Kategoriler
Kültür Sanat

Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu üyeleri Edirne'de

EDİRNE (AA) – Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu Başkan Vekili Prof. Dr. İskender Pala, Edirne'de kültür sanat faaliyetleri konusunda sivil toplum örgütleri, resmi makamlar ve yerel yönetimlerin duyarlılığının kendilerini memnun ettiğini bildirdi.

Kurul üyeleri, Selimiye Camisi, Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi, Hıdırlık Tabyası, Trakya Üniversitesi Karaağaç Yerleşkesi'ndeki Şerbet Evi ve yerleşke içerisindeki müzeleri ziyaret etti.

Prof. Dr. İskender Pala, ziyaretlerin ardından AA muhabirine yaptığı açıklamada, Edirne'de kültür sanat eksenli bir ziyarette bulunduklarını belirtti.

Edirne Valiliği ev sahipliğinde bugün dördüncü toplantıyı gerçekleştirdiklerini ifade eden Pala, "Çok verimli geçen toplantıydı. Edirne'nin sahip olduğu kültürel ve tarihsel zenginlik bir yana gerek yöneticilerinin gerek kültür sanat aktörlerinin düşünceleri, geleceğe yönelik idealleri, yapmak için planladıkları projeleri hepsi bizim için değerli ve önemli olduğu otaya çıktı." diye konuştu.

Kurulun Edirne'ye destek vereceğini anlatan Pala, şunları kaydetti:

"Sayın Valimizin ev sahipliğinde çok verimli bir toplantının ardından hepimiz Edirne'nin bilindiğinden daha da zengin bir kültür ve sanat alt yapısına sahip olduğunu, bunların ilerleyen zamanlarda zenginlik halinde şehre yansıtılması gerektiğinde şehrin bütün eşrafının, yerel yöneticilerinin ve merkezi iradenin el birliğiyle bunu başarabileceğini gördük. Birtakım fikir teatileri oldu. Neler yapılabileceğini müzakere ettik. Toplantılar dolayısıyla da Edirne'deki kültür, sanata ilişkin gerek sivil toplum örgütleri gerek resmi makamlar gerekse yerel yönetimlerin duyarlılığını görmek sevindirici. İleriye dönük ne yapılacaksa biz Edirne'nin yanında olacağız."

– "Her ay bir toplantı"

Edirne'nin tarih ve kültür açısından önemli bir şehir olduğunu dile getiren Pala, "Sayın Valimize de bu sözü verdik. Bizim de Edirne ile ilgi herhangi bir geliştirilmesi gereken fikrimiz, düşüncemiz, projemiz olursa onu uygulayabileceğimize de kanaat getirdik." dedi.

Edirne Valisi Ekrem Canalp ile kültür, sanatın kalkınmasına destek veren yerel yöneticilere teşekkür eden Pala, "Anadolu'muzun zenginliklerini yerelden evrensele taşımak için yaptığımız ziyaretlerin bu dördüncüsüydü, her ay bir toplantımızı bir başka vilayette yapıyoruz. Edirne daha başlangıçtan itibaren aklımızdaydı ama gelmekte gecikmediğimizi, bundan sonra da belki tekrar gelmemiz gerektiğini anladık." şeklinde konuştu.

Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu Başkan Vekili Prof. Dr. İskender Pala, Kurul üyeleri Fecir Alptekin, Prof. Dr. Ümit Meriç, Mehmet Özçay, Hülya Koçyiğit Soydan ile H. Hümeyra Şahin'in yer aldığı ziyaretlere Vali Canalp ve Trakya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erhan Tabakoğlu da eşlik etti.

Kategoriler
Alaturka

1st International Eurasia Book Fair ends

<p>By Musa Alcan</p> <p>ISTANBUL (AA) – The first edition of International Eurasia Book Festival has ended Sunday in Istanbul, bringing together many national and foreign publishing houses.</p> <p>The festival, of which Anadolu Agency is the global communication partner, is supported by Turkey's Culture and Tourism Ministry, Ministry of National Education, Turkish broadcaster TRT and the Istanbul Chamber of Commerce.</p> <p>“We will start our preparations for the next year's fair by Monday,” said Emrah Kisakurek, chairman of an Istanbul-based press association, speaking at the last day of the fair.</p> <p>Historian Erhan Afyoncu, Iskender Pala, Ustun Inanc and Gurbuz Azak were among the authors who attended the fair.</p> <p>The first edition of International Eurasia Book hosted more than 200 publishing houses from 70 countries.</p> <p>The publications of Anadolu Agency drew attention during the fair.</p> <p>The nine-day fair started on Feb. 23 was held under the theme A Long Story.</p>

Kategoriler
Alaturka

Authors meet readers in International Eurasia Book Fair

By Musa Alcan </p> <p>ISTANBUL (AA) – Several authors met with booklovers in the first International Eurasia Book Fair opened on Saturday in Istanbul.</p> <p>The festival, of which Anadolu Agency is the global communication partner, is supported by Turkey's Culture and Tourism Ministry, Ministry of National Education, Turkish broadcaster TRT and the Istanbul Chamber of Commerce.</p> <p>Historian Erhan Afyoncu, Iskender Pala, Ustun Inanc and Gurbuz Azak were among the authors who attended the fair. </p> <p>&quot;I loved this place. I think it will better off over time,&quot; Inanc, one of the authors, told Anadolu Agency.</p> <p>Azak, another writer, said such fairs are newly enriched and that they are “extremely useful”.</p> <p>The first edition of International Eurasia Book Fair will host more than 200 publishing houses from 70 countries.

The nine-day fair being held under the theme A Long Story will host more than 100 writers.

Kategoriler
Alaturka Gazetesi

Ekonomi ile Kültür ve Sanat Politikaları kurullarının başkanvekilleri belirlendi

ANKARA (AA) – Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından, Nihat Zeybekci Ekonomi Politikaları Kurulu Başkanvekili, İskender Pala da Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu Başkanvekili olarak görevlendirildi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Çankaya Köşkü'nde gerçekleştirilen Kültür ve Sanat Politikaları ile Ekonomi Politikaları kurulları toplantılarına başkanlık etti.

Erdoğan, Ekonomi Politikaları Kurulu Başkanvekilliğine Nihat Zeybekci'yi, Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu Başkanvekilliğine İskender Pala'yı getirdi.

Toplantılarda, kurul üyelerinin yanı sıra Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Hasan Doğan ve Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Prof. Dr. Fahrettin Altun da hazır bulundu.

Kategoriler
Alaturka Gazetesi

Prof. Dr. Fuat Sezgin son yolculuğuna uğurlandı

İSTANBUL (AA) – Yazar Prof. Dr. İskender Pala, Prof. Dr. Fuat Sezgin'in dünya bilim çevrelerince adı saygıyla anılan bir hoca olduğunu belirterek, “Eserleri gençlerimize ve bilim dünyamıza örnek olacaktır. ” dedi.

Pala, cenaze törenine katıldığı, dünyanın önde gelen tarihçilerinden İslam bilim tarihi araştırmacısı Prof. Dr. Sezgin'e ilişkin görüşlerini paylaştı.

Türkiye için yeri doldurulamayacak insanların peş peşe gitmeye başladığını dile getiren Pala, “Yakın dönemlerde Türkiye'nin bilim, kültür, sanat ve teknoloji alanında ilerlemesine rehberlik edecek, gençlerin örnek alması gereken isimlerden biri daha, Fuat Sezgin hoca Rahmana kavuştu. ” diye konuştu.

Fuat Sezgin'in dünya bilim çevrelerince adı saygıyla anılan bir hoca olduğunu dile getiren Pala, şunları söyledi:

“Eserleri gençlerimize ve bilim dünyamıza örnek olacaktır. İslam medeniyeti içerisindeki bilimsel gelişmeleri, keşifleri, icatları ortaya çıkarmadaki tarzı bilim adamlarına örnek olacak bir tarzdır. Dünyanın her ülkesinde kabul görmüş ve İslam dünyasının sahip olduğu, Batı bilimi tarafından göz ardı edilen ve silinmek istenen bütün unsurları ortaya çıkarmış bir insandır. Fuat Sezgin hoca olmasaydı Doğu bilimi ya da İslam biliminden çok daha az bahsediyor olacaktık. ”

– “Millet ve ümmet olarak kendisine medyun-u şükranız ”

Eski Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı da “Yakın tarihte alimin ölümü alemin ölümüdür sözüne bu kadar yakışan bir başka alim herhalde pek azdır. Hocaya Allah'tan rahmet diliyorum. Millet ve ümmet olarak kendisine medyun-u şükranız. ” ifadesini kullandı.

Fuat Sezgin ile Gülhane'deki İslam, Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi projesi vesilesiyle tanıştığını anlatan Avcı, “Çocuklarımız, gençlerimiz, öğrencilerimiz, öğretmenlerimiz, bilim adamlarımız, hocanın kazandırdıklarının kıymetini bileceklerdir. Ailesine sabırlar diliyorum, milletimizin başı sağ olsun. ” dedi.

– “Avrupa emperyalizmine karşı bir kaleydi ”

İslam tarihçisi, fikir adamı ve yazar Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma ise Fuat Sezgin'in hocası olduğunu, kendisinden çok istifade ettiğini belirterek, “Rahmetli hoca, Avrupa emperyalizmine karşı özellikle ilmi açıdan bir kaleydi. Bu kale bugün yıkıldı ama elhamdülillah eserleri duruyor. Avrupa emperyalizmine, misyonerliğine, oryantalizmine 'Biz Müslümanlar olarak varız' dedi. ” şeklinde konuştu.

Sezgin'in coğrafya, fizik, kimya gibi pek çok alandaki İslami ilimleri ortaya çıkardığını anımsatan Sırma, “Büyük bir hizmet yaptı, Allah rahmet eylesin. Kolay kolay öyle bir adam gelmez. ” dedi.

Mardin Artuklu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Ağırakça ise, büyük bir ilim adamının kaybedildiğini dile getirerek, şunları söyledi:

“Hepimizin eserlerinden istifade ettiği, kitaplarından iktibaslar yaptığımız, dünya çapında bir ilim adamını kaybettik. Allah'tan rahmet diliyoruz, mekanı cennet olsun. Eserleri ondan sonra ebediyen yaşayacak, bütün dünya onun eserlerinden istifade edecektir. ”

Kategoriler
Alaturka Gazetesi

“Lale, vahdeti temsil eder”

İSTANBUL (AA) – AYŞE BÜŞRA ERKEÇ – Yazar Prof.Dr. İskender Pala, lalenin edebiyatta zengin bir dünya ifade ettiğini belirterek, “Hakkında kitaplar yazılan, sembol dünyası oldukça geniş olan lalenin, edebiyata yansıyan yönüyle de ayrıca sembolleri oluşmuştur. Lale, bir tek dal üzerinde olan bir tek çiçektir ve şairler bunu çok kullanır. Bu durumda lale vahdeti temsil eder. ” dedi.

AA muhabirine konuşan Pala, lalenin Türkiye'nin öz evladı olduğu için çok sevildiğini ve tarihi süreçte bu sevginin, edebiyat ve şiire yansıdığını söyledi.

Edebiyat alanında, sadece lale çiçeğini konu edinen kitapların da kaleme alındığını belirten Pala, “Orta Asya'dan itibaren, Türk medeniyetini, Selçuklular döneminde etkilemeye başlamış, dolayısıyla Türk edebiyatının ilk aşamasından itibaren divan edebiyatı akımının klasik tarzda ve İslam medeniyetinden güç alan şiirler yazıldığı dönemden itibaren de sembolleşmeye başlamıştır. ” diye konuştu.

Pala, bir obje olarak veya objeyi daha da özelleştirerek lale hakkında kitap yazmanın, albüm oluşturmanın ve resimlerini çizmenin toplum içerisinde popüler bir akım haline geldiği için edebiyatçıların ve şairlerin de bu duruma kayıtsız kalamadığını anlatarak, şöyle devam etti:

“Edebiyat ve şiirin içinde yer alan semboller dünyasında, lalenin pek çok sembolü vardır. Allah, Lale ve Hilal isimleri 'Elif', 'He' ve iki tane 'Lam' harfinden oluşan aynı harflerle yazılır. Bunun ebced hesabına baktığımız zaman ise toplamı 66 eder. 66 rakamının ebceddeki göstergesi gibi edebiyatçılarda da 'Lale', 'Allah' ve 'Hilal' ismi arasında hiç durmadan göndermeler yapılır. Allah, Lale ve Hilal İslam medeniyetinin kutsalları arasında sayılır. Çünkü sembol olarak onun verdiği anlam, 'Allah' olur. Bu, ressam lale çizdiği zaman veya bir şair lale yazdığı zaman ifade etmek istediği göndermelerini, farklı açılarda da zengin bir dünyaya açmış olur. Bu bakımdan hakkında kitaplar yazılan, sembol dünyası oldukça geniş olan lalenin, edebiyata yansıyan yönüyle de ayrıca sembolleri oluşmuştur. Lale, bir tek dal üzerinde olan bir tek çiçektir ve şairler bunu çok kullanır. Bu durumda lale vahdeti temsil eder. ”

– “Lale, Allah'ın kuşatıcılığı gibi göndermelerle şiirde yer edinir ”

Lalenin sahip olduğu gövdesinde altı yapraklı olduğunu ve bu 6 yaprağın farklı anlamlar taşıdığını söyleyen Pala, “Lalenin kokusu yoktur, renk olarak kırmızının tonları içerisinde yer alır ve 6 yapraklıdır. Lale bahçelerine bakın, yaprakları 6'dan fazlaysa onun genleriyle oynanmıştır. Hakiki lale, 6 yapraklıdır ve 6 yapraktan bir çanak oluşturur bu da 6 yönü yani ön-arka, sağ-sol ve alt-üst temsilindedir. ” şeklinde konuştu.

İskender Pala, lalenin Allah'ın kuşatıcılığı, her şeyi bilmesi, onun dışında hiçbir şeyin olmaması gibi göndermelerle şiirde yer edinmeye başladığını anlatarak, “Tabii bunların yanında sevgilinin yanağı da laleye benzer. Genç bir kız utandığı zaman yanağında oluşan pembeleşme, bir lalenin rengidir. Şairler bu bakımdan 'lale yanaklı' diye bahsettiklerinde aslında sevgilisine güzel söz söyleyerek onun kendilerine bir nevi olumsuz davranmadığını, şairin sözü nedeniyle mutlu olup yüzünün kızardığını-pembeleştiğini belirtip övünerek yazar. Şair böylece, reddedilmediğini şiiriyle anlatmış olur. ” dedi.

– “Lale 'Has Bahçe' çiçeğidir ”

Lale çiçeğinin taşıdığı semboller dışında toplumda özel bir çiçek olmasının nedenlerini anlatan Pala, “Lale bir 'Has Bahçe' çiçeğidir, yani lale, kenarın dilberi değildir, özel yetiştirilir, özenilmiştir. Lalenin kenarda yetişenlerine, gelincik diyoruz. Gelincik kendine başına açar ve ömrü azdır. ” ifadelerini kullandı.

Pala, lale çiçeğinin sahip olduğu renklerine de farklı anlamlar yüklendiğini vurgulayarak, şunları söyledi:

“Beyaz ile kırmızı arasındaki bütün lalelerin çiçek olarak özenilerek, yetiştirilmiş bir nesneye dönüştürülmesi ise insanların ona verdiği değerle örtüşür. Bunun haricinde sanat ve ilimle uğraşan pek çok insan, lale yetiştirmiştir. Ebussuud Efendi, Kanuni Sultan Süleyman döneminde çok ünlü bir lale yetiştiricisiydi. Fatih Sultan Mehmed döneminden itibaren, Manisa'dan İstanbul lale bahçelerine gelmeye başlayan çiçeğin, tarhlar halinde kırmızı, mor, sarı ve pembeleriyle öbek öbek yer alması, şairlerin dünyalarına da pek çok şey katmıştır. Lale Devri dediğimiz devir, çiçeğin 15. yüzyıldan yani Fatih döneminden itibaren İstanbul muhitlerinde ve eşraf arasında işlenerek ve güzelleşerek aldığı şeklin nihai noktasıdır. Ona göre bahçeler yapılır, şelaleler oluşturulur, lale çiçeğinin etrafında yer alacak çiçek ve bitkilerin seçilmesi gibi olayların içerisinde de şairlerin şarkılar devreye girer. Sadabad'a ilişkin şarkıları göz önüne getirdiğiniz zaman hemen hemen hepsi, lalezarlardan ve lalelerden bahseden şarkılardır ve laleyle ilgili pek çok şiirin bestelenmesinin nedeni de bu yüzdendir. ”

Şair ve edebiyatçıların, lale ile ilgili kelime oyunları ve ebced hesaplarıyla espriler yaptıklarını dile getiren Pala, “Lale, edebiyatta o kadar zengin bir dünya ifade eder ki Fatih Sultan Mehmed'in kendisi, lale üzerine şiirler yazarak bu geleneği başlatmış bir adamdır. Onun devrinde Necati Bey diye bir şairin 'Lâle-hadler yine gülşende neler etmediler…' diye başlayan meşhur şiiri, neredeyse bütün şairler tarafından taklit edilmiş, nazireleri söylenmiş ve 'Bundan daha güzeli nasıl söylenebilir?' şeklinde birbirine benzeyen ve devam eden asırlarda, birbirini aşmak isteyen şairlerin hedefi haline gelmiştir. ” bilgisini verdi.

– “Lale, bizim öz çocuğumuz ”

Edebiyatta “Lale “yi anlatmanın sonunun olmadığını vurgulayan Pala, her sene yetiştirilen laleye farklı isimler verildiğini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Her şair, her sene yetiştirilen laleye farklı bir isim verirdi. O isimler çok büyülü, romantik isimlerdir. Bunlar arasında mesela 'Gönül Yarası' veya Tir-i Müjgan gibi isimler vardır. Tir-i Müjgan kirpik oku manasındadır, demek ki bu lalenin İstanbul lalesine benzeyen sivri bir hali vardı. Gönül Yarası adını taşıyan bir lalenin de kırmızılığının kalbi ve koyulaşmış bir yarayı düşündürdüğünü anlayabiliriz. Bunun gibi yüzlerce lale ismi vardır. Emirgan Korusu'ndaki bütün lale isimlerine baktığımız zaman ise maalesef Batı medeniyetinden alınıp, bizatihi konulmuş isimler olduğunu görüyorum halbuki lalenin vatanı Türkiye'dir. ”

– “Lalelerimizin Latince isimlerini yazmak bizim ayıbımızdır ”

Batı'da laleye “Tulip ” denildiğini ifade eden İskender Pala, şöyle devam etti:

“Avusturya elçisi olarak görev yapmış olan Ogier Ghiselin De Busbecq'in, Sultan Ahmed'de kahvehanede otururken, dönemin gençlerinin sevdiği kıza mesaj vermek için kulağına farklı anlamlar taşıyan lale taktığını görür ve dikkatini çekmiş çünkü onun memleketinde böyle bir çiçek yoktur. Gençlerden birine başını göstererek, 'O nedir?' diye sorar. Genç de kulağına taktığı laleyi unutmuş olacak ki cevaben 'tülbent' der yani Tulip, tülbent kelimesinden gelir. Bu olaydan sonra Busbecq, lale soğanlarını alıp, İstanbul'dan Avusturya'ya kaçırdığı ve Hollanda'ya gönderdiği kitap sandıklarının arasına saklayarak oradaki dostuna, 'Bu soğanlar senin çok hoşuna gidecek, çok güzel çiçek açar. Türkler buna tülbent diyorlar.' diye bir mektup yazmıştır. Yani lale, bizim öz çocuğumuzdur ama şimdi Emirgan'da onu başkalarının ismiyle çağırıyoruz. Yani Emirgan Korusu'nda, veya Türkiye'nin başka lale bahçelerindeki lalelerimizin Latince isimlerini yazmak bizim ayıbımızdır. Bu isimler bizatihi bizimdir çünkü çiçek bizden gitmiştir Avrupa bile hala bizim adımızı kullanıyor. ”

Kategoriler
Alaturka Gazetesi

“Kütüphanede Bir Gece” etkinliği

İSTANBUL (AA) – Yazarlar, sanatçılar ve kitap tutkunları İstanbul Kültür ve Turizm Müdürlüğü tarafından düzenlenen ''Kütüphanede Bir Gece'' etkinliğinde buluştu.

Beyazıt Devlet Kütüphanesi'ndeki etkinliğe İskender Pala, Yavuz Bingöl, Hasan Kaçan ve Beşir Ayvazoğlu katıldı.

İstanbul Valisi Vasip Şahin, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Mevlüt Uysal ve İstanbul Kültür ve Turizm Müdürü Coşkun Yılmaz'ın da yer aldığı gecede, sohbet edildi, şiirler okundu.

Yavuz Bingöl'ün bağlama çalıp türkü söylediği programda, yazar İskender Pala, türkülerin sözlerini yorumladı.

Pala, türkülerin eğlencenin çok ötesinde bir konu olduğuna işaret ederek, “Türkülerin, bir kültür ve medeniyet birikimini ihya, yeniden yaşama ve ruhlarımızda duyarak kimliklerimizi edinmeye yönelik bir şey olduğunun hepimiz farkında olmalıyız. Çünkü her bir dizesinde, mısrasında bizim medeniyet birikimimizin göstergeleri gizli. Yani bunu eğlence olarak algılayıp, iki gün sonra herhangi bir şekilde yanlış bir yoruma mahal bırakılmasın diye bunu söylüyorum. ” diye konuştu.

Kütüphaneleri dolu görmekten duyduğu memnuniyeti ifade eden Pala, “Bir medeniyeti oluşturan kimliklerin başında tarih gelir. Tarihinizi musiki, onu da edebiyat takip eder. Sonra din ve inanç sistemimiz arka arkaya sıralanır. Onun için musikinin önemli bir çizgi halinde devam ettiğini düşünürsek, magazin haberlerindeki duruma düşmemiş oluruz. ” değerlendirmesinde bulundu.

– “Türkülerde samimiyet var ”

Karikatürist, oyuncu ve senarist Hasan Kaçan da asıl işi mizah olduğu için diğer konularda olduğu gibi türkülerde de detaylara dikkat ettiğini söyledi.

Kaçan, şarkı ya da türkülerde, söz ve müziğin ayrı ayrı düşünülmesi durumunda şaşırtıcı sonuçların ortaya çıkabileceğini belirterek, türkü sözlerini mizahi bir dille yorumladı.

Türkülerde bir samimiyet olduğuna işaret eden Kaçan, şunları kaydetti:

“Şu anda iletişim çağındayız. Kardeşlerimizin hepsinin elinde cep telefonları, akıllı telefonlar, bir şekilde iletişiliyor, haberleşiliyor. Böyle bir şey yokken ister istemez şarkılarla, türkülerle, şiirlerle insanlar birbiriyle haberleşiyordu belki. Duygularını, düşüncelerini o şekilde birbirlerine iletiyorlardı. Hatta biraz daha ileriye gideyim, o zamana göre konum bile atıyorlardı. 'Yüce Dağ Başındayım', al sana konum attım. 'İndim Dere Kenarına', 'Ada Sahillerinde Bekliyorum', bunların hepsi günümüzle karşılaştırdığımızda bir tür konum atma şekilleri. ”

Yazar Beşir Ayvazoğlu ise Beyazıt Devlet Kütüphanesi'nin tarihçesini anlatarak, kütüphanenin açıldığı yıllarda kapısında sıra oluştuğunu, bugünlerde ise kütüphanelere ilginin az olduğunu dile getirdi.

Yavuz Bingöl'ün okuduğu “Ömür Bahçesinin Gülü Solmadan ” adlı Aşık Yunus'a ait eseri yorumlayan Ayvazoğlu, birçok şairin Yunus Emre'nin şiirlerine benzeyen şiirler yazdığını, bunlardan birinin de Aşık Yunus olduğunu aktardı.

Kategoriler
Alaturka Gazetesi

"Batı, Doğu'nun kimliğine el koyuyor"

İSTANBUL (AA) – MUSA ALCAN – Yazar İskender Pala, tarihi çok eskiye dayanmayan Batı'nın, binlerce yıllık geçmişi olan Doğu'nun kimliğine el koyduğuna işaret ederek, “'Stratejiyi biz bulduk, hukuk sistemini biz getirdik, parayı biz bulduk, para olmasaydı ne olurdu bu insanlığın hali?' diye algı savaşı yürüten Batı, çok vicdansız bir şekilde Doğu'yu yok etmekte. ” dedi.

Bilimsel, akademik, kültürel ve edebi türde kitaplar yazan Pala, bugüne kadar “Aşka Dair “, “Mihmandar “, “Katre-i Matem “, “Mesel “, “Od ” ve “Babilde Ölüm İstanbul'da Aşk ” gibi birçok esere imza attı.

Son olarak “Abum Rabum ” adlı roman türündeki kitabını okuyucusuyla buluşturan yazar, Ortadoğu'da yaşananları, görülmeyenleri ve oynanan oyunları bir edebiyatçı gözüyle AA muhabirine değerlendirdi.

Pala, gençlere rol model sunmak amacıyla, önceki romanlarındaki hikayeleri kişiler üzerinden kurguladığını söyledi.

Son iki romanında toplumsal meseleler üzerinden ilerlediğini belirten Pala, Ortadoğu'da yaşananların edebi eserlere yansımasının önemine değindi.

Pala, Mezopotamya için “insanlığın beşiği ” ve “medeniyetin evveli ” ifadelerini kullanarak, “Orada tarih 20 bin yıl geriye gidiyor. Batı tarihi ise 3-4 bin yıl geriye gidebiliyor en fazla. O zaman bu bir çatışma. Yani 4 bin yıllık birikimin insanları, 30 bin yılı yok etmeye çalışıyor. Neden yok etmeye çalışıyor? Birinci soru bu. Rakip gördüğü için mi? Oradaki uyanışı engellemek için mi? Işığın oradan geldiğini kapatmak için mi? Bunun için orada ne varsa yağmalıyor, tahrip ediyor, yok ediyor. ” diye konuştu.

Ortadoğu'da sahipsiz kalan kültürel değerlerin de ticarete alet edildiğine işaret eden Pala, DEAŞ'ın Palmira şehri başta olmak üzere, Batı adına antik kentleri yağmaladığı değerlendirmesinde bulundu.

Pala, Ortadoğu'daki savaşların siyonizm tarafından körüklendiğinin altını çizerek, Hz. İbrahim'in evrensel mesajlarının Yahudiler tarafından doğru anlaşılmadığını dile getirdi.

– “Hz. İsa Kudüslüydü ama keşke Parisli olsaydı “

Kudüs'ün 3 ilahi din için mübarek olduğunu kaydeden yazar, Kudüs'ün Müslümanların yönetiminde olduğu sürece 3 din için de mübarek olarak devam edeceğini sözlerine ekledi.

İskender Pala, Kudüs'ün bütün peygamberlerin ayak izlerinin biriktiği kutsal bir emanet olduğuna dikkati çekerek, “Bir tarafta Kudüs'ü elde etmeyi iman meselesi sayan siyonizm var. Çünkü 'Davut Krallığı'nı orada kurmak, kitaplarında bir iman meselesi. Öbür tarafta 3 dinin ortak yaşabileceğini savunan bir Müslüman dünya var. Hristiyan dünya ise 'Hz. İsa Kudüslüydü ama keşke Parisli olsaydı veya New York'ta doğsaydı daha iyiydi. Haçlı seferlerini de zaten boşuna yapmışız' gibi bir algı içerisinde. Batı zihniyetinin bakış açısı budur. ” ifadelerini kullandı.

Batı'nın, Doğu'nun kimliğine el koyduğu yorumunu yapan Pala, şöyle devam etti:

“Babil Kulesi dediğimiz kulenin 4. katı hukuk, 3. katı demokrasi katıdır ama 'Demokrasiyi biz bulduk' diyen Batı'nın karşısında saygı duyup boynumuzu bükmemiz isteniyor. 'Stratejiyi biz bulduk, hukuk sistemini biz getirdik, parayı biz bulduk, para olmasaydı ne olurdu bu insanlığın hali?' diye algı savaşı yürüten Batı, çok vicdansız bir şekilde Doğu'yu yok etmekte. Doğu dediğimiz yer, Uzakdoğu değil, insanlığın beşiği olan, Dicle ile Fırat'ın arası, yani bereketli topraklar. Bu bereketli topraklar, tarih ve tarihi eser bakımından da o kadar bereketli ki 'Benim tarihim senin tarihini döver, benim kültürüm senin kültürünü döver' diyebileceğimiz kadar bizim ama biz orada ne olduğunu, neyin farkına varmamız gerektiğini bilmediğimiz için, yabancıların elimize tutuşturduğu silahlarla birbirimizi öldürüyor, sonra karşılıklı ölen de öldüren de şehadet getiriyoruz. Trajedi bu. ”

– “Savaşın gerçek failleri ”

İskender Pala, son romanı “Abum Rabum “da Ortadoğu'daki insanlığın sancısını dert edindiğini anlatarak, kitabın adının “Yüce Baba ” anlamına geldiğini sözlerine ekledi.

Roman vesilesiyle insanları uyandırmaya çalıştığını aktaran Pala, düzenli bir araştırma ve çalışmayla her yıl bir kitap yazdığını kaydetti.

Pala, “Abum Rabum ” için Japonya, Amerika, İtalya, Mısır, Filistin'de incelemeler yaptığına değinerek, şu değerlendirmede bulundu:

“Ortadoğu'da bu kadar kan dökülürken, bu kadar karmaşa ve hercümerç varken, dünyanın neresine ne oluyor da sadece Ortadoğu'da bütün bu acılar, trajediler yaşanıyor? Ortadoğu'da bir kurşun atıldığında o kurşunun parası dünyanın neresinde kimin cebine gidiyor? Ortadoğu'da bir bebeğin kanı toprağa damladığında acaba dünyanın neresinde kimin biti kanlanıyor? Tamam, savaşanlar Müslümanlar da bu savaşın gerçek yöneticileri, gerçek tacirleri ve gerçek failleri Müslümanlar mı silahı elinde tutanlar mı yoksa silahı üretip teorileri oraya gönderenler mi? Ortadoğu neden bu kadar karışık? Bunu sancı edindim ve anlatabileceğim en güzel üslup, bir polisiye, CIA, MOSSAD, MİT hikayesi olabilir diye düşündüm. ”

Kapı Yayınları'ndan çıkan romanın karakterlerini ve mekanlarını masa üzerinde kurguladığını bildiren Pala, hazırlık sürecinde Sümercenin mantığını da öğrendiğini söyledi.

Kitabı “Bir İbrahim Romanı ” üst başlığıyla çıkaran İskender Pala, toplumun ihtiyacı olan meseleleri anlatmaya devam edeceğini ifade etti.

– “Abum Rabum ”

Polisiye türündeki roman, Japonya'da başlayan hikayeyi Ortadoğu'ya taşırken, geniş bir aksiyon ve gizem kurgusu içersinde, Mezopotamya'nın sosyal, siyasi ve sanatsal tarihini gözler önüne seriyor. Okuyucuyu gizemli bir cinayetle karşılayan Abum Rabum, cinayetin sebebini araştırırken tarihi eser kaçakçılarına rastlayan bir gazetecinin, istihbarat teşkilatları arasında dolaşan öyküsünü anlatıyor.

Kategoriler
Alaturka Gazetesi

“Batı, Doğu’nun kimliğine el koyuyor”

İSTANBUL (AA) – MUSA ALCAN – Yazar İskender Pala, tarihi çok eskiye dayanmayan Batı'nın, binlerce yıllık geçmişi olan Doğu'nun kimliğine el koyduğuna işaret ederek, “'Stratejiyi biz bulduk, hukuk sistemini biz getirdik, parayı biz bulduk, para olmasaydı ne olurdu bu insanlığın hali?' diye algı savaşı yürüten Batı, çok vicdansız bir şekilde Doğu'yu yok etmekte. ” dedi.

Bilimsel, akademik, kültürel ve edebi türde kitaplar yazan Pala, bugüne kadar “Aşka Dair “, “Mihmandar “, “Katre-i Matem “, “Mesel “, “Od ” ve “Babilde Ölüm İstanbul'da Aşk ” gibi birçok esere imza attı.

Son olarak “Abum Rabum ” adlı roman türündeki kitabını okuyucusuyla buluşturan yazar, Ortadoğu'da yaşananları, görülmeyenleri ve oynanan oyunları bir edebiyatçı gözüyle AA muhabirine değerlendirdi.

Pala, gençlere rol model sunmak amacıyla, önceki romanlarındaki hikayeleri kişiler üzerinden kurguladığını söyledi.

Son iki romanında toplumsal meseleler üzerinden ilerlediğini belirten Pala, Ortadoğu'da yaşananların edebi eserlere yansımasının önemine değindi.

Pala, Mezopotamya için “insanlığın beşiği ” ve “medeniyetin evveli ” ifadelerini kullanarak, “Orada tarih 20 bin yıl geriye gidiyor. Batı tarihi ise 3-4 bin yıl geriye gidebiliyor en fazla. O zaman bu bir çatışma. Yani 4 bin yıllık birikimin insanları, 30 bin yılı yok etmeye çalışıyor. Neden yok etmeye çalışıyor? Birinci soru bu. Rakip gördüğü için mi? Oradaki uyanışı engellemek için mi? Işığın oradan geldiğini kapatmak için mi? Bunun için orada ne varsa yağmalıyor, tahrip ediyor, yok ediyor. ” diye konuştu.

Ortadoğu'da sahipsiz kalan kültürel değerlerin de ticarete alet edildiğine işaret eden Pala, DEAŞ'ın Palmira şehri başta olmak üzere, Batı adına antik kentleri yağmaladığı değerlendirmesinde bulundu.

Pala, Ortadoğu'daki savaşların siyonizm tarafından körüklendiğinin altını çizerek, Hz. İbrahim'in evrensel mesajlarının Yahudiler tarafından doğru anlaşılmadığını dile getirdi.

– “Hz. İsa Kudüslüydü ama keşke Parisli olsaydı “

Kudüs'ün 3 ilahi din için mübarek olduğunu kaydeden yazar, Kudüs'ün Müslümanların yönetiminde olduğu sürece 3 din için de mübarek olarak devam edeceğini sözlerine ekledi.

İskender Pala, Kudüs'ün bütün peygamberlerin ayak izlerinin biriktiği kutsal bir emanet olduğuna dikkati çekerek, “Bir tarafta Kudüs'ü elde etmeyi iman meselesi sayan siyonizm var. Çünkü 'Davut Krallığı'nı orada kurmak, kitaplarında bir iman meselesi. Öbür tarafta 3 dinin ortak yaşabileceğini savunan bir Müslüman dünya var. Hristiyan dünya ise 'Hz. İsa Kudüslüydü ama keşke Parisli olsaydı veya New York'ta doğsaydı daha iyiydi. Haçlı seferlerini de zaten boşuna yapmışız' gibi bir algı içerisinde. Batı zihniyetinin bakış açısı budur. ” ifadelerini kullandı.

Batı'nın, Doğu'nun kimliğine el koyduğu yorumunu yapan Pala, şöyle devam etti:

“Babil Kulesi dediğimiz kulenin 4. katı hukuk, 3. katı demokrasi katıdır ama 'Demokrasiyi biz bulduk' diyen Batı'nın karşısında saygı duyup boynumuzu bükmemiz isteniyor. 'Stratejiyi biz bulduk, hukuk sistemini biz getirdik, parayı biz bulduk, para olmasaydı ne olurdu bu insanlığın hali?' diye algı savaşı yürüten Batı, çok vicdansız bir şekilde Doğu'yu yok etmekte. Doğu dediğimiz yer, Uzakdoğu değil, insanlığın beşiği olan, Dicle ile Fırat'ın arası, yani bereketli topraklar. Bu bereketli topraklar, tarih ve tarihi eser bakımından da o kadar bereketli ki 'Benim tarihim senin tarihini döver, benim kültürüm senin kültürünü döver' diyebileceğimiz kadar bizim ama biz orada ne olduğunu, neyin farkına varmamız gerektiğini bilmediğimiz için, yabancıların elimize tutuşturduğu silahlarla birbirimizi öldürüyor, sonra karşılıklı ölen de öldüren de şehadet getiriyoruz. Trajedi bu. ”

– “Savaşın gerçek failleri ”

İskender Pala, son romanı “Abum Rabum “da Ortadoğu'daki insanlığın sancısını dert edindiğini anlatarak, kitabın adının “Yüce Baba ” anlamına geldiğini sözlerine ekledi.

Roman vesilesiyle insanları uyandırmaya çalıştığını aktaran Pala, düzenli bir araştırma ve çalışmayla her yıl bir kitap yazdığını kaydetti.

Pala, “Abum Rabum ” için Japonya, Amerika, İtalya, Mısır, Filistin'de incelemeler yaptığına değinerek, şu değerlendirmede bulundu:

“Ortadoğu'da bu kadar kan dökülürken, bu kadar karmaşa ve hercümerç varken, dünyanın neresine ne oluyor da sadece Ortadoğu'da bütün bu acılar, trajediler yaşanıyor? Ortadoğu'da bir kurşun atıldığında o kurşunun parası dünyanın neresinde kimin cebine gidiyor? Ortadoğu'da bir bebeğin kanı toprağa damladığında acaba dünyanın neresinde kimin biti kanlanıyor? Tamam, savaşanlar Müslümanlar da bu savaşın gerçek yöneticileri, gerçek tacirleri ve gerçek failleri Müslümanlar mı silahı elinde tutanlar mı yoksa silahı üretip teorileri oraya gönderenler mi? Ortadoğu neden bu kadar karışık? Bunu sancı edindim ve anlatabileceğim en güzel üslup, bir polisiye, CIA, MOSSAD, MİT hikayesi olabilir diye düşündüm. ”

Kapı Yayınları'ndan çıkan romanın karakterlerini ve mekanlarını masa üzerinde kurguladığını bildiren Pala, hazırlık sürecinde Sümercenin mantığını da öğrendiğini söyledi.

Kitabı “Bir İbrahim Romanı ” üst başlığıyla çıkaran İskender Pala, toplumun ihtiyacı olan meseleleri anlatmaya devam edeceğini ifade etti.

– “Abum Rabum ”

Polisiye türündeki roman, Japonya'da başlayan hikayeyi Ortadoğu'ya taşırken, geniş bir aksiyon ve gizem kurgusu içersinde, Mezopotamya'nın sosyal, siyasi ve sanatsal tarihini gözler önüne seriyor. Okuyucuyu gizemli bir cinayetle karşılayan Abum Rabum, cinayetin sebebini araştırırken tarihi eser kaçakçılarına rastlayan bir gazetecinin, istihbarat teşkilatları arasında dolaşan öyküsünü anlatıyor.

Kategoriler
Alaturka Gazetesi

AA'nın "Yılın Fotoğrafları" oylaması

İSTANBUL (AA) – Yazar İskender Pala, Anadolu Ajansı'nın (AA) “Yılın Fotoğrafları ” oylamasına katıldı.

Son olarak “Abum Rabum ” kitabını okuyucuyla buluşturan Pala, AA foto muhabirlerinin yurt içinde ve dışında çektiği fotoğrafları inceledikten sonra “haber “, “yaşam ” ve “spor ” kategorilerinden oluşan “Yılın Fotoğrafları “nı oyladı.

Pala, ilk olarak “haber ” kategorisini inceledi ve Alaa Muhammed'in “Suriye'de 'çatışmasızlık bölgeleri'ne saldırdılar ” adlı fotoğrafına oy verdi.

“Yaşam ” kategorisindeki fotoğrafları da tek tek inceleyen Pala, bu kategoride Cem Öksüz'ün çektiği “Türk Yıldızları İzmir'de ” isimli fotoğrafını oyladı.

İskender Pala, “spor ” kategorisinde ise tercihini, Avrupa Halter Şampiyonası'nda podyuma çıkan Bünyamin Sezer'in, Mario Strmotic'in objektifine yansıyan fotoğrafından yana kullandı.