Categories
Alaturka

Sudan muhalefeti, askeri konseye geçiş süreciyle ilgili önerilerini iletti

HARTUM (AA) – Sudan'da gösterileri organize eden muhalif oluşum Sudan Meslek Odaları Birliği (SPA), Askeri Geçiş Konseyine, geçiş süreciyle ilgili öneriler sundu.

SPA yöneticilerinden Medeni Abbas Medeni, AA muhabirine yaptığı açıklamada, “Yönetimin sivil geçiş hükümetine teslimiyle ilgili talebimizi vurguluyoruz. ” dedi.

Ülkedeki muhalefet güçlerinin ortak çatısı “Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri ” tarafından konseye sunulan egemenlik, yasama ve yürütmeyle ilgili önerilere işaret eden Medeni, kendilerinin de konseye, yönetimin askeri temsille birlikte egemen, sivil idareye teslimi, milli meclis kurulması ve bakanlar kurulu oluşturulması gibi öneriler sunduğunu söyledi.

Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri; Sudan Meslek Grupları Birliği, Nida Sudan İttifakı, Ulusal Birlik Güçleri, Muhalif Toplanma Koalisyonu ve bazı siyasi partilerden oluşuyor.

Sudan resmi haber ajansına göre, Askeri Geçiş Konseyi, başkent Hartum'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda Abdulfettah el-Burhan başkanlığında ilk toplantısını gerçekleştirdi.

Toplantıda, siyasi, ekonomik ve güvenlik konuları ele alındı.

Sudan'da 19 Aralık’ta ekonomik kriz sebebiyle başlayan gösterilerin, hızla başkent Hartum ve ülke genelinde rejim karşıtlığına dönüşmesi ve başkentteki ordu karargahı önünde yoğun katılımlı gösterilerin ardından ordunun 11 Nisan Perşembe günü yönetime el koyduğunu açıklamasıyla 30 yıllık Ömer el-Beşir dönemi sona erdi.

Sudan Savunma Bakanı Avad bin Avf, 11 Nisan'da devlet televizyonunda Yüksek Güvenlik Konseyi Başkanı sıfatıyla yaptığı konuşmada, ordunun ülke yönetimine el koyduğunu, iki yıllık geçiş döneminin başladığını ve Ömer el-Beşir'in tutuklandığını duyurmuştu. Ancak bin Avf, Sudan'da Askeri Geçiş Konseyi Başkanı sıfatıyla yemin etmesinin üzerinden 24 saat geçmeden görevini bıraktığını ve yerine Abdulfettah el-Burhan'ı seçtiğini açıklamıştı.

Beşir'in dün, ev hapsinde tutulduğu ordu karargahı yakınındaki resmi konutundan başkent Hartum'daki Kuber Merkezi Hapishanesi'ne nakledildiği bildirilmişti.

Advertisements
Categories
Alaturka

Nikaragua'daki siyasi açmaz

MANAGUA (AA) – Orta Amerika ülkesi Nikaragua'da geçen yılki hükümet karşıtı gösterilere katıldıkları için “kamu düzenini bozmakla ” suçlanarak cezaevine konulan 50 muhalif protestocu daha ev hapsinde yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Devlet Başkanı Daniel Ortega liderliğindeki sosyalist Sandinista Ulusal Kurtuluş Cephesi (FSLN) hükümeti, eylemlerde “kamu düzenini bozmakla ” suçlanarak tutuklanan 640'a yakın muhalif protestocunun 50'sinin daha ev hapsinde tutulmak üzere serbest bırakıldığını açıkladı.

Böylece 27 Şubat'tan bu yana serbest bırakılan muhalif sayısı 212'yi buldu.

Serbest bırakılanlar hakkındaki suçlamaların düşürülmediği, yargı safhasının ev hapsi koşullarından sürdürüleceği kaydedildi.

Muhalefet ile yeniden müzakerelere başlama konusunda anlaşan hükümet, 21 Mart'ta yaptığı açıklamada gösterilerde tutuklanan muhalifleri serbest bırakacağını açıklamıştı.

Hükümet ülkeye uluslararası yaptırımlar uygulanmasına yol açan siyasi krizi çözmeye yönelik müzakerelere yeniden başlama konusunda muhalefet koalisyonu Medeni İttifak ile anlaşmaya vardığını duyurmuştu.

Hükümet, anlaşma kapsamında eylemlerde “kamu düzenini bozmakla ” suçlanarak tutuklanan 640'a yakın muhalif protestocundan halen cezaevinde bulunanların tamamını 90 gün içinde serbest bırakmayı taahhüt etmişti.

  • Nikaragua'da hükümet karşıtı protestolar

Orta Amerika ülkesi Nikaragua'da sosyal güvenlik reformlarına karşı yapılan protestolar, geçen yıl nisanda büyük çaplı kitlesel eylemlere dönüşmüştü.

Ağustos ortasına kadar süren protestolar sırasında Amerikan Devletleri Örgütü (OAS) rakamlarına göre 317, Nikaragua İnsan Hakları Derneği rakamlarına göre 448 kişi hayatını kaybetmişti.

Hükümet karşıtı protestoların geçen yıl eylül sonunda yeniden alevlenmesi nedeniyle çıkan çatışmada, bir kişi yaşamını yitirmişti.

Eylemler nedeniyle bugüne dek yaklaşık 640 kişinin tutuklandığı belirtilmişti.

Protestocular, Devlet Başkanı Ortega ve Sandinista Ulusal Kurtuluş Cephesi (FSLN) hükümetinin istifasını talep ediyordu.

Uluslararası örgütler, ölümlerle sonuçlanan şiddet olaylarını soruşturmak üzere Nikaragua'ya davet edilmişti.

Categories
Alaturka

Buteflika'nın kararları ortamı yatıştırmaya yetmedi

CEZAYİR (AA) – ABDURREZZAK ABDULLAH – Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulaziz Buteflika'nın adaylığını geri çekme, seçimleri erteleme ve hükümette değişiklik yapma kararı, muhalifler tarafından “Cumhurbaşkanının 4. dönemini anayasa uygun olmayan bir şekilde uzatması ” şeklinde değerlendiriliyor.

Cezayir'de 1999'da yönetime gelen ve 4 dönemdir görev yapan 82 yaşındaki Abdulaziz Buteflika'nın, sağlık sorunlarına rağmen bir kez daha aday olması, ülkede protestolara neden oldu.

Buteflika, pazartesi akşamı sürpriz bir kararla 18 Nisan'da yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimlerini ertelediğini, 5. dönem adaylığını geri çektiğini ve hükümette kapsamlı değişiklikler yapılacağını açıkladı.

Buteflika'nın açıklamasının ardından Ahmed Uyahya hükümeti istifasını sundu ve İçişleri Bakanı Nureddin el-Bedevi başbakan olarak atandı.

Alınan bu kararlara tepki gösteren muhalif partiler ve sivil toplum kuruluşları ise atılan adımları, “anayasada bir karşılığı olmadığı ” ve “değişim taleplerinin üzerini örtmeye çalıştığı ” şeklinde yorumladı.

Daha öncesinde Buteflika'nın adaylığını çekmesini, seçimlerin ertelenmesini, ulusal isimlerden oluşan bağımsız bir heyetin idare edeceği geçiş sürecine gidilmesini talep eden muhalif partiler, cumhurbaşkanının dördüncü döneminin uzatılmasını kabul etmediklerini belirtiyor.

Bu kapsamda açıklama yapan eski Cezayir Başbakanı Ali bin Flis (2000-2003) “cumhurbaşkanının halka danışmadan görev süresini uzatmasının anayasaya aykırı olduğunu ” kaydetti.

İslami eğilimli en büyük parti Barış Toplumu Hareketi de Buteflika'nın yol haritasını, “halkın gerçek değişim taleplerinin üzerini örtme, tek üstün güç bakış açısından kurtulma ve halkın iradesinin somut bir adım haline dönüştürülmesi fırsatını kaçırma ” ifadeleriyle eleştirdi.

Barış Toplumu Hareketi, tüm taraflara, gençlerin, sivil toplum kuruluşlarının ve siyasi tabakada kimsenin dışlanmadığı bir diyalog dilinin kullanılması çağrısında bulundu.

Luveyze Hanun başkanlığındaki sol eğilimli İşçi Partisi yaptığı açıklamada, “Buteflika görev süresini uzatmasaydı söz konusu kararlar, ortamı yatıştıracak, tansiyonu düşürecekti. Ancak görev süresinin uzaması, halkın değişim taleplerinin üzerini örtüyor. ” ifadelerine yer verdi.

İşçi Partisi, hükümete, seçimler yapılana kadar geçiş süreci için bağımsız isimlerden oluşan bir yönetim kadrosu oluşturulması çağrısı yaptı.

Muhalif Adalet ve Kalkınma Cephesi de Buteflika'nın yol haritasını kabul etmediklerini duyurdu.

Yol haritasının, halk ile diyaloğa girilmeksizin “emri vaki ” şeklinde dayatıldığını belirten parti, “Gelinen nokta, 5. dönem cumhurbaşkanlığından vazgeçilmesi talebinin ötesine geçmiştir. Halihazırda önceki dönemde ülkeyi yöneten gücün gitmesi isteniyor artık. ” denildi.

  • “Halk, bu kararları, kabul etmeyecek “

Gösterilerin en belirgin yüzlerinden biri olan Avukat Mustafa Buşaşi, “Cumhurbaşkanının öneri ve kararları, dördüncü dönemini uzatmasını da beraberinde getiriyor. Bu da anayasaya uygun değil. Halk, taleplerinin üzerinin örtülmesi olarak gördüğü söz konusu kararları, kabul etmeyecek. ” dedi.

Ülkedeki önemli sivil toplum kuruluşlarından Cezayir İnsan Haklarını Savunma Birliği konuyla ilgili yaptığı yazılı açıklamada, gösterilere karşılık alınan kararların “halk iradesine ve taleplerine aykırı ” olduğu değerlendirmesinde bulundu.

Açıklamada, “26 Nisan'dan sonra tüm meşruiyetini kaybedecek olan Buteflika'nın dördüncü dönemin uzatılması durumunu dayatması ve geçiş sürecinin mevcut yönetim tarafından idare edilmesi, halkın taleplerini açıkça görmezden gelmedir. ” ifadesi kullanıldı.

– Buteflika'nın kararları, “anayasayı ihlal ”

Cumhurbaşkanı adaylarından bazıları ise Buteflika'nın kararlarını “emri vaki “, “anayasayı ihlal ” ve “dördüncü dönemi uzatma ” şeklinde değerlendirdi.

Adaylardan Müstakbel Cephesi lideri Abdulaziz Biliyd, “Yönetimden anayasaya saygılı olmasını istedik. Ancak süresi dolmuş Cumhurbaşkanının aldığı kararlar anayasal hükümler için açık bir ihlal anlamı taşıyor. ” dedi.

Yine adaylardan Ali Gudeydiri, “Halkın rejim tarafından yapılacak bir değişimi beklemesi boşunadır. Bunu anlaması lazım. ” dedi.

Gudeydiri, Buteflika'nın 4. dönemini uzatma çabalarının, yasaları çiğnemek olduğunu kaydetti.

Categories
Alaturka

“Rejimin İdlib'e saldırıları siyasi çözüm ve Astana sürecini tehdit ediyor”

ANKARA (AA) – SELEN TEMİZER – Astana formatlı uluslararası toplantılarda Suriyeli askeri muhalifleri temsil eden heyet, Beşşar Esed rejimi ve destekçilerinin İdlib'e yönelik düzenlediği saldırıların Soçi mutabakatını ihlal ederek siyasi çözümü tehdit ettiğini bildirdi.

Askeri muhaliflerin heyeti, Esed rejimi ve destekçilerinin İdlib'e yönelik saldırılarına ilişkin yazılı açıklama yaptı.

Açıklamada, “Beşşar Esed rejimi, İdlib'de ateşkesi öngören Soçi mutabakatının üzerinden yaklaşık 6 ay geçmesine rağmen, müttefikleri Rusya ve İran’ın desteğiyle İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi'nde ateşkes anlaşmasını ihlal etmeye devam ediyor. ” denildi.

Rejimin sivilleri hedef alması karşısında uluslararası toplumun sessizliği “utanç verici ” olarak değerlendirilen açıklamada, “Rejimin İdlib'e saldırıları siyasi çözümü ve Astana sürecini tehdit ediyor. ” ifadeleri kullanıldı.

Açıklamada, askeri muhaliflerin barışçıl çözüm yollarına destek verdiği vurgulanırken, şunlar kaydedildi:

“Rejimin gerginliği azaltma bölgesindeki sivilleri hedef alması çözüm umutlarını baltalayacaktır. Bu saldırılar gelecek dönemde yeni savaşlara yol açacaktır. Bu durumun tek sorumlusu rejimin garantör ülkeleridir, özellikle Rusya'dır. ”

  • “Sorumluluk Rusya'ya aittir “

Askeri heyetin sözcüsü Eymen el Asimi de AA muhabirine yaptığı açıklamada, “Bu açıklama çok önemli. Astana formatına katılan muhalefetin resmi duruşunu gösteriyor. Eğer rejim, İdlib bölgesini bombalamaya devam ederse sorumluluk Rusya'ya aittir. ” dedi.

Asimi, ateşkesin ihlalinin çözümü tümüyle tehlikeye attığını belirterek, “(Rejimin ateşkes ihlalleri) Çatışmanın yeniden başlayacağının ön habercisidir. ” değerlendirmesini yaptı.

Rejim güçleri, ay başından bu yana İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi'ne saldırılarını yoğunlaştırdı.

Şubat başından itibaren 8 binden fazla aile Türkiye sınırındaki kamplara göçtü. Türkiye ile Rusya arasında İdlib'deki ateşkesi korumak için imzalanan mutabakattan bu yana ise 25 binden fazla aile evlerini terk etmek zorunda kaldı.

Categories
Alaturka

Suriye Kabileler ve Aşiretler Meclisi yönetim kurulunu seçti

AZEZ/ANKARA (AA) – Suriyeli 150 aşiretin birleşerek kurduğu “Suriye Kabileler ve Aşiretler Meclisi “, ülkenin kuzeyinde askeri muhaliflerin kontrolündeki Azez ilçesinde bir araya gelerek, yönetim kurulu üyelerini seçti.

Geçen yılın aralık ayında Suriyeli 150 aşiretten yüzlerce üyenin katılımıyla kurulan Suriye Kabileler ve Aşiretler Meclisi, yönetim kurulu üyelerini belirlemek için Suriye'nin Halep iline bağlı Azez'de toplandı.

Toplantıda Arap, Türkmen, Kürt ve Süryani temsilcilerin de aralarında bulunduğu 50 kişilik yönetim kurulu seçildi.

Aşiret toplantısına katılan Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu (SMDK) Başkanı Abdurrahman Mustafa, yaptığı açıklamada, Suriye halkının bütünlüğüne destek olduklarını vurguladı.

Mustafa, Fırat'ın doğusunda önemli siyasi gelişmelerin yaşandığını hatırlatarak, “Buna karşı hazırlıklı olmamız gerekiyor. Bugün güzel bir müjde duyduk. Daha fazla aşiretin bu meclise katıldığının haberini aldık. ” dedi.

  • Fırat'ın doğusundaki aşiretlere çağrı

Kabilelerin ve aşiretlerin şeyhlerinin ve kanaat önderlerinin katıldığı toplantının ardından okunan başkanlık heyeti açıklamasında, “Katılımcılar, Suriye devriminin temel taşlarına bağlılıkları ve bütün yönleri ile zalim rejimin düşürülmesi için Suriye halkına vermiş oldukları söze vurgu yapmışlardır. Aynı zamanda bütün terörist unsurların, mezhepsel milislerin ve Suriye halkına düşman yabancı güçlerin Suriye'den çıkartılması ve demografik değişime karşı kesin tavrındaki kararlılığı yinelemiştir. ” denildi.

Katılımcıların, ülkenin dört bir yanındaki bütün aşiret ve kabile mensuplarına meclisin çatısı altında birleşmesi için çağrıda bulunduğu belirtilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

“Bu çağrı meclisin politikası ve sosyal yapısıdır. Özellikle de ortak düşman ve terörist PKK ve PYD bölücü örgütlerinin altında kötü şartlarda acı çeken, Fırat'ın doğusundaki aşiret ve kabile mensuplarını davet etmişlerdir. ”

  • Fırat'ın doğusuna olası operasyona destek

Terör örgütü YPG/PKK'nın Suriye topraklarını işgal ederek bölmeyi hedeflediği vurgulanan açıklamada, “Bu münasebetle meclis; Özgür Suriye Ordusu, Türk hükümeti ve Türk ordusuna Fırat'ın doğusuna operasyon konusunda yaptığı çağrısını yinelemiştir. Meclis, aynı şekilde söz konusu tarafların, bölücü örgütlere karşı ve onları işgal ettikleri bölgelerden çıkartmak için verdiği desteğe vurgu yapmıştır. ” görüşü dile getirildi.

Açıklamada, meclisin üyelerine Fırat'ın doğusundaki aşiret ve kabile temsilcileri ile irtibat kurmaları tavsiye edildi.

Categories
Alaturka

Mısır'da Tiran ve Sanafir adaları yeniden gündemde

KAHİRE (AA) – Mısırlı muhalifler, egemenliği Suudi Arabistan'a bırakılan Tiran ve Sanafir adaları meselesini tekrar gündeme taşıdı.

Muhalifler, Mısır yönetiminin dün Giza’da piramitlerin yakınında yer alan Nezlet es-Simman bölgesindeki ruhsatsız yapıları yıkmasını fırsat bilerek, Tiran ve Sanafir adalarını meselesini tekrar gündeme getirdi.

Muhalif siyasi aktivistler, sosyal medya üzerinden yaptıkları paylaşımlarda, piramitlerin yakınındaki yapıların ruhsatsız olmadığını, hükümetin o bölgeyi yabancılara satmak için Mısırlıların evlerini yıktığını iddia etti.

Liberal muhalif aktivist İslam Lutfi, Twitter hesabından paylaştığı mesajında, “Tiran ve Sanafir adalarının satılmasına ses çıkarmadınız şimdi neden Nezlet es-Simman’ın satılmasına karşı çıkıyorsunuz? ” ifadelerini kullandı.

Zeyneb Adil isimli Twitter kullanıcısı ise, “Nezle es-Simman sakinleri Tiran ve Sanafir adaları için yapılan eylemlere destek verselerdi bugün yıkılan evleri için ağlamak zorunda kalmayacaklardı.” dedi.

Çoğunlu Mısır dışında yaşayan muhalifler, “Tiran ve Sanafir adalarını unutmayın” şeklinde hashtaglar yaptı.

– Ne olmuştu?

Giza’da piramitlerin yakınlarındaki bölgede yaşayan ve piramitleri ziyaret için gelen turistleri fayton, at ve develerle gezdiren Nezlet es-Simman bölgesi sakinleri, 25 Ocak Devrimi esnasında Tahrir Meydanı’ndaki eylemcileri dağıtmak için atlar ve develerle meydana girmiş ve çıkan olaylarda yüzlerce kişi yaralanmıştı.

Bu bölgede yaşayanlar Mısır’ın demokratik yollarla seçilen ilk Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin askeri darbeyle devrilmesine de destek vermişti.

Mısırlı muhalifler Nezlet es-Simman bölgesinde dün yıkılan binaları fırsata çevirerek, bölge sakinlerine geçmişte yaptıklarını hatırlatırken “Tiran ve Sanafir” adalarını da tekrar gündeme taşıdı.

-Tiran ve Sanafir adaları meselesi

Tiran ve Sanafir adalarının egemenliğinin Suudi Arabistan'a geçmesini öngören anlaşma, Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz'in Mısır ziyareti esnasında 8 Nisan 2016 tarihinde imzalanmıştı.

Sisi yanlılarından bir grubun da içinde bulunduğu geniş bir muhalif grup anlaşmaya karşı çıkmış ve eylemler yapmıştı.

Söz konusu anlaşmayı Sayıştay'ın iptal etmesine rağmen, Mısır Parlamentosu 14 Haziran 2017 tarihinde onaylamıştı.

Categories
Alaturka

İdlib'deki askeri muhalifler ve rejim karşıtı güçler, Türkiye-Rusya mutabakatı çerçevesinde, ağır silahları cephe hattından çekme işlemini tamamladı

Categories
Alaturka

İdlib'de muhalifler ağır silahların çekilme sürecini tamamlıyor

İDLİB/ANKARA (AA) – Türkiye ile Rusya arasında Soçi mutabakatı çerçevesinde İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi'ndeki cephe hatlarında oluşturulacak silahsızlanma hattında süreç tamamlanıyor.

İdlib'deki AA muhabirlerinin bildirdiğine göre, askeri muhalifler dün gece boyunca, rejim ve İran destekli unsurlarla cephe hattını oluşturan alanda ağır silahları çekme işlemine hız verdi.

Özgür Suriye Ordusu'na (ÖSO) bağlı grupların yanısıra rejim karşıtı silahlı gruplar, Beşşar Esed rejimi ile cephe hattı durumundaki alanlardan havan, top, Grad rampaları ve orta menzilli isabet edebilme imkanına sahip füze rampalarının büyük bir bölümünü çekti.

AA'ya bilgi veren askeri muhalif kaynaklar ve süreci koordine eden Türk yetkililer işlemin gün içinde tamamlanacağını bildirdi.

Diğer taraftan Türk Silahlı Kuvvetleri, Soçi mutabakatı kapsamında başlatacağı devriyeler için ağır silahlardan arındırılan hatta çeşitli silah ve zırhlı araçlar sevketti.

– Rejimin ihlalleri devam etti

Yerel ve Sivil Savunma (Beyaz Baretliler) kaynaklarından edinilen bilgiye göre, Esed rejimi son bir haftada İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi sınırları içerisindeki yerleşimlere saldırılar düzenledi.

Esed rejimine bağlı birlikler, Hama'nın kuzey kırsalındaki Lahaya, Buvayda, Mansura ve Tel Vasıt köyleri ve Latamne beldesi ile İdlib ilin güneybatısındaki Naciye ve Kebine köyleri ile Lazkiye iline bağlı Türkmendağı'ndaki Sarraf köyü ve çevresine top atışı gerçekleştirdi.

Saldırılarda 3 sivil yaralandı.

– Soçi mutabakatı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Tahran'da 7 Eylül'de düzenlenen Suriye konulu zirvedeki teklifi üzerine, Erdoğan ve Putin, ateşkesin korunması ve sağlamlaştırılması için ek önlemleri 17 Eylül'de Soçi'de görüşmüştü.

Sağlanan mutabakat, 15 Ekim'e kadar 15 ila 20 kilometrelik bir hatta silahsızlanma bölgesi oluşturulmasını, denetimin Türk ve Rus yetkililerce yapılmasını öngörüyor.

Askeri muhalifler, rejim karşıtı grup Heyet Tahrir Şam, rejim askerleri ve destekçisi yabancı terörist grupların cephe hatları boyunca, derinliği coğrafi şartlara göre belirlenecek silahsızlanma bölgesindeki ağır silahlarını çıkartması gerekiyor. Ağır silahlarıyla bölgeyi terk edecek taraflar, kontrol ettikleri alanların sınırlarını kendileri korumaya devam edecek. Garantör ülkeler Türkiye ve Rusya, sorumlu bulundukları silahsızlanma bölgesinde koordineli devriyeler gerçekleştirecek.

Categories
Alaturka

''Türkiye İdlib'de Rusya'nın jandarmalığını yapmıyor''

İSTANBUL (AA) – GÜLSÜM İNCEKAYA – Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi (ORSAM) Başkanı Prof. Dr. Ahmet Uysal, Türkiye'nin İdlib'de kendi çıkarlarını ve Suriye halkının çıkarlarını koruyan bir düzen kurmaya çalıştığını belirterek, ''Türkiye İdlib'de Rusya'nın jandarmalığını yapmıyor, aksine bir PKK/PYD koridorunun açılmasına engel oluyor. Bölgenin bize düşman bir grup tarafından yönetilmesi yerine bize ve Suriye halkına yakın bir bir yapı oluşturulmaya çalışılıyor.'' dedi.

Suriye'nin İdlib ilindeki ateşkesi korumak için varılan Soçi mutabakatına ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulunan ORSAM Başkanı Prof. Dr. Ahmet Uysal, Soçi'de Türkiye'nin taleplerine yakın bir formülün bulunduğunu aktardı.

Uysal, mutabakattan sonra radikal grupların ılımlı gruplardan ayrıştırılmasının, İdlib özelinde Suriye'de barışa gitme yolunda önemli bir aşama olduğunu belirterek, ''Muhalif grupların ayrıştırılması, bölgenin ağır silahlardan arındırılması ve radikal grupların silahsızlandırılması hem Türkiye hem Rusya hem de diğer ülkelerin rahatlamasını, güven duymasını sağladı. Türkiye'nin bu bu süreçte aktif rol alması özellikle ılımlı muhaliflerle kuracağı bağ nedeniyle daha olumlu ve hızlı ilerleyecektir. Çünkü Türkiye'nin Suriye'deki muhalif gruplar üzerinde ciddi bir etkisi var. Rusya, İdlib'e operasyon düzenleseydi Esed rejimini de yanına alarak ılımlı-radikal, yaş-kuru demeden Esed karşıtı tüm muhalifleri vururdu. Türkiye, iyi-kötü, ılımlı-radikal ayırımını yaparak bu sorunu çözecek.'' diye konuştu.

Prof. Dr. Uysal, 15 Ekim'de bölgenin ağır silahlardan arındırılması için Türkiye ile Rusya'nın birlikte ya da Türkiye'nin tek başına çalışma yapacağı bilgisini paylaşarak, radikal grupların Türkiye'ye karşı fazla direnemeyeceğini savundu.

Uysal, Rusya'nın Türkiye'ye İdlib'de 'jandarma' görevi verdiği yönündeki eleştirilerle ilgili ise şu ifadeleri kullandı:

''Rusya ve Esed rejimi Suriye'nin büyük bir bölümünü zaten elinde tutuyor. Bu bağlamda İdlib'e de kolaylıkla operasyon düzenleyebilirdi. Bu durum bizim için bir dezavantaj olurdu. Esed'in İdlib'i ele geçirmesi en son istediğimiz şey. Çünkü İdlib'de ciddi bir kan dökülürdü. Ayrıca Esed radikal grupları bahane ederek PYD/YPG'ye alan açabilirdi ki bu Türkiye açısından büyük bir stratejik zarar olurdu. Dolayısıyla Türkiye bunu engellemek için mecbur kalabilir, bizatihi savaşarak bu sorunu çözme yoluna gidebilirdi. Ayrıca masada Suriye için siyasi çözüm aranırken bizim orada bulunmamız da önemli. Soçi görüşmelerinde de zaten Türkiye'nin taleplerine yakın bir formül bulundu.''

– ''Batı, İdlib konusunda günah çıkarıyor''

Prof. Dr. Uysal, Türkiye dışında, Rusya, İran, hatta ABD'nin Esed'in Suriye’de kalmasından rahatsızlık duymadığına, tam tersine zayıf bir Esed zayıf bir Suriye'nin herkesin arzusu olduğuna vurgu yaptı.

''ABD, Suriye krizi başladığı günden beri Esed'in gitmesi noktasında samimi davranmadı.'' diyen Uysal şunları söyledi:

''ABD'nin Suriye'deki savaşın bitirilmesi yönündeki açıklamaları genellikle oyalama taktiği üzerine kurulu. Eğer ABD, Esed'in gitmesini isteseydi 3-5 gün veya 2-3 haftada bu işi bitirirdi. Oyalama taktiği ile çatışmaları sadece körükledi, tırmandırdı. Bazen de DEAŞ gibi radikal gruplar üzerinden tasarım yaptı. Bu noktada, Türkiye ile Suriye konusunda hiçbir zaman samimi olmadılar diyebiliriz. Suriye halkının meşru talepleri konusunda ne ABD ne Rusya ne de batılı ülkeler net bir tavır gösterdi. Son İdlib meselesinde batılı ülkeler nispeten biraz timsah gözyaşları, biraz günah çıkarma şeklinde bir tavır sergiledi. Bunun bir faydası oldu mu? Evet oldu. Rusya gelen kapsamlı tepkiler üzerine katliama varan operasyonlar yapmadı. Keşke bunu baştan beri yapsalardı, Suriye'de 1 milyon insanın ölmesine milyonlarca insanın mülteci durumuna düşmesine seyirci kalmasalardı.''

– ''HTŞ ya silah bırakır ya kendini lağveder''

Prof. Dr. Ahmet Uysal, Soçi mutabakat metnine göre silahsızlandırma bölgesinin İdlib'in çevresinde 20 kilometrelik bir alanı kapsadığını belirtti.

Bölgedeki silahlı grupların ya silahlarını bırakıp teslim olacaklarını ya da etkisiz hale getirileceklerini aktaran Uysal, ''Radikal grupların silah bırakıp teslim olması ile ilgili daha önce Rusya ve Esed'in DEAŞ'e yönelik uygulanan politikaları bunlara da uygulanabilir. Esed Suriye sınırında bulunan DEAŞ'lıları Irak sınırındaki DEAŞ bölgelerine kaydırmıştı. Bu formül uygulanır veya Afrika ya da başka bir ülkeye gönderilebilirler. Tabii bu sadece grup liderleri için geçerli. Diğerleri ise ciddi bir tahkikattan geçer.'' şeklinde konuştu.

Prof. Dr. Uysal, Türkiye ve Rusya'nın terör örgütü olarak gördüğü Heyet Tahrir Şam'ın (HTŞ) silah bırakabileceğini anlatarak, “Çok sıkıştırılırsa kendini lağvedebilir de ama bu düşük bir ihtimal. Fazla vakit olmadığı için Rusya ve Türkiye çok hızlı hareket edebilir. Türkiye'nin Afrin'den PKK/PYD'yi çıkarması gibi hızlı bir şekilde davranılırsa mümkün. Yoksa bir çatışma ihtimali ortaya çıkar. Sonuçta bunlar birer terör örgütü. Kısmen tabanları olsa da büyük bir devlete ya da güçlü bir orduya karşı koyabilecek ne gücü ne de şansı var. Türkiye'nin İdlib'de bulunması özellikle Suriye halkının benimsediği ve ılımlı bir çizgide olan muhaliflerin Türkiye ile işbirliğine gitmesine yol açacaktır. Dolayısıyla ılımlı muhaliflerle birlikte hareket edilmesi durumunda HTŞ ile daha kolay baş edilecektir diye düşünüyorum. Ayrıca, Türkiye Afrin'de, Fırat Kalkanı'nda büyük bir tecrübe kazandı.'' değerlendirmesinde bulundu.

– Soçi'de hem Türkiye hem de Suriye halkı kazandı''

Prof. Dr. Ahmet Uysal, Soçi mutabakatında, Türkiye ve Rusya'nın kazanan taraf olduğunu, İran'ın kaybettiğini, ABD'nin ise kısmen zarara uğradığını ifade ederek, şunları kaydetti:

''İdlib'de önümüzdeki süreçte Türkiye ve Rusya'nın nüfuzu etkili olacak. İran başından beri hiç bir şey olmamış gibi 'burayı Esed'e devredelim, başa dönelim' şeklinde bir politika güdüyor. Hatta 7 Eylül'de Tahran Zirvesi'nde de bunu göstermişti. İran'ın bu tavrının uygulanması mümkün değil. Çünkü Suriye halkının ihtiyacını karşılayacak siyasi çözüm lazım, yoksa bu kadar mülteci Suriye'ye dönmez. Tüm bunlar göz önüne alındığında Soçi'de hem Türkiye kazandı hem de Suriye halkı kazandı. Rusya ise işgalci, kan döken zalim bir ülke imajını biraz olsun toparlamış oldu. Esed de Soçi'de kaybetti. Çünkü İdlib'i ele geçirmek onun için de çok önemli ve sembolikti.''

İran'ın, ABD ve PYD'nin bundan sonraki pozisyonları konusunda görüşlerini paylaşan Uysal, sözlerini şöyle tamamladı:

''Afrin'de ABD ve İran'ın PYD'ye verdiği desteği biliyoruz. Bu konuda çok büyük sıkıntıları da yok zaten. İran'ın, Afrin'den kaçan PKK ve PYD'lileri İdlib'e göndermek gibi bir planı vardı. Türkiye bu son hamlesi ile buna da engel oldu. ABD ve İran bundan çok hoşlanmasa da PKK/PYD'nin burada yeniden varlık göstermesinin önüne ciddi bir engel çekildi denebilir. Bu bence büyük bir başarıdır.

Türkiye'nin İdlib'deki varlığı elbette kalıcı değil, çünkü Türkiye işgalci bir ülke değil. Türkiye İdlib'de Rusya'nın jandarmalığını da yapmıyor. Orada, kendi çıkarlarını ve Suriye halkının çıkarlarını kollayarak ve yerel güçlerle işbirliği yaparak bir düzen kurmaya çalışıyor. Bunu yaparken bir PKK/PYD koridorunun açılmasına da engel oluyor. Bize düşman bir grup tarafından bölgenin yönetilmesi yerine bize ve Suriye halkına yakın bir bir yapı oluşturulmaya çalışılıyor. Kendi çıkarımıza göre davranmamız burada bir hakimiyet peşinde olduğumuz anlamı taşımıyor.''

Categories
Alaturka

GRAFİKLİ – Suriye'de Esed rejimi 140 günde 129 bin kişiyi yerinden etti

ANKARA (AA) – Suriye'de Beşşar Esed rejimi ve destekçileri, abluka ve yoğun saldırılar neticesinde ele geçirdiği bölgelerden 140 gün içerisinde 128 bin 926 kişiyi zorla göç ettirdi.

Esed rejiminin saldırılarından kaçarak ülkenin kuzeyine sığınan sivillerin yardımına koşan Suriyeli çatı sivil toplum kuruluşu “Suriye Müdahale Koordinatörleri “, 14 Mart-31 Temmuz döneminde (140 gün) söz konusu göçlere ilişkin rapor yayınladı.

Raporda, başkent Şam'ın güney kırsalı, Doğu Guta, Doğu Kalamun, Yermuk Kampı bölgeleri, Humus'un kuzey kırsalı ve Dera ve Kuneytra illerinden kuzeyde muhaliflerin kontrolündeki alanlara 140 gün içerisinde 128 bin 926 kişinin göç ettiği kaydedildi.

– Şam'da 83 binden fazla kişi yerinden edildi

Rapor, Doğu Guta ve Doğu Kalamun'dan 14 Mart-24 Nisan döneminde 73 bin 964 kişinin İdlib ve Halep'te muhaliflerin kontrolündeki bölgelere zorunlu olarak tahliye edildiğini bildirdi.

Yermük Kampı'nda muhaliflerin kontrolündeki Yelde, Bebbile ve Beyt Sahim yerleşimlerinden ise 3-10 Mayıs'ta 9 bin 250 kişi İdlib'e götürüldü.

Böylece Şam'da muhaliflerin kontrolündeki bölgelerden toplam 83 bin 214 kişi zorunlu göçe maruz kalmış oldu.

– Humus'tan 12 günde 35 binden fazla kişi göç ettirildi

Rapora göre, Humus'un kuzey kırsalında Beşşar Esed rejimi ve destekçilerinin ablukasındaki bölgelerden zorunlu tahliyeler kapsamında 07-18 Mayıs'ta 35 bin 648 kişi İdlib ve Halep'te muhaliflerin bölgelerine yerleştirildi.

Geçen ay da Suriye'nin güneyindeki Dera ve Kuneytra illerinde rejim ve muhaliflerin vardığı mutabakat sonucu rejimle uzlaşmayı kabul etmeyen askeri muhalifler ve siviller, 2 hafta süren tahliyelerle ülkenin kuzeyine göç etmek zorunda kaldı.

Bu kapsamda ülkenin güneyinden 15-31 Temmuz'da yapılan tahliyelerle 10 bin 64 kişi yerinden edildi.