Categories
Politika

Bahçeli’den “seçim ittifakı” formülü

ANKARA (AA) – MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, kağıt üzerine çizerek anlattığı seçim ittifakı formülünü “Cumhur ittifakı ” olarak adlandırdı.

Bahçeli, Star TV ana haberde, seçim ittifakına ilişkin formülünü açıkladı.

İttifak konusunun siyasi hayatta yasal olmadığına işaret eden Bahçeli, “Seçim yasalarında bir değişiklik yapılacaksa, nasıl ki referandum sırasında bazı partiler bir araya gelip 'Hayır', bazıları da bir araya gelip 'Evet' bloğunu oluşturdu, bunun önümüzdeki günlerde seçimlere de yansıması ihtimalini dikkate alacaksak o zaman ne yapmamız gerekiyor? İttifakı yasal hale getirmemiz lazım. ” değerlendirmesinde bulundu.

İttifaka ilişkin formülünü kağıt üzerinde çizerek anlatan Bahçeli, buna da “Cumhur ittifakı ” adını verdi.

Temsili oy pusulasına “A ” ve “B ” partisi ile “C ittifakı ” yazan Bahçeli, “C ” ittifakını oluşturan partileri ise “E ” ve “F ” olarak tanımladı.

Bahçeli, “C'yi AK Parti ve MHP ittifakı olarak algılayabilir miyiz? ” sorusuna, “Hayır, kamuoyunda öyle bir algı yaratmaya çalışanlar var ama ben şimdilik bir sembol olarak söylüyorum. ” yanıtını verdi.

“Cumhur ittifakı ” ismini kendisinin koyduğunu belirten Bahçeli, şunları kaydetti:

“3 Kasım 2019'da tarihinde yapılacak TBMM açısından kendi kimliklerini korumak suretiyle cumhur ittifakında bütünleşmiş olan partilerin alacağı milletvekili sayısı ve oy oranı. Sandığa giden kişi diyor ki 'Ben E partisinin mensubuyum, dolayısıyla cumhur ittifakında E partisine oyumu vereceğim, sonra ittifaka oy vereceğim' diyor. F partisine mensup olan da önce F partisine oyunu verecek, sonra cumhur ittifakına verecek. E ve F'nin toplamı cumhur ittifakının toplamı kadar olacağı için TBMM'de milletvekilinin dağılımı bu orana göre yapılacak. ”

– “Esas baraj orası ”

Bahçeli, “Eşzamanlı olarak Cumhurbaşkanlığı seçimi olacak. Cumhurbaşkanlığı seçimi, birinci turda sonuç alınamazsa ikinci turda kalacak. O zaman birinci turda seçimi alabilmesi için cumhurbaşkanı adayının yüzde 50 artı 1'i yakalaması lazım. İşte esas baraj orası. ” diye konuştu.

MHP Genel Başkanı Bahçeli, “Cumhur ittifakı “nın cumhurbaşkanlığı hükümet sistemindeki yasamanın özünü ve ağırlığını temsil ederken aynı zamanda cumhurbaşkanlığı seçiminde de bir tercihi ortaya koyabileceğini belirtti.

Bahçeli, şu değerlendirmelerde bulundu:

“İşte bu tercih birinci turda olursa yüzde 50 artı 1'i yakalayabilir mi, yakalayamaz mı? Yakalayabilirse mesele biter. Yakalayamazsa 'Cumhur ittifakı' ikinci tura kalabilir. 'Cumhur ittifakı'nın ortaya koymuş olduğu güç, onun destekleyeceği adayı da güçlendirir. Aynen belediye başkanlıkları seçimlerinde olduğu gibi. Belediye başkanı için oyunuzu verirken, 'Hayır ben şu partinin belediye meclis üyelerine de vereceğim' demiyorsunuz. Yani belediye meclis üyesiyle, belediye başkanını seçiyorsunuz. Cumhurun desteğini sağlamış hemen hemen 80 milyon içerisindeki seçmenin hepsini kucaklamaya aday, bir ittifak yapısıyla cumhurbaşkanlığı seçimine doğru da gidiyorsunuz. ”

Advertisements
Categories
Alaturka Gazetesi

Yemen’de Husi-Salih ittifakı çatırdıyor

SANA (AA) – ZEKERİYA EL-KEMALİ – Yemen’de Husiler ile devrik Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih arasında kurulan ittifakın, çıkar çatışmasından dolayı çatırdamaya başladığı belirtiliyor.

Uzmanlar, Husilerin meşru yönetime karşı darbe yaparak 21 Eylül 2014’te ülkenin başkenti Sana’yı ele geçirmesinin ardından kurulan Husi-Salih ittifakı içerisinde çıkar çatışması nedeniyle anlaşmazlıkların yaşandığını ve anlaşmazlığın devam etmesi durumunda çatışmaya dönüşebileceğine dikkati çekiyor.

AA muhabirine konuşan Yemenli siyasi analist Abdunnasır el-Muveddi, onları bir araya getiren çatışma ile savaşa bakılarak, Husiler ile Salih arasındaki anlaşmazlığın “doğal ve beklenen” bir durum olduğunu savundu.

İki tarafın da “ortak düşman” dışında ittifak kurmak için herhangi bir müşterek zemine sahip olmadığını dile getiren Muveddi, iki grup arasında ilerleyen günlerde çatışma yaşanmasının kaçınılmaz olduğunu dile getirdi.

Husi hareketin, kendisinden başka hiçbir siyasi grupla ortaklık kurmaya izin vermeyen “totaliter doğasının” söz konusu çatışmayı mümkün kıldığını ifade eden Muveddi, Husilerin, başta Sana’daki bakanlıklar olmak üzere kontrolünde tuttuğu bölgelerde ele geçirdiği devlet kurumlarının vazgeçilmesi imkansız kazançları olduğunu kaydetti.

– “Husiler Salih’i doğru kullanmayı başardı”

Siyaset araştırmacısı Beliğ el-Mihlafi ise Husi-Salih ittifakının çok zor aşamadan geçtiğini vurgulayarak, “Hiçbir zaman stratejik olmayan bilakis süreli ve pragmatik olan bu ittifak özel bir aşamanın şartları tarafından oluşturuldu ve iki tarafın çıkarları süreli olarak bir araya gelmiş oldu. Uzun sürmeyeceği konusunda şüphe yok ve çıkarların çakışmasıyla taraflar arasında anlaşmazlıklar baş gösterecek.” ifadelerini kullandı.

Mihlafi, “Husiler, siyasi geleceği olmadığını bilerek Salih ile ittifak kurdu. Aynı zamanda onsuz hiçbir şeyi gerçekleştiremeyeceklerini de biliyorlardı. Kendisini doğru biçimde kullanmayı başardılar.” diye konuştu.

Yazar ve siyasi analist Reşad eş-Şerabi de Salih’in güvenlik, askeri ve idari kurumlarını Husilere teslim ettiğini hatırlatarak, bu kurumlarda yaşanan olumsuz durumların Husilerin söz konusu kurumları ele geçirmesinin doğal sonucu olduğunu söyledi.

Şerabi, “Özellikle memurların yaklaşık 6 aylık maaşlarının ödenmemesiyle, başarısızlık ve yolsuzluğun çift taraflı değil de tek taraflı devam etmesi durumunda anlaşmazlıklar sürecek. Ancak bu darbeci ittifakın yıkılması ve kontrolünün sona ermesine neden olması beklediğimiz biçimde etkili olmayacak.” diye konuştu.

Categories
Alaturka Gazetesi

“Türkiye DEAŞ’la mücadelede ‘Hodri meydan’ diyor”

BURSA (AA) – Uludağ Üniversitesi (UÜ) İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi (İİBF) Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ferhat Pirinççi, Türkiye’nin ulusal güvenliğini sağlamaya çalışırken aynı zamanda Suriye’deki insani trajediyi dindirmeye gayret ettiğini belirterek, “Bu adımlar atılırken koalisyon ülkelerinden ve özellikle ABD’den destek gelmemesi, ittifakın gerçekliğinin sorgulanmasına sebep oluyor.” dedi.

Pirinççi, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ABD ve başlıca Avrupa ülkelerinin Suriye’de güvenli bölge oluşturulması yönünde Türkiye’nin yanında yer almadığını söyledi.

Fırat’ın batı tarafının büyük ölçüde terör örgütlerinden temizlendiğini, operasyonların El-Bab’da devam ettiğini hatırlatan Pirinççi, “El-Bab’ın temizlenmesi, DEAŞ’ın Rakka’dan sonra kontrol altında tuttuğu en önemli toprakların kurtarılması anlamına gelecek. Bu da DEAŞ’a büyük ölçüde darbe vuracak bir girişim. Türkiye’nin ikinci aşaması, Fırat’ın doğusu ve Rakka’daki DEAŞ varlığına ilişkin olacak.” diye konuştu.

Pirinççi, Türkiye’nin El-Bab’da yürüttüğü operasyonun koalisyon desteği olmaksızın devam ettiğine dikkati çekerek, doğrudan operasyonun içinde olmadığını ancak Özgür Suriye Ordusu’na obüs ve top atışlarıyla, savaş uçaklarıyla ve yaptığı işaretlemelerle destek verdiğini anlattı.

Pirinççi, “Normalde sürekli DEAŞ hedeflerine karşı saldırı yapan koalisyon hava kuvvetlerinin bu süreçte Türkiye’yi yalnız bıraktığını görüyoruz. Bu, anlaşılması güç bir politika. Türkiye’ye destek olmamakla beraber, Rakka ve Musul’daki DEAŞ’ın hareketliliğine yönelik saldırı gerçekleştirmemeleri söz konusu. Böyle olunca da DEAŞ, rahat bir şekilde Musul’dan Rakka’ya, Rakka’dan da El-Bab’a yığınak yapıyor.” ifadelerini kullandı.

– “Türkiye, değişen dengelere göre sahada önlemler alıyor”

DEAŞ’ın el yapımı patlayıcılarla El-Bab’ın her tarafına tuzaklar kurduğunu anlatan Pirinççi, teröristler çekilse bile bölgenin tamamen tuzaklardan temizlenmesinin zaman alacağını vurguladı.

Pirinççi, sahada dengelerin çok hızlı değiştiğini ve Türkiye’nin en başından beri DEAŞ karşıtı koalisyonun içinde bulunduğunu anımsatarak, şöyle devam etti:

“ABD tarafından ilan edilen DEAŞ karşıtı plana en büyük desteği veren ülkelerden biri Türkiye. İncirlik Hava Üssü’nün açılmasının yanı sıra DEAŞ’a katılacağı şüphesiyle yaklaşık 40 bin kişinin Türkiye’ye girişi yasaklı konumda. Mesele, DEAŞ’la mücadele etmekse ABD açısından Türkiye’den daha iyi partner olmayacağı ortada. ABD’nin PKK veya PYD’ye vermiş olduğu destek, DEAŞ’la mücadeleye sekte vuracak eylem olduğu için bu, ciddi bir handikap. Türkiye, DEAŞ’la mücadelede ‘Hodri meydan’ diyor. ABD’nin şu an operasyonları durdurması ve yardım etmemesi, açıklanacak bir şey değil.

Bu durum, üstü örtülü şekilde DEAŞ’a destek olmaktan başka bir sonuç oluşturmuyor. Sahada bunun da yansımaları olacaktır. Türkiye, değişen dengelere göre sahada önlemler alıyor. Özellikle Rusya ile yapılan Halep tahliyesini bu çerçevede değerlendirmek gerekir. Rusya’nın El-Bab’da DEAŞ hedeflerini vurmasının yine bu çerçevede değerlendirilmesi gerekir.”

– “Batı, Türkiye’yi bıraktı”

Türkiye’nin, sınırları ve topraklarına yönelik terör faaliyetlerini engellemeye çalıştığını dile getiren Pirinççi, “Türkiye, ulusal güvenliğini sağlamaya çalışırken aynı zamanda Suriye’deki insani trajediyi dindirmeye gayret ediyor. Bu adımlar atılırken koalisyon ülkelerinden ve özellikle ABD’den destek gelmemesi, ittifakın gerçekliğinin sorgulanmasına sebep oluyor.” dedi.

Pirinççi, DEAŞ’a karşı mücadeleye 50’den fazla ülkenin katıldığını belirterek, bu ülkeler DEAŞ hedeflerine sürekli saldırırken Türkiye’nin El-Bab’a yönelik operasyonunda saldırıları kesmelerinin iyi niyetin sorgulanmasına neden olduğunu vurguladı.

Türkiye ile Rusya’nın ateşkes konusunda anlaştığını anımsatan Pirinççi, şunları kaydetti:

“El-Bab, eninde sonunda alınacak. Daha sonra PKK veya PYD’nin elindeki Menbiç alınacaktır. Sonrasındaki aşamaların değişen dengelere göre belirleneceğini düşünüyorum. Rusya ile Türkiye arasındaki yakınlaşma, sahadaki gerçekliğin bir sonucu. Türkiye, Batı’yı bırakıp doğuya gitmedi. Bu anlamda Batı, Türkiye’yi bıraktı. ABD, Türkiye ile iş birliği yapmıyor. ABD’nin sahada yaptığı hareketler ise tamamen Türkiye’nin ulusal güvenlik çıkarlarının tersine hareketler. Dolayısıyla Türkiye, Rusya ile yapmış olduğu iş birliğiyle kendi güvenliğini sağlamaya yönelik adımlar atıyor. İlerleyen zaman içinde DEAŞ’a ve PKK’ya karşı mücadelede bu iş birliğinin farklı versiyonlarını görebiliriz.

Türkiye’nin beka sorunu var. Beka sorununun en önemlileri içeride FETÖ ve PKK, dışarıda DEAŞ, PKK ve PYD saldırıları. Irak’ta Haşdi Şabi’nin yapacağı eylemler ve PKK’nın Sincan’a gelme meselesi de var. Dolayısıyla bölgesel partnerlerle Türkiye, çeşitli manevra alanları oluşturarak hareket alanını genişletmeye çalışıyor. Bu iş birliklerinin kısa vadeli devam edeceğini öngörebiliriz.”

Categories
Alaturka Gazetesi

SETA’dan “Ortadoğu’da geleneksel ittifaklar” paneli

ANKARA (AA) – Siyaset Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) tarafından “Ortadoğu’da Geleneksel İttifakların Geleceği: Türkiye-İsrail-Suudi Arabistan” paneli düzenlendi.

SETA’nın başkentteki binasında gerçekleştirilen panele konuşmacı olarak, SETA Washington D.C. Araştırma Direktörü​ Kılıç Buğra Kanat, Sakarya Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Philipp Amour ve Riyad Diplomasi Araştırmaları Enstitüsünden Abdullah al-Shammari katıldı.

Amour, konuşmasında, Ortadoğu’daki son gelişmeler nedeniyle ülkeler arasındaki ittifakların dönüşüm geçirdiğini ve gücün dağılımında dengesizlik oluştuğunu belirtti.

Arap Baharı ve sonrasındaki dönemin İsrail için bir avantaj oluşturduğunu söyleyen Amour, şunları kaydetti:

“İsrail bölgesel dinamiklere bazı durumlarda saldırgan, bazı durumlarda ise savunmacı yaklaşıyor. İsrail’in dış politikası ‘bekle ve gör, statükoyu koru, bölgesel üstünlük kur, ne Araplarla, ne İranlılarla ne de Türklerle iş birliği kur ve geleceği bekle’ anlayışıdır. Gördüğümüz kadarıyla gelecek de İsrail’in lehine. Çünkü diğer herkes birbiriyle savaşıyor.”

Amour, ayrıca Filistin meselesinin çözümünde Türkiye’nin önemli rolü olduğunu vurgulayarak, “Türkiye, İsrail ve Filistin arasında tarafsız arabulucu rolü oynayabilir ve uzlaşı sağlanabilir. Türkiye, bu konuda bugün hiçbir Arap ülkesinin sunamayacağı bir öneri getirebilecek role ve potansiyele sahip.” diye konuştu.

– “Türkiye ve Suudi Arabistan iş birliği görünenin ötesinde”

Riyad Diplomasi Araştırmaları Enstitüsünden Shammari ise Ortadoğu’daki ittifaklara ilişkin ABD’nin de strateji geliştirmeye çalıştığını vurgulayarak, “İranlılar lobi faaliyetleri yürüterek ABD’de Suudi Arabistan ve Türkiye aleyhinde çok çalıştılar.” ifadesini kullandı.

Shammari, Türkiye’nin ve Suudi Arabistan’ın ABD ve Avrupa’da daha fazla akademik lobi faaliyeti yürütmesi gerektiğini de söyledi.

Türkiye – Suudi Arabistan ilişkilerini de değerlendiren Shammari, “Özellikle Suudi Arabistan ve Türkiye arasındaki askeri iş birliği, görünenin ve düşündüğünüzün çok daha ötesinde iyi bir seviyede. Bugün de ramazan olmasına rağmen, yanılmıyorsam Konya’da 5 gün sürecek ortak askeri tatbikat yapılacak. Suudi Arabistan için en önemli alternatiflerden biri de Türkiye’yle ilişkileri geliştirmek.” diye konuştu.

– “Alakart ortaklıklar”

SETA Washington D.C. Araştırma Direktörü​ Kanat, ülkelerin “ittifak” ve “ortaklık” gibi kavramları ortak bakış açılarını sunarken kullandıklarını ancak bu kavramların çoğunun ülkeler arasında bir “kurumsallaşmaya” dayanmadığını vurguladı.

ABD’nin son dönemde ittifaklardan kaçındığını, ancak DAEŞ’le mücadelede olduğu gibi koalisyonlara başvurduğunu belirten Kanat, ülkenin net bir ortadoğu politikasının olmadığını işaret ederek, günümüzde ABD’nin birlikte çalışması gereken alanları seçerek “alakart ortaklıklara” başvurduğunu söyledi.

Kanat, Türkiye ve ABD’nin NATO müttefikleri olarak ikili ilişkilerini geliştirdikleri ancak iki ülkenin Suriye krizi konusunda farklı stratejiler geliştirmeye başladıklarını belirterek, şöyle devam etti:

“Türkiye’nin tehdit algılarını göz önünde bulundurursak ABD’nin PYD ile geliştirdiği teknik ortaklık, iki ülke arasındaki tarihi ortaklığın istikrarını bozabilir. ABD’nin PYD’ye askeri destek sağlaması, karşılıklı ilişkilerde özellikle de Türkiye’nin ABD’ye karşı tutumunda uzun vadede şüpheciliğin artmasına ve güven problemi yaşanmasına yol açabilir.”

Türkiye ve İsrail arasında güvene dayalı müzakerelerin devam ettiğini belirten Kanat, Türkiye’de kamuoyunun İsrail konusunda hassasiyetleri olduğunu belirterek, “Türk hükümeti, İsrail’le ilişkilerinde her zaman halkın düşüncelerini göz önünde tutmuştur ve bu durum iki ülke ilişkilerinin ana karar noktasıdır. Filistin ve Gazze konuları da gelecekte ikili ilişkilerin yeniden bozulmasına neden olabilecek konular olarak ilişkilerde hep masada olacaktır.” değerlendirmesinde bulundu.