BM Genel Sekreteri Antonio Guterres Kıbrıs raporunu sundu

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER (AA) – Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, hazırladığı Kıbrıs raporunda, ''Devam eden istişarelerin, müzakerelerin yeniden başlamasını sağlayacağını umuyorum.'' ifadesini kullandı.

Guterres, Kıbrıs'ta 6 Ekim 2018-10 Nisan 2019'da tarafların ''anlamlı ve sonuç odaklı'' müzakerelere yeniden başlama noktasında kaydedilen ilerleme ve gelişmelere ilişkin raporunu BM Güvenlik Konseyine sundu.

AA muhabirinin ulaştığı raporda Guterres, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ve Rum lider Nikos Anastasiadis'in 26 Ekim 2018 ve 26 Şubat 2019 tarihlerinde BM denetiminde yaptığı iki görüşmeyi ''nadir bir fırsat'' olarak nitelendirdi.

Guterres, müzakerelere yeniden başlanması için belirlenecek şartlar konusunda iki liderin bu görüşmelerde yüz yüze yaptığı fikir alışverişinin ardından bazı önemli güven artırıcı önlemlerin de alındığını ifade etti.

Antonio Guterres, Kıbrıs'ta 2018'in sonlarına doğru Rum ve Türk kesimi tarafından BM ve Dünya Bankasının da katılımıyla ortak yapılan anket sonucunun her iki toplumda da çoğunluğun barış planın nasıl olacağına dair çok az bilgi sahibi olduğunu ya da hiç olmadığını ortaya koyduğunu kaydetti.

Anket sonuçlarının aynı zamanda, her iki toplumda çoğunluğun uzlaşma arzusunu dile getirdiğini ancak toplumların uzun süredir devam eden statükonun siyasi, ekonomik ve sosyal sonuçlarından kaygı duyduğunu da gösterdiğini belirten Guterres, müzakerelerle ilgili önemli konular hakkında iki taraftan yapılan ''düello gibi açıklamaların siyasi süreçteki ortama katkıda bulunmadığını'' ifade etti.

Kıbrıs'taki barış gücü misyonunun bu süreçte ateşkes hattında ihlallerde artış gözlemlendiğini rapor ettiğini kaydeden Guterres, '' İki taraf da kamuoyunda kapsamlı bir çözüm için gerekli siyasi iradenin var olduğu konusundaki şüpheleri dindirmeyi genel olarak başaramadı. Barış sürecinin geleceğine dair belirsizliğin devam etmesi iki toplumu siyasi angajmandan caydırdığı izlenimi verdi, kamuoyu algı anketlerinde daha fazla katılım isteği olmasına rağmen. Bu belirsizlik ayrıca iki toplumun yeniden birleşmesi beklentilerine dair inancı aşındırıyor.'' değerlendirmesinde bulundu.

Guterres, sivil toplum düzeyinde de iki toplum arasında bazı önemli girişimler olduğuna işaret etti.

Kıbrıs sorunu için görevlendirdiği geçici özel danışmanı Jane Holl Lute'un taraflarla ayrı ayrı görüşmeler yaptığını, Ada'yı 4 kez ziyaret ettiğini, garantör ülkeler Türkiye, Yunanistan ve İngiltere'den yetkililer ve Avrupa Birliği'nden temsilcilerle de görüştüğünü aktaran Guterres, istişareler sırasında tüm taraflar çözüm konusundaki taahhütlerini yinelese de bu yöndeki çabaların başarılı olamadığını belirtti.

Guterres, ''Ada'daki retorik, gerek ton gerek içerik olsun, toplumları bir araya getirecek ortak bir gelecek yerine toplumları bölmeye devam eden farklılıklara vurgu yapıyor. Her iki tarafta da yapılan iki görüşmenin ardından, müzakerelerin yeniden başlaması konusunda şüpheler devam ediyor.'' değerlendirmesini yaptı.

Bu süreçte Kıbrıs'ta 2 yeni sınır kapısının daha geçişlere açıldığına, cep telefonlarının adanın her iki tarafında da kullanılabilmesi gibi güven artırıcı önlemler alındığına ve her iki liderin de 18 bölgede mayınların temizlenmesi konusunda hemfikir olduğuna değinen Guterres, sürece dair gözlemlerini ''Kıbrıs sorununa kalıcı çözüm öncelikle tarafların elinde. Çözüm için her iki tarafın da bütün konularda beklentilerinden daha azını kabul etmesi gerek. Kapsamlı bir çözüm büyüme, refah ve güven için fırsatlar yaracak, aksi takdirde bunlar olmayacak.'' şeklinde ifade etti.

İki liderin üzerinde uzlaştığı güven artırıcı önlemleri olumlu bir gelişme olarak nitelendiren ve liderlerin bu önlemlerin uygulanmasını sağlaması gerektiğini vurgulayan Guterres, çözümün sürdürülebilir olması için kutuplaştırıcı söylemler yerine açık ve yapıcı bir şekilde toplumların iyi bilgilendirilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Guterres, ''Devam eden istişarelerin müzakerelerin yeniden başlamasını sağlayacağını umuyorum. Kıbrıs sorununa kalıcı bir çözüm bulunması için tüm gücümle arabuluculuk yapabilirim. İki lidere ve toplumlarına, garantör güçlere ve ilgili diğer taraflara yapıcı, yaratıcı ve gerekli aciliyet duygusuyla bu çabalara dahil olması çağrısı yapıyorum.'' ifadelerini kullandı.

İki bölgeli, iki toplumlu ve eşit siyasi hakların olduğu bir federasyon konusunda taraflara önemli konulardaki farklılıkları açığa kavuşturmak için daha önce teklif ettiği 6 noktayı yapıcı bir şekilde değerlendirme çağrısında da bulunan Guterres, ''Müzakerelerin yeniden başlaması için gereken şartlar henüz meyve vermese de tarafların bu fırsatı farklılıkların üstesinden gelmek için kullanacağından hala umutluyum.'' görüşünü dile getirdi.

Geçici özel danışmanı Jane Holl Lute'un istişarelerini sürdürmeye devam edeceğini ifade eden Guterres, ayrıca Kıbrıs'ta ve çevresinde bulunan doğal kaynaklardan her iki toplumun da faydalanması gerektiğini yineledi.

“Ankesör delil olamaz” raporunu hazırlayanlardan 2'si FETÖ şüphelisi

İSTANBUL (AA) – Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) TSK'daki yapılanmasını deşifre eden önemli bulgulardan biri olan ankesörlü-sabit kontörlü hatların "hukuka aykırı delil" olduğu yönünde hazırlanan raporda imzası bulunan 9 kişiden 2'sinin FETÖ şüphelisi olduğu ortaya çıktı.

Aralarında bilişim uzmanı Koray Peksavar ile avukatların da bulunduğu 9 kişi, FETÖ'nün TSK’daki yapılanmasını deşifre eden önemli bulgulardan biri olan ankesörlü-sabit hatlara ilişkin rapor hazırlayıp sosyal medyada paylaştı.

Raporu hazırlayanlar arasında FETÖ terör örgütü soruşturmasında tutuklanan avukat Kemal Uçar ile örgüte iltisakı nedeniyle TSK’dan ihraç edilen Hava Mühendis Binbaşı Levent Mazılıgüney'in de isimleri yer alıyor.

Raporda, ankesör verilerinin saklama süresinin dolduğu, bu nedenle hukuka aykırı olduğu ve delil olarak kullanılabilmesinin de mümkün olmadığı iddia edilerek, söz konusu incelemelerin de 15 Temmuz 2016'dan sonra yapılması gerektiği ve bundan önceki işlemlerin uygun olmadığı öne sürüldü.

Söz konusu rapordaki iddialar ise Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünün, FETÖ-PDY askeri mahrem yapılanmasının iletişim modeline ilişkin hazırladığı rapor ile çürütülüyor.

Emniyetin raporunda, ankesör-sabit hatlar bilgisinin itirafçılar ifadeleri üzerine ortaya çıktığı, bu ifadelerde aramanın nasıl yapıldığının detaylı bir şekilde anlatıldığına yer verilerek, bu anlatımların kollukça teknik olarak da doğruluğu tespit edildikten sonra çalışmaların yapıldığı belirtiliyor.

Söz konusu raporda, FETÖ mensubu askerleri, sivil imam tarafından ankesör-sabit kontörlü hatlar üzerinden ardışık (yakın zaman diliminde birbirini takip eden peşi sıra) ve periyodik (farklı tarih ve zaman diliminde belirli gün aralığı dahilinde) olarak arandıkları tespit edildiği belirtilerek, bu operasyon ve soruşturmalardan FETÖ elebaşısı Fetullah Gülen ve örgüt mensuplarının rahatsızlık duyduğu ve huzursuz olduklarının anlaşıldığı kaydedildi.

Örgüt mensuplarının söz konusu aramaları gizlilik ve deşifre olmama kuralına riayetle örgütsel amaçlı olarak gerçekleştirdikleri belirtilen raporda, bunun amacının ise ''abi'' diye tabir edilen örgütün sivil sorumlu mensubu ile ''öğrenci'' diye tabir edilen askeri personel arasında irtibatın HTS ile ispatının önlenmesi olduğu vurgulandı. Raporda, bu şekilde TSK içerisindeki örgüt mensuplarının deşifre edilmesinin önüne geçilmesinin amaçlandığına dikkati çekildi.

TSK içerisindeki örgüt mensuplarının, dini inançlarını başkalarının önünde yaşamak (namaz kılmak, oruç tutmak, eşinin başörtülü olması), çocuklarını örgüte müzahir okul veya dershaneye göndermek, Bank Asya'ya para yatırmak, ByLock kullanımı, örgüte müzahir gazete aboneliği gibi örgütle iltisakının olabileceği hususlarında değerlendirilebilecek her türlü faaliyetten uzak tutuldukları vurgulanan raporda, bu şahısları tespit edebilmenin ancak yapılacak adli soruşturma ve istihbarat teknikleri ile mümkün olabileceğinin altı çizildi.

Raporda, ankesör-sabit hatlarla irtibat deşifre edilerek adli soruşturma konusu edildikten sonra örgüt mensubu asker şahıslara ulaşıldığı ifade edildi.

Emniyet raporunda, söz konusu arama yönteminin özellikle 17/25 Aralık 2013 – 15 Temmuz 2016 darbe girişimine kadar olan süreçte yoğun kullanıldığı, darbe girişiminden sonraki süreçte önceki döneme göre oldukça azaldığının tespit edildiği kaydedildi.

Bu çalışmalar sayesinde örgüt tarafından düzenlenecek yeni bir darbe eylemi ihtimalinin ortadan kaldırılması, TSK içerisinde yapılanmış kadroların tespit edilmesi suretiyle örgütün silahlı kanadının önemli bir kısmının deşifre edilerek yakalandığına vurgu yapılan raporda, örgüt mensubu asker şahısların elde edilen ve edilecek deliller neticesinde etkin pişmanlık göstererek örgüt faaliyetlerinin deşifre ve soruşturmalara katkı sağlayacağı, halihazırda yapılan adli işlemlerin örgütün yöneticileri ve gerçekten suça karışmış kişilere yönelik yapılmadığı, bunun yerine sıradan kişiler ve memurlara hatta masum insanlara yönelik yapıldığı yönündeki örgütün algı çabalarının boşa çıkartılacağı anlatıldı.

  • Ankesör istatistik sayıları

Emniyet Genel Müdürlüğünün verilerine göre, FETÖ'nün askeri mahrem yapılanmasının deşifresine yönelik yurt genelinde yürütülen soruşturmalar çerçevesinde 76 ilde 677 operasyon düzenlendi.

Bu operasyonlarda gözaltına alınan 9 bin 352 şüpheliden 3 bin 631'i tutuklanırken diğerleri serbest bırakıldı. Şüphelilerin bir bölümü de etkin pişmanlık hükümlerinden yararlandı.

Soruşturma kapsamında firari olan 735 şüphelinin yakalanması için başlatılan çalışmalar sürüyor.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosunca da FETÖ'nün TSK yapılanmasında faaliyet gösteren asker şahıslardan sorumlu sivil ''mahrem imamlar'', örgüt mensubu askerlerle irtibat amacıyla ankesör-sabit kontörlü hatlardan iletişim kurduğunun tespit edilmesinin ardından başlatılan soruşturma kapsamında, 29 Kasım 2017'den 22 Şubat 2019 tarihine kadar İstanbul Emniyet Müdürlüğü ve İstanbul Jandarma Komutanlığı ile birlikte 11 ayrı operasyon düzenlendi.

Soruşturmaya konu hatlarla irtibat tespit edilen 3 bin 635 asker şüpheliden, başka suçtan tutuklu veya hükümlü olmayan, aralarında subayların da bulunduğu bin 963 şüpheli hakkında gözaltı kararı verildi. Bu şüphelilerden bin 702'si yakalanırken, 261 kişi ise adreslerinde bulunamadı.

Gözaltına alınanlardan 459'u, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanma talebiyle örgüt mensupları ve işleyişi hakkında faydalı bilgi verdiklerinden dolayı kolluk biriminden serbest bırakılmasına karar veren savcılık, bin 243 şüpheliyi ise tutuklanma ve adli kontrol şartıyla mahkemeye sevk etti.

Şüphelilerden 198'i hakimlik önünde etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanma talebiyle açıklamalarda bulunmaları ve mevcut delil durumu nedenleriyle adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

İstanbul Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği, bin 45 şüphelinin ise "silahlı terör örgütüne üye olmak'' suçundan tutuklanmasına karar verdi. Soruşturma kapsamında düzenlenen tüm operasyonlarda adreslerinde bulunamayan ve halen firari olarak aranan 261 şüpheli hakkında ise yakalama kararı çıkarıldı.

Rusya soruşturması raporunun perşembe açıklanması bekleniyor

WASHINGTON (AA) – ABD Adalet Bakanlığı Sözcüsü Kerri Kupec, Özel Yetkili Savcı Robert Mueller'in hazırlayıp Adalet Bakanlığına sunduğu Rusya soruşturması raporunun tamamının redakte edilmiş şekilde perşembe açıklanmasının beklendiğini söyledi.

Kupec, redakte edilmiş raporun önce Kongre'ye gönderileceğini belirterek, raporun perşembe günü kamuoyuyla paylaşılmasının beklendiğini ifade etti.

Kongrenin Demokrat üyeleri, daha önce Adalet Bakanlığına 2 Nisan'a kadar raporu paylaşması için çağrıda bulunmuş ancak Adalet Bakanı William Barr, raporun tamamı yerine sadece 4 sayfalık özetini göndermişti.

Özel savcı Mueller, yaklaşık 2 yıl süren Rusya soruşturması raporunu 22 Mart'ta Adalet Bakanına teslim etmiş, William Barr da ertesi gün Kongreye soruşturma sonuçlarıyla ilgili gönderdiği mektubunda, "Özel Yetkili Savcının soruşturmasında, Trump kampanyasının veya onunla ilişkili herhangi bir kişi veya yetkilinin, 2016 başkanlık seçimlerini etkileme çabasında Rusya ile komplo veya iş birliği yaptığı tespit edilmemiştir. Adalet Bakanlığının bulguları ABD Başkanını tam ve kesin olarak aklıyor." değerlendirmesinde bulunmuştu.

Türkiye'den ABD'ye rapor tepkisi

ANKARA (AA) – Dışişleri Bakanlığı, ABD'nin 2018 Türkiye İnsan Hakları Raporu'nun asılsız iddialar, gerçek dışı bilgiler, ön yargılı yorumlar içerdiğini ve 15 Temmuz FETÖ darbe girişiminin arkasında kimlerin bulunduğu algısının güçlendirdiğini bildirdi.

Dışişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, insan haklarının korunması ve geliştirilmesinin Türkiye'nin vazgeçilmez önceliklerinden olduğu belirtilerek, yalnızca Türk vatandaşları için değil, dünyanın dört bir yanındaki milyonlarca insanın sahip olduğu hakların korunması ve karşılaştıkları insan hakları ihlallerinin önlenmesi için gösterilen çabaların bunun en büyük kanıt olduğu vurgulandı.

Açıklamada, "ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından her yıl 190'dan fazla ülke için hazırlanarak ABD Kongresine sunulan mutat belgelerden olan ve 13 Mart 2019'da yayımlanan 2018 Türkiye İnsan Hakları Raporu, geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi, ülkemizle ilgili asılsız iddialar, gerçek dışı bilgiler ve ön yargılı yorumlar içermektedir." ifadesi kullanıldı.

"ABD'nin bu yılki raporunda da ülkemizin PKK, FETÖ/PDY, DEAŞ ve DHKP-C başta olmak üzere azılı terör örgütleriyle olan haklı mücadelesini idrak edemediğini hayal kırıklığı ile görüyoruz." değerlendirilmesinde bulunulan açıklamada, şunlar kaydedildi:

"Raporda, ülkemizin ve bölgemizin güvenliğinin sağlanması için uluslararası hukuk ve insan haklarına saygı çerçevesinde yürütülen terörle mücadele çabalarımız insan hakları ihlali gibi yansıtılmıştır. Bu yaklaşımı reddediyoruz."

Raporda, teröre destek verenleri ve 15 Temmuz terörist darbe girişiminin arkasında olanları "siyasi tutuklu" olarak niteleyen görüşlere yer verilmesinin raporun ne denli tarafgir olduğunu açıkça ortaya koyduğunun altı çizilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

"FETÖ elebaşına ev sahipliği yapan bir ülkede hazırlanan bu rapor, malum çevrelerin görüşlerine alet olmak suretiyle, ülkemize yönelik 15 Temmuz FETÖ darbe girişiminin arkasında kimlerin bulunduğu algısını güçlendirmektedir. İnsan haklarını siyasileştirmekten ve böylece insan hakları ilkeleri için mücadeleye zarar vermekten başka hiçbir işlevi olmayan bu nitelendirmeyi kınıyoruz."

Açıklamada, dünyanın birçok bölgesinde yaptığı operasyonlarda binlerce sivilin ölümüne sebep olanların, Zeytin Dalı Harekatı kapsamında sivillere herhangi bir zarar gelmemesini sağlayarak bölge halkının dahi takdirini kazanan Türk Silahlı Kuvvetlerini sözde sivil ölümlerle itham etmesinin kesinlikle kabul edilemeyeceğinin altı çizildi.

"Karanlık insan hakları tarihi tüm dünyanın malumu olan ve hatta daha geçtiğimiz yıl boyunca, çocuklar dahil, göçmenlere yaptığı zulümle gündeme oturan bir ülkenin, ironik şekilde Türkiye’yi suçlaması en hafif deyimiyle ciddiyetsizliktir." ifadesi kullanılan açıklamada, şunlar kaydedildi:

"Olağanüstü hali geride bıraktığımız geçtiğimiz yılda, Reform Eylem Grubu toplantılarında da teyit edilen, yargı ve temel haklar alanındaki reformlar çerçevesinde atılan adımlara raporda yer verilmemesi ise iyi niyetli değerlendirilemez. Objektiflikten tamamen uzak olan bu raporun siyasi saiklere göre şekillendirildiği açıktır. 2018 raporu, bu haliyle ABD'nin on yıllardır dünyadaki insan haklarının durumu hakkında bir izleme mekanizması işlevi gördüğü iddiasında olan yıllık insan hakları raporu geleneğinin güvenilirliğine de zarar vermektedir."

Açıklamada, ileriki dönemde de terörle mücadelenin, en başta Türk vatandaşlarının insan haklarını korumak gayesiyle kararlılıkla sürdürüleceği belirtilerek, bunu yaparken temel hak ve özgürlüklerin korunmasına, demokrasi ve hukukun üstünlüğü temelinde daha da güçlendirilmesine yönelik çalışmaların kesintisiz olarak sürdürüleceği vurgulandı.

AP, 2018 Türkiye Raporu'nu kabul etti

             BRÜKSEL (AA) - Avrupa Parlamentosu (AP) 2018 Türkiye Raporu'nda &quot;Avrupa Birliği'nin Türkiye ile katılım müzakerelerini resmen askıya alması&quot; çağrısında bulundu.</p>  <p>Hollandalı AP üyesi Kati Piri tarafından hazırlanan &quot;2018 Türkiye Raporu&quot; Strazburg'daki Genel Kurulda oylandı.</p>  <p>&quot;Avrupa Birliği'nin (AB) Türkiye ile katılım müzakerelerini resmen askıya alması&quot; önerisinin yer aldığı rapor, 109'a karşı 370 oyla kabul edildi. 143 parlamenter ise çekimser kaldı.</p>  <p>Tavsiye niteliği taşıyan ve bağlayıcılığı bulunmayan raporda, Türkiye'nin tepkisini çeken çok sayıda unsur sıralandı.

Raporda, "İnsan hakları, hukukun üstünlüğü, basın özgürlüğü ve yolsuzlukla mücadele" konularında Türkiye'ye yönelik eleştiriler sıralanırken, Kıbrıs sorunuyla ilgili bölümde her yıl olduğu gibi, büyük ölçüde Rum ve Yunan tezlerine yer verildi.

Ankara'nın Güney Kıbrıs Rum yönetimine yönelik politikalarının eleştirildiği raporda, "Türkiye'nin Kıbrıs'taki askeri varlığına son vermesi" çağrısında bulunuldu.

Raporda, Türkiye'nin Suriyeli göçmenlere yönelik politikasından övgüyle bahsedilirken, Suriye'nin kuzeyine yönelik askeri operasyonların ise "endişe verici olduğu" kaydedildi.

  • FETÖ operasyonlarına tepki

Raporda, Türkiye'de OHAL'in kaldırılmasından memnuniyet duyulduğu belirtilse de FETÖ operasyonları kapsamındaki "uzun tutukluluk süreleri ve kötü muameleden" endişe duyulduğu ifade edildi.

Türkiye'nin yurt dışındaki FETÖ örgütü mensuplarına yönelik operasyonlarından da "üzüntü duyulduğu" belirtilen raporda, bu kapsamda Diyanet çalışanlarının istihbarat amaçlı kullanıldığı ileri sürüldü.

Türkiye ve Ermenistan'a ilişkilerin normalleştirilmesi çağrısında bulunulan raporda, "İki ülke arasındaki sınır kapısının açılmasının ilişkilerin gelişmesine etki edebileceği" vurgulandı.

Öte yandan raporda, Ankara yönetimine Akkuyu Nükleer Santrali inşaatını durdurması çağrısında bulunuldu.

AP raporunda, Türkiye'ye verilen üyelik öncesi AB fonlarının da gözden geçirilmesi gerektiği belirtilerek bu fonların doğrudan Türkiye'deki sivil toplum için kullanılması ve Erasmus programındaki öğrenciler, akademi dünyası ve gazetecilerle ilgili programlara yatırılması savunuldu.

Raporda ayrıca Ayasofya'nın camiye dönüştürülmemesi vurgusu yapıldı.

  • Olumlu hususlar oldukça az

Gümrük Birliği'nin güncellenmesinin Türkiye ile AB arasında "zaten güçlü olan bağların" daha da güçlenmesine vesile olacağına dikkat çekilen raporda, bu nedenle "kapının açık tutulması" tavsiyesinde bulunuldu. Raporda, Gümrük Birliği'nin güncellenmesinin "Türkiye'deki insan hakları reformlarının teşvik edilmesinde bir araç olarak kullanılması gerektiği" belirtildi.

Türk vatandaşlarına yönelik taahhüt edilen vize serbestisinin önemine işaret edilen raporda, bundan özellikle öğrencilerin, akademisyenlerin, iş insanlarının ve AB ülkelerinde akrabaları olanların fayda göreceği vurgulandı.

Raporda, AB üyeleri ile Türkiye arasındaki yakın diyaloğun sürdürülmesinin önemine değinilerek dış politika, savunma ve güvenlik alanlarındaki iş birliğinin artırılmasının teşvik edildiği kaydedildi.

Türkiye'nin NATO'nun uzun zamandır üyesi olduğu anımsatılan raporda, Türkiye'nin jeostratejik konumu dolayısıyla Avrupa'nın ve bölgenin güvenliğinde önemli rol oynadığı belirtildi.

Raporda, Türkiye ve AB'nin NATO şemsiyesi altında stratejik konularda iş birliğini sürdürdüğü kaydedildi.

  • PKK'ya kınama

"Terör örgütü PKK'nın Türkiye'de yeniden şiddet eylemlerine başvurmasını sert biçimde kınıyoruz." ifadelerine yer verilen raporda, örgütün 2002'den bu yana AB'nin terör listesinde olduğu hatırlatıldı.

Raporda, Türkiye'nin Suriye'deki iç savaşın ardından ortaya çıkan göç krizinin çözümünde önemli rol oynadığına işaret edilerek "Türk halkı 3,5 milyondan fazla mülteciye ev sahipliği yaparak büyük bir misafirperverlik gösterdi. Türkiye'deki mültecilerin bir milyonu okul çağında ve bunların yüzde 60'ı okula devam edebiliyor." değerlendirmesinde bulunuldu.

– Piri'nin Türkiye'ye karşı "çifte standardı"

Piri, AP seçimlerinin mayıs sonunda yapılacak olması dolayısıyla son Türkiye raporunu hazırlamış oldu.

Türkiye tarafından taraflı ve ön yargılı olarak nitelendirilen Piri'nin hazırladığı önceki yıllık raporlar da benzer nitelik taşıyordu.

Özellikle, "PKK'nın Avrupa'ya tehdit oluşturmadığı" yönündeki açıklamasıyla tartışmaya yol açan Piri'ye Türkiye sert tepki göstermişti.

Dışişleri Bakanlığı söz konusu ifadelere "çifte standart ve ikiyüzlülüğün itirafı" şeklinde yanıt vermişti.

AP’nin "Türkiye ile müzakereler askıya alınsın" çağrısı AB üyesi ülkelerin tamamının görüşünü yansıtmıyor ve bağlayıcılığı bulunmuyor.

  • Dört yıl aranın ardından AB-Türkiye Ortaklık Konseyi toplanıyor

Ankara ile Brüksel arasındaki diplomasi trafiği ise AP raporundaki çağrının aksine hız kesmiyor.

AB ile Türkiye arasındaki en yüksek karar organı olan "Ortaklık Konseyi" toplantısı yaklaşık 4 yıl aranın ardından 15 Mart'ta Brüksel'de yapılacak.

Toplantıya Türkiye'den Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, AB kanadından Yüksek Temsilci Federica Mogherini başkanlık edecek.

AB ile kurumsal diyaloğun devamı ve çeşitlendirilmesi bakımından önemli olan toplantıya AB Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Johannes Hahn da katılacak.

Taraflar, bölgesel konular ve ikili ilişkileri kapsamlı şekilde değerlendirme fırsatı bulacak. Bu kapsamda vize serbestisi, Gümrük Birliği'nin güncellenmesi, katılım sürecinde gelinen nokta, terörle mücadelede iş birliği gibi konuların ele alınması bekleniyor.

Denizli merkezli “sahte engelli raporu” operasyonu

DENİZLİ (AA) – Denizli merkezli iki ilde iki zanlının tutuklandığı "sahte engelli raporu" operasyonuna ilişkin detaylar ile şüphelilerin hastanedeki güvenlik kamerası kayıtları ortaya çıktı.

Denizli Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) Şubesi Mali Suçlar Büro Amirliği ekiplerince gözaltına alınan zanlılardan A.K'nin operasyon sırasında evine gelen polislere zikir çektiğini söyleyerek yan odaya geçtiği, akli dengesinin yerinde olmadığı ve psikolojik sorunları bulunduğu gerekçesiyle ifade tutanağını imzalayamayacağını belirttiği, Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesine sevk edilince sevk evrakını imzaladığı öğrenildi.

Ağır engelli sağlık raporu bulunan zanlılardan 5'inin hastanedeki tahlil ve tetkiklerinde hiçbir engellerinin olmadığı belirlendi.

Herhangi bir rahatsızlığı bulunmayan kişiler adına sahte rapor alan zanlıların, şeker hastası olmayanlara tahlilden önce şekerli su içirdikleri, açlık kan şekeri yerine tokluk kan şekerini ölçtürdükleri ya da kan tüplerini değiştirerek istedikleri sonuçları almaya çalıştıkları, çeşitli yollarla gerçek tahlil sonuçlarıyla oynayarak sağlık kurumlarını yanılttıkları tespit edildi.

  • Yaklaşık bin kişi başvurmuş

Suç örgütünün yaklaşık 5 yıldır çok sayıda sağlıklı kişiye sahte engelli raporu aldığı belirlendi, operasyonun ardından SGK, Aile ve Sosyal Politikalar Müdürlüğü ile devlet hastaneleri gibi kamu kurumlarının engelli sağlık raporu alan kişilerle ilgili detaylı inceleme başlattığı bildirildi.

Denizli'nin yanı sıra çevre illerdeki hastanelerden de sahte sağlık raporu alan zanlılara yaklaşık bin kişinin kimlik bilgilerini verip 10 bin ile 20 bin lira arasında ödeme yaptığı ortaya çıktı.

Şüphelilerin adreslerinde yapılan aramada çok sayıda kimlik bilgisi, fotoğraf ve rapor ele geçirildi.

Üzerinde oynama yaptıkları evrakı bilgisayarda tarattırarak usulsüz engelli raporu alan zanlıların engelli aylığı bağlattıkları, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile belediyelerden engelli yardımı ve evde bakım parası aldıkları, araç alımında vergi indiriminden yararlandıkları, usulsüz ilaç temin ederek kamuyu zarara uğrattıkları belirlendi.

  • Engelli kişinin kanını tahlil için vermişler

Servergazi Devlet Hastanesinden sağlık raporu almak isteyen çete üyelerinin kan verme oyunu güvenlik kameralarınca kaydedildi.

Kayıtlarda sağlıklı olan A.G'ye engelli raporu almaya çalışan şüphelinin, 15.20'de kayıt yaptırdıktan sonra banko görevlisinin 16.00'da nöbet değişimi yapmasını beklediği görülüyor.

Görüntülerde engelli olan M.D'nin kendisi tahlil yaptıracakmış gibi A.G'den aldığı kayıt fişini görevliye göstermesi, tüpleri teslim alarak kan vermesi yer alıyor.

Soruşturmanın, hastane yönetiminin raporlardaki şüphe üzerine durumu emniyet yetkililerine bildirmesinin ardından başlatıldığı öğrenildi.

  • Olay

Mali Suçlar Büro Amirliği ekiplerince, bazı kişilerin "usulsüz şekilde engelli sağlık kurulu raporu" aldıkları ihbarı üzerine 26 Şubat'ta Denizli ve Uşak'ta düzenlenen eş zamanlı operasyonda 21 şüpheli gözaltına alınmış, zanlılardan 2'si çıkarıldıkları hakimlikçe tutuklanmış, biri adli kontrol şartıyla olmak üzere diğerleri serbest bırakılmıştı.

“Küresel enerji talebi 2040’a kadar üçte bir oranında artacak”

              LONDRA (AA) - British Petroleum (BP) tarafından, küresel enerji talebinin 2040 yılına kadar üçte bir oranında artmasının beklendiği bildirildi.</p>  <p>BP Enerji Görünümü 2019 raporunda, 2040 yılı itibarıyla küresel enerji piyasalarını etkileyebilecek belirsizliklere ve enerji sektörüne ilişkin öngörülere yer verildi. </p>  <p>Raporda küresel ekonomik büyümenin ve refah seviyesindeki artışın desteklenebilmesi için gereken enerjinin sağlanması ve hızlı bir şekilde düşük karbon salınımına geçilmesi konusundaki zorluklar temel belirsizlikler arasında sıralandı. </p>  <p>Küresel ticaret gerilimlerinin artmasının, plastik kullanımında dikkate değer sıkılaştırmaların olası sonuçlarının da 2040 yılına kadar küresel enerji görünümünde etkili olabilecek belirsizlikler arasında bulunduğu raporda yer aldı.</p>  <p>Raporda “Dönüşen Geçiş” başlığı altında gelecekte hükümetlerin politikalarının, teknolojinin ve toplumsal tercihlerin yakın geçmiştekine benzer bir şekilde ve hızda gerçekleşmesinin esas alındığı bir senaryo öngörülüyor. </p>  <p>BP’nin raporunda özellikle Hindistan, Çin ve Asya’nın geri kalanında yaşam standartlarındaki iyileşmenin de etkisiyle küresel enerji talebinin 2040 yılına kadar yaklaşık üçte bir oranında artmasının beklendiği bildirildi. </p>  <p>Toplam tüketilen küresel enerjinin ise yüzde 75’lik kısmının sanayi ve binalarda kullanılacağı, öte yandan ulaşımda tüketilen enerjinin toplam içerisindeki payının kaynakların daha verimli kullanılmasıyla ciddi şekilde azalmasının beklendiği kaydedildi. </p>  <p>Raporda, elektrik üretiminin küresel enerji artışında yüzde 75’lik paya sahip olacağı, enerji arzındaki artışın 2040 yılı itibarıyla yüzde 85’inin yenilenebilir enerji ve doğalgaz kaynaklarından karşılanacağı bildirildi. </p>  <p>Ayrıca 2040 yılında küresel elektrik üretiminde yenilenebilir enerjinin en büyük paya sahip olmasının beklendiği kaydedildi. </p>  <p>Yenilenebilir enerjinin küresel enerji sistemine girişinin tarihsel olarak diğer enerji kaynaklarından çok daha hızlı olduğu belirtilen raporda, 2040 yılına kadarki sürenin ilk yarısında petrole talebin artacağı, fakat ilerleyen dönemde bu talebin daha yatay bir hal alacağı öngörüldü. </p>  <p>Öte yandan raporda, 2040 yılına kadar küresel enerji talebinin karşılanabilmesi için yeni petrol sahalarında olan yatırımın devam etmesinin beklendiği belirtildi.</p>  <p>Raporda karbon salınımının önümüzdeki dönemde devam etmesinin beklendiğinin, bunun azaltılabilmesi için kapsamlı politika önlemlerinin gerekli olduğunun altı çizildi. </p>  <p>Rapora ilişkin değerlendirmede bulunan BP’nin Üst Yöneticisi Bob Dudley, “Rapor dünyanın enerji sistemlerinin ne kadar hızlı bir şekilde değiştiğine odaklanıyor, gelecekte daha fazla enerji ve daha az karbon emisyonu gibi ikili bir zorluğa işaret ediyor. Bu ihtiyaca cevap verilebilmesi için şüphesiz birçok farklı enerji türü rol oynayacak.” ifadelerini kullandı. 

Kaşıkçı cinayetindeki çarpıcı detaylar emniyet raporunda

İSTANBUL (AA) – İstanbul Emniyet Müdürlüğünce yayımlanan 2018 yılı faaliyet raporunda, Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı'nın Suudi Arabistan'ın İstanbul Başkonsolosluğu'nda öldürülmesine ilişkin çarpıcı detaylara yer verildi.

Emniyetin faaliyet raporunda, Suudi gazetecinin öldürülmesinin ardından basında yer alan bilgilerin yanı sıra kamuoyunun ilk kez duyacağı önemli detaylar da yer buldu.

Raporda, Suudi Arabistan'ın İstanbul Başkonsolosluğu konutunda 2 su kuyusu, bir de doğal gaz ve odunla ateşlenebilen tandır bulunduğu belirtildi. Raporda, çifte ateş ile ısı değeri bin dereceye kadar yükseltilebilen tandırın bu ısı derecesiyle yakılması halinde DNA'dan tek bir zerre bile bırakmadığına vurgu yapıldı.

  • "Kemikten elde edilen DNA analizi" uzmanı

Olay günü başkonsolosluğa giriş yapan 15 kişilik infaz ekibinin içinde yüksek lisans tezini "Kemikten elde edilen DNA analizi" üzerine yapan Suudi İçişleri Bakanlığı Adli Tıp Uzmanı 47 yaşındaki Tabip Yarbay Salah Mohammed A. Tubaigy'in bulunduğu belirtildi.

Raporda, bu kişinin çürüyen ve yakılan kemikler üzerinde DNA olup olmadığını bilebilecek uzmanlığa sahip olduğuna dikkati çekildi.

  • 32 porsiyon pişmemiş et siparişi

Bölgede yapılan araştırmalarda infaz timinin Kaşıkçı'yı öldürdükten sonra konuta ünlü bir restorandan 32 porsiyon pişmemiş et sipariş edildiği aktarılan raporda, "İster istemez akıllara birçok soru daha takılıyor… Tandırda et pişirmek önceden yapılan planların bir parçası mıydı? Elbette bu sorular aydınlatılacak. Araştırmalar henüz sonuçlanmış değil." ifadelerine yer verildi.

  • "ABD'den ilginç ihbar"

Kaşıkçı cinayetiyle ilgili soruşturma yürüten Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünün, toplamda 224 ihbarı değerlendirmeye aldığı kaydedilen raporda, en ilginç ihbarlardan birinin ABD'den geldiği belirtildi.

Buna NASA ile irtibatlı olduğunu ifade eden bu kişinin "Cemal Kaşıkçı'yı Kahire'ye götürüp öldürdüler." dediği aktarılan raporda, İstanbul Emniyet Müdürlüğünün ciddi bulduğu her bildirimi dikkatle incelediği vurgulandı.

  • "Hatice Cengiz ikinci kurban olabilirdi"

Raporda olay günü Kaşıkçı'yı konsolosluğun kapısında bekleyen görevlinin anında içeriye bilgi verdiğini belirtilerek, "Aynı görevli Hatice Cengiz'i gördüğü halde içeriye 'Kaşıkçı'yı dışarıda bekleyen var.' demiyor. Bahsetmiş olsa belki infaz durdurulurdu. Bir ihtimal daha var… Belki de Hatice Cengiz nişanlısı gibi o vahşetin ikinci kurbanı olacaktı." değerledirmesine yer verildi.

Kimyasallarla temizlenmiş alanların planlı cinayetin delillerinin karaltıldığının işareti olduğu aktarılan raporda, infaz timinin otelde bırakılması gerekirken yanlarına aldıkları bavulları girişte kolaylıkla taşıdıkları, çıkışta ise zorlanarak götürdüklerine dikkati çekildi.

Bu bilgiler ışığında emniyet yetkilileri, Kaşıkçı'nın infaz edildikten parçalanmış cesedinin yakılmış olabileceği ihtimali üzerinde duruyor.

Hakkari sağlıkta hizmet çıtasını yükseltti

HAKKARİ (AA) – SAYİM HARMANCI – Son yıllarda yeni polikliniklerin açıldığı ve nitelikli personelin görevlendirildiği Hakkari Devlet Hastanesinde hizmet kalitesi arttı.

Yaşam standartlarının yükseltilmesi için Valilik, İçişleri Bakanlığınca görevlendirme yapılan belediye ve ilgili kurumlarca başlatılan hizmet atağıyla kentin altyapısı ve üstyapısı adeta yeniden yapılandırıldı.

Bu kapsamda kültürden sanata, spordan eğitime kadar birçok alanda projelerin hayata geçirilerek sosyal hayatına katkı sağlanan kent, sağlık alanında da adından söz ettiriyor.

AA muhabirinin İl Sağlık Müdürlüğünden aldığı bilgiye göre, Sağlık Bakanlığı Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü Sağlıkta Verimlilik Kalite ve Akreditasyon Dairesi Başkanlığının ocak ayının başında yayımladığı "Sağlıkta Kalite Değerlendirmeleri Sonuç Raporu"nda Hakkari 91,68 puanla 5'inci olarak bu alanda birçok ili geride bıraktı.

Son yıllarda yeni teknolojiyle donatılan polikliniklerin açılması ve nitelikli personelin görevlendirilmesiyle vatandaşlara kaliteli hizmet sunulan devlet hastanesinde, anjiyo ünitesi ile Alkol ve Madde Bağımlılığı Araştırma Tedavi Eğitim Merkezi'nin (AMATEM) açılması için de çalışmalar sürüyor.

Vali İdris Akbıyık, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kentte sağlık hizmetlerinin iyi durumda olduğunu ve Sağlık Bakanlığınca onlarca kriter gözetilerek yapılan değerlendirmede Hakkari'nin Türkiye genelinde 5. sırada yer aldığını söyledi.

  • Hakkari'de anjiyo ünitesi açılacak

Bu sonucu daha da ileriye taşımak için canla başla çalıştıklarını belirten Akbıyık, "İlimizde maalesef bir anjiyo ünitesi bulunmuyor. Bu doğrultuda Hakkari merkezde anjiyo ünitesi için kasım ayında gerekli çalışmalar yapıldı ve Sağlık Bakanlığı tarafından bir anjiyo ünitesinin kurulması için karar alındı. Bu cihazların alımı, burada görev alacak personelin eğitimi belli bir zaman alacak." dedi.

Akbıyık, söz konusu ünitenin, İstanbul Mehmet Akif Ersoy Göğüs, Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesinin koordinatörlüğünde kurulacağını dile getirdi.

"Bitirildikten sonra ilimizde kalp ile ilgili rahatsızlığı olan vatandaşlarımız Van'a ya da başka bir yere gitmek durumunda kalmayacak, zaman kaybı olmadan burada müdahale edilecek" diyen Akbıyık, "Biz de bu konuda Sağlık Bakanlığımız ile gerekli görüşmeleri yapıyoruz, cihazların alınması ve diğer hususlarla ilgili." ifadesini kullandı.

  • Hakkari ve Yüksekova'ya 100'er yataklı hastane

Sağlıkla ilgili başka yatırımların da devam ettiğini, il merkezine ve Yüksekova ilçesine 100 yataklı ek hastanenin yatırım programında yer aldığını belirten Akbıyık, "Bunlar ilimizi daha da rahatlatacak. İlimizde doktor ihtiyacı açısından da sürekli Sağlık Bakanlığı ile görüşmelerimiz devam ediyor. Amacımız, vatandaşımıza en iyi, en hızlı şekliyle sağlık hizmetini sunabilmektir." diye konuştu.

Vatandaşlardan Erol Kanat da annesinin kalp rahatsızlığı olduğunu ve bu nedenle hastaneye geldiklerini dile getirerek, "Hizmetten son derece memnunuz. Doktorlarımız var, göz, nöroloji, üroloji, ortopedi, kardiyoloji, göğüs doktorumuz var. Çocuk doktoru yine aynı şekilde var. Burada gerekli tedavileri görüyoruz." dedi.

İstanbul'da 12 tarihi eser ihya edilecek

  İSTANBUL (AA) - İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Meclisi; Beyoğlu, Fatih ve Üsküdar ilçelerinde zamanla yok olan veya edilen 12 tescilli eseri, ihya edilmeleri için imar planlarına işleme kararını oy çokluğuyla aldı.

İBB Meclisinin gündemine sevk edilen raporda, "Beyoğlu'unda; Hatuniye Külliyesi, Fatih'te; Eme Kadın Cami, Haydarpaşa Cami, Attar Halil Mescidi, Elvan Çelebi Cami, Defterdar Efendi Medresesi ve Mescidi, Aydınoğlu Tekkesi, Kepenekçi İshak Cami, Deniz Abdal Cami, Voynuk Cami ve Katip Muslihittin Mescidi ile Üsküdar'da; Fıstıklı Mescidi'nin ihya edilme kararı alındığı" belirtildi.

İstanbul II Numaralı Yenileme Alanları Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu ve İstanbul IV Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu kararlarının hatırlatıldığı raporda, "Herhangi bir nedenle yok olan korunması gereken taşınmaz kültür varlığı olarak tescilli cami, mescit, türbe ve benzeri kültürel mirasının yaşatılmasının sağlanabilmesi amacıyla Beyoğlu, Fatih ve Üsküdar ilçelerinde bulunan fakat günümüze kadar ulaşmayan tescilli yapıların korunması gerekli kültür varlığı olarak tescil kararının planlara işlenmesi ve/veya fonksiyon değişikliğine ilişkin Koruma Amaçlı İmar Plan değişiklik gerekmektedir." denildi.

  • CHP'li üyeler ret oyu verdi

"Tescilli kültür varlıklarının imar planlarına işlenmesi" istenilen rapor, mecliste görüşülürken CHP'li üyeler karşı çıktı.

CHP Grubu adına söz alan İmar ve Bayındırlık Komisyonu üyesi Esin Hacıalioğlu, rapora ret oyu vereceklerini belirterek, "3 ilçedeki bazı tarihi eserlerin ihya edilmesine karar veriliyor. Bizim buna olumsuz (ret) oy vermemizin temel sebebi şudur: İstanbul'un eski eserlerin ihya edilmesinde neden yalnızca dini eserler öncelik veriliyor?" dedi.

Yeniden ihya edilecek (yeniden yapma-rekonstrüksiyon) eserlerin yerlerine baktığını aktaran Hacıalioğlu, şöyle devam etti:

"İstanbul'daki tarihi eserlerin ihya edilmesine bir bütün olarak bakılması lazım. İstanbul, dediğimizde 9 bin yıllık bir şehirden bahsediyoruz ama bunların hiçbiri olmuyor. Var olan eski eserlerimizin birçoğu restore edilmiyor. Ya da bazıları çok korkunç bir şekilde restore edilirken, olmayan camiler yeniden ihya ediliyor. Cami ve mescitlerde ihya edilsin yalnız yerlerine baktım. Şu anda birçoğunun yerinde parklar var. Park alanların içindeki yerlerde kalmışlar. Burada insan ister istemez bir tereddüt yaşıyor. Yalnızca bu parkların içindeki medreseleri, camileri ve külliyeleri mi ihya etmek aklınıza geliyor?"

  • "Tarihi mirasımızı korumak zorundayız"

İBB AK Parti Grup Başkanvekili Ömer Lütfü Arı ise İstanbul'u İstanbul yapan en önemli unsurlarından birinin tarihi eserleri olduğunu kaydetti.

"Tarihi eserleri ihya görevimiz var" diyen Arı, şunları söyledi:

"Dünyadaki birçok şehrin yöneticisini kıskandıracak ve bize gıptayla bakmalarına sağlayacak tarihi eserlerimizdir. Bu tarihi mirasımızı korumak zorundayız. Bugüne kadar uygulanan mevzuattan doğrultusunda iyileştirilmesi gereken hususlar vardı. Bazen korunmasına ihtiyaç olmayan yerler de korundu. Ve bir yeknesaklık yoktu. Artık İstanbul Valiliği ile İstanbul Üniversitesinin, gerek mevzuat gerekse yaklaşım konusunda ciddi çalışmalar yürüttüğünü biliyorum. Cami, külliye, mescit ve diğer tarihi eserlerin ihya edilmesi, belediye olarak gündeme getirdiğimiz hususlar değil. Bu konuda çalışan sivil toplum kuruluşları var. Emek sarf ediyorlar. Tarihe değer verdikleri için bu araştırmaları yapıp bize teklif olarak getiriyorlar. Mevzuat gereği olarak da zaten bizim, bunları ihya gibi bir görevimiz var. Bizim yaptığımız bunları planlara işlemektir. Umarız ki diğer tarihi eserlerimizi de araştırıp bulup, meclisimizin dikkatine getirecek çalışmalar yapılır. Biz de onları seve seve planlara işleriz."

Konuşmaların ardından yapılan oylamada, 3 ilçedeki 12 tescilli tarihi eserin ihya edilmesi amacıyla imar planlarına işlenme kararı oy çokluğuyla kabul edilerek Meclisten geçti.