Oyuncu İsrafil Köse'nin trafik kazasında ölümü davası

İSTANBUL (AA) – Kadıköy'deki trafik kazasında oyuncu İsrafil Köse'nin hayatını kaybetmesine neden olduğu ileri sürülen taksi şoförünün "taksirle ölüme neden olma" suçundan 6 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanmasına devam edildi.

Anadolu 60. Asliye Ceza Mahkemesindeki duruşmaya, sanık Bekir Serhut Özhan katılmadı. Duruşmada tarafları, avukatları temsil etti.

Mahkeme hakimi, tarafların kusur durumuna ilişkin Adli Tıp Kurumundan istenen raporun geldiğini tutanağa geçirdi.

Raporda, sanık Özhan'ın idaresindeki otomobil ile park halindeyken, sol gerisinden gelen Köse'nin kullandığı motosikletin hız ve mesafesini dikkate almadığı, motosikletin geçişini tamamlamasını beklemeden dikkatsiz ve kontrolsüz şekilde aracının sürücü kapısını açarak kazanın oluşumuna sebep olduğu, bu şekilde dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranarak asli ve ağır derece kusurlu olduğu belirtildi.

Oyuncu Köse'nin ise motosikletiyle seyir halindeyken seyir hızını yol ve mahal şartlarına göre ayarlamadığı kaydedilen raporda, Köse'nin dikkatsiz ve kontrolsüz seyrettiği gerekçesiyle alt düzey tali derecede kusurlu bulunduğu şeklinde görüş bildirildi.

Söz verilen oyuncu Köse'nin ailesinin avukatı Asım Çeker, Adli Tıp Kurumunun raporunu kabul ettiklerini belirterek, "Olay park halindeki bir aracın kapısını açmasından meydana gelmiştir. Sanık tam kusurludur. Şikayetimiz devam ediyor." dedi.

Sanık Özhan'ın avukatı, olayda İsrafil Köse'nin kusuru bulunduğunu ileri sürerek, yeniden rapor alınmasını talep etti.

Mahkeme, birinci bilirkişi raporu ile ikinci Adli Tıp Kurumu raporunda, kusurlu hareketlerin tespiti açısından çelişki çıktığı gerekçesiyle İstanbul Teknik Üniversitesinden seçilecek 3 kişilik uzman bilirkişi heyetinden yeniden rapor düzenlenmesinin istenmesine karar verdi.

Duruşma ertelendi.

– İddianameden

Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, İsrafil Köse'nin 21 Ağustos 2016'da motosikletiyle seyir halindeyken Ayrılıkçeşme Metro İstasyonu güzergahında park halindeki, sürücüsü Bekir Serkut Özhan'ın içinde bulunduğu ticari taksiyle çarpıştığı anlatılıyor.

Köse'nin kazadan 2 gün sonra tedavi gördüğü hastanede vefat ettiği aktarılan iddianamede, kaza tespit tutanağında, olayda her iki sürücünün de kusurlu olduğunun belirlendiği kaydediliyor.

İddianamede ifadesine yer verilen bir tanığın, kazanın, sanık Özhan'ın bulunduğu taksinin kapısının yaklaşık 10 santimetre açılması neticesinde Köse'nin motosikletinin taksinin kapısına çarpması sonucu meydana geldiğini beyan ettiği belirtiliyor.

İddianamede, taksi şoförü Bekir Serkut Özhan'ın "taksirle ölüme neden olma" suçundan 2 yıldan 6 yıla kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.

Hudeyde'deki çatışmalarda 1 haftada 34 sivil öldü

ADEN (AA) – Yemen'in El-Hudeyde ilinde İran destekli Husiler ile Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon güçlerinin desteklediği Yemen ordusu arasında çıkan çatışmalar nedeniyle kasım ayının ilk haftasında 34 sivil öldü, 58 kişi yaralandı.

Yemen'deki Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisinin (OCHA), insani yardım alanında çalışan diğer kuruluşlarla birlikte hazırladığı raporda, bu ayın ilk on gününde Hudeyde ilinde özellikle şehir çevresindeki hava saldırıları, topçu ateşi ve çıkan çatışmalarda belirgin bir artış görüldüğü kaydedildi.

Raporda, kasım ayının ilk haftasında Hudeyde kentinde çıkan çatışmalarda 34 sivilin öldüğü, 58 kişinin yaralandığı ifade edildi.

Sivillerin ölmelerine ve yaralanmalarına neden olan hava saldırılarına rağmen, Hudeyde kentindeki çatışmaların 12 Kasım'da hafiflediği belirtilen raporda, operasyonların kentteki alt yapıya zarar vermeye devam ettiği aktarıldı.

Yemen hükümet güçleri, Hudeyde kenti ve limanını Husilerden almak için 13 Haziran'da Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon güçlerinin desteğiyle operasyon başlatmıştı. Koalisyon güçleri de 17 Eylül'de kenti Husilerden temizlemek için "geniş çaplı operasyon" başlattıklarını duyurmuştu.

Birleşmiş Milletler verilerine göre ülkede devam eden iç savaş nedeniyle Yemenliler dünyadaki en ağır insani krizle karşı karşıya bulunuyor.

İç savaş sırasında ülkede 15 binden fazla sivilin öldüğü veya yaralandığı, savaş nedeniyle sağlık sektörünün çöktüğü, kolera, difteri ve benzeri hastalıkların yayıldığı belirtiliyor.

Uzun süredir siyasi istikrarsızlığın hüküm sürdüğü Yemen'de Husiler, Eylül 2014'ten bu yana başkent Sana ve bazı bölgelerin denetimini elinde bulunduruyor. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon güçleri ise Mart 2015'ten bu yana Husilere karşı Yemen hükümetine destek veriyor.

“Yabancı güçler Yemen'de üs kurma yarışında”

İSTANBUL (AA) – İHH İnsani ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (İNSAMER) raporuna göre, Yemen'in jeostratejik önemi, Kızıldeniz ve Aden Körfezi ülkelerinde normal olmayan askerileşme ve yabancı güçlerin üs kurma yarışı, bölgede oluşmaya başlayan yeni güç mücadelelerinin yalnız bir tarafını oluşturuyor.

İHH İnsani ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (İNSAMER) araştırma ekibinden Riad Domazeti, "Çöken Devletin Enkazında Barışı Arayan Bir Halk" başlıklı "Yemen Raporu" hazırladı.

Raporda, 2011 yılında Ortadoğu'da özgürlük, siyasal katılımcılık, daha iyi ve eşit ekonomik paylaşım üzerinde başlayan halk hareketlerinin, ocak ayında San'a Üniversitesi öğrencilerinin sokağa çıkmasıyla Yemen'e de sıçradığı hatırlatılarak, son 8 yıllık çatışma ve gerginlik sürecinde ülkenin ciddi siyasi, askeri ve insani kriz ile karşı karşıya olduğu vurgulandı.

Yemen'deki mevcut krizin, yerel aktörler ile İran, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile Suudi Arabistan gibi bölgesel aktörlerin yanında, ABD ve Çin gibi küresel ticari hegemonya peşinde olan güçler arasında bilek güreşine dönüştüğü belirtilen raporda, Yemen'in jeostratejik önemine ilişkin şu bilgiler yer aldı:

"Günümüz ticaret sirkülasyonuna baktığımızda Çin ve Hindistan gibi Asya ülkelerinde üretilen malların çoğunun Avrupa'ya nakli Yemen sahil bölgelerinden sağlanmaktadır. Yemen aynı zamanda dünya petrolünün yüzde 5 civarında geçtiği Bab'ul Mendeb Boğazı'nı teşkil ediyor. Özellikle Orta Doğu petrollerinin Kızıldeniz üzerinden dünya pazarlarına transferinde hayati bir rol oynamaktadır.

Son olarak Çin'in icra etmeye başladığı ve 68 ülkeyi kapsayan 'Bir Kuşak Bir Yol' ya da 'Yeni İpek Yolu' projesinde de en önemli duraklardan biri Yemen'dir. Bu durum da bir yandan ABD'nin elinde tuttuğu ticaret hegemonyasını kırmaya yönelik bir hamle olarak okunurken, diğer yandan uluslararası sistemdeki dengelerin çok ciddi anlamda değişikliğe yol açması anlamına gelmektedir. Çin'in bu projeyi gerçekleştirmesi Dubai ve Abu Dabi gibi etkili ticari merkezlerinin ihtişamlarının Hudeyde ve Aden gibi Yemen kentlerine geçme potansiyelini taşıyor. Bu sebepten ötürü Yemen'de mevcut siyasal kaosta en önemli ve etkili aktörlerin başında Birleşik Arap Emirlikleri gelmektedir. Birleşik Arap Emirlikleri, Yemen'e ait birçok sahil kentinde hakimiyet kurmuş ve limanlarını kontrol altına almıştır."

– Arap Baharı'ndan iç savaşa

Yemen devletinin kurucu unsurlarından olan Kuzeyli Ali Abdullah Salih'in, 33 yıl boyunca kesintisiz bir şekilde Yemen'i yönettiği, 2011 yılında Salih'e karşı başlatılan gösterilerin kısa zamanda, Salih yanlısı grupların sokağa çıkmaları ile neticelendiği belirtilen raporda, bu olayların Salih yanlısı gruplar ile özgürlük yanlıları arasında kısa zamanda toplumsal gerginlik ve çatışmaya yol açtığı ifade edildi.

Arap Baharı'nın getirdiği özgürlük ortamına karşı statükonun korunması amacıyla Birleşmiş Milletler, İslam İşbirliği Teşkilatı ve Körfez İşbirliği Teşkilatı'nın ısrarlı girişimleri sayesinde Salih'in yetkilerini yardımcısı Güneyli Abdurrabu Mansur Hadi'ye devre etmeyi kabul ettiği hatırlatılan raporda, ancak Salih'in uzun yönetim sürecinde kurduğu askeri, ekonomik ve kabilevi ilişkiler sayesinde, ölümüne kadar Yemen siyasal sahnesinde en önemli aktör olarak kalmayı başardığı anlatıldı.

Ülkede tüm olumlu ve olumsuz noktalara hakim olan Salih'in, Yemen'de tekrar boy göstererek bu defa müttefikleri Suudi Arabistan'a karşı Husiler ile hareket etmeye başladığı ifade edilen raporda, şunlar kaydedildi:

"Husiler ile Salih arasında kurulan bu ittifak etkin bir direnişle karşılaşmadan 2015 yılında başkent San'a'yı ele geçirdi. Tarihsel ve toplumsal bir gerçeğe dayanan Kuzey ile Güney ayırımını derinleştiren bu hadise, Suudi Arabistan önderliğinde oluşan Arap Koalisyonu'nun askeri müdahalesi ile neticelendi. Bu olay Husilere verdiği destekle etkisi artan İran'dan rahatsız olan Suudi Arabistan'da Kral Selman'ın tahta çıkışının hemen sonrasına tekabül ediyor.

'Kararlılık Fırtınası' olarak isimlendirilen Arap ülkelerinin askeri müdahalesinin her ne kadar başta başarılı ve prestij getireceği düşünüldüyse de savaşın uzaması üzerine Arap Koalisyonu'nun askeri başarısı kuşku ile karşılanmaya başladı. Güney bölgelerinde İran destekli Husilerin ilerleyişini durdurduysa da, Arap Koalisyonu Husilerin hakimiyetindeki Kuzey bölgelerinde kayda değer bir başarı sağlayamadı. Bu durum başta Suudi Arabistan'ın sınır bölgeleri olmak üzere çevrede güvenlik ve ekonomik anlamda ciddi meydan okumalara sebebiyet verdi. Suudi Arabistan'ın, Yemen savaşında iyi bir askeri stratejisinden yoksun olarak öne sürülmesi orta vadede Güney bölgelerinde ciddi güvenlik riskleriyle karşı karşıya kalması anlamına geliyor."

-Yemen'de aktörlerin pozisyonları

Yerel, bölgesel ve küresel aktörlerin mücadele alanı haline dönüşmüş Yemen'in bugün siyasi ve askeri olarak iki ana yapıya ayrıldığı belirtilen raporda, "İran destekli Husiler Kuzey bölgesinde, Suudi Arabistan önderliğindeki Arap Koalisyonu'nun desteklediği Hadi hükümet güçleri de Güney vilayetlerinde hakim konumunda. Bu iki ana grubun yanı sıra, kendi bölgelerinde etkin olan aşiretlerin yerel nüfuz alanları da bulunmaktadır, ancak bunların ülke çapında bir etkisi hissedilmemektedir. Yemen'de her ne kadar gücü oldukça azalmış olsa da dördüncü bir unsur olarak el-Kaide kontrolündeki bazı küçük bölgelerin varlığı da devam etmektedir." denildi.

Siyasi ve askeri anlamda Güneyli güçlerin varlığına bakıldığında uluslararası camianın resmi olarak tanıdığı Hadi hükümeti ile Birleşik Arap Emirlikleri destekli çeşitli yerel silahlı grupların yanı sıra, Arap milliyetçiliği ve sosyalist görüşlere sahip Güneyli ayrılıkçılar olarak tanınan irili ufaklı birçok grubun sahada hakimiyet mücadelesi vererek çeşitli farklı amaç ve hedefler çerçevesinde varlığını sürdürdüğü ifade edilen raporda, şu görüşlere yer verildi:

"Aden merkezli Güney bölgesinde etkili diğer bir grup ise Müslüman Kardeşler'e yakın olarak görülen Islah Partisi ve onunla hareket eden yerel komutanlar ve ilgili silahlı güçler. Güneyli gruplar genel anlamda Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin desteği ve yönlendirmesiyle Husiler'e karşı hareket etse de zaman zaman kendi aralarında da ciddi ihtilaflar yaşayarak silahlı çatışmalara giriyor. Dolayısıyla Güney bölgelerini kontrol eden güçlerin tek çatı altında bir birliktelikten bahsetmek mümkün değil.

Yemen'in güneyinde Arap Koalisyonu'nun desteği ile hakim olan güçler her ne kadar Husiler'e karşıtlığı üzerinde bir mutabakat içinde hareket etseler de yabancı güçlerin kışkırtması ve savaş sonrasındaki pozisyonlarını da düşünerek, aralarında ciddi ihtilaf ve çatışma yaşanıyor."

İran destekli Husiler'in hakim olduğu kuzey bölgelerindeki kentler içinde başkent San'a ve liman şehri Hudeyde'nin öne çıktığı, Suudi Arabistan sınırına yakın kuzeyde yer alan ve Husi cemaatinin siyasal başkenti olan Saada şehrinin ise Husilerin en etkili olduğu yerler arasında yer aldığı belirtilen raporda, bunların yanında İbb, Amran, Reyma, Zemar, Mahvit gibi yerlerin de tamamen Husiler'in kontrolünde olduğu, başkent San'a'nın bazı bölgeleri bölünmüş durumunda olsa da Husiler'in burada başta Beyda olmak üzere toprakların büyük bölümünü denetimleri altında tuttuğu aktarıldı.

Mevcut durumunda Yemen'de savaşın birkaç aydır kilitlendiği noktanın ise Hudeyde şehri ve Hudeyde limanının oluşturduğu ifade edilen raporda, Arap Koalisyonu'nun önderliğindeki güçlerin, her ne kadar birçok kez ele geçirmeye çalıştıysa da başarılı olamadığı belirtildi.

Hudeyde Limanı'nın, Yemen savaşının geleceğini belirleyecek en önemli duraklardan biri olduğu kaydedilen raporda, Husiler'in hakim olduğu bölgelere giden gıda, yakıt, ilaç ve hatta İran'dan gelen lojistik ve silahların bu limandan sağlandığı bildirildi.

– Aden Körfezi'nde yeni kriz mi?

Tamamen özgürlük ve insan hakları üzerinde inşa edilen fikir ve verilen mücadelenin, son 8 yıllık sürecin sonunda özellikle bölgesel ve küresel aktörlerin de etkisiyle yerini çatışma ve kaosa bıraktığı vurgulanan raporun sonuç bölümünde, şu değerlendirmeye yer verildi:

"Tam anlamıyla hiçbir zaman kurumsallaşamamış Yemen Devleti kurma arayışları, geride büyük bir insani felaket ve enkaz bırakmıştır. Yemen'in jeostratejik önemi, Kızıldeniz ve Aden Körfezi ülkelerinde normal olmayan askerileşme ve yabancı güçlerin üs kurma yarışı, bölgede oluşmaya başlayan yeni güç mücadelelerinin yalnız bir tarafını oluşturuyor.

Orta Doğu'daki krizlere odaklanılmasına rağmen bundan sonra muhtemelen Aden Körfezi daha fazla konuşulmaya başlanacak. Zira bölgede Suudi Arabistan, İran, Birleşik Arap Emirlikleri gibi bölgesel aktörlerin yanında Çin, Japonya, Fransa, ABD ve İngiltere'nin askeri üs inşa faaliyetlerini, bölgenin geleceği açısından önemli veri olarak kabul etmek gerekiyor."

AB fonu “hedefine ulaştı”

BRÜKSEL (AA) – Avrupa Sayıştayı Üyesi Bettina Jakobsen, "Türkiye'deki Suriyelileri desteklemek için kurulan fon iki yılda 3 milyar avroyu harekete geçirme hedefine ulaştı." dedi.

Jakobsen, Avrupa Birliği'nin (AB) Türkiye'deki Suriyelileri desteklemek için taahhüt ettiği 6 milyar avroluk desteğin ilk 3 milyar avroluk kısmına ilişkin Avrupa Sayıştayı tarafından hazırlanan rapor hakkında Brüksel'de basın toplantısı düzenledi.

İnsani ve nakdi yardım projelerinin verimliliğinin artırılabileceğine dikkati çeken Jakobsen, "Türkiye'deki Suriyelileri desteklemek için kurulan fon iki yılda 3 milyar avroyu harekete geçirme hedefine ulaştı." diye konuştu.

Jakobsen, bir hesap denetçisi olarak, sağlanan yardımın bütün aşamalarını takip edebilmeyi istediklerini söyledi.

– Avrupa Sayıştayı raporu

Avrupa Sayıştayı raporunda, AB'nin göçmen krizindeki zorlu koşullarda Türkiye'deki Suriyelileri desteklemek için hızlı tepki verdiği ve 3 milyar avroyu harekete geçirdiği ifade edildi.

Suriye'deki kriz nedeniyle Türkiye'nin bir göç akını yaşandığı anımsatılan raporda, Türkiye'nin yaklaşık 4 milyon ile dünyada en fazla sayıda göçmene ev sahipliği yaptığı belirtildi.

Raporda, Türkiye'deki söz konusu göçmenlerin 3,5 milyona yakınının Suriyeli olduğu ve bu kişilerin yüzde 94'ünün göçmen kampları dışında, şehirlerde yaşadığı kaydedildi.

Denetlenen Suriyelilere yönelik bütün insani projelerin göçmenlere yararları dokunduğuna işaret edilen raporda, bazı projelerin ise beklenen düzeyde sonuç ortaya çıkarmadığı aktarıldı.

Kızılay Kart kapsamındaki doğrudan nakit destekleme projesinden yararlananların isim, kimlik numarası ve adres gibi verilerinin Türkiye'nin veri koruma kanunu nedeniyle paylaşılmadığı bilgisi verilen raporda, bu projelerin etkinliğinin artırılabileceğine dikkat çekildi.

Söz konusu nakit desteklemelerin birinci aşamasında 278 milyon avro, ikinci aşamasında ise 520 milyon avronun doğrudan uygulayıcı ortaklara aktarıldığı belirtilen raporda, projeler başlamadan yapılan ön ödemelerin uygun bulunmadığı bilgisin paylaşıldı.

Raporda Avrupa Sayıştayı, AB Komisyonunu, altyapı ve sosyoekonomik desteklemelerde göçmenlerin ihtiyaçlarını daha iyi belirlemeye, kalkınma desteklemelerine yönelmeye ve nakit detsek projelerinin etkinliğini artırmaya çağırdı.

– Süreç

AB, 29 Kasım 2015'te düzenlenen Türkiye-AB Zirvesi'nde, Türkiye'deki Suriyeliler için 2017 yılı sonuna kadar 3 milyar avroluk fon sağlamayı taahhüt etmişti. 18 Mart'taki zirvede ise bu bütçenin bitmesi durumunda 2018 sonuna kadar 3 milyar avroluk ek fonun hayata geçirilmesi kararlaştırılmıştı.

Fonların, Türkiye'deki Suriyelilerin sağlık, eğitim, altyapı, gıda ve diğer ihtiyaçları için geliştirilecek projelere harcanması karara bağlanmıştı.

Türkiye, uzun süredir AB'nin ülkedeki Suriyeli göçmenlere yönelik mali yardımını yeterince hızlı aktarmadığını belirtiyor.

Türkiye, dünyada en fazla sayıda sığınmacıya ev sahipliği yapan ülke durumunda bulunuyor.

Türkiye'de 3,5 milyonun üzerindeki göçmenin yaklaşık yarısını çocuklar oluşturuyor. Ayrıca, Türkiye'nin göçmenler için harcadığı paranın, sivil toplum kuruluşları ve belediyelerin katkılarıyla söz konusu destek miktarlarının çok üzerinde olduğu tahmin ediliyor.

– Kızılay Kart hakkında

Türk Kızılayı, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı (WFP) ortaklığında yürütülen sosyal uyum programı kapsamında, kamp dışında bulunan Suriye vatandaşı ve İl Göç İdaresi Genel Müdürlüğüne kayıtlı diğer göçmenler "Kızılay Kart" aracılığıyla aile ferdi başına aylık 120 lira civarında nakit yardım alabiliyor. AB'den şimdiye kadar yaklaşık 1 milyar avroluk finansman sağlanan programla Türkiye'de 1,3 milyon göçmene ulaşılıyor.

Niğde merkezli sahte sağlık ve engelli raporu operasyonu

NİĞDE (AA) – Niğde merkezli 8 ilde, hastanelerden aldıkları usulsüz ve sahte raporlarla emeklilik ve engellilik işlemleri yaptırdıkları belirlenen kişilere yönelik operasyonda gözaltına alınan 39 şüpheliden 8'i adliyeye sevk edildi.

Niğde Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürütülen soruşturma kapsamında düzenlenen operasyonda gözaltına alınan 39 zanlının emniyetteki işlemleri tamamlandı.

Şüphelilerden 31'i emniyetteki ifadelerinin ardından serbest bırakıldı, aracılık yaptıkları öne sürülen biri kadın 8 zanlı adliyeye sevk edildi.

Haklarında gözaltı kararı bulunan 10 kişinin yakalanmasına yönelik çalışmalar sürüyor.

Niğde merkezli 8 ilde, kamu hastaneleri ve özel hastanelerden usulsüz ve sahte hastalık ve engelli raporu alarak emekli olan, engelli kadrolarından işe giren, engelli ve bakım maaşı alan, engel oranlarına göre maaşlarında artış yapmayı amaçlayan, devleti yüklü miktarlarda zarara uğratan kişilerin deşifresine yönelik soruşturma başlatılmıştı.

Soruşturma kapsamında 2 Kasım'da Niğde merkezli Hatay, İstanbul, İzmir, Samsun, Erzincan, Adana ve Osmaniye'de 49 şüpheliye yönelik 46 adrese düzenlenen eş zamanlı operasyonda 29'u Niğde'de, 10'u ise diğer illerde 39 şüpheli gözaltına alınmıştı.

BMGK Guterres'in Kıbrıs sorunun çözümüne “yeni fikirler” önerisini gözardı etti

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER (AA) – BETÜL YÜRÜK – Birleşmiş Miletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres'in Kıbrıs raporu, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ndeki (BMGK) bazı üye ülkeleri "hayal kırklığına" uğratırken, konseyin ''BM kararları ile uyumlu, iki toplumlu, iki bölgeli ve müzakere edilmiş kapsamlı bir çözüm'' açıklaması da Guterres'in ''yeni fikirler'' çağrısını gözardı etmiş oldu.

BMGK, Guterres'in 15 Ekim'de sunduğu Kıbrıs raporunu dün kapalı kapılar ardında görüştü. Görüşmenin ardından konsey, raporu memnuniyetle karşılasa da rapor aslında bazı üye ülkeleri memnun etmedi.

AA muhabirin görüşmeye katılan diplomatlardan edindiği bilgiye göre, konseyin bazı ülkeleri raporun "yarattığı hayal kırıklığını" dillendirdi.

Guterres'in Kıbrıs sorunu için görevlendirdiği geçici özel danışmanı Jane Holl Lute'un Kıbrıs raporunun "hayal kırıklığına neden olduğu" görüşünün bazı ülkelerce paylaşıldığını belirten diplomatik kaynaklar, "raporun müzakerelerin yeniden başlatılmasına dair bir perspektifi içermediği" yorumlarının yapıldığını ifade etti.

Konseyin geçici üyelerinden Hollanda'nın BM Daimi Temsilcisi Karel van Oosterom bu ''hayal kırıklığını'' konseydeki kapalı oturum öncesi gazetecilere yaptığı Crans Montana'dan sonraki dönemde "siyasi süreci ilerletmeye yönelik bir adım atılmadığı" yönündeki açıklamasıyla açıkça ve yüksek sesle dillendirmişti.

– Guterres'in yeni fikirler önerisi gözardı edildi

BMGK'nin "BM kararları ile uyumlu, iki toplumlu, iki bölgeli ve müzakere edilmiş kapsamlı bir çözümün'' önemine vurgu yapan ortak açıklaması ise Guterres'in raporundaki ''yeni fikirler'' önerisini gözardı etmiş oldu.

BM Genel Sekreteri Guterres, 15 Ekim'de BMGK'ye sunduğu Kıbrıs raporunda, "Ada'da iki toplum arasında kapsamlı çözüm umutlarının hala canlı olduğuna inanıyorum." değerlendirmesinde bulunmuş ve ''yeni bir çabadan sonuç alınabilmesi için yeni fikirlere ihtiyaç duyulabileceği" önerisini getirmişti.

– Zaman vurgusu

BMGK ayrıca taraflara Genel Sekreter Guterres'in raporundaki öneriler doğrultusunda ''yapıcı, açık ve yaratıcı bir çalışma içine girmeleri" çağrısı yaparak, ortak açıklamada gerek ''mümkün olan en kısa sürede'' gerekse ''gecikmeksizin'' ifadelerinin vurgulanmasıyla da sürecin artık daha fazla uzatılmamasının gerektiğine dikkati çekti.

BM, Kıbrıs özel danışmanı Lute'un Ada'da taraflarla yürüttüğü istişareler ve sonrasında ortaya çıkan rapor ile ''taraflar arasındaki güven sorununun da bu aşamada en büyük engel'' sonucuna da vardı.

Kıbrıs raporu hakkında BMGK'yi bilgilendiren BM Siyasi İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Rosemary DiCarlo'nun konseye ''taraflar arasındaki güven sorununun bu aşamada en büyük engel' olduğu'' yönünde bir değerlendirme yaptığını belirten kaynaklar, DiCarlo'nun konseyle Lute'un çalışmarının devam edeceği bilgisini de paylaştığını söyledi.

– BM Genel Sekreterinin Kıbrıs raporu

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, BMGK'ye sunduğu Kıbrıs raporunda, Guterres, Ada'da kapsamlı çözüm umutlarının hala canlı olduğunu vurgulamıştı.

Sonuç vermeyen ve sonu olmayan bir sürecin geride kaldığını, Kıbrıs'ta çözümsüzlüğün sürdürülemeyeceğine dair yaygın bir anlayış olduğunu kaydeden Guterres, "Kıbrıslıların sadece net bir ufukta başarılabilecek kalıcı bir barışın getirebileceği ortak bir geleceği hak ettiğine inanıyorum." ifadesini kullanmıştı.

Ada'da çözümün gelecekte her Kıbrıslının koşullarını iyileştireceğine değinen Guterres, taraflar beklentilerinden daha azını kabul etse de çözümün büyüme, refah ve geleceğe dönük güven fırsatları sunacağına işaret etmişti.

– "Yeni fikirlere ihtiyaç duyulabilir"

İki tarafın da müzakere konusundaki istekliliği göz önünde bulundurularak "bundan sonraki sürece aciliyet duygusuyla iyi bir şekilde hazırlanılması" gerektiğini belirten Guterres, yeni bir çabadan sonuç alınabilmesi için "yeni fikirlere ihtiyaç duyulabileceği" yorumunu yapmıştı.

Guterres, müzakereler başlamadan önce kilit konularda gerçek bir yakınlaşma sağlanıp sağlanmadığını ve tarafların kendi öngörebileceği ortak bir geleceğe yönelik çözüm için yeni öneriler getirmede istekliliğini ölçmek için Lute'tan Ada'ya giderek istişarelerini sürdürmesini isteyeceğini aktarmıştı.

Ayrıca Guterres raporunda, tam teşekküllü müzakerelere yeniden başlamadan önce taraflardan başlangıç noktası konusunda anlaşmalarını istemişti.

2019 Yılı Bütçesi Plan ve Bütçe Komisyonunda

TBMM (AA) – 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ve 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesinhesap Kanunu Tasarısı'nın geneli ile Sayıştay raporları üzerindeki görüşmelere, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda başladı.

Komisyon, AK Parti Isparta Milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç başkanlığında toplandı.

Siyasi parti temsilcileri bütçe teklifi, kesinhesap tasarısı ve Sayıştay raporları üzerinde görüşlerini açıklayacaklar.

Görüşmelerin sonunda Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak'ın, soru ve eleştirilere yanıt vermesi bekleniyor.

Bu arada karar gereğince, bakanlıkların bütçelerinin görüşmelerinde, Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi milletvekillerine 10'ar, üye olmayan milletvekillerine 5'er dakika süre verilecek.

Bütçenin tümü üzerinde yapılacak bugünkü görüşmelerde ise üye milletvekillerine 20 dakika süre tanınacak.

Hububat Konseyinden “su transferi” önerisi

ANKARA (AA) – CÜNEYT KEMAL ÖZKÖK – Ulusal Hububat Konseyince 4,5 milyon hektar alanın nadasta olduğuna işaret edilerek, "Tarımın iklim şartlarına bağımlılığının azaltılması için boşa akan suların sulanamayan alanlara aktarılarak havzalar arasında su transferinin yapılması gerekiyor." önerisinde bulunuldu.

Ulusal Hububat Konseyince, sektörün sorunlarını içeren rapor hazırlandı. Raporda, sektörün bazı düzenlemeler ve alınacak önlemlerle canlanacağı görüşü aktarıldı.

Buğday ekim alanlarının son 10 yılda 9 milyon hektardan 7,6 milyon hektar civarına düştüğüne dikkat çekilen raporda, buna rağmen yeni çeşitlerin ıslahı, yetiştirme tekniklerindeki gelişmeler, ekim nöbeti ilkelerine uyulması gibi nedenlerle birim alan veriminin giderek arttığı ve üretimde düşüş yerine artış görüldüğü bildirildi. Raporda, "Gelinen noktada nüfus artışı, göçmen nüfus, artan turist sayısı, dışarıya yapılan yardımlar ve çevremizde yaşananlardan (Türkiye'den gelecek gıdalarla beslenmek durumunda olanlar, komşu ülkelerin insanları) dolayı tüketim öngörülenin çok üzerinde gerçekleşmektedir. Bu nedenle buğday ekim alanlarında sınır değerlere ulaşılmış olup, bunun altına düşen ekim alanları kurak yıllarda üretim yetersizliği sorununu beraberinde getirecektir." ifadesine yer verildi.

Buğday desteğinin, 5 kuruştan 10 kuruşa yükseltilmesinin sektörde sevinç yarattığı vurgulanan raporda, desteklemelerin, bölgesel olarak yeterli yağış altında, sulu/kurak farklılıklar ve maliyetler dikkate alınarak hissedilir düzeyde yeniden ele alınması talep edildi.

– "Havzalar arası su transferi yapılmalı"

Türkiye'de büyük kısmı İç Anadolu ve geçit bölgelerinde 4,5 milyon hektar civarında nadas alanı bulunduğuna işaret edilen raporda, "Tarım potansiyelinin önündeki en büyük engel, bu potansiyelin kullanılamıyor olmasıdır. Bunun en büyük nedeni ise sudur. Tarımın iklim şartlarına bağımlılığının azaltılması gerekir. Sürdürülebilir bir verim için belli ilkeler çerçevesinde boşa akan suların sulanamayan alanlara aktarılması için havzalar arasında su transferinin yapılması gerekir." değerlendirmesinde bulunuldu.

Raporda, tarımsal ürünlerin gümrük vergisi düzenlemelerinin, ürün hasat zamanı değil, ürünün en az olduğu zamanlarda gerçekleştirilmesi talep edilirken buğday, mısır ve çeltik hasat sezonlarında ithalat söylemlerinin piyasayı olumsuz etkilediği kaydedildi.

– "Tarımsal desteklemeler güncellenmeli"

Tarım desteklerinin 16 milyar lirayla Tarım ve Orman Bakanlığı bütçesinin yüzde 65'ine karşılık geldiği ve sektör açısından önemli bir miktar olduğu vurgulanan raporda, şu ifadelere yer verildi:

"Tarımsal desteklemenin sektörlere ne yönde ve derecede etki yaptığı, hedeflenen amaçlara ne ölçüde ulaşıldığı konusunda etki analizleri yapılarak, kendini yenileyen bir destekleme modeli oluşturulmalı, planlamalar yapılmalıdır.
Tarımsal ürün prim destekleri ve girdi destekleri (mazot, gübre, sertifikalı tohum gibi) ülke ve dünya gerçekleri göz önüne alınarak güncellenmelidir."

– "Diğer bakanlıklarla koordineli sosyal projeler oluşturulmalı"

Raporda, tarım ve doğanın ilköğretimden itibaren okullarda anlatılması ve sevdirilmesi gerektiği belirtilerek, "Tarımın tüm sorunlarının çözümünü Tarım ve Orman Bakanlığından beklemek haksızlıktır. Tarımdan kaçışı durdurup, üretim bölgelerinde insanları doyurmak ve mutlu kılmak adına sosyal projeler oluşturulmalıdır. Üretim bölgelerinde yaşayan ve sürekli göçen insanların en büyük kaygısı sağlık ve sosyal güvencelerinin olmayışı ve bu eksiğini giderme gayretidir. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ile yapılacak çalışmalarla üretim bölgelerinde yaşayan insanların sağlık ve sosyal güvenceleri devlet tarafından karşılanabilir." değerlendirmesi yer aldı.

Türkiye'nin un ve unlu mamuller ihracatında dünya lideri olduğu anımsatılan raporda, şunlar kaydedildi:

"2017'de ithal edilen 5 milyon ton buğdaya karşılık, 7 milyon ton buğday eş değeri mamul madde ihraç edilmiştir. İhracatçılar sezonda buğday alımı için piyasaya girerek buğday fiyatlarının düşük seyretmesinin önüne geçmektedir. Bu açıdan Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) tarafından oluşturulacak buğday politikalarında sektör ihracatçıları mutlaka gözetilmeli ve desteklenmelidir. Stoklar müsait olduğunda Dahilde İşleme Rejimi (DİR) kapsamında ihracatçılara satış yapılmaya devam edilmelidir."

– "Lisanslı depoculuk geliştirilmeli"

Üreticinin lisanslı depoculuğu daha etkin kullanması için bilinçlendirilmesinin önemine dikkat çekilen raporda, "TMO görsel ve yazılı basın yoluyla sistemi tanıtmada daha etkin rol almalıdır. Lisanslı depoculuğun geliştirilmesi için öncelikli olarak, desteklemelerin yanında sahada tanıtım ve bilgilendirme faaliyetleri etkin olarak yapılmalıdır ancak bunlar yapıldığı zaman tüm sektör paydaşlarına ulaşmış, tarımsal ticareti kolaylaştırmış oluruz." ifadesine yer verildi.

Raporda, tarımda arazi toplulaştırmanın kararlılıkla ve hızla devam etmesi gerektiği de belirtildi.

Açlık çekenlerin sayısı her geçen gün artıyor

ANKARA (AA) – MELTEM BULUR – Geçen yıl itibarıyla yetersiz beslenenlerin sayısının 821 milyona ulaştığı dünyada her 9 kişiden biri açlık çekiyor.

AA muhabirinin Birleşmiş Milletler (BM) Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), Dünya Gıda Programı (WFP), BM Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu (IFAD) iş birliğinde hazırlanan "Dünyada Gıda Güvenliği ve Beslenme Durumu 2017" başlıklı rapordan derlediği bilgilere göre, dünyada açlık çekenlerin sayısı arttı.

Geçen yıl yetersiz beslenenlerin sayısı 821 milyona ulaşırken, bu rakam her 9 kişiden birine tekabül ediyor.

Kadınlarda kansızlık ve erişkinlerdeki obezite de küresel düzeyde artış gösterdi. Üreme çağındaki her 3 kadından biri kansızlıkla mücadele ederken, bu durum hem kadınlar hem de çocukları için ciddi sağlık ve gelişim sorunlarına yol açıyor. Afrika ve Asya'da üreme çağında kansızlık sorunu yaşayan kadın sayısı Kuzey Amerika'ya göre yaklaşık 3 kat daha fazla.

Dünyada 672 milyondan fazla yetişkin ise obeziteyle mücadele ediyor. Obezite sorununun, en ciddi boyuta ulaştığı bölge Kuzey Amerika olsa da en düşük görüldüğü Afrika ve Asya'da yükselme eğiliminde olması "kaygı verici" olarak değerlendiriliyor.

– Aşırı zayıflık 50 milyondan fazla çocuğu etkiliyor

Öte yandan birçok ülkede yetersiz beslenme, aşırı kilo ve obezite bir arada bulunuyor.

Geçen yıl itibarıyla 5 yaş altındaki yaklaşık 151 milyon çocuk, kötü beslenme nedeniyle yaşlarına göre aşırı kısa boya sahip. Bu sayı 2012'de 165 milyondu. Afrika ve Asya, gelişim geriliği bulunan çocukların sırasıyla yüzde 39 ve yüzde 55'ini barındırıyor.

Aşırı zayıflık dünyada 50 milyondan fazla 5 yaş altındaki çocuğu etkilemeye devam ediyor ve bu çocuklar artan hastalık ve ölüm riski altında yaşıyor. Aşırı zayıflığın en fazla görüldüğü bölge Asya olurken, en az görüldüğü bölgeler de Latin Amerika ve Karayipler olarak sıralanıyor. Asya'da her 10 çocuktan 7'si aşırı zayıflıkla savaşıyor. Bu durumun en yüksek olduğu ülkeler ise Cibuti, Eritre, Hindistan, Nijer, Papua Yeni Gine, Güney Sudan, Sri Lanka, Sudan ve Yemen.

– İklim değişikliğinin etkileri ortadan kaldırılmalı

Bu yıl iklim değişikliğine odaklanılan raporda, gıda güvenliğinin sağlanması, beslenmenin iyileştirilmesi ve insanların ölmemesi amacıyla sadece barış için değil aynı zamanda iklim değişikliğinin etkilerini ortadan kaldırmak için de çaba sarf edilmesi gerektiğine vurgu yapılıyor.

Raporda, iklim değişikliği ve doğal afetlerin son dönemde açlık ve yetersiz beslenmedeki artışın temel nedenlerinden biri olduğuna dikkat çekiliyor.

Açlık, nüfusunun çoğunluğunun geçim kaynağı tarım olan ülkelerde diğer ülkelere göre daha fazla yaşanıyor.

Şiddetli muson yağmurundan etkilenen Bangladeş, şiddetin tekrar baş gösterdiği Orta Afrika Cumhuriyeti, kasırga döneminin yaklaştığı Haiti ile tarım üretiminde verimsiz dönemden geçen Irak, Myanmar ve Sahel Kuşağı'nda gıda krizi yaşanıyor.

Öte yandan merkezi Washington'da bulunan Uluslararası Gıda ve Kalkınma Politikaları Araştırma Enstitüsünün (IFPRI) son yayımladığı "Küresel Açlık Endeksi"nde yer alan 119 ülkeden 52'sinde "ciddi", "alarm verici" ve "son derece ciddi" düzeyde açlık bulunduğu belirtildi.

Küresel Açlık Endeksi'nde, Orta Afrika Cumhuriyeti'nde açlığın "son derece ciddi" boyutlarda olduğuna dikkat çekiliyor. Açlığın son derece ciddi boyutta olduğu bir diğer ülke de Kongo Demokratik Cumhuriyeti. Dünyanın en yoksul ülkeleri arasında yer alan 12 milyon nüfuslu Somali'de 2011'den bu yana süren kuraklığa bağlı kıtlık sebebiyle 6,2 milyon kişi acil gıda yardımına, 2,9 milyon kişi de acil yardıma ihtiyaç duyuyor.

Endekse göre, açlık Çad, Sierra Leone, Madagaskar, Zambia, Sudan ve Liberya'da alarm verici düzeydeyken ciddi boyutta açlığın yaşandığı ülkeler de Afganistan, Pakistan, Hindistan, Myanmar, Bangladeş, Filipinler, Kuzey Kore ve Endonezya olarak sıralanıyor.

FAO verilerine göre, geçen yıl aşırı derecede yetersiz beslenmeye maruz kalmış kişi sayısı bir önceki yıla göre 11 milyon artarak 124 milyona ulaştı. Dünyada açlık çeken insanların üçte ikisinin çatışma bölgelerinde yaşadığı ve yetersiz beslenen 490 milyon kişinin yüzde 80'inin çocuk olduğu ifade edildi.

– 39 ülke dışarıdan yardıma muhtaç

Öte yandan FAO'nun dünyadaki gıda durumu ile ekin beklentilerini inceleyen raporuna göre, Afrika'da 31, Asya'da 7 ve Karayipler bölgesinde 1 olmak üzere dünyada 39 ülke dışarıdan gıda yardımına ihtiyaç duyuyor.

Doğu Afrika ve Yakın Doğu bölgesindeki gıda güvencesizliğinin temel faktörü çatışma ve yerinden edilmeler olurken, Afrika’nın güneyi, Yakın Doğu bölgesi ve Güney Amerika’da ise kuru hava şartları nedeniyle tahıl üretimi düştü.

FAO’nun bu yıl için son küresel tahıl üretimi tahmininin 2 milyar 587 milyon ton olarak öngörüldüğü aktarılan raporda, bu sayının geçen seneye kıyasla yüzde 2,4 azalarak son üç yılın en düşük seviyesi olduğu vurgulandı.

Çoğunlukla iklime bağlı aşırı olaylarla birleştiğinde sivil çatışmalar, Orta Afrika Cumhuriyeti, Nijerya, Güney Sudan, Suriye ve Yemen gibi ülkelerdeki korunmasız nüfusların gıda güvenliği durumunu daha da kötüleştiriyor.

Raporda, Afganistan, Burkina Faso, Burundi, Yeşil Burun Adaları, Kamerun, Orta Afrika Cumhuriyeti, Çad, Kongo, Kuzey Kore, Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Cibuti, Eritre, eSwatini (eski adıyla Svaziland), Etiyopya, Gine, Haiti, Irak, Kenya, Lesotho, Liberya, Libya, Madagaskar, Malavi, Mali, Moritanya, Mozambik, Myanmar, Nijer, Nijerya, Pakistan, Senegal, Sierra Leone, Somali, Güney Sudan, Sudan, Suriye, Uganda, Yemen ve Zimbabve dışarıdan gıda yardımına ihtiyaç duyan ülkeler olarak sıralanıyor.

“Kıbrıs'ta çözüm umutları hala canlı”

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER (AA) – Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, BM Güvenlik Konseyine sunduğu Kıbrıs raporunda, Ada'da kapsamlı çözüm umutlarının hala canlı olduğunu vurguladı.

Guterres, Kıbrıs sorunu için görevlendirdiği geçici özel danışmanı Jane Holl Lute'un taraflarla istişarelerine ilişkin değerlendirmelerinin ardından, raporunu BM Güvenlik Konseyine sundu.

AA muhabirinin ulaştığı raporda Guterres, Ada'da iki kesim arasında kapsamlı bir çözümün hayata geçirileceğine inandığını belirtti.

Guterres, "Ada'da iki toplum arasında kapsamlı çözüm umutlarının hala canlı olduğuna inanıyorum." değerlendirmesinde bulundu.

Sonuç vermeyen ve sonu olmayan bir sürecin geride kaldığını, Kıbrıs'ta çözümsüzlüğün sürdürülemeyeceğine dair yaygın bir anlayış olduğunu kaydeden Guterres, "Kıbrıslıların sadece net bir ufukta başarılabilecek kalıcı bir barışın getirebileceği ortak bir geleceği hak ettiğine inanıyorum." ifadesini kullandı.

Ada'da çözümün gelecekte her Kıbrıslının koşullarını iyileştireceğine değinen Guterres, taraflar beklentilerinden daha azını kabul etse de çözümün büyüme, refah ve geleceğe dönük güven fırsatları sunacağına işaret etti.

– "Yeni fikirlere ihtiyaç duyulabilir"

İki tarafın da müzakere konusundaki istekliliği göz önünde bulundurularak "bundan sonraki sürece aciliyet duygusuyla iyi bir şekilde hazırlanılması" gerektiğini belirten Guterres, yeni bir çabadan sonuç alınabilmesi için "yeni fikirlere ihtiyaç duyulabileceği" yorumunu yaptı.

Guterres, müzakereler başlamadan önce kilit konularda gerçek bir yakınlaşma sağlanıp sağlanmadığını ve tarafların kendi öngörebileceği ortak bir geleceğe yönelik çözüm için yeni öneriler getirmede istekliliğini ölçmek için Lute'tan Ada'ya giderek istişarelerini sürdürmesini isteyeceğini aktardı.

Ayrıca Guterres raporunda, tam teşekküllü müzakerelere yeniden başlamadan önce taraflardan başlangıç noktası konusunda anlaşmalarını istedi.

"Bir kez daha Kıbrıs'ta ve çevresinde bulunan doğal kaynaklardan her iki toplumun da faydalanması gerektiğini yineliyorum." değerlendirmesinde bulunan Guterres, doğal kaynakların, tarafları karşılıklı kabul edilebilir ve kalıcı bir çözüm bulunması konusunda çalışmaya teşvik etmesi gerektiğini ifade etti.

Söz konusu rapor, 30 Ekim'de BM Güvenlik Konseyinde görüşülecek.