Bakan Selçuk'tan Şemdinli gazilerine ziyaret

ANKARA (AA) – Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk, Şemdinli'de yaralanan gazileri ziyaret etti.

Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, Bakan Selçuk, Şemdinli'de yaralanan ve SBÜ Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde tedavileri süren gazileri ziyaret ederek geçmiş olsun dileklerini iletti.

Başhekim Prof. Dr. Mehmet Ali Gülçelik'ten gazilerin sağlık durumlarına ilişkin bilgi alan Selçuk, gazilerle yakından ilgilendi. Selçuk, ayrıca gazilerin yakınlarıyla sohbet etti ve ihtiyaçlarını sordu.

Ziyarette Bakan Selçuk'a, Bakan Yardımcısı Ahmet Koca, Şehit ve Gazi Yakınları Genel Müdürü Selim Çelenk, Ankara İl Müdürü Bestami Erkoç da eşlik etti.

Advertisements

“İki yılda 104 kapalı ameliyat”

ANKARA (AA) – DUYGU YENER – Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesinde halk arasında kapalı olarak bilinen laparoskopik yöntemle yapılan karaciğer ve pankreas ameliyatları sayesinde iki yılda 104 hasta sağlığına kavuştu.

Karaciğer ve pankreas tümörlerinin cerrahisinde uygulanan yöntem, bu alanda sağlık sorunu yaşayan hastaların tedavilerinde de olumlu sonuç veriyor.

Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yöneticisi Prof. Dr. Mehmet Ali Gülçelik, AA muhabirine yaptığı açıklamada, karaciğer ve pankreas cerrahisinin kapalı yöntemle yapıldığı Türkiye'deki az sayıdaki merkezden biri olduklarını söyledi.

Karaciğer ve pankreas cerrahisinin komplike ve zor ameliyatlar olduğunu ifade eden Gülçelik, deneyimli bir ekiple yapılan bu tarz ameliyatlarda başarı şansının artığına dikkati çekti.

Prof. Dr. Gülçelik, kanser cerrahisinde uygulanan kapalı yöntemin hastalar üzerinde çok başarılı sonuçlar verdiğini belirterek, "Özellikle karaciğer ve pankreas rahatsızlıklarında kullanılan laparoskopik yöntem, hastanemizde Doç. Dr. Fatih Can hocamızın önderliğinde iki yıl önce başladı. Yapılan ameliyatlarla son iki yılda çoğu merkezi katladık. Hastanemize başvuran 104 hastamız, bu yöntemle sağlığına kavuştu. Başarı oranında dünya standartlarının üzerindeyiz." diye konuştu.

Kapalı yöntemle yapılan ameliyatların en büyük faydasının hasta konforu olduğunu dile getiren Gülçelik, bu yöntemin uygulandığı hastaların hastanedeki yatış sürelerinin de kısaldığını ve estetik açıdan da hastalar tarafından çok tercih edildiğini aktardı.

– "Türkiye'de lider konumundayız"

İki yıl içerisinde 104 hastanın ameliyatını gerçekleştiren Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Fatih Can da kapalı yöntemin karaciğer ve pankreas hastalıklarının tedavisinde dünyadaki birçok merkezde de az sayıda uygulandığına işaret ederek, "Batılı ülkelerde de henüz birkaç yüzlü rakamlara ulaşmış az sayıda merkez var. Biz de laparoskopik karaciğer ve pankreas tümörü kanseri ameliyatlarında yüz vakayı geçtik." dedi.

İyi bir değerlendirme sonrasında kapalı yöntemin karaciğer ve pankreas rahatsızlığı bulunan birçok hastaya uygulanabildiğini anlatan Can, "Tümörün yerleşme yeri ve çeşidi burada çok önemli. Aynı zamanda hastaya yapılacak işlem konusunda o merkezin deneyimi de çok önemli. Türkiye'de şu anda lider konumdayız." ifadelerini kullandı.

Harvard Üniversitesinin yanı sıra Güney Kore'de karaciğer ve pankreas cerrahisinde robotik ve laparoskopi eğitimi ve organ nakli eğitimi aldığını ifade eden Doç. Dr. Can, "Bu konuda dünyanın önde gelen hocalarıyla çalıştım. Ameliyat olan hastaları birlikte takip ettik. Bunun haricinde geçen yıl da Avrupa karaciğer pankreas cerrahisinde Türkiye'den ilk yeterlilik belgesi alan hekim oldum. Bu konuda deneyimlerimizi ülkemde kendi hastalarıma iki yıldır aktarmaya çalışıyorum." şeklinde konuştu.

Doç. Dr. Can, karaciğer ve pankreas tümörlerinin karaciğerin kendisinden oluşan tümörler ve karaciğere başka organlardan gelen metastaz yani yayılma yoluyla oluştuğunu bildirdi.

– 104'üncü hasta Hatice Özdemir

İnce bağırsağındaki tümör nedeniyle üç yıl önce ameliyat olan 65 yaşındaki Hatice Özdemir de kapalı yöntemle ameliyat edilen 104. hasta oldu.

Karaciğerinin yarıya yakını kapalı yöntemle alınan Özdemir, "İki gün önce ameliyat oldum. Karnım sürekli şişiyordu. Göbek fıtığı dediler. Tedavi görüyordum, karaciğerimde tümör çıktı. Ameliyat oldum, şu anda çok iyiyim." dedi.

Pankreasındaki tümör nedeniyle kapalı yöntemle operasyon geçiren Gülseren Göğüt de ameliyat sonrasında bütün sıkıntılarının ortadan kalktığını anlatarak, "Pankreasta kitle tespit edildi. Ameliyat öncesi halsizlik, zayıflama sürekli iştahsızlık gibi sorunlar yaşıyordum. O kadar iyiyim ki şimdi Keçiören'den hastaneye kadar yürüyerek geldim." diye konuştu.

Karaciğerindeki kitleden laparoskopik yöntemle kurtulan üniversite öğrencisi Nesrin Arslanargun ise ameliyat sürecine ilişkin, şu bilgileri verdi:

"Ameliyat olmadan önce nefes aldığımda ağrı, hatta bazen de bayılma sorunları yaşıyordum. Çeşitli tetkikler yapıldı. Karaciğerde en son kitle tespit edildi. Ameliyattan çok korkuyordum. Birçok yeri araştırdım en son olarak Gülhane'ye gelip ameliyat olmaya karar verdim. Şu an gayet iyiyim, okuluma ve normal hayatıma devam ediyorum."

Kronik lösemilerde “akıllı ilaçlar” umut vadediyor

İSTANBUL (AA) – HATİCE ŞENSES – Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi Hematoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Meltem Aylı, kronik lösemilerde tedavinin günümüzde süratle gelişen ve sürekli daha etkin moleküllerin üretildiği hedefe yönelik tedavi ajanlarına kaydığını bildirdi.

Aylı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kan kanseri olarak da bilinen löseminin kemik iliğinde bulunan ve kan yapımından sorumlu kök hücrenin hasarlanması sonucu ortaya çıkan bir grup hastalığın ortak adı olduğunu belirtti.

Hastalık başlığı altında aniden ortaya çıkan ve hızlı ilerleyen "akut lösemiler" ve yıllar içinde sinsi bir hızla gelişen ve yavaş ilerleyen "kronik lösemiler" olduğunu dile getiren Aylı, bu farklı hastalık formlarının, hücre tipleri, bulguları, hastada oluşturdukları yakınmalar, klinik seyirleri, tedavileri, tedavilere verdikleri yanıt oranları ve ileriye dönük olarak öngörülebilen yaşam beklentilerinin birbirlerinden çok farklı olduğunu aktardı.

Prof. Dr. Meltem Aylı, "Akut lösemili bir hastada birkaç hafta, hatta birkaç gün önce hiçbir yakınma yokken aniden vücutta morluklar, kanamalar, yüksek ateş, aşırı halsizlik, yorgunluk, kemik ağrıları ve genel durum bozukluğu gibi bir dizi bulgu oluşabilmektedir. Oysaki kronik lösemilerin yaklaşık yüzde 40 kadarında hastanın belirgin bir yakınması yokken, başka bir nedenle doktora başvurmasıyla tesadüfen tanı konulabilmekte ancak hastalığın ileri evrelerinde kilo kaybı, halsizlik, kanamalar, yüksek ateş, lenf bezlerinde büyüme ve dalakta büyüme gibi bulgular ortaya çıkmaktadır." ifadelerini kullandı.

Lösemi tanısı konulan hastaların en sık "Ben neden lösemi oldum?" sorusunun cevabını aradığına dikkati çeken Aylı, bunun bilinmezliğini koruduğunu belirtti. Aylı, lösemi gelişiminde birçok faktörün bir arada oluşturduğu bir kök hücre hasarının suçlandığını kaydetti.

– "Lösemilerin farklı alt tiplerinin tedavileri birbirinden farklı"

Aylı, suçlanan bu faktörlerin başlıcalarını, radyasyon, benzen gibi bazı kimyasallar, hastanın daha önce almış olduğu kemoterapi ilaçları, sigara kullanımı, bazı tarım ilaçları, altta yatan bazı kan hastalıkları ya da genetik rahatsızlıklar olarak sıralayarak, şunları kaydetti:

"Ancak lösemi tanısı konulan pek çok hastada hastalık sebebi olarak suçlanabilecek faktör genellikle saptanamamaktadır. Lösemi tanısı koymak genel olarak kolaydır. Kesin tanı hematoloji uzmanları tarafından kısa süre içinde kolaylıkla konulabilmektedir. Çünkü bu hastalıkta kan sayımı sonuçlarında anormal bulgular oluşmakta ve basit bir kan sayımıyla lösemi şüphesi olup olmadığı saptanabilmektedir. Kan sayımında görülen bazı anormal bulgular hekimler için uyarıcı olmakta ve ardından yapılan basit bir kan yaymasının mikroskopta incelenmesi ciddi tanısal değer taşımaktadır.

Kan yaymalarından elde edilen bulguların kemik iliği biyopsisiyle de doğrulanmasıyla tanı konulmaktadır. Gerek kan gerekse kemik iliğinden yapılan akım sitometri ve genetik/moleküler testlerle de löseminin tipinin ne olduğunun kesinleştirilmesi mümkün olmaktadır. Çünkü lösemilerin farklı alt tiplerinin tedavileri, klinik gidişleri ve tedavi yanıtları birbirinden bir hayli farklıdır. Günümüzde bu tanısal testler her geçen gün geliştirilmekte ve sadece tanıyla ilgili değil, bu hastalıkların ileriye dönük seyri hakkında da bilgi vermektedir."

– "Kemoterapi rejimlerine eklenen akıllı moleküllerle başarı arttı"

Bu hastalıkta tedavi seçeneklerinin lösemi tipine, kişinin yaşına ve genel sağlık durumuna bağlı olarak belirlendiğini vurgulayan Aylı, "Kronik lösemilerde tedavi günümüzde çok süratle gelişen ve sürekli daha etkin moleküllerin üretildiği hedefe yönelik tedavi ajanlarına kayıyor. Artık elimizdeki bir grup hedefe yönelik akıllı ilaç, bu hastalığın sorumlusu olan genetik mutasyonu bulup, bağlanarak bu mutasyonun aktivasyonunu engellemekte veya hücreye kanserleşme yolunu açan sinyalleri bulup, bunları durdurarak etki etmektedir. Bu akıllı moleküller sayesinde kemoterapisiz kanser tedavisinin yolu açılmaktadır." değerlendirmesinde bulundu.

Prof. Dr. Aylı, erişkinlerde en sık gözlenen lösemi tipi olan kronik lenfositer lösemi olgularında da çok sayıda hedefe yönelik molekül geliştirildiğini dile getirerek, şu bilgileri verdi:

"Uygun kişilerde bu moleküller, hastalarda kemoterapi almaksızın tedavi olanağı oluşturmaktadır. Akut lösemilerde ise tedavide kemoterapi hala yerini korumaktadır. Tek bir sefer değil, ardışık kürler halinde verilen çoklu kemoterapi ilaçlarının birlikte uygulandığı rejimlerle önce hastanın kemik iliğindeki kanserli hücre oranları minimalize edilmekte, ardından pekiştirme amaçlı kemoterapilerle uzun süreli hastalıksız yaşam, şifa elde edilmeye çalışılmaktadır. Akut lösemili bazı hastalarda ise standart kemoterapilerle kanserli hücreler temizlendikten sonra uygun kök hücre vericisi bulunması ve hastanın genel durumunun müsait olması halinde kemik iliği nakli yapılmaktadır. Akut lösemilerde hala kemoterapi temelli tedaviler kullanılırken yeni geliştirilen bazı akıllı, hedefe yönelik moleküller de kemoterapi rejimlerine eklenerek tedavi başarılarında artış sağlamaktadır."

Kornea nakliyle bu yıl 3 bin kişinin dünyası aydınlandı

ANKARA (AA) – DUYGU YENER – Bu yıl, görme yetisini kaybeden 3 bin kişinin karanlık dünyası, "kornea nakli" ile aydınlandı.

AA muhabirinin Sağlık Bakanlığı verilerinden derlediği bilgiye göre, 1 Ocak 2018'den itibaren 3 bin 10 kişi kornea nakli olurken, 2 bin 61 kişi de nakil olabilmek için halen sırada bekliyor. Yurt dışından kornea temin yetkisi kapsamında ise 173 hastaya kornea nakli yapıldı.

Gözün önündeki saydam tabakanın işlevini yitirmesiyle ortaya çıkan ve görme kaybına neden olan kornea hasarları, nakille gideriliyor.

Son yıllarda yapılan kornea temini iyileştirme çalışmaları ile kornea nakil sayılarında artış sağlandı. Bakanlığın bu alanda yaptığı çalışmalarla kornea nakli iş ve işlemlerinin takibi ve izlemi Transplantasyon Diyaliz İzlem Sistemi (TDİS) ile sağlanıyor.

Türkiye genelinde 23 ilde 41 göz bankası faaliyet gösterirken, kornea nakli hizmetleri aktif olarak çalışan 88 kornea nakli merkezi ve 155 kornea nakil hekimi tarafından yürütülüyor.

– "Korneası zarar gören kişi göremez"

Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kornea Nakli Merkezinden Doç. Dr. Gökhan Özge, gözün saydamlığını kaybettirecek her türlü hastalığın göz yapısı uygunsa nakil gerektirdiğini söyledi.

Katarakt ameliyatları sonrasında ortaya çıkabilecek komplikasyonlar ve gözün maruz kalabileceği her türlü travmanın korneanın zarar görmesine neden olduğuna dikkati çeken Özge, "Korneası zarar gören kişi göremez. Gözün en saydam tabakası aslında ışığın arka tarafa iletilmesini sağlayan ve retinaya düşmesini sağlayarak görmemizi sağlayan bir tabaka ve bunun saydam olması gerekiyor. Saydamlığını kaybederse aynı camında bir pus varmış gibi hastanın görmesi engellenebilir." dedi.

Doç. Dr. Özge, kornea nakillerinin de diğer organ nakillerinde olduğu gibi kadavradan yapıldığını belirterek şöyle devam etti:

"Üzerinden belli bir süre geçmemiş, bulaşıcı bir hastalığı bulunmayan, belli yaşın üzerinde olmayan yaşamını yitiren kişilerden kornea teminini sağlıyoruz. Kornea nakillerini korneanın gördüğü hasar durumuna göre yapıyoruz. Tüm dokunun değiştirilmesi, ön taraftaysa katmanın değiştirilmesi ya da sadece kornea dokusunun en ince kısmının değiştirilmesi şeklinde yapılabiliyor. Nakillerde bazı durumlarda vücut tarafından dokunun reddedilmesi ya da dokunun saydamlığını yitirmesi durumunda nakil tekrar yapılabiliyor."

– Kornea nakli için Fransa'dan Türkiye'ye geldi

Fransa'da yaşayan 60 yaşındaki Ahmet Şahin, kornea nakli olmak için Türkiye'yi tercih etti. Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde kornea nakli olan Şahin, sağlığına kavuşmanın mutluluğunu yaşıyor.

Gözündeki rahatsızlığın 1994'te ortaya çıktığını ifade eden Şahin, geçirdiği grip nedeniyle gözünde büyük bir hasar meydana geldiğini söyledi. Gribin gözünde oluşturduğu hasarın kendisini kornea nakline götürdüğünü anlatan Şahin, ilk kornea naklini 2000'de olduğunu aktardı.

Nakilden sonra 18 yıl boyunca gözünde hiçbir problem yaşamadığını ancak gözündeki merceğin düşmesi nedeniyle yeniden nakil olmak zorunda kaldığını ifade eden Şahin, şunları kaydetti:

"Fransa'da yaşıyoruz. Gözümde düşen merceği oradaki doktorlar bir türlü çıkaramadılar. 'Beni Türk hekimlerine emanet edin dedim.' ve Türkiye'ye geldim. Gözümdeki merceği iki ameliyatla aldılar. Vücudum ödem yaptığı için 6 aydır uğraşıyoruz. Merceği çıkardıktan sonra kornea nakli yaptılar. Tedavim bitince geri döneceğim."

Bakan Soylu'dan gazilere ziyaret

ANKARA (AA) – İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesinde tedavi gören askerleri ziyaret ederek, geçmiş olsun dileklerini iletti.

Soylu, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Arif Çetin ve beraberindeki heyetle Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesine geldi.

Burada tedavi gören gazilerle yakından ilgilenen Soylu, onlarla bir süre sohbet etti. Soylu, geçmiş olsun dileklerini ilettiği gazilere bir ihtiyaçları olup olmadığını sordu.

Gaziler de Bakan Soylu'nun ziyaretinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Süleyman Soylu, daha sonra hastanede tedavi gören vatandaşları da ziyaret etti.

Bel fıtığı ve kas ağrılarının tedavisinde geleneksel yöntem

ANKARA (AA) – DUYGU YENER – Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulama Merkezi (GETAT) Başkanı Dr. Öğretim Üyesi İlker Solmaz, yumuşak doku hasarlarının enjeksiyon kullanılarak tedavi edilmesi olarak tanımlanan "proloterapi" tedavisinin, kas ve iskelet sistemi ağrıları ile bel ve boyun fıtığı yaşayan hastalarda olumlu sonuçlar verdiğini bildirdi.

Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi GETAT Merkezi Başkanı İlker Solmaz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarından "proloterapi" yöntemini, bel, boyun ve kas iskelet sisteminin maruz kaldığı hasarların tedavisinde enjeksiyon kullanılarak uyguladıklarını, fizik tedavi ve cerrahi işlemlerden fayda göremeyen hastaların da uygulamadan memnun kaldığını söyledi.

Solmaz, iki yıl önce Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesinde kurulan GETAT merkezine, hem yurt içinden hem de yurt dışından 10 bine yakın kişinin başvurduğunu ifade etti. Solmaz, Almanya, İsviçre, Hollanda gibi ülkelerden de hastaların başvurmasıyla sağlık turizmine de önemli bir katkı sağlandığına dikkati çekti.

Kendilerine başvuran hastalara ağırlıklı olarak proloterapi uyguladıklarını ifade eden Solmaz, bu yöntemi, genellikle diz, boyun, omuz, sırt, el, dirsek, ayak ile bel ve boyun fıtıklarının tedavisi için uygulandıklarını aktardı.

– "Bel fıtığı operasyonu geçiren hastaları da tedavi ediyoruz"

Proloterapi yöntemini 4 ile 6 seans arasında uygulandığını dile getiren Solmaz, "Hastanın muayenesi yapıldıktan sonra tetkikleri gerekirse diğer kliniklerle de konsültasyon yaparak enjeksiyona başlıyoruz. Enjeksiyonun yanı sıra hastanın fizyoterapi yapıp yapamadığı ve beslenmesi de çok önemli." dedi.

Solmaz, Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Eğitim ve Araştırma bünyesinde faaliyete geçen GETAT merkezinde, hasta tedavilerinin yanı sıra hekim yetiştirilmesine de öncülük ettiklerini vurguladı.

Bel fıtığı operasyonu geçiren ve rahatsızlıkları tekrarlayan hastaların merkeze daha çok başvurduğuna dikkati çeken Solmaz, şöyle devam etti:

"Kliniğimize on kişi bel ağrısı ile başvuruyorsa, bunun 8'i daha önceden ameliyat olmuş hastalar. Bu yöntemle operasyon geçirmiş hastaları tedavi etmek de mümkün. Normal tıbbi müdahalelerin yapıldığı ameliyatına karar verilmek üzere olanların son aşama olarak otobana girmeden önceki son çıkış bu ameliyata giden yolda uygulanması gereken son tedavi yöntemidir. Başarı oranımız, yüzde 80-90 olunca talep de çok oluyor. 4 yaşından 95 yaşına kadar hastamız var. Günde 60-70 hastam var. Günde 60-70 hasta ile birlikte uygulamalarımızı gerçekleştirmekteyiz. Oldukça yoğun bir talep alıyoruz. Şu anda 2021'e kadar randevularımız dolu. Bir taraftan hekim yetiştiriyorum bir yandan tedavilerinin ettiğim sayısını artırarak yoğun talebi karşılıyoruz."

– 88 yaşında bel fıtığı ağrılarından kurtuldu

Merkeze başvuran 88 yaşındaki Mustafa Çiftçi, bel fıtığı nedeniyle birçok merkeze başvurduğunu, ancak ileri yaşı nedeniyle ameliyat olamadığını söyledi.

Tedaviye başladıktan sonra ağrılarından kurtulduğunu ifade eden Çiftçi, "Ameliyat olmadan belimde ağrı kalmadı. Baston da olmasa giderim de bundan daha iyi yürürüm." dedi.

49 yaşındaki ev hanımı Filiz Yoğun da dizlerinde ağrı nedeniyle zor günler geçirdiğini belirterek, "Ankara'da kaç tane hastaneye gittiysem ameliyat olmamı önerdiler. İğne tedavisi ve egzersizlerle ameliyata gerek kalmadı. Tedaviye başladıktan sonra dizlerimi bükerek yürümeye başladım. Eşim de belinden rahatsız o da geliyor." ifadesini kullandı.

– "Bin kilometre aralıksız araç kullanacak düzeye geldim"

Kamu görevlisi Salim Koşar, rahatsızlığının 2014'te sol ayağında ağrı şeklinde başladığını belirterek, yaşadıklarını şöyle anlattı:

"Ağrılarım nedeniyle fizik tedaviye başladım. Geçen yıl yaz mevsiminde 3 ay parke üzerinde battaniyede yatmak zorunda kaldım. Üç ay fizik tedavi görmeme rağmen hiçbir sonuç alamadım. İlker hocamızla tedaviye başladık. Yürümekte, oturmakta güçlük çekiyordum. Araç kullanamıyor hatta bir kilogram poşet bile taşıyamıyordum. İğne tedavisine başladık. Hiç araç kullanamazken, Ankara-İstanbul arası bin kilometre araç kullanabiliyorum. Bir kilo taşıyamazken Kurban Bayramında 5 kat 20 kilo kurban etini taşıyabildim."

Kronik hastalara ekim ve kasımda grip aşısı önerisi

İSTANBUL (AA) – ZEHRA MELEK ÇAT – Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ümit Savaşçı, "Özellikle 65 yaş üzeri bireyler ile böbrek yetmezliği, kronik karaciğer hastalığı, diyabet, kalp yetmezliği, kronik akciğer hastalığı, kanser tedavisi alan bireyler risk altındadır. Bu nedenle kronik hastalığı olan kişilerin her yıl ekim veya kasım ayında grip aşısı olmaları önerilir." dedi.

Savaşçı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, soğuk havaların hastalıklara davetiye çıkardığı, grip, soğuk algınlığı, bademcik, kulak enfeksiyonları ve zatürrenin en sık görülen hastalıklar olduğunu söyledi.

Soğuk havalarda kapalı mekanlarda toplu olarak geçirilen sürenin uzamasıyla onlarca kişinin aynı hava kaynağı ile birbirlerine enfeksiyon bulaştırmalarının kolaylaştığını belirten Savaşçı, "Kirlenen havanın soğuk ve kuru olması da burun mukozalarının kurumasına neden olarak bizi enfeksiyonlara karşı hassaslaştırıyor. Kışın soğuk havaya uyum sağlamaya çalışan vücudumuzun direnci düşüyor. Bağışıklık sistemimiz de kuvvetli değilse, daha hızlı ve kolayca hasta olup yatağa düşüyoruz." diye konuştu.

Savaşçı, soğuk algınlığının dünya genelinde yetişkin ve çocuklarda en sık görülen hastalık olduğunu vurguladı.

– "Antibiyotik kullanmaya gerek yok"

Bu hastalıkların çoğunun viral enfeksiyonlar olduğunu ifade eden Savaşçı, şunları kaydetti:

"Viral enfeksiyonların hiçbirinde antibiyotik kullanma gerekliliği yoktur. Birçok viral enfeksiyonda ne yazık ki antibiyotikler kullanılmakta, bu durum da vücudumuza faydadan çok zarar vermektedir. Etken virüslerin bulaşması, hastaların mikrop içeren burun veya ağız salgılarıyla bulaşmış elleri ve eşyalarıyla olabileceği gibi, havadaki parçacıklar içindeki virüslerin solunması ile de olabilir. Virüsler, mikrobun bulaştığı yerlerde (kapı tokmağı, telefon, el gibi) canlı kalabildikleri için, bu yüzeylere temastan sonra virüsleri rahatlıkla burnumuza veya gözlerimize taşıyabiliriz. Bunu engellemek için ellerimizi sık sık sabunlu su ile yıkamalıyız."

Savaşçı, kişisel temizlik gibi basit yöntemlerle yaşam kalitesini düşüren, hem sosyal hayattan hem iş hayatından alıkoyan enfeksiyon hastalıklarından büyük oranda korunmanın mümkün olduğunu belirtti.

Özellikli kronik hastalığa sahip olanların risk altında bulunduğunu ifade eden Savaşçı, şöyle devam etti:

"Özellikle 65 yaş üzeri bireyler ile böbrek yetmezliği, kronik karaciğer hastalığı, diyabet, kalp yetmezliği, kronik akciğer hastalığı, kanser tedavisi alan bireyler risk altındadır. Bu nedenle kronik hastalığı olan kişilerin her yıl ekim veya kasım ayında grip aşısı olmaları önerilir. Ayrıca özellikle solunum yollarında zatürre yapan enfeksiyon etkeni olan pnömokok isimli bakteriye karşı, pnömokok aşısının kronik hastalığı olan hastalara yapılması uygundur. Bağışıklık sisteminin güçlü ve sağlıklı olması için antioksidan özelliği olan vitaminlerin alınmasını sağlayacak taze sebze ve meyveler tüketilmelidir. Çinko ilk 24 saat içinde alınırsa semptomları azaltır. C vitamini, E vitamini, ekinezya, ginseng ve probiyotikler direncin artmasına yardımcı olur."

– "Eller sık ve uygun bir şekilde yıkanmalıdır"

Savaşçı, "Enfeksiyonların yayılmasını önlemenin en etkili yolu, hiç kuşkusuz ellerimizi sık sık yıkamaktır. Kalabalık ve kapalı alanlardan mümkün olduğunca uzak durulmalı, eğer enfeksiyon hastalığımız mevcut ise başkalarına bulaşmasını engellemek için mümkün olduğunca evde istirahat etmeliyiz." dedi.

Düzenli egzersizlerin vücudun savunma sistemini güçlendirdiğini vurgulayan Savaşçı, vücut sağlığı için günlük 10 bin adım atılmasını önerdi.

Mevsim geçişinde “grip aşısı” önerisi

ANKARA (AA) – DUYGU YENER – Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Nesrin Öcal, mevsim geçişlerindeki ısı değişimlerinin bağışıklık sistemini zayıflatarak vücut direncinin düşmesine yol açtığını, bu süreçte solunum yolları hastalıklarında da artış gözlendiğini belirterek, "Özellikle 65 yaş üzeri bireylerin grip ve zatürre aşılarını mutlaka yaptırmaları gerekiyor. Kronik akciğer, KOAH, kanser, kronik kalp damar ve diyabet hastalarının da aşı yaptırmalarını öneriyoruz. Grip aşısının şu an tam zamanı." dedi.

Doç. Dr. Nesrin Öcal, AA muhabirine yaptığı açıklamada, sonbaharın gelmesiyle ani sıcaklık değişikliklerinin hem çeşitli mikroorganizmaların çoğalmalarına hem de insanlardaki bağışıklık sistemlerinde zaafiyete neden olduğunu söyledi.

Mevsim değişikliyle grip sezonunun başladığına dikkati çeken Öcal, gribe eşlik eden eden zatürrenin de büyük risk oluşturduğuna işaret etti.

Özellikle kapalı ortamlarda bulunanlar için gribin daha riskli olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Öcal, toplu ortamda yaşayan bireylerin yıllık grip aşılarını yaptırmaları önerisinde bulundu.

Bazı hasta grupları için grip aşısıyla beraber zatürre aşısını da tavsiye eden Öcal, "Özellikle 65 yaş üzeri bireylerin grip ve zatürre aşılarını mutlaka yaptırmaları gerekiyor. Kronik akciğer hastaları, KOAH, kanser hastaları, kronik kalp damar hastaları, diyabet hastalarının da aşı yaptırmalarını öneriyoruz. Grip aşısının şu anda tam zamanı. Eylül, ekim en geç kasıma kadar grip aşısı olmasını öneriyoruz. Şu an tam zamanı. Koruyuculuğu iki hafta içinde başlıyor." diye konuştu.

Öcal, solunum yolu ile bulaşan mikroorganizmalar için ortamın mutlaka havalandırılması gerektiğini ifade ederek, kişilerin bu dönemde C vitamini ağırlıklı beslenilmesi gerektiğini söyledi.

TBMM Başkanı Yıldırım'dan hastane ziyareti

TBMM (AA) – TBMM Başkanı Binali Yıldırım, görevleri başında yaralanan güvenlik görevlilerini tedavi gördükleri hastanede ziyaret etti.

Paylaşılan görüntülere göre Yıldırım, Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesine ziyarette bulundu.

Hastanede tedavi gören güvenlik görevlileriyle bir süre sohbet eden Yıldırım, kendilerine geçmiş olsun dileklerini iletti.

Hastaların sağlık durumuna ilişkin bilgi alan Yıldırım, kendisini ziyaret ettiği için mutlu olduğunu söyleyen bir güvenlik görevlisini alnından öptü.

Yıldırım, çıkışta vatandaşlarla sohbet etti, fotoğraf çektirdi.

8 yıl beklediği böbreğe bayramda kavuştu

ANKARA (AA) – DUYGU YENER – Böbrek nakli olmayı bekleyen 48 yaşındaki Erdal Yaylacı, 8 yıl beklediği böbreğe bayramın ilk gününde kavuştu.

Çankırı'da yaşayan Özel Kuvvetler Komutanlığından emekli astsubay Erdal Yaylacı, 11 yıl böbrek yetmezliği ile mücadele etti. Yaylacı, 8 yıl diyalize girdikten sonra Kurban Bayramı'nın ilk gününde beyin ölümü gerçekleşen ve ailesi tarafından organları bağışlanan kişiden alınan böbrekle sağlığına kavuştu.

Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde gerçekleşen böbrek nakli sonrasında sağlığına kavuşan Erdal Yaylacı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, diyaliz sürecinin sona ermesinden dolayı çok mutlu olduğunu söyledi.

Böbrek yetmezliği nedeniyle haftanın üç günü diyalize girmek zorunda kaldığını ifade eden Yaylacı, hastalığının üzerinde oluşturduğu stresten kurtulmak için doktor kontrolünde her gün bir saat spor yaptığını anlattı.

– "Bayramın ikinci günü diyalize girecektim"

Yaylacı, Kurban Bayramı'nın ilk günü sabaha karşı nakil için hastaneden gelen telefonunu açmakta zorlandığını dile getirerek, şöyle konuştu:

"Sabaha karşı telefonum çaldığında önce telefonun alarmı zannettim. Geç saatte telefon gelince tedirgin oldum ve kötü bir haber alacağımızı düşündüm. Doktorumuz böbrek bulunduğunu ve iki saat içinde testlerin yapılması için hastanede olmamız gerektiğini söyledi. O an nasıl yola çıktık, iki saat içinde hastaneye nasıl geldik hayal gibi hatırlıyorum. Yolda gelirken de bana nakil yapılacağını hiç düşünmedim. Öncelik ağır hastalarındır diye düşünüyordum ama doku kime uygunsa ona veriliyormuş. Bekleyen hastaları da görünce bana uymaz diye düşünmüştüm. Allah herkese nasip etsin. Bu bayram benim için çok farklı oldu. Bayramda nakil olmasaydım, Kurban Bayramı'nın ikinci günü diyalize girecektim."

– "Nakil hastamızın bordo bereli olması bizi çok mutlu etti"

Hastanenin Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Tahir Özer, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bayram sabahı organ bağışından haberdar olduklarını ve nakil ekibinin hemen hazırlıklara başladığını anlattı.

Bayram sabahı erkenden hastaneye geldiklerinde dört aday hastanın olduğunu ifade eden Özer, şunları kaydetti:

"Nakil için en uygun hastamızın eski bir bordo bereli olması, vatan hizmetinde çalışması bizi ayrıca mutlu etti. Nakil sürecinin bitmesi öğle saatlerini buldu. Akşam saatlerinde ameliyatı bitirdik. Bayramın ilk günü tamamen hastanede geçirmiş olduk. Ailemizle beraber bayramı kutlayamadık ama bir insanın hayatına dokunmuş olmanın, sağlığına katkıda bulunmanın sevinci bizi çok mutlu etti. Bayram bizim için çok daha büyük bir anlam kazanmış oldu. Hastamız için de çok özel bir bayram oldu, hayatında bir dönüm noktası oldu. Diyalizden kurtuldu, kendi böbreğiyle bundan sonra bağımsız bir hayat sürecek."