Permakültür çiftliği için karavanla 8 ülkeyi aştılar

BİLECİK (AA) – HARUN KAYMAZ – Fransa'da yaşayan 24 yaşındaki fotoğraf sanatçısı Morgan Bisson ile arkadaşı 25 yaşındaki erkek hemşire Gaylord Clochard, permakültür çiftliğini görmek için karavanlarıyla 8 ülke geçip, Bilecik'in Gölpazarı ilçesine geldi.

Sosyal medyadaki gönüllüler aracılığıyla Gölpazarı ilçesindeki permakültür çiftliğini araştırarak Fransa'nın Bordeaux şehrinden karavan ile yola çıkan Bisson ile Colchard, 9 ay süren maceranın ardından 8 ülke geçerek çiftliğe ulaştı.

Permakültür çiftliğinde horoz sesiyle uyanan, doğal ürünlerle hazırlanan kahvaltıyla güne başlayan, odun kırıp evcil hayvanları elleriyle besleyen; doğal sirke, salça ve ekmek yapmayı, zeytin fermantasyonunu, soğan ve sarımsak gibi bitkilerin dikim ve hasadını öğrenen Bisson ve Colchard, unutamayacakları bir hafta geçirdiklerini anlattı.

Bisson, AA muhabirine yaptığı açıklamada, söz konusu çiftliği internetten bulduklarını kaydetti.

Bordeaux şehrinden 1 Temmuz'da erkek arkadaşı Gaylord Clochard ile yola çıktıklarını dile getiren Bisson, şöyle konuştu:

"Balkanları gezerek Yunanistan üzerinden Türkiye'ye geldik. Farklı ülkelerdeki kültürleri keşfetmek ve yeni insanlarla tanışmak istiyoruz. Çok sayıda çiftlik bulmak ve görmek istiyoruz. Eğlenceli ve güzel. Türkiye ile Fransa arasındaki 8 ülkeyi gördük. 9 aydır yollardayız. Yolda diğer karavancılar ile karşılaşıyoruz ve onlarla birlikte kalıyoruz. Bazen 5 bazen 10 karavan aynı yerde park edip onlarla sohbet edebiliyoruz. Gayet de eğlenceli oluyor. Hiç korkutucu değil."

  • "Herkes doğallığın ve mutluluğun peşinde"

Çiftlik sahibi Selçuk Şahin ise bu çiftliği 2008'de bir arkadaşıyla ortak olarak satın aldıklarına değinerek, beklediklerinin çok üzerinde bir taleple karşılaştıklarını anlattı.

Güney Afrika, Japonya, Güney Amerika, İspanya, Meksika, İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya, Litvanya ve Fas'tan gönüllülerin çiftliğe geldiğini ifade eden Şahin, şöyle devam etti:

"Eylül ayına kadar tüm randevularımızı verdik, ayarlamalarımızı yaptık. Son ziyaretçilerimiz Fransa'dan geliyorlar. Karavanlarıyla Türkiye'ye kadar geldiler, burası son noktaları. Buradan tekrar Avrupa'ya geri dönecekler. Ben de bir permakültür tasarımcısıyım. Geçtiğimiz hafta permakültür eğitmen eğitimine katıldım. Artık çiftliğimizde permakültür eğitimleri de verebileceğiz. Bu sayede etiğini, nedenlerini, nasıllarını herkese aktarma şansımız olacak. Dünyada biraz sorumluluk hisseden ve 'Ben de bir şeyler yapabilirim' diye düşünen insanlar, çiftliğimizi tercih ediyor. Yaz sezonunu şimdiden doldurduk. Bu talep benim de şevkimi arttırıyor. Herkes doğallığın ve mutluluğun peşinde."

Öte yandan "Sürdürülebilir tarım" olarak tanımlanan permakültür anlayışına göre tasarlanan çiftliğin kilometrelerce uzaklardan gelen ziyaretçileri, kendileri için ayrılan 7-8 kişi kapasiteli bölümlerde konaklayabiliyor.

Permakültür, tarımsal verimliliğe yönelik ekosistemlerin bilinçli olarak tasarlanması ve sürdürülmesi olarak biliniyor.

İlçede 10 kişiye bir sokak köpeği düşüyor

BİLECİK (AA) – HARUN KAYMAZ – Bilecik'in 8 bin nüfuslu Gölpazarı ilçesinde neredeyse 10 kişiye bir köpek düşerken, sokak hayvanlarının çokluğu zaman zaman gerginliklere yol açıyor.

Çevresinde çok sayıda belde, köy ve kırsal yerleşim birimleri olan ilçede dışarıdan da getirilip bırakılanlarla birlikte sokak köpeklerinin sayısı yaklaşık 800'e ulaştı.

Bunların 300'ü hayvansever iki kadın tarafından ev ve bahçelerinde bakılırken, 500'ü başıboş halde ilçede dolaşıyor.

Sokak köpeklerinin çokluğu, ilçede belediye yönetimi, hayvanseverler ve vatandaşları karşı karşıya getiriyor. Vatandaşlar başıboş köpeklerin kontrol altında tutulmasını isterken, gerekli hassasiyetin gösterilmesini ve bakımlarının yapılmasını talep eden hayvanseverler, ilçedeki hayvan barınağına alınmadıkları için zaman zaman eylem yapıyor.

İlçede geçen yıl 63 kişi sokak köpeklerinin saldırması sonucu yaralı olarak hastaneye başvururken, bu yıl şimdiye kadar yaralananların sayısı 10 oldu.

Engelli ve Muhtaç Hayvanları Koruma ve Yaşatma Derneği Genel Sekreteri Tutku Gümüş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ilçedeki bazı hayvanseverlerin kendisini araması üzerine İstanbul'dan geldiğini söyledi.

Belediye Başkanı Vedat Kazıcı'nın izniyle ilçedeki barınağı gezdiğini belirten Gümüş, "Başkan Bey bir şeyler yapmış, iyi niyetine çok teşekkür ediyorum. Hakkını asla yiyemem Vedat beyin. Mobil kısırlaştırma ekibi geldi buraya. Kaç köpek toplandı, kaç tane kısırlaştırıldı, bunu öğrenmek, köpeklerin akıbetini bilmek istiyoruz. Barınağı gördüm, mevzuata aykırı bir şey göremedim ben. Biz istiyoruz ki, gönüllüler de her aşamada ekiplerin yanında olsun." dedi.

Evinde bahçesinde 150'nin üzerinde sokak hayvanına bakan Ayşe Köse, belediyelerin gönüllülerle çalışmak zorunda olduğunu ve bunun yasada geçtiğini öne sürdü.

Belediye yetkililerine tepki gösteren Köse, "O barınağa girmek istiyoruz, girmediğimiz sürece sokakta kalışlarımız ve barınak önündeki nöbetlerimiz devam edecektir. Biz yasanın dışında olan bir şeyi talep etmiyoruz. Gelin kısırlaştırma yapın, kendi ellerimle teslim edeyim hayvanları. Uyuz olan hasta hayvanım çok, hepsi kısırlaştırılsın hiçbir işleme karşı değiliz. İnsanlardan çok tehdit alıyorum." diye konuştu.

  • "Her yıl buraya sayısız köpek geliyor"

Belediye Başkanı Kazıcı ise sokak hayvanlarının çokluğundan vatandaşların rahatsızlık duyduğunu belirterek, ilçe halkının çocuklarını okula götürürken tedirginlik yaşadığını söyledi.

Önceki akşam küçük bir çocuğun daha bir sokak köpeğinin saldırısına uğradığını dile getiren Kazıcı, şunları kaydetti:

"Biz dar gelirli vatandaşlara bu kadar ödenek ayıramıyoruz. Bu hayvanlar için elimizden geleni yapıyoruz. Gerçekten köpeklere yönelik bir katliam varsa gerekeni zaten kolluk gücü yapar. 8 bin nüfuslu yerde 500 bin lira ödenek ayırarak bu barınağı kurduk. Bu ilçedeki tek hayvan düşmanları, hayvansever iddiasıyla ortalığı karıştıran arkadaşlardır. Onların evlerinin önünde istifledikleri hayvanlar uyuzdan, hastalıktan, açlıktan ölüyorlar. Biz açık ve yasal çalışıyoruz. Kaymakamlığımızın, valiliğimizin, milli parkların, emniyetin, jandarmanın herkesin gözü önünde çalışıyoruz. İlçede yaşayan her vatandaşımız belediyenin yaptığı işlemleri 24 saat gelip bizlerle yanımızda izleyebilirler."

Kendileriyle uyumlu çalışacak kişilere ihtiyaçları olduğunu belirten Kazıcı, "Biz kırsalda yaşıyoruz, 48 köyümüz var. Her yıl buraya sayısız köpek geliyor. Takdir edersiniz bin hayvana ameliyat da yetmiyor. Sürekli yeni hayvan, sürekli yeni hayvan. İnsanlar da sokağa çıkamayacak durumuna geliyor. İki caddesi olan bir yerde şu anda sokakta 500'ün üzerinde köpek var. Bütçemiz 13-15 milyon lira ve 500 bin lirayı bu barınağa ayırdım." dedi.

  • "İlçenin genelinde bir sorun var, buna çözüm bulunması gerekiyor"

İlçe sakinlerinden işçi emeklisi Metin Özer, köpeklerin yol boyunda araçlara ve insanlara saldırdığını aktararak, "Çoluğum çocuğum buradan geçemiyor. Hastalıklı köpekler var. Bunların ne gibi hastalık taşıdığını bilmiyoruz. İlçenin genelinde bir sorun var, buna çözüm bulunması gerekiyor." dedi.

Kahve işletmecisi Kadir Aygündüz de özelikle sabahları işe gelirken köpeklerden çok sıkıntı çektiklerini dile getirerek, "Köpek çok ilçede. Her tarafa giriyor, iş yerlerine giriyor. Çoluk çocuk dışarıda rahatlıkla yürüyemiyor. Geçen benim çocuklara da saldırmışlar. O yüzden çok rahatsısız." ifadesini kullandı.

Lokanta işletmecisi Seyit Küçük, ilçedeki köpek sorununun bir türlü çözülmemesinden yakınarak, "Neredeyse masaların üzerine çıkacaklar. Müşterinin önünde yemek yiyor köpekler adeta. Belediye barınak yaptırdı ama yine olmadı. Müşterime saldırıyorlar bir çözüm bulunması lazım. Sokakta köpek istemiyorum. Seven var sevmeyen var. Herkes sevmek zorunda değil." diye konuştu.

Macaristan'dan bisikletle gelip Bilecik'te gönüllü çiftçilik yapıyorlar

BİLECİK (AA) – HARUN KAYMAZ – Bilecik'in Gölpazarı ilçesinde bankacılık sektöründen ayrılıp permakültür (sürdürülebilir tarım) çiftliği kuran 41 yaşındaki girişimci Selçuk Şahin, çiftliğinde dünyanın birçok ülkesinden ziyaretçi ağırlıyor.

Permakültür anlayışına göre tasarlanan çiftliğin kilometrelerce uzaklardan gelen ziyaretçileri, kendileri için ayrılan 7-8 kişilik bölümlerde konaklayabiliyor.

Çiftliği internet üzerinden gönüllüler sitesinden görerek Macaristan'dan bisikletleriyle yola çıkan Dora Kovats ile Alan Iversan, 7 bin kilometre yol katederek Gölpazarı'na geldi.

Çiftlikte, horoz sesiyle uyanan, doğal ürünlerle hazırlanan kahvaltıyla güne başlayan, odun kırıp evcil hayvanları elleriyle besleyen, bulaşıkları hep birlikte yıkayan çift, doğal sirke, salça ve ekmek yapmayı, zeytin fermantasyonunu, soğan ve sarımsak gibi bitkilerin dikim ve hasadını öğreniyor.

  • Onlarca ülkeden gönüllüler geliyor

Çiftlik sahibi Selçuk Şahin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bu çiftliği 2008 yılında bir arkadaşıyla ortak olarak 150 bin liraya satın aldıklarını söyledi.

İstanbul'da uzun süre ilaç ve bankacılık sektöründe çalıştığını, 2014'te hem bankacılık sektöründeki işinden hem de ortaklıktan ayrıldığını anlatan Şahin, ekolojik tarımla sebze yetiştirdiklerini, zeytincilik ve hayvancılık yaptıklarını söyledi.

Şahin, bunun yanında dünyanın her yerinden insanların yaptıkları işleri görüp, deneyimlemeye geldiklerini ifade ederek, şöyle konuştu:

"200'ün üzerinde gönüllü ağırladık çiftliğimizde, son iki senede. Burada sabah erkenden kalkıp kahvaltımızı yapıyoruz, akşamdan zaten ne yapacağımız belli oluyor. Kış döneminde özellikle krem ve sabunlar yaparak geçinmeye çalışıyorum. Yazın ürettiğimiz ürünlerin etiketlerini yapıyoruz. Ne kadar çok insan gücü olursa o kadar çok çalışabiliyoruz. Kışın odun kesmeye yardımcı oluyorlar ziyaretçilerimiz. Çiftliğimizde İspanya, Brezilya, Güney Afrika, Çin, Hollanda, Danimarka, Macaristan, Almanya, Fransa, Ürdün, Suudi Arabistan, Fas, İran, Gürcistan, Türkmenistan, Azerbaycan gibi birçok ülkeden gönüllü ağırladık."

Şahin, son olarak Macaristan'dan 7 bin kilometre katederek bisikletle iki kişinin geldiğini belirtti.

Bu ziyaretçilerin, tur bitiminde bir çiftlik almayı hedeflediğini aktaran Şahin, "Beraber orada yaşamak istiyorlar. Bunu yapmadan önce de bir çiftlikte gerçekten yapmaları gereken nedir, karşılaşabilecek oldukları sorunlar nedir; bunları deneyimlemek için buraya geldiler. Rotaların üzerinde bu tür çiftliklere de uğrayıp kendilerini geliştirmek istiyorlar." ifadelerini kullandı.

  • "Hindistan'a gideceğiz"

Macaristan doğumlu 33 yaşındaki Dora Kovats ise macera dolu bir yolcuğun ardından bisikletle Gölpazarı'na geldiklerini anlattı.

Alan Iversan ile 10 ay önce bu maceraya başladıklarını dile getiren Kovats, "Alan ile Macaristan'da yolda tanıştık ve beraber devam etmeye karar verdik. Hindistan'a gitmek üzere yola çıktık, Güney Asya üzerinden devam edeceğiz yolumuza. Her tarafı keşfederek yavaş bir yolculuk yapmak istiyoruz." dedi.

Kovats, İtalya ve Balkanlar'ı dolaştıklarını, yaklaşık iki ay Yunanistan'da zaman geçirip iki hafta önce de İstanbul'a geldiklerini belirtti.

Türkçeyi biraz bildiğini söyleyen Kovats, "Üç yıl önce Macaristan'da Yunus Emre Enstitüsünde öğrendim. Türkçe, Macarcaya çok benziyor. Bu çiftliği gönüllülük sitelerinden bulduk. Burası ilk geldiğimiz çiftlik ve burada öğrendiklerimizle ileride bir permakültür çiftliği kurmayı planlıyoruz." bilgilerini paylaştı.

Danimarkalı 27 yaşındaki Alan İversan de 15 bin kilometre yol katettiğini ifade ederek, "Çok fazla kötü deneyimim olmadı yolda. Dora ile 7 bin kilometredir yollardayız. Genellikle insanlar bize karşı çok arkadaşça davrandı. Günde 50-70 kilometre gidiyoruz. Hindistan'a belki 7 ay sonra varmayı hedefliyoruz. Ailemize telefonla internet üzerinden haber veriyoruz." diye konuştu.

86 nüfuslu köyün tamamı “dumansız hava sahası”

BİLECİK (AA) – HARUN KAYMAZ – Bilecik'in Gölpazarı ilçesine bağlı 86 nüfuslu Karaahmetler köyünde tiryaki bulunmadığı gibi ziyaretçiler de dahil sigara içilmesine izin verilmiyor.

Tarım ve hayvancılık ile geçimini sürdüren, kurulduğu tarihten beri neredeyse hiç asayiş olayının meydana gelmediği ve adliyeye taşınan hadisenin bulunmadığı köyde yaşayanlardan tiryakiler, son 10 yıl içinde belirli aralıklarla sigarayı bıraktı.

Ziyaretçiler de sigara içmek isterse köyün dışına çıkmak zorunda kalıyor.

Köy muhtarı Sezai Akar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, özellikle kış aylarında tarımda azalan işler nedeniyle toplandıkları kahvehanede sigara içilmediği için tertemiz bir hava olduğuna ve genellikle kuru yemiş tüketildiğine dikkati çekti.

Köyde, bildikleri ve büyüklerinden duydukları kadarıyla asayiş olayı yaşanmadığını vurgulayan Akar, şöyle devam etti:

"Köyümüzde hiçbir dargınlık, küskünlük yok. 86 nüfusu var, 9 çocuğumuz taşımalı sistem ile eğitim öğretim için Gölpazarı'na gidip geliyor. Köyümüzde sigara içen bulunmuyor. Sayın Cumhurbaşkanımız 'Sigara içmeyin' dediğinden beri köyümüzde sigara içen yok. Cumhurbaşkanımız sigara içmeyin diyorsa bizler de içmiyoruz bu saatten sonra. Köyümüzde sağlık yönünden de bir sıkıntımız yok. Bu kararı vermeden önce köy nüfusunun yüzde 80-90'ı sigara içiyordu kendim dahil, en son kısa süre önce ben de bıraktım köy muhtarı olarak. 15 yıllık muhtarlık görevimde köyde sadece ben içiyordum, bir baktım ki kimse sigara içmiyor."

  • Ne izmarit ne de sigaranın pis kokusu

Doğma büyüme aynı köyde yaşayan ve çiftçilikle uğraşan Harun Tekin ise eskiden sabah kahvaltısını yapar yapmaz dışarı çıkıp hemen sigara yaktığını söyledi.

Çocuk yaşlarında özenti sonucu sigaraya başladığını dile getiren Tekin, "Şu an 43 yaşındayım. 20 yıl sigara içtikten sonra 2010 yılında bıraktım. Köyde sigara içilmemesini iyi karşılıyorum. Ben 1,5 paket sigara içiyordum önceleri. Şimdi ise sigara içen birileri geldiği zaman yanıma çok pis kokuyor. Köyümüz tertemiz ne izmarit var ne de sigaranın pis kokusu." dedi.

Köy sakini 52 yaşındaki Hasan Ünal da çiftçilik ve hayvancılıkla uğraştığını aktararak, "Köyde millet birbirinden örnek alarak sigarayı bıraktı. Ben 10 yıl oldum bırakalı. Ben bıraktım, benim peşime arkadaşım derken herkes bıraktı. Bizim Necati ağamız vardı mesela günde üç paket sigara içerdi. Bırakamam diyen adam o dahi bıraktı. Allah'a şükür sağlığımız yerinde." diye konuştu.

Tarlada prova yaptılar sahnenin yıldızı oldular

BİLECİK (AA) – HARUN KAYMAZ – Bilecik'in Gölpazarı ilçesine bağlı Kurşunlu köyünde kadınlar, tarlada bahçede günlük işlerini yaparken hazırlandıkları tiyatro oyununu 500 seyirci karşısında sahneledi.

Tarım ve Orman Müdürlüğünün İŞKUR ve KOSGEB desteğiyle "Tarımda Kadın Girişimciliğinin Güçlendirilmesi Programı" kapsamında tiyatro eğitimi alan, hemcinslerinden ve eşlerinden büyük destek gören kadınlar, fırsat buldukları an ve mekanda denemeler yaptı.

Müdürlükten gelen talep doğrultusunda Şeyh Edebali Üniversitesi öğrencilerinin yazdığı "Tarladan Tiyatroya" isimli tiyatro oyunu için tarlada, bahçede provalar yaparak 13 günlük hazırlık dönemi geçiren 15 kadın, yaklaşık 500 kişilik seyircinin önünde sahneledikleri oyununun finalinde ayakta alkışlandı.

Kurşunlu köyünde faaliyet gösteren Göl Flanöz Girişimci Kadın Kooperatifinin başkanı Halime Yıldırım, kendi hallerinde çalışan çiftçiler olarak hayatlarına devam ederken Tarım ve Orman İl Müdürlüğünden gelen talep ile yaşamlarının bir anda değiştiğini söyledi.

– 500 seyirciye oynadılar

Müdürlük yetkililerinin geçen ay köye gelerek, "Genç Kadın Çiftçiler Sertifika Töreni'nde tiyatro oynar mısınız?" dediklerini anlatan Yıldırım, "Bizler de kadınların her işi yapabileceğini düşündüğümüz için kabul ettik ve oynamaya karar verdik. Tarlada çalışırken tiyatro çalışmaya başladık. 13 gün gibi kısa bir süre içinde hiç bilmediğimiz bir konuda çalıştık, tiyatroya hazırlandık ve sonuçta 500 kişinin bulunduğu ortamda sahneye çıkarak tiyatromuzu sahneledik." diye konuştu.

Hedeflerinin artık büyüdüğünü ve kadının gücünü göstermek için farklı projelere hazırlandıklarını aktaran Yıldırım, "Müdürlük görevlileri bizlere çok destek oldular, bize inandılar güvendiler. Arkadaşlarla bir araya gelince neler yapabileceğimizi gösterdiler. Bilmediğimiz bir konuda da kısa bir zamanda eğitim almadan da olsa başarabileceğimizi ispatladılar. Bizler de çok memnun olduk, inşallah seyredenlerde çok memnun kalmıştır." dedi.

– "Öz güvenimiz geldi"

Kurşunlu köyünden üç çocuk annesi Seher İpek ise kendini bildiği günden bu yana köyde toprakta ürün yetiştirdiğini belirterek, şunları söyledi:

29 Kas 2018 Per 11:15"Kadınlar birlik beraberlik olursa daha iyi olur diye kooperatife üye olduk. Kadın her şeyi başarır. Önceden hastaneye eşimle beraber gidiyordum, hiçbir yere yalnız gitmiyordum. Eşim bana izin verdi, ben de her yere gidiyorum ve kadın her şeyin üstesinden geliyor. Tiyatro oyununu iyi ki de oynamışız ve sonunda başardık. Bu, bize yeni hedefler belirlememizi sağladı."

Tiyatroda yer alan Melahat Yongacı da Kurşunlu köyünde oturduğunu, eşiyle birlikte çalıştığını vurgulayarak, "Göl Flanöz Kooperatifini kurduk daha sonra kendimizi tiyatroda bulduk. Önceleri şaşırdık ne yapacağız diye ama güzel oldu. Değişik şeyler öğrendik, insanlarla tanıştık, değişik hayata atıldık ve öz güvenimiz geldi." diye konuştu.

İlk anda tiyatroyu yapamayacağını düşündüğü için teklifi kabul etmediğini anlatan Sibel Doğruk ise "Kurşunlu köyünde kadın çiftçiyim, üç çocuk annesiyim. Çiftçilik yapıyoruz, hayvancılıkla uğraşıyoruz, tarla işlerini yapıyoruz. Tiyatro oynayamam ben yapamam, nasıl geliriz, gideriz diye düşündüm. Kabul etmedim. Sonra bizler bunu başarabiliriz dedim ve kabul ettim. El birliği ile bunun üstesinden geldik." ifadelerini kullandı.

– Gündelik işlerin yanında tiyatro

Bilecik Tarım ve Orman İl Müdürü Necmettin Yoldaş, tarımsal üretimde en çok emeği, kadınların sarf ettiğini söyledi.

Dünyada tarımsal iş gücünün yaklaşık yüzde 40'ını kadınların oluşturduğuna dikkati çeken Yoldaş, "Ülkemizde ise toplam istihdam içinde kadının payı yaklaşık yüzde 30 iken, tarımda bu oran yüzde 45'i bulmaktadır. Unutmayalım ki kadının eğitimi, ailenin eğitimidir. Ailenin eğitimi de toplumun eğitimidir. Eğitimli bir kadın, dalga dalga bütün toplumu aydınlatacaktır. Kadın tarlada çiftçi, evde bize şefkatli bir anne ve iyi bir eş olmuştur." diye konuştu.

Kadınların büyük bir başarıyla oyunu sahnelediğini belirten Yoldaş, "Takdir topladılar. İki hafta gibi kısa bir sürede gündelik işlerinin yanında sanatsal faaliyetlere de vakit ayıran çiftçi kadınlar, kentimiz gururu oldu." dedi.

Cezaevi ürünleri yok satıyor

BİLECİK (AA) – HARUN KAYMAZ – Bilecik'te Gölpazarı Açık Ceza İnfaz Kurumunda kalan hükümlülerin ürettiği organik meyve ve sebze, doğal bal, bıldırcın yumurtası, salça ve reçel gibi birçok ürün büyük talep görüyor.

Yaklaşık bin kişinin kaldığı cezaevinde, sera ve tarlalarda yetiştirilen domates, çilek, ıspanak, marul, maydanoz, roka ile organik bal, bıldırcın yumurtası, salça, reçel gibi gıda ürünleri infaz kurumunun satış noktalarında adeta yok satıyor.

Açık arazide kiraz, vişne, ayva ve ceviz ağaçlarının bulunduğu cezaevinde en büyük ilgiyi ise bal görüyor. Bu yıl elde edilen 650 ton balın tamamını satan kurum, üretimi artırmayı hedefliyor.

– Organik bal yok satıyor

Kurum Müdürü Hakan Nihat Söyler, AA muhabirine yaptığı açıklamada, cezaevinin 2014 yılında faaliyete geçtiğini belirterek "Yaklaşık 800 dönümlük bir alana kurulu. Burada bin civarında hükümlü bulunuyor. Hükümlülere burada iş imkanı sağlıyoruz. Burada öğrenip dışarıdaki hayatlarında devam ettirebiliyorlar." dedi.

İnfaz kurumunda birçok gıdayı ürettiklerini vurgulayan Söyler, şöyle devam etti:

"Reçel ve salça atölyesi var. Arıcılık yapıyoruz, bıldırcın yumurtası, mantar üretiyoruz. Seralarımızda, bahçelerimizde sebze üretimi devam ediyor. 50 kovan arı ile başladık, bu yıl yaklaşık 650 kilogram bal elde ettik. Balımızı laboratuvarda test ettirdik, içinde sofra şekeri yok saf ürün. Çok yüksek değere sahip bir bal. Çok beğenildi. Reyona çıktığı gibi bitti. Birçok ürünümüz gibi balımız da adeta yok sattı. Bal üretimini artırmayı istiyoruz, bu konuda çalışmalara başladık."

Seralarda yıllık 150 ton civarında ürün elde ettiklerini, bunun 25 tonunun salatalık olduğunu aktaran Söyler, şu değerlendirmeyi yaptı:

"Seralarımızda domates, çilek, ıspanak, marul, maydanoz, roka gibi ürünler yetiştiriyoruz. Kiraz, vişne, ayva ve ceviz ağaçlarımız var. Salçaya dönüşen domateslerin tamamı kurumumuzda üretildi. Yaklaşık 55 ton domatesten 8 ton salça elde ediyoruz ve bunun da tamamını çıktığı gibi satmış durumdayız. Ürünlerimizi alan vatandaşlardan çok güzel dönüşler oluyor. Bunun yanı sıra hükümlülerimiz kendi oluşturdukları bir tiyatro grubu ile yakın kentlerde oyunlar sergiledi. Onda da çok güzel dönüşler aldık."

20 kafeste bıldırcın yumurtası üretiminde görevli 59 yaşındaki hükümlü Necmi Kopuz, "Kafeslerin temizliğini yapıyoruz, kuşların yemini veriyoruz. Yumurtasını topluyoruz, paketliyoruz. Normal hayatımda bilmiyordum buraya geldikten sonra bunu öğrendim. Tahliye olunca yapabilirim güzel bir iş zevkli bir iş." dedi.

Arı kovanlarının bakımını yapan 60 yaşındaki Mehmet Ali Çağırgan, "Arıların dış bakımını yapıyorum. Arıcılık çok güzel bir meslek. Yaza hazırlıkları yaptık. Ballar organik, normal hayatımda da bu işi yapıyordum." ifadesini kullandı.

İnfaz Koruma Memuru Murat Demirci de seralarda sıcaklık değerini ayarladıklarını kaydederek "Şu anda çilek yetiştiriyoruz. Kasım ayındayız aralık sonu ocak başına kadar çilek almayı düşünüyoruz." diye konuştu.

Yamaç paraşütçülerin yeni adresi Hasan Dağı

BİLECİK (AA) – HARUN KAYMAZ – Bilecik'in Gölpazarı ilçesine bağlı Çengeller köyünde bulunan bin 300 rakımlı Hasan Dağı, İstanbul'daki yoğunluktan kaçan yamaç paraşütçülerin yeni adresi oldu.

Kuş uçuşu 50 kilometreye kadar varan mesafede havada kalma imkanı sunan Hasan Dağı, giderek daha fazla yamaç paraşütçüsünü ağırlıyor. İstanbul başta olmak üzere Türkiye'nin çeşitli bölgelerinden bölgeye gelen çok sayıda paraşütçü, Gölpazarı, İnhisar, Yenipazar ilçelerinin üzerinde uçabiliyor.

İstanbul'dan 9 arkadaşıyla gelen Yüksel Koçyiğit, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bir sportif hava kulübünün üyesi olduğunu belirterek, Hasan Dağı'na 3 yıldır geldiklerini söyledi.

Bölge şartlarının yamaç paraşütü için çok elverişli olduğunu vurgulayan Koçyiğit, şunları kaydetti:

"Termal aktiviteleri kullanarak 3 bin metrelere kadar rahatlıkla ulaşabiliyoruz. Geçen sene sezon bitimine yakın kuş uçuşu 50 kilometre uçuşum oldu, Ankara sınırına kadar gittim. Bu bölge için bir ilkti, Türkiye rekoru 350 kilometre. Bu bölgenin tanınması için bu bir ilk olmuştu. Turistik açıdan da görülmesi gereken bir yer. İstanbul'da çok yoğunluk olduğu için burası tam bir cazibe merkezi durumuna geldi. İstanbul'dan kaçan yamaç paraşütçüsü böyle yerler arıyor."

Yücel Balak ise mesafe uçuşları açısından Hasan Dağı'nın çok elverişli olduğunu dile getirdi.

Bölgenin Marmaralı yamaç paraşütçüsü tarafından giderek daha çok tanındığını anlatan Balak, "Bugün hep beraber uçuş gerçekleştireceğiz. Güzel termikler yakalarsak çalışan bir hava olduğu sürece iki saatten fazla uçtuğumuz oldu. Yeri geliyor 5 dakika sürüyor, yeri geliyor iki saat. Bu tutku anlatılmıyor, hep derler ya yaşanır anlatılmaz diye, bu da öyle bir şey. Yapmazsan sürekli içinde bir heves kalıyor." dedi.

Balak, Hasan Dağı'nın son yılların keşfi olduğunu belirterek, "Adrenalin tavan yapıyor. Sonradan keşfedilen ama güzelliğini gördükten sonra kimsenin bırakmadığı bir yer. Tabiat parkı olma yolunda." ifadesini kullandı.

Çengeller köyü muhtarı Mehmet Aysan da Hasan Dağı'nın yüksekliğinin bin 300 metre olduğunu dile getirerek, "İstanbul'dan 10 arkadaşımız geldi. Şu anda uçuyorlar. Geçtiğimiz sene çok yoğundu. İl Özel İdaresinin yardımlarıyla çok güzel yatırımlar yapılacak, yolları düzelecek inşallah. Cazibe halinde çok güzel bir yer. Duymayan kalmadı bölgeyi gelenlerin sayısı daha da artacak." diye konuştu.

GİRİŞİMCİ KADINLAR – Köyünü ekoturizme açtı, kadınlara örnek oldu

BİLECİK (AA) – HARUN KAYMAZ – Bilecik’in Gölpazarı ilçesine bağlı Kurşunlu köyünde yaşayan Bedriye Engin, köyünü ekoturizme açtığı projesiyle hemcinslerine örnek olmaya devam ediyor.

Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğünce 2013’te “Sıra dışı okur” seçilen 55 yaşındaki Engin’in kitaplardan okuyarak öğrendiği ekoturizm projesini köyünde hayata geçirdi.

Proje kapsamında kent yaşamının gürültüsünden, keşmekeşinden uzaklaşarak köye gelen çok sayıda aile, sobalı odalarda konaklıyor, ormanda yürüyor, kerpiç evlerde ekmek pişirip, kümesten topladıkları yumurta ile yer sofrasında kahvaltı yapıyor.

Bedriye Engin, kitap okumanın kendisine bambaşka bir keyif verdiğini, tezgahın altında, üstünde nerede yer bulursa kitabını okuduğunu anlattı.

Bir süre önce okuduğu kitaplardan öğrendiği ekolojik turizme, ekolojik tarıma merak saldığına değinen Engin, “Turizmi ekolojik bir kampla hem ev hem de çadır kampıyla başlattık. Ama yeterli olmadı, çünkü bir avuç bana güvenen kadınla başladık, yani erkek yoktu. Ama profesyonel olarak para kazanmaya başlayınca, erkekler daha istekli bu işe sarıldı.” dedi.

Ekoturizmde inanamayacağı kadar taleple karşılaştığını vurgulayan Bedriye Engin, şunlar aktardı:

“İlk etapta bu kadar çok kalabalık grupların geleceğini tahmin etmiyordum. İnsanların sessizliğe, doğaya çok hasret olduğunu fark ettim. Çok güzel gidiyor. Mutlu oluyorlar. Kadınlar da para kazanmaktan mutlu oluyor, ürünlerini pazarlamaktan da mutlu oluyorlar. Herkes satış yaparak ürününü değerlendiriyor. Çünkü gelen insanlar köy pazarı istiyor, elinde kalanları bile satabiliyor. Evinde konaklayan insanlara erişte yapıyor, fazlasını satıyor, salçasının fazlasını satıyor. Ayrıca pazar kuruyoruz, orada da satış oluyor.”

Engin, her işte olduğu gibi ekoturizmde de ekibin çok önemli olduğuna dikkati çekerek, Bursa Eskişehir Bilecik Kalkınma Ajansının (BEBKA) desteğiyle düzenledikleri tanıtım gezisinin kendilerine büyük katkı sunduğunu ifade etti.

Güzel sanatlar akademisi öğrencileriyle köydeki evlerin kapı ve duvarlarını çiçek resimleriyle süslediklerini bildiren Bedriye Engin, “Faaliyetlerimiz ve köyümüz duyulmaya başlayınca Amerika’dan, İngiltere’den, Hindistan’dan geliyorlar burada kalıyorlar. 1,5 ay kalıyorlar, tohumu, toprağı ekiyorlar, ekmek yapımına kadar her şeyi öğreniyorlar. Biz buraya gelen gruplara ekmek, peynir, tereyağı ve hasır yapımı konusunda eğitim veriyoruz.” ifadelerini kullandı.

Çömleğin 61 yıllık ustası

BİLECİK (AA) – HARUN KAYMAZ – Bilecik’in Pazaryeri ilçesine bağlı Kınık köyünde yaşayan ve mesleğinde 61 yılı geride bırakan 74 yaşındaki çömlek ustası Salim Yaşar, toprak kaplara dönüş olduğunu söyledi.

Kültür ve Turizm Bakanlığınca verilen “sanatçı tanıtım kartı” sahibi de olan Yaşar, elleriyle yoğurup şekillendirdiği toprak vazo, biblo, su testisi ve tarihi kişilerin portrelerini yapıyor.

Mesleğe 13 yaşında başlayan 3 çocuk ve 13 torun sahibi Yaşar, Anadolu’nun en eski el sanatlarından çömlekçiliğe 300 metrekarelik imalathanesinde yeniden hayat veriyor.

Bulgaristan’dan gelen göçmenlerce yaklaşık 150 yıl önce kurulan Kınık köyünde oturan Yaşar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, köyün neredeyse tamamının bu sektörden ekmek yediğini söyledi.

Yaşar, ailede çömlek işinde 3’üncü kuşak olduğunu belirterek şöyle konuştu:

“Bunu zevkle yapıyorum 13 yaşında başladım bu işe seviyorum ve 61 yıldır bu işi yapıyorum. Dünyada birkaç ülkeye gittim. İtalya’ya gittim, Vietnam’da 5 yıl bu işin öğretmenliğini yaptım. Çömlekçilik dünyaya Uzak Doğu’dan yayıldı. Onlar Uzak Doğu’da kalıp dökümle yapıyorlarmış ben onlara elle yapmayı öğrettim. Döndüm ülkemde, ‘Daha önceden devam ettirdiğimiz çömlekçiliği nasıl yaparız?’ diye oradan öğrendiğim bilgilerle burada onu uyguladım. O gün bugündür ülkemde bütün fuarlara katılırım.”

Rahmetli babası ve amcasının bıraktığı iş yerinde yıllarca ter döktüğünü anlatan Yaşar, “Burada yaptılar sonra ben devraldım benden sonra inşallah çocuklarım da devam ettireceklerdir. Oğlumun birisi ressam, birisi modelci, çömlekçilik yapmıyorlar ama bu işi bilirler.” dedi.

– Toprak kaplara dönüş var

Yaşar, 1980’li yıllarda turşu küpü yaptıklarını hatırlatarak şunları söyledi:

“Bu turşu küplerinin içlerini sırlı yapıyorduk. Testi, saksı yapıyorduk. Ülkemize 1984 yılında plastik girdi ve bizim çömlekçiliğimiz de ölmedi ama yavaşladı. Çömlekçilik kesinlikle ölmez, bitmez yani ama bugünlerde vatandaş, millet anladı. Plastiğin ne kadar sağlıksız olduğunu gördüler ve şimdi bir dönüş var. Şimdi halkta testiye, ibriğe, çaydanlığa, kahve cezvesine dönüş var. Toprak kapta yapılan yemek daha farklı olur.”

Son olarak çömlekten darbuka yaptığını ve büyük ilgiyle karşılaştığını vurgulayan Yaşar, şöyle devam etti:

“Çömlekten darbuka daha önce 80’li yıllarda vardı ama plastik çıkınca çömlekçilik yavaşladı. Ama o zamanlar darbuka yapıyorduk. O zaman deri bulabiliyorduk, şimdi deri bulamaz hale geldik. Onun için bize tabaklanmış deri bulunmuyor, bulunsa da çok zor buluyoruz. Ben de buldum Isparta’dan getirtiyorum ve nostalji olarak isteyenlere yapıyorum. Her boyutta var, vereceğiniz ölçüye göre darbuka yapılabilir. Bir darbukanın yapılması, kuruması, pişmesi, boyaması, deri germesi bir hafta sürüyor.”

Yaşar, toprağa şekil verdiğini belirterek şunları kaydetti:

“Emek, güç verdim ama siz ‘Alt tarafı toprak 10 lira verilir mi?’ dediğiniz zaman bere başımdan uçuyor. Bu bir sanat, eser, ortaya bir yapı çıkmış sen buna nasıl toprak dersin? Tamam bu toprak ama şu anda bir darbuka oldu. Bunu yarın pişireceğim ve deri gereceğim bu darbuka olacak ve fevkalade cemiyetlerde, düğünlerde çalacaksınız.
45 yıl önce plastik çıktı, millet plastiğe hücum etti. Şimdi de vatandaşta toprağa dönüş var. Darbukanın sesi daha farklı çıkıyor öbür tenekelere benzemiyor. Tamamen birçok değişik bir sesi var akustik.”

Üniversitelilerden köy mimarisine sanatsal dokunuş

BİLECİK (AA) – ZAFER ÖZUĞUR – Bilecik’in Gölpazarı ilçesi Tongurlar köyündeki sivil mimari yapılar, çeşitli üniversitelerden güzel sanatlar ve mimarlık fakültesi öğrencilerinin çalışmalarıyla yenileniyor.

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi (MSGSÜ) yürütücülüğünde, 8 üniversitenin desteği, mimarlık ve güzel sanatlar bölümlerinden yaklaşık 500 öğrencinin katılımıyla hayata geçirilen “Köyünü Yaşat Projesi” devam ediyor. Bu kapsamda 2013’ten bu yana eski okul binası ve köy evinin onarımı sürerken, köy çeşmelerinin yapımı ise tamamlandı.

MSGSÜ Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ümit Arpacıoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, üniversitenin yürütücülüğünde devam eden projenin, kırsal alanların yeniden nasıl ele alınacağına odaklandığını söyledi.

Proje yer alan yaklaşık 500 öğrencinin atıl okulun restorasyonu ve bir yapıyı “öğrenci evi”ne dönüştürme çalışmalarını sürdürdüğünü anlatan Arpacıoğlu, “Bu bölgenin, başka bir özelliği de var, topraklarımızdan taş çıkarılıyor ve yurt dışına ihraç ediliyor ama köylü bundan hiç yararlanmamış. O yüzden mevcut köy çeşmeleri, kendi özgün taşı kullanılarak yeniden heykeltıraşlar tarafından yorumlandı.” dedi.

– “Köylüyü sanatla buluşturuyoruz”

Arpacıoğlu, 8 üniversitenin ve akademik personelin desteğiyle gerçekleştirilen projeye, gelecek yıl yurt dışından katılımların da olacağını bildirdi.

Projeyle köylüye hem düşünsel anlamda destek olmayı hem de onları sanatla buluşturmayı amaçladıklarını vurgulayan Arpacıoğlu, şöyle konuştu:

“Projenin başka bir özelliği de öğrencilerin inanması. Hem mimarlık hem de sanat öğrencileri aktif şekilde projeye dahil oluyor. İlk uygulama deneyimini proje kapsamında gerçekleştiriyorlar. Böylece kendi yarattıkları o tecrübeyle de kırsal alandaki köylüye ya da ilçedeki vatandaşa yardımcı oluyorlar. Buradaki heykeller, ilçenin güzelleştirilmesi için yapılıyor. Bu, aslında öğrenciye inanan bir projenin hayata geçirilmesi. Süreç kırsal alanlara, geleneksel mimarimize ve geleneksel halk dokumuza bir atıfta bulunuyor. Proje kapsamında yapılan bütün çalışmalar, aslında kaybolan değerlerimizi yeniden canlandırmak. Sanat işlerimizi hem işlevsel hem de geçmişe dönük kaybolan değerlerimizi canlandırmaya yönelik planlamaya çalışıyoruz. Kırsal alanlarda kaybolan değerleri yeniden canlandırarak, kendi özgün hallerine daha modern ve çağdaş şekilde dönmesi yönünde mesajlar vermek istiyoruz.”

– “Yöre taşından koza heykeli”

MSGSÜ Güzel Sanatlar Heykel Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Bülent Çınar da 20-30 yıl öncesine kadar önemli bir ekonomik noktada bulunan ipek böcekçiliğini tekrar canlandırmak adına yöre taşını kullanarak koza heykeli tasarladığını söyledi.

“Bilecik beji” olarak bilinen ve ekonomik değeri yüksek taşın çıkarılıp satıldığını, bunun ilçeye de katkısı olması gerektiğini dile getiren Çınar, şunları kaydetti:

“Şu an ipek böcekçiliği yapılmaması, geçmişte yapılmadığı anlamına gelmiyor. Dolayısıyla bu çalışma, bence geçmişteki çok önemli etkinliklerin bir belge niteliğinde ortaya konması. Heykelim, 9 kozadan oluşacak. İlçe merkezinde bulunan, yöre taşından tarihi Taşhan yanında sergilenecek. Bir anlamda ilçenin kendi taşını, kendine tanıtmış oluyoruz. Bu, sıra dışı bir proje. Kırsal alanda ve dünyada da çok fazla örneği görülebilen proje değil. Proje tamamlandığında heykelleri yerlerine yerleştirmeyi düşünüyoruz. Bir kısmı yerleşti. Çeşmelere sular bağlandı, su akmaya başladı.”