“Evlilik Öncesi Hemoglobinopati Tarama Programı” 81 ile yaygınlaştırıldı

ANKARA (AA) – YEŞİM SERT KARAASLAN – Sağlık Bakanlığınca, talaseminin içinde bulunduğu genetik bozukluk ” ;hemoglobinopati ” ;nin tespiti için uygulanan kontrol programı 41 ilden 81 ile yaygınlaştırıldı.

Süreç içinde yılda 400 hemoglobinopatili doğan bebek sayısı 100'ün altına indi.

Genellikle Akdeniz ülkelerinde görülen, çocuğa anne ve babasından ” ;beta talasemi ” ; geninden kalıtımsal olarak geçen bir tür kan hastalığı olan talasemi, dünyada ve Türkiye'de önemli bir halk sağlığı sorunu olarak gösteriliyor.

Türkiye'de akraba evliliklerinin fazla olması, genetik geçişli bir hastalık olan talaseminin görülme sıklığını arttırıyor. Türkiye'de talasemiler içinde de en sık ” ;beta talasemi ” ; görülüyor.

” ;Akdeniz anemisi ” ; diye bilinen beta talasemide hemoglobinin yapımında yetersizlik ve bozukluk nedeniyle kanın doku ve organlara götürdüğü oksijende azalma meydana geliyor. Buna bağlı olarak talasemi kendisini deride solukluk, halsizlik, çabuk yorulma, çarpıntı, gelişme geriliği gibi belirtilerle gösteriyor. Bazı kişilerde demir eksikliği anemisi ile birlikte görülen hastalık, sıklıkla demir eksikliği anemisiyle karıştırılabiliyor. Bu nedenle özel testle tanının kesinleştirilmesi önem taşıyor. Türkiye'de demir eksikliği anemisi kadar talasemi taşıyıcılığı da yaygın görülüyor.

  • ” ;Tanının evlilik öncesi konması önemli ” ;

Talasemi tanısının özellikle evlilik öncesinde konması büyük önem taşıyor. Eğer iki ebeveyn talasemi taşıyıcı ise her gebelikte yüzde 25 olasılıkla normal, yüzde 50 olasılıkla talasemi taşıyıcısı, yüzde 25 olasılıkla talasemi hastası çocuk doğabiliyor.

Eğer ebeveynlerden biri talasemi taşıyıcısı ise doğacak her çocuk yüzde 50 ihtimalle taşıyıcı olabiliyor ama çocukların hiçbiri talasemi hastası olmuyor.

Talasemide tedavi bulgulara yönelik yapılıyor. Anemiye bağlı belirtilerin giderilmesinde kan nakli uygulanıyor. Yapılan nakle bağlı olarak vücutta biriken demir, özel bir tedaviyle uzaklaştırılıyor. Akdeniz anemisinin kesin tedavisi ise kemik iliği nakli olarak gösteriliyor.

Talasemi gibi her iki ebeveynden de gelen bozuk genler ile geçiş gösteren kalıtsal hastalıkların kontrolünde en etkili yöntem, hastalık hakkında toplumun bilgilendirilmesi, toplum taramaları ile taşıyıcıların saptanması, onlara genetik danışmanlık verilmesi ve gebelik öncesi tanı metotları kullanılarak yeni hastalıklı bebek doğumlarının önlenmesi olarak gösteriliyor.

Özel talasemi testleri yapılmadıkça taşıyıcılık durumu anlaşılamadığı için evlilik öncesi tarama testlerinin yaptırılmasının önemi artırıyor.

  • ” ;Taramalar aile hekimliğinde yapılıyor ” ;

Sağlık Bakanlığı tarafından 24 Ekim 2002'de Kalıtsal Kan Hastalıkları Yönetmeliği'nin yayınlanmasının ardından süreç içinde Bakanlığın belirlediği 41 ilde talaseminin de içinde bulunduğu kalıtsal kan hastalıklarını önleyebilmek için ” ;Hemoglobinopati Kontrol Programı ” ; başlatıldı.

Program, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan ” ;100 Günlük Eylem Planı ” ; kapsamında, artık 81 ilde ” ;Evlilik Öncesi Hemoglobinopati Tarama Programı ” ; olarak aile hekimleri tarafından uygulanıyor.

Kayıtlara göre, Türkiye'de 6 bin hemoglobinopati hastası, 1 milyon 600 bin de taşıyıcı bulunuyor. Bu hastaların yüzde 39'unu Talasemi tanısı alan kişiler oluşturuyor. Talasemi taşıyıcılarının oranı ise yüzde 64 olarak kayıtlarda yer alıyor.

Kontrol programı öncesinde yılda 400 hemoglobinopatili bebek doğarken, evlilik öncesi taramaların yapılmaya başlanmasıyla bu sayı 100'ün altına indi.

Evlilik öncesi taramalarla, hastalık taşıyıcısı anne ve baba adaylarının saptanması ve hasta bebek doğumunun engellenebilmesi amaçlanıyor. Yapılan evlilik öncesi taramalar sonucunda, evlenecek çiftlerin bu hastalığın taşıyıcısı olduklarını öğrenmeleri evlenmelerine engel teşkil etmiyor.

Çiftlerden biri taşıyıcı çıktığında değil her iki eş adayı da taşıyıcı olduğunda, bu çiftlerden doğan bebeklerin yüksek oranda hasta olma olasılığı bulunuyor. Her ikisi de taşıyıcı olan eşler bebek sahibi olmayı planladıklarında alacakları uygun genetik danışmanlık ve tüp bebek uygulaması sırasında embriyoların genetik testi yapıldıktan sonra yalnızca sağlıklı olanların seçilerek anneye transferiyle sağlıklı bebek sahibi olabiliyor.

Tarama sonucunda her ikisi de taşıyıcı çıkan çiftlerin tanı ve tedavi için ileri merkezlere gitmesi gerektiği vurgulanıyor.

” ;Evlilik Öncesi Hemoglobinopati Tarama Programı ” ; ile evlenecek çiftlerin, daha önce Talasemi testi yaptırmayan fakat çocuk sahibi olmak isteyen eşlerin, hasta veya taşıyıcı çıkan bireylerin diğer aile fertlerinin ve akrabalarının taranması önem taşıyor. Evlenecek çiftler kendilerine en yakın aile hekimliğinde bu testi yaptırabiliyor.

Anayasa Mahkemesinden “hak ihlali” kararı

ANKARA (AA) – Anayasa Mahkemesi, 2007'de yapılan iğne sonucu sol bacağında uyuşma ile his kaybı yaşayan Eyüp Kurt'un, tıbbi ihmal sonucu gerçekleşen sakatlığı nedeniyle Sağlık Bakanlığı aleyhine açtığı davanın reddedilmesini ” ;hak ihlali ” ; saydı.

Resmi Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesi kararına göre, Kurt, rahatsızlığı nedeniyle 21 Eylül 2007'de Kahramanmaraş Büyükkızılcık Sağlık Ocağı'na gitti.

Burada muayeneyi gerçekleştiren doktorun talimatıyla görevli ebenin yaptığı iğnenin ardından sol bacağında uyuşma ve his kaybı yaşayan Kurt, yürüyemez hale geldi.

Özel veya kamu sağlık kuruluşlarında kez muayene olduğu halde tedavilerden sonuç alamayan Kurt'un, sol bacağından sakat kaldığı tespit edildi.

Kurt, 10 Temmuz 2008'de eşi ve reşit olmayan çocukları ile Sağlık Bakanlığına müracaat ederek, sol bacağının kullanılamaz hale gelmesi sebebiyle uğramış olduğu maddi ve manevi zararlarının tazmin edilmesi talebinde bulundu.

Sağlık Bakanlığının talebi zımnen reddetmesi üzerine Kurt ve yakınları, 29 Eylül 2008'de Gaziantep 2. İdare Mahkemesinde tam yargı davası açtı.

Kurt, dava dilekçesinde, enjeksiyon işlemi sonrasında birçok tetkik ve tedavi yaptırdığını fakat netice alamadığını, enjeksiyon işlemi nedeniyle sol bacağının kalıcı olarak kullanılamaz hale geldiğini, sürekli olarak başkalarının yardımına muhtaç olduğunu ve yürüyemediğini, bu sebeple maddi ve manevi olarak zarara uğradığını beyan etti.

Mahkeme, dava konusu olayda kalıcı sakatlık durumunun yanlış tedavi sonucunda meydana gelip gelmediği hususunda gerekçeli rapor hazırlanması istemiyle dosyayı Adli Tıp Kurumuna gönderdi.

Adli Tıp Kurumu, 26 Eylül 2011'de Eyüp Kurt'u muayene ederek, 19 Kasım 2011'de rapor düzenledi. Raporda, enjeksiyon sonucu gelişen bulguların sinir bozukluklarıyla uyumlu olduğu ancak tıbbi belgelerde enjeksiyonun yanlış uygulandığına dair kayıt bulunmadığını ve olay tarihinde Kurt'a ait muayene bulgularının bulunmadığı gerekçesiyle doktorun eylemi yönünden yorum yapılamadığı kaydedildi.

Raporun hatalı olduğunu ve yanlış değerlendirmeler içerdiğini ve olay tarihinde muayene bulgularının bulunmadığı gerekçesiyle hekimin eylemi hakkında yorum yapılamayacağına ilişkin kısmına katılmanın mümkün olmadığını ileri süren Kurt, bacağında meydana gelen kalıcı hasarın enjeksiyon sonrasında oluştuğunu vurgulayarak, yeni bilirkişi raporu alınmasını talep etti.

Gaziantep 2. İdare Mahkemesi, 22 Mart 2013'teki kararla, hastaya yapılan müdahalenin tıp kurallarına uygun olduğunu belirten bilirkişi raporunu yeterli görerek davanın reddine karar verdi.

Davanın reddedilmesinin ardından Kurt, hatalı enjeksiyon sonucu sakat kalınması nedeniyle Anayasa Mahkemesine maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle başvuruda bulundu.

Başvuruyu değerlendiren Anayasa Mahkemesi, Kurt'un maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiğine karar vererek, yargılamanın yeniden yapılmasına hükmetti.

  • ” ;Kararın gerekçesi dayanaktan yoksun ” ;

Yüksek Mahkeme kararının gerekçesinde, ” ;açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerektiği ” ; belirtildi.

Anayasanın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğe işaret edilen kararda, ” ;Devlet, bireylerin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlıklarını koruma hakkı kapsamında ister kamu isterse özel sağlık kuruluşları tarafından yerine getirilsin, sağlık hizmetlerini hastaların yaşamları ile maddi ve manevi varlıklarının korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır. ” ; ifadeleri kullanıldı.

Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna dikkat çekilerek, ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Gaziantep 2. İdare Mahkemesine kararın bir örneğinin gönderilmesine hükmedildi.

Sudan’daki gösterilerin 4 aylık bilançosu: 53 ölü, 734 yaralı

HARTUM (AA) – Sudan’da aralık ayında hayat pahalılığı gerekçesiyle başlayan ardından rejim karşıtlığına dönüşen ve askeri darbeyle sonuçlanan gösterilerde şu ana kadar 53 kişi yaşamını yitirdi.

Sudan Sağlık Bakanlığı Hartum İl Müdürü Babekir Muhammed Ali, 19 Aralık’tan bu yana başkent Hartum ve diğer eyaletlerde gösteri ve oturma eylemlerinde 53 kişinin öldüğünü, 734 kişinin yaralandığını belirtti.

Yerel medyada yer alan haberlere göre Ali, Hartum’da düzenlenen koordinasyon toplantısında yaptığı açıklamada, gösteriler sırasında 40 kişinin hayatını kaybettiğini, 13 kişinin de tedavi sırasında yaşamlarını yitirdiğini söyledi. Ali, 734 göstericinin de yaralandığını ifade etti.

Sağlık Bakanlığı Hartum İl Müdürü Ali, gösterilerde güvenlik güçlerinden hayatını kaybedenlerin sayısı ile ölüm ve yaralanmaların nedenlerine dair bilgi vermedi.

Muhalif Sudan Merkezi Doktorlar Komitesinden daha önce yapılan açıklamada, başkentteki gösterilerde askerlerden de ölenler olduğu kaydedilmişti.

İnsan Hakları İzleme Örgütünün 18 Nisan’da Sudanlı gözlemcilere dayandırdığı raporunda protesto gösterilerinde 100’ün üzerinde eylemcinin hayatını kaybettiği bildirilmişti.

  • Sudan'da ne olmuştu?

Sudan'da 19 Aralık'ta ekonomik kriz sebebiyle başlayan gösteriler, hızla başkent Hartum ve ülke genelinde rejim karşıtlığına dönüştü.

Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir'in görevi bırakması talebiyle düzenlenen gösterilerin en büyüğü, 6 Nisan'da başkent Hartum'da ordunun ana karargahı çevresinde yapıldı.

Gösteri, aynı zamanda ülkede 1985'te kansız bir darbeyle görevden alınan Cumhurbaşkanı Cafer Muhammed en-Numeyri'nin devrilişinin yıl dönümüne denk geldi. Göstericiler, orduya ülkedeki krize müdahale etmesi çağrısında bulundu. Protestolar sonraki günlerde de devam etti.

Savunma Bakanı Avad bin Avf, 11 Nisan'da ordunun yönetime el koyduğunu, 2 yıllık geçiş döneminin başladığını ve Ömer el-Beşir'in tutuklandığını duyurdu.

Bin Avf, Sudan'da Askeri Geçiş Konseyi Başkanı sıfatıyla yemin etmesinin üzerinden 24 saat geçmeden görevini bıraktığını ve yerine Abdulfettah el-Burhan'ı seçtiğini açıkladı.

Askeri konsey, muhalif gruplarla diyaloğa her zaman hazır olduğunu açıklarken, muhaliflerle asker arasında geçiş sürecindeki yönetim şekli ve isimler konusundaki anlaşmazlık sürüyor.

Muhalefetin çatı oluşumu Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri ile gösterilerin organizatörü SPA, yönetimin sivillere devri, eski rejimin sembol isimleri ve istihbarat teşkilatı başta olmak üzere tüm kurumların tasfiyesi gibi talepler karşılanana dek ülke genelindeki gösterileri sürdüreceklerini belirtiyor.

Sağlık Bakanlığından “Sıtma vaka yönetimi rehberi”

ANKARA (AA) – Sağlık Bakanlığınca, sıtma tedavisi ve vaka yönetiminde başta klinisyenler olmak üzere tüm sağlık çalışanlarına katkı sağlanması amacıyla ” ;Sıtma vaka yönetimi rehberi ” ; hazırlandı.

Bakanlıktan ” ;25 Nisan Dünya Sıtma Günü ” ; dolayısıyla yapılan yazılı açıklamaya göre, yürütülen çalışmalar sonucu Türkiye'de yerli sıtma bulaşımı sona erdi, ancak halen yurt dışı kaynaklı vakalar tespit edilebiliyor.

Dünyada her yıl yüz binlerce can alan hastalığın ülkemizde tekrar yayılma riski devam ediyor. Sıtmanın endemik olduğu ülkelere gidenler, paraziti oradan alarak hastalığa yakalanabiliyor.

Türkiye'de her yıl ortalama 200-250 yurt dışı kaynaklı sıtma vakası bildirimi yapılıyor.

Sıtma Eliminasyon Programı faaliyetlerini sürdüren Sağlık Bakanlığınca ” ;Sıtma Vaka Yönetim Rehberi ” ; yayımlandı.

Sıtma tedavisi ve vaka yönetiminde başta klinisyenler olmak üzere tüm sağlık çalışanlarına katkı sağlanması amaçlanan rehbere ” ;https://hsgm.saglik.gov.tr/depo/birimler/zoonotik-vektorel-hastaliklar-db/zoonotik-hastaliklar/4-Sitma/6 Rehbler/Sitma_Vaka_Yonetim_Rehberi.pdf ” ; adresinden ulaşılabiliyor.

  • ” ;Sıtma Eliminasyon Programı kesintisiz devam etmektedir ” ;

Rehberin ön sözünde Sağlık Bakanı Fahrettin Koca'nın da sıtma hastalığıyla mücadeleye dair açıklamalarına yer verildi.

Sıtmanın dünyada büyük çoğunluğu Afrika kıtasında yer alan 91 ülkede yaygın olarak görülen bir enfeksiyon hastalığı olduğuna işaret eden Koca, ” ;Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), 2016 yılında yüzde 90'ı Afrika Bölgesi ülkelerinde olmak üzere dünya genelinde 216 milyon sıtma vakası olduğunu ve bunlardan 445 bininin hastalık nedeniyle hayatını kaybettiğini bildirmektedir. Sıtma dünyada önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam etse de ülkemizin de dahil olduğu DSÖ Avrupa Bölge Ofisine bağlı ülkelerde 2000'li yılların başından itibaren vaka sayılarında ciddi düşüşler izlenmeye başlanmış ve 2015 yılında DSÖ Avrupa Bölgesi'nde yer alan ülkelerin hiçbirinden yerli sıtma vaka bildirimi olmamıştır. ” ; ifadelerini kullandı.

Koca, şunları kaydetti:

” ;DSÖ Avrupa Bölge Direktörü, 20 Nisan 2016'da DSÖ Avrupa Bölgesi'nin yerli sıtma bulaşını sona erdiren dünyadaki ilk bölge olduğunu deklare etmiştir. Ancak DSÖ, sıtma endemik bölgelerden Avrupa Bölgesi'ne sürekli vaka girişi olduğuna dikkati çekerek, bu durumun Avrupa Bölgesi'nde sona eren sıtma bulaşının yeniden başlamasına sebep olabileceğini vurgulamaktadır.

Ülkemizde tarih boyunca en önemli hastalıklarından biri olan sıtma ile mücadelemiz Osmanlı İmparatorluğu döneminde başlamış, Cumhuriyet döneminde daha da yoğunluk kazanmıştır. Yürütülen başarılı çalışmalar neticesinde 2000 yılında 11 bin 378 olan yerli sıtma vakası, 2005 yılında 2 bin 36'ya düşmüştür. Ülkemizde sıtmanın elimine edilebilme şartlarının oluştuğu kararına varılarak Sıtma Eliminasyon Programı başlatılmış ve büyük bir başarıya imza atılarak yerli sıtma bulaşı sona erdirilmiştir. Halen sadece yurt dışı sıtma vakaları bildirilmektedir.

Ancak ülkemizde sıtma etkenini nakleden anofel türü sivrisineklerin bulunması, düzensiz göçmenler, ülkemizin sıtmanın yayılabileceği subtropikal bölgede yer alması ve iklim değişikliği nedeniyle ortalama hava sıcaklıklarında gözlenen artışlar, sıtmanın endemik olduğu ülkelere seyahat edenlerin ve bu bölgelerden gelenlerin sayısının artması nedeniyle sıtma bulaşının yeniden başlama riski halen devam ettiğinden, Sıtma Eliminasyon Programı çerçevesinde çalışmalarımız kesintisiz olarak devam etmektedir. ” ;

Değişen sıtma vaka profili nedeniyle vaka yönetiminde güncellemeye ihtiyaç duyulduğunu vurgulayan Bakan Koca, ” ;Bu rehberin ülkemizde tespit edilen sıtma vakalarının uygun ve etkili tedavisine büyük katkı sağlayacağını inanıyor, hazırlanmasında emeği geçenlere teşekkür ediyorum. ” ; ifadelerini kullandı.

  • Hastalık nasıl bulaşıyor ve korunma yolları neler?

Hastalık, insanlara esas olarak parazit taşıyan anofel cinsi dişi sivrisineklerin sokmasıyla bulaşıyor. Bunun dışında kan yoluyla, enjektör veya iğnelerin ortak kullanımıyla, doğumda anneden bebeğe geçebiliyor ve genellikle 1 ay içinde belirti veriyor.

Türkiye'de sıtma tedavi ilaçları İl Sağlık Müdürlüklerinden temin edilebiliyor. Hastalığa karşı onay verilmiş bir aşı bulunmuyor. Bu nedenle sivrisinek sokmalarına karşı kişisel korunma, hastalığın önlenmesinde ilk savunma hattı niteliğinde. Diğer bir yöntem ise hastalığa karşı koruyucu ilaç kullanımı. Sıtmadan koruyucu ilaçlar da Sağlık Bakanlığının Seyahat Sağlığı Merkezleri'nde ücretsiz veriliyor.

Seyahat öncesi en az 15 gün önce Seyahat Sağlığı Merkezlerine başvurularak, gidilecek ülkedeki sıtma riski hakkında bilgi alınabiliyor ve koruyucu ilaç temin edilebiliyor.

Seyahat dönüşü baş ağrısı, halsizlik, yorgunluk, abdominal rahatsızlık, kas ve eklem ağrısı şikayetleri olması durumunda, koruyucu ilaç kullanılmış olsa dahi en kısa sürede bir sağlık kuruluşuna başvurulması son derece önem taşıyor.

Hacettepe Üniversitesi'nden “aşı” uyarısı

ANKARA (AA) – Türkiye'de doğan ve yaşayan her çocuğun, sakat bırakabilecek ve ölümcül olabilecek hastalıklardan korunmak için Sağlık Bakanlığı tarafından ücretsiz uygulanan aşıları olması gerektiği uyarısı yapıldı.

Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Aşı Enstitüsü'nden 24-30 Nisan 2019 Aşı Haftası dolayısıyla yapılan yazılı açıklamada, çocuklarına aşı yaptırmayan aile sayısının son zamanlarda tehlikeli bir şekilde artığı, bu artışın devam etmesi halinde önümüzdeki yıllarda büyük salgınların kaçınılmaz olacağı ifade edildi.

Aşılamanın hem bebek hem çocuk hem de yetişkinlerde görülebilen sakatlık ve ölüme yol açabilen çok sayıda bulaşıcı hastalıktan korunmak için en güvenli, en etkili ve en maliyet etkili yöntem olduğu ifade edilen açıklamada, Türkiye'de 1980'den bu yana uygulanan genişletilmiş bağışıklama programı kapsamında 13 bulaşıcı hastalığa karşı aşı yapıldığı anımsatıldı.

Toplumda aşılama oranlarının azalmasıyla kızamık dahil diğer bulaşıcı hastalıkların, aşılanmamış kişilerde hastalık yaparak özellikle aşılanmamış bebeklere ve çocuklara bulaşabildiği, salgınların söz konusu olabildiği uyarısı dile getirilen açıklamada, şunlar kaydedildi:

” ;Salgın, bir bulaşıcı hastalığın bir toplumda beklenenden çok daha fazla sıklıkta ve yaygın olarak görülmeye başlaması olarak bilinir. Ülkemizin ulusal aşılama programına göre 1970 yılından beri uygulanan kızamık aşısı 2006 yılından itibaren kızamık-kabakulak-kızamıkçık aşısı şeklinde 12 aylık olan tüm bebeklere ve ilkokul 1. sınıftaki çocuklara uygulanmaktadır. Bu aşılar 1960'lardan beri tüm dünyada uygulanmaktadır; etkili ve güvenli oldukları bilinmektedir. Bu aşıların toplumda otizme veya kısırlığa yol açmadığı da birçok araştırma ile gösterilmiştir. Ülkemizde çocuklara verem, difteri, boğmaca, tetanoz, sarılık (hepatit A ve hepatit B), menenjit, çocuk felci aşıları yapılmaktadır. Aşılama programı sayesinde bu hastalıklar artık ya hiç görülmemekte ya da çok nadir görülmektedir. ” ;

Açıklamada, aşılanmamış çocuk sayısı arttıkça, uzun süredir yaygın aşılanma nedeniyle nadir görülen özellikle kızamık, kızamıkçık, difteri (kuşpalazı), tetanoz gibi ölümcül hastalıkların tekrar hastalık yaparak yayılma fırsatı bulacağı belirtildi.

” ;Nitekim, ülkemizde 2015 ve 2016 yıllarında yüzde 98'lere varan aşılama oranlarının 2017 yılında yüzde 95-96'lara düşmesi sonucunda, 2018 yılından bu yana kızamık vakalarında belirgin bir artış gözlenmiştir. ” ; ifadelerine yer verilen açıklamada, şunlar kaydedildi:

” ;2016 yılında 9 kızamık vakası görülürken, bu sayı aşılama oranlarındaki hafif azalmayla giderek artmış ve 2017 yılında 69, 2018 yılında ise 510 kızamık vakası görülmüştür. Bu vakaların büyük çoğunluğu beş yaşından küçük aşısız bebek ve çocuklardır. Son zamanlarda ülkemizde çocuklarına aşı yaptırmayan ailelerin sayısı tehlikeli bir şekilde artmaktadır. Bu artış devam ettiği takdirde önümüzdeki yıllarda büyük salgınlar kaçınılmaz olacaktır.

Bütün bunlar göz önüne alındığında, ülkemizde doğan, yaşayan her bir çocuğun, sakat bırakabilecek, ölümcül olabilecek hastalıklardan korunması için Sağlık Bakanlığı tarafından ücretsiz uygulanan aşıları olması gerekmektedir. Anne-babaların da bu hastalıkların yayılmasını ve salgınların oluşmasını önlenmek adına, hem çocuklarına hem de topluma karşı sorumluluklarının bilinciyle, çocuklarının hakkı olan tüm aşıları düzenli bir şekilde yaptırmaları çok önemlidir ve gereklidir. Bilinmelidir ki, herhangi bir bulaşıcı hastalık salgınında, ilk etkilenecek ve hastalanacak olanlar daha önce aşılanmamış çocuklar ve bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler olacaktır. ” ;

Çocuğun gelişimi 6 yaşına kadar 16 kez izlenmeli

ANKARA (AA) – DUYGU YENER – Çocukların, sağlıklı şekilde gelişimini sürdürmesi, hastalık ve sakatlıklarının önüne geçilmesi için 1 yaşına kadar 9 kez, 1 yaşından 6 yaşına kadar da 7 kez olmak üzere 16 defa izlenmesi gerekiyor.

AA muhabirinin ” ;15 Nisan Büyümenin İzlenmesi Günü ” ; dolayısıyla Sağlık Bakanlığı verilerinden derlediği bilgilere göre, çocuk sağlığına yönelik programlar, sağlık sorunlarının yaratabileceği olumsuzlukları önlemek ve gidermek amacıyla sürdürülüyor.

Çocukların sağlık ve gelişimini izlemeyi, desteklemeyi ve sağlık sorunlarını tedavi etmeyi amaçlayan programlar, onların yaşam kalitesini iyileştirirken, bebek ve çocuk ölüm oranlarını da düşürmeye yardımcı oluyor.

İnsana yatırımın dönüşüyle ilgili hesaplamalarda, en yüksek getirilisinin ” ;erken yıllarda beyin gelişimine yapılan yatırım ” ; olduğu belirtiliyor.

  • Her yenidoğan ilk yıl 9 kez izleniyor

Sağlık sisteminde biyolojik, psikososyal ve gelişimsel problemlerin tanı, tedavi ve rehabilitasyonuna yönelik çalışmalar arasında çocuk izlemleri önemli yer tutuyor.

Çocuk izlemlerinde temel hedef, hastalık ortaya çıktıktan sonra iyileştirmek için uğraşmak yerine hastalığa zemin hazırlayan koşulları önceden tespit ederek önlemek. Bu, hem sağlıklı hem de daha ekonomik bir yaklaşım olarak ele alınıyor.

Çocuk izlemi, birinci basamak çocuk sağlığı ve hastalıkları hizmetlerinin de temelini oluşturuyor. Büyüme ve gelişmesinin izlendiği, sağlıklı olup olmadığının değerlendirildiği aşı ve sağlık eğitimi gibi koruyucu hekimlik uygulamalarından yararlanmanın, her çocuğun en doğal hakkı olduğu vurgulanıyor.

Sağlam çocuk izleminde amaç, sağlıklılığı sürdürmek, bebek ve çocuk ölümlerini, hastalık, sakatlıkları azaltmak ve önlemek şeklinde belirleniyor.

Sağlığın geliştirilmesi ve desteklenmesini sağlamak amacıyla Türkiye'de doğan her çocuk, doğumdan sonra ilk yıl içinde 9 kez izleniyor. Bunlardan ilki, bebek doğduğunda hastanede yapılırken, 8 izlem aile hekimlerince yürütülüyor.

Bakanlık verilerine göre, 1 yaşından 6 yaşına kadar da çocukların en az 7 kez izlenmesi gerekiyor. 6 yaşından sonra ise çocukların, okul çağı boyunca yılda bir kez izlenmesi gerektiği belirtiliyor.

Büyüme ve gelişmenin hızlı olduğu erken çocukluk (0-3 yaş) ve ergenlik (10-19 yaş) gibi dönemlerde de izlemlerin sıklığı ve içeriği farklılaşıyor.

  • 19 yaşına kadar tüm çocukların izlenmesi amaçlanıyor

Milli Eğitim ile Sağlık bakanlıkları arasında, okul çağı çocuklarının sağlıklı olmasının temini için ” ;Okul Sağlığı Hizmetleri İşbirliği Protokolü ” ; imzalandı.

Hazırlık çalışmalarının ardından her iki bakanlık arasında varılan mutabakatla ” ;Okulda Sağlığın Korunması ve Geliştirilmesi Programı ” ; başlatıldı. Program kapsamında, okullarda, okul sağlığı kapsamında yürütülen ve yürütülecek tüm program ile projelerin çerçevesinin oluşturularak, ” ;Türkiye'nin okul sağlığı modelinin ” ; oluşturulması hedefleniyor.

Aile hekimliği birimleri tarafından 2016 sonu itibarıyla, öğrencilerin yıllık periyodik izlem ve muayenelerine de başlandı. Bu periyodik izlemlerle, çocuk aile hekimine yıl içinde ne zaman başvurursa vursun, yılda en az bir kez kapsamlı muayeneden geçmesi ve 19 yaşına kadar tüm çocukların sağlık sistemi tarafından yakından izlenmesi amaçlanıyor.

Bebek, çocuk ve ergen izlemleri, aile hekimliği birimlerince ücretsiz yapılıyor.

Sağlık Bakanlığından RTÜK'e başvuru

ANKARA (AA) – Sağlık Bakanlığı, ” ;sağlık çalışanlarına şiddeti özendirdiği ” ; gerekçesiyle ” ;Zalim İstanbul ” ; adlı dizi hakkında Radyo ve Televizyon Üst Kuruluna (RTÜK) başvuru yaptı.

Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, Kanal D'de yayınlanan söz konusu dizinin bir sahnesinde, ” ;hekime ve diğer sağlık çalışanlarına şiddete varan tepkiler verildiği, mesleğe yönelik hakaretlerde bulunulduğu ” ; kaydedildi.

Sağlık çalışanlarının bu tarz yayınlarla yıpratılmaması ve mesleki saygınlığının toplumun tamamını ilgilendiren bir konu olduğu vurgulanan açıklamada, bütün toplumun, kurum ve kuruluşların, özellikle de medyanın bu konuda söz ve eylem birliği içinde olması gerektiğinin altı çizildi.

Açıklamada, RTÜK'e başvurularak, söz konusu yayınla ilgili 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun'un ilgili maddeleri çerçevesinde gerekli müeyyidenin uygulanmasının istendiği bildirildi.

Tetkik için alınan parça kaybolunca suç duyurusunda bulundu

İZMİR (AA) – TEZCAN EKİZLER – İzmir'de, kanser testi için rahim ağzından alınan parça kaybolan, ardından alınan diğer örnek üzerinde yapılan incelemede sonucun pozitif olduğunu öğrenen kadın, gecikmenin yarattığı hayati tehlike nedeniyle suç duyurusunda bulundu.

Buca ilçesinde kırtasiye dükkanı işleten 2 çocuk annesi 38 yaşındaki Aysen Celayir, rahim ağzı kanseri şüphesi üzerine 23 Ocak'ta smear ve HPV testlerini yaptırmak üzere Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Onkoloji Merkezine başvurdu.

Testler için rahim ağzından parça alınan Celayir, bir ay sonra hastaneye gittiğinde smear testi sonucunun negatif olduğunu ancak HPV testinin sonucunun halen çıkmadığını öğrendi.

Girişimlerine rağmen tetkik için verdiği parçaya ulaşılamayan Celayir'den yeniden parça alınmasına karar verildi.

İlk testin üzerinden geçen 2,5 aylık süreçte HPV testinin pozitif olduğunu öğrenen hastaya doktorlar önce kolposkopi ardından da anestezili biyopsi yapmaya karar verdi.

Celayir, hastanede kaybolan örnek ile ilgili hastaneyi Sağlık Bakanlığına şikayet etti, avukatı aracılığıyla da suç duyurusunda bulundu.

  • ” ;Bedelini kim ödeyecek ” ;

Aysen Celayir, AA muhabirine yaptığı açıklamada, hayatının en zor 2,5 ayını yaşadığını, HPV testinin pozitif çıktığını öğrendiği gün adeta dünyasının yıkıldığını söyledi.

Kendisinin ve ailesinin psikolojisinin bozulduğunu belirten Celayir, ” ;Hastaneye ilk müracaatımı 23 Ocak'ta yaptım. Süreçte alınan parçamın kaybolması ve yeniden alınması nedeniyle arada geçen süre 2,5 ay. Düşünebiliyor musunuz, benim 2,5 aylık bir kaybım var. Hani erken teşhis hayat kurtarırdı. Bu süre içinde neler yapılabilirdi. Belki ciddi bir tedaviye başlanacaktı. ” ; dedi.

Celayir, test için alınan parçanın kaybolmasına hastanedeki sağlık çalışanlarının da çok şaşırdığını, ikinci tahlil sonucunun erken çıkmasını sağladıklarını ama bunun kendisi için kaybolan zamanı geri getirmeyeceğini ifade etti.

Kendisi için çok zor bir sürecin başladığını dile getiren Celayir, ” ;Yaşadıklarım büyük bir skandal. Bunun bedelini kim ödeyecek? Haftalarca çıkacak sonucu bekledim. Böyle bir olayın başka insanların başına gelmemesi için avukatıma vekalet verdim, suç duyurusunda bulundu. Maddi ve manevi tazminat davası da açacağım. ” ; diye konuştu.

  • Soruşturma başlatıldı

Celayir'in avukatı Abdullah Şanal ise ortada ciddi bir ihmalin olduğunu, müvekkilinin bu süreçten olumsuz etkilendiği için konuyu yargıya taşıdıklarını kaydetti.

Konuya ilişkin İzmir İl Sağlık Müdürlüğünden yapılan açıklamada Celayir'in 23 Ocak'ta Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Jinekoloji Onkoloji Polikliniğine başvurduğu ve smear ile HPV tahlilleri için alınan örneklerin tutanak ile patoloji laboratuvarına gönderildiği belirtildi.

Celayir'in 19 Mart 2019'ta sonucu almaya geldiğinde, HPV sonucunun kaybolduğunun anlaşıldığı aktarılan açıklamada, ” ;Bunun üzerine hemen hastadan tekrar HPV alınmış ve hastanın mağduriyeti giderilmiştir. 8 Nisan 2019'da polikliniğe başvuran hastanın HPV sonucunun pozitif olduğu görülmüş ve hastaya jinekoloji onkoloji uzmanı tarafından kolposkopi önerilmiştir. Ayrıca İzmir İl Sağlık Müdürlüğü konuyla ilgili soruşturma başlatmıştır. ” ; ifadesine yer verildi.

Türkiye ile Bangladeş ilaç kurumları arasında iş birliği mutabakatı imzalandı

ANKARA (AA) – Türkiye ile Bangladeş ilaç kurumları arasında iş birliği mutabakatı imzalandı.

Sağlık Bakanlığından yapılan yazılı açıklamaya göre, Bangladeş-Türkiye Sağlık İş Forumu, başkent Dakka'da düzenlendi.

Sağlık Bakan Yardımcısı Prof. Dr. Emine Alp Meşe başkanlığındaki heyet, foruma katılmak ve iki ülke arasında sağlık alanındaki iş birliği imkanlarını görüşmek için Bangladeş'e gitti.

Foruma, 10 kişilik bakanlık heyetine ilaveten 13 Türk firmasından 19 temsilci ile İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası (İEİS) temsilcisi katıldı.

Forumda, ilaç ve tıbbi cihaz alanında yerli sanayi ile Bangladeşli muhatapları arasında ticari ve ekonomik pazar payının artırılması, ilaç biyoteknolojisi, biyobenzer ilaçlar, ilaç hammaddesi ve aşı üretimi gibi stratejik alanlarda iş birliği imkanları ele alındı.

  • Yerli aşı çalışmaları kapsamında istişarelerde bulunuldu

Sağlık Bakanlığının öncelikli stratejik hedefleri arasında yer alan ” ;aşıların tamamının 4 yıl içinde yerlileştirilmesi ” ; çalışmaları kapsamında, Bakanlık yetkilileri, Bangladeş'te istişarelerde bulundu. Heyet, Bangladeş'in önde gelen aşı üretim tesislerini de ziyaret etti.

Bakan Yardımcısı Emine Alp Meşe ile Bangladeş Sağlık ve Aile Refahı Bakanı Zahed Malek arasındaki ikili görüşmede, ortak aşı ve insülin üretimi ile Ar-Ge çalışmaları ele alındı.

Ayrıca iki ülkenin ilaç, tıbbi cihaz, tıbbi sarf, sağlık turizmi, sağlık eğitimi ve başta acil sağlık sistemi olmak üzere sağlık sistemlerinde tecrübe paylaşımı konuları görüşüldü.

Ziyaretin son gününde, Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TITCK) ile Bangladeş İlaç İdaresi Genel Müdürlüğü (DGDA) arasında ilaç ve tıbbi cihaz alanında iş birliğine dair mutabakat zaptı imzalandı.

Açıklamada yer alan bilgiye göre Bangladeş, 1981'de yüzde 25 pazar payı olan yerli ilaç sektörünün bugün yüzde 97 pazar payı oranına ulaşmasıyla ilaç ve farmasötik alanında kendi kendine yeten bir konuma geldi. 2,5 milyar dolarlık bir ilaç pazarına sahip olan Bangladeş, bugün 151 ülkeye ilaç ve aşı ihraç ediyor.

“Beyin ölümünde organ bağışı oranını yüzde 50'ye çıkarmalıyız”

İZMİR (AA) – TEZCAN EKİZLER – Türkiye Organ Nakli Vakfı Başkanı Eyüp Kahveci, geçen yıl beyin ölümü gerçekleşen 2 bin 174 kişiden 598'inin organlarının bağışlandığını belirterek, ” ;Ülkemizde yüzde 30 bandında olan beyin ölümünde bağış oranını eğitim ve farkındalık çalışmalarıyla 50'ye çıkarmalıyız. ” ; dedi.

Kahveci, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Sağlık Bakanlığının resmi rakamlarına göre Türkiye'de organ nakli olmak için bekleyen hasta sayısının 26 binin üzerinde olduğunu söyledi.

Bu rakam içinde hastaların en fazla beklediği organın 22 bin ile böbrek olduğunu aktaran Kahveci, Türkiye'de nakillerin daha çok canlıdan yapıldığına işaret etti.

Avrupa'daki nakillerin ise büyük oranda kadavradan gerçekleştirildiğini dile getiren Kahveci, ” ;Sağlık Bakanlığı, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşlarının yaptığı farkındalık çalışmaları sonucunda artık toplum kadavradan yapılan organ bağışları konusunda bilgilenmeye başladı. ” ; diye konuştu.

  • ” ;Artış var ama istediğimiz noktada değiliz ” ;

Son dönemlerde hastanelerde verilen eğitim sonrası yaşanan artışa rağmen kadavradan yapılan organ bağışının henüz istenen düzeyde olmadığının altını çizen Kahveci, şunları kaydetti:

” ;Ailelerdeki bağış oranı düşük, bu konuda toplumsal farkındalığı artırmamız gerekiyor. Sağlık Bakanlığının rakamlarına göre ülkemizde 2017 yılında 2 bin 46 beyin ölümü tespiti yapıldı. Görüşmeler sonunda ise 554 aile ölen yakınların organlarını bağışladı. Bu rakam geçen sene 2 bin 174'e çıktı ve bağışçı aile sayısı ise 598 oldu. Beyin ölümünde bağış oranı yüzde 30 bandında. Ülkemizde yüzde 30 bandında olan beyin ölümünde bağış oranını eğitim ve farkındalık çalışmalarıyla yüzde 50'ye çıkarmalıyız. ” ;

  • ” ;Nakil bekleyen hastalar için umut kaynağı ” ;

Kahveci, Avrupa ülkelerinin her geçen gün artan organ nakil ihtiyacı karşısında yasal düzenlemeler yaptığına dikkati çekti.

İngiltere'nin Galler bölgesinde 5 yıl önce herkesin doğuştan organ bağışçısı olmasına karar verildiğini aktaran Kahveci, sözlerini şöyle tamamladı:

” ;Fransa da 2 yıl önce bu uygulamaya geçti ve organ temininde yüzde 50'den fazla artış oldu. Bu uygulama gelecek yıl İngiltere'de de başlayacak. Aynı şekilde Almanya hükümeti konuyu parlamentosunda görüşüyor. Tüm bunlar organ nakli bekleyen hastalar için umut kaynağı. Türkiye'de de Avrupa'daki gibi bir yasal değişiklik yapılabilir. Vakıf olarak herkesin doğuştan organ bağışçısı olacağı yasal bir değişiklik için çalışma grubu oluşturduk. Hazırlanacak raporu yetkili otoritelerle paylaşacağız. Bu düzenleme hayata geçerse ülkemizde organ nakli olmak için bekleyen hasta sayısı azalacaktır. ” ;