Batı Afrika'da kaju krizi

DAKAR (AA) – Senegal ve Fildişi Sahili başta olmak üzere Batı Afrika'da yaygın olarak yetiştirilen kaju, üreticinin elinde kaldı.

Afrika basınında yer alan haberlere göre, Benin, Senegal, Fildişi Sahili, Nijerya ve Gine-Bissau'da üreticilerin elinde yüklü miktarda kalan kaju, "çok düşük" fiyata alıcı buluyor.

Kıtanın en büyük kaju fıstığı üreticisi olan Fildişi Sahili'ndeki bazı bölgelerde ise devletin kilosu için belirlediği fiyat 375 Batı Afrika CFA frangı (3,90 TL) olan kaju, 50 Batı Afrika CFA frangından bile alıcı bulamıyor.

Uzmanlar, söz konusu krize, Asyalı alıcıların geçen yılın sezon sonunda fiyatlar yüksekken kaju stoklamasının neden olduğunu belirtirken, Asyalı alıcıların, stoklarını elden çıkarmadan yeni ürün alamadığı ifade ediliyor.

Küresel talebin yüksek ve fiyatların düşük olduğuna dikkati çeken uzmanlar, krizin uzun sürmeyeceğini vurguluyor.

Macaristan ile Ukrayna arasındaki kriz

BUDAPEŞTE (AA) – Macaristan Dışişleri ve Dış Ticaret Bakanı Peter Szijjarto, Ukrayna'nın, Romanya'da yaşayan Macar azınlığı temsil eden siyasi parti Romanya Macar Demokrat İttifakı (RMDSZ) Başkanı Hunor Kelemen'e ülkeye giriş yasağı getirmesini provokasyon olarak değerlendirdi.

Bakan Szijjarto, düzenlediği basın toplantısında, son dönemde gerginleşen Macaristan-Ukrayna ilişkilerine yönelik açıklamalarda bulundu.

RMDSZ Başkanı Kelemen'in Ukrayna'ya girişinin yasaklanmasını provokasyon olarak nitelendiren Szijjarto, "Ukrayna'nın bu adımı hem Macaristan hem de Romanya'ya göre provakasyon. Hem Macar hem de Romanya hükümeti Ukrayna'da yaşayan kendi azınlıklarını korunmak için kararlı bir şekilde açıklama yaptı.'' diye konuştu.

Szijjarto, iki ülke arasında krize neden olan Ukrayna'daki eğitim ve dil kanunu ile ilgili ise şimdiki Ukrayna yönetimiyle mutabakata varılması konusunda herhangi bir umutlarının olmadığını söyledi.

Macar hükümetinin Ukrayna dostu bir politika güttüğünü de belirten Szijjarto, Ukrayna'da başkanlık seçimleri sonrası Macar dostu bir yönetimin gelmesini arzu ettiklerini ifade etti.

RMDSZ Başkanı Kelemen, 6 Mart'ta yaptığı açıklamada, Ukrayna'ya diplomatik pasaport ile girmek isterken hakkında bir buçuk yıl ülkeye giriş yasağı getirildiğini öğrendiğini belirtmişti.

  • Macaristan-Ukrayna arasındaki kriz

Macaristan, Ukrayna'nın 2017'de eğitim kanununda yaptığı değişiklik dolayısıyla ülkedeki Macar azınlığın haklarının ihlal edildiğini öne sürüyor.

Macaristan Dışişleri ve Dış Ticaret Bakanı Peter Szijjarto, daha önce yaptığı açıklamada, Ukrayna'nın eğitim kanununda yaptığı değişiklik konusunda, "Ukrayna, eğitim kanununda yaptığı düzenlemeyle Macaristan'ı sırtından bıçakladı." demişti.

Ukrayna'da eğitim kanununda yapılan değişikliğe göre, ülkedeki Macarlar, orta öğretim kurumları ve üniversitelerde ana dillerinde eğitim göremeyecek.

Çalıştığı hastanede kriz geçirdi, hipotermi ile hayata döndü

ANKARA (AA) – DUYGU YENER – Ameliyathanede çalıştığı sırada fenalaşan ve kalp krizi geçirdiği belirlenen görevli, kalp masajının ardından uygulanan hipotermi ile yaşama döndürüldü.

Ankara Şehir Hastanesi ameliyathanesinde görevli 33 yaşındaki Yasin Aydın, çalıştığı esnada fenalaşarak hastanenin acil servisine kaldırıldı.

Kalp krizi geçirdiği belirlenen Aydın'ın kalbi acil serviste durdu. Uzun süre kalp masajı yapılan ve tıkalı damarı açılan Aydın'a, Kalp Damar Cerrahisi Kliniğinde, vücut ısısının düşürülmesi ve hastanın 24 saat uyutulması olarak bilinen hipotermi tekniği uygulandı.

Ankara Şehir Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Kliniği Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Engin Bozkurt, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ameliyathanede fenalaşan hastanın acile getirildiği sırada kalbinin durduğunu ve 35 dakika boyunca kalp masajı yapıldığını söyledi.

Hastanın kalbinin çalışmaya başlamasıyla birlikte damar açma işleminin yapıldığını ifade eden Bozkurt, "Tıkalı olan damarın açılması sonrasında hasta rahatladı. Daha sonra hastamızı, soğutma ve uyutmaya aldık." dedi.

  • "24 saat boyunca 33 derecede soğuttuk"

Prof. Dr. Bozkurt, insan vücut ısısının 37 derece olduğunu, hipotermi işlemi sırasında bu ısının 32-34 dereceye kadar düşürüldüğünü dile getirerek, "Vücut ısısı düşürülen hasta, soğutulma işleminin ardından uyutuluyor. Vücudu soğutup uyuttuğumuzda, oksijen kullanımı azalıyor. Hasarlı kalbin toparlanması için de bir fırsat tanımış oluyoruz. Hastayı soğuttuk, uyuttuk ve 24 saat sonra da uyandırdık. Bu işlemden çok fayda gördük." dedi.

Hipotermi işleminin sona ermesiyle birlikte, hastanın kalp fonksiyonlarının da düzeldiğini ve kalp yetersizliği bulgularının da kaybolduğunu ifade eden Bozkurt, şöyle devam etti:

"Damar açıldıktan sonra hastayı yoğun bakıma ilk aldığımızda, soğutmaya başladığımızda, kalbin içine gelen kanı vücuda gönderme oranımız yüzde 50'nin üzerinde olması gerekiyor. Hastada bu oranda yüzde 15'ti ve ileri kalp yetmezliği vardı. Uyandırdığımızda ise yüzde 35'e yükselmişti. Hafif kalp yetersizliği durumuna gelmişti.

Hastamızı 24 saat boyunca 33 derecede soğuttuk. Soğutmanın faydası, hastanın vücudundaki bütün organlarının kendini bir miktar beklemeye alması ve dinlendirmiş olmasıdır. Kalp uzun süre masaj altında kaldığı için burada en çok korktuğumuz şeylerden birisi, beyinin geri dönmemesidir. Uzun süre kalp masajı yapılan hastalarda, kalp geri dönse bile beyin geri dönmeyebiliyor.

  • "Vücut fonksiyonlarını yitirmedi, ikinci hayatını yaşıyor"

Prof. Dr. Bozkurt, hipoterminin kalp krizi geçiren, damarı açılan ve beyin hasarı fazla olmayan hastalarda yapılabildiğini dile getirerek, "Hastanın en büyük şansı, kalp krizini hastanede geçirmiş olmasıdır. Dışarıda olsa ambulans gelene kadar hastada beyin hasarı oluşabiliyor. Beyinin oksijensiz kalma süresi 3 dakikayı geçerse hastanın geri gelme şansı da çok azdır. Kalbi duran ve hipotermi ile vücut fonksiyonlarını yitirmeyen bu hastamız şu anda adeta ikinci hayatını yaşama şansını yakalamış durumdadır." diye konuştu.

Evli ve iki çocuk babası Yasin Aydın, uygulanan tedavi konusunda hastane personeline ve hekimlere teşekkür etti.

Kamerun'dan AB'ye tepki

DAKAR (AA) – Kamerun devleti, Avrupa Birliği'nin (AB) ülkedeki Anglofon krizinin iyi yönetilmediğine ve bazı muhaliflerin haksız yere tutuklandığına ilişkin suçlamalarını reddetti.

Hükümet Sözcüsü Rene Emmanuel Sadi yaptığı yazılı açıklamada, Kamerun İçin Yeniden Doğuş Hareketi Partisi (MRC) lideri Maurice Kamto ve destekçilerinin tutuklanmasının ülke yasalarına ve Kamerun'un imzaladığı uluslararası hukuk kurallarına uygun olduğunu belirtti.

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini'nin bir gezi sırasında Kamerun'daki muhaliflerin gözaltı durumu ve Anglofon krizine ilişkin endişelerini içeren konuşmasına atıf yapan Sadi, "Anglofon krizinin yaşandığı kuzeybatı ve güneybatı bölgelerindeki durum kontrol altında ve normale dönme beklentileri her geçen gün daha da artıyor." diye konuştu.

Öte yandan Kamerun yönetimi, ABD'nin Afrika İşleri Müsteşarı Tibor Nagy'nin 5 Mart'ta uluslararası bir radyoya verdiği röportajda, muhaliflerin tutukluluğu ve Anglofon krizine yönelik açıklamalarına da tepki göstermişti.

ABD'li müsteşar Nagy, muhalif lider Maurice Kamto'nun serbest bırakılmasının "çok akıllıca olacağı" ve hükümetin Anglofon bölgelerdeki krizi yönetmesinde daha ciddi adımlar atması gerektiği şeklinde açıklamalarda bulunmuştu.

  • Muhalif tutuklamalar

Muhalif lider Maurice Kamto ve 2 mensubu, 26 Ocak'ta partisinin düzenlediği protestolardan 2 gün sonra gözaltına alınmıştı. Sonrasında çıkan olaylarda güvenlik güçleri 100'e yakın Kamto destekçisini daha gözaltına almıştı. Kamto ve beraberindekilerin yargılanmasına devam ediliyor.

Ekim ayındaki cumhurbaşkanı seçiminde yarışan ve oyların yüzde 14,23'ünü alarak ikinci olan Kamto, halen seçimi kazandığını iddia ediyor.

  • Anglofon krizi

Kamerun'da hükümetin, Anglofon bölgesindeki okullara ve mahkemelere İngilizce bilmeyen öğretmenleri ve hakimleri atamasının ardından 2016'da bölgede gösteriler düzenlenmeye başlanmıştı.

Ayrılıkçılar, 1 Ekim 2017'de Sisiku Ayuk Tabe liderliğinde Kumbo kentinde "Ambazonya" adını verdikleri bir devlet kurduklarını ilan etmişti. Hakkında uluslararası yakalama kararı bulunan Tabe, geçen ay Nijerya'da yakalanmış ve Kamerun'a iade edilmişti.

Ordu ile ayrılıkçılar arasında çıkan çatışmalarda, Ekim 2016'dan bu yana en az 200 güvenlik görevlisi ve 600 sivil yaşamını yitirdi. Birleşmiş Milletler verilerine göre, şiddet olayları nedeniyle 437 bin Kamerunlu evlerini terk etmek zorunda kaldı.

Macaristan ile EPP arasındaki kriz devam ediyor

BUDAPEŞTE (AA) – Macaristan Başbakanı Viktor Orban, iktidardaki partisi Macar Yurttaş Birliğinin (Fidesz), son dönemde kriz yaşadığı Avrupa Parlamentosu'ndaki (AP) Avrupa Halk Partisinden (EPP) ayrılabileceğini açıkladı.

Başbakan Orban, Macaristan devlet radyosu Kossuth Radio'daki haftalık konuşmasında, son dönemde gerilen Fidesz-EPP ilişkilerine yönelik değerlendirmelerde bulundu.

Orban, EPP'de göçmen taraftarlarının Fidesz'e saldırdığını ve söz konusu güçlerin EPP'yi göçmen taraftarı uluslararası kuruma dönüştürmeye çalıştığını iddia etti.

EPP'de bazı partilerin sığınmacıları Avrupa'ya taşıyarak Avrupa'yı çok kültürlü yapıya dönüştürmek istediğini ileri süren Orban, Fidesz'in de aralarında bulunduğu diğer partilerin ise Hristiyan kültürünü ve sınırları koruyup göçmen istemediğini savundu.

Fidesz ile EPP arasındaki krizle ilgili Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker ve EPP'nin AB Komisyonu Başkan adayı Manfred Weber ile görüştüğünü kaydeden Orban, ''Birçok seçeneğimiz var. EPP'de kalmak ya da ayrılmak konusunda Fidesz karar verecek.'' diye konuştu.

Kendisinin EPP'nin dönüştürülmesi taraftarı olduğunu, EPP'de göçmen karşıtı partilerin de yer alabilmesi gerektiğini savunan Orban, partisinin EPP'den atılması halinde ileriye yönelik alternatifler konusunda ilk olarak EPP üyesi olmayan Polonya'da iktidardaki Hukuk ve Adalet Partisi (PiS) ile görüşeceğini ifade etti.

Bugüne kadar 9 ülkeden 12 EPP üyesi parti, Orban'ın partisi Fidesz'in gruptan atılması için imza verdi. EPP'nin 20 Mart'ta düzenlenecek oturumunda Fidesz hakkında karar verilmesi bekleniyor.

“Türkiye Venezuela krizinde ara bulucu olabilir”

ANKARA (AA) – SİNAN DOĞAN – Uluslararası İlişkiler Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Özkan, Venezuela'daki siyasi krizde yeni bir sürece girildiğini belirterek "Türkiye, bu süreçte ara bulucu olarak devreye girebilir. Rusya ve Çin büyük ihtimalle oyuna girmeyecekler." değerlendirmesinde bulundu.

Venezuela'daki son gelişmeleri değerlendiren uzmanlar, ABD'nin ülkeye yönelik askeri müdahale olasılığının çok düşük olduğu görüşünü paylaşıyor.

AA muhabirine Venezuela'daki süreçle ilgili açıklamalarda bulunan Özkan, Latin Amerika ülkeleri ve ABD'nin Venezuela'ya askeri müdahale seçeneğini mecbur kalmadıkça devreye sokmayacağını belirtti.

"Askeri müdahale opsiyonu başından beri en düşük ihtimaldi." ifadesini kullanan Özkan, Latin Amerika ülkeleri ve ABD'nin kıtada bir Suriye ya da Libya istemediğine dikkati çekti. Özkan şöyle devam etti:

"ABD'nin bölge ülkelerini yanına alarak Maduro yönetimine askeri müdahalede bulunacağını düşünmüyorum. Böyle bir şey olsa da sınırlı olacaktır. Krizde yeni bir sürece girildi. Türkiye bu süreçte ara bulucu olarak devreye girebilir. Rusya ve Çin büyük ihtimalle oyuna girmeyecekler. Bundan sonra düşük yoğunluklu diplomatik soğuk savaş ve müzakere sürecinin gidişatına göre krizin geleceği şekillenecek."

  • "Maduro'ya baskı artacak"

Özkan, gelecek günlerde Maduro'ya yönelik baskıyı daha da artırma politikasının öne çıkacağı yorumunda bulunarak sözlerini şöyle sürdürdü:

"Ekonomik izolasyondan sonra siyasal izolasyona daha da ağırlık verecekler. Avrupa ülkelerinin Maduro ve çevresine ağır yaptırım yapmasını sağlamak ilk öncelik olacak. Bundan sonra diplomasiye bir alan açıldı. En temel mesele, Venezuela askeriyesinden ayrılmalar. Ne kadar erken şekilde içeride bölünme olursa, özellikle de orduda, süreç o kadar kısa sürede biter. Yoksa sürecin sürüncemede kalması kuvvetle muhtemel."

  • "ABD'nin bölgede en az 100 bin askere ihtiyacı var"

Latin Amerika uzmanı Hüsamettin Arslan da ABD Başkanı Donald Trump'ın savaşın kamuoyunda yaratacağı olumsuz algıdan çekindiğini söyleyerek "ABD, askeri seçeneği sürekli olarak masada tutuyor gibi görünse de bunun ekonomik maliyeti ile Latin Amerika ve dünyada yaratacağı olumsuz algıdan özellikle imtina ediyor." dedi.

Trump'ın dünyada başlattığı "ekonomik savaş" ve ABD ekonomisinin durumuna dikkati çeken Arslan, "Savaş masada en son kullanılacak ve kullanılması çok zayıf bir seçenek olarak duruyor ve ABD'nin Venezuela'ya savaş açması için en az 100 bin askere ihtiyacı var. Venezuela için bunu bir gereksinim olarak görmeyecektir." ifadesini kullandı.

Arslan, ABD'nin vekalet savaşlarını sürdürmekte oldukça mahir olduğunu belirterek "Trump'ın Kolombiya ve Brezilya Silahlı Kuvvetlerini tahrik ederek Venezuela ile bir çatışma veya askeri müdahaleyi haklı çıkaracak şekilde deneme yapmaya çalıştığını gördük." şeklinde konuştu.

  • ABD'nin bölgede üç temel hedefi var

ABD'nin bölgede üç temel hedefinin olduğunu dile getiren Arslan, bunları "Dünya kokain üretiminin yüzde 75'inin yapıldığı Kolombiya-Venezuela sınırındaki narkotrafiği yönetmek, Venezuela-Brezilya sınırındaki Amazon havzasını kontrol etmek ve Venezuela'nın karasal sınırlarını denetim altında tutmak" şeklinde sıraladı.

Arslan, Brezilya'nın askeri müdahaleye zaten karşı olduğuna işaret ederek Kolombiya'nın ise savaşı desteklediği halde muhtemel Venezuelalı göçmen akınının ekonomiye yapacağı yükü hesaba katarak çekimser davrandığını belirtti.

– "İnsani yardım kılıfıyla orduyu bölme denemesi yapıldı"

Arslan, 23 Şubat'ta "insani yardım" adı altında Venezuela ordusunu bölme denemesi yapıldığını, bundan sonraki süreçte dört farklı senaryonun konuşulabileceğini aktararak şöyle devam etti:

"Bir, Maduro kalacak. İki, suikast gibi çok aşırı bir durum, ABD'nin bir iç savaş ve darbe kalkışmasını tetiklemesi olacak. Üç, Venezuela Silahlı Kuvvetlerinin Maduro-Guaido arasında bir tercih yerine sivil veya askeri bir kişiyi ön plana çıkarması. Dört, en zayıf olasılık Guaido'nun yönetimi ele geçirmesi. Bu durumun ne kadar sürdürebilir olduğuna da Venezuela Silahlı Kuvvetleri karar verecek."

  • Venezuela krizi

Venezuela'da çoğunluğu muhalefetin elindeki Ulusal Meclisin Başkanı Juan Guaido, kendini "geçici devlet başkanı" ilan etmiş ve başta ABD olmak üzere Avustralya, Kanada, Kolombiya, Peru, Ekvador, Paraguay, Brezilya, Şili, Panama, Arjantin, Kosta Rika ve Guatemala gibi ülkeler tarafından tanınmış, son olarak Avrupa Parlamentosu da aynı yönde adım atmıştı.

Meksika, Türkiye, Rusya, İran, Küba, Çin ve Bolivya ise Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro hükümetine desteklerini yinelerken, Maduro da gelişmeler üzerine ABD ile diplomatik ve politik ilişkileri kestiğini ancak ticari ilişkilerinin süreceğini açıklamıştı.

ABD Başkanı Donald Trump da gelişmeler üzerine Venezuela'ya asker göndermeyi seçeneklerden biri olarak göstermişti.

Fransa'dan İtalya açıklaması

PARİS (AA) – Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian, İtalya'daki büyükelçilerini geri çağırmalarının geçici bir önlem olduğunu ve karşılıklı saygı olduğunda ilişkilerin normal seyrine dönebileceğini belirtti.

Le Drian, Ulusal Mecliste İtalya ile yaşanan krize ilişkin açıklamalarda bulundu.

İtalya hükümetinin iç meseleleri ilgilendiren konularda Fransa'yı araçsallaştırdığını söyleyen Le Drian, İtalya Başbakan Yardımcısı Luigi Di Maio'nun Paris'e gelerek bazı sarı yeleklilerle görüşmesinin bir provokasyon olduğunu kaydetti.

İtalya'daki büyükelçisini ülkeye çağırdığını hatırlatan Le Drian, bunun geçici bir önlem olduğunu, karşılıklı saygı olduğunda ilişkilerin normal seyrine dönebileceğini söyledi.

Le Drian, ayrıca Fransız savaş uçaklarının geçen hafta Çad'ın Libya sınırına düzenlediği hava operasyonlarının Çad Cumhurbaşkanı İdris Debi'nin yazılı isteğiyle ülkedeki "darbeyi önlemek" için yapıldığını kaydederek, bu operasyonun uluslararası hukuka uygun olduğunu savundu.

  • İki ülke arasındaki kriz

Fransa, İtalyan hükümetinin "birkaç aydır tekrarlanan suçlamaları, temelsiz saldırıları ve çirkin açıklamaları nedeniyle" geçen hafta İtalya'daki büyükelçisini geri çağırdığını duyurmuştu.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, "İtalyanlar çok büyük bir halk ve bizim dostumuz. Onlar tarihine yakışan liderler hak ediyor." demişti. Bunun üzerine İtalya Başbakan Yardımcısı ve İçişleri Bakanı Matteo Salvini, "İlk önce Fransa, yıllardır ağırladığı teröristleri ve katilleri iade etsin, daha sonra Macron'la konuşuruz." yanıtını vermişti.

Luigi Di Maio da Fransız Cumhurbaşkanı'nın sözlerine karşılık, "Macron, benim ve Salvini'nin üst düzeyde olmadığımızı söylüyor. Bunun kararını İtalyan halkına bıraksın." ifadelerini kullanmıştı. Di Maio, ayrıca Fransa'yı sömürgeci bir politika izleyerek Afrika'yı fakirleştirmekle suçlayıp sarı yeleklilere açık destek vermişti.

Diğer yandan Macron da geçen yıl haziran ayında yaptığı bir konuşmada, Di Maio ve lideri olduğu Yıldız Hareketi (M5S) partisini hedef alarak, "Bunları bir cüzzamlı gibi yayılırken görüyorsunuz. Avrupa'nın her yerinde biraz varlar, tekrar ortaya çıkmalarını imkansız olarak gördüğümüz ülkelerde bile." ifadesini kullanmıştı.

İtalya ile Fransa arasındaki kriz büyüyor

PARİS (AA) – Fransa Avrupa Birliği Bakanı Nathalie Loiseau, İtalya Başbakan Yardımcısı Luigi Di Maio'nun Fransa'da sarı yeleklilerle görüşmesine ilişkin, "Bu ülkenin iç meselelerine karışmaktır, buna hakları yok. Lider olması gereken insanların dostça olmayan davranışlarıdır." dedi.

Loiseau, Radio Classique radyosuna İtalya ile yaşadıkları krize ilişkin açıklamalarda bulundu.

İtalya Başbakan Yardımcısı Luigi Di Maio'nun Fransa'ya gelerek siyasi bir liderle değil halkı "savaşa" ve Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u "devirmeye" çağıran sarı yeleklilerle görüşmesine tepki gösteren Loiseau, "Bu, ülkenin iç meselelerine karışmaktır, buna hakları yok. Lider olması gereken insanların dostça olmayan davranışlarıdır." diye konuştu.

Loiseau, İtalya ile yaşadıkları krize ilişkin, "Maalesef yaşananlar bizi haklı gösteriyor." dedi.

Bu arada, Di Maio, Le Monde gazetesine verdiği demeçte, sarı yeleklilerin taleplerinin doğrudan vatandaşların ihtiyaçlarını kapsaması ve hiçbir ideolojiye dayanmamasının kendisini etkilediğini ve bu nedenle onlarla görüşmek istediğini belirtti.

  • 2 ülke arasındaki kriz

Fransa, dün İtalyan hükümetinin "birkaç aydır tekrarlanan suçlamaları, temelsiz saldırıları ve çirkin açıklamaları nedeniyle" İtalya'daki büyükelçisini geri çağırdığını duyurmuştu.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, "İtalyanlar çok büyük bir halk ve bizim dostumuz. Onlar tarihine yakışan liderler hak ediyor." demişti. Bunun üzerine İtalya Başbakan Yardımcısı ve İçişleri Bakanı Matteo Salvini, "İlk önce Fransa, yıllardır ağırladığı teröristleri ve katilleri iade etsin, daha sonra Macron'la konuşuruz." şeklinde cevap vermişti.

Luigi Di Maio da Fransız Cumhurbaşkanı'nın sözlerine karşılık, "Macron, benim ve Salvini'nin üst düzeyde olmadığımızı söylüyor. Bunun kararını İtalyan halkına bıraksın." ifadelerini kullanmıştı. Di Maio, ayrıca Fransa'yı sömürgeci bir politika izleyerek Afrika'yı fakirleştirmekle suçlayıp sarı yeleklilere açık destek vermişti.

Diğer yandan Macron da geçen yıl haziran ayında yaptığı bir konuşmada, Di Maio ve lideri olduğu Yıldız Hareketi (M5S) partisini hedef alarak, "Bunları bir cüzzamlı gibi yayılırken görüyorsunuz. Avrupa'nın her yerinde biraz varlar, tekrar ortaya çıkmalarını imkansız olarak gördüğümüz ülkelerde bile." ifadesini kullanmıştı.

ANALİZ – Venezuela ekonomisi mercek altında

              LONDRA (AA) - GÖKHAN KURTARAN - Ekonomisinin yüzde 90'dan fazlası petrole dayanan Venezuela'da, güvenlik sorunları gerekçe gösterilerek ülkenin batısında protestoların başladığı 2014 yılı bir dönüm noktası olarak görülüyor.

Venezuela'nın 2014 yılından itibaren derin bir krize doğru sürüklenmesinin altında; ekonominin ağırlıklı olarak ham petrol ihracatına dayanması, petrol fiyatlarının düşüşü ile ülke gelirinin darbe alması ve ABD’nin yönetim karşıtı tavır almasının yatırımcı üzerinde oluşturduğu negatif algı yatıyor.

Venezuela, yer altı kaynakları açısından dünyanın en zengin ülkelerinin başında geliyor. Yaklaşık 30,5 milyonluk nüfusa sahip Venezuela'da, ekonomi 2014 yılından itibaren petrol fiyatlarından olumsuz yönde etkilenmeye başladı.

İhracat gelirlerinin yüzde 90’ından fazlasını ağırlıklı olarak ham petrol ihracatından elde eden ülkenin, kamu gelirleri ciddi şekilde azaldı. İthalata dayalı günlük ürünlerin fiyatlarındaki artış ve para birimindeki sert değer kayıpları halkın alım gücünü azaltırken, enflasyonun da yüzde 1 milyonun üzerine çıkmasına neden oldu.

– Ekonomisi 2013'ten sonra her yıl artan şekilde daraldı

<p>2013 yılında 90 doların üzerinde olan petrol varil fiyatının 2015’te 40 dolara yaklaşması, Venezuela ekonomisi üzerinde büyük baskı oluşturdu. Ülkenin milli geliri 2013 yılından sonra sert düşüş kaydetti.</p>  <p>Venezuela’nın 2013'te 234,4 milyar dolar olan GSYH'si 2014'te 212,3 milyar dolara, 2017'de 210,1 milyar dolara, geçen yıl ise 93,3 milyar dolara geriledi. 2013 yılında kişi başına 7 bin 869 dolar olan milli gelir, 2017'de 6 bin 890 dolara, geçen yılın sonunda ise 3 bin 300 dolara düştü.</p>  <p>Venezuela ekonomisi, 2013'ten sonra her yıl artan şekilde daraldı. Ülkede 2013'te yüzde 1,3 büyüyen ekonomi, 2014'te yüzde 3,9, 2015’te yüzde 6,2, 2016'da yüzde 16,5, 2017’de yüzde 14 ve geçen yıl yüzde 18 küçüldü.

  • Herhangi bir ürünün fiyatı, yaklaşık 19 gün sonra 2 katına yükseliyor

Venezuela'da 2013 yılında çift hanelerde olan enflasyon, sadece birkaç yılda yüzde 1 milyonu geçti. 2013'te yüzde 43,5 olan enflasyon, 2014’te yüzde 57,3’e, 2015’te yüzde 111,8’e, 2016’da yüzde 244,4, 2017’de bin 87’ye ve geçen yıl yüzde 1 milyon 370 bine ulaştı.

Uluslararası Para Fonu (IMF), Venezuela’da enflasyonun 2019 sonunda yüzde 10 milyon seviyesine ulaşmasını bekliyor. Enflasyonun artış hızının "aşırı" yüksek olması nedeniyle herhangi bir ürünün mevcut fiyatı, yaklaşık 19 gün sonra 2 katına çıkıyor.

Venezuela'da işsizlik de yıllar içerisinde artış kaydetti. 2013 yılında yüzde 7,3 olan işsizlik, 2016’da yüzde 20,6’ya, 2017’de yüzde 27,1’e ve geçen yıl yüzde 34,3’e yükseldi.

– İhracatında da, ithalatında da ilk sırada ABD var

Venezuela'nın en büyük ihracat pazarı, gerilimli ilişkilerine rağmen yüzde 34,8 ile ABD… Venezuela, ihracatının yüzde 17,2’sini Hindistan'a, yüzde 15,9’unu da Çin’e gerçekleştiriyor.

Venezuela'nın ithalatında da yine ABD, yüzde 25,4'lük pay ile ilk sırada yer alıyor. Çin yüzde 14,5 ile ikinci, Meksika ise yüzde 9,7 ile üçüncü sırada bulunuyor.

Venezuela, son yıllarda ihracattan daha az gelir elde etti. Ülkenin ihracatı 2017'de 2013 yılına göre yüzde 66,8 azalarak 29,2 milyar dolara geriledi.

Venezuela ekonomisi, son yıllarda petrol fiyatlarındaki düşüşten ağır darbe aldı. Ülke ekonomisinin dayalı olduğu petrol ihracatında ham petrolün payı yüzde 88,3, işlenmiş petrolün payı ise yüzde 11,7 seviyesinde yer alıyor.

Venezuela’nın ihracatında yüzde 91'lik pay ile ilk sırayı petrol alırken (26 milyar dolar), petrolü yüzde 1,8 pay ile (532,6 milyon) organik kimyasallar, yüzde 1,2 pay ile demir-çelik (350,8 milyon dolar), yüzde 1,1 ile cevher, cüruf (333,4 milyon dolar), yüzde 1,1 ile alüminyum (327,5 milyon dolar), yüzde 0,6 ile gübre (173,9 milyon dolar), yüzde 0,5 ile balık (151,6 milyon dolar), yüzde 0,5 ile organik olmayan kimyasallar (135,8 milyon dolar), yüzde 0,2 ile bakır (60,3 milyon dolar) ve yüzde 0,2 ile plastik ürünler (60,1 milyon dolar) takip ediyor.

Ülkenin ithalatında ise yüzde 20'lik pay ile işlenmiş petrol ve akaryakıt (2 milyar dolar) ilk sırada geliyor. İthalatta makine ve bilgisayarlar yüzde 13 (1,4 milyar dolar), hububat yüzde 7,8 (790,7 milyon dolar), elektrikli aletler yüzde 5,7 (572,3 milyon dolar), demir-çelik ürünleri yüzde 3,7 (372,8 dolar), taşıt araçları yüzde 3,5 (356,9 milyon dolar), organik kimyasallar yüzde 3,2 (319,1 milyon dolar), tıbbı ürünler yüzde 2,4 (245,5 milyon dolar), hayvansal ve bitkisel yağlar yüzde 2,2 (220,3 milyon dolar), mısır gevreği, süt ürünleri ise yüzde 2 (199,5 milyon dolar) paya sahip bulunuyor.

Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) verilerine göre, Venezuela 302,8 milyar varil ile petrol rezervleri bakımından dünyada ilk sırada bulunuyor. Suudi Arabistan’ın bilinen toplam petrol rezervi ise 262,2 milyar varil seviyesinde.

– 5 sıfır gidip yeni banknotlar tedavüle girince halk, tomarla nakit taşımaktan kurtuldu

Ekonomiyi içinde bulunduğu zor durumdan kurtarabilmek adına ülke yönetimi, geçen yılın ağustos ayında, sert değer kayıpları yaşayan para biriminden 5 sıfır attı ve para biriminin adını "Egemen Bolivar" olarak değiştirdi. Ayrıca, 8 adet yeni banknot tedavüle girdi. Böylece Venezuela halkı, yüksek enflasyonla fiyatları artan ürünleri almak için yanında tomarla nakit taşımaktan kurtuldu.

İktidarın Venezuela’yı yeniden ayağa kaldıracağına inandığı ekonomik paket kapsamında 1 Eylül’den itibaren asgari ücret 34 kat artırıldı.

Venezuela ayrıca, milli kripto para olan Petro’yu kullanıma soktu. Petro’nun petrole dayanan bir kripto para birimi olması nedeniyle uluslararası petrol varil fiyatı esas alındı. Ayrıca, kamu gelirlerini artırabilmek için katma değer vergisi yüzde 4’ten yüzde 16’ya çıkarıldı.

Kalp krizi riskini tahmin edebilen biyosensör geliştirildi

DENİZLİ (AA) – Pamukkale Üniversitesinde (PAÜ) bilim insanlarının yaptığı çalışma sonucu kalp krizi riskini önceden tahmin edebilen biyosensör geliştirildi.

PAÜ Mühendislik Fakültesi Kimya Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Necip Atar ile İskenderun Teknik Üniversitesi (İSTE) Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Biyomedikal Mühendisliği Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Lütfi Yola'nın ortaklaşa yürüttükleri kalp krizi riskini tahmin edebilen biyosensör geliştirme çalışmaları yaklaşık 9 aylık sürdü.

"Biosensors and Bioelectronics" isimli dergide de yayımlanan çalışmada geliştirilen elektrokimyasal biyosensör, kalp kasında meydana gelen hasarlar sonrasında kan dolaşımına salınan ve kalp krizini tetikleyecek troponin değerlerini anlık ve yüksek seçicilikle tespit edecek. Böylelikle zaman içinde oluşabilecek riskler en aza indirgenerek, kalp krizi riskleri önceden belirlenecek.

Prof. Dr. Necip Atar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından yayımlanan rapora göre hipertansiyon etkili koroner kalp yetmezliği, doğumsal kalp deliği ve koroner damar rahatsızlıkları içeren kardiyovasküler bozuklukların ölüm oranı en yüksek hastalıkların başında geldiğini belirtti.

Nanoteknolojik esaslı biyosensörlerin geliştirilmesi, elektrokimyasal sensörlerin hazırlanması, çevre açısından bunların değerlendirilmesi gibi birçok konuda çalışmalar yaptıklarını dile getiren Atar, şunları söyledi:

"Son yaptığımız çalışmada, kalp krizi riskini anlık tahmin eden bir biyosensör geliştirdik ve bu biyosensör, Avrupa'da yüksek impakt faktörlü dediğimiz prestijli bir dergide Biosensors and Bioelectronics'te yayımlandı. Plazmada eser oranda bulunan troponin 1 isimli madde kalp hasarlarından sonra anlık olarak yükselmektedir ve bunun sonucu kalp krizi gerçekleşmekte, nefes darlığı meydana gelmektedir. Bu madde kanda 1 hafta gibi bir süreyle bulunmaktadır. Bunu kalp krizi öncesi hızlı bir şekilde sensörle tayin ettiğimiz zaman kalp krizinin önüne geçmiş olacağız. Bu da tıp anlamında çok önemli bir keşif ve buluş olarak değerlendirilecektir."

Bu biyosensör elektrotunun bor nitrür kuantum nano parçacıklarla yapıldığına işaret eden Atar, "Türkiye, dünyadaki bor rezervlerinin yüzde 73'üne sahip olmasından dolayı bor nitrür de tamamen milli ve yerli bor kimyasallarından elde edilen bir nano malzeme. Bu nano malzeme de biyosensörün temelini teşkil etmekte." diye konuştu.

Atar, bunun yanı sıra geliştirilen elektrokimyasal biyosensörün, şimdiye kadar kullanılan troponin kan testlerinden önemli bir farklılık ve avantajlar içerdiğini, bundan dolayı seçiciliği yüksek ve hızlı cevap alabilen biyosensörün kalp krizi gibi önemli sağlık risklerini önceden tahmin ederek ölüm riskinin azalmasını sağlayacağını, tedaviye başlama zamanı ve uygun tedavi konusunda yol gösterici olacağını ifade etti.