinde iş yapıyor.''

  • "Avrupa'nın güvenliği Türkiye ile başlıyor"

Türkiye ve AB arasında 2015 yılında imzalanan göçmen anlaşmasına da değinen ve bu anlaşma imzalanmasaydı AB'nin çok büyük bir güvenlik sorunuyla karşı karşıya kalacağını ifade eden Szijjarto, ''Avrupa'nın güvenliği Türkiye ile başlıyor. Bu yüzden, Avrupa'nın Türkiye'yi, liderini eleştiren yaklaşımlarından hoşlanmıyorum çünkü bir taraftan eleştiriyoruz, bir yandan da bizi korumanızı bekliyoruz.'' diye konuştu.

Yaklaşık 4 milyon mülteci ve göçmene ev sahipliği yapan Türkiye'nin çabalarına saygı duyduğunu belirten Szijjarto, Suriye'ye komşu ve çok sayıda mülteciyi barındıran Türkiye, Ürdün, Lübnan ve Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'ne desteğin artırılması gerektiğini vurguladı.

Szijjarto, Türkiye ve AB arasında imzalanan göçmen anlaşmasında yer alan Türkiye'ye 3 milyar dolarlık yardımın yapılmamasının utanç olduğunu ve bunun ödenmesi gerektiğini söyledi.

  • ''Türk vatandaşlarının vizesiz seyahatine karşı değiliz''

Türk vatandaşlarının AB'ye vizesiz seyahat etmesine ilişkin ise Szijjarto, ''Vizesiz seyahate karşı değiliz çünkü Türkiye ile çoğunlukla ekonomik nedenlere dayanan dinamik ve aktif bir değişim istiyoruz. Macaristan, Schengen bölgesinde ama AB ile ortak bir yükümlülük içinde ve vize rejimiyle ilgili tek taraflı kararlar veremeyiz.'' dedi.

Szijjarto, Macaristan'ın Türk iş adamları, öğrenciler ve sporculara vize konusunda öncelikler verilmesi için elinden geleni yaptığını ifade etti.

  • ''S-400, Türkiye'nin kendi kararı, bizim işimiz değil''

    Türkiye'nin Rusya'dan S-400 hava savunma sistemi satın almasına yönelik hem ABD hem de AB'den gelen eleştirilere ilişkin ise Szijjarto, hem NATO, hem AB üyesi olarak şu değerlendirmede bulundu:

''Öncelikle dürüst olmak gerekirse bazı ülkelerin dünyada herkese ders veren, nasıl kararlar almasını, nasıl yaşamalarını söyleyen tavrından bıkkınlık geldi. Bu tür eleştiri, yargılama, tavsiye Macaristan'dan hiçbir zaman duymayacaksınız. Bu sizin kararınız. Ne tür silahlar alacağınız bizim işimiz değil bu yüzden bu konuda bizden hiçbir şey duymayacaksınız. Öte yandan ABD, NATO'da en büyük orduya sahip, Türkiye ise en büyük ikinci orduya. Askeri olarak İttifak'ı korumaya gelince en büyük sorumluluğu bu iki ülke üstleniyor. NATO’nun en büyük iki ordusuna sahip bu iki ülkenin herhangi bir konuda çatışması korkunç olur. Umarım her türlü siyasi, ekonomik ve askeri yaptırımdan kaçınırız çünkü bu durum şu an içinde olduğumuz durumdan daha kötü bir duruma neden olur.''

  • ''DEAŞ'a Avrupa'dan katılanlar kesinlikle dönmemeli''

Avrupa'dan Suriye ve Irak'a giderek DEAŞ'a katılanların AB ülkeleri tarafından geri alınıp, yargılanıp yargılanmayacağına dair soru üzerine Szijjarto, Macaristan'dan Suriye ve Irak'a giden olmadığını, Avrupa'dan ise 5 bin kişinin bu ülkelere gittiğini ancak bunların Avrupa'ya kesinlikle geri dönmemesi gerektiğini, dönerlerse Avrupa'nın güvenliğini tehlikeye atacaklarını vurguladı.

İdlib'de patlama

İDLİB (AA) – Suriye'nin kuzeybatısındaki İdlib ilinin Cisir eş Şuğur ilçesinde meydana gelen patlamada 11 sivil yaşamını yitirdi, 27 sivil yaralandı.

Yerel kaynaklardan alınan bilgiye göre, Cisir eş Şuğur merkezinde sebebi henüz belirlenemeyen bir patlama gerçekleşti.

İlk belirlemelere göre patlamada 11 sivil hayatını kaybetti, 27 sivil yaralandı.

Olay yerine intikal eden Sivil Savunma (Beyaz Baretliler) ekipleri, arama kurtarma çalışmaları yürütüyor.

Patlama nedeniyle çevredeki binalar ve çok sayıda araç zarar gördü.

Murat Kekilli Suriye'de 23 Nisan konseri verdi

AZEZ (AA) – Şarkıcı Murat Kekilli, İnsan Hak ve Hürriyetleri (İHH) İnsani Yardım Vakfı'nın Suriye'nin kuzeyinde düzenlediği çocuk şenliğinde konser verdi.

Kütahya ve Sakarya Genç iHH'nın, Kilis'in karşısındaki Suriye topraklarında yer alan Azez Siccu Kampı'nda, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kapsamında düzenlediği çocuk şenliğine yaklaşık 5 bin çocuk ve ailesinin yanı sıra Kilis Vali Yardımcısı Hakan Yavuz Erdoğan, AFAD yetkilileri ve Kilis İl Milli Eğitim Müdürlüğünden yetkililer katıldı.

Suriye'de uzun süre sonra ilk konserini veren Murat Kekilli, AA muhabirine yaptığı açıklamada, "Suriye'de Azez'deyiz. Yaklaşık bir ay önce bölgeyi ziyarete geldiğimizde, burada zor yaşam koşulları olduğunu gördük. Özellikle savaştan en fazla etkilenenin çocuklar ve kadınlar olduğunu gördük. 23 Nisan Türkiye'de çocuk bayramı olarak kutlandığı için bölgedeki yetkililerle Suriyeli çocuklara konser verme fikri doğdu." dedi.

Kekilli, Suriye'deki çocukların büyük travma yaşadıklarını ve acil terapiye ihtiyaçları olduğunu belirterek, "Konser yapma kararı aldık. Bu fikri herkes sıcak karşıladı. İHH ve bölgedeki yetkililer dahil herkesin yardımını aldık bu konuda." şeklinde konuştu.

23 Nisan'ın Azez'de de çok coşkulu kutlandığını söyleyen Kekilli, şunları kaydetti:

"Burası Azez burada da 23 Nisan Çocuk Bayramı kutlanıyor. Aynı Türkiye'deki gibi kutlanıyor. Hatta daha coşkulu kutlanıyor diyebilirim. Bizi çok güzel ağırladılar, çok sıcak davrandılar. Konserde emeği geçen tüm dostlarıma çok teşekkür ediyorum. Ben 23 Nisan'ı ülke toprakları dışında kutladığımız için çok mutluyum. Dünyanın her yeri insanlığa ait. Keşke insan çocuk gözüyle bakabilse. Bugün en azından onların gözüyle bakmayı hedefledik. Umarım başarmışızdır. Sanat camiasına bu konularda çok büyük görevler düşüyor. Neticede kanaat önderleri, vizyon sahipleri bu insanlar. Suriye'ye gelsinler buradaki halkın terapiye ihtiyacı var. Sanat da iyi bir terapi aracı. Kullansınlar bunu. Her şey maddi karşılıkla ölçülmemeli. Bazı şeyler Allah rızası için yapılmalı. Ben garanti veriyorum çok daha mutlu olacaklar."

Azez'de 23 Nisan kutlamaları

AZEZ (AA) – Kilis İl Milli Eğitim Müdürlüğü, Suriye'nin Halep ilinin Azez ilçesinde 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı etkinlikleri düzenledi.

Azez kent merkezindeki El Aksa ilköğretim okulunda yapılan programa çok sayıda öğrenci ve veli katıldı.

Kilis Vali Yardımcısı Hakan Yavuz Erdoğan’ın da katıldığı etkinlikte çocuklar palyaçolarla eğlendi.

Birçok oyunun sergilendiği etkinlikte 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın mutluluğu öğrencilerin gözlerinden okundu.

Azez Milli Eğitim Müdürü Muhammed Horani, AA muhabirine yaptığı açıklamada, "Bügün çocuklarımızın bayramına ortak olmak için buradayız. Bu bayram onların en büyük hakkı. Yıllar boyu süren Esed rejiminin saldırılarının etkilerini bu bayramlarla çocuklarımızdan gidereceğiz. Türk kardeşlerimize okullarımızı tadilat ettirip çocuklarımızı yeniden okullarına kavuşturdukları ve bu tür etkinliklerle çocuklarımızı mutlu ettikleri için teşekkür ederim." dedi.

Kutlamalara katılan çocuklardan Muhammed el Yusuf da bu bayram için Türkiye’ye teşekkürlerini ileterek, "Çok mutluyuz. Bugün çok eğlendik. Oyunlar oynadık. Tüm Türk halkına teşekkür ederim." diye konuştu.

“İHH, 95 bin yetim çocuğa destek veriyor”

İSTANBUL (AA) – İHH Yetim Birimi Başkanı Reşat Başer, İHH'nın 53 farklı ülkede, 95 bin yetime düzenli olarak destek verdiğini belirterek, "125 lira üzerinden bağışçılarımızın desteğiyle bu çocuklarımızı hayata hazırlamaya gayret ediyoruz." dedi.

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kapsamında İHH'nın çocuklara yönelik çalışmalarını AA muhabirine anlatan Başer, derneğin 2007 yılından beri özellikle savaş, afet ve çatışma bölgelerinde ailesini kaybeden çocuklarla ilgili çalışmalarını sürdürdüğünü söyledi.

Bu kapsamda şu anda 53 farklı ülkeden 95 bin yetime destek sağladıklarını aktaran Başer, kriz bölgelerinde ailelerini kaybeden çocukların, korumasız ve gözetim olmadan yaşamak zorunda kaldıklarına dikkati çekti.

Başer, bu hassasiyeti gözeterek, özellikle Türkiye'deki bağışçıların desteğiyle sponsor aile çalışmasını uygulamaya gayret ettiklerini belirterek, 'Bu kapsamda bugün itibarıyla 53 farklı ülkede, 95 bin yetimimizi düzenli olarak destekliyoruz. 125 lira üzerinden bağışçılarımızın desteğiyle bu çocuklarımızı hayata hazırlamaya gayret ediyoruz." dedi.

Yetimlere yönelik çalışmalarında öncelikle eğitime odaklandıklarını dile getiren Başer, şöyle konuştu:

"Çünkü bu tip kriz bölgelerinde özellikle çocukların eğitimi ve gelişimi çok önemli. Özellikle kırsal, çatışma veya savaş bölgelerinde eğitim imkanları olmadığı için daha çok bu bölgelere yoğunlaşıyoruz. Çünkü toplumun iyileşmesini ancak eğitimle sağlanacağına inanıyoruz. Bu bağlamda en çok yoğunlaştığımız ülkelerden birisi de Filistin. Şu an 16 binden fazla yetimi düzenli olarak destekliyoruz.

Türkiye'nin de 76 ilinde, 15 bin 500 yetim çocuğumuzu da bu kapsamda destekliyoruz. Yine aynı şekilde, Somali, Nijer, Endonezya, Filipinler Moro, Tayland, Pattani ve Afrika'nın daha alt kesimlerinde yetimlere sponsor olduğumuz gibi Balkanların özellikle Bosna Hersek, Arnavutluk, Makedonya gibi ülkelerinde de bu çalışmaları yoğun olarak takip ediyoruz. Hatta, Sri Lanka'da da düzenli olarak takip ettiğimiz yetim sayısı 2 binden fazla. Türk devleti olarak şu anda düzenli olarak destek verdiğimiz Filipinler'de yaklaşık bin çocuğumuz var. Yetimhane sayımız fazla. Türkiye ile kurulan stratejik ilişkiler bağlamında Moro da çok önem verdiğimiz bir ülke."

  • "Sadece yetim çocuklar değil annelere de imkan sağlanıyor"

Başer, kriz bölgelerinde yürüttükleri çalışmaların çocuklarla sınırlı olmadığını, bunun yanı sıra yetim çocuklarının ailelerine yönelik de faaliyetlerde bulunduklarını anlattı.

Bu çerçevede "Yetim Dayanışma Günleri" düzenlediklerini belirten Başer, bu organizasyonla annelerin hayatlarını iyileştirmeyi ve onlara iş imkanları sağlamayı amaçladıklarını söyledi.

Başer, bu kapsamda, 33 farklı ülkede, 607 proje yapıp hem yetim çocuklara ama temelde annelerine veya onları destekleyen vasilerine ortam ve imkan sağlamaya çalışacaklarını ifade etti.

Suriye'de 10 binden fazla, Yemen'de ise 6 binden fazla yetim çocuğa yardım ettiklerini aktaran Başer, Yemen'de durumun vahim boyutlara ulaşmasından dolayı partner STK'larla organize bir şekilde çalıştıklarını belirtti.

Başer, Suriye'de yardım ettikleri çocukların yoğunlukla Fırat Kalkanı bölgesi Afrin'de olduğunu dile getirerek, "Afrin dışında Kilis ve Hatay'da bulunan kamplarda yaşayan yetim çocuklar ve ailelerine de destek sağlıyoruz. Ayrıca 2017 yılında Reyhanlı'da açılan 'Yetim Yaşam Köyümüz var. 990 yetim çocuğumuzun barındırıldığı büyük bir eğitim kompleksi. Yetim Dayanışma Günleri'nin yapıldığı ülkelerden biri de Suriye. Çünkü orada ihtiyaç gerçekten çok fazla." diye konuştu.

Yemen'de hijyenin en ciddi sorunlardan biri olduğuna vurgu yapan Başer, hijyen projesi ile bebek bezi dahil olmak üzere her tür ihtiyacı karşılamaya çalıştıklarını söyledi.

  • "Çocuklara sahip çıkın"

    Başer, benzer krizlerin yaşandığı Libya'ya da ulaşmaya çalıştıklarını, Pakistan ve Hindistan arasındaki gerilimden dolayı bir ekibin de bu ülkelerde çalışmalarını sürdürdüğünü belirterek, yakın zamanda da Kolombiya'ya bir kişinin gideceğini söyledi.

Tüm dünyaya, "Siz gözlerinizi veya televizyonunuzu kapattığınız zaman, sosyal medyayı kullanmadığınız zaman veya evinizin kapısını kapattığınız zaman, dünyadaki hiçbir şey bitmiyor, acı sonlanmıyor." mesajını vermek istediklerini vurgulayan Başer, şöyle devam etti:

"Evinizin yanındaki ve mahallenizdeki çocuklara sahip çıkmak bile çok önemli. İnsanların sadece paraya ihtiyacı yok. Biz özellikle bunu paylaşmaya çalışıyoruz. Annelerin değerli olduğunu hissetmeye ihtiyacı var. Topluma vereceğimiz en güçlü mesaj, sahip çıkmak. Sen sahip çıkmadığın zaman mutlaka birileri sahip çıkıyor. Ama maalesef kötüler sahip çıkıyor. Bu çocukların yetiştirilmesi, annelerin ayakların üzerinde durması bizim önceliklerimizden, temel prensiplerimizden biri."

  • Çocuklardan teşekkür videosu

Bu arada, İHH'nın yetim projesi kapsamında desteklenen Suriyeli 10 yaşındaki Nur Halife ile Endonezyalı Vera Marvinda, videolu mesajla destekleri için Türk hükümeti ve İHH'ya teşekkürlerini iletti.

Nur Halife mesajında, "Umarım evimize güvenli bir şekilde geri döneriz. Dünyadaki tüm insanlar ve çocuklar için barış istiyorum." dedi.

Endonezyalı 3 yaşındaki Vera Marvinda da "İHH hayatımda birçok şeyi değiştirdi. Dinimi öğrenmeme yardımcı oldu. İHH adını duyduğumda mutlu oldum ve orayı ziyaret etmek istiyorum." ifadesini kulandı.

“ABD, F-35'leri vermezse kendisi zararlı çıkar”

İSTANBUL (AA) – GÜLSÜM İNCEKAYA – Prof. Dr. Sencer İmer, ABD'nin F-35'leri vermemesi durumunda zararlı çıkacağını belirterek, "Türkiye S-400'leri alarak her türlü hava saldırısına, bombalamaya karşı kendini güven altına almış oluyor, F-35 ihtiyacını ise başka yerlerden karşılayabilir." dedi

Ufuk Üniversitesi Siyaset Bilimi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı ve ANKASAM Başdanışmanı Prof. Dr. Sencer İmer, Türkiye-ABD arasında devam eden F-35 krizi, Doğu Akdeniz'de yaşanan hareketlilik ile Akdeniz ve Karadeniz'de barışın sağlanması için Türkiye-Rusya iş birliğinin önemini AA muhabirine değerlendirdi.

Prof. Dr. İmer, ABD'nin F-35 tipi savaş uçaklarını Türkiye'ye teslim etmek zorunda olduğunu belirterek, teslimatın yapılmamasının ABD'nin zararına olacağını ifade etti.

Türkiye'nin F-35'leri almaması durumunda ABD'den daha az zararlı çıkacağını savunan Prof. Dr. İmer, "100 tane F-35 alacaktı. Bunların bedeli nereden bakarsanız 13 ila 15 milyar dolardır. Türkiye ayrıca projeye başından beri dahildir. Fakat şunu belirtmekte de fayda var, eğer F-35'leri vermezlerse Türkiye çok kazançlı çıkar. Çünkü Alman Hava Kuvvetlerinin kamuya açık olan raporunda aynen şu ifadeler yer almaktadır. 'F-35'leri almayalım'. Almanya da 100 tane alacaktı. Çünkü F-35'ler uçması gereken zamanın dörtte birini ancak uçabiliyor. Ayrıca attığını vuramıyor. Bu uçakları savunmada kullanmak pek avantajlı olmasa gerek." diye konuştu.

Başkan Donald Trump'ın, bu skandal karşısında kendi silah üreticilerini sorguya çekmesi gerektiğini savunan Prof. Dr. İmer, şu değerlendirmede bulundu:

"ABD'liler ve Almanlar, tornado uçakları ve modernize edilmiş F-16'ların çok daha iyi durumda olduğunu söylüyor. Biz de bu şekilde çözümlere gidebiliriz. F-35'leri Avrupa'dan, Rusya'dan, Çin'den de alabiliriz. Hatta bu ülkelerle müşterek üretim de yapabiliriz. Dolayısıyla ABD burada sadece kaybeden olur, eğer böyle bir adım atarsa. Türkiye'yi bununla tehdit etmesin. Zaten S-400'leri getirmek suretiyle havadan gelecek her türlü baskını ve bombalamayı ortadan kaldırmış oluyoruz."

  • "Rus Su-57'lerde ortak üretim olabilir"

Prof. Dr. İmer ABD'nin F-35'leri vermemesi durumunda Ankara ile Moskova'nın çok daha nitelikli Rus Su-57 uçağı alımı konusunda görüşmeleri ve olası bir anlaşma sonucunda da ortak aksam üretimi olabileceğini ifade etti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'nin son görüşmelerinde de ortak üretim konusunun ele alındığını hatırlatan Prof. Dr. İmer, "Putin ayrıca ortak füze ve uçak üretimi teklif etti. Bence Türkiye bu seçeneği kullanmalı, böylece savunma sanayinde bağımsız bir hale gelebilir. Zaten 1974'te yaptığımız Kıbrıs Barış Harekatından sonra bize uyguladıkları ambargo sonuç vermediği gibi tam tersine Türkiye'nin daha güçlü savunma sanayine sahip olmasına vesile olmuştur. Şimdi de öyle olur." ifadesini kullandı.

ABD'nin Türkiye'ye yönelik olası bir ambargosu karşısında Türkiye'nin Rusya ile gireceği iş birliğinin ne kadar güvenilir olabileceği sorusunun sık sık gündeme geldiğinin dile getiren Prof. Dr. İmer, iki ülkenin kritik dönemlerde yaptığı iş birliklerini şöyle anlattı:

"Sovyetler Birliği kurulduğunda eğer Rusya'dan gelen yardım olmasaydı, biz İstiklal Savaşını hangi silahlarla yapacaktık. Atatürk, Cumhuriyeti kurduktan sonra Sovyetler Birliği ile yakın ilişki sayesinde Türkiye'nin ekonomik kalkınması sağlanmadı mı? ABD Başkanı Lyndon B. Johnson tarafından Başbakan İsmet İnönü'ye 5 Haziran 1964 tarihinde gönderilen, Türkiye'nin Kıbrıs'a müdahalesini önlemek amacıyla ve kaba bir üslupla yazılmış mektuptan sonra İnönü, Muammer Erten'e 'Moskova'ya gidiyorsun ve biz şu andan itibaren NATO'nun Sovyetler'e en yakın kanadı oluyoruz.' diyorsun demişti. Bu ziyaretten sonra Sovyetler Birliği portakal ve limon karşılığında İskenderun Demir Çelik, Seydişehir Alüminyum, Aliağa rafinerisi, Petkim, Bandırma Bor ve Asit, Çayırova pencere ve cam gibi birçok fabrika kurdu. Bu sanayileşme yardımı o gün olduğu gibi bugün de devam ediyor."

Türkiye'nin güneyden ateş çemberi ile kuşatılırken kuzeyinin bir barış denizi haline geldiğine vurgu yapan Prof. Dr. Sencer İmer, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Türkiye bugün de NATO'nun Rusya'ya en yakın kanadı. Demek ki Rusya ve Türkiye aynı tehdit altında. Dolaysıyla Türkiye Boğazları da kontrol ettiği için Rusya açısından hayatı öneme sahiptir. Aynı zamanda içerisinde Türk azınlıklar vardır. Hem de sayıları az değildir. Türkiye ve Rusya hem etnik hem tarihi hem de stratejik ortak olarak bir arada hareket etmek zorundadırlar. Rahmetli Turgut Özal, Karadeniz Ekonomik İşbirliğini bunun için kurmaya çalışmıştı. Maalesef kağıt üzerinde kaldı. Eğer bu iş birliği kurulmuş olsaydı bugün bir Ukrayna krizi olmayacaktı. Karadeniz'in bir barış denizi olması Türkiye-Rusya iş birliği sayesindedir."

  • "Türk donanması 9 günlük tatbikatla varlığını ortaya koydu"

Prof. Dr. Sencer İmer, ABD'nin Türkiye'yi Doğu Akdeniz'de ve Suriye'de köşeye sıkıştırarak Antalya körfezine hapsetmeye çalıştığını, Türkiye'nin iktidarı ve muhalefeti ile bu oyunları bozmak için birlikte hareket etmesi gerektiğini belirtti.

Doğu Akdeniz'de ve Suriye'de, Türkiye ile ABD'nin çıkarlarının uyuşmadığını vurgulayan Prof. Dr. İmer, "ABD, Suriye'de PKK/PYD'yi silahlandırıp 65 bin kişilik bir kuvvet meydana getirdi. Suriye'deki iç savaşın bitmesini İsrail şahin kanat ile birlikte engelliyor. Golan Tepelerini İsrail toprağı ilan ediyor. İran'daki Devrim Muhafızlarını terör örgütü ilan ediyor, ambargoyu şiddetlendiriyor. Tüm bunları yaparken bir yandan da Doğu Akdeniz'de Türkiye'yi sıkıştırılarak 100 bin metrekarelik 'Mavi vatan' ve Kıbrıs üzerine planlar yapılıyor. Amaç ise Kıbrıs'taki Türkleri azınlık haline dönüştürmek ve Türkiye'yi Antalya körfezine hapsetmek. Türkiye'nin iktidar ve muhalefet ayırımı yapılmaksızın bu planlara karşı durması gerekiyor." ifadelerini kullandı.

Ani saldırılara karşın Türkiye ve KKTC'nin ortaklaşa TSK için bir deniz üssü ve hava üssü kurması gerektiğini ileri süren İmer, şöyle konuştu:

"Sevr yüz yıl sonra karşımıza geliyor ve Türkiye'nin birinci Sevr'de mağlup olmasının sebebi Osmanlı donanmasının olmamasıydı. Daha doğrusu karşı tarafın donanmasının bizi sıkıştırması ile başlamıştı. Bugün Türk donanması 9 günlük bir mavi vatan tatbikatını yaparak hem Akdeniz'de hem Ege'de hem de Karadeniz'de varlığını ortaya koymuştur. Dolayısıyla her halükarda donanmamıza gözümüz gibi bakmamız ve donanmamızın denizlerimizi koruması için destek vermemiz gerekiyor. Bu arada İngilizlerin Kıbrıs'ta F-35 uçaklarını konuşlandırmaları da hem Türkiye hem bölge için bir tehdittir. Kanaatimce bir an önce Türkiye ve KKTC bir deniz üssü ve bir hava üssünü TSK için kurmalıdır. Tehdit unsuru içeren uçuşlara karşı biz de karşı uçuşlar yapmalıyız. Bu hem Kıbrıs halkı hem de Türkiye için moral açısından şarttır."

  • "S-400 sistemine ihtiyacımız var"

Prof. Dr. Sencer, gafil avlanmamak, ani bir durumla karşılaşmamak için Türkiye'nin S-400 sistemine ihtiyacı olduğunu belirterek, bu sistemin havadan gelecek ani baskınları bertaraf edebilme özelliğine sahip olduğuna dikkati çekti.

Aynı şeyin Türk donanması için de söz konusu olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. İmer, "ABD Deniz Kuvvetleri Enstitüsünün başında Yunan asıllı emekli Oramiral James Stavridis bulunuyor. Donanma Taktikleri ve Deniz Harekatı adlı kitaptaki senaryoya göre, Türk donanması ani bir baskınla imha edilmek istenmektedir. Bu çok ciddi bir tehdittir. Dolayısıyla bizim buna hazırlıklı olmamız ve bu tehditleri boşa çıkarmamız lazım. Bunu hem askeri önlemlerle hem yurt içinde sağlayacağımız birlikle hem de ittifaklarla çözmemiz gerekiyor." değerlendirmesinde bulundu.

ABD ve müttefiklerine karşı Türkiye'nin, Rusya ve İran ile ilişkilerini daha çok güçlendirmesi gerektiğine vurgu yapan Prof. Dr. İmer, şunları kaydetti:

"Denizlerdeki hükümranlık alanlarımızı belirlemek için yeni bir atağa geçmek zorundayız. ABD bölgede İsrail'in çıkarları ve kendi çıkarları için Türkiye'yi tehdit eder bir duruma gelmesi müttefiklik ilişkisine kesinlikle sığmamaktadır. Türkiye Doğu Akdeniz'de kendi bağımsızlığını, kendi egemenliğini korumak, kollamak, muhafaza etmek zorundadır. Israrla 'beka' denilen mesele de budur. Ekonomik sıkıntılar olsa bile bunlara katlanabiliriz. Çünkü önemli olan Türkiye'nin toprak bütünlüğü, üniter yapısı, bekasıdır.

Türkiye ve KKTC'nin daha sık bir araya gelmesi gerekiyor. KKTC'nin dünyada tanınması için gerekli adımlar bir an önce atılmalıdır. Dışişleri Bakanlığı doğru bir karar alarak 29. boylamın doğusunun Türkiye'nin deniz sahası olduğunu ilan etti. Türkiye geçtiğimiz haftalarda bunu Birleşmiş Milletler'e bildirdi. Bunun arkasında durmalıyız. Halk bu konuda aydınlatılmalı ve birlik sağlanmalıdır."

Suriye'de alıkonulanların eş zamanlı serbest bırakılması

ANKARA (AA) – Dışişleri Bakanlığı, Suriye’de muhalif gruplar ve rejim tarafından gözaltında tutulan bazı kişilerin, muhaliflerin kontrolündeki Bab’ın güneyindeki Ebu Zindin mıntıkasında karşılıklı ve eşzamanlı olarak serbest bırakıldığını bildirdi.

Bakanlıktan, Suriye'de Beşşar Esed rejimi ve askeri muhaliflerin alıkoydukları 9'ar kişiyi Astana süreci çerçevesinde eş zamanlı serbest bırakılmasına ilişkin açıklama yapıldı.

Açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

"Astana süreci kapsamında Türkiye, Rusya ve İran’ın yanı sıra Birleşmiş Milletler’in katılımıyla kurulan Zorla Alıkonan/Kaçırılan Kişilerin Serbest Bırakılması, Cenazelerin Takası ve Kayıp Şahısların Akıbetinin Tespitine İlişkin Çalışma Grubu bünyesinde hazırlanan üçüncü proje çerçevesinde, Suriye’de muhalif gruplar ve rejim tarafından gözaltında tutulan bazı kişiler, muhaliflerin kontrolündeki Bab’ın güneyindeki Ebu Zindin mıntıkasında karşılıklı ve eşzamanlı olarak serbest bırakılmıştır. Çalışma Grubu faaliyetlerini önümüzdeki dönemde de sürdürecektir."

  • İlk takas, 24 Kasım 2018'de, ikinci takas 12 Şubat'ta

Türkiye, Rusya ve İran arasında 25-26 Nisan'da yapılacak 12. Astana toplantısı öncesinde, rejim ve muhalifler, Türkiye ve Rusya'nın garantörlüğünde, Bab ilçesinin güneyinde, cephe hattındaki Ebu Zindin bölgesinde karşılıklı olarak 9'ar kişiyi salıverdi.

İki taraf arasındaki ilk takas, 24 Kasım 2018'de, ikinci takas 12 Şubat'ta gerçekleşmişti. Takasın, Türkiye'nin insani diplomasi faaliyeti çerçevesinde attığı adımlar neticesinde yapıldığı belirtiliyor.

Esed rejiminin cezaevlerinde en az 500 bin kişiyi alıkoyduğu biliniyor.

GÜNCELLEME – Bolu'da DEAŞ operasyonu

BOLU (AA) – Bolu'da, terör örgütü DEAŞ'a yönelik operasyonda gözaltına alınan Suriye uyruklu 3 şüpheli tutuklandı.

Alınan bilgiye göre, Bolu Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından yürütülen çalışma kapsamında, terör örgütü DEAŞ'a yönelik kent merkezinde iki adrese eş zamanlı operasyon düzenlendi.

Operasyonda Suriye uyruklu Ahmed E. (31), Firas Atiye E. (21) ve Avad Cemğan E. (56) gözaltına alındı.

Emniyetteki işlemleri tamamlanan 3 şüpheli, sağlık kontrolünün ardından adliyeye sevk edildi.

Şüpheliler, savcılıkça ifadeleri alındıktan sonra sevk edildikleri mahkemece tutuklandı.

Kosova 110 vatandaşını Suriye'den getirdi

PRİŞTİNE (AA) – Kosova Adalet Bakanı Abelard Tahiri, "110 Kosova vatandaşı Suriye’den ülkeye getirildi." dedi.

Başkent Priştine’de basın toplantısı düzenleyen Tahiri, "Bugün sabah erken saatlerde aralarında çocuk ve kadınların da olduğu 110 Kosovalı Suriye’den İstanbul üzerinden uçakla ülkeye getirildi." diye konuştu.

Vatandaşların ülkelerine getirilmesinin geçen yıl ekim ayından bu yana mevcut olan bir taahhüdün sonucunda gerçekleştiğini belirten Tahiri, "Bu doğrultuda kurulan görev gücü, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) başta olmak üzere terörle mücadelede ittifakta olan ülkelerin yardımıyla yönetildi." ifadesini kullandı.

Getirilen kişiler arasında bulunan çocukların ağır travmatik bir dönem geçirdiğini söyleyen Tahiri, çocukların entegrasyonunu sağlamak için çalışacaklarını belirtti.

Tahiri, "Operasyonla Kosova, vatandaşlarını terk etmediği ve 'bu tür terörist programları desteklemediğinin' açıkça mesajını verdi." dedi.

Emniyet Müdürü Raşit Qelaj da "Suriye'de halen Kosova vatandaşları bulunuyor." diye konuştu.

Kosova polisinin sahip olduğu yetkiler doğrultusunda operasyonun koordinasyonunun bir parçası olduğunu aktaran Qelaj, "Dört yabancı savaşçı, 32 kadın ve ikisi ebeveynlerini orada kaybeden 74 çocuk Kosova'ya döndü. Suriye'den dönenlerin güvenliğini sağlama konusunda taahhüdümüz devam ediyor. 30'u yabancı savaşçı, 49'u kadın ve 8'i çocuk olmak üzere toplam 87 kişi halen Suriye'de." ifadelerini kullandı.

Ulusal Halk Sağlığı Enstitüsü Müdürü Naser Ramadani ise Kosova vatandaşlarının Suriye'den dönüşünün ardından herhangi bir hastalığın yayılmasını önlemek için alınacak sağlık önlemlerini açıkladı.

Suriye'den getirilen kadın ve çocukların başkent Priştine yakınlarındaki Vranidoll Sığınmacı Merkezine yerleştirildiği, Suriye'de terör örgütleri saflarındaki dört yabancı savaşçının 48 saatlik bir gözaltı süresi bulunduğu, kendileri ile ilgili daha detaylı bilgilendirmeyi Özel Savcılığın yapacağı bildirildi.

Suriye'de Esed rejimi ile DEAŞ çatıştı

ANKARA (AA) – Suriye'nin Humus ilindeki çöl bölgesinde varlığını sürdüren terör örgütü DEAŞ ile Beşşar Esed rejimi güçleri arasında çatışma yaşandı. Pusuya düşürülen rejim askerlerinden 35'inin öldüğü bildirildi.

Suriye'de Humus ilindeki çöl bölgesinde sıkışan terör örgütü DEAŞ, rejim ordusu ve İran destekli yabancı terörist gruplardan oluşan rejim güçleri ile çatıştı.

Yerel kaynaklardan alınan bilgiye göre, vur kaç taktiğini uygulayan az sayıda DEAŞ'lı, dün Humus çölünde operasyon yapan rejim askerlerini pusuya düşürdü.

İki taraf arasında şiddetli çatışmalar yaşanmasının ardından İran destekli yabancı terörist gruplar, rejim askerlerine destek için bölgeye gitti.

Kaynaklar, çatışmalar sonucu rejim askerinden 35'inin öldüğü, onlarcasının da yaralandığını ifade etti.

  • DEAŞ'ın Suriye'deki varlığı

Terör örgütü DEAŞ, ABD destekli terör örgütü YPG/PKK tarafından Fırat'ın doğusundan çıkarılmasının ardından yalnızca Humus'ta Beşşar Esed rejimi kuşatmasındaki bölgede varlığını sürdürüyor.

DEAŞ'lılar çöl bölgesinde dağınık biçimde konuşlu bulunuyor.

Bölgede, daha önce Rakka ve Deyrizor merkezinden YPG/PKK ve Esed rejiminin tahliye ettiği yaklaşık bin 500 kadar terörist olduğu tahmin ediliyor.

Çöl bölgesindeki yerleşimlerin çoğu, köy altı ve çöl konar göçerlerine ait geçici barınma noktalarından oluşuyor. Bu nedenle örgütle çölde cephe savaşı yürütmek zorlaşıyor.

Irak'ın Enbar vilayetinin batısındaki çöl bölgesinde kazandığı deneyiminden istifade eden örgüt, bu bölgede sivilden ziyade savaşçı barındırıyor.