ATO'dan Ankara için kültürel atak

            ANKARA (AA) - Ankara Ticaret Odası (ATO) Yönetim Kurulu Başkanı Gürsel Baran, başkentin sağlık, kongre ve fuar turizminde gelişebilecek bir potansiyeli olduğunu belirterek, "Kente gelen turistin söz konusu hizmetleri almasının yanı sıra vaktini iyi geçirmesi de sağlanmalı." ifadesini kullandı. 

Odadan yapılan açıklamaya göre, ATO Turizm Geliştirme Stratejileri Özel İhtisas Komisyonunun organizasyonuyla Ankara Turizm Varlıkları Potansiyeli Değerlendirme Toplantısı yapıldı.

Ankara'nın kültür ve turizm potansiyelinin ele alındığı toplantıda, Ankara İl Kültür ve Turizm Müdürü Kamil Özer ile kamu ve özel sektör müzelerinin müdürleri de yer aldı.

Baran, burada yaptığı konuşmada, Ankara ekonomisinin sağlık, fuar ve kongre turizmi alanında gelişmesine yönelik çalışmalar yürüttüklerine işaret ederek, bu kapsamdaki çalışmaların ilk adımı niteliğindeki "yurt dışına doğrudan uçuş" konusunu sürekli gündem maddesi olarak ele aldıklarını bildirdi.

Turizm alanında da yoğun rekabet bulunduğunu vurgulayan Baran, "Sağlık turizmi kapsamında kente gelerek sağlık hizmeti alanlar, burada zamanını nasıl değerlendireceğini de düşünüyor. Fuar için yer arayanlar, aynı zamanda turistik yerleri de gezmek istiyor, seçim yaparken en kısa sürede ulaşabileceği yeri tercih edebiliyor." değerlendirmesinde bulundu.

Baran, Ankara'nın sağlık, kongre ve fuar turizminde gelişebilecek bir potansiyeli olduğunun altını çizerek, kente gelen turistin söz konusu hizmetleri almasının yanı sıra vaktini iyi geçirmesinin de sağlanması gerektiğini ifade etti. Ankara'nın tarihi potansiyeline de dikkati çeken Baran, şunları kaydetti:

"Ankara tarihi zenginliğe sahip bir il. Binlerce yıl öncesine dair izleri, tarihi yerlerde ve müzelerde görmek mümkün. Üstü örtülü bir hazine olan Ankara'nın potansiyelinin açığa çıkarılması gerekiyor. Bunu el birliğiyle yapalım. Hep birlikte Ankara'yı hak ettiği yere taşıyalım. Burada yaşayanların bile Ankara'nın tarihi zenginliklerine vakıf olmadığı düşüncesinden hareket ederek, ATO olarak 'Başkente Bir Gün Yetmez' adıyla bir organizasyon düzenledik. Ankara için Kapadokya, Konya-Mevlana gibi diğer turistik bölgelerle birlikte turizm paketleri de hazırlanabilir. Biz Ankara'nın gelişimi için çalışmaya kararlıyız."

“İstiklal şehri” müzeleriyle ilgi görüyor

KAHRAMANMARAŞ (AA) – İSMAİL HAKKI DEMİR – İşgal güçlerine karşı verdiği mücadeleyle ''İstiklal Madalyası''na layık görülen ve ''Kahraman'' unvanı alan Kahramanmaraş'ın, hikayesinin yaşatılması için kurulan müzeler ilgi görüyor.

Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesince 2012 yılından bu yana açılan "Kurtuluş Minyatür Müzesi", "Mahmut Arifi Paşa Konağı Maraş Kültür Evi ve Etnoğrafya Müzesi", "Uzunoluk Dijital Kurtuluş Müzesi", "Kahramanmaraş Dondurma Müzesi" ve "Kurtuluş Destanı Panorama Müzesi", kenti ziyarete gelen turistlerin uğrak yerleri arasında bulunuyor.

Tarihi konak ve evlere yapılan müzelerle hem İstiklal şehrinin destansı hikayesi gelecek nesillere aktarılıyor hem de restorasyonları yapılarak tarihi yapıların korunması sağlanıyor.

Kentte son 7 yılda yapılan ve yaklaşık 2 milyon ziyaretçiyi ağırlayan müzeler, Kahramanmaraş'ı tanımak isteyenleri tarihi ve kültürel yolculuğa çıkartıyor.

Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanı Cevdet Kabakcı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Kahramanmaraş'ın Türkiye'nin ve dünyanın kadim medeniyet merkezlerinden biri olduğunu söyledi.

Geçmişi 12 bin yılı aşkın bir tarihe sahip ve çeşitli medeniyetleri bünyesinde barındıran Maraş'ın, tarihin her döneminde yaşam alanı olduğuna dikkati çeken Kabakcı, çarşılarıyla, binalarıyla, sokaklarıyla ve her yönüyle Kahramanmaraş'ın tarihe tanıklık eden bir kent olduğunu söyledi.

  • "İnsanlar medeniyetlerini sorgulamakta"

Kabakcı, Kahramanmaraş'ın devletleri yenen bir şehir olduğunu, bunları da anlatmak için çok sayıda müze kurduklarını dile getirerek, şunları kaydetti:

"Yakın zamanda çarşılarımız restore edildi. Eski konaklarımız ve evlerimizi restore ederek müze şekline dönüştürüyoruz. Tarihimizi açığa çıkartıyoruz. Dünyada iç ve dış turizm son yıllarda hızla artmaktadır. İnsanlar medeniyetlerini sorgulamakta. Bizler de kültürümüzü açığa çıkartmaya çalışıyoruz. İleride inşallah müze sayılarımızı artırmak, el sanatlarımızı gün yüzüne çıkartmak suretiyle müzeler şehri olarak da anılmak istiyoruz. Bakırcılık, sim sırma ve kuyumculuk gibi tüm sanat dallarımızın artık hayata geçmesi lazım. Bunun için de tüm Kahramanmaraşlıların bir eylem planı hazırlayarak herkesi misafir etmemiz gerekiyor."

“Yapraklı Ev” Arnavutluk'un komünist geçmişine ışık tutuyor

TİRAN (AA) – FATJON CUKA – Arnavutluk'un başkenti Tiran'daki "Yapraklı Ev" Ulusal Gizli Gözetim Müzesi, ülkenin komünizmle yönetildiği döneme ışık tutuyor.

Arnavutluk'un komünizmle yönetildiği 1944-1991 arasındaki dönem bugün dahi içinde birçok gizem barındırırken, ülkedeki kurumlar ise diktatörlük döneminin daha iyi tanınması noktasında çeşitli girişimlerde bulunuyor. Bu girişimlerden biri de iki yıl önce açılan ve komünist rejimin gizli gözetim için kullandığı araç ve gereçlerin sergilendiği müze oldu.

Binanın dış cephesini kaplayan asma nedeniyle "Yapraklı Ev" olarak da adlandırılan müze, yerli ve yabancı ziyaretçilere ülkenin komünist geçmişinin karanlık sayfalarını keşfetme olanağı sağlıyor.

Komünist rejim döneminde vatandaşların, yabancı diplomatik temsilciliklerin, otellerin ve farklı devlet kurumlarının dinlenmesinde kullanılan araçların ve birtakım belgelerin saklandığı binada bugün 2 bine yakın nesne sergileniyor.

Müzede, rejim tarafından kullanılan kamera, projeksiyon, ses kayıt ve telefon dinleme cihazları ile dedektör, manyetofon, ses ve görüntü kontrol sistemleri, ses kayıtların transkripsiyonunu cihazlar, fotoğraf makineleri, mikro kasetler ve dürbünler gibi birçok cihazı görmek mümkün. Tüm bu araç ve gereçler, komünist rejimin gizli servis yetkilileri tarafından rejim karşıtı kişilerin dinlenmesi ve sonrasında yargılanması için kullanılıyordu.

  • Gizem ve korku üreten bir binadan halka açık bir yere

Müze Müdürü Etleva Demollari, AA muhabirine yaptığı açıklamada, eski devlet güvenlik kurumu belgelerinde binanın "yaprak" kod adıyla yer aldığını belirterek, aynı ismin müzede de korunduğunu aktardı.

Binanın 1931'de inşa edildiğini ve bu nedenle aslında müzenin en değerli parçası olduğunu kaydeden Demollari, kadın hastalıkları ve doğum kliniği olarak inşa edilen binanın, 1944'e kadar bu fonksiyonunu koruduğunu ifade etti.

Demollari, başta yeni nesil olmak üzere halkın komünist rejim dönemini çok az bildiğine dikkati çekerek, "Genç neslin hafızası için böyle bir yerin olması gerekiyordu. Gerçekler gün yüzüne çıkarılmalı ve yaşananlar anlatılmalı. Burası, gizem ve korku üreten bir yerdi. Bugün ise her karışı halka konuşan, halka açık bir yer." ifadelerini kullandı.

Dışarıdan bir villa görünümüne sahip binanın etrafını çevreleyen yaprakların ardında gizli gözetim faaliyetlerinin gerçekleştiğini anımsatan Demollari, "Halk arasında tahta kurusu olarak bilinen ve 1970 ve 1980'li yıllarda üretilen dinleme cihazları, buradaki en önemli cihazlar arasında yer alıyor. Bunlar o dönemde evlerin duvarlarına yerleştiriliyordu." diye konuştu.

Demollari, dinleme için kullanılan cihazların ilk önce Sovyetler Birliği, Çin, Almanya, Avusturya ve İsviçre'den ithal edildiğini ancak sonraları Arnavutluk İçişleri Bakanlığının laboratuvarlarında Arnavut mühendisler tarafından geliştirildiğini söyledi.

  • Gözetim sistemi ağır sonuçlara yol açtı

Müzede ayrıca rejimin dinleme ve gözetim cihazlarının yanı sıra "canlı mikrofonlar" olarak da bilinen ve dinlenme ile gözetim yapan gizli servis çalışanlarının dosyaları da sergileniyor.

Evlere ve iş yerlerine dinleme cihazlarının yerleştirilmesi, açık alanların dinlenmesi ve fotoğraflanması gibi gözetim faaliyetleri sonucunda, rejim karşıtı olduğu tespit edilen kişiler idam, müebbet hapis ya da kamplara sürgün edilmek gibi ağır cezalar alıyordu.

Yapılan gözetim ve dinleme faaliyetleri sonucunda hapsedilen kişiler, aç bırakılmaktan kırbaçlamaya, vücutlarına elektrik verilmesinden yüksek bir yerden atmaya kadar birçok işkenceye maruz kalıyordu.

Müzede, komünist lider Enver Hoca'nın yönettiği rejim tarafından kullanılan cihazların yanı sıra dönemi anlatan yazılar da bulunuyor.

Önceliği Arnavutluk'taki genç nesli bilinçlendirmek olan müzeyi geçen yıl içinde Fransa, İtalya, ABD, Almanya, Hollanda gibi birçok Avrupa ülkesinden turist ziyaret etti. Müzenin ziyaretçilerinin yüzde 60'ını yabancı turistlerin oluşturması dikkati çekiyor.

Komünizm Suçları ve Sonuçlarını Araştırma Enstitüsü (ISKK) verilerine göre, komünist rejim döneminde 59 binin üzerinde Arnavutluk vatandaşı toplama kamplarına sürüldü, bunlardan 7 bin 22'si kamplardayken hayatını kaybetti.

Aynı dönemde 34 binin üzerinde vatandaş ise siyasi nedenlerle hapsedilirken, bunların 984'ü hapiste yaşamını yitirdi, 6 bin 27'si rejim tarafından infaz edildi. Yaklaşık 6 bin Arnavutluk vatandaşı ise hala kayıp.

Tofaş Bursa Anadolu Arabaları Müzesi, sömestir tatilinde ziyaretçilerini bekliyor

İSTANBUL (AA) – Tofaş’ın Bursa’ya kazandırdığı Tofaş Bursa Anadolu Arabaları Müzesi ve Sanat Galerisi, yarıyıl tatilinde de ziyaretçilerini bekliyor.

Tofaş'dan yapılan açıklamaya göre, firma tarafından restore edilerek 2002 yılından bu yana tarih ve otomotiv meraklılarına kapılarını açan, Türkiye’nin ilk ve tek Anadolu arabaları müzesi, Tofaş Bursa Anadolu Arabaları Müzesi ve Sanat Galerisi, yarıyıl tatilinde de ziyaretçilerini bekliyor.

Bursa Umurbey Bilgi Parkı Kompleksinde yer alan ve 2018 yılında 70 binden fazla ziyaretçiyi ağırlayan, çocukların aileleriyle birlikte gezebileceği Tofaş Bursa Anadolu Arabaları Müzesi'nde, otomotiv sanayisinin gelişimi, bir tümülüsten yola çıkılarak aktarılıyor.

Müzede 2 bin 600 yıl önce yapılan bir arabanın, Bursalı ustaların elinden yeniden canlandırılmış halinin yanı sıra, tekerlekler, geleneksel araba atölyeleri, motorsuz araçlar ve 50. yılını geride bırakan Tofaş tarafından üretilen modeller sergileniyor.

2008 yılında restore edilen, tarihi Umurbey Hamamı'nın bulunduğu alanda yer alan Tofaş Sanat Galerisinde ise "Kantarın Topuzu: Teraziler, Ağırlıklar, Ölçü Aletleri Sergisi" devam ediyor. Sergide terazi ve kantarların, mutfaktan ticaret hayatına; ekonomiden bilime ve kültürel yaşama açılan bir yelpazede, hayatımızda bıraktığı izlere tanıklık etmek mümkün oluyor.

Deniz kabuğu koleksiyonunda 460 milyon yıllık fosil bulundu

MUĞLA (AA) – Muğla'nın Bodrum ilçesinde, Bodrum Deniz Müzesi'nde sergilenmeye başlanan deniz kabuğu koleksiyonunda 460 milyon yıllık fosil bulundu.

İş adamı Hasan Güleşçi'nin farklı ülkelerden temin ettiği deniz kabuklarından oluşan koleksiyon, Bodrum Deniz Müzesi'ne bağışlandı. Deniz kabukları, müzede "Hasan Güleşçi Deniz Kabukları Koleksiyonu" adıyla sergilenmeye başlandı.

Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü'nde görevli paleontolog Serdar Mayda ve ekibi, 46 deniz kabuğu fosili üzerinde araştırma yaptı. Yapılan çalışma sonucunda 46 deniz kabuğundan bir tanesinin 460 milyon yıllık olduğu belirlendi.

Müze Müdürü Selen Cambazoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, müze koleksiyonunda 6 bine yakın deniz kabuğu olduğunu söyledi.

Koleksiyondaki deniz kabuklarının dünyanın çeşitli yerlerinden toplandığını belirten Cambazoğlu, dünyadaki en büyük deniz kabuğu koleksiyonlarından birisine sahip olduklarını ve fosilleri tarihlendirdiklerini dile getirdi.

  • "Florida'dan gelen bir fosil"

Ege Üniversitesi bünyesindeki Tabiat Tarihi Müzesi'nden uzmanların müzeye bağışlanan fosillerle ilgili araştırma yaptığını belirten Selen Cambazoğlu, "460 milyon yıl öncesi ve 1 milyon yıl öncesi arasında tarihlenen deniz kabuklarının fosillerinin müzemizde olduğu anlaşıldı. En eski tarihlenen deniz kabuğu, 460 milyon yıl öncesine tarihleniyor. Florida'dan gelen bir fosil. Deniz kabuğu fosili 'Crytiidae' sınıfına ait." diye konuştu.

Cambazoğlu, yaklaşık 5 ay önce söz konusu çalışma için müracaat ettiklerini, müzedeki koleksiyonda 168 deniz kabuğu ailesinden örneklerin olduğunu da kaydetti.

Osmanlı'nın at kültürünü yansıtan “Ahır Köşkü” restore edildi

İSTANBUL (AA) – ZEYNEP RAKİPOĞLU – Osmanlı Devleti'nde saltanat atlarının bakımı ve barınması için tahsis edilen, dönemin at kültürünü yansıtan önemli bir miras olan Beylerbeyi Sarayı yerleşkesindeki Ahır Köşkü, restorasyon çalışmaları kapsamında ihya edildi.

Atlara sevgisiyle bilinen Sultan Abdülaziz tarafından 1865'te mimar Sarkis Balyan'a yaptırılan köşk, Milli Saraylar İdaresi Başkanlığınca 8 yıl süren restorasyon çalışmalarının ardından, ziyarete açılacağı günü bekliyor.

Bulunduğu konum itibarıyla 15 Temmuz Şehitler Köprüsü'nün gölgesi altında yer alan, ilginç mimarisiyle dikkati çeken 680 metrekarelik kagir bir yapı olan köşk, gerek yapısal elemanlarında gerekse süslemelerinde ustalıkla kullanılan ahşap ögeleriyle hayranlık uyandırıyor.

Girişte bir oda ve sağlı sollu ahşap 20 bölümden oluşan köşk, tavanlarında yer alan at ve hayvan motifleriyle de ziyaretçilerine görsel bir şölen sunuyor.

Günümüze kadar birçok defa onarım geçiren köşkün, 2010 yılında başlanan kapsamlı restorasyon çalışmasıyla hem çadırı andıran dış görünümü hem de tavandan tabana iç bölümleri yenilenirken, ahşap bezemeleri ve tavan resimleri de aslına uygun olarak onarıldı.

Döneminin ihtişam ve zarafetini bugüne taşıyan, "devrinin en güzel örneği" diye tanımlanan ve sayılı has ahırdan biri olan köşkün, müze olarak hizmet vermesi planlanıyor.

Köşk, hem tarihe ve mimariye ilgi duyanların hem de at kültürüyle yakından ilgilenenlerin uğrak noktası haline gelecek.

  • "Restorasyon aşaması 3 kademede gerçekleşti"

    Milli Saraylar İdaresi Restorasyondan Sorumlu Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ahmet Çapoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Ahır Köşkü'nün, Beylerbeyi Sarayı'nın dördüncü set olarak adlandırılan mevkisinde yer aldığını ve sultanların has atlarının barınması için 1865 yılında Sultan Abdülaziz'in talimatıyla mimar Sarkis Balyan tarafından yapıldığını anlattı.

Köşkün ilk yapıldığı günden bugüne 153 yıl geçtiğini ve bu sürede bir takım hasarlara uğradığını aktaran Çapoğlu, "Öncelikle restorasyon aşaması 3 kademede gerçekleşti. Birincisi, işe ilk başladığımızda mekanın durumunu tespit etmek üzere röleve çizimleri gerçekleştirildi. Ondan sonra günümüze kadar uğradığı bir takım müdahalelerin tespiti için restitüsyon çalışmaları gerçekleştirildi ve müdahale çalışması için altyapı oluşturulduktan sonra restorasyon çalışmaları gerçekleştirilmiş oldu." diye konuştu.

  • "Mekanın özgünlüğü korundu"

Çapoğlu, restorasyon çalışmasının Milli Saraylar İdaresi'nde çalışan restorasyon ve konservasyon işlerinde tecrübeli uzman kişiler tarafından yapıldığını kaydetti.

Restorasyonun yaklaşık 8 yıl önce başladığını ifade eden Çapoğlu, şu bilgileri verdi:

"Restorasyon çalışmaları kapsamında genellikle ahşap aksamlar yenilendi. Burada ahşap iki yönde kullanılmış. Yük taşıyıcı eleman olarak, bir de mekanı süsleme amacıyla. Dolayısıyla burada röleve, resüsyon çalışmaları sırasında hasar gören ortamlar tespit edilmiş, özellikle de yük taşıma elemanları yenilenerek ama mekanın özgünlüğü korunarak bu hale getirilmiştir. Herhangi bir şekilde yapının özgün elemanlarına zarar verecek, özgünlüğünü ortadan kaldıracak bir müdahale söz konusu değildir."

Prof. Dr. Çapoğlu, çalışmalar öncesinde mekanın orijinalliğine zarara vermemek için köşkle ilgili tarihsel dokümanlar, belgeler tarandığını, röleve çalışmaları ve analitik rölevelerin yapıldığını belirtti.

  • "Müzeye dönüştürülmesi planlanıyor"

Köşkün açılması için net bir tarih olmadığını dile getiren Çapoğlu, "Biliyorsunuz bu mekan 15 Temmuz Şehitler Köprüsü'nün Anadolu Yakası'ndaki ayaklarının altındadır. Mekanın restorasyonu tamamlanmıştır ve müze olarak kullanılması planlanıyor. Ancak buranın müze olarak açılması için emniyet tedbirlerinin alınması gerekmektedir. Onun için idaremiz bu konuda bir takvim belirleyerek, daha sonra açılacağı tarihi ilan edecektir. Mutlaka bu mekana bir fonksiyon kazandırılarak, müze şekline dönüştürülmesi planlanmaktadır. Buradaki inceleme tamamlandıktan sonra müzenin fonksiyonunun hangi şekilde olacağı belirlenecek." dedi.

Atların sağlıklı şekilde barınması için mekanın ilk yapıldığı zamanda önlemlerin alındığını ve tasarımların yapıldığının altını çizen Çapoğlu, köşkün neoklasik mimariye örnek olduğunu, Türk kültürüne ait izlenimleri taşıdığını ifade etti.

  • "Duvardaki at figürleri orijinaldir, avizeler at gözünü andırır"

Prof. Dr. Çapoğlu, köşkün içindeki tasarım ve figürlere ilişkin bilgi vererek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Duvardaki at figürleri orijinaldir, avizeler eğer dikkatli bakılırsa at gözünü andırır. Burada özellikle orijinal olarak günümüze erişmiş parçaların kaldırılması, yenilenmesi söz konusu değildir. Eğer bir zarar görmüşse, mesela ilk girişte seyis amiri imrahor odası vardır. Onun tavanında orijinal çizimler vardır. O çizimlerin altısı vahşi hayvan figürlerini tasvir eder. Bir tanesi Osmanlı saltanatına ait figürleri, diğeri de atla ilgili malzemeleri temsil eder. Dolayısıyla burada gördüğümüz her şey tarihi. Özellikle kapıların ve camların üstündeki çerçevelerde at nalı gibi bir figür var. Bu hem bir at kültürünü hem de o kemer yapısı yük taşıma noktasında mekanik yönden de bir tasarım faktörü olarak dikkatimizi çekmektedir."

Saltanata hizmet eden atlara özel bir ihtimam gösterildiğine dikkati çeken Çapoğlu, köşkün içindeki 20 ahırda atların her birinin rahatlıkla beslenme ve dinlenme imkanına sahip olduğunu kaydetti.

Sultan Abdülaziz'in atlara düşkün bir padişah olarak bilindiğini aktaran Çapoğlu, sultanlara seçilen atların Bağdat'tan özel olarak gönderildiğini sözlerine ekledi.

“Müzede Selfie Günü”

ANKARA (AA) – Dünya çapında eş zamanlı organize edilen "#MüzedeSelfieGünü" etkinliği kapsamında yerli ve yabancı çok sayıda ziyaretçi, Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde öz çekim yaptı.

Paleolitik ve Neolitik (Cilalı Taş Devri) dönem eserlerinin sergilendiği en önemli müzelerin başında gelen Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi'ni gezen yerli ve yabancı ziyaretçiler, öz çekimler gerçekleştirdi.

Ziyaretçiler, etkinlik kapsamında müzede çektikleri fotoğrafları "#MüzedeSelfieGünü, #Muzedeselfiegunu, #museumselfieday ve #muzedeselfie" etiketleriyle sosyal medyada paylaştı.

Yüksek lisans öğrencisi Rümeysa Babadostu, müzeyi gezmek için İstanbul'dan Ankara'ya geldiğini söyledi.

Müzede Selfie Günü'nde burada bulunmasının hoş bir tesadüf olduğunu dile getiren Babadostu, bugün dünyanın birçok müzesinde öz çekim yapan milyonlarca insanın fotoğraflarını sosyal medyadan paylaşacağını, böylece pek çok kültürel değerin görüleceğini söyledi.

Müzede Selfie Günü

ANTALYA (AA) – Dünya genelinde eş zamanlı düzenlenen "#MüzedeSelfieGünü" etkinliği kapsamında, yerli ve yabancı çok sayıda ziyaretçi Antalya Müzesi'nde öz çekim yaptı.

Müzeyi gezen yerli ve yabancı ziyaretçiler, heykellerle öz çekim yaptı. Ziyaretçiler, etkinlik kapsamında müzede çektikleri fotoğrafları #MüzedeSelfieGünü, #Muzedeselfiegunu, #museumselfieday, #muzedeselfie etiketleriyle sosyal medyada paylaştı.

Antalya Devlet Opera ve Balesi sanatçıları, ziyaretçiler için "Seslerin Büyüsü" konserini verdi. Antalya Tanıtım Vakfı (ATAV) ise "MüzedeSelfieGünü" etkinliğinde çekilen en iyi 5 öz çekimi ödüllendirecek.

ATAV Başkanı Yeliz Gül Ege, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı 300'den fazla müze ve ören yerinde "Müzede Selfie Günü" etkinliği yapıldığını söyledi.

Antalya Müzesi'ni ziyaret edenlere yelten tarhanası ikram ettiklerini belirten Ege, "Müze gişesinde çok güzel bir kalabalık var. Bu da müze ziyaretçi sayısını artıracak." dedi.

Müzeyi ziyaret eden Antalya Ticaret İl Müdürü Seval Dizerkonca, etkinliğin tarihi ve kültürel eserlerin tanıtılması için çok faydalı olduğunu dile getirdi. Öz çekimler sayesinde dünyanın birçok yerindeki insanların ülke tarihini yakından görme fırsatı bulacağını anlatan Dizerkonca, müzede bol bol öz çekim yaptıklarını ve bunları sosyal medyada paylaştıklarını ifade etti.

Antalya Müzesi'nde öz çekim yapanlardan Raziye Dağaşan, "Müzede de hem öz çekim yaptım hem de Antik Yunan heykelleri çizme fırsatı buldum. Müzeyi çok beğendim. Bütün herkesin müzeyi ziyaret etmesini tavsiye ederim." diye konuştu.

Müzede selfie çekene “İstanbul'un Yüzleri” hediye edilecek

İSTANBUL (AA) – İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Kültür AŞ tarafından, müzelerde selfie çekip sosyal medya hesabında paylaşanlara çeşitli hediyeler verilecek.

Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 16 Ocak'ta tüm dünya ile eş zamanlı gerçekleştirilecek "Müzede Selfie Günü" etkinliğine Kültür AŞ de destek verecek.

"Yerebatan Sarnıcı", "Miniatürk", "Panorama 1453 Tarih Müzesi" ve "Şerefiye Sarnıcı"nı ziyaret ederek selfie çeken ve sosyal medya hesabından paylaşan 20 ziyaretçiye, "İstanbul'un Yüzleri" serisinden kitaplar hediye edilecek.

İstanbul öncelikli olmak üzere Türkiye'deki kültür hazinelerinin korunması, ilgi çekici hale getirilmesi, geleceğe taşınması ve geniş kitlelere yayılması amacıyla gerçekleştirilecek etkinlik kapsamında, 4 müzede 5'er kişi olmak üzere toplamda 20 kişiye hediye verilecek.

  • Kazananlar 17 Ocak'ta açıklanacak

Çektikleri fotoğrafları sosyal medya hesaplarından #muzedeselfiegunu #muzedeselfiegunuyerebatan, #muzedeselfiegunupanorama1453, #muzedeselfiegunuminiaturk, #muzedeselfiegunuserefiyesarnici hastag etiketleriyle paylaşan ziyaretçiler, etkinliğe katılabilecek.

Kazananlar, 17 Ocak'ta İBB'nin sosyal medya hesaplarından açıklanacak.

İBB tarafından 11 yıl önce hizmete açılan Miniatürk, Türkiye'nin ilk minyatür parkı ve İstanbul'un en çok ziyaret edilen mekanlarından biri olarak biliniyor

Toplam 60 bin metrekarelik alanda kurulan açık hava müzesinde maketlerin yanı sıra, Panorama Zafer Müzesi ve Kristal İstanbul Müzeleri, sergi salonu, açık hava gösteri alanı, çocuk oyun parkı, satranç ve labirent alanı gibi alanlar da bulunuyor.

Müzede, Türkiye ve dünyadan seçilmiş 130'dan fazla mimari eserin 1/25 oranında küçültülerek yapılmış maketleri sergileniyor.

Her yıl yerli ve yabancı ortalama 1,5 milyon ziyaretçiyi ağırlayan Yerebatan Sarnıcı, İstanbul'un en ilgi çeken tarihi mekanlarının başında geliyor.

Geçen sene açılan ve kısa sürede kültürel etkinliklerin ve sanat faaliyetlerinin gözde mekanlarından biri olan Şerefiye Sarnıcı, tarihi ve kültürel değeriyle sanatseverlerin ilgisini çekiyor.

Panorama 1453 Tarih Müzesi'nde sergilenen Fetih Sergisi'nde ise Mimar Muharrem Hilmi Şenalp tarafından hazırlanan ve 1453 Fetih Sergisi olarak isimlendirilen 54 panoda orijinal minyatür, gravür, plan, çizim, resim ve özgün objelerin fotoğrafları yer alıyor.

Yılın 365 günü gezilebilen müzeyi geçen yıl 500 bini aşkın kişi ziyaret etti.

Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı 300'den fazla müzede 16 Ocak'ta tüm dünyadaki müzelerle eş zamanlı olarak "Müzede Selfie Günü"nün kutlanacağı açıklanmıştı.

Hem tarihi hem geleneksel sanatları öğreniyorlar

ADANA (AA) – İSMİHAN ÖZGÜVEN – Adana Müzesi'nde "Yaşayan, yaşatan, eğiten ve öğreten müzecilik" anlayışıyla başlatılan proje kapsamında ilkokul öğrencileri, müzeyi gezerek geçmişle ilgili fikir sahibi olmalarının yanı sıra oluşturulan atölyelerde kaybolmaya yüz tutmuş geleneksel el sanatlarını öğreniyor.

Asırlık Milli Mensucat Fabrikası'nın 2017 yılında müze konseptine dönüştürülmesiyle hizmete açılan Adana Müzesi'nde hem tarihi eserler sergilenerek kentin geçmişine ışık tutuluyor hem de çeşitli eğitim faaliyetlerine imkan sağlanıyor.

Adana Müzesi ile Akdeniz Geleneksel El Sanatları Derneği (AGESDER) iş birliğiyle hayata geçirilen "Müzede Geleneksel Dokunuşlar" projesi kapsamında da müze, öğrencilerin el sanatlarıyla tanıştığı etkinliklere de ev sahipliği yapıyor.

İl Kültür ve Turizm Müdürü Sabri Tari, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Adana Müzesi'nin 68 bin metrekare alanıyla Türkiye'nin hatta Orta Doğu'nun en büyük müzelerinden biri olduğunu söyledi.

Ziyarete açık olan arkeoloji ve mozaik bölümlerinin büyük ilgi gördüğünü dile getiren Tari, asırlık fabrikadan müze konseptine dönüştürülen yapıyı daha ilgi çekici hale getirmek ve buraya gelen öğrencilerin hoş vakit geçirmelerini sağlamak amacıyla eylül ayında öğrencilere yönelik bir proje başlattıklarını hatırlattı.

Tari, proje kapsamında, ebru, kumaş baskı, dokuma, kağıt telkari, deri işleme, minyatür, mozaik gibi unutulmaya yüz tutmuş geleneksel el sanatlarını yaşatmak ve gelecek kuşaklara aktarmak için müze yapısı içerisinde atölye oluşturulduğunu belirtti.

Öğrencilerin müzedeki atölyelerde yer alan geleneksel el sanatlarıyla ve bunu icra eden ustalarla tanıştırıldığını dile getiren Tari, burada öğrencilere sanatın incelikleriyle ilgili bilgilerin verilmesinin yanı sıra uygulamalar da yaptırıldığını aktardı.

  • Şimdiye kadar 4 bin öğrenciye ulaşıldı

Adana Müzesi Müdürü Nedim Dervişoğlu da proje kapsamında şimdiye kadar 4 bin öğrenciyi müzede ağırladıklarını dile getirdi.

Okullarla randevu sistemiyle çalıştıklarını ifade eden Dervişoğlu, talebin çok yoğun, katılımcıların tepkilerinin de olumlu olduğunu belirtti.

Akdeniz Geleneksel El Sanatları Derneği (AGESDER) Başkanı ve Çukurova Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Görevlisi Serdar İnözü de kaybolmaya yüz tutmuş geleneksel el sanatlarının yaşatılması ve devamlılığı açısından projenin çok anlamlı olduğunu söyledi.

Proje kapsamında öğrencilere 17 sanat dalıyla ilgili el becerileri kazandırmaya çalıştıklarını dile getiren İnözü, öğrencilerin sanatın inceliklerini ve ne kadar meşakkatle yürütüldüğünü de tecrübe etme şansı bulduğunu sözlerine ekledi.

Öğrencilerden Egemen Gökay, müzede ebru ve mozaikle ilgili çalışmalar yaptığını dile getirerek, farklı bir ortamda böyle güzel bir çalışmanın içerisinde bulunmaktan keyif aldığını anlattı.

İlkokul üçüncü sınıf öğrencisi Melike Boyacı da hem müzeyi gezip hem de burada el sanatı yapmanın çok güzel olduğunu ifade etti.

Öğrenci Alas Tüdeş de ilk kez böyle bir etkinliğe katıldığını, yaptığı çalışmalar sayesinde hem güzel vakit geçirip hem de eğitimine katkı sağladığını dile getirdi.