İşitme kaybı bunamayı tetikliyor

ANKARA (AA) – YEŞİM SERT KARAASLAN – ABD ve İngiltere'de yapılan üç ayrı araştırma ile yaşlılarda işitme kaybının, bilişsel gerileme ve bunama olarak tanımlanan demansa yol açtığı, ancak işitme cihazı ve koklear implant gibi işitmeye yardımcı cihazların düzenli kullanılmasıyla bunama riskinin azaldığı ortaya konuldu.

Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Sağlık Bilimleri Fakültesi Odyoloji Bölüm Başkanı ve Türkiye Odyologlar ve Konuşma Bozuklukları Uzmanları Derneği Başkanı Prof. Dr. Gonca Sennaroğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, işitme kaybının doğuştan olabileceği gibi kızamık, menenjit, kabakulak gibi çeşitli hastalık ve enfeksiyonlar, doğumda oksijen yetersizliği, baş ya da kafa travmaları ve bazı ilaç etkileşimleri ile yüksek sese maruz kalma gibi diğer faktörlere bağlı gelişebildiğini söyledi.

Genellikle binde 1 ile 3 arasında değişen doğuştan işitme kaybı oranının, okul çağında yüzde 3'ü bulduğunu belirten Sennaroğlu, bu sorunla çevresel faktörlerden kaynaklanabilen sorunlar nedeniyle erişkin dönemde ve ileri yaş grubunda karşılaşıldığını ifade etti. Sennaroğlu, işitme kayıplarının tek kulakta da gelişebileceğine dikkati çekti.

Hafif işitme kaybı bulunanların, gürültülü yerlerdeki konuşmaları, orta derecedekilerin ses şiddeti artmadan normal konuşmaları anlamada zorlandığını aktaran Sennaroğlu, ileri derecedekilerin ise kulaklarına yakın çok yüksek sesleri bile duymakta zorluk çektiğini anlattı.

Küresel ve yaşlı nüfustaki artışla birlikte işitme kayıplarının da yükseldiğini dile getiren Sennaroğlu, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre, geçen yıl 466 milyon kişide işitme kaybı görüldüğünü söyledi. Sennaroğlu, "DSÖ'ye göre, önlem alınmazsa bu sayı 2030 yılına kadar 630 milyon işitme engelli birey olacak ve 2050 yılına kadar 900 milyon işitme engelli bulunacak. Artış eğilimi tersine çevrilmedikçe, sağlık sistemlerinde de tedavi maliyetleri önemli yer tutacak, kalifiye sağlık uzmanı ihtiyacı artacak." dedi.

İşitme kaybında tedaviye geç kalındığında hastalığın ilerlediğini ve kalıcı kayıp oranının daha da artabildiğini, bu kişilerin kendilerini toplumdan izole edebileceklerini, hem psikolojik hem de fizyolojik sorunlarla karşılaşabileceklerini vurgulayan Sennaroğlu, "Konuşmaların tamamını veya bir kısmını net olarak anlamama, sık sık tekrarlama veya açıklama istenmesi, konuşmalardan ya da sosyal ortamlardan geri çekilme, etrafındakilerin yüksek sesli konuşmalarını isteme, insanların açıkça değil mırıldanarak konuştuklarını düşünme, işitme zorluğuna bağlı gün sonunda yorgun hissetme gibi durumlar söz konusu olabiliyor." diye konuştu.

  • "İşitmeye yardımcı cihazların kullanımı bunama riskini azaltıyor"

Prof. Dr. Sennaroğlu, özellikle yaşlılık döneminde işitme kaybında zamanında tedaviye başlanmamasının, zihinsel becerilerin hastalık nedeniyle zayıflaması ile kendini gösteren demansa (bunama) ve bu grupta en çok görülen alzaymır hastalığına zemin hazırladığını ya da tetiklediğini söyledi.

İşitme kaybı tedavi edilmediğinde kişinin toplumdan uzaklaşarak izole olduğuna işaret eden Sennaroğlu, "Yalnızlaşma, daha hızlı bir yaşlılık sürecine götürüyor. Bu durum da demansı ve alzaymırı tetikliyor." ifadesini kullandı.

Son yıllarda işitme kayıplarının demans üzerine etkisini ortaya koyan çalışmalara ağırlık verildiğini anlatan Sennaroğlu, bilimsel çalışmaların yer aldığı Lancet'te bu alanda yapılan bir araştırmanın yayımlandığını hatırlattı.

Prof. Dr. Sennaroğlu, araştırmaya ilişkin şu bilgileri verdi:

"University College London'da, İngiliz bilim insanlarınca yapılan 'Demansın Önlenmesi Müdahale ve Bakım' başlıklı araştırmada, dünya genelinde 47 milyon kişinin bunama problemi yaşadığı ve bu sayının 2050 yılında üç katına çıkacağının öngörüldüğü belirtildi.

Bunamanın, beyin damarlarında tıkanma, alzaymır hastalığı, vitamin eksiklikleri, depresyon gibi birçok nedeninin bulunduğu, ancak işitme kaybının da bunama için bir risk faktörü olduğu ortaya konuldu. Araştırma ile hafif derecedeki işitme kayıplarının bile uzun dönemde kişilerde bilişsel gerileme oluşturduğu gösterildi. Bununla beraber, işitme kaybının tedavi edildiğinde veya işitme cihazı ve koklear implant gibi işitmeye yardımcı cihazlar kullanıldığında bunama riskinin azaldığı saptandı.

Ayrıca, ABD'nin en önemli sağlık kurumlarından John Hopkins Üniversitesi Yaşlanma ve Sağlık Merkezi tarafından yapılan 'Yaşlı Bireylerde İşitme Kaybı ve Bilişsel Gerileme' başlıklı araştırmada da bin 984 yaşlı 6 yıl boyunca incelendi. Araştırma sonucunda, işitme kayıplı yaşlıların her yıl aşamalı olarak bilişsel gerileme yaşadığı görüldü. Hem yaşa bağlı işitme kaybı hem de bilişsel problemlerin, iletişim güçlüğü, izolasyon, yaşam kalitesinde düşme ve depresyonu beraberinde getirdiği ortaya konuldu."

Sennaroğlu, John Hopkins Üniversitesinde yapılan ve Hearing Research isimli bilimsel dergide yayımlanan "Yaşlı Erişkinlerde İşitme Kaybı-Epidemiyolojik Nedenlerden Ulusal Girişimlere" başlıklı bir başka araştırmanın yapıldığını anlatarak, "Araştırma ile işitme cihazı ve koklear implant gibi uygulamaların, yaşlıların konuşma ve anlama kapasitelerini artırdığını ve bu kişilerin zihinsel olarak daha az yoruldukları belirlendi." dedi.

Prof. Dr. Sennaroğlu, araştırma ile işitme kaybının negatif etkilerini önleyen işitme cihazlarının kullanılması durumunda beynin daha fazla uyarıldığının ve kişinin sosyal etkileşiminin arttığının tespit edildiğini aktardı.

  • "Doğru ayarlanmış bir işitme cihazı, gürültü hissi yapmaz"

Yaşlılarda bunamanın ilerlememesi için işitme kaybının tespit edildiği andan itibaren odyolog (işitme bilimi uzmanı) tarafından uygun görülen işitme cihazlarının mutlaka kullanılması gerektiğini belirten Sennaroğlu, "Teşhis konur konmaz cihaza adaptasyon sağlanarak düzenli kullanılmalı. Böylece, beyine işitsel yolla giden bilgi eksikliği giderilmiş oluyor." diye konuştu.

İşitme cihazının mutlaka nasıl kullanılması gerektiğinin de iyi bilinmesi gerektiğinin altını çizen Sennaroğlu, cihazın gürültü yarattığı gerekçesiyle çıkarılmasının doğru olmadığını vurguladı.

Sennaroğlu, gürültü şikayetlerinin cihazın iyi ayarlanmamasından kaynaklandığına dikkati çekerek, "Hastanın şikayetleri doğrultusunda doğru ayarlanmış bir cihaz, gürültü hissi yapmaz. Hasta ilk kullanmaya başladığından itibaren Odyolog tarafından işitsel rehabilitasyona alınması gerekiyor ve işitme cihazlarının bu işin bilimini yapmış olan odyologlar tarafından ayarlanması gerekiyor." uyarısında bulundu.

Yerli “sensör” işitme engelini ortadan kaldıracak

KONYA (AA) – ENGİN ÖZEKİNCİ – İstanbul'da, Yıldız Teknik Üniversitesi Teknopark bölgesinde bir Ar-Ge şirketi, biyonik kulak olarak bilinen "koklear implant sensörü" üretti.

Doğuştan veya çeşitli nedenlerle işitme kaybı olan hastalara uygulanan koklear implant, hasarlı iç kulağın fonksiyonunu yerine getiriyor. Seslerin şiddetini yükselten işitme cihazlarının aksine, koklear implant beyne ses sinyalleri sağlamak için iç kulağın hasarlı parçalarının görevini üstleniyor.

Yıldız Teknik Üniversitesi Teknopark'ta 2016'da kurulan Genmel Ar-Ge şirketinde doktor ve mühendislerin uzun soluklu çalışması sonucu, mevcutlarına göre çok daha etkin ve kullanışlı koklear implant tasarlandı.

TÜBİTAK'tan alınan destekle koklear implant projesine başlandı. İşitme engellilerin duymasını sağlayacak projede, patent ve belgelendirme çalışmaları sürüyor.

Koklear implantın tamamının üretilmesine yönelik tasarım ve üretim çalışmasının devam ettiği projede, 2020'de seri üretim hedefleniyor.

Yerli ve milli koklear implant üretiminin heyecanını duyan proje sahipleri, piyasada 20 bin avroya satılan ürünü, yarısından daha düşük fiyata satmayı planlıyor.

Şirketin genel müdürü, Yıldız Teknik Üniversitesi Doktor Öğretim Üyesi Serkan Kurt, AA muhabirine çalışmaları ile ilgili bilgiler aktardı.

– "Havuza da girebilir, banyo da yapabilir"

Yıldız Teknopark'taki şirkette, aralarında doktor ve mühendislerin yer aldığı akademisyenlerin bir araya geldiği bir ekiple Ar-Ge ve inovasyona yönelik yerli ve milli projeler yürüttüklerini anlatan Kurt, şöyle konuştu:

"TÜBİTAK'ın proje desteğiyle koklear implant için sensör geliştirdik. Ekibimiz çok güçlü. Kulak burun boğaz uzmanı, odyoloji uzmanı doktorlar, yazılım ve donanım mühendisleri var. Şirket ortağım Doç. Dr. Raşit Cevizci'nin koklear implant ameliyatlarında ciddi tecrübesi var. Yaptığımız tasarımla artık kulağın dışında olan üniteleri iptal ediyoruz. Kulak içine tamamen gömülü bir sistem tasarladık. Bu sayede hasta, havuza da girebilir, banyo da yapabilir. Bazı olumsuz sesleri daha iyi filtreleme özelliği ile hastanın daha iyi işitmesine imkan sağlıyor."

Sensörün, cerrahi açıdan da büyük kolaylıkları olduğuna dikkati çeken Kurt, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Türkiye'de 20 bin avro civarında satılan biyonik kulak olarak adlandırdığımız koklear implant ürününü seri üretime geçirdiğimizde yarı fiyatından daha da aşağısında dünya piyasasında yer alacak. Bunun en zor kısmı olan sensörüydü ve bunu başarıyla tamamladık. Şimdi ikinci aşamada kulağın içindeki salyangoz denilen kısma giren prob tasarım ve yazılım geliştirme sürecimiz var. Bunları da bitirdikten sonra yerli ve milli tasarım koklear implantı seri üretime hazır hale getireceğiz."

– "Avusturya'dan bir şirket projeyi çok beğendi"

Kurt, projenin patent ve belgelendirme aşaması için başvuruları yaptıklarını dile getirerek, şunları kaydetti:

"İşitme kaybını tamamen ortadan kaldırıyor. Her bin canlı doğumda 1 ila 3 arasında işitme kaybı oluyor. Bunlara 1 ila 4 yaş arasında koklear implant dediğimiz bu cihazın takılması gerekiyor. İşitme kaybına uğramış yetişkinlere de bu cihaz takılıyor. İşitme kaybına uğramış kişilerin duymasını sağlıyor. İşitme engeli ortadan kalkacak. Bunu da yerli, mili ve daha yüksek teknolojiyle gerçekleştireceğiz. Deneysel çalışmalarını yaptık. Sinyal analizi çok başarılı. Gürültüyü ciddi oranda filtrelediğimizi gördük. Bu alanda büyük başarı. Bazı test süreçleri devam ediyor. Çalışmalarımızı duyup gelen, dünyanın önde gelen firmalarından Avusturya'dan bir şirket projeyi çok beğendi."

ABD'li çocuk duyma yetisini Türkiye'de kazandı

ANKARA (AA) – YEŞİM SERT KARAASLAN – Türk doktorlar, doğuştan işitme sinirlerinin gelişmemesine bağlı işitme kaybına yönelik, dünyada sadece Türkiye'de gerçekleştirilebilen kompleks bir ameliyata daha imza attı.

Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz (KBB) Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Levent Sennaroğlu ile Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Burçak Bilginer başkanlığındaki ekip tarafından yapılan ameliyatla, ABD'nin Las Vegas kentinde yaşayan ancak uygun tedavi imkanına sahip olmadığı için Türkiye'ye getirilen 3 yaşındaki Connor Manser da duyma yetisini kazandı.

Prof. Dr. Sennaroğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, doğuştan işitme sinirlerinin gelişmemesine bağlı işitme kaybının tedavisine yönelik iç kulakta meydana gelen sorunları gidermeye yarayan tıbbi bir cihazın takıldığı koklear implant ile işitme sinirinin gelişmediği durumlarda beyindeki işitme merkezine yerleştirilerek duymayı sağlayan işitsel beyin sapı implantı ameliyatlarının, aynı cerrahi uygulamada tek seferde gerçekleştirildiğini söyledi.

Birden fazla branşın bir arada çalıştığı ameliyatta hastanın, operasyon sonrasında iki kulağında da işitme yetisinin elde edilebildiğini ifade eden Sennaroğlu, kulak implant ve beyin sapı ameliyatlarının dünyanın birçok ülkesinde yapılabildiğini ancak çocuklarda ikisinin bir arada gerçekleştirilemediğine dikkati çekti.

Sennaroğlu, "Her iki ameliyatın aynı anda yapılabildiği tek ülke Türkiye ve tek hastane de Hacettepe'dir." dedi.

Tek seferde koklear implant ve beyin sapı ameliyatının bir arada gerçekleştirildiği cerrahinin daha önce 5 hastaya daha yapıldığını aktaran Sennaroğlu, "Bu dünyada yapılan 6'ncı ameliyat ve altısı da Türkiye'de Hacettepe'de gerçekleştirildi." diye konuştu.

Sennaroğlu, söz konusu uygulamanın bugüne kadar ikisi ABD'li, biri Mısırlı ve 3'ü Türk hastaya yapıldığını ve hepsinden de başırılı sonuçlar elde edildiğini bildirdi.

İşitme sinirlerinin gelişmemesi gibi doğuştan kaynaklı nadir yapısal bozuklukların, Türkiye'de akraba evliliklerinin sık olmasından dolayı daha fazla görüldüğüne değinen Sennaroğlu, Türk hekimlerin genetik aktarımın etkili olduğu bu durumlarla çok daha fazla karşı karşıya kaldığını vurguladı.

Sennaroğlu, bunun hekimlere büyük tecrübe kazandırdığını ifade ederek, "Hatta Hacettepe Üniversitesinde kulağın yapısal bozuklukları sınıflandırıldı ve yurt dışında da bu sınıflandırma kullanılıyor. Bu gibi durumlarla karşılaşıldığında Türkiye'deki bilim insanlarından danışmanlık alınıyor." bilgisini verdi.

– "ABD'li çocuk Türkiye'de sağlığına kavuştu"

ABD'nin Las Vegas kentinde yaşayan ancak uygun tedavi imkanına sahip olmadığı için Türkiye'ye gelen 3 yaşındaki Connor Manser'da doğuştan işitme sinirlerinin gelişmediğini ve buna bağlı işitme kaybı bulunduğunu anlatan Prof. Dr. Sennaroğlu, "ABD'de yapılan tetkiklerde çocuğun işitme sinirlerinin olmadığı belirlenmiş ve yapacak bir şey olmadığı belirtilmiş. Babası, dünyaca tanınan House Klinik'e başvuruyor ve orada da önce implant ve sonrasında beyin sapı ameliyatı yapılması gerektiği belirtiliyor. İki ameliyatın bir arada sadece Hacettepe'de yapılabileceğini belirterek, Türkiye'ye yönlendiriliyor." şeklinde konuştu.

Sennaroğlu, ailenin Türkiye'ye geldikten sonra gerekli incelemelerin ardından şubat ayının sonunda ameliyata alındığını anlattı.

Ameliyatın oldukça başarılı geçtiğini dile getiren Sennaroğlu, ilk olarak koklear implant aşamasının yapıldığını ve elektrotun yerleştirildiğini söyledi.

Sennaroğlu, yerleştirmenin ardından ameliyat esnasında yapılan işitme testinden olumlu sonuç alınmasının ardından beyin ve sinir cerrahları tarafından beyin sapı ameliyatının gerçekleştirildiğini aktardı.

– Ameliyat nasıl yapılıyor?

Ameliyatın uygulama biçimi hakkında bilgi veren KBB Uzmanı Prof. Dr. Sennaroğlu, genel anestezi altında gerçekleştirilen uygulamada, ilk olarak hastanın kulak arkasından yaklaşık 4 santimetre büyüklüğünde bir kesi açıldığını bildirdi.

Buradan girilerek, takılacak implant için yatak hazırlandığını anlatan Sennaroğlu, kişinin duymasını sağlayacak elektrot yerleştirildiğini ifade ederek, "Elektrot ince siniri uyararak, işitmenin beyne ulaşmasını sağlıyor. Bu cihaz ömür boyu takılı kalacak." dedi.

Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Burçak Bilginer de işitsel beyin sapı implantı aşamasında devreye girdiklerini anlatarak, şöyle devam etti:

"Koklear implant takıldıktan sonra hastayı, kafatasının diğer yanında işlem yapacağımız için çeviriyoruz. Diğeri sağ tarafa takıldığı için biz sol tarafta çalıştık. Kulağın arka tarafında ana sinüsün önünden 5-6 santimetrelik ciltte kesi açarak giriyoruz. Buradan giriş yapabilmemiz için minimum ölçülerde kemik parçası çıkarıyoruz. İmplantı yerleştireceğimiz yere yuva yapıyor ve beyin zarını açıyoruz.

Bu aşamadan sonra doğal koridorlardan beyne hiç zarar vermeden beyin sapına ulaşıyoruz. İşitme çekirdeklerine ulaşarak, cihazı bu çekirdeklerin üzerine yerleştiriyoruz. İşlem tamamlandıktan sonra ara veriyoruz ve odyologlar test yapıyor ve geri bildirim alındığında ameliyatı sonlandırıyoruz. Bu gerçekten çok zor ve ekiple hareket edilmesi gereken, tecrübe isteyen büyük bir ameliyat."

Türkiye'ye geldiğinde hiç duymayan hastanın genel sağlık durumunun şu an çok iyi olduğunu ve her iki kulağından da duyabildiğine işaret eden uzmanlar, hastanın şu anda 30 desibel duyabildiğini kaydetti.

İşitme kaybında erken tanı “hayata bağlıyor”

İSTANBUL (AA) – HALİS AKYILDIZ – İstanbul Üniversitesi (İÜ) Sağlık Bilimleri Fakültesi D. Öğretim Üyesi Zahra Polat, doğuştan işitmeyen çocukların en geç 1,5 yaşındayken iç kulak nakli ameliyatı olmaları gerektiğini belirterek, "4 yaşından sonra tedavi görmeye başlanırsa artık geçtir. Çünkü sesi yeterince tanımıyorlar, bu nedenle dili de geç öğrenirler ancak tam öğrenemezler. Normal işiten yaşıtlarından geri kalırlar." dedi.

Polat, AA muhabirine yaptığı açıklamada, çocukların doğdukları hastanelerde ya da sağlık merkezlerinde işitme-tarama testlerinden geçemediği ve yeterince uzman ile cihaz bulunmadığı durumlarda tam teşekküllü hastanelere gönderilmesi gerektiğini söyledi.

İşitme kayıpları veya beyin kanaması sonucunda oluşan konuşma, artikülasyon ve ses bozukluklarının ya da kekemeliğin her aşamasının tam teşekküllü hastanelerde takip edilmesi gerektirdiği vurgulayan Polat, "Normal işitmeyle doğan çocuklar, 4 yaşına geldiklerinde dili öğrenmiş olur. 4 yaşından sonra herhangi bir nedenle işitme kaybına uğradığı zaman hemen uygun müdahale yapılırsa daha çabuk sonuca varıyoruz. Yaşıtlarından çok geri kalmazlar." diye konuştu.

– "Erken müdahale önemli"

Polat, doğuştan işitmeyen çocukları en erken 6 aylıkken cihaz ile sesle buluşturduklarını anlatarak, şöyle devam etti:

"Doğuştan veya sonradan işitme kaybına maruz kalan çocukların işitme cihazları, iç kulak ameliyatları, orta kulak problemlerinin her türlü tedavisini hastanemizde takip etme olanağımız mevcuttur. Normal işitmeye sahip kişiler, sesi doğal olarak duyar ama doğuştan işitemeyen çocukların sesle herhangi bir tanışıklığı yok. Bu çocukları en az 6 aylıkken cihazlandırdığımız takdirde sesi tanımaya başlıyorlar. Bu nedenle normal işiten çocuklardan çok geri kalmazlar ama 4 yaşına geldiğinde halen sesi tanımıyorsa o zaman tedavi bizim için zorlaşıyor. İşitme cihazı yeterliyse ömür boyu cihazla takip edilebilirler fakat cihaz yeterli olmadığı süreçlerde iç kulak nakline (biyonik kulak) başvuru yapmamız gerekir. Bu çocukların en geç 1,5 yaşındayken iç kulak nakli ameliyatı olmaları gerekiyor. 4 yaşından sonra tedavi görmeye başlanırsa artık geçtir. Çünkü sesi yeterince tanımıyorlar. Bu nedenle dili de geç öğrenirler ancak tam öğrenemezler. Normal işiten yaşıtlarından geri kalırlar."

Erken müdahalenin önemine işaret eden Polat, işitme kaybının belirlenmesinden sonra, uygun tedavi biçimine aileyle birlikte karar verilmesi gerektiğini vurguladı.

Polat, bu kapsamda uygun işitme cihazının belirlenmesi veya cihaz yeterli değilse iç kulak ameliyatlarının yapılmasının hastanelerinde mümkün olduğunu kaydetti.

"İşitme kaybında erken tanı ve eğitim çok önemli"

İSTANBUL (AA) – HALİS AKYILDIZ – İstanbul Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Odyoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Ahmet Ataş, işitme engelinin doğuştan ortaya çıkması durumunda, konuşma ve dil becerisinin de gelişemediğini belirterek, işitme kaybında erken tanı ve erken eğitimin çok önemli olduğunu söyledi.

Ataş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, çok ileri derecede veya total işitme kaybı olan çocuklarda ya da yetişkinlerde işitme cihazının yetmediği durumlarda iç kulağa özel bir protez yerleştirdiklerini belirterek, bu uygulamaya "koklear implant" (biyonik kulaklık) adının verildiğini anlattı.

Bunu özellikle çocuklar olmak üzere yetişkinlerde de kullanabildiklerini belirten Ataş, "Sonradan işitmesini çeşitli sebeplerle kaybetmiş yetişkinler olduğunda yine cihazdan faydalanamıyorlarsa koklear implant uygulaması onlara da yapılıyor." diye konuştu.

– "Bu çocuklar topluma faydalı insanlar haline gelsin"

İşitme engelinin özel durumu bulunduğuna dikkati çeken Ataş, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Özellikle doğuştan ortaya çıkması durumunda tek başına işitme kaybına neden olmuyor. En önemli sıkıntı, işitme kaybıyla ilgili değil, işitemediği için çocukta konuşma, dil becerisi gelişmiyor. Erken tanı ve erken eğitime çok önem veriyoruz. Çocukları normal eğitime katabilmeyi hedefliyoruz ki bu çocuklar sürekli birilerinin yardımına muhtaç olmaktan kurtulsun, topluma faydalı insanlar haline gelsin."

Prof. Dr. Ahmet Ataş, Sağlık Bakanlığı'nın yaklaşık 12 yıldır yenidoğan işitme taraması yürüttüğünü dile getirerek, bebeklerin yüzde 90'ından fazlasının doğar doğmaz işitme taramasından geçtiğini aktardı.

Ataş, şu bilgileri verdi:

"Bu, yüzümüzü güldüren bir tablo. Çocuklar, işitme kaybı tanısı konulduktan sonra ilk taramanın ardından ikinci ve üçüncü basamaklara gönderiliyor. Temel amacımız, daha ayrıntılı tetkikler yaparak çocuktaki işitme kaybının derecesini tespit etmek. Hedefimiz çocuk daha altı aylık olmadan işitme kaybının derecesini tam olarak belirlemek. Onu yaptığımız zaman altıncı ayda işitme cihazı uygulamaya başlıyoruz, bir yaşına kadar ki dönemde çocuğu işitme cihazıyla eğitime başlatıyoruz. Bir yaşına kadar işitme cihazı ve eğitimle çocuğun gelişimini takip ediyoruz. İşitme cihazından arzuladığımız bir seviyede bir kazanç yoksa o zaman çocuğu ameliyat için hazırlamaya başlıyoruz. Hedefimiz bir veya bir buçuk yaşına kadar ki dönemde koklear implant uygulamasını yapmak. O dönemde bu ameliyatı yaparsak yine ameliyattan sonra 'işitsel rehabilitasyon' dediğimiz eğitim programına alıyoruz. Hedefimiz ilkokul çağına gelinceye kadar bütünüyle normal işiten, konuşabilen bir çocuk haline getirmek."

– "Okul çağındaki çocuklara işitme taraması programı gerçekleştiriliyor"

İşitmeyle soyut kavramların da öğrenildiğini dile getiren Ataş, çocukları ilkokul çağına kadar bu kavramları öğretecek şekilde süreçten geçirdiklerini kaydetti.

Ataş, çocukları ilkokulda normal eğitim alabilir hale getirdiklerini anlatarak, "Okul çağındaki çocukların hepsine işitme taraması programı gerçekleştiriliyor. Türkiye'de okula başlayan bütün çocukların işitme taramasını yapacağız. Onların içinde doğuştan duyan ama sonradan işitmesini kaybeden çocukları tespit edip eğitim programımıza alabilme şansımız olacak." diye konuştu.

– "Anne, kuşların ötüşünü duyabiliyorum"

Doğuştan işitme engelli olup koklear implant takıldıktan sonra duymaya başlayan 10 yaşındaki Ata Dündar, biyonik kulaklık takmadan önce bir şey duyamadığını bildirerek, taktıktan sonra her şeyi duyabildiğini ifade etti.

Anne Arzu Dündar da oğlu Ata'nın doğuştan işitme engelli olduğunu belirterek, şunları söyledi:

"11 aylıkken cihaz taktık. Cihaz idare ediyordu ama işitme kaybı devamlı yükseldi ve ameliyata karar verildi. Birinci sınıfa giderken ameliyat oldu. O zaman duyması çok daha güzel oldu. Biyonik kulaklık takıldıktan sonra kuşların ötüşünü, su dalgalarının sesini dinledi. 'Anne bunları duyabiliyorum, kuşların ötüşünü de duyabiliyorum.' demesi çok hoşuna gitmişti."

Ata'nın derslerinin çok iyi olduğuna vurgu yapan anne Dündar, oğlunun kendisini ifade edebildiğini ve yaşıtlarından geride kalmadığını dile getirdi.

Doğuştan işitme engelli olup biyonik kulaklık takıldıktan sonra duymaya başlayan 8 yaşındaki Dilara Kandemir ise memnuniyetini anlattı.

Anne Hatice Kandemir, kızının 2,5 yaşındayken kulağında sorun olduğunu öğrendiğini kaydederek, "15 ay işitme cihazı taktı. Sonra 'anne, baba' demeye başladı. Ardından 3,5 yaşında ameliyat oldu, koklear implant takmaya başladı." dedi.

“İşitme kaybında erken tanı ve eğitim çok önemli”

İSTANBUL (AA) – HALİS AKYILDIZ – İstanbul Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Odyoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Ahmet Ataş, işitme engelinin doğuştan ortaya çıkması durumunda, konuşma ve dil becerisinin de gelişemediğini belirterek, işitme kaybında erken tanı ve erken eğitimin çok önemli olduğunu söyledi.

Ataş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, çok ileri derecede veya total işitme kaybı olan çocuklarda ya da yetişkinlerde işitme cihazının yetmediği durumlarda iç kulağa özel bir protez yerleştirdiklerini belirterek, bu uygulamaya "koklear implant" (biyonik kulaklık) adının verildiğini anlattı.

Bunu özellikle çocuklar olmak üzere yetişkinlerde de kullanabildiklerini belirten Ataş, "Sonradan işitmesini çeşitli sebeplerle kaybetmiş yetişkinler olduğunda yine cihazdan faydalanamıyorlarsa koklear implant uygulaması onlara da yapılıyor." diye konuştu.

– "Bu çocuklar topluma faydalı insanlar haline gelsin"

İşitme engelinin özel durumu bulunduğuna dikkati çeken Ataş, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Özellikle doğuştan ortaya çıkması durumunda tek başına işitme kaybına neden olmuyor. En önemli sıkıntı, işitme kaybıyla ilgili değil, işitemediği için çocukta konuşma, dil becerisi gelişmiyor. Erken tanı ve erken eğitime çok önem veriyoruz. Çocukları normal eğitime katabilmeyi hedefliyoruz ki bu çocuklar sürekli birilerinin yardımına muhtaç olmaktan kurtulsun, topluma faydalı insanlar haline gelsin."

Prof. Dr. Ahmet Ataş, Sağlık Bakanlığı'nın yaklaşık 12 yıldır yenidoğan işitme taraması yürüttüğünü dile getirerek, bebeklerin yüzde 90'ından fazlasının doğar doğmaz işitme taramasından geçtiğini aktardı.

Ataş, şu bilgileri verdi:

"Bu, yüzümüzü güldüren bir tablo. Çocuklar, işitme kaybı tanısı konulduktan sonra ilk taramanın ardından ikinci ve üçüncü basamaklara gönderiliyor. Temel amacımız, daha ayrıntılı tetkikler yaparak çocuktaki işitme kaybının derecesini tespit etmek. Hedefimiz çocuk daha altı aylık olmadan işitme kaybının derecesini tam olarak belirlemek. Onu yaptığımız zaman altıncı ayda işitme cihazı uygulamaya başlıyoruz, bir yaşına kadar ki dönemde çocuğu işitme cihazıyla eğitime başlatıyoruz. Bir yaşına kadar işitme cihazı ve eğitimle çocuğun gelişimini takip ediyoruz. İşitme cihazından arzuladığımız bir seviyede bir kazanç yoksa o zaman çocuğu ameliyat için hazırlamaya başlıyoruz. Hedefimiz bir veya bir buçuk yaşına kadar ki dönemde koklear implant uygulamasını yapmak. O dönemde bu ameliyatı yaparsak yine ameliyattan sonra 'işitsel rehabilitasyon' dediğimiz eğitim programına alıyoruz. Hedefimiz ilkokul çağına gelinceye kadar bütünüyle normal işiten, konuşabilen bir çocuk haline getirmek."

– "Okul çağındaki çocuklara işitme taraması programı gerçekleştiriliyor"

İşitmeyle soyut kavramların da öğrenildiğini dile getiren Ataş, çocukları ilkokul çağına kadar bu kavramları öğretecek şekilde süreçten geçirdiklerini kaydetti.

Ataş, çocukları ilkokulda normal eğitim alabilir hale getirdiklerini anlatarak, "Okul çağındaki çocukların hepsine işitme taraması programı gerçekleştiriliyor. Türkiye'de okula başlayan bütün çocukların işitme taramasını yapacağız. Onların içinde doğuştan duyan ama sonradan işitmesini kaybeden çocukları tespit edip eğitim programımıza alabilme şansımız olacak." diye konuştu.

– "Anne, kuşların ötüşünü duyabiliyorum"

Doğuştan işitme engelli olup koklear implant takıldıktan sonra duymaya başlayan 10 yaşındaki Ata Dündar, biyonik kulaklık takmadan önce bir şey duyamadığını bildirerek, taktıktan sonra her şeyi duyabildiğini ifade etti.

Anne Arzu Dündar da oğlu Ata'nın doğuştan işitme engelli olduğunu belirterek, şunları söyledi:

"11 aylıkken cihaz taktık. Cihaz idare ediyordu ama işitme kaybı devamlı yükseldi ve ameliyata karar verildi. Birinci sınıfa giderken ameliyat oldu. O zaman duyması çok daha güzel oldu. Biyonik kulaklık takıldıktan sonra kuşların ötüşünü, su dalgalarının sesini dinledi. 'Anne bunları duyabiliyorum, kuşların ötüşünü de duyabiliyorum.' demesi çok hoşuna gitmişti."

Ata'nın derslerinin çok iyi olduğuna vurgu yapan anne Dündar, oğlunun kendisini ifade edebildiğini ve yaşıtlarından geride kalmadığını dile getirdi.

Doğuştan işitme engelli olup biyonik kulaklık takıldıktan sonra duymaya başlayan 8 yaşındaki Dilara Kandemir ise memnuniyetini anlattı.

Anne Hatice Kandemir, kızının 2,5 yaşındayken kulağında sorun olduğunu öğrendiğini kaydederek, "15 ay işitme cihazı taktı. Sonra 'anne, baba' demeye başladı. Ardından 3,5 yaşında ameliyat oldu, koklear implant takmaya başladı." dedi.

Katar’ın Gazze’ye yardımları

GAZZE (AA) – Katarlı heyet Gazze’de Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad Al Sani adına yaptırılan Rehabilitasyon ve Protez Hastanesini ziyaret etti.

Katar’ın Gazze’yi Yeniden İmar Komitesi Başkan Yardımcısı Halid el-Hardan başkanlığındaki 6 kişilik heyet, yakında açılması planlanan hastanede incelemede bulunarak yetkililerden bilgi aldı.

Hastane müdürü Nasır el-Betr, heyetin özellikle işitme kaybı yaşayan hastaların tedavi edileceği “koklear implant” bölümünün hazır olmasından memnuniyet duyduğunu belirtti.

Heyette yer alan uzman doktorların Gazze’de ağır işitme kaybı yaşayan hastalara “biyonik kulak” olarak da bilinen “koklear implant” tedavisi uygulayacağı ifade edildi.

Gazze’deki Rehabilitasyon ve Protez Hastanesi, Katar’ın 2013 sonunda Filistinli inşaat şirketleriyle imzaladığı 70 milyon dolarlık imar projesi anlaşması kapsamında hayata geçirildi.

Katar, İsrail saldırılarında büyük yıkım yaşanan Gazze Şeridi’nin yeniden imarı için Ekim 2014’te Mısır’ın başkenti Kahire’de düzenlenen uluslararası konferansta da bir milyar dolar yardım sözü vermiş, bu kapsamda bin adet konutun inşasına başlanmıştı.

“Biyonik kulak”lı genç hayalini gerçekleştiriyor

ANKARA (AA) – DUYGU YENER – Türkiye’nin en küçük yaşta “biyonik kulak” ameliyatını olan doğuştan işitme engelli Zübeyde Ateş, diş hekimliği öğrenimi görerek çocukluk hayalini gerçekleştiriyor.

Öğretmen olan Nurten ve İsmail Ateş çifti, evlendikten 7 yıl sonra tüp bebek yöntemiyle çocuk sahibi oldu. Ateş çiftinin “Çağdaş” ve “Zübeyde” ismini verdikleri ikiz çocukları dünyaya geldi. Ancak aile, ikizlerden Zübeyde’nin 6 aylıkken rutin kontrolleri sırasında işitme engelli olduğunu öğrenmesiyle büyük üzüntü yaşadı.

Hatay’da yaşayan Ateş ailesi, kızlarının tedavisi için Ankara’da Hacettepe Üniversitesi Hastanesine başvurdu. Zübeyde Ateş, 1998 yılında “biyonik kulak” olarak bilinen ve iç kulaktaki sorunları gidermek amacıyla yapılan “koklear implant” ameliyatı oldu.

Henüz 14 aylıkken “biyonik kulak” takılan Ateş, bu ameliyatın uygulandığı “en genç hasta” oldu.

Bu cihazı kullandığını 5-6 yaşlarına geldiğinde fark eden Zübeyde Ateş, ailesinin desteğiyle başarılı bir öğrencilik hayatı geçirdi. Üniversite sınavında çocukluk hayali olan diş hekimliği fakültesini kazanan Ateş, halen memleketi Hatay’da Mustafa Kemal Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi 2’nci sınıfında öğrenim görüyor.

“Biyonik kulak” takıldıktan sonra yaşadığı süreci AA muhabirine anlatan Zübeyde Ateş, “(Anne) diyebilecek mi?” diye endişelenen ailesinin ilgisi ve aldığı eğitim sayesinde işitme sorununu aştığını söyledi.

Ateş, kısa sürede yaşıtlarıyla aynı seviyeye geldiğini belirterek, “Çok ilgili bir ailem var. Onlar sayesinde konuşabiliyor ve duyabiliyordum. Zamanla yaşıtlarımdan daha iyi olduğumu görmek beni mutlu ediyordu. Ailemin desteği sayesinde yaşıtlarıma göre çok daha iyi işiten ve konuşan bir seviyeye geldim. Aldığım eğitim sayesinde okulda da başarılıydım. Bu sayede çok istediğim diş hekimliğini kazandım, ileride iyi bir hekim olmayı istiyorum.” dedi.

İkiz erkek kardeşinin de bu süreçte kendisine büyük destek verdiğini anlatan Zübeyde Ateş, şöyle devam etti:

“İkimizin beraber oyun oynaması o dönemde benim için büyük avantaj sağlıyordu. Sürekli konuşmak, oyun oynamak, onun söylediklerini tekrar etmek konuşmamı çok etkiliyordu. Kardeşim oyun oynarken bazen dalga geçerdi. ‘Erik’ yerine ‘enik’ derdim mesela. Kardeşim ve ailem bu süreçte benim en büyük destekçilerim olmuşlardı. Burada aile çok önemli. Hiçbir zaman bana hasta olduğumu hissettirmediler. Yakınlarımız ve çevremiz de öyle. Bizim çevremizde bana hiç o gözle bakmadılar. ‘Tane tane konuşayım’, ‘hareket yapayım’ ya da ‘ağız hareketlerine bakayım’ diye bir şey içine girmediler. Ailelerin bilinçli olması gerekiyor. Onlar olmasa belki bu kadar başarılı olamazdım.”

Ateş, yaşadıklarından yola çıkarak kişisel gelişim alanında bir kitap yazmayı düşündüğünü, kitabın ailelere yol gösterici olmasını ümit ettiğini de sözlerine ekledi.