İran ordusundan hükümetin nükleer kararına tam destek

ANKARA (AA) – İran Genelkurmay Başkanlığı, hükümetin ABD'nin yaptırımlarına karşılık nükleer anlaşmadaki taahhütlerini kısmen durdurmasına tam destek verdiklerini ve İran'a karşı girişilecek muhtemel askeri eylemlere "pişman edici" yanıt vereceklerini duyurdu.

İran Genelkurmay Başkanlığından yapılan yazılı açıklamada, İran'ın nükleer anlaşmanın imzalanmasından bu yana yükümlülüklerini yerine getirdiği ancak ABD'nin anlaşmadan çekilmesinden sonra anlaşmanın tarafı Avrupa ülkelerinin verdiği sözleri yerine getirmemesi üzerine bu kararı aldığı belirtildi.

Açıklamada, hükümetin adımlarına tam destek verildiği belirtilerek, "Düşmanlara İran'a karşı girişilecek her türlü eylemin silahlı kuvvetlerin pişman edici cevabıyla karşılaşacağı uyarısında bulunuyoruz." ifadelerine yer verildi.

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, bugün ABD'nin nükleer anlaşmadan çıkmasının yıl dönümünde yaptığı konuşmada, ABD'nin yaptırımlarına karşılık, anlaşmayla sınırlanan "300 kilogram üzerindeki zenginleştirilmiş uranyumu ve ağır suyun 130 tondan fazlasının yurt dışına satılmasını" 60 gün süreyle durdurduklarını açıklamıştı.

Ruhani, anlaşmada kalan ülkelerin bu süre zarfında özellikle petrol ve uluslararası bankacılık konularında İran'ın çıkarlarını koruyacak adımlar atmamaları durumunda sonraki aşamada "uranyum zenginleştirme çalışmalarına getirilen yüzde 3,67 zenginleştirme sınırını tanımayacaklarını" ve "Arak Ağır Su Reaktörü'nün modernizasyonuna başlayacaklarını" belirtmişti.

ABD yönetimi, nükleer anlaşmadan Mayıs 2018'de tek taraflı çekilerek İran'a yönelik yaptırımları geri getirmişti.

“İran topu Avrupa ülkelerine attı”

İSTANBUL (AA) – İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkanı Haşmetullah Felahetpişe, Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin nükleer anlaşmanın geleceğine dair yaptığı konuşmayla ilgili olarak "İran topu Avrupa ülkelerine attı." dedi.

İranlı Öğrenciler Haber Ajansı'na (ISNA) konuşan Felahetpişe, Cumhurbaşkanı Ruhani'nin nükleer anlaşmada kalan ülkelere (Rusya, Çin, İngiltere, Fransa, Almanya) anlaşma çerçevesindeki taahhütlerini yerine getirmeleri kapsamında verdiği 60 günlük süre sonrasında anlaşmanın güçleneceğini yada sona ereceğini belirtti.

Felahetpişe, "Ruhani açıklamasıyla anlaşmada kalan ülkeleri müzakereye çağırdı. 2 ay sonra 2 ihtimal var." ifadesini kullandı.

İlk olasılığı, "Anlaşmada kalan tarafların ABD'nin yaptırımlarına uyarak nükleer anlaşmaya aykırı davranmaları" olarak ifade eden Felahetpişe, "Diğer ihtimalin ise İran'ın ABD yaptırımlarına karşı koyabilmesidir. Bu da anlaşmada kalan ülkelerin ABD heyetiyle görüşerek kendi güçlerini ortaya koymalarıyla mümkündür." şeklinde konuştu.

Bu durumda anlaşmanın güçleneceğine işaret eden Felahetpişe, "Avrupa ülkelerinin taahhütlerini yerine getirememeleri durumunda nükleer anlaşma kenara konulmalıdır. Bu da İran'ın anlaşmadan çıkması değil, anlaşmanın fesih olması anlamına gelmektedir." açıklamasında bulundu.

Anlaşmanın fesih olması durumunda anlaşmaya taraf ülkelerin İran'ı Birleşmiş Milletler'e şikayet etmelerinin mümkün olmadığı ve böyle bir adımın barışa hizmet etmeyeceğini dile getiren Felahetpişe, "2 ay içerisinde ya yaptırımlara karşı koyabilecek durumda olacağız ve anlaşma güçlenecek yada fesih olacaktır. İran bu barışçıl adımıyla topu Avrupa ülkelerine atmıştır." ifadelerini kullandı.

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, bugün, ABD'nin nükleer anlaşmadan çıkmasının yıl dönümünde yaptığı konuşmada, ülkesinin nükleer anlaşma şartlarını yerine getirdiğini, buna karşın ABD'nin uluslararası hukuka aykırı olarak anlaşmadan çıktığını ve bir dizi ekonomik yaptırımı uygulamaya koyduğunu söyledi.

Anlaşmada kalan 5 ülkenin taahhütlerini yerine getirmeleri için 1 yıl beklediklerini fakat söz konusu ülkelerin ABD karşısında etkin bir adım atmadıklarını belirten Ruhani, anlaşmayla sınırlanan "300 kilogram üzerindeki zenginleştirilmiş uranyumu ve ağır suyun 130 tondan fazlasının yurt dışına satılmasını" 60 gün süreyle durdurduklarını, anlaşmada kalan ülkelerin bu süre zarfında İran'la müzakereye oturmamaları, özellikle petrol ve uluslararası bankacılık konularında İran'ın çıkarlarını sağlamamaları durumunda sonraki adım olarak "uranyum zenginleştirme çalışmalarına getirilen yüzde 3,67 zenginleştirme sınırını tanımayacaklarını" ve "Arak Ağır Su Reaktörü'nün modernizasyonuna başlayacaklarını" söyledi.

İran nükleer anlaşmadaki taahhütlerini kısmen durdurdu

ANKARA /TAHRAN (AA) – İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, nükleer anlaşma kapsamındaki taahhütlerinin bir kısmını durdurduklarını ve anlaşmanın taraflarına İran'ın çıkarlarını koruyacak önlemler alması için 60 gün süre verdiklerini söyledi.

Ruhani, ABD Başkanı Donald Trump'ın 8 Mayıs 2018'de nükleer anlaşmadan ayrılmasının yıl dönümünde yaptığı konuşmada ülkesinin bu anlaşma çerçevesindeki 2 taahhüdünü durdurduğunu açıkladı.

  • "Zenginleştirilmiş uranyum ile ağırlaştırılmış suyu artık satmayacağız"

Nükleer anlaşmadaki 26. ve 36. maddelerinin karşı tarafın verdiği sözleri ihlal etmesi durumunda kendilerine karşı adım atma hakkı verdiğini dile getiren Ruhani, bugün nükleer anlaşmaya taraf 5 ülkeye iki uygulamayı durduracaklarını ilettiklerini belirtti.

Ruhani, anlaşma kapsamında uranyum zenginleştirmede 300 kilogramın üzerine çıkıldığında fazlasını başka ülkelere sattıklarını ve karşılığında sarı kek aldıklarını ancak bugünden itibaren bu satışın durdurulacağını söyledi.

Ağırlaştırılmış suyun da İran'da 130 tonu geçmesi durumunda fazlasını başka ülkelere sattıklarını aktaran Ruhani, bu uygulamayı da durduracaklarını ve zenginleştirilmiş uranyum ile ağırlaştırılmış suyu artık satmayacaklarını ifade etti.

Attıkları bu adımların 60 gün için geçerli olduğuna dikkati çeken Ruhani, "Eğer nükleer anlaşmaya taraf ülkelerle 60 gün içinde müzakere masasına oturup petrol satışı ve bankacılık konularında milli menfaatlerimiz temin edilirse bugünkü duruma geri döneriz. Nükleer anlaşma kapsamında uranyumu yüzde 3,67 zenginleştirmeyle yükümlüyüz ancak 60 gün sonunda 5 ülkeyle bir sonuca varamazsak bu yükümlülüğümüzü sona erdireceğiz." şeklinde konuştu.

İran Cumhurbaşkanı Ruhani, bu süre sonunda anlaşma sağlanamazsa Arak Ağır Su Reaktörü'nün modernizasyonuna başlayacaklarını da belirtti.

-Ruhani'den nükleer anlaşmaya taraf ülkelere uyarı

Nükleer anlaşmaya taraf 5 ülkenin (Rusya, Çin, İngiltere, Fransa, Almanya) devlet başkanına gönderdiği mektubun içeriğiyle ilgili olarak da Ruhani, şu bilgileri paylaştı:

"5 ülkeye gönderdiğim mesajda çok açık olarak şunu söyledim: Eğer bu attığımız adımı bahane edip dosyayı BMGK'ye götürürlerse çok kesin bir hamleyle karşı karşıya kalacaklar. Mektupta atacağımız kesin adımı da kendilerine anlattım. Sizlerin tavsiyesi ile 1 yıl bekledik. Bu tarihi bir ruh ve milli gücün sabrıydı. Aynı şekilde direnişimiz ve diplomasimiz de tarihidir. Biz bu süre içinde taahhütlerimize bağlı kaldık. Bugün de nükleer anlaşmadan çıkmak istemiyoruz. Tüm İran halkı ve dünya halkları bilmelidir ki bugün nükleer anlaşmanın sonu değildir."

Ruhani, şöyle devam etti:

"Avrupalı dostlar direkt olarak benimle irtibata geçerek mühlet istediler, biz de buna olumlu cevap verdik. Çünkü biz gerekçelere önem verdik ve halkımızın da acele etmediğimizi görmesini istedik. Nükleer anlaşmanın ne kadar önemli olduğunu ve bölge ile dünyaya ne kadar etkisi olduğunu çok iyi biliyoruz. Bu sebeplerle birkaç hafta yerine aylarca sabrettik, onlar ise temas kurarak biraz daha süre istediler. Biz bir kere daha sabrettik ve bu esnada Avrupalı dostlarımız güzel konuşmalar yaptılar ancak pratikte hiçbir sonucu olmadı."

– "Bu nükleer anlaşma ve onun temelinde atılmış yeni bir adımdır"

"Dostlarımıza tanıdığımız 60 günlük süre içinde yapıcı müzakerelere ve arzu edilen noktaya varacağımızı ümit ediyorum." diyen Ruhani, şöyle devam etti:

"Dünya bilmelidir ki nükleer anlaşma ABD'nin istediği gibi kazan-kaybetmeye dönüşmeyecek. Eğer bir şey olacaksa bu kaybet-kaybet olacaktır. Nükleer anlaşma ya kazan-kazan olacak ya da kaybet-kaybet. ABD'nin bunu kazan-kaybetmeye çevirmesine izin vermeyeceğiz."

-"Bugün savaş değil, diplomasi yolunu seçtik"

Bugün yeni bir dil ile müzakereleri başlattıklarını müzakere masasını terk etmediklerini aktaran Ruhani, "Bugün savaş değil, diplomasi yolunu seçtik. Bu konuyu bilen ve İran halkının temsilcisi olarak seçtiğimiz yolun dünya ile savaş olmadığını ve yine diplomasi yolunu seçtiğimizi söylüyorum. Bu diplomasi yeni bir dil ve yeni bir mantık ile olacaktır. Biz yine yasalar ve mantık çerçevesinde konuşacağız." değerlendirmesinde bulundu.

Nükleer anlaşmanın milli ve stratejik bir karar olduğuna vurgu yapan Ruhani, "Nükleer anlaşmanın özü doğru ve stratejikti. Bizim bir yıllık sabrımız da stratejikti. Seçtiğimiz yeni yol da stratejik ve millidir ve halkımızın çıkarına olacaktır. Bu yolda yürümeye devam edeceğiz." dedi.

  • "Nükleer anlaşmaya karşı olanlar aynı zamanda İran'a karşıydı

Nükleer anlaşmanın başından bu yana İran düşmanları olarak nitelendirdiği ABD'deki aşırılıkçılar, İsrail ve bölgedeki bazı Arap ülkelerinin bu anlaşmaya muhalif olduğunu dile getiren Ruhani, şunları kaydetti:

"Nükleer anlaşmaya karşı olanlar aynı zamanda İran'a karşıydı. Herkes her konuda eleştiride bulunabilir ancak nükleer anlaşmaya düşmanlık İsrail, ABD'deki aşırıcılar ve bölgedeki gerici yönetimlere özgüydü. Nükleer anlaşma İran'ın ve tüm dünyanın çıkarına ancak İran düşmanlarının zararınaydı. O nedenle 2014 yılından bu yana bu heybetli yapıyı çökertmek için tüm yolları denediler. Beyaz Saray'da birçok işi elinde bulunduran aşırıcılar, ABD Başkanı'nın yapacağı işleri bile ellerine geçirmiş durumdalar. ABD yönetiminin mevcut halinden sadece bu ülke halkı değil ABD'nin müttefikleri, Kanada, Avrupa, Meksika ve dünya ticari şirketleri ve girişimcileri de rahatsız."

Nükleer anlaşmadan çekilmenin içerideki aşırı gruplar ve İsrail'in baskısı sonucu gerçekleştiğini belirten Ruhani, "ABD ayrıldıktan bir gün sonra İran'ın da çıkmasını istiyordu. Bu şekilde yükü kendi üzerinden atacak ve dosyayı BMGK'ye götürerek yaptırımları sertleştirecekti. İran bilinci ve ustalığıyla bu tuzağa düşmedi ve ABD'ye bu alanı açmadı." ifadelerini kullandı.

-Ruhani'den nükleer anlaşmaya taraf 5 ülke başkanına mektup

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Abbas Arakçi, nükleer anlaşmaya taraf İngiltere, Çin, Fransa, Rusya ile Almanya'nın Tahran Büyükelçilerini bakanlığa davet ederek, Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin Tahran yönetiminin taahhütlerinden bazılarını durduracağıyla ilgili bu ülkelerin devlet başkanlarına yazdığı mektubu iletti.

İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif de Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini’ye Tahran yönetiminin nükleer anlaşmadaki taahhütlerinden bazılarını durduracaklarını bildiren bir mektup gönderdi.

  • İran anlaşmanın 26 ve 36'ncı maddesine dayanıyor

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 5 daimi üyesi ve Almanya ile İran arasında 2015'te imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) olarak adlandırılan nükleer anlaşma,Tahran'a yüzde 3,67 oranında uranyum zenginleştirme faaliyetini sürdürme hakkı veriyor. Anlaşma çerçevesinde İran, en çok 300 kilogram uranyumu elinde tutabiliyor.

Anlaşma İran'a 300 kilogramın üzerindeki uranyumu uluslararası piyasada satarak karşılığında doğal uranyum alabilme imkanı tanıyor.

İran ayrıca anlaşmaya göre, ağır su stokunu 130 tonun altında tutmak zorunda ve aşımı halinde ülke dışına çıkarmakla yükümlü bulunuyor.

İran, nükleer anlaşma metninde, "Yaptırımların geri getirilmesi halinde ya da taraflardan birinin anlaşmadaki sorumluluklarını yerine getirmediği durumda İran'ın nükleer anlaşmadaki yükümlülüklerini tamamen ya da kısmen durdurabileceğini" ifade eden 26 ve 36'ncı maddeyi esas aldığını belirtiyor.

ABD yönetimi, nükleer anlaşmadan Mayıs 2018'de tek taraflı çekilerek İran'a yönelik yaptırımları geri getirmişti.

GRAFİKLİ – ABD'nin nükleer anlaşmadan çekilmesi İran ekonomisini vurdu

ANKARA (AA) – AHMET DURSUN – Washington'un nükleer anlaşmadan tek taraflı çekilmesinden bir yıl sonra İran'da yaptırımlardan kaynaklı ekonomik sorunlar derinleşirken Tahran yönetimi, anlaşmanın Avrupalı taraflarının ABD'nin yaptırımlarına karşı gerekli adımları atmasını bekliyor.

ABD Başkanı Donald Trump’ın, Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) olarak adlandırılan nükleer anlaşmadan çekilme kararının ardından açıkladığı İran'a yönelik ambargolar 7 Ağustos ve 5 Kasım olmak üzere iki aşamayla devreye girdi. ABD, ilk aşama yaptırımlarla İran'ın dolar, altın ve değerli madenlere erişimini yasaklarken, bu ülkenin çelik, kömür, alüminyum ticareti ile otomotiv ve sivil havacılık sektörlerini de hedef aldı. 5 Kasım'da getirilen ikinci aşama yaptırımlar ise doğrudan Tahran'ın petrol ve enerji ticaretini hedef aldı.

Washington, ambargonun hayata geçmesinden bir kaç gün sonra İran'dan petrol ithal eden Türkiye, Çin, Japonya, Güney Kore, Tayvan, Hindistan, İtalya ve Yunanistan'ı 6 ay süreyle petrol yaptırımlarından muaf tuttu. Bu süre içerisinde İran petrolünün küresel pazara akışı devam etse de günlük petrol ihracatı 1 milyon varil düştü.

Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 8 ülkeye tanınan 6 aylık muafiyet uzatılmadı ve ABD, 2 Mayıs'tan itibaren Tahran'dan petrol sevkiyatına devam eden ülkeleri ve şirketleri yaptırım uygulamakla tehdit etti.

  • İran'ın petrol ihracatı yüzde 37 azaldı

İran Ulusal Petrol Şirketi'ne göre, ülkenin yaklaşık 158 milyar varil ham petrol rezervi ve 33,5 trilyon metreküp doğal gaz rezervi bulunuyor.

Venezuela ve Suudi Arabistan'ın ardından Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) içinde en büyük üçüncü petrol rezervine sahip İran, dünyada da Kanada'nın ardından en büyük dördüncü büyük petrol rezervine sahip ülke konumunda.

İran Petrol Bakanlığı'nın istatistiklerine göre, Tahran geçen yıl nisanda günlük 2,87 milyon varil ham petrol ve kondensat ihracatının yarısını 1,4 milyon varille Çin ve Hindistan'a yaptı.

Tahran'ın toplam ihracatı 2,87 milyon varilin yüzde 60'ını bu dönemde İran petrolünü temel enerji kaynaklarından kabul eden Asya ülkeleri, Çin, Hindistan, Japonya ve Güney Kore ithal etti.

İran'ın petrokarbon ihracatının geri kalan yüzde kırkı Avrupa Birliği (AB), Türkiye ve Birleşik Arap Emirlikleri'ne (BAE) gönderildi.

Zengin petrol yataklarına sahip İran'ın petrol ihracatı, ABD'nin 8 Mayıs'ta nükleer anlaşmadan tek taraflı çekilmesinin ardından kademeli olarak azalmaya başladı.

Geçen yıl mayısta günlük 2,7 milyon varil petrol ihraç eden İran, ülkelerin gümrük istatistiklerine ve çeşitli tanker izleme verilerine göre, martta yaklaşık 1,7 milyon varil petrol sattı. Buna göre, Tahran'ın petrol ihracatında yaklaşık bir yıllık sürede 1 milyon varil kayıpla yüzde 37 düşüş gözlendi.

ABD'nin İran Özel Temsilcisi Brian Hook, İran'a petrol yaptırımları nedeniyle Tahran yönetiminin petrol gelirlerinin 10 milyar dolardan fazla düştüğünü belirterek, "Yaptırımlardan önce İran, petrolden yıllık 50 milyar doların üzerinde gelir elde ediyordu. Hesaplarımıza göre, yaptırımlar nedeniyle 10 milyar dolardan fazla gelirden mahrum bırakıldı." dedi.

-Çin İran'dan petrol sevkiyatlarını azalttı

Tahran'ın en büyük iki müşterisi Hindistan ve Çin, ABD'nin İran'ın petrol sektörüne yaptırımlarından muafiyet alan ülkelerin arasındaydı. Buna rağmen Çin'in İran'dan petrol ihracatında düşüş gözlendi. Çin Genel Gümrük İdaresi verilerine göre, İran'dan geçen yıl martta günlük 725 bin varil ham petrol ithal eden Çinli şirketler, bir yıl sonra martta bu miktarı yüzde 25 düşürerek 543 bin varile indirdi.

İran'dan 430 bin varil ham petrol ithal eden Tahran'ın ikinci en büyük müşterisi Hindistan ise bu mart ayına gelindiğinde petrol sevkiyatlarını yüzde 5 düşürerek, günlük 405 bin varil petrol ithal etti.

Tahran'ın Asyalı müşterileri Güney Kore ve Japonya'nın mart ayındaki ihracat rakamları ise sırasıyla günlük 230 bin ve 140 bin varil seviyelerindeydi.

  • İran'ın para birimi yüzde 127 değer kaybetti

Devreye giren yaptırımların yol açtığı olumsuz tablonun en net göstergesi ekonomide oldu. ABD'nin anlaşmadan çekildiği geçen yıl mayıs ayında serbest piyasada 1 ABD doları 6 bin 500 tümen seviyelerinde işlem görürken geçen eylülde tarihi seviyesine ulaşarak 19 bin tümeni gördü. Bugün bu rakam, 14 bin 800 tümen seviyelerinde seyrediyor. Buna göre, İran para birimi, ABD'nin nükleer anlaşmadan çekilmesinden bu yana dolar karşısında yüzde 127 değer kaybetti.

İran ekonomisindeki kriz yalnızca ulusal paranın dolar karşında değer kaybıyla sınırlı kalmadı. Para biriminde yaşanan değer kaybı dış ticareti zora sokarken enflasyonun yükselmesine ve ekonominin daralmasına neden oldu.

Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) verilerine göre, İran'da geçen yıl ekonomi yüzde 3,9 küçüldü. IMF, geçen ay açıkladığı Dünya Ekonomik Görünümü raporunda da İran ekonomisinde bu yıl yüzde 6 daralma öngördü.

  • Enflasyon son beş yılın zirvesinde

İran İstatistik Kurumu'nun verilerine göre, İran ekonomisinde geçen yıl son 5 yılın en kötü enflasyon oranı görüldü. Bunun ekonomideki en belirgin işareti geçen yıl mayısta yüzde 9,7 olan enflasyon oranının eylülde yüzde 31,4’e yükselmesinde verildi. İran takvimine göre yıl sonu sayılan 20 Mart'a kadar bir yıllık enflasyon yüzde 27'yi buldu. IMF ise petrol ihracatının durması halinde ülkede yıl sonu enflasyon oranının yüzde 50'yi görebileceği uyarısında bulundu.

İran para biriminin hızla değer kaybetmesi ve enflasyondaki artış halkın alım gücüne de ciddi bir darbe vurdu. İran'da bu yıl 1 milyon 516 bin 882 tümen olarak belirlenen asgari ücret mayıs ayındaki döviz kurlarına göre yaklaşık 170 ABD dolarına eşitken söz konusu rakam bugün itibarıyla serbest piyasa kuruna göre 102 dolara gerilemiş durumda.

  • Ekonominin durumu protestoları tetikleyebilir

ABD'nin petrol muafiyetlerini kaldırdığı 2 Mayıs tarihinden sonra İran'ın petrol satışlarının 500 bin varilin altına düşebileceği tahmin ediliyor. Ekonomisi petrole dayalı İran'da bu durum ülkede ekonomik sorunların derinleşmesi, bundan kaynaklı halk arasındaki memnuniyetsizliği artırması ve Aralık 2017'de olduğu gibi ülkede geniş çaplı hükümet karşıtı protestoları tetikleme potansiyeli taşıyor.

Uzmanlar, emniyet güçlerinin son günlerde küçük çaplı gösterilere dahi müdahale etmesini bunun bir işareti olarak değerlendiriyor.

  • İran Avrupa'nın ABD'ye karşı etkisizliğinden şikayetçi

İran'ı anlaşmada tutmak isteyen E3 şeklinde isimlendirilen nükleer anlaşmanın Avrupalı tarafları Almanya, Fransa ve İngiltere'nin İran'la ticareti kolaylaştırmak ve Avrupalı şirketleri ABD'nin yaptırımlarından korumak için ocakta kurdukları Avrupa Birliği'nin de desteklediği INSTEX adlı ödeme mekanizması halen faaliyete girmedi.

Avrupa'yı ABD'nin İran aleyhindeki adımlarına karşı etkisiz kalmakla eleştiren Tahran yönetimi, anlaşmayla durdurduğu nükleer faaliyetlerinin bir kısmını yeniden başlatmaya hazırlanıyor.

  • İran nükleer faaliyetlerinin bir kısmını yeniden başlatmaya hazırlanıyor

ABD'nin nükleer anlaşmadan çekilmesinin yıl dönümünde Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin devlet televizyonunda canlı yayında Washington'un anlaşmayı ihlaline karşı Tahran'ın atacağı adımları açıklayacağı belirtildi.

İran devlet televizyonu da ismini açıklamayan üst düzey bir yetkiliye dayandırdığı haberinde, İran'ın ABD'nin nükleer anlaşmadan çekilmesi ve Avrupa ülkelerinin sözlerini yerine getirmemesine karşı ilk adım olarak nükleer anlaşma çerçevesinde durdurulan nükleer faaliyetlerinin bir kısmını yeniden başlatacağını duyurdu.

“İran uranyum zenginleştirmeye devam edecek”

ANKARA (AA) – İran Meclis Başkanı Ali Laricani, nükleer anlaşma kapsamında uranyum zenginleştirmeye ve ağır su üretimine devam edeceklerini belirtti.

İran devlet televizyonuna göre, başkent Tahran'da öğretmenlerle bir araya gelen Laricani, burada yaptığı konuşmada, ABD'nin İran'ın sivil nükleer faaliyetlerini hedef alan yaptırımlarına tepki gösterdi.

ABD'nin İran'a karşı aldığı kararları "psikolojik operasyonun bir türü" olarak niteleyen Laricani, "İran nükleer anlaşma kapsamında ağır su üretebilir. Biz anlaşmayı ihlal etmedik. Anlaşma kapsamında uranyum zenginleştirmeye de devam edeceğiz. Siz ister alın ister almayın." ifadelerini kullandı.

Laricani, ABD'nin, İran aleyhindeki girişimlerine karşı ülkedeki tüm kesimlerin farklılıklarını bir kenara koyarak birlik olması gerektiğini vurguladı.

ABD Dışişleri Bakanlığından dün yapılan yazılı açıklamada, doğal uranyum karşılığında zenginleştirilmiş uranyumun İran dışına çıkarılmasına yönelik faaliyetlerin de bundan sonra ABD yaptırımlarının kapsamına girebileceği belirtilmişti. Açıklamada ayrıca, İran'ın mevcut sınırların ötesinde ürettiği ağır su stoklarına da izin verilmeyeceği ve İran'a ağır su temin edilmemesi gerektiği ifade edilmişti.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 5 daimi üyesi ve Almanya ile İran arasında 2015'te imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) olarak adlandırılan nükleer anlaşma,Tahran'a yüzde 3,67 oranında uranyum zenginleştirme faaliyetini sürdürme hakkı veriyor. Anlaşma çerçevesinde İran, en çok 300 kilogram uranyumu elinde tutabiliyor.

Anlaşma İran'a 300 kilogramın üzerindeki uranyumu uluslararası piyasada satarak karşılığında doğal uranyum alabilme imkanı tanıyor.

İran ayrıca anlaşmaya göre, ağır su stokunu 130 tonun altında tutmak zorunda ve aşımı halinde ülke dışına çıkarmakla yükümlü bulunuyor.

ABD yönetimi, nükleer anlaşmadan Mayıs 2018'de tek taraflı çekilerek İran'a yönelik yaptırımları geri getirmişti.

İran Meclis Başkanı'ndan “ABD'nin şartlarını kabul etmeyeceğiz” açıklaması

ANKARA (AA) – İran Meclis Başkanı Ali Laricani, ABD'nin yeni bir anlaşma için öne sürdüğü şartları hiçbir zaman kabul etmeyeceklerini söyledi.

İran resmi ajansı IRNA'nın haberine göre, Rezevi Horasan eyaletinde Öğretmenler Günü münasebetiyle düzenlenen bir törende yaptığı konuşmada Laricani, ABD'nin nükleer anlaşmadan tek taraflı çekilme kararının ardından duyurduğu 12 maddenin mantıksız olduğunu belirtti.

ABD'nin öne sürdüğü şartların asla kabul edilmeyeceğini vurgulayan Laricani, "Bizden ABD'nin isteklerine boyun eğmemizi beklemeyin. Bu 12 şart İran'ı zillete atacaktır. Bu yüzden direnmekten başka yol yoktur." dedi.

ABD'nin baskılarına karşı halka sabırlı olmaları çağrısında bulunan Laricani, "ABD'nin liyakatsiz yöneticileri, pes etmek zorunda kalacak ancak biz sabırlı olmazsak istediklerine ulaşarak bize de Suudi Arabistan'a yaptıklarını yapacaklar. ABD, Suudi Arabistan'ın hem parasını alıyor hem de onları aşağılıyor. Biz böyle değiliz bu milletin hakkını savunmamız gerekiyor." ifadelerini kullandı.

Yaptırımlar nedeniyle ekonomik olarak zor zamanlar geçirdiklerini dile getiren Laricani, ülkede kendi kendine yeten bir ekonomik sistem oluşturulması gerektiğini kaydetti.

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, ABD'nin nükleer anlaşmadan çekilmesinin ardından geçen yıl mayıs ayında yaptığı açıklamada, İran'la yeni bir anlaşma yapılması gerektiğini vurgulayarak 12 maddelik şart öne sürmüştü.

Bu şartlar arasında, İran'ın uranyum zenginleştirmeyi durdurması ve plütonyum ön işleme faaliyetine asla başlamamasının yanı sıra ülke çapındaki tüm askeri tesislere kayıtsız şartsız giriş imkanı sunması ve balistik füze programını durdurması bulunuyor.

ABD yönetimi ayrıca, "İran'dan tüm ABD vatandaşlarını serbest bırakmasını, bölgesel müdahalelerine son vermesini, Suriye'deki tüm güçlerini geri çekmesini ve İsrail'i tehdit etmeye son vermesini" istiyor.

“Nükleer anlaşma sona yaklaşmıştır”

ANKARA (AA) – İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Abbas Arakçi, ABD'nin nükleer anlaşmadan çekilmesinin ardından Avrupa ülkelerinin anlaşmayı korumak için gerekli adımları atamadığını belirterek, "Biz anlaşmanın taraflarına gerekli zamanı tanıdık ancak artık İran'ın sabrı taşmak üzere. Nükleer anlaşma sona yaklaşmıştır." dedi.

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Abbas Arakçi, Ankara'da Stratejik Düşünce Enstitüsünün (SDE) düzenlediği "İran, Bölge ve Uluslararası Gelişmeler" başlıklı konferansta konuşma yaptı.

Türkiye'ye ziyaretinin amacının yeni bir diyalog başlatmak olduğunu söyleyen Arakçi, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'yla bir araya gelme fırsatı bulduğunu söyledi.

  • "Türkiye ile ortak çıkarlara sahibiz"

İran ve Türkiye'nin bölgenin en önemli iki aktörü olduğunu belirten Arakçi, "Türkiye ve İran ilişkileri hiçbir zaman bu kadar iyi olmamıştı. Biz bölgede iki büyük oyuncuyuz. Birlikte asırlardır yaşıyoruz. Bu şekilde asırlardır yaşamaya devam edeceğiz. Bakış açılarımız aynı ve ortak çıkarlara sahibiz. Bu nedenle Türk hükümeti ve Dışişleri Bakanına teşekkür ediyorum." ifadesini kullandı.

  • "Nükleer anlaşma sona yaklaşmıştır"

ABD'nin geçen yıl çekildiği Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) olarak adlandırılan nükleer anlaşmanın geleceği hakkında da değerlendirmelerde bulunan Arakçi, şöyle konuştu:

"ABD yönetimi, BMGK kararı olmasına rağmen KOEP'ten çekildiği zaman anlaşmanın tarafı üç Avrupa ülkesi, "anlaşmada kalın biz pratik çözümler üreteceğiz" diyerek bizden bir kaç hafta istediler. Şimdi bir sene oldu ve hala İran'ın anlaşmadaki çıkarlarını koruyacak çözüm bulamıyorlar. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı, İran'ın anlaşmaya uyduğunu 14 ayrı raporuyla doğrulamasına rağmen biz hiçbir şeyden yararlanamıyoruz. Bu böyle devam edemez. İran'ın sabrı taşmak üzere. Bu çok üzücü fakat nükleer anlaşma sona yaklaşmıştır. Bu başarısızlığın sonuçları olacaktır ve kaçınılmazdır."

Nükleer anlaşmanın ekonomik bir anlaşma gibi görünse de aslında tüm uluslararası toplumu ilgilendiren bir güvenlik anlaşması olduğuna dikkati çeken Arakçi, "KOEP şu anda ABD'nin yaklaşımı nedeniyle risk altında ve her an sona erebilir. Anlaşma, her ne kadar İran ve 5+1 ile imzalandıysa bu anlaşma bize ait değil, tüm uluslararası toplumun anlaşmasıdır." değerlendirmesinde bulundu.

  • "ABD bölgedeki tek diplomatik başarıyı yok etmek istiyor"

Nükleer anlaşmanın "bölgedeki tek diplomatik başarı" olduğunu ve ABD'nin BMGK kararlarına karşın anlaşmadan ayrılmasının İran'da uluslararası anlaşmalara karşı güven kaybı oluşturduğunu vurgulayan İranlı bakan yardımcısı, "Bölgemizdeki tek diplomatik başarıyı imha etmeye çalışıyorlar. Bu anlaşma olmadan bu bölge daha mı iyi olacak? Kimse bu fikirde değil. ABD'nin yaklaşımları nedeniyle uluslararası anlaşmalara yönelik güven kaybı yaşanıyor." şeklinde konuştu.

  • "Devrim Muhafızları Ordusu ile ABD Basra Körfezi'nde karşı karşıya gelebilir"

Devrim Muhafızları Ordusunun ABD yönetimi tarafından terör örgütü ilan edilmesine de değinen Arakçi, iki gücün Basra Körfezi'nde karşı karşıya gelebileceği uyarısında bulunarak, şöyle devam etti:

"Birbirlerini terör örgütü ilan eden bu iki güç Basra Körfezi veya başka bir yerde karşı karşıya gelebilir. Böyle bir durumda bunun sorumlusu ABD olacaktır." diye konuştu.

Arakçi, ABD yaptırımlarına karşı AB ülkeleri tarafından kurulan ve ilaç ve gıda ticaretini kapsayan INSTEX adı verilen özel ödeme mekanizmasının ABD'nin baskıları nedeniyle henüz faaliyete girmediğini belirtti.

Suriye'deki son duruma da değinen Arakçi, İran, Türkiye ve Rusya’nın Suriye krizinin çözümüne yönelik çabaları sonucunda ülkedeki güvenlik sorununun iyileştirildiğini vurguladı.

Ruhani'den AB'ye “ABD'nin boşluğunu doldurun” çağrısı

ANKARA (AA) – İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, ABD'nin nükleer anlaşmadan çekilmesinden sonra oluşan boşluğun Avrupa Birliği (AB) tarafından doldurulması gerektiğini söyledi.

İran Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamaya göre, Malta'nın Tahran Büyükelçisi Paul Mifsud'un güven mektubunu sunduğu kabulde konuşan Ruhani, AB'ye nükleer anlaşmanın korunması konusunda ABD'nin yerini doldurma çağrısında bulundu.

Nükleer anlaşmanın imzalanmasıyla birlikte Malta'nın da aralarında bulunduğu Avrupa ülkeleriyle ilişkilerde yeni bir döneme girdiklerini ancak ABD'nin anlaşmadan tek taraflı ve "yasa dışı" şekilde ayrılmasından sonra anlaşmanın boşluğa düştüğünü söyleyen Ruhani, "Avrupa Birliği'nden beklentimiz ABD'nin çekilmesinden sonra oluşan boşluğu telafi etmesidir." dedi.

Malta Büyükelçisi Mifsud ise nükleer anlaşmayı AB ile İran arasındaki ikili ve çok taraflı ilişkilerin geliştirilmesinde "yol haritası" olarak gördüklerini belirterek, "Malta nükleer anlaşmayı destekliyor." ifadesini kullandı.

Washington yönetimi, BM Güvenlik Konseyi'nin 5 daimi üyesi ve Almanya ile İran arasında 2015'te imzalanan nükleer anlaşmadan Mayıs 2018'de tek taraflı çekilmişti. ABD'nin anlaşmadan çekilmesinin ardından Tahran yönetimini nükleer anlaşmada tutmak isteyen AB, İran'la ticareti kolaylaştırmak ve Avrupalı şirketleri ABD'nin yaptırımlarından korumak için INSTEX adında ödeme mekanizmasını devreye sokmuştu. Mekanizmanın sadece ilaç ve gıda ticaretini kapsaması Tahran yönetiminin tepkisini çekmişti.

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Abbas Arakçi, salı günü Alman diplomat Phillip Ackermann'la Tahran'daki görüşmesinde, "Nükleer anlaşmayı korumak için siyasi kararlılık yeterli değildir. Avrupa nükleer anlaşmayı korumak için adım atmalı ve bedel ödemelidir." demişti.

“Avrupa nükleer anlaşmayı korumak için bedel ödemelidir”

İSTANBUL (AA) – İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Abbas Arakçi, Avrupa'nın nükleer anlaşmayı korumak için adım atması ve bedel ödemesi gerektiğini belirtti.

Tasnim Haber Ajansı'na göre, Alman diplomat Phillip Ackermann'la Tahran'daki görüşmesinde Arakçi, "Nükleer anlaşmayı korumak için siyasi kararlılık yeterli değildir. Avrupa nükleer anlaşmayı korumak için adım atmalı ve bedel ödemelidir." dedi.

Avrupa Birliği'nin (AB) İran'la ticareti için tasarladığı Özel Ödeme Aracı'nın (Special Purpose Vehicle-SPV) ivedilikle uygulamaya konulmasının önemine işaret eden Arakçi ayrıca Almanya'nın İran'daki özel hava yolu şirketi Mahan Air'e getirdiği uçuş yasağını kaldırmasını istedi.

Alman diplomat Ackermann da ülkesinin nükleer anlaşmaya sadık kaldığını, Mahan'la ilgili kararın ise gözden geçirileceğini dile getirdi.

Almanya, ocak ayında İran'daki özel hava yolu şirketi Mahan Air'in çalışma iznini iptal ettiğini duyurmuştu. Alman hükümeti, 2011 yılından itibaren ABD tarafından İran'a uygulanan yaptırımlar listesinde yer alan şirketin, İran Devrim Muhafızları tarafından askeri amaçlar için kullanılmasının yanı sıra terörist faaliyetler için kullanıldığından şüpheleniyor.

Riyad ABD'ye alternatif nükleer teknoloji arayışında

RİYAD (AA) – MUSTAFA KAMİL – İran'ın nükleer programına karşılık verme yarışı içine giren Suudi Arabistan'ın bu alanda teknoloji transferi için ABD dışında alternatif arayışında olduğu iddia ediliyor.

Son dönemde Pakistan, Çin ve Güney Kore ile nükleer iş birliği içinde olan Riyad yönetimi, nükleer gücü askeri maksatla kullanmak istemediğini belirtiyor. ABD ise Suudi Arabistan'ın nükleer teknolojiyi sivil amaçlar dışında kullanmasından endişe ediyor.

ABD'nin Suudi Arabistan'a yönelik nükleer enerji transferine ilişkin Temsilciler Meclisi'nin soruşturma açmasının ardından, basında Veliaht Prens Muhammed bin Selman'ın Asya turunda nükleer teknoloji transferinde alternatif arayışında olduğu iddiaları yer aldı. Askeri harcamalarını artıran Suudi Arabistan'ın nükleer silah üretmeye yöneldiği yorumu yapılıyor.

  • Suudi Arabistan'ın balistik füze girişimleri

Amerikan Associated Press (AP) ajansının şubat ayı başında yayımladığı raporda, uzman görüşler ve uydu görüntülerine göre, Suudi Arabistan'ın balistik füze denemeleri ve üretim çalışmaları yaptığı bilgisi yer almıştı. Yayımlanan bu raporla birlikte endişeler de artmaya başladı.

Yayımlanan görüntüler, Suudi Arabistan'ın Duvedmi şehrindeki bir askeri üste balistik füze üretimi ve denemeler için yeterince büyük yapılar bulunduğunu gösterdi.

Washington'daki Uluslararası Stratejik Etütler Enstitüsü'den savunma füzeleri uzmanı Michael Eleman, bunların balistik füze programına işaret ettiğini dile getirdi.

Kaliforniya merkezli Middlebury Uluslararası Araştırmalar Enstitüsü'nden füze üretimi alanında uzman Jeffrey Lewis ise, "Balistik füzelere yapılan yoğun yatırım her zaman nükleer silahlara önem göstermekle bağlantılıdır." dedi.

  • Bin Selman alternatif arayışında

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Bin Selman'ın 17 Şubat'ta başladığı Pakistan, Hindistan ve Çin'i kapsayan Asya turunda, Washington'un nükleer teknoloji satışından kaynaklı isteksizlik üzerine yeni seçenekler bulmayı amaçladığı iddia edildi.

Pakistan'da yayımlanan Daily Times gazetesi, ABD'de nükleer teknoloji transferinin çok sıkı kurallara bağlı olduğunu, bu durumun Suudi Arabistan'ı alternatif aramaya yönelttiğini yazdı.

ABD Enerji Bakanı Yardımcısı Dan Brouillette de kısa süre önce yaptığı açıklamada, ABD'nin "sivil hedeflerde kullanılmaması" garantisi almadan Suudi Arabistan'a nükleer enerji geliştirmesi konusunda yardım etmeyeceğini belirtti.

Daily Times gazetesi ayrıca Suudi Arabistan'ın eski İstihbarat Başkanı Turki el-Faysal'ın nükleer enerji konusunda ABD'den başka alternatifleri olduğu sözlerine yer verdi.

Faysal, ABD'nin bu konuda destek vermemesine ilişkin, "Kendileri bilir. Fransa, Rusya ve Çin gibi ülkeler var. Pakistan'da ve başka yerlerde de dostlarımız var." ifadelerini kullandı.

Pakistan'ın Suudi Arabistan'a nükleerin geliştirilmesi konusunda aktif rol oynayacağı beklenirken, Suudi Arabistan ile 2012 yılında nükleer iş birliği anlaşması imzalayan Çin de en önemli alternatiflerden biri olarak öne çıkıyor.

Suudi Arabistan daha önce de 2015 yılında Güney Kore ile araştırma, geliştirme ve üretim konularını içeren nükleer iş birliği anlaşması imzalamış, 20 yıl içinde 2 milyar dolar değerinde nükleer reaktör inşası konusunda anlaşmaya varmıştı.

Bin Selman'ın 2015 yılındaki Rusya ziyaretinde de "barışçıl amaçlarla" 16 nükleer reaktör kurulmasına karar verilmişti.

  • Nükleer silah üretme ihtimali

Suudi Arabistan'ın Dış İlişkilerden Sorumlu Devlet Bakanı Adil el-Cubeyr, 2015'te Washington büyükelçiliği döneminde CNN televizyonuna verdiği röportajda, ülkesinin kendi nükleer programı olduğunu ve İran'a karşı nükleer silah üretebileceklerini söylemişti.

Suudi Arabistan'ın İngiltere Büyükelçisi Prens Muhammed bin Nevaf bin Abdülaziz de İran'ın nükleer silah üretme arayışında olmaması gerektiği uyarısı yapmış, ayrıca "Suudi Arabistan için büyük seçenekler masada" diyerek, ülkesinin nükleer bomba üretme ihtimaline işaret etmişti.

Kendi nükleer gücünü kurmak isteyen Suudi Arabistan, resmi açıklamalarında bu gücü askeri maksatla kullanmak istemediğini vurgulasa da birçok isim İran'ın nükleer silah geliştirme ihtimaline karşılık verme yönünde açıklamalarda bulunuyor.

  • New York Times'ın iddiası

ABD'nin New York Times gazetesi, geçen hafta ABD Başkanı Donald Trump'ın başdanışmanı Jared Kushner'in Suudi Arabistan ziyaretinde Veliaht Prens Muhammed bin Selman ile Suudi nükleer programı ve Amerikan yardımını görüştüğünü yazdı.

Haberde, Trump yönetiminin Suudi Arabistan'a nükleer silah yapımında kullanılabilecek nükleer reaktörler satma planının olduğu öne sürülerek, Kusher'in maddi açıdan zorda kalan ailesinin "Suudi Arabistan'a reaktörler satmaya çalışan ve nükleer servis işiyle de uğraşan Brookfield Varlık Yönetimi tarafından 1,1 milyar dolar ödenerek kurtarıldığı" bilgisine yer verildi.

Suudi Arabistan'a nükleer reaktörler satma planının aralarında eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Michael Flynn'in de bulunduğu bir grup emekli ulusal güvenlik yetkililerince ortaya atıldığı öne sürülen haberde, önce Suudi Arabistan'da 40 nükleer santral oluşturulması kararı alındığı ancak şimdilik sadece iki nükleer santral ile başlanmasının planlandığı kaydedildi.

  • Trump yönetiminin nükleer transfer planına soruşturma

ABD'de Temsilciler Meclisi Hükümet Denetim ve Reform Komitesi, Donald Trump yönetiminin Suudi Arabistan'a nükleer teknoloji transferi planladığına ilişkin iddiaları araştırmak üzere 19 Şubat'ta soruşturma açmıştı.

"Riyad, Trump ve onun yönetimiyle sıkı temas halinde görünüyor." ifadelerine yer verilen komitenin raporunda, Suudi Arabistan'ın ABD teknolojisini atom bombası üretmek için kullanacağından endişe duyulduğu belirtilmişti.

Komite Başkanı Elijah E. Cummings de yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan'a nükleer teknoloji transferi ve nükleer santral ağı kurma planının Kushner tarafından yönetildiğini ve şubat ayında Beyaz Saray'daki bir toplantıda bu konunun görüşüldüğünü ileri sürmüştü.

Trump yönetiminin, Suudi Arabistan'a "son derece hassas" nükleer teknoloji transferi yapma planı konusunda Kongre'ye danışmadığını belirten Cummings, söz konusu toplantıya ilişkin plan ve görüşmelere dair tüm bilgi ve belgelerin komiteye gönderilmesini istemişti.