Categories
Alaturka Gazetesi

İskoç Başbakan’dan Brexit’e veto kartı

LONDRA (AA) –İskoçya bölgesel hükümetinin Başbakanı ve ayrılıkçı İskoç Ulusal Partisinin (SNP) lideri Nicola Sturgeon, Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği’nden (AB) çıkış sürecini veto edebileceğini söyledi.

İngiliz yayın kurumu BBC’ye değerlendirmelerde bulunan Sturgeon, İskoçya’nın büyük çoğunlukla AB’de kalmayı tercih ettiğini hatırlatarak gerekirse İskoç parlamentosunu yasama yetkisini onaylamayarak Birleşik Krallık’ın AB’den çıkış sürecini engelleyebileceğini öne sürdü.

Sturgeon 129 sandalyeli bölgesel İskoç parlamentosunda partisini temsil eden 63 milletvekilinden Birleşik Krallık’ın AB’den çıkışına ilişkin yasama yetkisini onaylamamalarını isteyeceğini söyledi.

Sturgeon, “Eğer İskoç parlamentosu değerlendirmesini İskoçya için neyin iyi olduğuna göre yapacaksa, o zaman seçim İskoçya’nın çıkarlarına karşı bir oy vermemek yönünde olmalı. Tabii ki bu seçenek masada.” ifadelerini kullandı.

– İskoçya için bağımsızlık referandumu masada

Sturgeon dün sabah kabine toplantısının ardından Brüksel ile hızlı bir şekilde görüşmelere başlayarak İskoç halkının AB içindeki yerinin korunması için çalışacağını belirtmişti.

İskoçya’nın muhtemel bağımsızlık referandumuna da değinen Sturgeon, “Bağımsızlık referandumu, masada olması gereken, açık bir seçenek.” ifadesini kullanmıştı.

İskoçya’daki seçmenler AB referandumunda yüzde 62 oranıyla AB’de kalınması yönünde oy vermişti. Referandumda Birleşik Krallık halkının yüzde 52’si AB’den çıkış yönünde oy kullanmıştı.

Advertisements
Categories
Alaturka Gazetesi

ANALİZ – “Brexit” İngiltere’yi böler mi?

LONDRA (AA) – ASLI ARAL – İngiltere’nin “Brexit” kararının, Avrupa Birliği (AB) üyesi olarak kalmaktan yana oy kullanan İskoçya’da ikinci bir bağımsızlık referandumuna, yine birlikten yana oy veren Kuzey İrlanda’da ise ayrılıkçı eylemlerin tırmanmasına neden olması bekleniyor.

Birleşik Krallık’ta 23 Haziran Perşembe günü yapılan referandumda halkın yüzde 52’si AB’den ayrılmayı (Brexit) tercih etse de, İskoçya’da halkın yüzde 62’si, Kuzey İrlanda’da ise seçmenin yüzde 55,8’i AB üyeliğinin devamı yönünde oy verdi. AB’den ayrılık kararının ardından, özerk parlamentoların olduğu Birleşik Krallık’ın her iki bölgesinde de muhalif sesler yükselmeye başladı.

İngiliz parlamentosunda 56 milletvekili bulunan ayrılıkçı İskoç Ulusal Partisinin (SNP) lideri ve İskoç bölgesel hükümetinin Başbakanı Nicola Sturgeon referandum sonucunun kesinleştiği sabah kameraların karşısına geçerek, ikinci bir bağımsızlık referandumunun masada olduğunu söyledi. Sturgeon, “İskoçya geleceğini AB’de görüyor. İskoçya isteği dışında AB dışına çıkarılacak. Bu demokratik olarak kabul edilemez.” dedi.

Sturgeon dün ise acil kabine toplantısına başkanlık etti ve ardından yaptığı açıklamada, Brüksel ile hızlı bir şekilde görüşmelere başlayarak, İskoç halkının AB içindeki yerinin korunması için çalışacağını belirtti. Nicola Sturgeon’ın İskoçya’nın AB’de kalma isteğiyle ilgili önümüzdeki günlerde Brüksel’e gitmesi ve Avrupalı yetkilerle konuyu ele alması bekleniyor.

SNP lideri Sturgeon yeni bir bağımsızlık referandumu halinde ülkesinde bu sefer Birleşik Krallık’tan ayrılık kararı çıkacağını savunuyor. İskoçya’da 2014 yılında yapılan bağımsızlık referandumunda, Birleşik Krallık’ın parçası olarak kalmak isteyenler 10 puan farkla önde çıkmıştı. 5 buçuk milyon kişinin yaşadığı İskoçya’da yeni bir bağımsızlık referandumunun gelecek iki yıl içerisinde, Birleşik Krallık resmen AB’den ayrılmadan önce yapılabileceği tahmin ediliyor.

– Kuzey İrlanda ile İrlanda arasına sınır mı örülecek?

İskoçya’nın yanı sıra “AB’de kalalım” diyen bir diğer özerk bölge de Kuzey İrlanda oldu. Kuzey İrlanda’daki 440 bin 437 kişi “kalalım”, 349 bin 442 seçmen ise “çıkalım” dedi.

Birleşik Krallık’tan yaklaşık yüz yıl önce ayrılan en yakın komşusu İrlanda ise, referandum sonucunu yakından takip etti. İrlanda ile Birleşik Krallık arasında kuvvetli ticari ilişkiler bulunuyor. İrlanda Dış İlişkiler ve Ticaret Bakanlığı verilerine göre, iki ülke her hafta birbiriyle 1 milyar avrodan fazla ticaret yapıyor.

Birleşik Krallık ile İrlanda arasında sosyal bağlar da mevcut. İrlanda ile Birleşik Krallık’a bağlı Kuzey İrlanda arasında duvarlarla ya da tellerle örülmüş bir sınır bulunmuyor ve her gün on binlerce kişi bu sınırdan geçiş yapıyor. Sınırdan her gün kaç kişinin geçtiği kontrol olmadığı için tam bilinmese de, Dublin merkezli Uluslararası ve Avrupa İlişkileri Enstitüsü (IIEA) bu sayının günde yaklaşık 30 bin kişi olduğu tahmininde bulunuyor. İngiltere-İrlanda Ticaret Odası ise sayının çok daha fazla olduğunu ve günde en az 60 bin kişinin İrlanda ile Kuzey İrlanda arasında seyahat ettiğini öngörüyor.

İngiliz ve İrlandalılar birbirlerinin ülkesinde kolayca yaşabiliyor, çalışabiliyor ve oy verebiliyor. Örneğin kritik AB referandumunda Birleşik Krallık’ta yaşayan İrlanda vatandaşları da oy kullanabildi.

İngiltere Başbakanı David Cameron referandum kampanyası sırasında ülkesinin AB’den çıkışının İrlanda ile ilişkilere etkisini, “AB’den ayrılırsak AB üyesi olarak kalacak İrlanda ile Birleşik Krallık’ın parçası olan Kuzey İrlanda arasında bir sınır örülecek ve bu sınırda kontroller yapılmaya başlanacak?” sorusuyla anlattı.

– “İrlanda birleşsin” önerisi-

“Brexit” kararının kesinleşmesiyle basının önüne çıkan bir diğer kişi de, İrlanda Cumhuriyetçi Ordusu IRA’nın eski liderlerinden ve mevcut Kuzey İrlanda yönetimi Başbakan Yardımcısı Martin McGuinness oldu. McGuinness, Kuzey İrlanda halkının çoğunluğunun AB’de kalmaktan yana oy kullandığını, Kuzey İrlanda’nın AB üyesi olan İrlanda ile birleşmesi gerektiğini ve bunun için sandığa gidilmesi gerektiğini söyledi.

İngiliz hükümetinin Kuzey İrlanda Bakanı Theresa Villiers ise, McGuinness’in Kuzey İrlanda’nın Birleşik Krallık içerisindeki yeriyle ilgili sandığa gidilmesi talebini reddetti. 1998 yılında imzalanan “Hayırlı Cuma” anlaşmasına göre, İrlanda ile birleşme ya da Birleşik Krallık’ın parçası olarak kalmayla ilgili bir referandumun yapılması, Kuzey İrlanda’daki siyasi parti temsilcilerinin çoğunluğu onay vermedikçe mümkün olmuyor. Kuzey İrlanda bölgesel yönetiminde çoğunluğu elinden bulunduran, birlik yanlısı Demokratik Birlik Partisinin (DUP) böyle bir oylamaya olumlu bakmadığı biliniyor.

Kuzey İrlanda’da barış süreci, İngiltere ile İrlanda arasında imzalanan 1998’deki “Hayırlı Cuma” anlaşmasıyla başlamıştı. Ancak ülkede kimi zaman Birleşik Krallık yanlıları ile ayrılıkçılar arasında gerginlikler yaşanmaya devam ediyor. “Brexit” kararının da ayrılıkçıların eylemlerini artırmasından endişe ediliyor.

– Referandum sonucu üzdü

AB referandum sonucunun en çok gençleri ve Londralıları mutsuz ettiği basına yansıyor. Gençlerin yaklaşık yüzde 75’i, başkent Londra’daki seçmenlerin ise yaklaşık yüzde 60’ı AB’de kalmaktan yana oy kullandı.

Referandum sonucundan mutsuz olanlar İngiliz Parlamentosuna imza dilekçeleri veriyor ve imza kampanyaları başlatıyor. Londra’nın bağımsızlığının ilan edilmesi için imza kampanyası, AB referandumunun yinelenmesi için de İngiliz Parlamentosunun internet sitesinde online dilekçe kampanyası başlatıldı.

Londra’nın Müslüman Belediye Başkanı Sadık Han’a hitaben kaleme alınan ve binlerce kişinin imza verdiği dilekçede, Han’ın Londra’yı İngiltere’den bağımsız devlet olarak ilan etmesi ve AB’ye üye yapması çağrısında bulunuldu. Şu ana kadar 152 binden fazla kişinin imzaladığı dilekçe, Sadık Han’ın “başkan” olmasını öngörüyor.

İngiltere’de AB referandumunun yinelenmesi için başlatılan online dilekçe kampanyası için ise 2 milyondan fazla imza toplandı. İngiliz Parlamentosunun internet sitesindeki herhangi bir dilekçe 100 binin üzerinde imza topladığında, parlamentonun alt kanadı Avam Kamarasında tartışılabiliyor.

AB referandumundan çıkan “Brexit” kararı ülkenin geleceğiyle ve birlik ile ilişkileriyle ilgili birçok belirsizliği beraberinde getirirken, 65 milyon nüfuslu Birleşik Krallık’ın AB ile kuracağı ekonomik ve siyasi ilişki modelinin önümüzdeki yıllarda şekillenmesi bekleniyor. 1973 yılından bu yana AB üyesi olan Birleşik Krallık’ta 23 Haziran’da yapılan referandumda, 17 milyon 410 bin 742 kişi “AB’den ayrılalım”, 16 milyon 141 bin 241 seçmen ise “AB’de kalalım” dedi.

Categories
Alaturka Gazetesi

DERLEME İngiltere’nin AB’den ayrılma kararının yansımalarını derleyerek yayımlıyoruz. Saygılarımızla, AA

LONDRA (AA) – Birleşik Krallık’ta dün yapılan referandumda seçmenler ülkenin Avrupa Birliği’nden (AB) ayrılmasına karar verdi.

İngiltere, Galler, İskoçya ve Kuzey İrlanda’dan oluşan Birleşik Krallık’ın AB’den çıkıp çıkmamasının oylandığı referandumda, yaklaşık 33 milyon seçmen toplam 382 seçim bölgesinde sandık başına gitti.

Resmi sonuca göre, yüzde 72 katılımlı referandumda, 17 milyon 410 bin 742 kişi AB’den ayrılma yönünde oy kullanırken, 16 milyon 141 bin 241 seçmen de AB’de kalınması yönünde oy kullandı.

Buna göre halkın yüzde 51,9’u AB’den çıkılması, yüzde 48,1’i ise AB’de kalınması yönünde tercihte bulundu.

Tarihi referandumda İngiltere ve Galler’de birlikten ayrılmayı isteyen, İskoçya ve Kuzey İrlanda’da ise AB’de kalmak isteyen seçmenlerin tercihi öne çıktı.

Cameron’ın kararı, Lizbon Antlaşması’nın 50’nci maddesine bağlı olarak AB Konseyi’ne bildirmesi gerekiyor. Ülkenin birlikten ayrılma süreci, bu bildirim yapıldığında başlayacak ve taraflar ayrılığı müzakere edip bir anlaşma sağlayacak.

Anlaşma sağlandığı andan itibaren ya da bildirimden sonra en geç iki yıl içinde AB anlaşmaları İngiltere için uygulanır olmaktan çıkacak. Bu süreyi uzatma imkanı, AB ve İngiltere’nin oybirliğiyle mümkün olabilecek.

İngiliz vatandaşlarının AB ülkelerine seyahat etmek için vize almaları gerekip gerekmeyeceği ise AB ile varılacak anlaşmaya bağlı olacak. Ülke, birlikten çıkmasına karşın ortak pazarda kalmayı sürdürürse vatandaşları da AB ülkelerinde çalışmaya devam edebilecek. Ancak İngiliz hükümeti AB vatandaşlarına çalışma izni kısıtlaması getirirse kendi vatandaşlarının da AB ülkelerinde çalışmak için vize almaları gerekecek.

– Cameron görevi bırakacağını açıkladı

İngiltere’nin AB’de kalması için kampanya yürüten Başbakan David Cameron, “Ülkemizin yeni rotasında, dümende olmamın doğru olmadığını düşünüyorum.” dedi.

Cameron, dün düzenlenen AB referandumunun resmi sonuçlarının açıklamasının ardından Londra’daki Başbakanlık binası önünde yaptığı açıklamada, İngiltere’nin yanı sıra Birleşik Krallık’ı oluşturan İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’daki hükümetlerin de ülkenin çıkarları için Avrupa Birliği ile müzakere sürecine katılması gerektiğini belirterek, bu sürece hazırlanılması gerektiğini söyledi.

Ülkesinin AB’de kalması için kampanya yürüttüğünü ancak halkın başka bir yol izlemek için çok açık bir karar aldığını vurgulayan İngiliz lider, ülkenin AB dışında yoluna devam edebileceğine inandığını söyleyerek, şöyle konuştu:

“Ülkeyi bu yola sokacak taze bir liderliğe ihtiyaç var. Ülkeyi sonraki hedefine taşıyacak kaptan olarak kalmaya çalışmayı doğru bulmuyorum. Başbakan olarak önümüzdeki haftalarda ve aylarda gemiyi sabit tutmak için elimden gelen her şeyi yapacağım. Bir istikrar döneminin, sonrasında ise yeni bir liderliğin gerekli olduğunu düşünüyorum. Bugün için kesin bir zaman çizelgesine gerek yok. Bugün kesin bir takvim vermeye gerek yok ancak bence ekim ayındaki Muhafazakar Parti kongresinde yeni bir başbakana sahip olmayı hedeflemeliyiz.” diye konuştu.

– Muhalefet liderine güven oylaması talebi

İngiltere’de ana muhalefetteki İşçi Partisi’nin lideri Jeremy Corbyn, Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği’nden (AB) ayrılma kararı almasının ardından, “AB’den ayrılmamız için müzakerelerin başlatılması kapsamında Lizbon Antlaşması’nın 50. maddesinin derhal yürürlüğe girmesi gerekiyor.” diye konuştu.

“Önümüzdeki günler zor geçecek” diyen Corbyn, AB ile yapılacak müzakerelerde, işlerin ve çalışma koşullarının korunması için ellerinden geleni yapacaklarını söyledi.

Corbyn, bir gazetecinin, “İstifa edecek misiniz?” sorusuna, “Hayır. AB ile ilgili birçok eleştiriye maruz kaldım. Sonucu kabul ediyoruz, yolumuza devam edeceğiz.” dedi.

Öte yandan İşçi Partili bazı muhalif vekiller de liderleri Corbyn hakkında güven oylaması teklifinde bulundu. İşçi Partili vekiller Margaret Hodge ile Ann Coffey, İşçi Partisi’nin Parlamento Başkanı John Cryer’a gönderdikleri mektupta, önümüzdeki hafta Jeremy Corbyn hakkında güven oylamasına gidilmesi taleplerini iletti.

– Johnson ve Gove

Referandum sürecinde Birleşik Krallık’ın AB’den ayrılması gerektiğini savunan ve “Ayrılığa Oy Ver” kampanyasının başını çeken Muhafazakar Partili siyasiler, eski Londra Belediye Başkanı Boris Johnson ve İngiltere Adalet Bakanı Michael Gove, referandum sonucuna ilişkin basın toplantısı düzenledi.

Johnson, birlikten ayrılma kararının halkın kararı olduğuna işaret ederek, AB’den ayrılma sürecinin başlaması dışında, kısa vadede hiçbir değişikliğin yaşanmayacağını vurguladı.

Hiçbir şeyin aceleye getirilmemesi gerektiğini belirterek, AB’ye üye ülkelerin birlikten çıkışını düzenleyen Lizbon Antlaşması’nın 50. maddesinin yürürlüğe girmesine gerek olmadığını söyleyen Johnson, “Yurt içinde ya da yurt dışında olanlar endişelenmesin, bu, Birleşik Krallık’ın bölündüğü ya da daha az Avrupalı olduğu anlamına gelmiyor. Sırtımızı Avrupa’ya dönemeyiz, Avrupa’nın bir parçasıyız.” dedi.

Bu arada Johnson, kampanyanın merkezine gitmek üzere Londra’daki evinden çıktığı sırada bazı vatandaşlar tarafından yuhalandı.

Adalet Bakanı Michael Gove da AB ile müzakereler devam ederken, ticaret ilişkilerinin mevcut durumunu koruyacağını savunarak, “Biz her zaman açık, kapsayıcı, hoşgörülü ve eli açık bir ulus olduk. Şimdi bu açıklığı daha ileri taşımak için yeni bir şansımız var. Serbest ticarete ve işbirliğine dayalı olarak Avrupalı komşularımızla daha pozitif ve güçlü ilişki kurabiliriz.” dedi.

– Farage’dan “Bağımsızlık günü” talebi

AB ve göçmen karşıtı görüşleriyle bilinen ve birlikten ayrılık yönünde kampanya yürüten Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisinin (UKIP) lideri Nigel Farage, “İlk yapmamız gereken şey, Brexit’e bağlı bir hükümete sahip olmak. Bu, kilit bir konu.” dedi.

AB ile çıkış müzakerelerinin mümkün olan en kısa sürede başlatılması gerektiğini ifade eden Farage, “AB ölüyor. Gelecekte umarım birlikte hareket eden, işbirliği yapan bağımsız Avrupa ülkelerini görürüz. AB’den ayrılma müzakerelerini bir an önce başlatıp yeniden küresel bir aktöre dönüşmeliyiz. 23 Haziran’ı resmi tatil ilan edip ‘bağımsızlık günü’ olarak adlandırmalıyız.” diye konuştu.

– İskoçya ve Kuzey İrlanda

İskoçya bölgesel yönetiminin Başbakanı Nicola Sturgeon, yeni bir bağımsızlık referandumu için yasal hazırlık yapacaklarını, “ikinci bir referandumun masada olduğunu” söyledi.

Referandum sonucundan duyduğu üzüntüyü dile getiren Sturgeon, “İskoçya geleceğini AB’de görüyor. İskoçya isteğimiz dışında AB dışına çıkarılacaktır. Bu demokratik olarak kabul edilemez.” dedi.

İskoç kabinesinin yarın bir araya geleceğini ve bir sonraki adımı görüşeceğini kaydeden Sturgeon, AB’de kalmak için tüm seçenekleri değerlendireceklerini ifade etti.

Kuzey İrlanda’daki ayrılıkçı Sinn Fein Partisi adına açıklamada bulunan Kuzey İrlanda Başbakan Yardımcısı Martin McGuinness de Brexit kararının ardından, İrlanda ve Kuzey İrlanda’nın birleşmesi için referandum düzenlenmesi çağrısında bulundu. Parti, Birleşik Krallık’ın AB’den çıkmasıyla, bu ülkenin Kuzey İrlanda halkının çıkarlarını temsil etme yetkisinden mahrum kalacağını bildirdi.

– Referandumun ekonomik yansımaları

İngiltere Maliye Bakanı George Osborne, G-7 ülkelerindeki mevkidaşları ile görüşerek İngiltere’nin AB’den çıkış kararının piyasalara olan yansımasına ilişkin bilgi verdi.

Sürecin İngiltere Hazine Bakanlığı ve İngiltere Merkez Bankası (BoE) tarafından yakında izlendiğini kaydeden Osborne, “G-7 ülkelerinin merkez bankaları, piyasaların işleyişini desteklemek amacıyla yeterli likidite desteğinin sağlanması konusunda gerekli adımları attı.” ifadesini kullandı.

Osborne, “Zorlu bir kampanyaydı. Benim arzu ettiğim sonuç çıkmadı. Fakat Britanya halkının kararına saygı duyuyorum. Bu sürecin işlemesi için elimden geleni yapacağım.” şeklinde konuştu.

– Acil durum planı uygulamada

İngiltere Merkez Bankası Başkanı Mark Carney, bankanın mali istikrarı sağlamak için gerekli tüm adımları atmaya hazır olduğunu belirtti.

Carney, yeni dönemde kaçınılmaz olarak birtakım belirsizliklerin oluşacağını belirterek, “İngiltere Merkez Bankası kapsamlı acil durum planını uygulamaya koymuştur. Bankamız önümüzdeki günlerde ekonomik koşulları değerlendirecektir.” dedi.

İngiltere Merkez Bankasının yaklaşık 250 milyar sterlin seviyesinde ek likidite sağlayabileceğini belirten Carney, İngiliz bankalarının daha önceki stres testlerini geçtiğini hatırlatarak, bankaların dirençli olduğunu vurguladı. Bankanın gerekli durumlarda ek döviz likiditesi de sağlayabileceğini belirten Carney, “İlerleyen zamanda gerekli görülen her türlü adımı atmakta tereddüt etmeyeceğiz.” ifadesini kullandı.

Referandumda ilk açılan sandıklardan itibaren İngiliz sterlini gece boyu oynaklığını sürdürdü. Referandumun ardından İngiliz sterlini son 31 yılın en düşük seviyesini gördü. Sabah saatlerinde İngiliz sterlini ABD doları karşısında yüzde 9,88 oranında değer kaybederek 1,3408 seviyesine geriledi.

Güne sert düşüşle başlayan Londra Borsası’nda FTSE 100 endeksi, yaklaşık yüzde 3,15 düşüşle kapandı.

İngiltere’nin önde gelen bankaları Barclays, RBS ve Lloyds Banking’in hisseleri de yüzde sert bir şekilde düştü.

Öte yandan İngiltere’de yaklaşık 15 bin kişiye istihdam sağlayan Airbus’tan yapılan açıklamada şirketin gelecek dönemde İngiltere’deki yatırım stratejisini yeniden değerlendireceği belirtildi.

– Moody’s ve Standard & Poor’s

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s İngiltere’nin AB’den ayrılma kararının ülkenin kredi notu için negatif olduğunu açıkladı.

Kredi derecelendirme kuruluşundan yapılan açıklamada, “İngiltere’nin AB’de ayrılması ülkenin ekonomik ve mali performansı üzerindeki belirsizliklerin uzamasına neden olarak baskı oluşturacak. Karar İngiltere’nin kredi notu ve derecelendirilen diğer kuruluşlar için kredi negatif etki gösterecektir.” ifadeleri kullanıldı.

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standard & Poor’s’tan yapılan açıklamada ise İngiltere’nin “AAA” olan kredi notunu kaybedebileceği belirtildi.

– Londopendence

Referandumda yaklaşık yüzde 60 oranında birlikte kalma yönünde oy kullanılan başkent Londra’nın bağımsızlık ilan etmesi (Londopendence) için imza kampanyası başlatıldı.

Londra’nın Müslüman Belediye Başkanı Sadık Han’a hitaben kaleme alınan, binlerce kişinin imza verdiği dilekçede, Han’ın, Londra’yı İngiltere’den bağımsız devlet olarak ilan etmesi ve AB’ye üye yapması çağrısında bulunuldu. Şu ana kadar 27 binden fazla kişinin imzaladığı dilekçe, Sadık Han’ın “başkan” olmasını öngörüyor.

– Brexit futbolu da vuracak

Dünyanın en prestijli liglerinden biri kabul edilen Premier Lig’de Bosman kurallarına göre çalışma iznine ihtiyacı olmayan AB üyesi ülkelerin futbolcuları, ülke AB’den çıktıktan sonra transfer süreçleri farklı bir zeminde ilerleyecek. Adada çeşitli liglerde forma giyen ve AB referandumunun sonuçlarından etkilenecek 400’den fazla futbolcu var.

Premier Lig, Championship ve İskoçya Birinci Ligi’nde kriterleri karşılayamayan AB üyesi ülkelerden toplam 332 futbolcu var. İngiltere Championship’te mücadele eden 180 futbolcudan sadece 23’ü çalışma vizesi alabilecek durumda bulunurken, İskoçya’da ise 50’den fazla futbolcunun tamamı kriterlere takılıyor.

Sterlinin değer kaybetmesi de kulüpleri transfer dönemlerinde daha dikkatli düşünmek zorunda bırakacak.

Büyük bütçeli transferlerle kadrosunu güçlendirmek isteyen İngiliz kulüpleri, sterlinin değer kaybı nedeniyle bonservis öderken kasasından daha fazla para çıkmasını göze alacak.

Sterlinin değer kaybının sevindireceği bir kesim de yabancı yatırımcılar olacak. İlerleyen dönemde yabancı yatırımcıların satın aldığı kulüp sayısı artabilir.

Categories
Alaturka Gazetesi

İngiltere’de anketler yine yanıttı

LONDRA (AA) – İngiltere dünkü referandumla Avrupa Birliği’nden (AB) ayrılma sürecine girerken, anket şirketleri 2014’ten bu yana 3. büyük yenilgilerini aldı.

İngiltere’de şubat ayında başlayan referandum sürecinde anketler uzun süre ibreyi küçük bir farkla AB’de kalınmasından yana gösterdi. Anketlerde yaşanan ender kırılmalarda ise AB’de kalınmasından yana olanların farkı yüzde 20’ye kadar çıkarabildiği görülüyordu.

Ipsos Mori’nin 16 Mayıs tarihli anketinde AB yanıları yüzde 55, ayrılıkçılar yüzde 37 olarak tespit edilirken, ORB’un 22 Mayıs tarihli anketi AB yanlılarını yüzde 58, ayrılıkçıları yüzde 38 olarak gösteriyordu.

İngiliz basınına, dünkü tarihi oylama başlamadan hemen önce yansıyan Ipsos Mori anketi ise AB’de kalma yanlılarını yüzde 52’ye 48 önde gösterdi.

Anketlerin yarattığı hava, AB’den ayrılma yönünde güçlü bir kampanya yürüten sağcı Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi (UKIP) lideri Nigel Farage’ı yenilgiyi kameralar önünde kabul etmeye sevk etti. Farage, AB’de referandumdan AB’de kalma yanlılarının kıl payı önde çıkacak gibi göründüğünü açıkladı.

Ancak bugün sabah saatlerinde netleşen referandum sonuçları, son anketin tam tersi yönde bir neticeyi ortaya koydu. İngilizler yüzde 52’ye yüzde 48 ile AB’den ayrılma yönünde oy kullandı.

– İlk hezimet İskoçya referandumu

AB referandumu anket şirketlerinin İngiltere’de son 2 yılda yaşadığı 3. büyük hezimet olarak değerlendiriliyor. Anket şirketleri, 2014’te yapılan İskoçya bağımsızlık referandumunda sandığa yansıyan 10 puanlık farkı öngörememiş, David Cameron liderliğinde Muhafazakar Partinin tek başına iktidar çıkardığı 2015 genel seçimlerinin ise koalisyon getireceği tahmininde bulunmuştu.

İskoçya’da 18 Eylül 2014’te yapılan bağımsızlık oylamasından 10 gün önce YouGov, yüzde 51’ye 49 ile ayrılma yönünde karar çıkacağı tahmininde bulunurken, oylamaya birkaç gün kala yapılan anketler İngiltere ile birliği korumaktan yana olanları yüzde 4-6 oranında önde göstermişti. Ancak İskoçya referandumunda İngiltere’ye bağlı kalmayı seçenlerin oranı yüzde 55,3’ü bulurken, ayrılıkçılar ise yüzde 44,7’de kalmıştı.

Mayıs 2015’te gerçekleştirilen genel seçimde de anketler, Muhafazakar Partinin alacağı oyu yaklaşık 5 puan daha düşük göstermiş, seçimin sonucunda hiçbir partinin tek başına iktidara gelecek çoğunluğu sağlamayacağı öngörüsünde bulunmuştu. Ancak seçimden zaferle çıkan Cameron liderliğindeki Muhafazakar Parti tek başına iktidara gelmişti.

Anketlerin son olarak dünkü AB referandumunda sergilediği performans, İngiltere’de anket şirketlerini hedef tahtasına yerleştirdi. Anket şirketlerinin kullandıkları yöntemler bir kez daha tartışma konusu haline geldi.

Referandum sürecinde telefonla gerçekleştirilen anketler ile internet üzerinden yapılanlar arasındaki farklara dikkat çekilmişti. Bağımsız uzmanlar şirketlerin seçtikleri örneklemleri sorguluyor. Uzmanlar, anket şirketlerinin İngiltere toplumunu temsil eden gerçek bir örneklem çıkaramadığını ve daha ziyade ulaşabildikleri kişilerle görüşmeyi tercih ettiklerini belirtiyor.

Uzmanlara göre, bazı anket şirketleri örneklem hatasına ilaveten kararsız oyları dağıtırken bilimsellikten uzak davranıyor.

Bazı anket şirketlerinin politik görüşlerini araştırmalarına karıştırdığı ve manipülasyona yöneldiği da İngiltere’de giderek yayılan bir inanç.

Categories
Alaturka Gazetesi

Brexit endişesi İrlanda pasaportuna talebi artırdı

LONDRA (AA) – Avrupa Birliği (AB) üyeliğini referanduma götürmeye hazırlanan Birleşik Krallık’ta “hayır” cephesinin kazanması durumunda AB vatandaşlığı haklarından mahrum olmak istemeyenler İrlanda pasaportu almaya çalışıyor. Birleşik Krallık’ta, AB üyesi İrlanda’nın pasaportu almak için başvuranların sayısı nisan ayında yüzde 42 arttı.

İngiltere, İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’dan oluşan Birleşik Krallık’ta, 23 Haziran’da yapılacak AB referandumu öncesinde İrlanda vatandaşlığına talep yoğunlaştı.

İngiliz Sky News televizyonunun haberine göre, pasaport başvurularındaki artış İrlanda Dışişleri Bakanlığı tarafından da doğrulandı.

Haberde açıklamalarına yer verilen İrlanda Dışişleri Bakanı Charlie Flanagan, “Başvurularda daha önce görülmemiş bir sayıya erişildi. Pasaport dairesinde 200’den fazla geçici görevlendirme yaptık.” dedi.

Referandum ile pasaport başvuruları arasında doğrudan bir bağ kurmaya yetecek bir kanıtın ellerinde olmadığını belirten Flanagan, “Ancak fiilen, İrlanda pasaportuna ve İrlanda vatandaşlığına talep yükselmiş durumda.” diye konuştu.

Birleşik Krallık’tan İrlanda pasaportu almak için yapılan başvuruların sayısı 2015’in ilk 6 ayında 1.518 iken, 2016’nın aynı döneminde bu sayı yüzde 25 artarak 1.901 oldu. En büyük artış da referandum kampanyasının başladığı nisan ayında gerçekleşti. Nisan 2015’te 695 olan başvuru sayısı bu yılın aynı döneminde yüzde 42 artarak 987’ye çıktı.

Üç kuşak öncesine kadar ebeveynleri arasında İrlanda vatandaşı bulunanalar bu ülkenin vatandaşlığına geçebiliyor.

Birleşik Krallık’ın diğer unsurlarından farklı olarak Kuzey İrlandalılar diledikleri zaman İrlanda vatandaşlığına geçebiliyor.

Birleşik Krallık’ta halk “Birleşik Krallık AB üyesi olarak kalmalı mı, yoksa AB’den ayrılmalı mı?” sorusunu yanıtlamak üzere sandık başına gidecek. Referandumda ayrılık (Brexit) yönünde bir sonuç çıkması durumunda Birleşik Krallık’ta çalışan AB vatandandaşları gibi, AB ülkelerinde çalışan Birleşik Krallık vatandaşları da bu haklarını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya.

Categories
Alaturka Gazetesi

Trump, Birleşik Krallık’ı ziyaret edecek

LONDRA (AA) – ABD’de Cumhuriyetçi Parti başkan aday adayı iş adamı Donald Trump, Birleşik Krallık’ta 23 Haziran’da yapılacak Avrupa Birliği (AB) referandumunu takip eden günde bu ülkeyi ziyaret edecek.

Trump, İskoçya’ya yapacağı ziyareti çerçevesinde, 200 milyon sterlin yatırım yaptığı golf tesisinin açılışını gerçekleştirecek.

Konuya ilişkin yazılı açıklama yapan Trump, “Devasa 200 milyonluk yatırımın ardından dünyanın en büyük tesislerinden biri olan Turnberry’nin açılacak olması heyecan verici. Sahibi benim ve gurur duyuyorum. Bu büyük sitenin 24 Haziran’daki resmi açılışına katılmak için sabırsızlanıyorum” ifadelerini kullandı.

Öte yandan İngiltere Başbakanı David Cameron’ın Trump’la görüşmek için herhangi bir planının bulunmadığı belirtildi. Başbakanlıktan yapılan açıklamada, “Adaylar ülkeye (Birleşik Krallık) sıkça gelir. Bu temelde onlarla görüşmekten memnuniyet duyarız. Şimdilik (Cameron’ın Trump’la bir araya gelmesi) görüşme için karar verilmiş günler yok. Resmi temasta bulunulmadı.” ifadeleri kullanıldı.

Seçim kampanyasında, Müslümanların ABD’ye seyahat etmelerinin yasaklanması önerisinde bulunan Trump, bu ifadelerinden ötürü İngiltere Başbakanı David Cameron başta olmak üzere, Birleşik Krallık’ta bazı kesimlerin tepkisini çekmişti. Cameron, Trump’ın önerisini, “aptalca, bölücü ve yanlış” olarak tanımlamış, ABDli iş adamının Birleşik Krallık’a girişinin yasaklanması talebiyle başlatılan imza kampanyasına da 500 binden fazla kişi destek vermişti.

Birleşik Krallık halkı 23 Haziran Perşembe günü, “Birleşik Krallık AB üyesi olarak kalmalı mı, yoksa AB’den ayrılmalı mı?” sorusunu yanıtlamak üzere sandık başına gidecek.

Categories
Alaturka Gazetesi

Birleşik Krallık’ta seçim

LONDRA (AA) – Birleşik Krallık’ta seçmenler, geçen mayıs ayında düzenlenen genel seçimden sonraki en kapsamlı oylama için bugün sandık başına gidiyor.

Birleşik Krallık genelinde 45 milyon kayıtlı seçmen, İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda bölgesel parlamentolar, İngiltere’de 124 birimde belediye meclisi ve Londra, Bristol, Liverpool ve Salford’da da belediye başkanlığı seçimleri için bugün yerel saatle 07.00’de oy kullanmaya başladı.

İngiltere, Galler ve Kuzey İrlanda’da 18 yaşın, İskoçya’da ise 16 yaşın üzerindeki vatandaşlar yerel saatle 22.00’ye kadar oy verebilecek.

– Londra belediye başkanlığı

Londra, 1998’de yapılan yerel referandumun ardından 2000’de yürürlüğe giren özel bir yasayla yönetiliyor.

Bölgesel yönetim niteliğindeki Londra, belediye başkanının yetki ve sorumluk alanı olarak ülkedeki diğer belediyelerden ayrılıyor. Kentte ekonomik kalkınma, toplu taşıma, otoyollar, itfaiye, yapılaşma ve stratejik planlamanın yanı sıra güvenlik belediye başkanının sorumluluğunda. Yaklaşık 60 bin personeli bulunan Metropolitan Polis, belediye başkanına bağlı çalışıyor.

Bugünkü seçimle belediye başkanını denetlemekten sorumlu 25 kişilik kent meclisi de belirlenecek.

Londra, 9 milyona yaklaşan nüfusuyla İngiltere’nin toplam gayrisafi milli hasılasının neredeyse 4’te 1’ini sağlıyor. Londra belediyesinin bütçesi de yıllık 17 milyar sterlin (yaklaşık 70 milyar TL).

Londra’da belediye başkanlığı için yürütülen yarış, hükümetteki Muhafazakar Parti’nin adayı Zac Goldsmith ile ana muhalefetteki İşçi Partisi’nin Müslüman adayı Sadık Khan arasında geçecek.

Başkanlık koltuğu için Goldsmith ve Khan’ın yanı sıra Yeşil Parti’den Sian Berry, Liberal Demokrat Parti’den Caroline Pidgeon, Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi’nden (UKIP) Peter Whittle ve Respect Partisi’nden George Galloway’in da aralarında bulunduğu 12 aday yarışıyor.

– Bölgesel parlamentolar

Birleşik Krallık’ta merkezi hükümet Londra’dayken İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’nın ise bölgesel parlamentoları ve hükümetleri bulunuyor. Bölgesel partiler genel seçimler yoluyla Birleşik Krallık parlamentosunun alt kanadı Avam Kamarasında da temsil ediliyor.

İskoçya’daki bölgesel parlamento seçiminde, halen parlamentoda 69 sandalyeyle çoğunluğu elinde bulunduran Nicola Sturgeon liderliğindeki bağımsızlık yanlısı İskoç Ulusal Partisi’nin yeni bir zafer kazanması bekleniyor.

İskoçya seçimlerinde parlamentoda 37 sandalyesi olan İşçi Partisi ile 15 sandalyesi bulunan Muhafazakar Parti’nin performansları izlenecek. Birleşik Krallık’ta iktidardaki Muhafazakar Parti ile ana muhalefetteki İşçi Partisi’nin İskoçya şubesi konumundaki iki partinin başarıları veya başarısızlıkları, muhafazakar Başbakan David Cameron ile muhalefet lideri Jeremy Corbyn’in hanelerine yazılacak.

Galler’de ise 60 sandalyeli mecliste İşçi Partisi 30 sandalyeyle çoğunluğu elinde bulunduruyor. Onu 14 sandalyeyle Muhafazakar Parti ve 11 sandalyeyle bağımsızlık yanlısı Plaid Cymru takip ediyor. Galler’de Liberal Demokrat Parti de 5 milletvekiline sahip.

İktidarın ayrılıkçı Katolikler ile Birleşik Krallık ile birlik yanlısı Protestanlar arasında paylaşıldığı Kuzey İrlanda da bugün 108 sandalyeli meclisini seçecek. Meclisteki en büyük iki partiden ayrılıkçı Sinn Fein 29, birlik yanlısı Demokratik Birlik Partisi ise 38 sandalyeye sahip. Seçimin Kuzey İrlanda’daki dengeleri değiştirmesi beklenmiyor.

Categories
Alaturka Gazetesi

Birleşik Krallık’ta “Süper Perşembe”

LONDRA (AA) – Birleşik Krallık’ta seçmenler genel seçimlerden sonraki en kapsamlı oylama için yarın sandık başında olacak.

Birleşik Krallık’ta İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda bölgesel parlamentolar için sandık başına giderken, İngiltere’de 124 birimde belediye meclisi, Londra, Bristol, Liverpool ve Salford’da da belediye başkanlığı seçimleri gerçekleştirilecek.

Birleşik Krallık genelinde 45 milyon kayıtlı seçmenin sandık başına gideceği seçim günü “Süper Perşembe” olarak nitelendiriliyor. İngiltere, Galler ve Kuzey İrlanda’da 18 yaşın, İskoçya’da ise 16 yaşın üzerindeki vatandaşlar yarın yerel saat ile 07.00’den 22.00’ye kadar oy kullanabilecek.

– “Türk” başkan gidiyor, Müslüman başkan ufukta

Belediye başkanının 4 yıllık bir süreyle görev yaptığı Londra’da son 2008’den bu yana görevi Boris Johnson yapıyor. Türk kökenli Johnson, Damat Ferit Paşa hükümetinde İçişleri Bakanlığı yapan Ali Kemal Bey’in torununun oğlu. Londra belediye başkanlığı için yarışan 12 aday içinde anketlere göre önde giden ise Pakistan kökenli Müslüman aday Sadık Khan.

Londra’da yarış hükümetteki Muhafazakar Partinin adayı Zac Goldsmith ile Khan arasında geçecek. Anketler, Sadık Khan’ın yarışı 10 puana yakın bir farkla önde götürdüğünü gösteriyor.

Adayların seçim kampanyalarında üzerinde en çok durulan konuyu, kentteki konut sıkıntısı oluşturuyor. Yeterli konut arzının olmadığı Londra’da, uzmanlar, ortalama İngiliz vatandaşının ev sahibi olmasının zorlaştığını söylüyor. Uzmanlar, kentte emlak fiyatlarının hızlı artışında yabancı yatırımcıların emlak piyasasına gösterdiği ilginin önemli bir etken olduğu görüşünde. Yüksek kiralar ve hayat pahalılığı nedeniyle de giderek artan sayıda İngiliz, başkentin dışında bir yaşam kurmayı tercih ediyor.

Muhafazakar aday Goldsmith’in seçmene birinci vaadi yılda 25 bin düzeyinde olan yeni konut üretimini 2020 itibariyle iki katına çıkarmak.

Müslüman aday Khan da Londra’da emlak satışında yabancı yatırımcılara değil, kentte yaşayanlara öncelik vereceği vaadinde bulunuyor. Khan’ın bir diğer önemli vaadi de kentte toplu ulaşım ücretlerini 4 yıl boyunca dondurmak.

Geçen hafta Başbakan David Cameron’ın radikal çevreler ile ilişki içinde olmakla suçladığı Khan’ın seçim broşüründeki önemli bir madde de aşırılık ile mücadele. Kendisini “Aşırılıkla mücadele edecek İngiliz Müslüman” olarak tanımlayan Khan, “aşırı akımların tehdidi altındaki” Londralıların güvenliğinin birinci önceliği olacağını vurguluyor.

– İlginç adaylar

İngiliz siyasetinin nevi şahsına münhasır karakterlerinden George Galloway de Londra belediye başkanlığına aday. Uzun yıllar İşçi Partisin milletvekilliği yaptıktan sonra 2003’te partiden atılan Galloway, seçime genel başkanı da olduğu Respect (Saygı) Partisi’nin adayı olarak giriyor. Galloway seçmenlere, “Londra bir dünya kenti, belediye başkanı da büyük bir karakter olmalı, bir hesap makinesi veya bir robot değil.” mesajını veriyor.

Londra belediye başkanlığı için yarışan en ilginç aday ise 79 yaşındaki Lee Harris. Harris, kendi kurduğu “Esrar Alkolden Evladır” adlı partiyle seçime giriyor. Harris, doğal uyuşturucu kullanımının faziletlerine ayırdığı seçim broşürünün sonunda kentteki ulaşım ve konut sorunlarına tek cümleyle değiniyor.

Aşırı sağ akımlar Londra belediye başkanlığı seçimine 3 parti ile giriyor. Britanya Ulusal Partisi, Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi ve Önce Britanya Partisinin adaylarının ortak mesajı kentteki yabancı nüfusun sınırlandırılması.

Kadının Eşitliği Partisi adayı olarak seçime giren Sophie Walker’ın temel seçim vaadi Londra’da kadınlar ile erkekler arasındaki ücret farkını ortadan kaldırmak. Kentte geçen yıl kadınların erkeklerden 70 milyon sterlin (yaklaşık 300 milyon TL) daha az kazandığını vurgulayan Walker, kadınlara esnek çalışma, adil terfi ve eşit ücret vaat ediyor. Kentte yılda ortalama 4 bin tecavüz ve 70 bin aile içi şiddet vakası yaşandığını belirten Walker, kadınlara daha fazla güvenlik ve adalet sözü de veriyor.

-Londra belediye başkanının yetkileri

Londra, 1998’de yapılan yerel referandumun ardından 2000’de yürürlüğe giren özel bir yasayla yönetiliyor.

Bölgesel yönetim niteliğindeki Londra, belediye başkanının yetki ve sorumluk alanı itibari ile ülkedeki diğer belediyelerden ayrılıyor. Kentte ekonomik kalkınma, toplu taşıma, otoyollar, itfaiye servisleri, yapılaşma ve stratejik planlamanın yanı sıra güvenlik de belediye başkanının sorumluluğunda. Yaklaşık 60 bin personeli bulunan Metropolitan Polis belediye başkanına bağlı çalışıyor.

Yarın yapılacak seçimle, belediye başkanını denetlemekten sorumlu 25 kişilik kent meclisi de belirlenecek.

Londra 9 milyona yaklaşan nüfusu ile İngiltere’nin toplam gayrisafi milli hasılasının neredeyse 4’te 1’ini sağlıyor.. Londra belediyesinin bütçesi de yıllık 17 milyar sterlin (yaklaşık 70 milyar TL).

– Bölgesel parlamentolar

Birleşik Krallık’ta merkezi hükümet Londra’dayken İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’nın ise bölgesel parlamentoları ve hükümetleri bulunuyor. Bölgesel partiler genel seçimler yoluyla Birleşik Krallık parlamentosunun alt kanadı Avam Kamarasında da temsil ediliyor.

İskoçya’daki bölgesel parlamento seçiminde, halen parlamentoda 69 sandalye ile çoğunluğu elinde bulunduran Nicola Sturgeon liderliğindeki bağımsızlık yanlısı İskoç Ulusal Partisinin yeni bir zafer kazanması bekleniyor.

İskoçya seçimlerinde parlamentoda 37 sandalyesi olan İşçi Partisi ile 15 sandalyesi bulunan Muhafazakar Partinin performansları izlenecek. Birleşik Krallık’da iktidardaki Muhafazakar Parti ile ana muhalefetteki İşçi Partisi’nin İskoçya şubesi konumundaki iki partinin başarıları veya başarısızlıkları, muhafazakar Başbakan David Cameron ile muhalefet lideri Jeremy Corbyn’in hanelerine yazılacak.

Galler’de ise 60 sandalyeli mecliste İşçi Partisi 30 sandalye ile çoğunluğu elinde bulunduruyor. Onu 14 sandalye ile Muhafazakar Parti ve 11 sandalye ile bağımsızlık yanlısı Plaid Cymru takip ediyor. Galler’de Liberal Demokrat Parti de 5 milletvekiline sahip.

Yarın yapılacak seçimde İşçi Partisinin çoğunluğu muhafaza edeceği, 3. sıradaki Plaid Cymru’nun ise Muhafazakar Parti’yi geçerek ana muhalefet olacağı tahmin ediliyor. İşçi Partisi Galler’de de Birleşik Krallık’taki ana muhalefet partisinin şubesi niteliğinde.

İktidarın ayrılıkçı Katolikler ile Birleşik Krallık ile birlik yanlısı Protestanlar arasında paylaşıldığı Kuzey İrlanda da yarın 108 sandalyeli meclisini seçecek. Meclisteki en büyük iki partiden ayrılıkçı Sinn Fein 29, birlik yanlısı Demokratik Birlik Partisi ise 38 sandalyeye sahip. Yarın yapılacak seçimin Kuzey İrlanda’daki dengeleri değiştirmesi beklenmiyor.