Otizmli çocukların kayak heyecanı

DİYARBAKIR (AA) – ÖMER YASİN ERGİN – Görevlendirme yapılan Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi bünyesindeki kursta eğitim gören otizmli çocuklar, kayak heyecanı yaşadı.

Büyükşehir Belediyesi Gençlik ve Spor Hizmetleri Daire Başkanlığı yetkilileri, sosyal iletişim becerilerini geliştirmek, bedensel ve çevresel farkındalıklarını artırmak amacıyla eğitim verilen otizmli çocukları, öğretmenleri ve aileleriyle Şanlıurfa'nın Siverek ilçesindeki Karacadağ Kayak Merkezi'ne götürdü.

Merkezde kayak eğitimi verilen, kızaklarla kayan ve kar topu oynayan çocuklar, arkadaşları ve aileleriyle güzel gün geçirdi.

  • "Çocukların mutluluğu yüzlerinden okunuyor"

Spor eğitmeni Cahide Elaltunkara, AA muhabirine yaptığı açıklamada, belediye bünyesindeki kursta 32 otizmli çocuk ve gencin eğitim gördüğünü söyledi.

Otizmli bireylerin sosyal hayata katılmakta büyük sıkıntı yaşadığını belirten Elaltunkara, onları sosyalleştirmek için farklı etkinlikler düzenlediklerini anlattı.

Becerilerini artırmaları için öğrencilere yönelik buz pateni, bisiklet sürme gibi eğitim faaliyetleri gerçekleştirdiklerini dile getiren Elaltunkara, öğrencilerin farklı spor dallarında gelişme gösterdiğini vurguladı.

Elaltunkara, "Çocuklar daha önceden paten dersi almıştı. Bugün de kayak ve kızak eğitimi aldılar. Burada hem eğlendiler hem sosyalleştiler hem de motor becerilerini geliştirdiler. Çocukların mutluluğu yüzlerinden okunuyor." dedi.

Çocuğuyla gelen Tuba Men, oğlunun ilk kez kayak merkezi gördüğü için çok heyecanlı olduğunu söyledi.

Otizmli çocukların çok özel bireyler olduğunu ifade eden Men, şunları kaydetti:

"Bir anne olarak çok mutluyum. Çocukların sosyalleşmeleri için bu tür etkinlikler çok önemli. Tek başıma onu buraya getiremezdim. Çünkü maddi imkanım yok. Ama böyle bir etkinlik benim, çocuğum ve diğer çocuklar için çok güzel oldu. Çocuğumun mutlu şekilde kaydığını görünce inanamadım. Bir anne olarak sanki rüyadayım. Çocuklara bu mutluluğu yaşatanlara çok teşekkür ediyorum."

  • "Tekrar gelmek isterim"

Çocuklardan Alican Asoğlu, kızakla kaydığını ve kar topu oynadığını söyledi.

Kayak merkezini çok sevdiğini belirten Asoğlu, "Burada arkadaşlarımla eğlendik, çok güzel geçti." ifadelerini kullandı.

Ömer Özkılıç, ilk kez geldikleri merkezde arkadaşlarıyla kayak yaptığı için mutlu olduğunu dile getirdi.

Osman Ersoy da buz pateni yaptığını, bisiklet sürdüğünü belirterek, "İlk defa kayak merkezine geliyorum. Burada çok eğlendik. Tekrar gelmek isterim. Bizi buraya getiren belediyeye ve hocalarıma çok teşekkür ediyorum." dedi.

Otizmli çocuklardan Erzurumspor'a ziyaret

ERZURUM (AA) – Erzurum'un Horasan ilçesinde eğitim gören otizmli çocuklar, Büyükşehir Belediye Erzurumspor takımını ziyaret etti.

Büyükşehir Belediye Erzurumspor takımının antrenmanı öncesi öğretmenleriyle birlikte kulübü ziyaret eden özel çocuklar, teknik direktör Mehmet Özdilek, sportif direktör Zafer Demir, teknik heyet ve futbolcular tarafından karşılandı.

Eğlenceli anların yaşandığı ziyarette öğrenciler, bir zarfın içine koydukları, 'Biz inandık, sizde inanın' yazılı kağıdı futbolculara verdi.

Futbolcularla kısa süre top oynayan öğrenciler, daha sonra hatıra fotoğrafı çektirdi.

Otizmli çocukların ailelerinin de katıldığı ziyarette futbolculara, sezonun ikinci yarısında başarı dilekleri iletildi.

Tek isteği otizmli oğlunun eğitim alması

ANTALYA (AA) – HATİCE ÖZDEMİR TOSUN – Antalya'da tek başına yaşam mücadelesi veren Fatoş Erat, maddi imkanı olmadığı için özel eğitim merkezine gönderemediği otizmli oğluna konuşmayı, yemek yemeyi, iletişim kurmayı öğretti.

Oğlu 14 yaşındaki Gürkay Yiğit'in 9 aylıkken geçirdiği bir ameliyatın ardından otizmli olduğunu öğrenen ve hayatı tamamen değişen 43 yaşındaki Fatoş Erat, yaşadıklarını AA muhabirine anlattı.

İlk olarak beyinsel gelişim bozukluğu denilen oğluna, ardından otizm teşhisi konulduğunu dile getiren Erat, ilk defa otizmi o an duyduğunu belirtti. İlk etapta durumu kabullenemediğini söyleyen Erat, "Olayı algılamaya başlarken birden yapayalnız kaldım. Önce babası bizi terk etti, ardından akrabalarımız teker teker bizi bıraktı." dedi.

Tekstil ile uğraştığını ve ailevi nedenlerden dolayı işini kaybettiğini, evini ve arabasını satmak zorunda kaldığını anlatan Erat, kızı Gizem Yiğit ve oğlu Gürkay Yiğit ile hayata sıfırdan başladıklarını kaydetti.

Erat, oğlunun gelişiminin normal çocuklar gibi olmadığını ve özel bir eğitim alması gerektiğini dile getirdi.

Maddi imkanları olmadığı için özel rehabilitasyon merkezlerine gönderemediği oğluna, kızının da yardımlarıyla yemek yemeği, konuşmayı, düzenli hareket etmeyi, çevreyi öğrettiklerini dile getiren Erat, "Doktor ne dediyse yaptık. Her gün otobüse binip, oğlumu kucağıma oturtup, gördüğümüz her şeyi ona defalarca söylüyordum. Bu araba, bu ağaç, bu ev. Ama defalarca, bıkmadan, usanmadan anlatıyordum. Son durağa kadar gidip, tekrar geri dönüyorduk." dedi.

Oğlunun 4 yaşında anne dediğini anlatan Erat, o an çok duygulandığını kaydetti. Ancak emeklerinin boşa gitmediğini o an anladığını dile getiren Erat, "Ağzından çıkan bir kelime, beni anlatamayacağım kadar mutlu etti. O an doğru yolda olduğumuzu anladım." ifadelerini kullandı.

Koli koli şekersiz sakız alıp, oğluna dil egzersizleri yaptırdığını belirten Erat, şu anda ortaokulda olduğunu, kısmen okumayı başardığını ancak yazmayı çok beceremediğini söyledi.

  • "Oğlum bana sabrederek başarmayı öğretti"

Şu an Süleyman Demirel Üniversitesi'nde eğitim gören kızı Gizem Yiğit'in de kendisine çok büyük katkısı olduğunu söyleyen Erat, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Her düştüğümde kızım beni ayağa kaldırdı, sırtıma vurarak, 'Hadi anne sen neleri aştın, bunlar ne ki' diye beni cesaretlendirdi. Ben temizliğe giderdim, kızım Gürkay ile ilgilenirdi. 14 yılda çok büyük mesafe aldık ama bunu sevgiyle azimle başardık. Gürkay da bana sabrederek başarmayı öğretti. Bu kadar sabırlı olabileceğimi hiç düşünmemiştim. Gürkay ile öyle bir iletişim kurduk ki birbirimize baktığımızda ne demek istediğimizi anlayabiliyoruz. Aramızda çok güçlü bir kuvvet var."

Oğlunun müzik dinlemeyi, şarkı söylemeyi, dans etmeyi, yüzmeyi ve ev işlerinde kendisine yardım etmeyi çok sevdiğini dile getiren Erat, "Gürkay herşeyi yapabilecek bir çocuk, yeter ki onu sev. Tek ilacımız sevgi." dedi.

  • "Ölürsem oğluma ne olacak"

Oğlunun ilgisini en çok elektronik malzemelerin çektiğini belirten Erat, eline ilk defa aldığı bilgisayarı, telefonu çok iyi kullandığını, format atabildiğini, istediği gibi yönlendirebildiğini kaydetti.

Erat, "Çok fazla bir imkanım yok, engelli maaşı ile geçiniyoruz. Bugünümüze de şükrediyoruz. En büyük kaygım ise ben ölürsem oğluma ne olacak? Geleceği kurtulsun, ayakları yere basabilsin, topluma kazandırılsın istiyorum. Oğlumun tek eksiği eğitim, ben kendi imkanlarımla Gürkay'ı bu hale getirdiysem, iyi bir eğitim oğlumu çok daha iyi bir konuma getirebilir. Elektroniğe ilgisi var bu alanda belki geliştirebiliriz onu." diye konuştu.

Türkiye'nin ilk “Otizm Beslenme Kliniği” açıldı

İSTANBUL (AA) – ZEHRA MELEK ÇAT – Otizmli çocukların yaşamlarında önemli bir basamağı oluşturan özel eğitimin daha etkili olabilmesi amacıyla, bireyin beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesi fikrinden yola çıkan Çocuk Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Hasan Önal'ın girişimleriyle, Türkiye'nin ilk "Otizm Beslenme Kliniği" kuruldu.

Türkiye'de, hem kamu hem de özel sağlık kuruluşlarında başka örneği bulunmayan klinik, Sağlık Bilimleri Üniversitesi Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesinde hizmet veriyor.

Kliniğe başvuran otizmli çocukların beslenme programları, yapılan tetkiklerin ardından hassasiyet gösterilen gıdaların listeden çıkarılmasıyla yeniden düzenleniyor.

Bu sayede otizmin beslenme yoluyla görülen olumsuz sonuçlarının en az düzeye indirilmesi amaçlanıyor.

  • "Otizmli çocukların çok ciddi beslenme sorunları var."

Konuya ilişkin AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Doç. Dr. Hasan Önal, kliniğin Türkiye'de bu anlamda hizmet veren ilk merkez olduğunu dile getirdi.

Önal, "Otizmli çocuklarda çok ciddi beslenme sorunları olabiliyor. Bir kısmı çiğnemeyi bilmiyor, tek çeşit belirli gıdalarla besleniyor, karın şişkinlikleri, kabızlık ve ishal yakınmaları var. Bazı gıdalara karşı hassasiyetleri mevcut. Beslenme iyi olmayınca çok sık hasta oluyorlar ve çok antibiyotik kullanıyorlar. Eğitim alırken beslenme sorunları çok fazla olursa almış oldukları eğitim de yeterince etkili olmuyor." diye konuştu.

Kendilerine çok fazla otizmli bireyin başvurduğunu dile getiren Önal, takipli otizmli hasta sayısının yaklaşık 3 bin olduğunu söyledi.

  • "Yurt dışından dahi hastamız var"

Doç. Dr. Önal, "Bırakın şehir dışını, İngiltere, Almanya, Hollanda, İsviçre ve çeşitli Afrika ülkelerinden dahi başvuru alabiliyoruz." diyerek, şunları kaydetti:

"Biz yaklaşık 5 yıldır bu işi yapıyorduk. Zamanla hasta sayısı çok arttı, hastalar fayda gördükçe birbirlerine söylediler, eğitim merkezleri takip ettikleri çocuklarda farkı görünce diğer çocukları da tarafımıza yönlendirmeye başladı. Hasta sayısı artınca yöneticilerimizin desteğiyle bu birim kuruldu. Buraya başvuran hastalarımızın psikiyatriden otizm tanısı almış olmalarını istiyoruz. Beslenmeyle ilgili bazı formlarımız var, aileler onları dolduruyor. Metabolik hastalık taramaları, aminoasit, vitamin ve mineral ölçümü yapılıyor, hassasiyet gösteren gıdaları tespit ediyor, diyetisyenimizle beslenme listesi hazırlıyoruz. Etkinliğimizi ölçebilmek için bu konuda bir veri tabanı oluşturuyoruz."

Otizmde eğitimin çok önemli olduğuna dikkat çeken Önal, ancak hastanın beslenme sorunları var ise eğitimin etkisinin de belirli bir seviyede kaldığını ve ailenin de bu konuda bilinçli olarak, beslenmeye dikkat etmesi gerektiğini belirtti.

Karnından 2 kilogram plastik çıktı

ŞANLIURFA (AA) – Şanlıurfa'da ameliyat edilen otizmli çocuğun mide ve bağırsağından plastik çay kaşığı, eldiven, poşet, kablodan oluşan yaklaşık 2 kilogram kitle çıkarıldı.

Mardin'de yaşayan 14 yaşındaki otistik Mehmet Ekinci, yakınları tarafından karın ağrısı şikayetiyle ailesi tarafından kentteki bir hastaneye götürüldü.

Muayenenin ardından Harran Üniversitesi (HRÜ) Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesine sevk edilen Ekinci'nin burada yapılan kontrol ve tetkikleri sonucunda, karnında kitle tespit edildi.

Hemen ameliyata alınan çocuğun mide ve bağırsağında plastik çay kaşığı, eldiven, poşet, kablo gibi malzemelerden oluşan yaklaşık 2 kilogram kitle çıkarıldı.

Başarılı geçen operasyonun ardından sağlığına kavuşan Ekinci, tedavisinin ardından taburcu edilecek.

Ameliyatı gerçekleştiren ekibin başında bulunan Çocuk Cerrahisi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mustafa Erman Dörterler, gazetecilere yaptığı açıklamada, hastanın kendilerine tümör, kanser ve yabancı kitle şüphesi ile getirildiğini söyledi.

Tetkiklerde hastanın midesinde ve ince bağırsağında ne olduğu bilinmeyen çok sayıda parçadan oluşan bir kitle tespit ettiklerini belirten Dörterler, "Tetkiklerden sonra hastayı acil olarak ameliyata aldık. Ameliyatta midesini ve ince bağırsağını tümüyle dolduran kitle bulduk. Hastanın uzun süredir yediğini düşündüğümüz kablo, eldiven, çay kaşığı, poşet gibi plastik muhtevadan oluşan yaklaşık 2 kilogram kitleyi çıkardık." dedi.

Dörterler, hastanın ameliyattan sonra sağlık durumunun iyiye gittiğini ve gelecek hafta kendisini taburcu edeceklerini ifade etti.

Böyle vakalarla sık sık karşılaşmadıklarını belirten Dörterler, şöyle devam etti:

"Böyle hastalıklara birkaç yılda bir rastlıyoruz. Genelde saç, taş ve plastik yiyen psikolojik hastalığı olan hastalar var. Daha çok kıl, saç yiyen hastalarla karşılaşıyoruz ancak midede ve bağırsakta plastik malzeme olması çok rastladığımız bir durum değil. Ben ilk defa böyle bir hasta ile karşılaşıyorum. Tabii bunları yıllarca uzun sürede yediği için midesini ve bağırsağını doldurmuş, en sonunda bu muhteva bağırsakta bir delik açmış ve kana karışmıştı. Bu nedenle acil ameliyat yapmak zorunda kaldık."

Çocuğun babası Servet Ekinci de oğlunun otizmli olduğu için bakım evinde kaldığını, rahatsızlanması üzerine hastaneye götürdüklerini dile getirdi.

Oğlunun mide ve bağırsağından plastik malzemelerin çıkmasının kendilerini çok şaşırttığını aktaran Ekinci, çocuğunun sağlığına kavuşmasının mutluluğunu yaşadıklarını ifade etti.

Engelli annelerinin “maratonu”na kısa bir mola

KAYSERİ (AA) – ESMA KÜÇÜKŞAHİN – Engelli çocuklara sahip anneler, Kayseri Büyükşehir Belediyesinin Engelsiz Çocuk Evine çocuklarını teslim ederek, yoğun günlük hayatlarına kısa bir mola verme imkanı buluyor.

Büyükşehir Belediyesince Beyazşehir Mahallesi'nde hizmete açılan Engelsiz Çocuk Evi, engelli çocuklara eğitim ve eğlenceyi bir arada sunarken annelerine de büyük kolaylık sağlıyor.

Servisle evlerinden alınan kimi otizmli kimi down sendromlu özel çocuklar, Engelsiz Çocuk Evi'nde gönüllerince vakit geçiriyor. Çocuklar, görevli öğretmenlerin gözetiminde oyun odalarındaki top havuzunda ve trambolinde doyasıya eğleniyor. Yemeklerini de burada yiyen öğrenciler, isterlerse uyku odalarında uyuyabiliyor.

Çocuklara öğretmenleri tarafından günlük yaşamda kullanabilecekleri beceriler kazandırılırken eğitimlerine de katkı sunuluyor.

Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Çelik, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın dile getirdiği gönül belediyeciliği kavramını eyleme dönüştürdüklerini, toplumun her kesiminin gönlünü alacak projeler yaptıklarını söyledi.

Engelsiz Çocuk Evi'nin de bu projelerden biri olduğunu ifade eden Çelik, şunları kaydetti:

"4-12 yaş arasındaki otizmli, down sendromlu ya da farklı gelişme gösteren çocuklarımızı bir günlüğüne buraya getiriyoruz. Evlerinden servisle alıyoruz, burada el becerilerini geliştiriyorlar, oyun oynuyorlar, hoşça vakit geçiriyorlar. Psikolog, sosyolog gibi alanında uzman olan kişilerin gözetiminde oluyorlar. Çocuklar buradayken anne de çarşıdaki işini hallediyor, sağlık için doktora gitmesi gerekiyorsa gidiyor. Anneye biraz mola verdirmiş oluyoruz. Akşam yine evlerine servisle götürülüyorlar. Böylece çocuklarımızın sosyal hayatlarına renk katıyoruz hem de anneleri biraz dinlendirmiş oluyoruz. Her gün farklı grupları alıyoruz buraya. Gördük ki bu hizmet çok büyük bir ihtiyaç. Bu nedenle kentimizin dört farklı bölgesinde daha buralardan açacağız. Çünkü ailelerimizin talebi çok fazla."

Otizmli 8 yaşındaki Ayşe Nisa'nın annesi Serap Bostan da Çocuk Evi'ne açıldığı günden bu yana geldiklerini belirtti.

Kızının mekanı çok sevdiğini anlatan Bostan, "Kızımı buradan çıkaramıyoruz. Kaşık, bardak tutmayı bilmiyordu, tuvalet eğitimi yoktu. Hepsini burada öğrendi. Sadece çocuklarımızın rahat edebileceği bir yer değil, aynı zamanda aile ortamı olan bir yer. Öğretmenler çocuklarımızın gözünün içine bakıyor. Çocuğum burada rahat olduğu için ben de rahatım, o mutlu olduğu için ben de mutluyum." diye konuştu.

Down sendromlu 10 yaşındaki Hüseyin'in annesi Fatma Küçükşahin ise Çocuk Evi'nden çok memnun olduklarını dile getirdi.

Küçükşahin, "Çoluğumuza çocuğumuza bırakamadığımız engelli yavrularımızı buraya bırakıyoruz. İşimize, gücümüze bakıyoruz. Burayı açanlardan Allah razı olsun. Öğretmenler çok iyi, oğlum koşarak severek geliyor. Her yere açsınlar ki tüm engelli çocuklar ve anneleri yararlansın." ifadelerini kullandı.

Kuponla alınan org otistik Buğra'nın dehasını ortaya çıkardı

NEW YORK (AA) – BETÜL YÜRÜK – Gazete kuponlarıyla alınan küçük orgla müzikle tanışan ve otistik olduğu için eğitim hayatında kapılar kendisine kolay açılmayan üstün yetenekli Buğra Çankır, dünyadaki en prestijli yarışmalardan birinde New York'ta Türkiye'yi temsil etti.

Buğra, 24 yaşında bir otistik ve ağır iletişim kurma engeli var. 2 yaşında otistik olduğu anlaşılan Buğra'nın 10 yaşındayken müzik yeteneği keşfedildi.

İletişim kurarken güçlükler yaşasa da Buğra, aslında ''mükemmel kulak'' ya da ''tam kulak'' olarak nitelendirilen, doğadaki tüm sesleri referans bir ses verilmeden nota olarak tanımlayabilme yeteneğine sahip.

Buğra, ön elemelerden geçerek, 3 Aralık Uluslararası Dünya Engelliler Günü'nde, dünyanın en prestijli yarışmalarından biri olan Engelliler Piyano Olimpiyatları'nda Türkiye'yi temsil etti.

Dünyanın farklı yerlerinden, çeşitli engelleri olan 33 piyanistin yer aldığı yarışmada ilk 14'e girerek finale kalan Buğra, yarışmada ilk üçe giremese de ailesini ve ülkesini gururlandırmakla kalmadı, aynı zamanda azmi ve yeteneğiyle engelleri ortadan kaldırarak bir başarı hikayesi ortaya koydu.

Buğra'ya finale kaldığı için mükemmellik sertifikası ve madalya verildi.

  • ''Otizmin olumsuz yüzünü geride bıraktık''

Ailesi AA muhabirine Buğra'yı anlattı.

Buğra'nın babası Kemal Çankır, oğlunun müziğe olan ilgisi ve yeteneklerini keşfettikleri günden bu yana ailece otizmin olumsuz yüzünü geride bırakıp Buğra'nın müziğe olan ilgisine odaklandıklarını söyledi.

Baba Çankır, "14 yıllık çabalarının sonucunda Buğra, New York'ta Türkiye'yi temsil etti. Farklı ülkelerinden gelen çeşitli engelleri olan 33 piyanistin çaldığı yarışmada finale kaldı. Yarışmacıların hepsi de birbirinden değerli birbirinden yetenekli kişilerdi. İki günlük bir yarışmanın ardından jüri 14 finalist belirledi. Bugün Buğra finallere kaldı, ülkemiz adına yarıştı. Buğra derece elde edemese de ülkemizdeki 10 milyondan fazla engelliye çok çalışılırsa, pes etmeden çalışılırsa neler yapılabileceğini göstermiş oldu. Biz burada hala yolun sonuna gelmemiş olduğumuzu anladık, hala bu yolculukta katedebileceğimiz yollar olduğunu gördük. Ufkumuz açıldı ve daha iyisini yapabilmek için de yarından itibaren çalışmalarımıza devam edeceğiz."

Buğra'nın yaşadığı tüm sorunlara ve karşı karşıya kaldığı ön yargılara rağmen çok iyi piyano çalmakla kalmayıp aynı zamanda akademik olarak da kendini ispatladığını anlatan Çankır, '' Buğra 2016 yılında İskenderun Teknik Üniversitesi Devlet Konservatuvarı'nı dereceyle bitirdi. Şu an da Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde yüksek lisans yapıyor. Buğra akademik olarak engellilere fırsatlar verilmesi durumunda çok iyi yerlere gelinebileceği gösterdi. Mezun olduğu İskenderun Teknik Üniversitesi Konservatuvarı'nda 3 yıldan beri saat ücretli piyano eşlik öğretim görevlisi olarak olarak çalışmalarını devam ettiriyor ve inşallah kadro da alacağız. '' diye konuştu.

Buğra'ya ilk olarak 2006'da İngiltere'den davet geldiğini ve oradaki performansıyla 2008'de bir kez daha davet aldığını anlatan Çankır, 2013'te de Buğra'nın Türkiye'yi Viyana'da temsil ettiğini ve yer aldığı birçok etkinlikte ve festivalde engellilerin iyi şeyler yapabileceğini göstererek engellilere olan negatif bakış açısını pozitife çevirmeye çalıştığını ifade etti.

4 yılda bir düzenlenen bir sonraki yarışmanın İstanbul'da olabileceğini söyleyen Çankır, ''Umarım Buğra bu yolculuğu ömrünün sonuna kadar devam ettirebilir, kendi sanatının üzerine ekleyerek ve daha iyisini yaparak devam ettirir. Anne ve babası olarak biz bunun için çaba sarf edeceğiz.'' şeklinde konuştu.

Buğra'nın annesi Nejla Çankır da şunları anlattı:

''İlköğretimi yanımda bitirdi, ben bir öğretmenim. Oradan bir müzik lisesine ve daha sonra konservatuvara gitti. Buğra ile gerçekten gurur duyuyorum. Bundan sonra bir menzile vardık diye düşünmüyoruz yoksa gelişiminin önü kesilmiş olur. Bu tür yarışmalara katılmaya devam edeceğiz. Aileler çocuklarında saptadıkları herhangi bir şey varsa kesinlikle peşini bırakmadan, yollarına devam etmeli. Hangi engelle karşılaşırlarsa karşılaşsınlar eğitim camiasında olur, oturdukları muhitte komşularından olur pes etmesinler. Buğra'nın bir misyonu oldu. Engelli çocuk aileleri, çocuklarının peşini asla bırakmamalı. Bütün anne babalar çocuklarıyla bir şekilde ilgileniyorlar ama bir noktada çevreden bir şey gördüğünüzde demoralize olabiliyorsunuz, orada canınız yanıyor. O zaman aileler bırakabilir ama o noktada asla çocuklarını bırakmamalılar. Çocuklarınızla gidebildiği yere kadar ilgilenin. Bu bir yeteneğin peşinden gitmek olabilir. Resim olabilir, müzik olabilir, matematik dahisi olan engelli çocuklarımız var, sporla uğraşan çocuklarımız var. Ne olursa olsun pes etmemek gerektiğine inanıyorum.''

Engelli çocuk ailelerinin bir noktadan sonra tıkanabildiğine dikkati çeken anne Çankır, şöyle devam etti:

"Devletimizin bu çocuklara o kadar çok kol kanat germesine ihtiyaç var ki. Engelinizden dolayı kabul görmüyorsunuz bulunduğunuz yerde, kendinizi kesinlikle anlatamıyorsunuz. Bu durumda pozitif ayrımcılık yapılması gerekiyor. Bir yetenek var işlenmiş, işlenmeye devam ediyor. Ancak çocuğunuzu bir yere konuşlandıramıyorsunuz. Burada devletimizin çocukların arkasında durup, pozitif ayrımcılıktan yararlanmalarını sağlaması gerek Sadece Buğra için değil, bu tür tüm çocuklarımız için ailelerin desteklenmesi gerek ve bunu devlet büyüklerimizden rica ediyorum. Çünkü onlar bir birey toplumumuzun bir ferdi. Hiçkimse onların yadsımamalı, buna hakları da yok. Onlar bizden biri, sadece farklılar.''

  • "Engelli deyip bir odaya hapsedemezsiniz"

Abisi Burak Çankır ise "Buğra'nın otizmli olduğunu iki buçuk, üç yaşlarında fark ettik. O zamandan beri uzun bir yolculuk aslında bizimki. Birkaç senemiz Buğra'yı normalleştirmekle geçti. Buğra terapiler aldı, eğitimler gördü ve sonra müziksel yeteneğini keşfettik. Mutlak kulak denilen her türlü sesi notaya çeviren bir yeteneğe sahip olduğu ortaya çıktı. Bunun üzerine eğilmeye çalıştık. Bu bireyler topluma kazandırılmalı, engelli deyip de bir odaya hapsetmek olamaz. Spor olabilir, sanat olabilir bir konu üzerinden hayatın içine sokulmalılar."

  • Gazete kuponlarıyla alınan org otizmli Buğra'nın hayatını değiştirdi

Buğra'nın küçükken müzik dinlemeyi çok sevdiğini anlatan abisi şunları kaydetti:

"Hayatına renk gelmesi, sosyalleşmesi için o zamanlar gazete kuponlarıyla alınan küçük bir org vardı. Onun başında çalmaya, farklı sesler çıkarmaya çalışıyordu. Öyle olunca hayatına bir artı katalım, değer katalım umuduyla org dersi aldırmaya başladık. Müzik öğretmenimiz Buğra'nın yeteneğini, müzik kulağı olduğunu, çok hızlı öğrendiğini fark etti. Biz de bunu teyit ettirebilmek için konservatuvarlara gittik. Gerçekten de yeteneği ortaya çıktı ve oralarda okutmak istedik. İş ciddiye binince o zamanlar çok destek göremedik ama bir şekilde yolumuza devam ettik. Hiç de pes etmedik, zorlandığımız dönemler oldu. Bu dönemlerde pes edebiliyor insan ama kesinlikle etmemeliler. Mutlaka bir gün karşılığı alınabiliyor. Şu anda bugün burada olmak çok büyük bir mutluluk, çok büyük bir gurur. Finale de kaldık çok güzel ama finale kalmasaydık bile şu an şu bayrağın şurada dalgalanıyor olması bizim için büyük bir gurur kaynağı açıkçası."

“Taş atma, gülle at” dediler, şampiyon oldu

UŞAK (AA) – SONER KILINÇ – Küçüklüğünden itibaren amaçsızca etrafa taş fırlatan ve çevresine zarar veren otizmli Mehmet Furkan Sağlam, eğitim gördüğü okuldaki beden eğitimi öğretmeninin yönlendirmesiyle başladığı gülle atmada Türkiye şampiyonlukları elde ederek büyük bir başarıya imza attı.

Uşak'ta yaşayan otizmli Mehmet Furkan Sağlam, küçük yaşlardan itibaren etrafa taş atarak hem çevreye zarar veriyor hem de insanları rahatsız ediyordu. Mehmet Furkan, ailesinin bu durumu engellemek için gösterdiği çabaya rağmen alışkanlığından vazgeçmedi.

Mehmet Furkan'ın Uşak Vala Gedik Özel Eğitim Meslek Lisesinde okulun bahçesine her çıktığında etrafa taş attığını gören beden eğitimi öğretmeni Osman Erken, otizmli öğrenciyi gülle atma branşına yönlendirdi.

Zamanla, taş atarak çevreye zarar verme alışkanlığı sona eren Mehmet Furkan Sağlam, bir yandan da gülle atmada başarılı bir sporcu oldu.

Öğretmeninin yönlendirmesiyle başladığı gülle atmada şampiyonluklar elde eden 17 yaşındaki sporcu, baskılanan taş atma arzusu ile daha farklı bir hayata başladı.

Uşak Vala Gedik Özel Eğitim Meslek Lisesi 10. sınıf öğrencisi Mehmet Furkan Sağlam, Türkiye Özel Sporcular Spor Federasyonu tarafından düzenlenen atletizm müsabakalarında gülle atmada iki yıldır Türkiye şampiyonluğuna ulaştı.

– Baba Mehmet Sağlam: "Taş atmayı çok seviyordu"

Şampiyon sporcunun babası Mehmet Sağlam, AA muhabirine yaptığı açıklamada, oğlunun taş atma alışkanlığına engel olmak için her türlü çabayı gösterdiklerini ancak başarılı olamadıklarını belirtti.

Mehmet Sağlam, "Zaman zaman çevreye zarar da veriyordu. Şiddeti seven bir çocuk değildir ancak taş atmaktan keyif alıyordu. Okumayı yazmayı öğrendikten sonra biz kitap okuması için onu yönlendirmeye çalıştık ancak o taş atmayı çok seviyordu." diye konuştu.

Anne Bircan Sağlam ise beden eğitimi öğretmeninin yönlendirmesiyle oğlunun taş atmayı bıraktığını ve başarılı bir sporcu olduğunu dile getirdi.

Oğlunun Türkiye Özel Sporcular Spor Federasyonu tarafından geçen yıl Aksaray'da, bu yıl ise Karaman'da düzenlenen organizasyonlarda altın madalya kazandığını belirten Bircan Sağlam, "Bu, onu çok mutlu etti. Yarışmalara gitmeyi çok seviyor, bunun yanında ise amaçsızca taş atmayı bıraktı." ifadelerini kullandı.

Konuşma güçlüğü yaşayan Mehmet Furkan, gülle atma derecesinin her geçen yıl ilerlediğini, uluslararası organizasyonla katılmak istediğini söyledi.

Beden eğitimi öğretmeni Osman Erken, Mehmet'in bu yıl 6,48 metrelik derece elde ettiğini belirterek, şöyle konuştu:

"Mehmet, okulun bahçesine çıktığında sürekli etrafa taş atıyordu. Ailesi, bu alışkanlığının uzun yıllardır sürdüğünü söyledi. Bir süre gözlemledikten sonra onu gülle atmaya yönlendirdim. İlk zamanlar zorlandık ancak şimdi severek çalışıyor. Gülle atmaya başladıktan sonra taş atma arzusu baskılandı. Her geçen yıl daha da iyi oluyor. Biz başarılı olmasından çok onun mutluluğunu önemsiyoruz."

Okul müdürü Cumhur Acar ise engelli bireylerin eğitiminde sporun önemli olduğunu, Mehmet Furkan'ın uyumlu bir öğrenci olduğunu aktararak, "Biz Mehmet'in mutlu ve başarılı olması için her zaman destek olacağız. Engellilerin spora yönlendirilmesini önemsiyoruz." ifadelerini kullandı.

TBMM kararları Resmi Gazete'de

ANKARA (AA) – Down sendromu ile tıbbi ve aromatik bitki çeşitliliği hakkında iki ayrı Meclis araştırma komisyonu kurulmasına ilişkin TBMM kararları Resmi Gazete'de yayımlandı.

Buna göre, down sendromu, otizm ve diğer gelişim bozukluklarının yaygınlığının tespiti ile ilgili bireylerin ve ailelerinin sorunlarının çözümü için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırma komisyonu kuruldu.

Resmi Gazete'de yayımlanan başka bir TBMM kararıyla, tıbbi ve aromatik bitki çeşitliliğinin korunmasında, bunların üretimi ve pazarlanmasında karşılaşılan sorunlar ile alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla da Meclis araştırma komisyonu kurulması kararlaştırıldı.

Söz konusu kararlara göre 12 üyeden oluşacak her iki komisyonun çalışma süreleri başkan, başkanvekili, sözcü ve katip seçimi tarihinden başlamak üzere 3 ay olarak belirlendi. Komisyon üyeleri gerektiğinde Ankara dışında da çalışabilecek.

“İradenin ne kadar önemli bir hediye olduğunu anladım”

İSTANBUL (AA) – MUSA ALCAN – Çekimleri yaklaşık 5 hafta süren, ödüllü yönetmen Ahmet Sönmez'in son filmi "Sadece Farklı", otistik bir babayla "normal" oğlunun hikayesine odaklanıyor.

Gerçek bir hikayeden hareketle üzerinde yaklaşık 8 yıl çalışılan filmde Ömer Akgüllü, otizmli "Fikret" karakterini canlandırırken, Vildan Atasever Fikret'in eşi "Ayşe", Aybars Kartal Özson da oğlu "Kerem" rolüyle kadroda yer alıyor.

Rolüne hazırlanmak için yaşam tarzını tamamen değiştiren Ömer Akgüllü, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bu hikayenin kendisi için çok farklı bir deneyim olduğunu söyledi.

Akgüllü, karakter için uzun bir hazırlık evresi geçirdiğine dikkati çekerek, hayatını "Fikret" karakterine dönüştürdüğünü ifade etti.

Film için anlaşma ve deneme çekimlerini yaptıktan sonra kendisini dünyadan soyutladığını aktaran Akgüllü, "Çünkü otizmli bireylerde böyle bir soyutlama durumu var. Aslında onlar bilerek soyutlamıyor, sosyalleşmekte zorluk çekiyorlar diyelim. O da insanı ister istemez bir yalnızlığa itiyor. O yalnızlık olmadan onu hissedemezsiniz. O yüzden şu anda yaşamımı öyle sürdürüyorum." diye konuştu.

– Derinlemesine bir çalışma

Akgüllü, filme başlamadan önce sosyal ilişkilerinin güçlü olduğunu vurgulayarak, "Çevremdeki insanlara bir çektirme durumum var. Sağ olsunlar hepsi çok anlayışlı ama aramalar, sormalar, konuşmalar gitgide azaldı, yalnızlaşma durumu çoğaldı. Aramıyorum, konuşmuyorum, kimseyle buluşmuyorum. O beni dağıtan bir şey. Daha konsantre ve yoğunlaşmış bir şekilde yaşamak gerekiyor." değerlendirmesinde bulundu.

Sadece Farklı"nın çok özel bir iş olduğunu ve daha önceki işlerine kıyasla daha tatmin edici ve derinlemesine bir çalışma süreci geçirdiğine işaret eden oyuncu, rolünü hakkıyla canlandırmak için çok çalıştığını sözlerine ekledi.

Vildan Atasever de yönetmen Ahmet Sönmez'in mükemmeliyetçi olduğuna sahnenin duygusunu tam olarak istediğine vurgu yaparak, çekimler için farklı bir teknik kullanıldığını dile getirdi.

Filmdeki karakterlerin zorluğuna değinen Atasever, çok planlı çalışarak ve sahnelerin üzerine yönetmenle sürekli konuşarak çekimleri tamamladıklarını aktardı.

– "Otizmi bildiğimi sanıyordum ama derinlemesine bilmiyormuşum"

Atasever, keyifli bir çekim dönemi geçirdiklerini anlatarak, "Provalara başladığımızda otizm durumunu en iyi şekilde araştırmaya başladım. Çünkü daha önce bildiğimi sanıyordum ama bu kadar derinlemesine bilmiyormuşum. Otizmli birinin eşine çok denk gelmedim. Evleniyorlar ama benim denk geldiğim hep boşanmayla sonuçlananlar." şeklinde konuştu.

Film çalışmalarıyla birlikte "normal insan" kavramını tekrar gözden geçirdiğini bildiren oyuncu, "Otizmin kendi içinde barındırdığı o bazı durumların, 'normal' insanların üzerinde de olduğunu düşünmeye başladım ben. Yani kimin 'normal', kimin 'anormal' olduğunu bilmiyoruz." dedi.

Vildan Atasever, "Sadece Farklı"nın hikayesinde iradenin ne kadar önemli bir hediye olduğunu anladığını belirterek, şunları kaydetti:

"Karşınızda onu gerçekten hisseden ve ona bürünen bir insanla karşılıklı oynadığınızda doğal olarak siz de ondan etkilenip tepkinizi verebiliyorsunuz. Ben ne yapmam gerektiğini zaten iyi biliyorum fakat Ömer'in (Akgüllü) gözünün içine bakmaması, benim bu kadındaki (Ayşe) bazı fikirlerimi değiştirmeme sebep oluyor. Bazen bu kadına çok kızıyorum. O benim Ayşe'm, ben onu çok seviyorum ama bazı durumlarda Ayşe'ye kızıyorum. Fikret'i gördükçe de Ayşe'ye daha çok hak veriyorum. Fikret'le oturup yemek yediğimizde, oynadığımızda karşılıklı, bütün o sahneleri çektikçe Ayşe'ye daha çok hak vermeye başladım. Eşinizin otizmli olmasına gerek yok. Birçok kadın Ayşe'nin yaşadığını zaten normal hayatta yaşıyor. Empati kurduğumda iradenin Allah tarafından verilmiş çok büyük bir hediye olduğunu düşünüyorum."

– Meral Çetinkaya ve Özlem Çınar da kadroda

Daha önce "Bir Çocuk Sevdim", "Muhteşem Yüzyıl", "Aramızda Kalsın", "Kördüğüm" gibi yapımlarda rol alan çocuk oyuncu Aybars Kartal Özson ise güzel bir set dönemi geçirdiklerini belirtti.

Özson, okulunu aksatmadan sürdürdüğü oyunculuk mesleğini çok sevdiğini ve ileride de oyunculuğa devam etmek istediğini ifade etti.

Meral Çetinkaya ve Özlem Çınar'ın da rol aldığı film, kütüphanede çalışan ve tekdüze bir hayat yaşayan Fikret'in, karısının evi terk etmesiyle değişen hayatını ve kendisine babalık yapmaya başlayan 10 yaşındaki oğlu ile olan yaşam mücadelesini konu ediniyor.