Categories
Alaturka

“Şia'yı ön plana çıkarmamalıyız”

İSTANBUL (AA) – İran Meclis Başkan Yardımcısı Ali Mutahhari, Tahran yönetiminin bölgede Şiacılık yapmasının dış politikada sorun oluşturduğunu belirtti.

İran devriminin 40 yılını değerlendirdiği konuşmasında Mutahhari, ülke iç ve dış politikasında sorunlar bulunduğunu ifade etti.

Mutahhari, “Bölgedeki nüfuzu artırmak ve İslam'ı yaymak için Şia'yı ön plana çıkarmamalıyız. İslam'ın yayılmasına çalışmalıyız. Ayrımcılık ve Şiacılık yapmak, diğerlerinin kaçmasına neden oluyor. Bizim Ehli Sünnet'le bir sorunumuz yok. Aramıza sınır çizmek doğru değil. ” ifadelerini kullandı.

Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin İran'dan çekinmelerinin bu ülkeleri İsrail'e yaklaştırdığına dikkati çeken Mutahhari, şunları söyledi:

“Dış siyasetimizi düzeltmeli, daha aktif hale getirmeli, İslam ülkeleri ve Arap devletleriyle ilişkilerimizi güçlendirmeliyiz. Filistin sorunu İslam ülkelerinin birlikteliği olmadan çözülemez. ”

  • “Mir Hüseyin Musevi serbest bırakılmalıdır “

Bazı devlet yöneticilerinin yaşantı bakımından halktan kopmalarının devrime zarar verdiğini dile getiren Mutahhari, ülkedeki bir diğer sorunun ifade özgürlüğüne getirilen sınırlamalar olduğunu belirtti.

Mutahhari, “İç siyasette muhaliflere karşı tutumumuzu değiştirmeliyiz. Bazı kısıtlamalara gerek yok. Mir Hüseyin Musevi, eşi Zehra Rahneverd ve Mehdi Kerrubi'nin ev hapsinde tutulması gereksiz. Bir an önce serbest bırakılmalıdırlar. Gerekiyorsa mahkeme tarafından yargılanmalıdırlar. Sekiz yıl ev hapsi yetmez mi? ” açıklamasında bulundu.

  • Askerlerin siyaset ve ekonomi üzerindeki etkisi

İran devriminin teorisyenlerinden Ayetullah Murtaza Mutahhari'nin oğlu olan Mutahhari, halkın oylarıyla iş başına gelen hükümetlerin özgürlükleri genişletmek istediğini, ancak ülke lideri Ali Hamaney'e bağlı iktidar güçlerinin buna izin vermediğini dile getirdi.

İranlı Öğrenciler Haber Ajansı'na (ISNA) konuşan Mutahhari, “Silahlı güçlerin siyaset ve ekonomi alanına müdahale etmeleri de düzeltilmelidir. Bu durum ülke sorunlarından biridir. Bir asker dış politika hakkında görüş bildirmemelidir. ” diye konuştu.

İran'da 12 Haziran 2009'da yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonuçlarına itiraz eden cumhurbaşkanı adaylarından Mehdi Kerrubi, Mir Hüseyin Musevi ve eşi Zehra Rahneverd, seçimlerden sonra çıkan olaylara destek verdikleri gerekçesiyle ev hapsinde tutuluyor.

Ülkedeki reformcu kesim, söz konusu kişilerin 2011'den bu yana herhangi bir yargılama yapılmaksızın ev hapsinde tutulmalarının kanuna aykırı olduğunu savunuyor.

Advertisements
Categories
Alaturka

“Ev hapsinin kaldırılması ulusal çıkarlara uygundur”

İSTANBUL (AA) – İran'da reformist İtimadi Milli Partisi Sözcüsü İsmail Gramimukaddem, muhalif isimlerin ev hapsine ilişkin, bu uygulamanın kaldırılmasının ulusal çıkarlarla uyumlu olduğunu belirtti.

Etemadonline haber sitesine açıklamalarda bulunan Gramimukaddem, muhalif lider Mir Hüseyin Musevi, Zehra Rahneverd ve Mehdi Kerrubi'nin ev hapsinin kaldırılmasının ülkenin menfaatlerine uygun olduğunu söyledi.

Gramimukaddem, ilgili makamlar tarafından istenmesi halinde ev hapsinin kaldırılmasının kolay olduğunu belirtti.

Muhafazakarların, ev hapsinin uzamasına Mehdi Kerrubi'nin ülke lideri Ali Hamaney'e yazdığı mektubu gerekçe göstermelerini yersiz bulan Gramimukaddem, “Mir Hüseyin Musevi herhangi bir mektup yazmadı ama o da serbest bırakılmadı. ” dedi.

Gramimukaddem, sözlerine şöyle devam etti:

“Ev hapsi uzadıkça bu emri veren kişilerin de sorumluluğu ağırlaşıyor. Bu nedenle ev hapsinin bir an önce kaldırılması ulusal menfaatler açısından uygundur. ” ifadelerini kullandı.

İran'da 12 Haziran 2009'da yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonuçlarına itiraz eden cumhurbaşkanı adaylarından Mehdi Kerrubi, Mir Hüseyin Musevi ve eşi Zehra Rahneverd, seçimlerden sonra çıkan olaylara destek verdikleri gerekçesiyle ev hapsine mahkum edilmişti.

Ülkedeki reformcu kesim, söz konusu kişilerin 2011'den bu yana herhangi bir yargılama yapılmaksızın ev hapsinde tutulmalarının kanuna aykırı olduğunu savunuyor. Haziran 2013'te göreve gelen İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin seçim vaatlerinden biri de ev hapsinin kaldırılmasıydı.

Categories
Alaturka

İran'da ev hapsindeki muhalif lidere çocuklarıyla görüşme izni

ANKARA (AA) – İran'da 7 yıldır ev hapsinde tutulan muhalif lider Mir Hüseyin Musevi ve eşi Zehra Rahneverd'in çocuklarıyla görüşmelerine izin verildi.

İranlı İşçiler Haber Ajansı ILNA'ya konuşan, Demavend Milletvekili Kasım Mirzayi Niku, Musevi ve Rahneverd'in güvenlik güçlerinin kontrolünde çocuklarıyla görüştüğünü açıkladı.

İran Meclisi'nde ev hapsinin kaldırılması için kurulan komisyonun içinde yer alan Ümit Grubu üyesi olan Mirzayi Niku, 7 yıldır ev hapsinde tutulan Musevi ve eşi Rahneverd'in serbest bırakılmaları için uygun ortamın oluştuğunu ifade etti.

Mirzayi Niku ayrıca “ulusal birlik ve beraberlik için ” Musevi ve Rahneverd'in özgür olması gerektiğini savundu.

İran'da 12 Haziran 2009'da yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonuçlarına itiraz eden cumhurbaşkanı adaylarından Mehdi Kerrubi, Mir Hüseyin Musevi ve eşi Zehra Rahneverd, seçimlerden sonra çıkan olaylara destek verdikleri gerekçesiyle ev hapsine alınmıştı.

Ülkedeki reformcu kesim, söz konusu kişilerin 2011'den bu yana herhangi bir yargılama yapılmaksızın ev hapsinde tutulmalarının kanuna aykırı olduğunu savunuyor.

Categories
Alaturka

İran'da muhalif liderlere verilen cezaların kaldırılması talebi

İSTANBUL (AA) – İran Meclis Başkan Yardımcısı Ali Mutahhari, 2011'den bu yana ev hapsinde tutulan muhalif liderler Mehdi Kerrubi, Mir Hüseyin Musevi ve eşi Zehra Rahneverd'e uygulanan ev hapsinin kaldırılması gerektiğini söyledi.

Meclisin açık oturumunda konuşan Mutahhari, ev hapsinde tutulan muhalif liderler hakkında “Muhalif liderlerin, yargı kararı olmadan ev hapsinde tutulması anayasaya aykırıdır. ” dedi.

Liderlerin ev hapsi kararının güvenliği değil yargıyı ilgilendirdiğini ifade eden Mutahhari, söz konusu şahıslara verilen ev hapsi cezalarının kaldırılmasının İran'daki 'Milli birlik ve beraberlik' duygusuna katkı sağlayacağını söyledi.

İran'da 12 Haziran 2009'da yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonuçlarına itiraz eden cumhurbaşkanı adaylarından Mehdi Kerrubi, Mir Hüseyin Musevi ve eşi Zehra Rahneverd, seçimlerden sonra çıkan olaylara destek verdikleri gerekçesiyle ev hapsine mahkum edilmişti.

Ülkedeki reformcu kesim, söz konusu kişilerin 2011'den bu yana herhangi bir yargılama yapılmaksızın ev hapsinde tutulmalarının kanuna aykırı olduğunu savunuyor.

Haziran 2013'te göreve gelen İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin seçim vaatlerinden biri de ev hapsinin kaldırılmasıydı.

Categories
Alaturka Gazetesi

GÖRÜŞ – Ahmedinejad'ın İran yargısına karşı neticesiz mücadelesi

İSTANBUL (AA) – SELİM CELAL – İran yargısı, daima aşırı politik olmakla eleştirilmiştir. Bu kurumun sicilinde, siyasi rakiplerine yönelik kitlesel ve yargısız infazlar, mağduriyetler ve işkenceler var. Fakat anayasal statüsü itibariyle doğrudan Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney'in kontrolünde olmasından dolayı, İran yargısına şimdiye kadar hiç kimse karşı duramadı.

Bununla birlikte, yargıya yönelik eleştiriler birkaç aydır yavaş yavaş yeni bir mecraya evriliyor. Daha öncekinden farklı olarak bu sefer, eleştiriler 2005-2013 yılları arasında iki dönem cumhurbaşkanlığı yapmış olan Mahmud Ahmedinejad'dan geliyor. Ahmedinejad'ın küresel adaletle ilgili, Birleşmiş Milletler Genel Kurul'u dâhil, uluslararası platformlarda yaptığı konuşmalar akla geliyor. Bu konuşmalara bakılacak olursa sanki İslam Cumhuriyeti kendi iç adaletini tesis etme görevini başarıyla yerine getirmiş de artık bu tecrübesini “Mehdici Küresel Adil Toplum ” adı altında küresel toplumla paylaşmaya çalışıyordu. Ancak o günler çoktan geride kaldı ve Ahmedinejad artık İran yargısına karşı yükselen en gür ses oldu.

Nitekim, Ahmedinejad görevdeki ikinci döneminde de yargının karşısında durmuştu. Bununla birlikte, o zaman cumhurbaşkanı olduğu için yargının kendisine müsamaha göstereceğine, fakat görev süresi dolar dolmaz kesinlikle peşine düşeceğine ve en azından, selefleri Muhammed Hatemi ve Haşimi Rafsancani'nin de başına geldiği gibi, toplum içine çıkmasına yasak getirileceğine dair genel bir görüş vardı. Ahmedinejad'ın görevini bitirdikten sonra kullandığı lisana da artık dikkat edeceği düşünülüyordu.

Şu ana kadar bu iki tahminin her ikisinin de yanlış olduğu ortaya çıkmış durumda. Ahmedinejad'ın birtakım yandaşlarına karşı bazı adımlar atmış olmasına rağmen yargı, henüz kendisine doğrudan dokunmadı. Öte yandan, bütün bir yargıya kafa tutan bir ekibin destek verdiği Ahmedinejad artık çok daha çatışmacı bir tavır takınıyor.

Üç mühim Ahmedinejad müttefiki olan Hamid Bakai, Ekber Civanfikr ve Habibullah Horasani'nin, kendilerine teslim edilen celbe uyarak mahkemeye gitmek yerine, halk arasında best-nişînî olarak bilinen uygulamaya müracaat ederek, 15 Kasım'da Şah Abdülazîm türbesine sığınmasıyla olayların seyri değişti. Bundan birkaç saat sonra kendilerine Ahmedinejad, ve görevdeyken yardımcılarından biri olan İsfendiyar Rahim Meşai katıldı.

Best-nişînî umutsuzluğa kapılan bir kimse tarafından gerçekleştirilen sembolik bir eylemdir. Şianın sosyo-politik kültüründe herhangi bir Şii imamının veya onun soyundan gelen birinin türbesine sığınanların, sığındığı kişinin emanında olduğu kabul edilir. Bu nedenle, zamanın yöneticilerinden canlarına bir tehdit algılayan herkes, geleneksel olarak bu türbelere sığınmıştır.

Çağdaş İran tarihinde, Şah Abdülazim'in türbesi, ülkenin başkentine olan yakınlığından dolayı best-nişînî uygulaması açısından hususen öne çıkan bir yer; zira bu türbeye sığınan kimse, İran hükümdarlarının dikkatini çok kısa sürede çekebilirdi. İran kralları dahi genel olarak türbelere sığınma uygulamasına saygı göstermiştir.

Prensip olarak best-nişînî, ferdi emniyet için tatbik edilirken, modern İran tarihinde bazı yüksek profilli şahsiyetler de [eylemin ihsas ettirdiğinden] daha büyük siyasi hedeflerle bu yönteme müracaat etmiştir. Mesela, ünlü Müslüman reformist Cemaleddin Afgani de yedi ay boyunca Şah Abdülazim'in türbesinde oturmuş, despotizm karşıtı konuşmalarını oradan yapmıştır.

İran hükümdarları, türbeye duydukları saygının bir nişanesi olarak çoğu durumda protestocuların siyasi taleplerini karşılamışlardır. Hatta İran anayasal devrimi dahi bu uygulamaya çok şey borçludur. Siyaset bilimcisi ve edebiyat eleştirmeni olan Hüma Katuzyan'ın belirttiği gibi, İran Kralı Nasırüddin Şah (1831-1896) meşhur bir Şii alim olan Ayetullah Molla Ali Kâni'ye müracaat ederek best-nişînî'yi yasaklayacak bir fetva vermesini istemiş, Molla Ali Kâni de “Zât-ı alileri adalet kapısını açarlarsa diğer kapı [otomatik olarak] kapanacaktır ” diyerek mukabelede bulunmuştur.

1979 devriminden sonra best-nişînî'nin modası geçti. Ahmedinejad'ın dostlarının yaptığı şeyin, İslam Cumhuriyeti'nin tarihindeki ilk ve en önemli best-nişînî uygulaması olduğu iddia edilebilir. Protestocular eylemlerine başlamadan önce yazdıkları mektupta, yargının sebep olduğu mağduriyet ve zulümlerden artık bıktıklarını ve bu yüzden önlerindeki tek seçenek olarak türbeye sığınmaya karar verdiklerini ifade ettiler.

İlginçtir; modern İran yargısı, Şah Abdülazim'in türbesinde bir ay boyunca oturan bazı üst düzey Şia alimlerinin taleplerine bir mukabele olarak Muzaffereddin Şah'ın (1853-1907) emriyle 1905 yılında kuruldu.

Ayrıca Şah Abdülazim'in sadece Şia'nın 12 imamından birinin torunu olduğunu, halbuki 12. imam İmam Mehdi'nin sırra kadem bastığı ve geri geleceğine inanıldığını not etmeli. Ahmedinejad, cumhurbaşkanlığı sırasında, İmam Mehdi ile doğrudan bağlantı halinde olduğunu ima ediyordu. Ahmedinejad, resmî yemeklerde yanına fazladan boş bir tabak koyar ve böylece İmam Mehdi'nin de orada onunla olduğunu ve yanında yemek yediğini ima ederdi. İşe bakın ki şimdi kendisi ve ekibi bu sefer yaşayan bir imama (Mehdi) niyaz etmek yerine bir Şii imamının vefat etmiş ve daha az tanınan bir torunundan (Şah Abdülazim) istimdâd talebini tercih ettiler.

Tarihsel olarak türbelere sığınanlara zarar verilmemiş olmasına rağmen İran'ın mevcut idarecileri, best-nişînî geleneğinin yeniden ortaya çıkmasına müsaade etmemeye kararlı. Buna paralel olarak 18 Kasım'da “sivil giyimli ” (libâs-ı şahsî) olarak bilinen İran kolluk kuvvetleri, Ahmedinejad'ın arkadaşlarına saldırdı ve onları türbeden kovdu. Video görüntüleri her iki tarafın da birbirine karşı türbenin içinde çok ağır ifadeler kullandığını gösteriyor.

Bunlardan bahsettikten sonra birkaç soru sormamız gerekiyor: Ahmedinejad'ın hedefleri nedir? Ahmedinejad best-nişînî'ye neden müracaat etti? Ve yargıya karşı yürüttüğü kampanyada, halkın desteğini neden arkasına alamıyor? Bu soruların cevabı, Ahmedinejad'ın şahsi karakterinde ve siyasi davranışlarında gizli.

Ahmedinejad'ın bazı önemli gizli dosyalara erişimi var gibi görünüyor ve bir müddettir İran'ın yönetici elitine, bu belgeleri sızdırma tehdidiyle şantaj yapıyor. Belgelerin içeriğini kestirmek zor, fakat bunların devlet sırlarıyla ilgili olmadığı, daha çok, üst düzey İranlı yetkililerin iktidarlarını kötüye kullanmasıyla ilgili olduğu söylenebilir.

Fakat, Ahmedinejad'ın tehdidi kamu çıkarlarına yönelik değil. Yerleşik düzenle bir anlaşma sağlamak için bu belgeleri, bir pazarlık malzemesi olarak kullanıyor. Ahmedinejad'ın peşinde olduğu anlaşmanın basit bir dokunulmazlığın ötesinde bir şey olduğunu belirtmek gerekir. Ahmedinejad'a göre, yapılacak herhangi bir anlaşma, siyasette kalmasına imkân tanıyacak izni de içermeli. Ve elbette ki siyasette kalarak, Yardım Konseyi, Milli Güvenlik Kurulu vb. gibi konseylerde üyeliği bulunan marjinal bir role sahip merasimsel bir şahsiyet olmanın ötesine geçecektir. Ahmedinejad bu anlaşmayı elde etmek ve bu sene gerçekleştirilen cumhurbaşkanlığı seçimleriyle yürütme erkine yeniden dâhil olmak konusunda çok umutluydu, fakat diskalifiye oldu. Şimdi de gözlerini yaklaşık iki yıl sonra yapılacak olan par
lamento seçimlerine dikmiş durumda. Bu talebe ise İran yönetiminin zirvelerinden direnç geldiği görülüyor. Krizin tırmanması, Ahmedinejad'ın hayal kırıklığına uğradığına, bundan dolayı da yerleşik düzen üstündeki baskıyı artırmaya çalıştığına işaret ediyor.

Fakat bu gizli dosyaları sızdırarak şansını azaltmak istemiyor, zira sırlar bir kişi onları kullanabildiği sürece bir değere sahiptir; sızdırıldıkları anda değerleri ciddi şekilde azalır.

Bu arada; Ahmedinejad halk protestoları veya grevler gibi demokratik vasıtalara inanıyor falan değil. Bu yüzden halk kitlelerinden uzakta durmaya ve teokratik sistemi best-nişînî'ye müracaat ederek, teokratik kurallarla yenmeye karar verdi. Bununla birlikte, çok mühim bir ayrıntıyı yanlış hesapladı. Best-nişînî uygulamasının, Şii din adamları tarafından, idarecilere baskı yapabilmek için icat edilmiş olduğunu gözden kaçırdı. Fakat artık iktidarda bu din adamları var ve bu konumlarıyla, Ahmedinejad ve müttefiklerinin dâhil olmak istedikleri oyunun sahibi onlar. Ahmedinejad'ın unuttuğu diğer bir şey ise Humeyni'nin fetvası; “[Teokratik siyasi] sistemi kurtarmak, diğer bütün dini vazifelerin üstündedir “. Bu demektir ki, bu fetvaya göre, yerleşik düzenin, teokratik sistemi kurtarmaya yönelik yüce dava için bir türbeye hürmetsizlik yapmasına dahi izin verilmektedir.

Best-nişînî hamlesi akim kalınca Ahmedinejad ve ekibi, İran yargısı ve onun başında bulunan Ayetullah Laricânî'nin aleyhinde ifşaatlarda bulunan bir dizi video yayınlayıp, açık mektuplar yazdılar. Bu eleştirinin çok daha hafif bir versiyonu diğer herhangi bir siyasetçi tarafından -mesela Muhammed Hâtemî, Mir Hüseyin Musevî veya Mehdi Kerrubî gibi- yapılmış olsaydı, dev bir halk hareketine ve hatta ayaklanmalara yol açabilirdi. Fakat Ahmedinejad, ciddi bir halk desteği sağlayamadı. Bu durum, yargıdaki yolsuzluğun halk nezdinde bir endişe kaynağı olmadığı anlamına kesinlikle gelmiyor. Ahmedinejad yolsuzluk hakkında her ne söylüyorsa halk nezdinde bir karşılığı var ve İran vatandaşlarının çoğu bu görüşleri paylaşıyor; fakat mesele şu ki, Ahmedinejad'a inanmıyorlar. Ahmedinejad'ın konuşmalarına ve mektuplarına bakan bir kimse, oradaki gerçekleri nispeten kolaylıkla bulabilir; ancak bulması imkânsız olan şey, samimiyettir. Tam ifadesiyle: kesinlikle doğru olan sözler, yanlış bir ağızdan ifade edilmekte.

Mütercim: Ömer Çolakoğlu

“Görüş” başlığıyla yayımlanan makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansı’nın editöryel politikasını yansıtmayabilir. [Türkiye merkezli yazar, İran'ın dış ve iç politikası konularında uzmandır.]

Categories
Alaturka Gazetesi

GÖRÜŞ – Ahmedinejad’ın İran yargısına karşı neticesiz mücadelesi

İSTANBUL (AA) – SELİM CELAL – İran yargısı, daima aşırı politik olmakla eleştirilmiştir. Bu kurumun sicilinde, siyasi rakiplerine yönelik kitlesel ve yargısız infazlar, mağduriyetler ve işkenceler var. Fakat anayasal statüsü itibariyle doğrudan Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney'in kontrolünde olmasından dolayı, İran yargısına şimdiye kadar hiç kimse karşı duramadı.

Bununla birlikte, yargıya yönelik eleştiriler birkaç aydır yavaş yavaş yeni bir mecraya evriliyor. Daha öncekinden farklı olarak bu sefer, eleştiriler 2005-2013 yılları arasında iki dönem cumhurbaşkanlığı yapmış olan Mahmud Ahmedinejad'dan geliyor. Ahmedinejad'ın küresel adaletle ilgili, Birleşmiş Milletler Genel Kurul'u dâhil, uluslararası platformlarda yaptığı konuşmalar akla geliyor. Bu konuşmalara bakılacak olursa sanki İslam Cumhuriyeti kendi iç adaletini tesis etme görevini başarıyla yerine getirmiş de artık bu tecrübesini “Mehdici Küresel Adil Toplum ” adı altında küresel toplumla paylaşmaya çalışıyordu. Ancak o günler çoktan geride kaldı ve Ahmedinejad artık İran yargısına karşı yükselen en gür ses oldu.

Nitekim, Ahmedinejad görevdeki ikinci döneminde de yargının karşısında durmuştu. Bununla birlikte, o zaman cumhurbaşkanı olduğu için yargının kendisine müsamaha göstereceğine, fakat görev süresi dolar dolmaz kesinlikle peşine düşeceğine ve en azından, selefleri Muhammed Hatemi ve Haşimi Rafsancani'nin de başına geldiği gibi, toplum içine çıkmasına yasak getirileceğine dair genel bir görüş vardı. Ahmedinejad'ın görevini bitirdikten sonra kullandığı lisana da artık dikkat edeceği düşünülüyordu.

Şu ana kadar bu iki tahminin her ikisinin de yanlış olduğu ortaya çıkmış durumda. Ahmedinejad'ın birtakım yandaşlarına karşı bazı adımlar atmış olmasına rağmen yargı, henüz kendisine doğrudan dokunmadı. Öte yandan, bütün bir yargıya kafa tutan bir ekibin destek verdiği Ahmedinejad artık çok daha çatışmacı bir tavır takınıyor.

Üç mühim Ahmedinejad müttefiki olan Hamid Bakai, Ekber Civanfikr ve Habibullah Horasani'nin, kendilerine teslim edilen celbe uyarak mahkemeye gitmek yerine, halk arasında best-nişînî olarak bilinen uygulamaya müracaat ederek, 15 Kasım'da Şah Abdülazîm türbesine sığınmasıyla olayların seyri değişti. Bundan birkaç saat sonra kendilerine Ahmedinejad, ve görevdeyken yardımcılarından biri olan İsfendiyar Rahim Meşai katıldı.

Best-nişînî umutsuzluğa kapılan bir kimse tarafından gerçekleştirilen sembolik bir eylemdir. Şianın sosyo-politik kültüründe herhangi bir Şii imamının veya onun soyundan gelen birinin türbesine sığınanların, sığındığı kişinin emanında olduğu kabul edilir. Bu nedenle, zamanın yöneticilerinden canlarına bir tehdit algılayan herkes, geleneksel olarak bu türbelere sığınmıştır.

Çağdaş İran tarihinde, Şah Abdülazim'in türbesi, ülkenin başkentine olan yakınlığından dolayı best-nişînî uygulaması açısından hususen öne çıkan bir yer; zira bu türbeye sığınan kimse, İran hükümdarlarının dikkatini çok kısa sürede çekebilirdi. İran kralları dahi genel olarak türbelere sığınma uygulamasına saygı göstermiştir.

Prensip olarak best-nişînî, ferdi emniyet için tatbik edilirken, modern İran tarihinde bazı yüksek profilli şahsiyetler de [eylemin ihsas ettirdiğinden] daha büyük siyasi hedeflerle bu yönteme müracaat etmiştir. Mesela, ünlü Müslüman reformist Cemaleddin Afgani de yedi ay boyunca Şah Abdülazim'in türbesinde oturmuş, despotizm karşıtı konuşmalarını oradan yapmıştır.

İran hükümdarları, türbeye duydukları saygının bir nişanesi olarak çoğu durumda protestocuların siyasi taleplerini karşılamışlardır. Hatta İran anayasal devrimi dahi bu uygulamaya çok şey borçludur. Siyaset bilimcisi ve edebiyat eleştirmeni olan Hüma Katuzyan'ın belirttiği gibi, İran Kralı Nasırüddin Şah (1831-1896) meşhur bir Şii alim olan Ayetullah Molla Ali Kâni'ye müracaat ederek best-nişînî'yi yasaklayacak bir fetva vermesini istemiş, Molla Ali Kâni de “Zât-ı alileri adalet kapısını açarlarsa diğer kapı [otomatik olarak] kapanacaktır ” diyerek mukabelede bulunmuştur.

1979 devriminden sonra best-nişînî'nin modası geçti. Ahmedinejad'ın dostlarının yaptığı şeyin, İslam Cumhuriyeti'nin tarihindeki ilk ve en önemli best-nişînî uygulaması olduğu iddia edilebilir. Protestocular eylemlerine başlamadan önce yazdıkları mektupta, yargının sebep olduğu mağduriyet ve zulümlerden artık bıktıklarını ve bu yüzden önlerindeki tek seçenek olarak türbeye sığınmaya karar verdiklerini ifade ettiler.

İlginçtir; modern İran yargısı, Şah Abdülazim'in türbesinde bir ay boyunca oturan bazı üst düzey Şia alimlerinin taleplerine bir mukabele olarak Muzaffereddin Şah'ın (1853-1907) emriyle 1905 yılında kuruldu.

Ayrıca Şah Abdülazim'in sadece Şia'nın 12 imamından birinin torunu olduğunu, halbuki 12. imam İmam Mehdi'nin sırra kadem bastığı ve geri geleceğine inanıldığını not etmeli. Ahmedinejad, cumhurbaşkanlığı sırasında, İmam Mehdi ile doğrudan bağlantı halinde olduğunu ima ediyordu. Ahmedinejad, resmî yemeklerde yanına fazladan boş bir tabak koyar ve böylece İmam Mehdi'nin de orada onunla olduğunu ve yanında yemek yediğini ima ederdi. İşe bakın ki şimdi kendisi ve ekibi bu sefer yaşayan bir imama (Mehdi) niyaz etmek yerine bir Şii imamının vefat etmiş ve daha az tanınan bir torunundan (Şah Abdülazim) istimdâd talebini tercih ettiler.

Tarihsel olarak türbelere sığınanlara zarar verilmemiş olmasına rağmen İran'ın mevcut idarecileri, best-nişînî geleneğinin yeniden ortaya çıkmasına müsaade etmemeye kararlı. Buna paralel olarak 18 Kasım'da “sivil giyimli ” (libâs-ı şahsî) olarak bilinen İran kolluk kuvvetleri, Ahmedinejad'ın arkadaşlarına saldırdı ve onları türbeden kovdu. Video görüntüleri her iki tarafın da birbirine karşı türbenin içinde çok ağır ifadeler kullandığını gösteriyor.

Bunlardan bahsettikten sonra birkaç soru sormamız gerekiyor: Ahmedinejad'ın hedefleri nedir? Ahmedinejad best-nişînî'ye neden müracaat etti? Ve yargıya karşı yürüttüğü kampanyada, halkın desteğini neden arkasına alamıyor? Bu soruların cevabı, Ahmedinejad'ın şahsi karakterinde ve siyasi davranışlarında gizli.

Ahmedinejad'ın bazı önemli gizli dosyalara erişimi var gibi görünüyor ve bir müddettir İran'ın yönetici elitine, bu belgeleri sızdırma tehdidiyle şantaj yapıyor. Belgelerin içeriğini kestirmek zor, fakat bunların devlet sırlarıyla ilgili olmadığı, daha çok, üst düzey İranlı yetkililerin iktidarlarını kötüye kullanmasıyla ilgili olduğu söylenebilir.

Fakat, Ahmedinejad'ın tehdidi kamu çıkarlarına yönelik değil. Yerleşik düzenle bir anlaşma sağlamak için bu belgeleri, bir pazarlık malzemesi olarak kullanıyor. Ahmedinejad'ın peşinde olduğu anlaşmanın basit bir dokunulmazlığın ötesinde bir şey olduğunu belirtmek gerekir. Ahmedinejad'a göre, yapılacak herhangi bir anlaşma, siyasette kalmasına imkân tanıyacak izni de içermeli. Ve elbette ki siyasette kalarak, Yardım Konseyi, Milli Güvenlik Kurulu vb. gibi konseylerde üyeliği bulunan marjinal bir role sahip merasimsel bir şahsiyet olmanın ötesine geçecektir. Ahmedinejad bu anlaşmayı elde etmek ve bu sene gerçekleştirilen cumhurbaşkanlığı seçimleriyle yürütme erkine yeniden dâhil olmak konusunda çok umutluydu, fakat diskalifiye oldu. Şimdi de gözlerini yaklaşık iki yıl sonra yapılacak olan parlamento seçimlerine dikmiş durumda. Bu talebe ise İran yönetiminin zirvelerinden direnç geldiği görülüyor. Krizin tırmanması, Ahmedinejad'ın hayal kırıklığına uğradığına, bundan dolayı da yerleşik düzen üstündeki baskıyı artırmaya çalıştığına işaret ediyor.

Fakat bu gizli dosyaları sızdırarak şansını azaltmak istemiyor, zira sırlar bir kişi onları kullanabildiği sürece bir değere sahiptir; sızdırıldıkları anda değerleri ciddi şekilde azalır.

Bu arada; Ahmedinejad halk protestoları veya grevler gibi demokratik vasıtalara inanıyor falan değil. Bu yüzden halk kitlelerinden uzakta durmaya ve teokratik sistemi best-nişînî'ye müracaat ederek, teokratik kurallarla yenmeye karar verdi. Bununla birlikte, çok mühim bir ayrıntıyı yanlış hesapladı. Best-nişînî uygulamasının, Şii din adamları tarafından, idarecilere baskı yapabilmek için icat edilmiş olduğunu gözden kaçırdı. Fakat artık iktidarda bu din adamları var ve bu konumlarıyla, Ahmedinejad ve müttefiklerinin dâhil olmak istedikleri oyunun sahibi onlar. Ahmedinejad'ın unuttuğu diğer bir şey ise Humeyni'nin fetvası; “[Teokratik siyasi] sistemi kurtarmak, diğer bütün dini vazifelerin üstündedir “. Bu demektir ki, bu fetvaya göre, yerleşik düzenin, teokratik sistemi kurtarmaya yönelik yüce dava için bir türbeye hürmetsizlik yapmasına dahi izin verilmektedir.

Best-nişînî hamlesi akim kalınca Ahmedinejad ve ekibi, İran yargısı ve onun başında bulunan Ayetullah Laricânî'nin aleyhinde ifşaatlarda bulunan bir dizi video yayınlayıp, açık mektuplar yazdılar. Bu eleştirinin çok daha hafif bir versiyonu diğer herhangi bir siyasetçi tarafından -mesela Muhammed Hâtemî, Mir Hüseyin Musevî veya Mehdi Kerrubî gibi- yapılmış olsaydı, dev bir halk hareketine ve hatta ayaklanmalara yol açabilirdi. Fakat Ahmedinejad, ciddi bir halk desteği sağlayamadı. Bu durum, yargıdaki yolsuzluğun halk nezdinde bir endişe kaynağı olmadığı anlamına kesinlikle gelmiyor. Ahmedinejad yolsuzluk hakkında her ne söylüyorsa halk nezdinde bir karşılığı var ve İran vatandaşlarının çoğu bu görüşleri paylaşıyor; fakat mesele şu ki, Ahmedinejad'a inanmıyorlar. Ahmedinejad'ın konuşmalarına ve mektuplarına bakan bir kimse, oradaki gerçekleri nispeten kolaylıkla bulabilir; ancak bulması imkânsız olan şey, samimiyettir. Tam ifadesiyle: kesinlikle doğru olan sözler, yanlış bir ağızdan ifade edilmekte.

Mütercim: Ömer Çolakoğlu

“Görüş” başlığıyla yayımlanan makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansı’nın editöryel politikasını yansıtmayabilir. [Türkiye merkezli yazar, İran'ın dış ve iç politikası konularında uzmandır.]

Categories
Alaturka Gazetesi

İran’da cumhurbaşkanlığı seçimlerine doğru

TAHRAN (AA) – İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin seçim mitinginde üniversite öğrencileri, reformist Yeşil Hareketi’nin liderleri Mir Hüseyin Musevi ve Mehdi Kerrubi’nin serbest bırakılmasını istedi.

Başkent Tahran’daki Voleybol Federasyonu Spor Salonu’nda Ruhani Yanlısı Üniversite Öğrenciler Platformu tarafından düzenlenen mitinge, salonu dolduran gençlerin ülkedeki reformist hareketin liderleri eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, ev hapsinde tutulan Musevi ve Kerrubi lehine attıkları slogan damgasını vurdu.

Boyun atkıları ve kollarındaki bilekliklerde Yeşil Hareketi’nin aynı renkli objelerini kullanan gençler, “Bizim mesajımız ev hapsinin kalkması, Musevi ve Kerrubi’nin özgür olmasıdır”, “Ya Hüseyin Mir Hüseyin”, “Hatemi ve Ruhani’ye selam”, “Yaşasın reform, Yaşasın Hatemi” sloganları attılar.

Mitingde hazır bulunan İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Mecid Tahtrevançi, eski Cumhurbaşkanı Haşimi Rafsancani’nin oğlu Muhsin Haşimi ve kızı
Fatma Haşimi birer konuşma yaptı.

Ruhani’nin icraatlarının anlatıldığı slayt gösterisinde, Dışişleri Bakanı Cevad Zarif’in görüntü ve konuşmaları salondakilerden alkış aldı.

İran’da 12 Haziran 2009’da yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonuçlarına itiraz eden cumhurbaşkanı adaylarından Musevi, eşi Zehra Rahneverd ve Mehdi Kerrubi ev hapsine alınmıştı. Ülkedeki reformcu kanat, söz konusu kişilerin 2011’den bu yana herhangi bir yargılama yapılmaksızın ev hapsinde tutulmalarının kanuna aykırı olduğunu savunuyor. Haziran 2013’te göreve gelen İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin seçim vaatlerinden biri ev hapsinin kaldırılmasıydı.

Ülkede cumhurbaşkanlığı seçimleri 19 Mayıs’ta düzenlenecek.

Categories
Alaturka Gazetesi

GÖRÜŞ – İran’da seçim yarışı ve Ruhani’nin geleceği

İSTANBUL (AA) -SELİM CELAL- İran’da cumhurbaşkanlığı seçimlerine sadece birkaç hafta kalmış olmasına rağmen, muhafazakârlar hâlâ uygun bir aday belirleyebilme mücadelesi veriyor. Gelen haberlere göre, muhafazakâr cenahta büyük bir anlaşmazlık yaşanıyor.

Muhafazakâr kesimin, önceki başkanlık seçimlerinde olduğu gibi, bu sefer de seçime birden fazla adayla katılacağı anlaşılıyor. Diğer taraftan reformcuların, yarı-muhafazakâr (ılımlı) Hasan Ruhani’ye destek vermek yerine kendi adayını belirleyeceğine dair yaygın söylentilere rağmen, son gelişmeler, reformcuların nihayetinde mevcut cumhurbaşkanının arkasında duracağını gösteriyor.

Ancak ılımlılarla reformcu grupların arasındaki birliğe, diğer yandan da muhafazakâr taraftaki bölünmelere rağmen, Ruhani’nin seçimi açık ara kazanması kesin değil. Ruhani büyük bir güçlükle karşı karşıya ve muhafazakârlar da tam olarak bu güçlüğe bel bağlıyor. Peki, bu güçlüğün mahiyeti nedir ve seçimin neticesine ne derecede etki edebilir?

– Ruhani’ye zafer getiren koşullar

Ruhani’nin önündeki bu güçlüğü net bir şekilde anlayabilmek için, ülkenin 2013 seçimlerine gittiği süreçteki sosyoekonomik ve siyasi durumunu hatırlamak ve bugünkü durumla mukayese etmek gerekiyor.

2013 yılında ekonomi kötü bir durumdaydı, nükleer mesele çıkmazdaydı, İranlıların dünyadaki imajı çok kötü bir durumdaydı, bazı gazeteciler, siyasi ve sivil aktivistler ve özellikle Yeşil Hareket’in sempatizanları hapisteydi ve etnik-dini azınlıklar çok ağır bir şekilde ayrımcılığa tabi tutuluyordu. Böyle bir ortamda, sahneye gülen yüzü ve sempatik duruşuyla Ruhani çıktı. Adaylığından önce de, vaktiyle İran’ın nükleer başmüzakerecisi olduğundan ‘Şeyh Diplomat’ olarak tanınan Hasan Ruhani, seçim kampanyasının sembolü olarak anahtarı seçti ve ona ‘Bilgeliğin Ana Anahtarı’ ismini verdi. Bu anahtarın, yukarıda vurguladığımız bütün sorunları çözeceğini iddia etti. On parmağında on marifet olduğu hususunda reformcuları, kendileri için de uygun aday olduğu konusunda muhafazakârları ikna etmeyi başardı ve 2013 cumhurbaşkanlığı seçimlerini bu şekilde kazanabildi.

– Beklentiler karşılanmadı

Ancak son dört senede ülkede hiçbir önemli değişiklik gerçekleşmedi. Siyasi aktivistlere göre gerçek bir siyasi açılımın mihengi, Yeşil Hareket’in liderleri Musevi ile Kerrubi’nin serbest bırakılmasıydı. Ama Ruhani, şartsız serbest bırakılmaları bir yana, hâlâ ev hapsinde tutulan liderlerin göstermelik de olsa mahkemeye çıkarılması konusunda dahi müesses nizamı ikna edemedi.

İran’ın Suriye’ye müdahil olmasıyla birlikte İranlıların imajı iyice sarsıldı. 2013 seçimlerinde yaptığı bir kampanya konuşmasında Ruhani, İran pasaportuna itibar kazandıracağına dair özellikle söz vermişti. ABD Başkanı Trump’ın yedi ülkeye uyguladığı ABD’ye giriş yasağından sonraki süreçte İran pasaportu, itibarını daha da kaybetti. Ayrıca Ruhani’nin etnik-dini azınlıklara verdiği, mağduriyetlerini giderme ve iktidardan adil pay alma sözüne rağmen, azınlıkların fiili durum itibarıyla elde ettikleri tek şey, güvenlik geçmişinden gelen (eski istihbarat bakanı) Şii İranlı bir din adamının etnik-dini azınlıkların meseleleri konusunda danışman olarak atanması oldu.

– Ekonomik durgunluk ve yapısal sorunlar

Nükleer programla ilgili Cumhurbaşkanı Ruhani uluslararası toplumla bir anlaşma yapmakta başarılı oldu. İranlılar anlaşma imzalanır imzalanmaz bunun ekonomik nimetlerini görmeyi bekliyordu. Ruhani istatistikler ve ekonomi jargonuyla milli ekonominin iyiye gittiğini kanıtlamaya çalışsa da, sıradan vatandaşlar Ruhani’nin nükleer anlaşma sonrası dönemdeki ekonomi performansından hoşnut değiller. Nitekim halktaki yaygın kanaat, anlaşmanın insanların reel ekonomik durumuna elle tutulur hiçbir katkıda bulunmamış olduğu yönünde. Bu algının popülerliğine katkıda bulunan birkaç faktörden aşağıdaki sayacaklarımız özellikle dikkate değer olanlar:

İlk olarak, nükleer müzakereler sırasında, nükleer anlaşmaya karşı olan gruplardan gelen baskıya direnebilmek için Ruhani’nin halkın desteğine ihtiyacı vardı. Sonuç olarak, kasıtlı veya kasıtsız bir şekilde, Ruhani nükleer anlaşmayla ilgili büyük bir beklenti havası oluşturdu. İkincisi, Cumhurbaşkanı Ruhani, ekonomik sorunların büyük bir kısmının aslında uluslararası yaptırımlarla hiçbir ilgisinin olmadığını, bunların kökleri İran’ın rantiye ekonomisinde bulunan yapısal sorunlar olduğu gerçeğini halka ifşa etme cesaretini gösteremedi. Dolayısıyla bu sorunların çözümü, nükleer anlaşmadan gelmesi muhtemel hasılatta yatmıyor.

Üçüncüsü, nükleer meseleyle ilgili yaptırımlarla genel yaptırımların ayrımını halkın karşısında net bir şekilde yapmadı. Halbuki gerçekte, nükleer anlaşmadan sonra kaldırılan yaptırımlar sadece İran’ın nükleer silahlanmasıyla ilgili olanlardı; diğer genel yaptırımların hepsi olduğu gibi duruyor. Son olarak, Ruhani’nin görev süresi boyunca İran’ın hasta ekonomisi Suriye ve Yemen’de verilen iki yıpratıcı savaşı fonlamayı sürdürdü. Ruhani son aylarda düşük siyasi ve ekonomik performansının gerekçelerini haklı göstermeye çalışıyor olsa da, siyasette gerekçelere dayanarak kendini haklı çıkarmaya çalışmak, aslında kusurun itirafının diğer bir ismidir. Gerekçelere dayanarak kendinizi haklı çıkarmanın siyasette yeri yoktur. Siyasetçiler ya başarılıdırlar ya da başarısız.

– Düşük katılım Ruhani’nin aleyhine olacak

Bu tespitten sonra diyebiliriz ki Cumhurbaşkanı Ruhani’nin önündeki temel zorluk, seçmenlerini, kendisine bir fırsat daha vermek için hafta sonu tatillerini bölerek oy verme merkezlerindeki sandıkların önünde kuyruğa girmeye ikna etmek. Seçime katılım yüksek olursa Ruhani kazanmayı umabilir. Ama düşük katılım kesinlikle onun aleyhine olacaktır. Yani seçimi Ruhani’nin kazanması, büyük ölçüde insanları sandığa gitmeye ikna edebilmesine bağlı.

Bu bağlamda, eski cumhurbaşkanlarından reformcu Muhammed Hatemi güzel bir örnek. 1997 cumhurbaşkanlığı seçimlerini 20 milyon oy alarak kazanmıştı. 2001’deki yeniden seçilme gayretleri neticesinde de 21 milyon oy toplamayı başardı. Yani seçmen tabanını muhafaza etmekle kalmadı, aynı zamanda genişletti de. Buna mukabil, 2005 seçimlerinin reformcu adayı, halkı sandığa çekemedi ve böylece yarışı muhafazakâr aday Mahmud Ahmedinejad karşısında kaybetti.

Ruhani’nin seçmenlerini harekete geçirme konusunda başarısız olabileceğine dair şimdiden bazı göstergeler mevcut. Mesela geçtiğimiz Şubat ayında Ruhani, nüfusunun çoğunluğunu Sünnilerin oluşturduğu ve 2013 seçimlerinde oylarının yüzde 73’ünü aldığı Sistan ve Belucistan’a resmi bir ziyaret gerçekleştirdi. Bölgedeki Sünni dini liderlerin ısrarlı çağrılarına rağmen, sadece 6 bin kişi cumhurbaşkanını karşılamaya geldi.

Muhafazakârlar kötü ekonominin ve bazı memurların astronomik maaşlar alması skandalı gibi buna bağlı meselelerin, sandığa gitme zahmetine katlanmak yerine, insanları evde kalmaya iteceği ümidini taşıyor. İşçiler düzenli şekilde greve çıkıyor ve geciken maaşlar ve sair ekonomik güçlüklerle ilgili olarak ülkenin farklı bölgelerinde hükümet karşıtı protestolar düzenleniyor. Gösterilerin genelde demir yumrukla bastırıldığı bir ülkede bu protestolara müsamaha gösteriliyor, bu da müesses nizamın Ruhani hükümetinin sosyo-ekonomik vaatlerini yerine getirmede başarısız olduğu imajına katkı verme konusunda bir sıkıntı hissetmediği anlamına geliyor. Ruhani’nin dezavantajlar listesine Haşimi Rafsancani’nin yokluğu da eklenmeli. Zira 2013 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ılımlı ve reformcu güçlerin arasında bir anlaşmanın yapılmasında oynadığı anahtar niteliğindeki rolle Rafsancani, Hasan Ruhani’nin daha fazla oy almasını sağlamıştı.

– Muhafazakârlar ümitlerini ikinci tur seçime bağlıyor

Cumhurbaşkanı Ruhani halkı sandıklara çekmeyi başaramazsa, seçimin kaderi ikinci tura gitmek. Bu ihtimal muhafazakârlar için çok elverişli bir durum oluşturacaktır. İkinci tura gidilmesi muhafazakârların işine iki açıdan yarayacak: Bir yandan Cumhurbaşkanı Ruhani’nin kendine güvenini zedeleyecek, diğer yandan ise muhafazakâr cenahın moralini yükseltecektir. Bu ise halk nezdinde meşruiyet sıkıntısı yaşayan muhafazakârlar için bizatihi bir başarı olacaktır. Yapılacak ikinci turda, muhafazakârların seçmenlerini tek bir adayın arkasında birleştirme ve böylece Ruhani ile at başı rekabet etme fırsatı da olacaktır.

Bunu biraz daha açacak olursak, muhafazakârlar, 2005 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yaşanan olaya benzer bir durumun oluşmasını bekliyor. O seçimde Mahmud Ahmedinejad, Haşimi Rafsancani’den yaklaşık 5 milyon az oy alabilmişti. Fakat ikinci turda Ahmedinejad 17 milyon oyla seçimi kazanarak Rafsancani’yi 10 milyon oy geride bıraktı. Ayrıca Ruhani’nin de bitiş çizgisini açık ara önde göğüsleyeceği konusunda kendisinden emin olduğunu hatırda tutmakta fayda var. Zira adayların birbirine yakın gideceği bir müsabaka, müesses nizamı, muhafazakâr adayın lehine ‘seçim mühendisliği’ yapmaya teşvik edebilir.

– Ruhani ‘gönülsüz seçmenler’ konusunda ümitli

Sonuncu fakat en az yukarıda bahsettiklerimiz kadar önemli olan mesele de önemli miktardaki ‘gönülsüz seçmen’. ‘Gönülsüz seçmen’ kavramı, belli bir adaya sevgisinden değil, sırf diğer adaya seçimi kazandırmamak için oy veren seçmen türünü anlatıyor. Cumhurbaşkanı Ruhani’nin güvendiği diğer bir kitle de bu hususi seçmen kategorisi. Ruhani seçmenlerin arasındaki bu gönülsüz kitleyle ilgili olarak, özellikle muhafazakâr cenahın baş adayı olarak İbrahim Reisi’nin ortaya çıkmasından beri ümit taşıyor. Gönülsüz seçmenlerin Reisi’ye karşı harekete geçmesi bekleniyor. Bunun sebebi ise bazı siyasi çevrelerde Reisi’ye, 1980’lerde binlerce siyasi muhalifin toplu ölüm fermanını imzalayan (halk arasında ‘Ölüm Komitesi’ olarak tanınan) komitenin vaktiyle üyeliğini yaptığından dolayı “Katliamcı Ayetullah” deniliyor olması.

İran’daki seçimler öncesinde yaşanan gelişmeler, İran da dâhil olmak üzere üçüncü dünya ülkelerindeki seçim siyasetinin daha az tartışılan bir cihetini ön plana çıkarıyor. Normalde ideal olan, partilerin ve adayların kendi becerilerine ve güçlü yanlarına odaklanmasıdır. Ancak 2017 İran cumhurbaşkanlığı seçimleri, partilerin kendi güçlü yanları ve ehliyet sahibi oldukları konular yerine, rakiplerinin zayıf ve yetersiz kaldıkları noktalara odaklanmaları açısından, seçim siyasetinin bu az tartışılan yönüne güzel bir örnek teşkil ediyor.

[Selim Celal İstanbul’da yerleşik bir araştırmacıdır ve İran dış politikası ve iç siyaseti hakkında çalışmaktadır]

Mütercim: Ömer Çolakoğlu

* “Görüş” başlığıyla yayımlanan makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansı’nın editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Categories
Alaturka Gazetesi

Eski İran Cumhurbaşkanı Rafsancani’nin cenaze töreni

TAHRAN (AA) – Eski İran Cumhurbaşkanı Haşimi Rafsancani’nin cenaze töreni reformist lider Seyyid Muhammed Hatemi ve ev hapsindeki muhalif lider Mir Hüseyin Musevi’ye destek gösterisine dönüştü.

İran’da pazar günü hayatını kaybeden Rafsancani’nin cenazesi, sabah saatlerinde Tahran Üniversitesi’ndeki Cuma namazgahında İran lideri Ali Hamaney’in kıldırdığı cenaze namazının ardından binlerce kişinin katıldığı törenle kentin güneyindeki Ayetullah Humeyni’nin türbesine götürüldü.

Bu sırada, cenaze törenine katılan bir grubun, muhalif lider Musevi ve eski cumhurbaşkanlarından Hatemi lehine, “Ya Hüseyin, Mir Hüseyin”, “Haşimi’nin vasiyeti, Hatemi’yi savunmaktır”, “Bugün aza günüdür, Musevi ve Kerrubi’nin azasıdır” şeklinde sloganlar atması dikkati çekti.

Tören alanına getirilen hoparlörlü araçlardan yüksek seste verilen ilahiler de reformist lider Hatemi ve ev hapsindeki Musevi lehine atılan sloganları bastırmaya yetmedi.

Cenaze töreninde çok sayıda asker ve polis görev yaparken, tabutu taşıyan aracın İnkılab Caddesi’nde ilerlediği sırada meydana gelen izdihamda yaralananlar oldu.

Törende üst düzey yetkililer arasında Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani de hazır bulundu.

Rafsancani’nin reformistlere yakınlığıyla bilinin kızı Faize Rafsancani ise içinde bulunduğu otobüsten cenazeye katılan vatandaşları selamladı.

Rafsancani’nin cenazesi, öğle namazı sonrası kentin güneyinde bulunan Ayetullah Humeyni’nin türbesinde defnedildi.

İran rejimi, Musevi’nin 2009 yılında katıldığı cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrası çıkan olayları “fitne” olarak isimlendiriyor. Musevi, “fitne önderi” suçlamasıyla yaklaşık 6 yıldır ev hapsinde tutuluyor. Musevi’yi desteklediği gerekçesiyle siyasal ve sosyal faaliyetlere katılması sınırlanan eski Cumhurbaşkanı Hatemi hakkında da ülkede görüntü yasağı uygulanıyor.

İran’da Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi Başkanlığını yürüten ve 1989-1997 yılları arasında iki dönem cumhurbaşkanlığı yapan Rafsancani, pazar günü geçirdiği kalp krizi sonucu 82 yaşında hayatını kaybetmişti.

Categories
Alaturka Gazetesi

Reformculardan Hamaney’e mektup

İSTANBUL (AA) – İranlı 6 eski milletvekili, dini lider Ayetullah Ali Hamaney’e hitaben muhalif liderler Mehdi Kerrubi, Mir Hüseyin Musevi ve eşi Zehra Rahneverd’in ev hapsinin kaldırılması ve halka açık mahkemede yargılanması talebiyle bir mektup yazdı.

İranlı muhalif internet sitesi “kaleme.com”da yayımlanan mektupta, Fatıma Hakikatcu, Ahmed Selametiyan, Ali Ekber Musevi, Ali Mezrui, Hasan Yusufi ve Nureddin Pirmuzen adlı 6 eski reformcu milletvekili, Hamaney’e ev hapsinde tutulan muhalif liderler için halka açık bir mahkeme düzenlenmesi talebinde bulundu.

Kerrubi’nin geçen ay Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’ye yazdığı ve halka açık mahkemede yargılanma talebinde bulunduğuna işaret edilen mektupta, bunun her vatandaşın hakkı olduğu vurgulandı.

Mektupta Hamaney’e hitaben şu ifadelere yer verildi:

“Küresel, bölgesel ve iç krizlerin zirveye ulaştığı bir zamanda sorunların çözümünün her zamankinden daha fazla iş birliği ve milli birliği zorunlu kıldığına ve bunun gerçekleşmesi için de halkın hakkına ve kanunlara riayet etmekten daha iyi bir yol olmadığına inanıyoruz. Bu sebeple sizden Kerrubi, Musevi Beyler ve Rahneverd Hanımın kanuna aykırı olan ev hapsini sona erdirmenizi istiyoruz. İzin verin son seçimlerde kanuni ve barışçı yolla reform ve ilerlemeye bağlılığını gösteren halkın ümidi sürsün.”

İran’da 12 Haziran 2009’da yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonuçlarına itiraz eden cumhurbaşkanı adayları Kerrubi ve Musevi ile eşi Rahneverd, “Seçim sonuçlarına itiraz ve protestolara destek vermek” gerekçesiyle, eşzamanlı olarak gözaltına alınmıştı. Kerrubi, Musevi ve Rahneverd 18 Şubat 2011 yılından itibaren mahkemeye çıkarılmadan ev hapsinde tutuluyor.

İran’da yaklaşık 6 yıldır ev hapsinde tutulan muhalif lider Mehdi Kerrubi, Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’ye hitaben yazdığı ilk mektubunda halka açık mahkemede yargılanmak istediğini belirtmişti.