“15 Temmuz, bir milletin karşılaşabileceği en büyük felaketlerden biridir”

KASTAMONU (AA) – Eski başbakanlardan Ahmet Davutoğlu, "15 Temmuz, bir milletin karşı karşıya kalabileceği en büyük felaketlerden, acılardan biri. O gece kendi ordusunun içine sızmış bir grup hain, milletin kıt kanaat imkanlarla oluşturduğu tanklarını, uçaklarını, tüfeklerini kullanarak kendi milletine saldırdı." dedi.

Davutoğlu, İlim Yayma Cemiyeti Kastamonu Şubesi'nce Kastamonu Üniversitesi Bilgehan Bilgili Konferans Salonu'nda düzenlenen "Duruş Konuşmaları: Bilgi, Bilinç ve Ahlak" konferansında yaptığı konuşmada, başbakan başdanışmanı olduktan sonra ara verdiği akademik çalışmalarına Mayıs 2016'da başbakanlıktan ayrıldıktan sonra yeniden döndüğünü söyledi.

Bu dönemde 15 Temmuz olayının yaşandığına dikkati çeken Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Tam bu çalışmalar içerisindeyken 15 Temmuz söz konusu oldu. 15 Temmuz, bir milletin karşı karşıya kalabileceği en büyük felaketlerden, acılardan biri. O gece kendi ordusunun içine sızmış bir grup hain, milletin kıt kanaat imkanlarla oluşturduğu tanklarını, uçaklarını, tüfeklerini kullanarak kendi milletine saldırdı. O gece, yerel ve ulusal kanallara bağlanıp bütün milletin ayağa kalkışına destek olarak direniş çağrısında bulundum. Bir yandan da darbe olsa şen şakrak şekilde neredeyse düğün yapacak olan uluslararası kanallara bağlanarak, 'Bu gece bazıları için karanlık bir gece senaryosu olabilir ama bu milletin şanlı direnişi, yarın sabah aydınlık bir güne Türkiye'yi başlatacaktır' çağrıları yaptım."

O gece gençlerin kahramanlık destanı yazdığını vurgulayan Davutoğlu, "Kendi meclisini bombalayan hainler, bu milletin okullarında, bu topraklarda yaşayan çocuklardı. Bir sapkın ideoloji onları aldı ve robot haline dönüştürdü. Kendi milletine saldırmadan çekinmeyen bir robot. Öbür yandan ise daha Cumhurbaşkanımızın çağrısı olmadan sokaklara çıkan, kahramanlık destanı yazan gençler vardı, bir millet vardı. Bir daha bu vatan içinden hain bir topluluğun gençleri aldatmaması için o gece kendini feda eden şehitlerimize borç olarak 'Duruş' kitabının fikri doğdu." diye konuştu.

Davutoğlu, konferansın sonunda "Duruş" kitabıyla ilgili bilgi verdi.

Konferansa Kastamonu Belediye Başkanı Tahsin Babaş, Kastamonu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Seyit Aydın, AK Parti İl Başkanı Doğan Ünlü, İlim Yayma Cemiyeti Kastamonu Şube Başkanı Fatih Köse ile davetliler katıldı.

Program kapsamında "Osmanlı'dan Bugüne Kastamonu'da Basılan Eserler" sergisinin açılışı da yapıldı.

Kastamonu'daki FETÖ/PDY davaları

KASTAMONU (AA) – Kastamonu'da, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması'na (FETÖ/PDY) yönelik soruşturma kapsamında haklarında dava açılan 7 sanığın yargılanmasına devam edildi.

Kastamonu Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya, "silahlı terör örgütü üyesi oldukları" iddiasıyla tutuksuz yargılanan eski polisler Yasin S, Osman Ü. ve Cumhur Y. ile Cumhur Y'nin ev hanımı eşi Emine Y. katıldı. Meslekten ihraç edilen uzman jandarma sanık Harun G. ise duruşmaya gelmedi.

Yasin S. savunmasında tanık beyanlarını kabul etmediğini belirtti.

Suçsuz olduğunu iddia eden Yasin S, "Örgütün şifreli haberleşme programı ByLock'u kullanmadım. İhbarların çoğu akrabalarım tarafından yapılmıştır. Beraatimi talep ediyorum." dedi.

Diğer sanıklar da suçsuz olduklarını söyleyerek beraatlerini talep etti.

Mahkeme heyeti duruşmayı erteledi.

Aynı mahkemede görülen bir diğer duruşmada ise "silahlı terör örgütü üyesi" oldukları iddiasıyla tutuksuz yargılanan sağlık memuru Mehmet K. ve tarım uzmanı İsmail C. hazır bulundu.

Mehmet K, savunmasında, hasta eşinin tedavisi için Ankara'ya tayin olmak istediğini, bu nedenle pek çok dernek ve sendikayla görüştüğünü ifade etti.

Ufuk Sağlık Sen'e üye olması durumunda tayin işleminin yapılacağının söylenmesi üzerine bu sendikaya üye olduğunu belirten Mehmet K, "2014 yılında buraya üye oldum. Daha sonra askere gittim. 2015 yılında çevremdekilerin uyarıları nedeniyle sendikaya istifamı verdim. Bu sendikanın işleyişi ve yapısı hakkında bilgiye sahip değilim." diye konuştu.

Mahkeme heyeti Mehmet K. ve İsmail C'nin beraatine karar verdi.

Devrekani'nin elektriğinin yarısı hayvansal atıklardan

KASTAMONU (AA) – ÖZGÜR ALANTOR – Kastamonu'nun Devrekani ilçesindeki büyükbaş hayvan çiftliğinden çıkan gübreden elde edilen enerjiyle yöredeki konutların elektrik ihtiyacının yüzde 50'si karşılanıyor.

Bin 750 büyükbaş kapasiteli Gökkale Tarım ve Hayvancılık işletmesine, Kuzey Anadolu Kalkınma Ajansı (KUZKA) ile Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumundan (TKDK) alınan hibe destekleriyle biyoenerji tesisi kuruldu.

İşletmede çıkan hayvansal gübreden önce elektrik enerjisi elde edilirken daha sonra da organik sıvı ve pelet gübre üretiliyor. Sıfır atık sloganı ile üretim yapan tesisten elde edilen elektrik enerjisi hem çiftlikte hem de ilçede kullanılıyor.

Çiftliğin işletme müdürü Selim Dere, AA muhabirine yaptığı açıklamada, işletmede günlük yaklaşık 24 ton süt üretimi gerçekleştirildiğini söyledi.

KUZKA ve TKDK hibeleriyle "Hayvansal Atıklardan Biyogaz Üretim Projesi"ni hayata geçirdiklerini aktaran Dere, "Yenilenebilir enerji tesisimiz ile elektrik enerjisi, aynı zamanda günlük 7 ton sıvı ve 2 ton peletlenmiş organik gübre üretiyoruz." dedi.

Çevresel atıklardan kurtulmak için yola çıktıklarını kaydeden Dere, şöyle devam etti:

"Çevresel atıklardan kurtulup nasıl çevre dostu bir üretim yapabiliriz düşüncesiyle yola çıktık. Çevreye verdiğimiz zararı en aza indirirken bir yandan da işletmemize de getirisi olsun istedik. Yenilenebilir enerji kaynakları ile bu tür üretim yapmak önemli. Doğada tükettiğimiz enerjilerin büyük bölümü fosil yakıtlara dayanmaktadır. Yenilenebilir enerji kaynakları, rüzgar, güneş, biyogaz, denizlerin gelgitleri şeklinde sıralanabilir. Biyogaz biyokütle teknolojisiyle hayvansal ve bitkisel atıkları kullanarak elektrik üretimi yapıyoruz."

Enerjinin bir bölümünü ücret karşılığında ilçe elektrik şebekesine aktardıklarını ifade eden Dere, "Bizim bağlı bulunduğumuz ilçe, yaklaşık 6 bin nüfuslu. Bu ilçenin kullanılan konut elektriğinin hemen hemen yarısını biz bu işletmede üretiyoruz. Aynı zamanda 5 bin dekar arazide bitkisel üretim yapıyoruz. Bu üretimi de tesisimizden çıkan tamamen organik sıvı ve peletlenmiş gübreyle yapıyoruz. Bu arazilerde organik şekilde çevre dostu olarak üretimimizi gerçekleştiriyoruz." diye konuştu.

Organik gübrenin satışını da yaptıklarını dile getiren Dere, "Kendi arazimizin dışında çevre belediyeleri, Karayolları'nın ve özel firmaların talepleri doğrultusunda organik gübre ihtiyaçlarını karşılıyoruz." ifadelerini kullandı.

– "Büyük işletmelere bu üretim biçimini tavsiye ediyoruz"

Hayvansal atıkları geri dönüşüme kazandırmanın önemli olduğunu aktaran Dere, "Hayvansal ve bitkisel atıklar toprak ve yer altı suları için tehlikeli çevresel atıklar içeriyor. Hayvan gübrelerinden açığa çıkan metan gazı, sera etkisi yapmakta yani atmosfer için tehlikeli. Biyogaz üretirken elde ettiğimiz metan gazını jeneratörlerde yakarak doğadaki zararlı etkisini ortadan kaldırmış oluyoruz. Fosil yakıtlara bağlı kalmadan çevre dostu yenilenebilir, sürekliliği olan bir yöntemle hem elektrik hem de organik gübre üretimi yapıyoruz." açıklamasında bulundu.

Sıfır atık prensibiyle çalıştıklarını kaydeden Dere, büyük işletmelere bu üretim biçimini şiddetle tavsiye ettiklerini belirtti.

KUZKA Genel Sekreteri Serkan Genç ise yerel yatırımları desteklediklerini vurguladı.

Kastamonu, Çankırı ve Sinop'ta faaliyette bulunduklarını ifade eden Genç, şunları söyledi:

"Kalkınma ajansları; kamu, özel ve sivil toplum kuruluşları arasında iş birliğini geliştirerek kaynakların yerinde ve etkin kullanımını sağlayıp yerel potansiyeli harekete geçirme suretiyle bölgesel kalkınmayı hızlandırmak amacıyla kurulmuş yapılardır. Bölgemizdeki işletmelerin rekabet güçlerini artırmak amacıyla çeşitli destek programları tasarlıyoruz. İktisadi kalkınma ve mali destek programı kapsamında 41 projeyi hayata geçirdik. Bunlardan biri de Gökkale Tarım ve Hayvancılık İşletmesi'nin biyogaz üretim tesisi projesi. Bu proje ile elektrik enerjisi üretimi ve atıkların değerlendirilmesi amaçlanmaktaydı. Sıvı ve katı atık gübreler de tesiste üretilmekte. Yıllık 2 bin 500 ton fermente atık ve 25 bin ton civarında da sıvı atık gübre bu tesiste üretilmekte."

Kalkınma ajansı olarak atıkların ekonomiye kazandırılmasına önem verdiklerini dile getiren Genç, "Bu proje ülkemizin 2023 yenilenebilir enerji hedefleri ve sıfır atık projesine doğrudan katkı sağlamaktadır." diye konuştu.

“Türk Dünyası ve Sinema Kültürümüz Söyleşisi”

KASTAMONU (AA) – Kastamonu'da "Türk Dünyası ve Sinema Kültürümüz" konulu söyleşi düzenlendi.

TRT ile Kastamonu Üniversitesi iş birliğiyle, üniversitenin Bilgehan Bilgili Merkez Kütüphanesinin konferans salonunda "TRT Akademi Söyleşileri" kapsamında gerçekleştirilen program, saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı'nın okunmasıyla başladı.

TRT Genel Müdür Yardımcısı Erkan Durdu, yaptığı konuşmada, Kastamonu'nun "2018 Türk Dünyası Kültür Başkenti" olduğunu hatırlattı.

Durdu, kitle iletişim araçları varlığını devam ettirdiği ve insanlar arasındaki iletişim var olduğu müddetçe sinemanın hem bir sanat hem de bir iletişim aracı olarak varlığını sürdüreceğini söyledi.

Her sanatın kendine has dokunulmamış, el değmemiş, insanı içine alan yönünün bulunduğunu ifade eden Durdu, "Ama sinema bambaşka bir şey, büyülü bir dünya. İsteseniz de o dünyaya dalmamaktan kendinizi alıkoyamazsınız. İsteseniz de bir sinema filminin fragmanından etkilenmemek elinizde değil." diye konuştu.

"Sinema, televizyon yayıncılığının da oturmuş olduğu ana eksenlerden birisidir. Biz televizyon yayıncılığımızı büyütmek, insanların gözünde daha cazip hale getirmek istiyorsak sinemayla daha fazla iç içe olmak zorundayız." diyen Durdu, şöyle devam etti:

"Dramanın, dizilerin, televizyon filmlerinin, sinemanın olmadığı bir ekran cazibeden uzak bir ekran. İzleyiciyi tutamazsınız. 24 saat haber vererek izleyiciyi muhafaza etmenin imkanı yok. Günümüzde kitle iletişim araçlarındaki teknolojik hız, değişim, gelişim televizyonu dezavantajlı bir duruma getirmiştir. Böyle bir ortamda ekranı cazip halde tutmak, seyircimizi ekranın önünde muhafaza edebilmek, nitelikli sinema filmleri, sinema eserleriyle mümkün.

Biz bunun farkında olan TRT kurumu olarak sinema yatırımlarına önem veriyoruz. Bir taraftan da film festivallerini destekliyoruz."

Sinema filmlerini desteklediklerini anlatan Durdu, sektörün büyümesiyle nitelikli ve kaliteli eserlerin sayısının artacağına dikkati çekti.

Sinema ve televizyon dizilerinde hikayenin ön plana çıktığına işaret eden Durdu, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Hikayeniz varsa iyi bir filminiz var. Hikayeniz varsa o diziyi izlettirebilirsiniz. Hikayeniz varsa adamsınız, insansınız. Hikayeniz yoksa herhangi bir nesneden, herhangi bir varlıktan farkınız yoktur. Sovyetler döneminde çok katı duvarlarla birbirimizden ayrıştırılan Türk dünyasıyla çok şükür bugün bir aradayız. Sürekli gidip geliyoruz. O bölgeye yayın yapan TRT Avaz kanalımız var. Orada bazı ülkelerin kendi ana kanallarından daha fazla izleniyor. Türk dünyasıyla yapacağımız çok şey var. Bu yakınlaşma süreci, bu iç içe olma süreci yeni başlamış durumda ama tarihten gelen öyle büyük değerlerimiz var ki.

Kitle iletişim araçları, habercilik, gazetecilik ve televizyonculuk, günümüzde kültürleri, milletleri birbirlerine yaklaştıran en kestirme mecralardır. Yakınlaşmak, birbirimizi anlamak, birbirimizi büyütmek, birbirimizi tamamlamak için bu araçları kullanmamız, bunlardan faydalanmamız lazım. Sinema da bunun en güzel, en yumuşak sanat dalı. Ne kadar çok iş yaparsak, birbirimize ait olan şeyleri ne kadar fazla perdelere, ekranlara taşırsak birbirimize o kadar yakınlaşırız."

Kastamonu Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Muharrem Çetin de son yıllarda sinemanın öneminin arttığını söyledi.

TRT'nin güzide bir kuruluş olduğunu belirten Çetin, "Bugün biz yayıncılık alanında önemli işleri yapabiliyorsak TRT'nin çok büyük yeri ve önemi var." dedi.

Programda Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü Daire Başkanı Ömer Özdenören ile Kırgizistan Sinema Birliği Başkanı Taalaibek Kulmendeev, Özbekistan Sanat Kurulu Başkanı Feruza Turakhujaeva ve Kazakistan Khabar Ajansı Belgesel-Siyasi Programlar Başprodüktörü İskakh Yegemberdiyev de konuşma yaptı.

GÜNCELLEME – Kastamonu'da lise öğrencileri arasındaki silahlı kavga

KASTAMONU (AA) – Kastamonu'da, okul arkadaşını silahla öldürdüğü öne sürülen lise öğrencisi zanlı tutuklandı.

Cinayetin ardından avukatıyla polise teslim olan Kastamonu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğrencisi R.T'nin Emniyet Müdürlüğündeki işlemleri tamamlandı.

Kastamonu Devlet Hastanesindeki sağlık kontrolünün ardından adliyeye sevk edilen zanlı, çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.

Kastamonu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğrencisi R.T. (16), dün okul önünde tartıştığı aynı okulda öğrenim gören Cihan Haylaz'ı (17) tabancayla öldürmüştü.

R.T, bir süre sonra polise teslim olmuştu.

FETÖ'nün “mahrem imam”larına hapis cezası

KASTAMONU (AA) – Kastamonu'da, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması'na (FETÖ/PDY) yönelik soruşturma kapsamında yargılanan ve örgütün "mahrem imamı" olduğu iddia edilen 11 sanıktan 10'una, 7 yıl 6 ay ile 12 yıl arasında değişen hapis cezaları verildi.

Kastamonu Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya, "silahlı terör örgütü kurma veya yönetme" ile "silahlı terör örgütü üyesi oldukları" iddiasıyla tutuklu yargılanan Dilaver Duru, Emrah Kaba, Emrah Özdemir, Eniz Gökçek, Halil Berik, Hüseyin Keskin, İsa Altınoluk, Sedat Kılıçarslan ile tutuksuz sanık Muhittin Uçar katıldı.

Sanıklardan Mehmet Akmanoğlu Sincan Cezaevinden, İsa Eren de Isparta Cezaevinden Sesli ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla duruşmaya bağlandı.

Akmanoğlu, savunmasında, örgütün şifreli haberleşme programı ByLock'u kullanmadığını öne sürdü.

Duru ise 2000 yılında Bank Asya'da hesap açtığını belirterek, "Ama talimatla para yatırmadım. 20 aydır tutukluyum. Ben silahlı veya silahsız terör örgütlerine üye değilim. Bütün terör örgütlerini de lanetliyorum." dedi.

Altınoluk da suçsuz olduğunu iddia ederek, "Garson isimli şahıs, SD kartta verdiği isimlerde bizleri mağdur etmektedir. Dernek ya da sendika üyeliğim yok, FETÖ'ye ait otellerde kalmadım, Bank Asya'da hesabım da yok. Beraatımı istiyorum." diye konuştu.

Diğer sanıklar da beraatlarını talep etti.

Mahkeme heyeti, örgütün "mahrem imamı" olduğu iddia edilen sanıklardan Mehmet Akmanoğlu'nu 12 yıl, Dilaver Duru'yu 10 yıl 6 ay, Emrah Özdemir, Hüseyin Keskin, Sedat Kılıçarslan ve Emrah Kaba'yı 9 yıl, Eniz Gökçek, İsa Altınoluk, İsa Eren ve Muhittin Uçar'ı ise 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırdı.

Heyet, Halil Berik'in dosyasının ise ayrılmasına hükmetti.

Dava kapsamında Ersin S. ve Haşim Ü'nün ise firari olduğu öğrenildi.

Kastamonu'da lise öğrencileri arasında silahlı kavga: 1 ölü

KASTAMONU (AA) – Kastamonu'da lise öğrencileri arasında çıkan kavgada silahla vurulan öğrenci yaşamını yitirdi.

Alınan bilgiye göre, Kastamonu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğrencisi C.H. (17) ile lise öğrencisi R.T. arasında okul önünde henüz belirlenemeyen bir nedenle tartışma çıktı.

Tartışmanın kavgaya dönüşmesi üzerine R.T, yanında bulunan tabancayla C.H'ye ateş etti.

Ağır yaralanan ve ambulansla kentteki özel bir hastaneye kaldırılan C.H, müdahaleye rağmen kurtarılamadı.

Hastaneye gelen C.H'nin okul arkadaşları, büyük üzüntü yaşadı.

Polis, olayın ardından kaçan R.T'yi yakalamak için çalışma başlattı.

Kastamonu'daki FETÖ/PDY davaları

KASTAMONU (AA) – Kastamonu'da, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması'na (FETÖ/PDY) yönelik soruşturma kapsamında haklarında dava açılan 3 sanığın yargılanmasına başlandı.

Ağır Ceza Mahkemesinde görülen ilk duruşmaya, "silahlı terör örgütü üyesi olduğu" iddiasıyla tutuksuz yargılanan eski polis memuru Durmuş F. bulunduğu ilden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla katıldı.

Durmuş F, savunmasında, örgütle herhangi bir bağının bulunmadığını öne sürdü.

Üniversiteyi bitirdikten sonra polis olduğunu belirten Durmuş F, "Polislik yaptığım sürece bu örgütten ne biri bana geldi ne de ben onların toplantısına veya etkinliğine katıldım. Benim bu örgütle hiçbir ilgim yok." dedi.

Örgütün şifreli haberleşme programı olan ByLock'u kullanmadığını öne süren Durmuş F, suçsuz olduğunu savunarak beraatini talep etti.

Aynı mahkemede görülen bir başka duruşmada ise "silahlı terör örgütü üyesi olduğu" iddiasıyla tutuksuz yargılanan Alperen Fatih İ. katıldı.

Sanık savunmasında, örgütle bir bağının bulunmadığını öne sürerek beraatını talep etti.

Aynı mahkemede görülen bir başka duruşmaya ise "silahlı terör örgütü üyesi olduğu" iddiasıyla tutuksuz yargılanan Mehmet Şirin C. katıldı.

Mehmet Şirin C. savunmasında suçsuz olduğunu söyledi.

Beraatini talep eden sanık, yapıyla bir bağının bulunmadığını iddia etti.

Mahkeme heyeti, dosyalardaki eksikliklerin giderilmesi için 3 ayrı duruşmayı da erteledi.

Telefonda “drone ile gözetleniyorsun” bahanesiyle yapılan dolandırıcılık ses kaydında

KASTAMONU (AA) – Kastamonu'nun Tosya ilçesinde bir kişi kendisini jandarma komutanı olarak tanıtan ve "drone ile gözetleniyorsun" diyen şüpheli tarafından dolandırıldı.

İlçeye bağlı Sapaca köyünde yaşayan Sabri Çınar'ı telefonla arayan bir kişi tarafından 24 bin 150 lira dolandırıldığını belirterek güvenlik güçlerine başvurdu. Olayla ilgili soruşturma başlatan ekipler zanlının yakalanması için çalışmalarını sürdürüyor.

AA muhabirine olayı anlatan Sabri Çınar, tarlada çalışırken kendisine telefon geldiğini belirtti. Arayan kişinin kendisini jandarma komutanı olarak tanıttığını ifade eden Çınar, savcının da yanında olduğunu söylediklerini aktardı.

Dolandırıcının, evlerine polis ve jandarmanın geldiğini söylediğini ifade eden Çınar, "Ben eve geldim. Ne polis var ne jandarma var. Daha sonra bana 'arabana bin Tosya'ya gel, gözlem altındasın, drone uçaklarla hep takip ediliyorsun' dediler. Senin adına 30 bin lira çekilmiş diyerek beni kandırdılar. Arabamın markasını söylediler. Ben de o yüzden 'herhalde gözleniyorum' dedim. 'Evde neyin var neyin yok' dediler. Evde biraz param vardı onları aldım. Tosya'ya geldim. Sağdan soldan para toparladım." diye konuştu.

Araçla giderken kimseyle konuşmaması gerektiğinin söylendiğini belirten Çınar, şunları kaydetti:

"Kastamonu'daki kızımın tam adresini bilmiyorum diyerek telefon numarasını verdim. Kızımı arayarak, 'baban emniyet altında korkma kızım' demişler. Onu da kandırmışlar. Evin basıldı dediklerinde ben eve gelirken yolda kayınbiraderimi gördüm. Onun da telefon numarasını istediler. Ona da 'sakın kimseyle konuşma' demişler. O da benim gibi inanmış. Daha sonra bana 'köye geldik kayınbiraderine 30 bin lirayı verdik' dediler. Kayınbiraderimi aradım, onu da paralel telefondan ikna etmişler. 'Para bende' dedi. Para bende deyince ben o ara parayı yatırdım. Bankaya 24 bin 150 lira yatırdım."

Kendisinin dolandırıcılara inandığını ve mağdur olduğunu anlatan Çınar, "Benim gibi başkaları da mağdur olmasın. Lütfen telefonlarda herhangi birine inanmayın. Ben herkese dememe rağmen bu tuzağa düştüm. Akşam beni dolandıran telefon numarasına mesaj yazdım, 'polis peşinde' diye. Onlar da bana döndü 'bu ne demek' diye. Adresini 'ver dedim' vermedi. Bu durumdan haberlerinin olmadığını söyledi." ifadelerini kullandı.

Çınar, telefon konuşmalarını kaydettiğini ve dolandırılma esnasındaki bütün kayıtların bulunduğunu da sözlerine ekledi.

On bin yıllık buğdayla marka oluşturdu

KASTAMONU (AA) – ÖZGÜR ALANTOR – Kastamonu'da on bin yıl önce Anadolu topraklarında yetiştirilen ve "buğdayın atası" olarak nitelendirilen siyez buğdayından "Siyez Evi" markasını oluşturan eski öğretmen Sevim Özsoy, ürettiklerini yurt dışına da göndermeye başladı.

"Hitit buğdayı" olarak da bilinen siyez buğdayı, araştırmalara göre 14 kromozomdan oluşuyor. Siyez buğdayının üretimi, doğal ürünlere taleple birlikte giderek artıyor.

Siyezin üretimi artarken, siyezden yapılan ürünler de çeşitleniyor. Kastamonu'da, siyez buğdayı ile marka yolculuğuna çıkan Sevim Özsoy, ürettiği 20 farklı ürünle dikkati çekiyor.

Özsoy, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Kastamonu'nun Azdavay ilçesinde dünyaya geldiğini, evlendikten sonra İstanbul'a yerleştiğini belirtti.

Öğretmenlik mesleğini 15 yıl yaptığını söyleyen Özsoy, eşiyle birlikte bir marka yaratma hayali kurduklarını ancak eşini kaybettiğini söyledi.

Siyez buğdayı ile ilgili ilk kez bir televizyon programında bilgi sahibi olduğunu belirten Özsoy, şöyle devam etti:

"Eşimi kaybettikten sonra bu hayali gerçekleştirmek için fazla vakit kaybetmemem gerektiğini düşünmeye başladım. Siyez buğdayıyla ilgili izlediğim programın ardından Azdavay ilçesinde bulunan akrabamı aradım. Kastamonu Tarım ve Orman Müdürlüğünden ekim alanları, ürün hakkında bilgi aldı. Ben de buraya gelerek ürün hakkında bilgiler almak için görüşmelerde bulundum. O yıl, kar erken yağdığı için planladığımız ekimi yapamadık. O kışı siyez hakkında araştırma yaparak geçirdim."

Kastamonu'da en fazla siyez buğdayı ekimi yapılan İhsangazi ilçesine geçen yıl gelerek görüşmeler yaptığını anlatan Özsoy, kurumlarla yaptığı görüşmeler sonucunda işlerinin oldukça hızlı bir şekilde ilerlediğini ifade etti.

– Bölge çiftçisini de teşvik etti

"İlk etapta küçük çaplı bir üretim yapmayı düşünürken yetkililerin desteği ile geniş çaplı bir üretime yönlendim." diyen Özsoy, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Çiftçilerle toplantılar yaptık. 300 ton tohumluk siyez aldık. 200 tonuyla Kastamonu'da ekilmeyen yerlerde ekim yapma kararı aldık. 150 çiftçi ile toplantılar yaparak nasıl ekmeleri gerektiğini anlatıp sözleşme imzaladık. 150 çiftçiye yaklaşık 200 tona yakın siyez tohumunu ektirdik. Bu şekilde siyez üretimine başladık."

Siyez buğdayından ürünler hazırladığını ve "Siyez Evi" markasını oluşturduğunu ifade eden Özsoy, Kastamonu'da bir konak kiralayarak ürünleri burada sergilediğini söyledi.

Özsoy, "Siyez buğdayından un, bulgur, şehriye çeşitleri, tarhana, ezme, waffle, makarna çeşitleri, kurabiye çeşitleri, kekler, sarmalar, krepler, helvalar başta olmak üzere 20'ye yakın ürün elde ettik. Siyez Evi'mizde bu ürünleri ikram ediyoruz." dedi.

– Yeni ürünler için Ar-Ge

Ar-Ge çalışmalarına önem verdiklerini dile getiren Özsoy, "Bir yandan da yeni ürünler geliştirmeye devam ediyoruz. Siyezden yapılacak ürünlerle ilgili üniversitelerle, diyetisyenlerle çalışmalar yapıyoruz. Kastamonu'da yaptığımız çalışmaların yanı sıra İstanbul'da da tanıtım ve pazarlama çalışması yapıyoruz." diye konuştu.

Ürünlerin tanınırlığının arttığını vurgulayan Özsoy, "Geçmiş yıllara göre siyez buğdayı artık daha çok biliniyor. Elimizde yeteri kadar ürün var. Bu ürünleri çeşitlendirerek 'Siyez Evi' markasıyla pazara sunuyoruz. İç piyasanın yanı sıra Japonya başta olmak üzere birçok ülkeye siyez buğdayından ürettiğimiz ürünleri göndermeye başladık." şeklinde konuştu.