Irak'ın kuzeyine hava harekatı

ANKARA (AA) – Irak'ın kuzeyindeki Zap, Avaşin-Basyan, Hakurk ve Kandil bölgelerine düzenlenen hava harekatında, silah mevzisi, barınak, sığınak ve mühimmat deposu olarak kullanılan hedeflerin imha edildiği bildirildi.

Milli Savunma Bakanlığından yapılan açıklamada, harekata ilişkin bilgi verildi.

Açıklamaya göre, Irak'ın kuzeyindeki Zap, Avaşin-Basyan, Hakurk ve Kandil bölgelerine düzenlenen hava harekatları neticesinde, bölücü terör örgütü PKK tarafından silah mevzisi, barınak, sığınak ve mühimmat deposu olarak kullanılan hedefler imha edildi.

“Fırat'ın doğusuna harekat meşru müdafaa hakkından”

İSTANBUL (AA) – GÜLSÜM İNCEKAYA – Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu üyesi, İstinye Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın, "Fırat'ın doğusundaki harekat, uluslararası hukuk açısından terör örgütünün saldırılarına karşı BM sözleşmesinin 51. maddesindeki meşru müdafaa hakkından kaynaklanmaktadır. Zira hukuka göre egemen bir devlet, ülke topraklarını, sınırlarını terör örgütünün tehdit etmesi karşısında savunmak ve vatandaşlarını korumak hak ve salahiyetine sahiptir." dedi.

Prof. Dr. Caşın, Türkiye'nin Fırat'ın doğusuna yönelik askeri operasyon hazırlığıyla ilgili AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.

Türkiye'nin tüm itirazlarına rağmen ABD'nin, Suriye'nin kuzey doğu bölgesine 25'e yakın kara ve hava askeri üssü kurduğunu ve 5 bin ABD askerini bölgeye konuşlandırdığını belirten Caşın, ABD Hava Kuvvetleri Komutanlığının, bölgeyi DEAŞ'tan arındırırken PKK/YPG'ye de askeri alan açtığını kaydetti.

Prof. Dr. Caşın, ''Maalesef Suriye'nin en verimli topraklarını teşkil eden kuzey Suriye bölgesinde Deyrizor dahil olmak üzere bu bölgedeki petrol kaynaklarının, su kaynaklarının, elektriğin yüzde 70'inin üretildiği ve Suriye'nin tahıl ambarı olan bu toprakların, PKK/YPG terör örgütünün kontrolüne geçmesine neden olmuştur." diye konuştu.

Suriye topraklarının yüzde 30'unu teşkil eden Fırat'ın doğusunda bir terör koridoruyla, Irak sınırından Hatay'a kadar uzanan özerk bir devlet kurma statüsüne geçişe çok ciddi zemin hazırlandığına dikkati çeken Caşın, şunları söyledi:

''Türkiye uluslararası hukuktan kaynaklanan meşru müdafaa hakkını kullanarak Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekatını sınır operasyonlarıyla sınırın hemen dibinde terör yapılanmasına izin vermeyeceğini, egemen bir devlet olarak hürriyet ve bağımsızlığına karşı bu tür bir oldubittiye karşı olacağını, siyasi ve askeri duruşu ile yansıtmıştır. ABD ile çözüm için haziran ayında başlatılan Münbiç'in boşaltılması yönündeki mutabakata rağmen terör örgütü PKK/YPG'nin bölgeyi terk etmemesi ve silahlarını bırakmaması, Ankara için ciddi bir endişe kaynağı teşkil etmeye devam etmektedir."

ABD'nin üçüncü bir hamle ile sınır karakolları ve yer altı savunma tünelleri inşa ederek, Türkiye'nin güvenliğini tehdit eden PKK/YPG terör örgütleriyle, ortak sınır devriye görevleri icra etmesine Ankara'nın çok sert tepki gösterdiğini ifade eden Caşın, "ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Joseph Dunford'un, ABD silahları ile donatılan 30 bin kişilik yeni bir ordunun, yani PKK/YPG terör örgütünün eğitimi için çalışmalar başlatılacağını açıklaması, ABD ile Türkiye arasındaki tarihi stratejik ittifakı olan NATO ittifakını tehlikeye sokacak çok ciddi bir süreci tetiklemiştir." dedi.

-"Türkiye'nin asıl hedefi, terör örgütü"

Prof. Dr. Caşın, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın milli güvenlik bekası için hayati bir tehdit olan bu gelişmeye cevaben "Fırat'ın doğusuna harekatın kısa sürede başlatılacağı, asıl hedefin bölgede terör örgütü olduğu, Amerikan askerleri olmadığı" yönündeki açıklamasına değindi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "stratejik müttefik ABD ile derin görüş ayrılıklarına rağmen, doğru zeminde birlikte yürümek için sağlıklı zeminde iş birliği yapılabileceği"nin altını çizdiğini aktaran Caşın, "Fırat'ın doğusundaki harekat, uluslararası hukuk açısından terör örgütünün saldırılarına karşı BM sözleşmesinin 51. maddesindeki meşru müdafaa hakkından kaynaklanmaktadır. Zira hukuka göre egemen bir devlet, ülke topraklarını, sınırlarını terör örgütünün tehdit etmesi karşısında savunmak ve vatandaşlarını korumak hak ve salahiyetine sahiptir." değerlendirmesinde bulundu.

Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın, TSK'nın geniş bir cephe hattında, en üst alarm durumunda tertip aldığını, Mehmetçiğin eli tetikte beklediğini belirterek, şu değerlendirmede bulundu:

"Dikkatleri çekmek için Afrin'deki bombalı saldırılar, Türkiye sınırında hendek ve tahkimat çalışmaları, Türk ordusunca anbean izlenmekte ve terör örgütünün olası hedefleri tespit edilmektedir.

En büyük risk olarak, tünellere gizlenmiş terör gruplarının ağır silahları, mayınlama ve sivil halkı canlı kalkan olarak kullanmak sureti ile 'Türkiye'nin Kürtlere zulüm ettiği' yönünde dünya kamuoyunda algı operasyonu yapılması sayılabilir.

İkinci bir husus da doğu Fırat bölgesi Suriye sınırı yaklaşık 400 kilometrelik cephe hattının teşkil etmesi, Irak ile bağlantılı olmasıdır. Zira terör örgütü buradan geçiş yapmakta ve bölgeye silahlı militan, sığınak ve silah yardımı takviye etmektedir. Bu tehdide karşı, sınırdan yaklaşık 30-40 kilometre genişlikte bir emniyet koridoru elde ederek PKK terör örgütünün sınır geçişinin engellenmesinin hedeflendiğini söylemek mümkün."

  • "Türk-Amerikan ilişkileri kırılma noktasında"

Prof. Dr. Caşın, "ABD'nin PKK/PYD/YPG'ye defakto bir devlet kurma yolundaki çabalarının, Türk kamuoyunca algılanmakta olduğuna dikkat çekerek, Türkiye ile ABD arasındaki kriz ve istikrarsızlığın asli sebebinin, Suriye'yi parçalayan terör devletine hukuki meşruiyet kazandırılması çabaları olduğu tespitinde bulundu.

Caşın, "ABD çekilmediği takdirde Türk ordusu ile çatışma ihtimali her geçen gün artmaktadır. PKK/PYD desteği, bölgeyi istikrarsızlaştırdığı gibi Türk-ABD ilişkilerini ipotek altına alan çok tehlikeli bir süreci de beraberinde getirmektedir. 70 yıllık ABD-Türkiye ilişkileri tarihindeki en büyük kırılma noktasına doğru evrilmektedir." değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye'nin Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatlarını başarı ile icra ettiğini vurgulayan Caşın, şöyle devam etti:

"ABD'nin PKK/YPG ile Türkiye karşıtı blokta yer alması, iki ülke siyasi tarihindeki en büyük siyasi ve askeri kırılma nedeni olabilir. İkili bir çatışmada, askeri açıdan dost ateşi ve personel kayıpları, iki ülke halkları nezdinde tamiri mümkün olmayan derin husumetler, ötekileştirme ve psikolojik çöküntüye sebep olabilir. ABD ve Türk ordusunun çatışma hali senaryosu, Türkiye'nin batı bloku ve NATO'dan kopmasına ve esasen eksen değiştirmesine sebebiyet verebilecek, belki de yakın tarihin en önemli gelişmelerine bir parabol teşkil edebilir.

Türkiye, yaşadığı jeopolitik denklemde yeri doldurulamayacak kadar önemli bir askeri, siyasal, ekonomik bir güçtür. Türk boğazlarını kontrol eden Karadeniz, Kafkasya ve doğu Akdeniz'i bir şekilde barış içerisinde koruyabilecek ve oyun değiştirecek, bölgede geniş tarihi, kültürel, sosyolojik parametrelere sahip küresel bir güçtür."

1950'lerden farklı olarak da Türkiye'nin, Rusya ile yakın bir ilişki içerisinde olduğunu ve İran ile de yakınlaştığını belirten Caşın, "Acaba bazı batılı kuvvetler ve İsrail, Türkiye'nin ABD ile NATO'daki bağını koparıp Rusya ile yakınlaşmasını sağlamak ve ötekileştirmek istemekte midir? Bu soru belki de Amerika tarafının düşüneceği en önemli sorulardan birisidir." dedi.

  • "Türkiye, kahraman bir orduya sahiptir"

Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın, Türkiye Cumhuriyeti'nin, milli güvenlik ve bekasına yönelik her türlü hayati tehlike karşısında, gerektiğinde tek başına olsa dahi terörle savaşını sürdürebilecek kararlıkta ve yeterli askeri güce sahip olduğunun altını çizdi.

Türkiye'nin, BM'nin kurucu üyesi olarak demokratik laik hukuk devleti sıfatıyla daima dünya barışına kalıcı destek verdiğini belirten Caşın, "Türkiye, BM barışı koruma harekatlarında Afganistan'dan Bosna'ya, Somali'den dünyanın her tarafına asker gönderebilen, kadim insanlık medeniyetinin bir üyesidir. Atatürk'ün çizdiği 'Yurtta sulh, cihanda sulh' ilkesine bağlı ve NATO'daki müttefikleriyle omuz omuza çarpışmış, en önemlisi ABD ile Kore'de komünist Çin ordularını büyük bir bozguna uğratmış kahraman bir orduya sahiptir." diye konuştu.

  • "ÖSO, legal bir Suriye ordusudur"

ABD'nin, ÖSO konusundaki açıklamasının son derece düşündürücü olduğuna işaret eden Caşın, ABD'nin ÖSO'yu tehdidinin, askeri ve savaş hukuku açısından önemli olduğunu belirtti.

"ÖSO'yu tehditle korkutmanın, TSK'yı zayıflatma maksadıyla yapıldığını düşünüyorum." diyen Caşın, halbuki ÖSO'nun, Obama zamanında Türkiye-ABD arasında varılan bir mutabakatla eğit-donat planı çerçevesinde oluşturulmuş Suriye halkının legal askerleri olduğunu ifade etti.

Caşın, "ABD, SDG ve yerel ortaklarına silah vermesi ve eğitmesi, Amerika'nın artık üçüncü aşamaya geçtiğini, Irak'ta olduğu gibi SDG'yi federal bir yapıya taşımak ve hukuken onları meşru kılmak suretiyle Cenevre sürecinde masaya oturtmayı ama en önemlisi ordulaşma suretiyle bir şekilde defakto devlet kurmayı amaçladığını, bu yeni devlet oluşumunun da artık son aşamasına gelindiğini söylemek mümkündür. Nitekim Amerika, Kosova'da da bu şekilde üsler kurmuş ve buradan çıkmamaktadır." diye konuştu.

Prof. Dr. Caşın, Amerika'nın, Kuzey Suriye'de kuracağı üslerle, bir taraftan İran, bir taraftan Irak, bir taraftan da Türkiye'yi kontrol edebilecek çok ciddi bir yerleşim mekanizması içinde olduğunu söylemenin mümkün olduğunu söyledi.

  • "Birkaç gün içinde bir operasyon başlatılacaktır"

ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey'ın Washington merkezli Atlantik Konseyinde, "ABD ile örgüt arasındaki ilişki 'daimi' bir ilişki değil" şeklindeki açıklamasını da değerlendiren Prof. Dr. Caşın, şunları kaydetti:

"Jeffrey konuşmasında ayrıca YPG/PKK'nın, Suriye siyasal oluşumunun bir parçası olması gerektiğin, Türkiye'nin Fırat'ın doğusuna düzenleyeceği askeri operasyon konusunda, Trump ve Erdoğan dahil, her seviyede ABD'li yetkililerle Türk mevkidaşları arasında temasların devam ettiğini de açıkladı.
Jeffrey'nin bu açıklamasının hemen ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan da Konya'da yaptığı konuşmada, 'Sayın Trump ile konuştuk, gitmezlerse biz göndeririz. Çünkü bizi rahatsız ediyorlar. Terör koridorları ile rahatsız ediyorlar. Madem ABD ile stratejik ortağız, o zaman gereğinin yapılması lazım' açıklaması yaptı. Ardı ardına yapılan bu açıklamalardan, iki ülkenin operasyon konusunda bir mutabakata varılabileceği tahmini yürütebiliriz. Dolayısıyla bu karşılıklı açıklamalardan hareketle Fırat'ın doğusuna ABD bilgisi dahilinde birkaç gün içinde bir operasyon başlatılacaktır."

Suriye sınırındaki harekat hazırlığına destek

ŞANLIURFA (AA) – Suriye Türkmen ve Arap Aşiretleri Birliği üyeleri, Şanlıurfa'nın Akçakale ilçesinde yaptıkları açıklamayla, Türkiye'nin hazırlığını yaptığı Fırat Nehri'nin doğusuna yönelik askeri harekata destek verdi.

Birlik Başkan Yardımcısı Ömer Dede ve beraberindeki 50 kişi, sınırın sıfır noktasındaki Süleyman Şah Parkı önünde, Türkiye ve Suriye bayraklarıyla basın açıklaması yaptı.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "Fırat'ın doğusunu bölücü terör örgütünden kurtarmaya yönelik harekata birkaç gün içerisinde başlanacağı" yönündeki açıklamasına sevindiklerini belirten Dede, YPG/PKK terör örgütü tarafından işgal edilen topraklarına dönmek için Türkiye'den bölgeye acil müdahale beklediklerini söyledi.

Türkiye'nin olası harekatına destek verdiklerini vurgulayan Dede, şöyle konuştu:

"Bizi topraklarımızdan çıkardılar, namusumuza göz diktiler. Bizleri dışarı çıkardılar. Biz Türkmenler, Araplar ve Kürtler olarak toprağımıza döneceğiz. Buradan Kürt kardeşlerimize bir çağrımız var; Biz Kürtleri çıkarmayacağız, Kürtler topraklarına dönecek. Toprağı olan toprağına dönecek, herkes evine dönecek. Biz onları koruyacağız, vatanlarına dönecekler. PYD'nin en büyük zulmü Kürt kardeşlerimize. Şu an oradakiler Kandil'den gelmişler. Bizim toprağımızla alakaları yok. Bunların en büyük derdi Suriye'yi bölmek. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'dan isteğimiz bize yardım etsin, vatanımıza dönelim. ABD fil oynatacaksa, gitsin kendi ülkesinde oynatsın."

Grup, açıklamanın ardından dua edip bölgeden ayrıldı.

Suriyelilerden harekata destek

MALATYA (AA) – Malatya'da yaşayan Suriyeliler, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Fırat Nehri'nin doğusuna yönelik askeri harekata yönelik açıklamalarını destekledi.

Malatya'nın merkez Beydağı Mahallesi'nde ikamet eden Suriye vatandaşlarından bir grup, Fırat Nehri'nin doğusuna düzenlenmesi planlanan askeri harekata destek olduklarını dile getiren bir açıklama yaptı.

Suriye'deki Abraz aşireti adına açıklama yapan Muhammed Ahmet El Mişel, Türkiye'ye insani yardımlarından dolayı teşekkür ederek, şunları kaydetti:

"Türkiye devleti ve halkı bize çok yardım etti. Türk halkı bize kapılarını açtı, Türkiye'nin yardımlarını hiç unutmayacağız. Türkiye sınırı açarak, bizim hastalarımızı aldı ve tedavi etti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a teşekkür ediyoruz, Münbiç ve Fırat'ın doğusuna yapacağı olası harekatı destekliyoruz. Biz işgal altındaki Halep ve çevresinin de kurtarılmasını ve Suriye'de cezaevlerindeki yakınlarımızın da kurtarılmasını istiyoruz."

El Mişel, Zeytin Dalı, Fırat Kalkanı harekatlarında aşiretlerinin Türk askerinin yanında yer aldığını belirterek, her zaman harekata destek vereceklerini ifade etti.

Mesaj yüklü harekata üst düzey komuta

ANKARA (AA) – SARP ÖZER – Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, beraberinde Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) komuta kademesiyle Fırat'ın doğusundaki teröristlerin ana kaynağını oluşturan Sincar ve Karacak Dağı bölgelerine düzenlenen harekatı Hava Kuvvetleri Harekat Merkezi'nden takip etti.

Baskın tarzında yapılan harekatta 20'den fazla savaş uçağının yanı sıra insansız hava araçları ile tanker uçakları da görev aldı.

Akar, savaş uçaklarının 30'dan fazla hedefi imha ettiği, Karacak Dağı bölgesinin ilk defa vurulduğu başarılı harekatın ardından, "Bu görev bitti, bundan sonraki görevler için de hazırlıklarımızı aynı ciddiyetle, samimiyetle yaparak hazır olacağız." dedi.

TSK tarafından terör saldırılarını bertaraf etmek ve hudut güvenliğini sağlamak için Birleşmiş Milletler Antlaşmasının 51'inci maddesi çerçevesinde uluslararası hukuktan doğan meşru müdafaa hakkı doğrultusunda, dün akşam saatlerinde Irak kuzeyindeki terör hedeflerine hava harekatı düzenlendi.

Teröristler tarafından üs olarak kullanılan Sincar ve Karacak Dağı bölgelerine düzenlenen harekat, gerek verdiği mesaj gerekse plan ve icra aşamalarıyla dikkati çekti.

AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, sınırdan 85 kilometre uzaklıktaki Sincar ile 165 kilometre uzaklıktaki Karacak Dağı bölgelerindeki terör hedefleri istihbarat birimleriyle yoğun koordinasyon içinde belirlendi. Hedefler belirlenirken sivillerin can ve mal güvenliği ile çevrenin korunması konusunda azami hassasiyet gösterildi.

Hava harekatına yurt genelindeki muharip filo komutanlıklarından kalkan 20'den fazla savaş uçağı katıldı. Bunların yanı sıra insansız hava araçları ile tanker uçaklar da harekatta görev aldı. Havadan Erken İhbar ve Kontrol (HİK) uçağı da bölgedeki hava trafiğinin düzenlenmesine katkı sağladı. Harekat kapsamında hazırlanan yedek uçaklar da belirlenen bölgelerde pist başında hazır bekletildi.

  • İlk defa vuruldu

Sincar ve Karacak Dağı bölgesindeki terör hedefleri savaş uçaklarınca aynı anda vuruldu. 30'dan fazla hedefin ateş altına alındığı harekat sırasında uçaklardan çıkan bombalar eş zamanlı olarak terör hedeflerini imha etti. Baskın tarzında yapılan harekat nedeniyle terör örgütü üyeleri büyük şok yaşadı. Çok sayıda teröristin etkisiz hale getirildiği harekat kapsamında Karacak Dağı bölgesi ilk defa vurulmuş oldu.

Hiçbir sivil hedefin zarar görmemesi ise hava harekatının plan ve icra aşamalarında gösterilen özen, bir kez daha gözler önüne serildi.

  • Harekat merkezinde yoğun mesai

Teröristlerce kullanılan barınak, sığınak, mağara, tünel ve depoların imha edildiği harekat, Milli Savunma Bakanı Akar ve TSK'nın komutanı kademesi tarafından yakından takip edildi.

Bakan Akar, beraberinde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Güler, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ümit Dündar, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Adnan Özbal ve Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hasan Küçükakyüz ile harekatı gece boyunca Hava Kuvvetleri Harekat Merkezi'nden takip etti.

  • "Ülkemizi terör belasından kurtaracağız"

Talimatlar veren Bakan Akar, harekatın başarıyla tamamlanması ve uçakların üslerine dönmesinin ardından faaliyete katılanları kutladı.

Son derece memnuniyet verici, başarılı bir operasyonun daha gerçekleştirildiğini dile getiren Akar, "Evlatlarımıza başarılarından dolayı teşekkürlerimi sunuyorum." ifadesini kullandı.

Bundan sonra da aynı ciddiyet ve samimiyetle çalışmaların devam etmesinin önemine değinen Akar, şunları kaydetti:

"Hep birlikte, omuz omuza, aynı azim ve kararlılıkla en son terörist etkisiz hale getirilinceye kadar operasyonlarımızı sürdüreceğiz. Birlikte inşallah bu çalışmalarımızın sonucunda ülkemizi ve asil milletimizi kahrolası terör belasından kurtaracağız. Sayın Cumhurbaşkanımızın da burada operasyonlara katılanlara selamları, sevgileri var. Hepinizin yanaklarından öpüyor, teşekkür ediyor. Bu görev bitti. Bundan sonraki görevler için de hazırlıklarımızı aynı ciddiyetle, samimiyetle yapmak suretiyle hazır olacağız."

Erdoğan'dan “Fırat'ın doğusuna operasyon” açıklaması

ANKARA (AA) – Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Fırat'ın doğusunu bölücü terör örgütünden kurtarmaya yönelik harekata birkaç gün içerisinde başlanacağını bildirdi.

Erdoğan, Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi'nde düzenlenen Türk Savunma Sanayii Zirvesi'nde konuştu.

Türkiye'nin ne Amerikan yönetimine ne de Suriye'deki Amerikan askerlerine yönelik bir husumetinin bugüne kadar olmadığını vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:

"Her şeye rağmen Amerika'yı doğru zeminlerde buluşabilmemiz şartıyla gelecekte de birlikte yol yürüyebileceğimiz stratejik müttefikimiz olarak görüyoruz. Ülkemizin beka meselesi olarak gördüğümüz Suriye politikasındaki derin görüş ayrılıklarımızın, gelecekteki daha büyük işbirliklerimizin önünde bir engel oluşturmasına izin vermemeliyiz. İşte bu anlayışla Fırat'ın doğusunu bölücü terör örgütünden kurtarmaya yönelik harekatımıza birkaç gün içerisinde başlayacağımızı ifade ettik, ediyoruz. Hedefimiz asla Amerikan askerleri değildir, bölgede faaliyet gösteren terör örgütü mensuplarıdır."

GRAFİKLİ – NATO'nun Yugoslavya'yı bombalamasının 19. yılı

ÜSKÜP (AA) – CİHAD ALİU/SİBEL VEZAJ – NATO, 19 yıl önce bugün, Kosova'daki Arnavut ve Kosova halkına yönelik baskı ve katliamlara son verilmesi için Yugoslavya'ya yönelik "Sırplar dışarı, arabulucular içeri, sığınmacılar geri" amacını güttüğü ifade edilen “Müttefik Güç Harekatı"nı (Operation Allied Force) başlattı.

Baskı ve zulümlerin sona erdirilmesi ve Kosova'ya uluslararası birliklerin konuşlandırılması teklifinin Sırplar tarafından kabul edilmemesi üzerine başlayan harekatta İnsan Hakları İzleme Örgütüne (Human Rights Watch) göre 489 ila 528 sivil hayatını kaybederken, Yugoslavya tarafı sivil kaybının 1200 ile 5 bin 700 arasında olduğunu öne sürdü.

Taraflar arasında çatışmaların artması sonucu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), 23 Eylül 1998'de Kosova'daki Arnavut ve Yugoslav tarafların ateşkes yapması talebinde bulunduğu 1199 sayılı kararı kabul etti.

Ülkenin orta kesimlerinde bulunan Gornje Obrinje (Abri te Eperme) köyünde bir aileden 20'nin üzerinde kişinin katledilmesi üzerine Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatının (AGİT) Denetim Misyonu olan Kosova Denetim Misyonu kuruldu. Aralık ayında Kosova Ovası'nın Sırp kökenli Belediye Başkanı Zvonko Bojanic'in Priştine yakınlarındaki cansız bedenine ulaşılmasının ardından ateşkes bozuldu.

– Rambouillet Konferansı ve çözüm arayışları

Ülkenin orta kesimlerindeki Reçak'ta 15 Ocak 1999'da 45 Arnavut Kosovalı çiftçi katledildi. Yugoslavya katliamı reddederek öldürülenlerin Kosova Kurtuluş Ordusundan (UÇK) olduğunu savundu.

Kosova krizine çözüm arayışları 6 Şubat tarihinde, Fransa'nın başkenti Paris yakınlarındaki Rambouillet'de başlayan konferans ile bulunmaya çalışıldı. ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya ve Rusya'dan oluşan Temas Grubu tarafından teklif edilen konferans 23 Şubat tarihine kadar sürdü. Kosova heyeti, Amerikan ve İngiliz heyeti ile daha sonra Rambouillet Antlaşması olarak bilinecek anlaşmayı imzalarken, Sırp ve Rus tarafı bunu kabul etmedi.

Antlaşma Kosova'nın Yugoslavya'da özerk bir eyalet olarak NATO yönetiminde olması, Kosova'da düzenin korunması için 30 bin kişilik NATO birliği gibi maddeleri barındırıyordu. Sırp tarafı topraklarında kendi güvenlik güçlerinin yerine geçecek NATO birliklerini kabul etmeyerek, onların yerine silahsız BM gözlemcilerinin bulunmasını tercih etti.

– NATO'nun Yugoslavya'yı bombalaması

Yugoslavya'yı ikna çabaları başarısızlıkla sonuçlanınca, NATO 10 Haziran'a kadar sürecek "Müttefik Güç Harekatı"nı 24 Mart 1999 saat 20.00'da başlattı. Türk Silahlı Kuvvetlerinin de 10 adet F-16 uçağıyla destek verdiği harekata Yunanistan hariç tüm NATO üyeleri yer aldı.

Harekat sırasında NATO'nun "yanlışlıkla" diye nitelendirdiği yabancı misyon temsilciliklerinin vurulduğu ve sivillerin hayatını kaybettiği olaylar da meydana geldi.

Mayıs ayı başında NATO Arnavut sığınmacılardan oluşan bir konvoyu Yugoslav askeri konvoy "zannederek" hedef almış, olayda yaklaşık 50 sivil hayatını kaybetti. Yine aynı ay Çin'in Belgrad Büyükelçiliğinin hedef alındığı bir saldırıda 3 Çinli gazeteci hayatını kaybetmiş, bu olay Çin kamuoyunun şiddetli tepkisine neden oldu.

Bir başka olay ise 19 ila 23 Mayıs tarihlerinde meydana gelen Dubrava Hapishanesi bombardımanı olarak kayıtlara geçti. Bombardımanda yaklaşık 19 mahkum ve gardiyan hayatını kaybederken, daha sonra tam sayısı bilinmese de 70'ten fazla mahkumun Sırp makamları tarafından bombardımanın ardındaki günlerde infaz edildiği iddia edildi.

NATO'nun yaklaşık 3 ay süren askeri harekatı sonucunda, Sırbistan Kosova topraklarından askeri ve polis güçlerini çekmeyi kabul etti.

– Kumanova Askeri-Teknik Antlaşması

Makedonya'nın kuzeyindeki Kumanova kentinde 9 Haziran 1999'da Kosova savaşını sona erdiren ve Askeri-Teknik Antlaşma olarak bilinen anlaşma imzalandı. Ertesi gün 10 Haziran'da ise NATO operasyonlarını askıya aldı.

Aynı gün BM Güvenlik Konseyi, kabul ettiği 1244 sayılı karar ile BM'ye Kosova'da yönetim hakkı tanıdı ve görevi Birleşmiş Milletler Kosova Geçici Yönetim Misyonuna (UNMIK) verdi. İki gün sonra, 12 Haziran'da dönemin Yugoslavya Devlet Başkanı Slobodan Milosevic'in şartları kabul ettikten sonra Türkiye’nin de destek verdiği Kosova'da güvenliği sağlamakla görevli NATO önderliğinde çok uluslu barış gücü KFOR ülkeye girmeye başladı.

Kosova'daki savaşın yaşandığı 1998-1999 yılları arasında 8 binden fazlası Arnavut 10 binden fazla Kosovalı öldürüldü, 800 bine yakını Arnavut 1 milyonunun üzerinde farklı etnik gruplardan Kosovalı evlerini terk etti. Kosova 17 Şubat 2008'de Sırbistan'dan bağımsızlığını ilan etti. Kosova'yı bugün 113'ü BM üyesi, toplam 116 ülke tanıyor.

Başbakan Yardımcısı Işık:

KOCAELİ (AA) – Başbakan Yardımcısı Fikri Işık, Türkiye'nin sivillere zarar vermeme konusundaki hassasiyeti olmasaydı Afrin operasyonunun çok daha hızlı ilerleyeceğini belirterek, "Biz bazı ülkeler gibi yukarıdan ne olup olmadığına bakmadan bomba bırakanlardan değiliz. İnsansız hava araçlarıyla, diğer istihbarat araçlarıyla bölgede sivilin olup olmadığını özellikle tespit edip ondan sonra oradaki terörist unsurlara operasyon yapıyoruz." dedi.

Kocaeli Erzurumlular Derneği tarafından İzmit ilçesindeki Uluslararası Fuar Merkezi'nde düzenlenen Erzurum Tanıtım Günleri Fuarı'na katılan Işık, stantları gezdi. Oltu taşı standından tespih alan Işık, Dadaş Otağı'nda kıtlama çay içtikten sonra cağ kebabı yedi.

İzmit'teki programlarının ardından AK Parti Kandıra İlçe Başkanlığı'nda partililerle bir araya gelen Işık, burada yaptığı konuşmada, bölgenin, 1. Dünya Savaşı'ndan 100 sene sonra tekrar zorlu bir süreci yaşadığını söyledi.

Bölgede hesabı olan birtakım güçlerin kendi güvenliklerini veya çıkarlarını garanti altına almak için bölgenin bölünmesine, parçalanmasına, adeta un ufak edilmesine zemin oluşturduklarını belirten Işık, "Birilerinin güvenliğinin sağlanması için birilerinin huzurlarının bozulması gerekiyor maalesef bunların anlayışında. Bu bizim kabul edebileceğimiz bir anlayış değil." diye konuştu.

Işık, bölgede aslında Birinci Körfez Savaşı'yla başlayan bir altüst süreci yaşandığını ve bu sürecin Türkiye'ye etkisinin minimum olması için hükümet olarak çok büyük gayret gösterdiklerini vurgulayarak, "Özellikle Irak'tan sonra Suriye'nin de parçalanması, adeta Suriye'de devlet otoritesinin tamamen kaybolması, önce DEAŞ'ın şimdi PYD'nin bir hakimiyet oluşturma çalışması, Türkiye'nin hem milli güvenliği açısından hem de bölgenin istikrarı açısından son derece önemli bir tehdittir." ifadelerini kullandı.

PYD/YPG'nin doğrudan PKK'nın üst düzey yönetiminden talimat alan ve örgüt hiyerarşisi olarak da onlara bağlı yapılar olduğunun altını çizen Işık, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu terörist yapının Suriye'de veya başka bir bölgede bir alan hakimiyeti oluşturması, Türkiye'nin milli güvenliğine de milli çıkarlarına da doğrudan tehdittir. Bu tehdidin bertaraf edilmesi de Türkiye'nin en tabii hakkıdır. Hiç kimse kusura bakmasın, PKK'yla organik bağını bildikleri halde PYD'yi terör örgütleri listesine almamak aslında bunlar için en hafif tabiriyle bir gaflettir. Terörün iyisi kötüsü olmaz, teröristin iyisi kötüsü olmaz. Terör her yerde terördür, terörist de her yerde teröristtir. Eğer teröristler arasında ayrım yapmaya kalkarsanız eninde sonunda o terörist sizin başınıza da bela olur. Sizi de mutlaka ama mutlaka bir şekilde rahatsız eder.

Bugün aslında dünyanın pek çok yerinde yaşanan da bundan farklı değil ama maalesef bizim müttefiklerimizden bazıları YPG/PYD'yi terör örgütü saymadığı gibi onların güya DEAŞ'la mücadelede başarı gösterdikleri için meşru güç sayılması gerektiğini ifade ediyor. Bunu kabul etmemiz mümkün değildir. Suriye'de bunların alan oluşturma gayretini Türkiye kesinlikle görmezden gelemez ve Türkiye bu konuda sessiz ve tepkisiz kalamazdı. Öncelikle Fırat Kalkanı Harekatı'yla biz bunların kantonların birleştirilmesi ve Akdeniz'e ulaşma hülyalarına ağır bir darbe vurduk. Adeta doğu ve batı arasında Fırat Kalkanı Harekatı'yla oluşturduğumuz 2 bin kilometrekarenin üzerindeki güvenli bölge onların emellerinin de suya düştüğünün bir ispatı oldu ama şimdi aynı operasyon Afrin'de de yapılıyor. Kahraman Mehmetçik'imiz canı pahasına böyle bir terör oluşumuna müsaade etmeyeceğini bütün dünyaya gösteriyor. Allah yardımcıları olsun."

– "Türkiye güvenliğini başkasının himmetine emanet edemez"

Başbakan Yardımcısı Işık, önceki gün 8 güvenlik görevlisinin şehit olduğunu hatırlatarak, şehitlere rahmet, yaralı askerlere acil şifa diledi.

Zor ama mutlaka yapılması gereken bir mücadele yürüttüklerini anlatan Işık, şunları kaydetti:

"Bugün bu mücadeleden geri durursak yarın daha büyük bedeller ödemek zorunda kalırız ama Allah'a hamdolsun milletimiz büyük bir dayanışma içerisinde olayın ne olduğunu çok iyi idrak ederek, Afrin operasyonuna sonuna kadar destek veriyor. Bu hepimiz için çok büyük bir gurur kaynağıdır. Teröristleri Afrin'den de bölgeden de temizleyene kadar bu mücadeleyi vereceğiz. Hiçbir terör örgütünün bölgede yapılanmasına Türkiye müsaade edemez. Nasıl DEAŞ'la mücadele ettiysek, PYD/YPG ile de mücadele edeceğiz. Nasıl Türkiye içerisinde PKK'yı artık Allah hamdolsun adım atamaz hale getirdiysek, Afrin'de ve diğer bölgelerde PYD'yi de adım atamaz hale getireceğiz. Bu Türkiye'nin milli güvenlik meselesidir."

Hiç kimsenin "Türkiye bu işi niye yapıyor?" deme hakkına sahip olmadığını, güvenliğini sağlamak zorunda olan Türkiye'nin kendi güvenliğini başkasının himmetine emanet edemeyeceğini vurguladı. Onun için gerekenin yapıldığını dile getiren Işık, şöyle devam etti:

"Birilerinin hesabı bozuldu. Birileri kendi hesaplarının tutmamasının öfkesini ve hayal kırıklığını yaşıyor ve bundan dolayı da ciddi bir tezvirat yürütülmeye çalışılıyor. 'Efendim bu operasyon Kürtlere karşı yapılıyor.' Hayır, Kürtler bizim kardeşimizdir. Biz bin yıldır bu topraklarda birlikte yaşıyoruz, bölgede de birlikte yaşıyoruz. Sultan Alparslan'dan beri Anadolu bize yurt olduğundan beri birlikteliğimiz var. Allah'ın izniyle bu birlikteliğimiz, kıyamete kadar da sürecek ama hiç kimse Türkiye'nin haklı mücadelesini saptıramaz, hiç kimse Türkiye'nin terör örgütüne karşı verdiği mücadeleyi sanki Kürtlere karşı veriliyormuş gibi asla gösteremez. Biz mücadeleyi terör örgütü PYD/YPG, PKK ve DEAŞ'a karşı veriyoruz, aşırı sol örgütlere karşı veriyoruz. Bu mücadeleyi vermek bizim hem hakkımız hem de görevimiz. Eğer bugün bu mücadeleyi vermezsek yarın belki çok daha ağır bedeller ödemek zorunda kalırız. Bunun bilincindeyiz, onun için bu mücadeleyi yapmak zorundayız."

– "Kılı kırk yaran bir hassasiyet gösteriyoruz"

Başbakan Yardımcısı Fikri Işık, diğer bir konunun da Afrin'de sivillerin öldürüldüğü yalanı olduğunu belirterek, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Sadece bugün için söylemiyorum, bizim tarihimizde kesinlikle sivile zarar vermek yok. Biz teröristle oradaki masum insanları ayırmak için kılı kırk yaran bir hassasiyet gösteriyoruz, sadece bugün Afrin operasyonunda değil. Türkiye'nin sivillere zarar vermeme konusundaki hassasiyeti olmasaydı, Afrin operasyonu çok daha hızlı ilerlerdi. Biz bazı ülkeler gibi yukarıdan ne olup olmadığına bakmadan bomba bırakanlardan değiliz. İnsansız hava araçlarıyla, diğer istihbarat araçlarıyla bölgede sivilin olup olmadığını özellikle tespit edip ondan sonra oradaki terörist unsurlara operasyon yapıyoruz. Eğer bu özeni göstermeseydik şu anda Fırat Kalkanı belki daha da ilerde olacaktı. Bu hainlerin çukur eylemlerinde bir tek sivil zarar görmesin diye bazen 2-3 gün operasyonu durdurduğumuz oldu. Onun için özellikle bu algı operasyonlarına hiç kimsenin itibar etmemesi lazım. Türk askeri bir tek sivilin zarar görmemesi için elinden gelen her şeyi yapar ama bunlar daha önce başka yerlerdeki yaralanmaları, ölümleri sanki Fırat Kalkanı'nda yapılmış gibi bütün dünyaya yutturmaya çalışıyorlar."

Başbakan Yardımcısı Işık, bu operasyonları sadece Türkiye'nin milli güvenliği için değil, aynı zamanda bölgenin huzur ve istikrarı için de yapmaya devam edeceklerini söyleyerek, "Başka türlü bölge istikrar kazanmaz. Birileri kendi güvenlikleri için bölgenin ateş topuna dönmesini isteyebilir ama Türkiye bunu asla istemez ve mazur da görmez." şeklinde konuştu.

Zeytin Dalı Harekatı

HATAY (AA) – Hatay'ın Reyhanlı, Hassa ve Kırıkhan ilçeleri karşısındaki terör mevzileri, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) çoklu roketatar ve topçu birliklerince ateş altına alındı.

TSK tarafından "hudutlar ile bölgede güvenlik ve istikrarı sağlamak, Suriye'nin Afrin bölgesinde PKK/KCK/PYD-YPG ve DEAŞ mensuplarını etkisiz hale getirmek, bölge halkını terör örgütü üyelerinin baskı ve zulmünden kurtarmak" amacıyla 20 Ocak Cumartesi günü başlatılan Zeytin Dalı Harekatı devam ediyor.

Reyhanlı, Hassa ve Kırıkhan'ın karşısındaki Afrin batı kırsalında yer alan teröristlere ait birçok mevzi, TSK'ye ait çoklu roketatar ve topçu birliklerince vuruluyor.

Bu arada, sınır birliklerine askeri sevkiyatlar da devam ediyor.