5. Türk Tıp Dünyası Kurultayı, “kronik hastalıklar” gündemiyle toplanacak

ANKARA (AA) – Cumhurbaşkanlığı himayesinde, Sağlık Bakanlığı ve Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) iş birliğinde, Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığının (TÜSEB) öncülüğünde 5. Türk Tıp Dünyası Kurultayı düzenlenecek.

Sağlık Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, 5. Türk Tıp Dünyası Kurultayı'nın 27-28 Ekim tarihlerinde İstanbul'da yapılacağı belirtildi.

Türkiye'de ölümlerin yaklaşık yüzde 90'ının bulaşıcı olmayan kronik hastalıklardan kaynaklandığının altı çizilen açıklamada, kanser, diyabet, obezite, solunum yolu rahatsızlıkları, kalp damar hastalıkları gibi kronik hastalıkların ülke bütçesine yıllık maliyetinin ise 45,1 milyar lira olduğu vurgulandı.

Açıklamaya göre, Cumhurbaşkanlığı himayesinde, Sağlık Bakanlığı ve DSÖ'nün iş birliğinde, TÜSEB'in öncülüğünde gerçekleştirilecek kurultayda, dünyanın dört bir yanından gelen bilim insanları, sağlık bakanları, akademisyenler ve sağlık sektörü paydaşları bir araya gelecek.

Yaklaşık 500 konuğun ağırlanacağı kurultayın katılımcıları arasında Azerbaycan, Kırgızistan, Romanya, Rusya, Moldova, Karadağ, Sırbistan, Bulgaristan, Malta ve Küba'dan sağlık bakan ve bakan yardımcıları da olacak.

– "Kronik hastalıkların önlenmesi, kontrolü ve yönetilmesi ele alınacak"

Kurultayda diyabet, obezite, kalp damar hastalıkları, kanserler ve solunum yolu hastalıkları gibi toplum sağlığını tehdit eden kronik hastalıkların önlenmesi, kontrolü ve yönetilmesi ele alınacak. Kongre boyunca bulaşıcı olmayan hastalıkların yönetiminde yeni teknolojilerin kullanılması, farklı yaş gruplarında tütün kullanımı, gebe ve çocuklarda pasif maruziyet, zararlı alkol kullanımı ve madde bağımlılığı ile mücadele, Tip 1 diyabet, çocuklara yönelik pazarların kısıtlanması, obezite gibi başlıklarda oturumlar düzenlenecek.

Yeni bilimsel araştırmalar ışığında şekillenecek değerlendirmeler ve yol haritası, kurultay sonunda bildiri olarak yayınlanacak.

Kurultay kapsamında ayrıca geçen yıl ilki düzenlenen "Aziz Sancar Bilim, Hizmet ve Teşvik Ödülleri" töreninin ikincisi gerçekleştirilecek.

– "Kronik hastalıklar en büyük ölüm sebebi"

Açıklamada, tüm dünyada artış gösteren kronik hastalıkların Türkiye'de de her yıl binlerce insanın hayatını kaybetmesine sebep olduğu belirtildi.

Türkiye'de nüfusun yüzde 70'ini oluşturan 38 milyon kişinin kronik hastalıklardan en az birine maruz kaldığı vurgulanan açıklamada, yeme-içme tercihleri, fiziksel aktivite eksikliği, yaşam tarzı alışkanlıklarından kaynaklanan çeşitli risk faktörleri bu hastalıklara zemin hazırlarken, mevcut hastaların tedavisini güçleştirdiği kaydedildi.

Devletin bulaşıcı olmayan hastalıklar nedeniyle yaptığı sağlık harcamalarının engellilik ödemeleriyle birlikte 24,6 milyar lirayı bulduğu vurgulanan açıklamada, hastalıkların neden olduğu erken ölüm ve iş gücü kayıplarıyla birlikte toplamda 45,1 milyar liralık ekonomik kayıp yaşandığı ifade edildi.

– Sağlık Bakanlığı ödüllendirilmişti

New York'ta 27-28 Eylül 2018'de düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurul Toplantısı sırasında BM tarafından Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığına, bulaşıcı olmayan hastalıklar ile ilişkili DSÖ'nün sürdürülebilir hedeflerine ulaşmada gösterdiği başarıdan ötürü ödül verilmişti.

Ödül, Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca'nın da yer aldığı bir törenle Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörü T. A. Ghebreyesus tarafından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a takdim edilmişti.

Cihaza bağımlı kronik hastalara 200 lira elektrik faturası desteği

ANKARA (AA) – Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk, evde bakım yardımı almayan, kronik hastalığı nedeniyle cihaza bağımlı şekilde hayatını sürdürmek durumda kalan hastalara 200 liraya kadar elektrik faturası desteği sağlanacağını bildirdi.

Selçuk, yaptığı yazılı açıklamada, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 100 Günlük İcraat Programı’nda açıkladığı "Ağır kronik hastalığı nedeniyle cihaza bağımlı olan hastaların bulunduğu hanelerin elektrik fatura bedeli ve kesintisiz güç kaynağına yönelik ihtiyaçlarının karşılanması"na yönelik çalışmaların sonuna gelindiğini belirtti.

100 Günlük İcraat Programı'na uygun şekilde, Elektrik Desteği Programı'nın kasım ayı başında başlatılacağını bildiren Selçuk, başvuruların il ve ilçelerdeki Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarına yapılabileceğini ifade etti.

Elektrik Desteği Yardım Programı'ndan, 3294 sayılı Kanun kapsamında muhtaç durumda olduğu tespit edilen ve 2828 sayılı Kanun kapsamında evde bakım yardımı almayan, kronik hastalığı nedeniyle cihaza bağımlı şekilde hayatını sürdürmek durumunda kalan hastaların faydalanacağını belirten Selçuk, yardım programının Elektrik Tüketim Desteği, Kesintisiz Güç Kaynağı Desteği ve Birikmiş Elektrik Borcu Desteği olmak üzere üç bileşenden oluşacağını aktardı.

Selçuk, şunları kaydetti:

"Elektrik Tüketim Desteği ile hak sahiplerinin konutlarına ait elektrik faturalarına destek olmak için, kullanılan cihazın elektrik tüketim düzeyine göre, aylık 200 TL'ye kadar yardım yapılacak. Kesintisiz Güç Kaynağı Desteği ile de hak sahiplerine kesintisiz güç kaynağı sağlanabilecek. Yardımın başladığı ilk ay, tek sefere mahsus olmak üzere hak sahibi hanelerin cihaza bağlanma tarihinden sonraki birikmiş elektrik borçları da ödenecektir."

Kronik hastalıkların maliyeti 69,7 milyar lira

ANKARA (AA) – YEŞİM SERT KARAASLAN – Türkiye'de ölümlerin yüzde 87,5'inin bulaşıcı olmayan hastalıklardan kaynaklandığı, 2016'da bulaşıcı olmayan (kronik) hastalıkların Türk ekonomisine toplam ekonomik maliyetinin 69,7 milyar lira olduğu bildirildi.

Sağlık Bakanlığı, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Birleşmiş Milletler (BM) Kalkınma Programı ve BM Bulaşıcı Olmayan Hastalıkların Önlenmesi ve Kontrolü Ortak Görev Gücü iş birliğinde "Türkiye'de Bulaşıcı Olmayan Hastalıkların Önlenmesi ve Kontrolü için Yatırım Gerekçeleri Raporu" hazırlandı.

Rapora göre, kanser, kardiyovasküler hastalıklar, diyabet ve kronik hava yolu hastalıkları gibi bulaşıcı olmayan hastalıklarla tütün ve alkol kullanımı, fiziksel hareketsizlik, sağlıksız beslenme gibi bu hastalıkların risk faktörleri, dünya genelinde her geçen gün artan halk sağlığı ve kalkınma sorunu olarak kendini gösteriyor.

Türkiye'de ölümlerin yüzde 87,5'inin bulaşıcı olmayan hastalıklardan kaynaklandığı, bu hastalıkların neden olduğu engellilik ve erken ölümler sonucunda ülkede iş gücü açısından üretkenliğin ciddi şekilde etkilendiği belirtilen raporda, bunun da sosyo ekonomik kalkınma üzerinde olumsuz etki yarattığı vurgulandı.

– "Kronik hastalıklara bağlı erken ölüm olasılığı yüzde 16,8"

Raporda, dört ana kronik hastalığa (kanser, kardiyovasküler hastalıklar, diyabet ve kronik hava yolu hastalıkları) bağlı erken ölüm olasılığının erkekler için yüzde 22,5, kadınlar için yüzde 11,6 olmak üzere ortalama yüzde 16,8 olduğu aktarıldı.

Türkiye'de 15 yaş ve üstü yetişkinlerin 3'te 2'sinin aşırı kilolu, her 10 yetişkinden 3'ünün obez olduğuna dikkat çekildi.

Türkiye Hane Halkı Sağlık Araştırması sonuçlarına da yer verilen raporda, erkeklerin yüzde 43,6'sının, kadınların yüzde 19,7'sinin tütün ürünü kullandığına, erkeklerin yüzde 13,1'inin alkol tükettiği ve bunların yüzde 8,7'sinin ağır düzeyde alkol aldığına işaret edildi.

Tuz tüketiminin Türkiye'de kişi başı 9,9 gramla DSÖ'nün belirttiği miktarın yaklaşık 2 katına denk geldiği belirtilen raporda, fiziksel hareket durumundan bakıldığında ise Türkiye'de yetişkinlerin yüzde 43,6'sının, özellikle kadınların yüzde 53,9'unun DSÖ'nün önerdiği oranları kapsamadığı vurgulandı.

– "Maliyetin yüzde 35,3'ü doğrudan sağlık harcamaları kaynaklı"

Bulaşıcı olmayan hastalıkların sağlığın korunmasının yanı sıra ekonomik kazanımları azalttığına ilişkin verilere yer verilen raporda, ekonomik yük analiziyle söz konusu hastalıkların doğrudan ve dolaylı maliyetlerle ekonomiye ne düzeyde zarar verdiği ortaya konuldu.

Doğrudan maliyetlerin kardiyovasküler hastalıklar, diyabet, kanser ve kronik hava yolu hastalıkların tedavisi için kamunun yaptığı sağlık harcamalarını içerdiği belirtilen raporda, dolaylı harcamaların ise çalışma çağındakilere yapılan engellilik ödemelerini, işe devamsızlık ve işte verimsiz çalışma maliyetlerini, erken ölüm kaynaklı ekonomik kayıpları ifade ettiği bildirildi.

Raporda, "2016'da bulaşıcı olmayan hastalıkların Türk ekonomisine toplam ekonomik maliyetinin 69,7 milyar lira" olduğu, bunun da gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 3,6'sına denk geldiği ifade edildi.

Toplam maliyetlerin yüzde 35,3'ünün doğrudan sağlık harcamalarından kaynaklandığı vurgulanan raporda, ekonomik kayıpların önemli bir bölümünü dolaylı maliyetlerin oluşturduğu aktarıldı.

Bulaşıcı olmayan hastalıkların Türkiye'nin sağlık ve ekonomi bakımından kalkınmasına karşı önemli bir tehdit olduğu değerlendirilmesinde bulunulan raporda, bu hastalıklarla mücadele için daha fazla yatırım yapılması gerektiği kaydedildi.

Yüzyılın en büyük halk sağlığı sorunu: “Kronik hastalıklar”

İSTANBUL (AA) – HATİCE ŞENSES – Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Seçil Arıca, Sağlık Bakanlığı’nın 2016 verilerine göre, Türkiye’de 22 milyon kişinin bir veya birden fazla kronik hastalık taşıdığını belirterek, “Kronik böbrek hastalığı olanları da bu gruba dahil ettiğimizde tüm yaş gruplarında ülkemizde her 3 kişiden biri en az bir kronik hastalığa sahiptir. 21. yüzyılda yaşam süresinin giderek uzaması kronik hastalıkları halk sağlığının en önemli sorunu haline getirmiştir. Büyük bir küresel sorun oluşturan bu hastalıklarla ilgili ortak nokta, altta yatan nedenlerin birçoğunun tamamen önlenebilir olmasıdır.” dedi.

Doç. Dr. Arıca, Halk Sağlığı Haftası münasebetiyle AA muhabirine yaptığı açıklamada, halk sağlığının amacının, ruhen ve sosyal yönden tam bir iyilik halini tüm topluma uygulayabilmek, hastalıklardan korunma ve sağlığın geliştirilmesinde fırsat eşitliği yaratmak olduğunu belirtti.

Bu bağlamda tüm dünyada ve ülkemizde 3-9 Eylül tarihleri arasının Halk Sağlığı Haftası olarak kutlandığını dile getiren Arıca, “Bu haftayı kutlamaktaki amaç, halk sağlığının ve koruyucu sağlık hizmetlerinin önemini vurgulamak ve yürütülen çalışmaları görünür kılmaktır. Ülkemizin halk sağlığının iyileştirilmesi, hastalıkların önlenmesi ve sağlığı tehdit eden risk faktörlerinin ortadan kaldırılmasını hedefleyen bir ‘Halk Sağlığı Programı’ bulunmaktadır. Bu programa göre hastaların aydınlatılmasının koruyucu sağlık uygulamalarında çok etkili olduğu dikkate alınarak, birinci basamakta hizmet veren sağlık çalışanlarından koruyucu hizmetlerle sağlığın geliştirilmesinde etkili bir biçimde rol almaları sağlanmıştır.” diye konuştu.

Arıca, Halk Sağlığı Programının kararlı ve etkin bir şekilde uygulanması sonucunda Türkiye’de anne-bebek ölümlerinin son 6-7 yıl içerisinde gelişmiş ülkelerle aynı seviyeye indiğini ve genç yaşta ölümlerin ciddi oranda azaltıldığını vurgulayarak, şöyle devam etti:

“Yine bu programın kararlı ve etkin bir şekilde uygulanması sonucu erkeklerde ortalama yaşam süresi 72,6, kadınlarda 78,9 ve her ikisinin ortalaması da 75,8 olarak gerçekleşmiş, bunun yanı sıra, doğum sırasında anne ölüm oranı 100 bin canlı doğumda 16, intihar vak’aları 100 bin kişide 8,7 olarak gerçekleşmiştir. Bu rakamlar, gelişmiş ülkelerin bile üzerinde bir başarı yakaladığımızın göstergesidir. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, dünyada her yıl 36 milyon kişi kronik, kardiyovasküler hastalıklar, kanserler, kronik solunum yolları hastalıkları ve diyabeti kapsayan hastalıklar sebebiyle yaşamını yitirmektedir.”

– Türkiye’de 2016’da ölümlerin yüzde 71’i kronik hastalıktan

Türkiye’deki durumun da çok farklı olmadığını dile getiren Doç. Dr. Arıca, şunları kaydetti:

“Türkiye Kronik Hastalıklar ve Risk Faktörleri çalışmasına göre, geçtiğimiz yıl ülkemizde de gerçekleşen ölümlerin yüzde 71’inin sebebi kronik hastalıklardır. Kronik hastalıklar içinde en sık ölüme yol açan hastalıklar başta iskemik kalp hastalığı, serebrovasküler hastalık ve hipertansif kalp hastalığıdır. Sağlık Bakanlığı’nın 2016 verilerine göre, Türkiye’de 22 milyon kişi bir veya birden fazla kronik hastalık taşımaktadır. Kronik böbrek hastalığı olanları da bu gruba dahil ettiğimizde tüm yaş gruplarında ülkemizde her 3 kişiden biri en az bir kronik hastalığa sahiptir. 21. yüzyılda yaşam süresinin giderek uzaması, kronik hastalıkları halk sağlığının en önemli sorunu haline getirmiştir. Büyük bir küresel sorun oluşturan bu hastalıklarla ilgili ortak nokta, altta yatan nedenlerin birçoğunun tamamen önlenebilir olmasıdır. Sağlıksız beslenme, tütün kullanımı, yetersiz hareket ve obezite önde gelen risk faktörleridir. Sağlık Bakanlığımız tarafından değiştirilebilir risk faktörlerini önlemek ve sağlıklı yaşam tarzı oluşturmak için, halkın ücretsiz olarak faydalanabileceği ve kolay erişebileceği Sağlıklı Yaşam Merkezleri kurulmuştur. Bu merkezlerimizde diyetisyenler, psikologlar, fizyoterapistler ve eğitim hemşireleri çalışmaktadır. Toplumda sık görülen kanserleri taramak için ücretsiz kanser taramaları yapılmaktadır. Sigara bırakma, sağlıklı beslenme, hareketli yaşam, obeziteyle mücadele için etkinlikler düzenlenmektedir.”

Bu merkezlerde çağın önlenebilir hastalık nedenleri olan obezite, hareketsiz yaşam, sigara, sağlıksız beslenme gibi risk faktörleriyle etkin mücadele yürütüldüğünü ve bu hizmetlerin tamamen ücretsiz olduğunu aktaran Arıca, “Halkımıza bu merkezlerden ve aile sağlığı merkezlerinden faydalanmalarını tavsiye ediyorum.” diyerek sözlerini tamamladı.

– “Gelişmiş ülkelerde halk sağlığı çalışmaları, planlamada birinci derecede önemli”

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur da bugüne kadar dünyanın çeşitli yerlerinde halkın sağlık sorunlarını azaltacak veya çevrenin kirlenmesinin önüne geçecek sayısız halk sağlığı çalışmasının ortaya konulduğunu ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bugün dünyanın gelişmiş ülkelerine bakıldığında, halk sağlığı çalışmalarının sağlık planlamasında birinci derecede önemde olduğu görülmektedir. Az gelişmiş ülkelerde ise hastalanınca tedavi edivermek ile sorunun çözülebileceği gibi imkansız bir sonuç umularak hep tedavi edici hizmetlere ağırlık verilmektedir. Bir ülkede toplumun sağlık durumunu tek başına en geniş şekilde açıklayacak ölçüt, doğumda beklenen ortalama ömür süresidir. Gelişmemiş ülkelerde ortalama ömür 40 yaşlarıyla ifade edilirken, gelişmiş ülkelerin tamamında 85’leri bulan ortalamayla yurttaşlarına gelişmemiş ülkelere göre iki misli yaşam imkanı sağlayan bir ortam verilmektedir. Türkiye, sağlıkta ve özellikle halk sağlığı çalışmalarında gösterdiği büyük başarılarla gelişmiş ülkelerin birçoğuna çok yakın bir sağlık düzeyi elde edebilmiştir.”

Prof. Dr. Haydar Sur, Türkiye nüfusunun yüzde 85’inin kentsel alanlarda yaşadığını, hala genç bir nüfusu olmasına karşılık, 30 yıl sonra yaşlanan yapısıyla sağlık hizmetlerinin finansmanında ve kronik hastalıkların yönetiminde güçlüklerin kendilerini beklediğini vurguladı.

– Türkiye’de beklenen ömür ortalaması 78 yıl

Türkiye’de beklenen ömür ortalamasının 78 yıl olduğunu, bu verilerin gelişmiş ülkelerin verilerine çok yakın, bazılarından da daha iyi durumunda bulunduğunu anlatan Sur, şunları kaydetti:

“Halk sağlığı çalışmalarında ülkelerin gelişmişliği, özellikle bebeklerin ve annelerin ölüm hızıyla ölçülmektedir. Ülkemiz bu ölçütlerde de son 15 yılda büyük ilerleme kaydetmiş ve gelişmiş ülkelerin düzeyini yakalamıştır. Ülkemizde canlı doğan her bin bebekten yılda yaklaşık 8 bebek ölmektedir. Bu sayı gelişmiş ülkelerde ortalama 5’in altındadır. Avrupa ortalaması 9, dünya ortalaması 30’dur. Annelik nedeniyle ölümlerin azalmasında da gelişme sağlanmıştır. Ülkemizin bu düzeye gelebilmesi, şüphesiz başarılı halk sağlığı çalışmalarının bir ürünüdür. Her yüz bin doğum yapmış kadından annelik nedeniyle ölenlerin sayısı ülkemizde 15’tir. Gelişmiş ülkelerde bu sayı 8’dir. Dünya ortalaması da 221’dir. Doğum yapan her bin kadının 22’sinin öldüğü bir dünyada halk sağlığı çalışanlarına büyük işler düşmektedir.”

Sur, dünyada ölüm nedenlerinin ülkeden ülkeye büyük farklılık gösterdiğini, gelişmiş ülkelerde kronik hastalıkların ve yaşlanmanın kaçınılmaz sonuçları öne çıkarken, gelişmemiş ülkelerde bulaşıcı hastalıkların, trafik ve iş kazalarının, kötü hayat şartlarının ve cehaletten doğan nedenlerin ön planda olduğunu dile getirerek, “Türkiye’de ölüm nedenlerine bakıldığında eskiden farklı olarak artık kanserler, iskemik kalp hastalıkları, hipertansiyon ve diyabetin sonuçları gibi kronik nedenler ağırlık kazanmıştır. Artık halk sağlığı çalışmalarında kronik durumlara ve sağlıklı yaşam tarzına gereken önem verilmeye başlamış durumdadır.” ifadelerini kullandı.

Türkiye “Sağlıkta Dönüşüm”de ikinci faza geçiyor

ANKARA (AA) – DUYGU YENER – Türkiye “Sağlıkta Dönüşüm” programında ikinci faza geçiyor. İhtiyaçları tespit eden, saha hazırlıklarını ve araştırmaları tamamlayan Sağlık Bakanlığının yeni dönemdeki öncelikli hedefi, sağlık hizmetlerinin kalitesini artırmak olacak.

“Sağlıkta Dönüşüm” programının birinci fazında gelişmekte olan ülkeler liginden gelişmiş ülkeler ligine geçen Türkiye’nin, ikinci fazda yapılacak yapısal iyileştirmeler sonunda, gelişmiş ülkeler arasında da referans gösterilecek bir pozisyona gelmesi hedefleniyor.

Yatırımlar ve reformlar sayesinde vatandaşın hem fiziksel hem de finansal olarak sağlık hizmetine erişimi sağlanan birinci fazın ardından ikinci fazda, Sağlık Bakanlığınca öncelikli hedef, “sağlık hizmetlerinin kalitesini artırmak” olarak belirlendi.

AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, “Sağlıkta Dönüşüm”ün ikinci fazındaki stratejiyi oluşturmak için Bakanlık çalışanları ilk olarak sahaya indi, detaylı gözlemler ve analizler yaptı. Türkiye’nin her bölgesinden 140 sağlık kuruluşunu gezen 550’ye yakın sağlık çalışanı vatandaşlarla görüşerek, Türkiye’nin sağlıktaki ihtiyaçları ve sağlık sistemindeki muhtemel gelişme alanlarını tespit etti.

– Sağlık Politikası Laboratuvarları düzenlendi

Saha gözlemlerinden sonra Ankara’da çalışmalara başlayan Bakanlık yetkilileri, sahadan ve merkezden tüm paydaşların bir araya geldiği, 200’e yakın kişinin katıldığı, 3 hafta süren “Sağlık Politikası Laboratuvarları” düzenledi. Farklı sağlık sistemlerine sahip ülkelerden uzmanların da katıldığı laboratuvarlarda, 10’dan fazla konu başlığı çevresinde çalışma grupları oluşturuldu ve Türkiye’nin “Sağlıkta Dönüşüm”ün ikinci fazındaki adımlarının temelleri atıldı. Sağlık Politika Laboratuvarlarının ikinci grubunun bu ay içerisinde yapılması planlanıyor.

– Kronik hastalıklar hedefte

Tüm dünya ülkeleri gibi Türkiye’de de etkileri giderek daha fazla görülmeye başlanan kronik hastalıkların önlenmesi ve yakından takibi, “Sağlıkta Dönüşüm”ün ikinci fazının önceliklerinden biri olacak.

Diyabet başta olmak üzere hipertansiyon, kalp hastalıkları ve solunum yolu hastalıkları için tüm sağlık kuruluşları arasında entegre, sistematik protokollerle yönetilen ve hastaları beslenme uzmanı, fizyoterapist gibi profesyonellerle düzenli takip eden tedavi planları oluşturulacak.

Kronik hastalıklarla yaşayan 10 milyonu aşkın vatandaşı koruyacak, hayat kalitelerini artıracak ve destekleyecek uygulamalar hayata geçirilecek ve bu gruba sağlık sisteminde büyük öncelik verilecek.

– Sağlıklı Yaşam Merkezleri kuruluyor

“Sağlıkta Dönüşüm”ün ikinci fazında sağlıklı yaşam da daha büyük önem kazanacak. Her ilçede kurulacak Sağlıklı Yaşam Merkezlerinde beslenme danışmanlığı, fizyoterapi, psikolojik danışmanlık ve sigara bırakma gibi hizmetler tüm vatandaşlara ücretsiz olarak verilecek. Aile hekimleri ile takım olarak çalışacak Sağlıklı Yaşam Merkezi ekipleri de vatandaşın sağlık yönetimindeki devamlı ortağı olacak.

Sahada gelecek ay başlayacak ikinci fazın, 2023’ün sonuna kadar tamamlanması öngörülüyor.

Kronik hastalar için “sosyal yardım” geliyor

ANKARA (AA) – BURCU ÇALIK – Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığınca başlatılacak yeni sosyal yardım programı ile kanser ve verem gibi uzun süreli tedavi gerektiren ve kronik hastalıklar ile mücadele eden ihtiyaç sahibi vatandaşlara maddi destek sağlanacak.

AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, Aile ve Sosyal Politikalar ve Sağlık bakanlıklarının iş birliğinde, özel gereksinim gruplarındaki ihtiyaç sahibi vatandaşlara yönelik yeni bir sosyal yardım programı hayata geçirilecek. Bakanlığa bağlı Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğü uzmanları ile Sağlık Bakanlığı yetkililerinin katılımıyla yardım programına ilişkin ilk toplantı yapıldı. Bu kapsamda, kanser ve verem gibi uzun süreli tedavi gerektiren ve kronik hastalıklarla mücadele eden, bu süreçte sadece sağlık açısından değil, maddi olarak da yıpranan ihtiyaç sahibi ailelere destek verilecek.

Tedavi süreçlerinde maddi olarak yıpranan yoksul durumdaki vatandaşlar için başlatılacak yardım programının 81 ildeki Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları üzerinden yürütülmesi planlanıyor. İhtiyaç sahiplerine yapılacak yardımın miktarı, kaç kişinin yararlanacağı gibi detaylar ise daha sonra belirlenecek.

– Kaynakların yüzde 95’i sosyal yardım ve hizmetlere

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığınca yoksul vatandaşlar için yapılan sosyal yardımların yanı sıra “Eşi vefat eden kadınlar”, “Muhtaç asker ailelerine yardım”, “Öksüz, yetim ve asker çocuklarına yardım” gibi uygulamalarla özel gereksinim gruplarındaki ihtiyaç sahibi on binlerce vatandaşa destek sağlanıyor.

Sosyal yardım desteklerinden hali hazırda 3 milyonun üzerinde yoksul vatandaş yararlanırken, 2017’de bakanlığa tahsis edilen kaynakların yaklaşık yüzde 95’inin sosyal yardımlar ve sosyal hizmetlere ayrılması öngörülüyor.

2017’de sosyal yardımlar için bakanlık bütçesinden 20 milyar lira, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonundan ise yaklaşık 6 milyar liranın ayrılması planlanıyor.