ABD-Meksika sınırında gözaltına alınan göçmen sayısı 100 bini geçti

NEW YORK (AA) – ABD-Meksika sınırında gözaltına alınan göçmenlerin sayısı geçen ay 100 bini geçti.

ABD Gümrük ve Sınır Koruma yetkilileri nisan ayında ülkeye, Meksika sınırından giren 109 bin 144 göçmeni göz altına alındığını açıkladı.

ABD'ye yasadışı yollardan girenlerin sayısının geçen aya oranla yüzde 6, geçen yıla göre ise iki kat arttığını bildiren yetkililer, ülkeye bir yılda giriş yapan göçmenlerin sayısının 1 milyonu aşmasının beklendiğine işaret etti.

ABD Sınır Devriyesi Başkanı Carla Provost ise Washington'da Senato'da yaptığı konuşma, bu krize daha fazla kaynak akıtılmasının sorunu çözmeyeceğini belirterek, sınır kontrolünü kaybetmekten endişe duyduklarını söyledi.

Orta Amerika ülkeleri Guatemala, Honduras ve El Salvador'dan ''şiddet ve yoksulluk'' gibi nedenlerle yola çıkan göçmenler, Meksika sınırından ABD'ye gelmeye devam ediyor.

Göçmen karşıtı politikaları nedeniyle eleştirilen ABD Başkanı Donald Trump ise "yasa dışı göç ve uyuşturucu trafiğiyle" mücadele için Meksika ile olan sınıra duvar örülmesi gerektiğini savunuyor.

ANALİZ – Göçmenler sırtımızdaki yük mü?

             İSTANBUL (AA) -MURAT TAŞDEMİR- Anadolu toprakları göçe hiç yabancı değil. Çoğunlukla unutsak da Türkler de bu coğrafyanın göçmenleridir. Öncesinde olduğu gibi, Cumhuriyet sonrasında da bu topraklar dönem dönem yoğun göçlere sahne oldu. Zengin Batı ile Doğu arasındaki geçiş noktasında bulunması, siyasi geçmişi ve ekonomik potansiyeli, Türkiye’yi her zaman göç rotası haline getiriyor. Fakat son dönemde, bir geçiş ülkesi olmanın yanında, hedef ülke haline de geldik. Hedef ülke olmak olumsuzluk çağrıştırsa da, insanların sizin ülkenizi yaşamak için tercih ettiği anlamına gelir. İnsanlar genellikle bulundukları ülkeden, daha iyi bir hayat sürebileceklerine inandıkları için göç ederler. Dolayısıyla bir ülkenin göçmenlerin hedefi olması, yani yerleşme amacıyla oraya göç etmeleri, aslında birçok açıdan iyi bir durumdur. Göç ile olan ilişkimiz sadece göç almakla sınırlı da değil. Türkiye, özellikle yirminci yüzyılın ikinci yarısından başlayarak Avrupa’ya büyük miktarda göç verdi ve vermeye de devam ediyor. Avrupa’ya göç eden insanlarımızın temel motivasyonu da daha iyi bir hayat sürebileceklerine olan inançlarıdır.</p>  <p>Görünen o ki Türkiye’nin kendisini göç olgusundan soyutlaması mümkün değil. İçinde bulunduğumuz çağda bu yargı birçok ülke için geçerlidir. Bununla birlikte, “madem göç alan bir ülke olmaktan kurtulamayacağız, o nedenle göçmenleri kabullenmeliyiz” şeklindeki bir düşünce de kesinlikle doğru değil. Tam tersine, göçmenler bir sorun değil, Türkiye için büyük bir fırsattır. İLKE İlim Kültür ve Eğitim Derneği’nin “Geleceğin Türkiye’si Projesi” kapsamında yayımladığı rapor, göç hareketlerinin bir sorun olarak değil, fırsat olarak görülmesi gerektiğini ortaya koyuyor. [1] Göçmenler Türkiye için bir “yük” veya “sorun” değil, geleceğin müreffeh Türkiye’sinin inşasına katkıda bulunacak önemli bir insan kaynağıdır.</p>  <p>Tarihi bulundukları anın beş yıl öncesi ve beş yıl sonrası olarak okumayı tercih edenler ile siyasal hedeflerine ulaşmak için her türlü yolu mubah görenlerin, zorunlu veya gönüllü bütün göçmenleri bir sorun olarak göstermek için her türlü aracı kullandığı bir çağdayız. Bütün ülkelerde, göçmenlerin problemlerin kaynağı olduğuna ilişkin popülist söylemlerin zirvede olduğu görülüyor. Göçmenlere ilişkin olumsuz kanaatler birçok ankete yansıyor. Göçmen karşıtı söylem ve göçmen karşıtı kanaatler birbirlerini besliyor. Göçmen karşıtı söylemlere sahip insanların belediye başkanı olarak seçilmesi ve bu söylemleri bulundukları makamdan da dile getirmeleri, yükselen göçmen karşıtlığının Türkiye açısından ne kadar önemli bir tehdit oluşturduğunu ortaya koyuyor. Söz konusu söylemlerin doğrudan belirli bir kimliğe yönelik olması ise ayrı bir tehlike oluşturuyor.</p>  <p>Bütün bu göçmen (ve özellikle “Suriyeli”) karşıtlığının beslendiği temel iddialara bakıldığında, önemli bir kısmının ekonomik argümanlar olduğu görülüyor. Peki, göçmenlerin Türkiye’ye ve Türk vatandaşlarına ekonomik olarak “zarar” verdiğine ilişkin iddialarda ne kadar gerçeklik payı var? Maalesef yaygın olarak kullanılan ekonomik argümanların tamamı yanlış ve hiçbir bilimsel bulguya dayanmıyor. Bunların birçoğu salt propaganda amacıyla yayılmaya çalışılan iddialar.</p>  <p>Göçmenlerin yerli işçilerin çalışmak istemediği iş kollarında istihdam edilmeleri ve ülke içindeki tüketimi artırmaları sonucu yarattıkları ilave talep gibi nedenlerle olumlu etkilerde bulundukları da bilinmektedir. [2] TÜİK verilerine göre 2013 yılında istihdamın arttığı ve işsizliğin en fazla düştüğü üç il olan Gaziantep, Adıyaman ve Kilis’in aynı zamanda Suriyeli göçmenlerin en yoğun olarak bulunduğu yerler olması dikkat çekicidir. Bu durum Suriyeli göçmenlerin göç ettikleri illere hem tüketim hem de üretim açısından büyük katkılarının olduğunu göstermektedir. [3]</p>  <p>İktisatçıların yaptığı veriye dayalı araştırmalar bize göçün işsizlik ve ortalama ücretler üzerinde olumsuz bir etkisinin bulunmadığını gösteriyor. Türkiye’nin maruz kaldığı şekilde, kısa bir dönemde yoğun göç yaşayan ülkelere dair yapılan araştırmalar da, göçün istihdam üzerinde önemli bir olumsuz etkisinin olmadığını gösteriyor. 1980’lerde Miami’nin [4], 1960’larda Fransa’nın [5], 1990’larda İsrail’in [6] ve Avrupa’nın [7] karşılaştığı mülteci akınlarının işgücü piyasası üzerindeki etkilerini inceleyen çalışmaların hepsi ya hiçbir olumsuz etki bulamamış ya da etkinin çok küçük olduğu sonucuna varmıştır. Türkiye için yapılan çalışmaların sonuçları da bahsi geçen sonuçlarla paralellik arz ediyor. Suriyeli göçmenlerin Türk vatandaşlarının kayıt dışı istihdamını azalttığı tespit edilmiş [8], nitelikli işgücü istihdamı üzerinde ise pozitif etkileri olduğu görülmüştür. [9]</p>  <p>Bu bulguların yanında, göçmenlerin verimlilik üzerinde de olumlu etkilerinin olduğuna dair bilimsel bulgulara sahibiz. Artan verimliliğin yerlilerin ücretlerine bir artış olarak yansıdığı belirlenmiştir. [10] Son olarak, 2018 yılında tamamlanan önemli bir araştırmada, Suriyeli göçmenlerin Türk vatandaşlarının istihdamında herhangi bir azalmaya neden olmadığı görülmüştür. [11] Suriyelilerin yoğun göçleriyle Türk vatandaşlarının kayıt dışı sektörden formel sektöre geçmelerine neden oldukları, fakat herhangi bir istihdam kaybına neden olmadıkları tespit edilmiştir. Formel sektördeki erkek çalışanların ücretlerinde ise Suriyeli göçmenlerden kaynaklanan anlamlı bir artış söz konusudur.</p>  <p>Çoğunluğunu Suriyelilerin oluşturduğu Türkiye’de yaşayan yabancıların, oldukça zorlu bir süreç sonunda çalışma izni alabildikleri biliniyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Uluslararası İşgücü Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre, 2018 itibariyle yaklaşık 105 bin yabancıya çalışma izni verilmiştir. Bu sayının ülkemizde bulunan toplam göçmen sayısıyla kıyaslandığında çok küçük kaldığı, bu nedenle göçmenlerin önemli bir kısmının kayıt dışı sektörlere yöneldiği görülüyor. Göçmenlerin ekonomiye yaptıkları katkının artırılabilmesi için, öncelikle yetişmiş nitelikli işgücü sınıfında olan üniversite mezunlarından başlamak üzere, çalışma izni verilen yabancıların sayısının artırılması ve çalışma izni başvuru sürecinin kısaltılması gerekiyor.</p>  <p>Türkiye’nin son yıllarda karşı karşıya kaldığı kitlesel göç hareketinin işgücü piyasası üzerindeki etkisi, sadece büyük bir nüfusun işgücü piyasasına girmesinden ibaret değil. Türkiye’ye göç eden insanların beraberinde getirdikleri sermaye de dolaylı olarak ülkemizin işgücü piyasasını olumlu etkiliyor. Suriyelilerin 2012 yılında Türk bankalarında 311 milyon lira olan toplam mevduatının, 2015 yılına gelindiğinde 1,5 milyar liraya ulaşması bunun en açık göstergesidir. Mevduat artışına paralel olarak, Suriyeli müteşebbislerin kurduğu şirket sayısı da açık bir şekilde yükselmiştir. Ayrıca Suriyelilerin bulundukları bölgelerde, ucuz işgücünün etkisiyle firmaların kârlılıkları ve ekonomik canlılık artmıştır. [12] Resmî açıklamalara göre, son yıllarda Türkiye’de kurulan Suriye sermayeli firma sayısı 10 bin ve bu firmalarda istihdam edilen kişi sayısı ise 100 bin civarındadır. Müteşebbislik çok değerli bir ekonomik kaynaktır ve ülkemize göç eden yabancıların arasında bu yeteneğe sahip çok sayıda birey bulunmaktadır. Türkiye’nin bu potansiyel müteşebbisleri çeşitli zorluklarla uzaklaştırmak yerine teşvik etmesi gerekmektedir.</p>  <p>Göçmen karşıtı söylemlerin önemli bir parçası da Suriyeli göçmenlere devlet tarafından yapılan yardımlardır. Bu yardımları bir sorun olarak görmenin etik olarak sorunlu olması bir yana, Suriyeli göçmenlere yapılan yardımlar ekonomide toplam talebi artırıcı bir katkı olarak görülmelidir. Suriyeli göçmenlere yapılan çeşitli yardımlar ve barınma merkezlerindeki harcamalar, aslında bölgesel istihdama bir katkı ve iç talebi artıran bir maliye politikasından farklı değildir. İktisadi açıdan bakıldığında, bu harcamaların tamamı genişletici maliye politikası olarak değerlendirilebilir ve milli geliri artırıcı etkisi vardır.</p>  <p>Görüldüğü gibi, elimizde göçmenlerin ekonomik olarak olumsuz bir etkileri olduğuna dair herhangi bir kanıt mevcut değil. Hem uluslararası çaptaki hem de Türkiye’deki araştırmalar, göçmenlerin ekonomiye herhangi bir olumsuz katkılarının olmadığını, oluşturdukları talep ve getirdikleri insan kaynağı potansiyeliyle ekonomiye çeşitli alanlarda katkı sunduklarını gösteriyor. Dolayısıyla çeşitli iletişim araçlarıyla pompalanan göçmen karşıtı iddiaların hiçbirinin herhangi bir somut dayanağı yoktur. Göçmenlerin ülke ekonomisine yaptıkları katkı sadece ekonomik boyutla da sınırlı değildir. Göçmenlerin ülkedeki kültürel çeşitliliği artırarak demokrasimizi güçlendirdikleri ve popülist söylemin aksine toplumsal kaynaşmaya katkı sağladıkları unutulmamalıdır.</p>  <p>[Prof. Dr. Murat Taşdemir Medeniyet Üniversitesi’nde İktisat Bölümü öğretim üyesidir]</p>  <p>[Bu yazı Prof. Dr. Murat Taşdemir tarafından İLKE İlim Kültür Eğitim Derneği için hazırlanan “Geleceğin Türkiyesinde Ekonomi” adlı rapordaki ilgili bölümlerden yine Prof. Taşdemir tarafından hazırlanan özettir]</p>  <p>[1] Taşdemir. M., Ergeç. E. H., Kaya. H., Selçuk. Ö., (2019). Geleceğin Türkiyesinde Ekonomi: Sorunlar, Eğilimler ve Çözüm Önerileri. (Rapor No. 2019/15). İstanbul: İLKE İlim Kültür Eğitim Derneği. https://ilke.org.tr/gelecegin-turkiyesinde-ekonomi adresinden alınmıştır.</p>  <p>[2] Özgüler, V. C. (2018). Kitlesel göçlerin emek piyasalarına etkisi: Türkiye’deki Suriyeliler. Sosyal Siyaset Konferansları Dergisi, 74, 77-102.</p>  <p>[3] Erdoğan, M. M. ve Ünver, C. (2015, Kasım). Türk iş dünyasının Türkiye’deki Suriyeliler konusundaki görüş beklenti ve önerileri. Ankara: Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK). https://www.tisk.org.tr/tr/e-yayinlar/353-goc/353-goc.pdf adresinden alınmıştır.</p>  <p>[4] Card, D. (1990). The impact of the Mariel boatlift on the Miami labor market. ILR Review, 43(2), 245–257.</p>  <p>[5] Hunt, J. (1992). The impact of the 1962 repatriates from Algeria on the French labor market. ILR Review, 45(3), 556–572.</p>  <p>[6] Friedberg, R. M. (2001). The impact of mass migration on the Israeli labor market. Quarterly Journal of Economics, 116(4), 1373–1408.</p>  <p>[7] Angrist, J. D. ve Kugler, A. D. (2003). Protective or counter-productive? Labour market institutions and the effect of immigration on EU Natives. Economic Journal, 113(488), F302–F331.</p>  <p>[8] Ceritoglu, E., Yunculer, H. B. G., Torun, H. ve Tumen, S. (2015). The impact of Syrian refugees on natives’ labor market outcomes in Turkey: Evidence from a quasi-experimental design [IZA Discussion Papers, No. 9348]. Institute for the Study of Labor (IZA). DOI: 10.1186/s40173-017-0082-4</p>  <p>[9] Del Carpio, X. V. ve Wagner, M. C. (2015). The impact of Syrian refugees on the Turkish labor market [Policy Research Working Paper, No. 7402]. Washington, DC: World Bank.</p>  <p>[10] Peri, G. (2012). The effect of immigration on productivity: Evidence from US states. Review of Economics and Statistics, 94(1), 348-358.</p>  <p>[11] Aksu, E., Erzan, R. ve Kırdar, M. G. (2018) The Impact of Mass Migration of Syrians on the Turkish Labor Market. [IZA Discussion Papers, No. 12050]. Institute for the Study of Labor (IZA).</p>  <p>[12] Akgündüz, Y. E., Van den Berg, M. ve Hassink, W. (2018). The impact of the Syrian refugee crisis on firm entry and performance in Turkey. The World Bank Economic Review, 32(1), 19-40.

Meclis “göçmen karşıtlığı, ayrımcılık ve nefret diline” karşı harekete geçiyor

TBMM (AA) – ALİ KEMAL AKAN – TBMM Göç ve Uyum Alt Komisyonu Başkanı AK Parti Antalya Milletvekili Atay Uslu, göçmenler ve sığınmacılar için ayrımcılık ve nefret dilini kullananların suç işlediğini belirterek, "Önümüzdeki günlerde Göç ve Uyum Komisyonu aktive edildikten sonra bununla ilgili bir çalışma yapacağız. Bu dili kullananları yalnızca kınamayacağız, haklarında ayrımcılığı, nefreti oluşturmalarından dolayı TCK'nin ilgili hükümlerinin uygulanması için suç duyurusunda bulunacağız." dedi.

Uslu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Afyonkarahisar'ın Çay ilçesinde sığınmacılara yönelik gerçekleştirilen şiddet ve eziyet olayını "barbarlık" olarak değerlendirdi. Uslu, söz konusu olayın yüz kızartıcı ve gönül parçalayıcı bir durum olduğunu vurgulayarak, "Bizim devlet ve medeniyet anlayışımız bunu asla kabul etmez. Bizim medeniyetimizde bu tür hadiseler hiç bir zaman kabul edilemez." ifadesini kullandı.

Anadolu medeniyetinin hem Cumhuriyet öncesinde hem de Cumhuriyet sonrasında Ortadoğu başta olmak üzere Avrupa, Balkanlar ve Kafkasya'dan pek çok göçmen ve mazluma kucak açtığını anımsatan Uslu, Türkiye'nin 3.5 milyondan fazla Suriyeliye ev sahipliği yaptığını söyledi.

Son günlerde dünyada göçmen ve özellikle de Müslüman karşıtı nefret dilinin kullanılmaya başlandığına işaret eden Uslu, bu nefret dilinin ve ötekileştirmenin Avrupa'da çok hızlı yayıldığını belirtti.

Avrupa'daki siyasetçilerden "Sığınmacılar Akdeniz'de ölsün, Avrupa'ya gelmesin; gerekirse onlar Afrika'da çölün ortasında bir noktada toplansın ve ölümlerine göz yumulsun." diyenlerin bulunduğunu anımsatan Uslu, bunların sayısının da az olmadığına dikkati çekti.

Uslu, "Maalesef artık Avrupa'da toplumsal kabul karşılığı olan bir önyargı ve ötekileştirme var. Bu önyargının, bu yabancı düşmanlığının, göçmen karşıtlığının Türkiye'de oluşacağına inanmıyorum. Benzer bir toplum psikolojisini oluşturmak isteyen aktörler var. Olumsuz göç ve göçmen algısı ile oy devşirme derdinde olan siyasetçiler var. Tüm bu davranışlar gizli bir ırkçılığın ve ayrımcılığın dışavurumudur." diye konuştu.

  • "Türkiye'de bazı siyasetçiler ayrımcılık ve nefret dilini körüklüyor"

Türkiye'de bazı siyasetçilerin de maalesef göçmenlere, sığınmacılara yönelik ayrımcılık ve nefret dilini kullandığını ve körüklediğini belirten Uslu, Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan'ın göreve gelir gelmez Suriyeli sığınmacılar için aldığı kararlar ve söylemleri ile İYİ Partinin Fatih Belediye Başkan adayının seçim vaatleri ile bazı milletvekillerinin bu yöndeki açıklamalarına da dikkati çekti.

Atay Uslu, şöyle devam etti:

"Göçmenler ve sığınmacılar için bu ayrımcılık ve nefret dilini kullananlar, yanlış bilgiler yayanlar suç işliyorlar. Yalan yanlış bilgiler ortaya koyanlar, nefret dilini kullananlar, tarihimizden bihaberler, medeniyetimizin karşısındalar ve büyük bir yüz kızartıcı ve gönül parçalayıcı tavır içerisindeler. Bu medeniyetten nasibini almamış kişilerin, hele ki siyasetçilerin bu dili kullanmasını, yalan yanlış ifadelerde bulunanları kınıyor ve ayıplıyoruz.

Bana göre Suriye'den, Irak'tan, Afganistan'dan, Myanmar'dan veya başka ülkeden gelen yabancı değildir. Eğer bu ülkede bir yabancı varsa, ayrımcılık ve nefret dilini kullananlardır. Eğer bir yabancı varsa, Bolu Belediye Başkanı gibi, 'Sığınmacılara yardım etmeyeceğim.' diyenlerdir, Afyon'da sığınmacı kardeşlerimize o fiziki şiddeti uygulayanlardır. Onların tamamını kınıyoruz. İnşallah önümüzdeki günlerde Göç ve Uyum Komisyonu aktive edildikten sonra bununla ilgili daha etkili bir çalışma yapacağız. Bu dili kullananları yalnızca kınamayacağız, haklarında ayrımcılığı, nefreti övmeden dolayı TCK'nin ilgili hükümlerinin uygulanması için suç duyurusunda bulunacağız."

  • "Afyon'daki olay şehir efsaneleri oluşturanların ortaya çıkardığı bir sonuç"

Afyonkarahisar'da görülen şiddet olayının, ayrımcılık ne nefret dilini yayanların, sığınmacılarla ilgili yanlış bilgi ve şehir efsaneleri oluşturanların ortaya çıkardığı bir sonuç olarak görülebileceğini belirten Uslu, "Bütün siyasetçilerden, bütün akademisyenlerden, bu işlerle ilgilenen herkesten sığınmacılar ve mülteciler konusunda doğru dili kullanmalarını istiyoruz. Doğru dil nefret dili değildir; medeniyetimizin ve kültürümüzün bize emanet ettiği sevgi dilidir." şeklinde konuştu.

Uslu, yabancı düşmanlığı, göçmen karşıtlığı ve beraberindeki nefret suçlarının kanserli hücreye benzediğini, bu hastalığın bir topluma girmesi durumunda hızla yayılacağını ve temizlemenin de çok zor olacağını ifade etti.

Atay Uslu, bu hastalıklı dilin Anadolu'ya girmesine, bu toprakların medeniyet inancının da kültür kodlarının da basiretli siyaset anlayışının da müsaade etmeyeceğini kaydetti.

ABD, BM'nin Meksika sınırına ziyaret talebini yanıtsız bıraktı

NEW YORK (AA) – ABD, Birleşmiş Milletler'in (BM) ülkenin güneyinde göçmenlerin durumunu incelemek için Meksika sınırına ziyaret talebini yanıtsız bıraktı.

BM Göçmen Hakları Özel Raportörü Felipe Gonzalez Morales, Newsweek dergisine yaptığı açıklamada, ABD yönetiminden geçen sene mart ve aralık aylarında Meksika ile olan sınırına iki kez ziyaret talebinde bulunduğunu ancak talebine yanıt alamadığını söyledi.

Meksika sınırından ABD'ye giren göçmenlerin durumu hakkında rapor hazırlamak için ziyaret talebinde bulunduğunu belirten Morales, ilk talebi için ''çeşitli taraflarla istişareler yapıldığı'' yanıtını aldığını, ikincisine ise cevap verilmediğini söyledi.

Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği'ne (ACLU) göre ise Trump yönetimi BM raportörlerinin en az 22 talebini görmezden geldi.

Meksika sınırından ABD'ye geçen ve ailelerinden ayrı tutulan Guatemalalı iki göçmen çocuk, geçen sene gözaltında hayatını kaybetmişti.

Orta Amerika ülkeleri Guatemala, Honduras ve El Salvador'dan ''şiddet ve yoksulluk'' gibi nedenlerle yola çıkan göçmenler Meksika sınırından ABD'ye giriş yapmak istiyor.

Göçmen karşıtı politikaları nedeniyle eleştirilen ABD Başkanı Donald Trump ise "yasa dışı göç ve uyuşturucu trafiğiyle" mücadele için Meksika ile olan sınıra duvar örülmesi gerektiğini savunuyor.

Çocukları alıkonulan göçmenler Trump yönetiminden tazminat talep ediyor

HOUSTON (AA) – Meksika sınırındaki gümrük işlemleri sırasında çocuklarından ayrılan 8 göçmen ailesi, ABD hükümetinden tazminat talebinde bulundu.

Mağdur aileler, ABD Başkanı Donald Trump'ın düzensiz göçle mücadele tedbirleri çerçevesinde Meksika sınırını geçen göçmen ailelerin çocuklarını ebeveynlerinden ayırma politikası kapsamında çocuklarının alıkonulduğu gerekesiyle, Federal Haksız Muamele Talepleri Yasası uyarınca ABD İç Güvenlik Bakanlığı ile Sağlık ve İnsani Hizmetler Dairesinden manevi tazminat talep etti.

Mağdur aileler, başvuru dilekçesinde, çocukların ebeveynlerinden ayrılmasının hem aile bireylerinin temel haklarını ihlal ettiğini, hem de çocukları travmatize ettiğini savundu.

Aileler, gümrük görevlilerinin kendilerine haber vermeden çocuklarını ellerinden aldıklarını, vedalaşmalarına dahi izin vermediklerini ve kendileriyle alay ettiklerini ileri sürdü.

Mağdurlar arasındaki Guatemalalı göçmen anne, 5 yaşındaki oğlunu elinden alan memurun, kendisine alaycı bir ifadeyle, "Anneler Günün kutlu olsun." dediğini anlattı.

Ayırma işleminin küçükler üzerinde süregelen travmalara yol açtığına dikkat çekilen dilekçede, ailesinden ayrılan 7 yaşındaki kız çocuğunun annesi olmadan uyuyamadığı ve 6 yaşındaki erkek çocuğunun ise yemek yemekte zorlandığı belirtildi.

Federal hükümetin haksızlığa uğrayan ailelere tazminat ödenmesi gerektiğini savunan mağdur avukatı Stanton Jones, "Hükümet siyasi bir hedefe ulaşmak adına çocuklara bilerek eziyet etmiştir. Bu tutum çirkin ve ahlak dışı olmanın yanında haksız muamele kapsamındadır, dolayısıyla kanunlara göre tazminat talebine konu olabilir." dedi.

Trump yönetimi, Orta Amerikalı göçmenlerin ABD-Meksika sınır üzerinden düzensiz göçünü önlemek amacıyla benimsediği "sıfır tolerans" politikası kapsamında, 2 binden fazla göçmen çocuğu ailelerinden ayırmıştı.

“Dünyanın yarısından fazlası göçmenlere olumlu bakıyor”

             NEW YORK (AA) - Dünya genelinde yapılan bir anket, dünya nüfusunun yarısından fazlasının ülkeler arası iş birliğini desteklediğini, göçün iyi bir şey olduğunu düşündüğünü ve iklim bilimcilere güvendiğini ortaya koydu. </p>  <p>Anket, Dünya Ekonomik Forumu (WEF) tarafından dünyanın farklı bölgelerinde yaşayan 10 bin kişi ile yapıldı.

Ankete Güneydoğu Asya ve Afrika'dan katılanların yüzde 88'i ülkeler arasındaki iş birliğinin son derece önemli olduğunu vurgularken, Batı Avrupa ise yüzde 61 ile bunu en az destekleyen bölge çıktı.

Kuzey Amerika'dan katılımcıların yüzde 70'i ülkeler arası iş birliğini önemserken, dünya genelinde ise bu oran yüzde 76 olarak belirlendi.

– Dünyanın yüzde 57'si göçmenlere olumlu bakıyor

Dünya nüfusunun yüzde 57'si göçmenlerin yeni ülkelere gitmesini "büyük ölçüde iyi bir durum" olarak nitelerken, Doğu Avrupa'da bu oran yüzde 40'ta kaldı.

ABD'de iktidar ile muhalefet arasında Meksika sınırına duvar inşa etme konusunda gerginlik sürerken, anket, Kuzey Amerikalıların yüzde 66'sının göçmenler hakkındaki olumlu görüşünü ortaya koydu.

Ankete katılanların yüzde 54'ü İklim değişikliği konusunda bilim insanlarına güvendiğini kaydederken bu oran Kuzey Amerika'da sadece yüzde 17 olarak belirlendi.

Anket sonuçlarının salı günü İsviçre'nin Davos kentinde düzenlenecek Dünya Ekonomik Forumu yıllık toplantısında da ele alınacağı bilgisi paylaşıldı.

Göçmenlerin talasemi sorununa çözüm arayışı

ANTALYA (AA) – HATİCE ÖZDEMİR TOSUN – Anne ve babadan geçen bir kan hastalığı olarak nitelendirilen "talasemi"yi evlilik öncesi taramayla yüzde 90 azaltan Türkiye, özellikle Suriyeli göçmenlerde artış gösteren bu hastalık için çözüm arayışında.

Akdeniz Kan Hastalıkları Vakfı (AKHAV) Başkanı ve Pediatrik Hematoloji ve Genetik Uzmanı Prof. Dr. Duran Canatan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kalıtsal bir kan hastalığı olan talaseminin çocukluk döneminde başlayıp, yaşam boyu sürdüğünü söyledi.

Hastalığın talasemi taşıyıcısı anne ve babadan geçtiğini dile getiren Canatan, anne ve baba taşıyıcı olduğunda çocuğun yüzde 25 hasta, yüzde 25 sağlıklı ve yüzde 50 taşıyıcı olabildiğini kaydetti.

Türkiye'de, 2002'den beri uygulanan Talasemi Önleme Projesi ile talasemiyi önlemede yüzde 90 başarı elde ettiklerini vurgulayan Canatan, "Verilere göre yeni doğan hasta sayısı özellikle Güneydoğu'da göçmenlerin yoğun olduğu illerde yılda 100'lere kadar çıkmış durumda. Evlilik öncesi taramayla biz bunu 30'a kadar düşürmüştük." dedi.

  • Göçmenler için harekete geçecekler

Göçmenlerde yoğun şekilde görülen talasemi sorununun istatistiki rakamları etkilediğine işaret eden Canatan, şunları söyledi:

"Göçmenlerde talasemi sorunu sadece bizim ülkeye özgü değil, şu anda Avrupa ülkelerine de özellikle Suriyeli insanlar göç etmekte. Aynı sorunu onlar da yaşıyor. Nitekim geçen yıl Avrupa Birliği üyelerinden 30 ülkenin katılımı ile Berlin'de bir toplantı yapıldı. Türkiye adına ben davet edildim. Türkiye olarak evlilik öncesi taramayla başarılı sonuçlar elde ederken, diğer ülkeler daha yeni doğanlarda taramalarla uğraşıyorlar. Bu açıdan bizim çalışmalarımızı da önemsiyorlar. Göçmen sorunu yaşayan ülkelerle 'Göçmenlerin Talasemi Sorunu' başlıklı bir proje hazırlıyoruz."

Talasemi hastalarının uzun ve kaliteli yaşamalarını sağlamak adına İtalya, İspanya ve Türkiye olarak Uluslararası Talasemi Takip Platformu'nu oluşturarak, Avrupa Birliği Erasmus Projesi hazırladıklarını anlatan Canatan, bu projenin geçen yıl tamamlandığını kaydetti.

Şimdi ise uluslararası platformda "Göçmenlerde talasemi sorunu" başlıklı bir Avrupa Birliği Projesi hazırlığı içinde olduklarını dile getiren Canatan, "Göç alan ülkelerin içinde olduğu bir platform planlıyoruz. İtalya, Yunanistan, Almanya, Hollanda ve bizim de içinde olacağımız 7-8 ülkenin işbirliğinde bir proje hazırlanacak." diye konuştu.

İlk olarak İtalya'dan Uluslararası Talasemi ve Adölesan Tıpta Endokrin Komplikasyonlar Network'u koordinatörü Prof. Dr. Vincenzo de Sanctis ile görüştüklerini, diğer ülkelerde de görüşmelerin devam ettiğini bildiren Canatan, proje ile göçmenlerde artan talasemiyi önlemeye yönelik bilimsel bir çalışma yürüteceklerini sözlerine ekledi.

Meksika yabancı göçmenlerin ülkede kalmasına izin verecek

MEKSİKO (AA) – Meksika hükümeti, ABD yönetiminin Orta Amerikalı göçmenlerden oluşan konvoydaki kişilerin göçmenlik başvuruları sırasında Meksika sınırlarında kalmaları ve gerektiğinde Meksika'ya iade edilmelerine yönelik talebini kabul etti.

Meksika Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, ABD makamlarından gelen, göçmenlerin başvuru aşamasında Meksika sınırlarında kalmaları ve gerektiğinde Meksika'ya iade edilmelerine yönelik talebin kabul edildiği bildirildi.

Bakanlık, söz konusu tedbirin geçici ve insani amaçlı olduğunun altını çizdi.

Meksika daha önce kendi vatandaşı olmayan, ancak kendi sınırlarından geçerek ABD'ye ulaşan Latin Amerikalı göçmenlerin kendi ülkelerine yollanmak yerine Meksika topraklarından sınır dışı edilmelerine karşı çıkıyordu.

Orta Amerika'dan ABD'ye ulaşmak için yola çıkan, 7 binden fazla kişinin yer aldığı göçmen konvoyu geçen ay Meksika'nın sınır kenti Tijuana'ya varmıştı.

ABD Başkanı Donald Trump, Orta Amerika'dan ABD'ye ulaşmak için yola çıkan göçmen konvoyundan hiç kimsenin, mahkeme emri olmadan ülkeye alınmayacağını belirtmişti.

GRAFİKLİ – Göçmen nüfusu 17 yılda yüzde 49 artarak 258 milyona ulaştı

ANKARA (AA) – AHMET FURKAN MERCAN – Dünya genelinde göçmen nüfusu, 2000-2017 döneminde yüzde 49 artış göstererek 258 milyona ulaştı.

Birleşmiş Milletler (BM), her yıl 18 Aralık gününü "Uluslararası Göçmen Günü" olarak kutluyor.

AA muhabirinin BM'ye bağlı Uluslararası Göç Örgütünün (IOM) Küresel Göç Data Analiz Merkezi (GMDAC) verilerinden derlediği bilgilere göre, dünya genelinde göçmen nüfusu, 2000-2017 döneminde yüzde 49 artış göstererek 258 milyona çıktı.

Buna göre 2000'de 173 milyon olan göçmen nüfusu, 2005'te 191 milyona, 2010'da 222 milyona, 2015'te 244 milyona ve 2017'de ise 258 milyona ulaştı.

Göçmenlerin dünya nüfusuna oranı 1990'da yüzde 2,9 iken 2015’te yüzde 3,3'e yükseldi. Bu oran 7,3 milyarlık dünya nüfusunda her 30 kişide bir kişiye denk düşüyor.

Bunun yanında göçmenlerin yüzde 52'si erkek ve yüzde 48'i kadınlardan oluşuyor. Göçmenlerin çoğunluğu 30-34 yaş aralığında bulunuyor.

  • En fazla öğrenci gönderen ülkeler Çin ve Hindistan

Verilere göre uluslararası öğrenci sayısı, 2000'de 2 milyon, 2011'de 3,96 milyon ve 2016'da 4,85 milyona ulaştı.

Eğitim amaçlı ülkesini terk eden bu öğrencilerin yarısından fazlası ABD, İngiltere, Avustralya, Fransa, Almanya ve Rusya'yı tercih etti.

En fazla uluslararası öğrenci gönderen ülkeler ise Çin, Hindistan, Almanya, Güney Kore, Nijerya, Fransa ve Suudi Arabistan oldu.

  • 2016’da 2,5 milyon kişi göçmen kaçakçılığına maruz kaldı

Düşük ve orta ölçek gelirli ülkelere gönderilen para, 2017'de bir önceki yıla göre yüzde 8,5 artarak 466 milyar dolara yükseldi. Bu oran resmi kalkınma yardımlarının 3 katından daha fazlaya tekabül ediyor.

En çok döviz girdisi alan ülkeler Hindistan, Çin, Filipinler, Meksika ve Nijerya olarak kaydedildi.

2016’da 2,5 milyon düzensiz göçmen, 5,5 ila 7 milyar dolarlık bir ekonomik pay karşılığında göçmen kaçakçılığına maruz kaldı.

  • 2017 yılında 6 bin 163 göçmen kayboldu

IOM verilerine göre, dünyada bir ülkeye “düzensiz giriş” yapma, bir ülkede “düzensiz iskan” etme ve bir ülkede “düzensiz işçi olma” oranları, 2009'da 50 milyondan 2017'de 58 milyona çıktı.

Uluslararası göç kapsamında 2017 yılında 6 bin 163 göçmen kayboldu. Bu yılın ilk 6 ayında da 2 bin 125 göçmenin kaybolduğu rapor edildi. Göçmenler sırasıyla Akdeniz, ABD-Meksika sınırı, Sahra Altı Afrika ve Afrika boynuzunda kayboldu.

Öte yandan verilere göre 2017 yılında 72 bin 176 göçmen gönüllü olarak ülkesine döndü.

2017 yılında 135 ülkede 18,8 milyon insan ise ülkeleri içerisinde ani başlayan afetler dolayısıyla yerinden edildi.

  • Küresel Göç Sözleşmesi

Fas'ın Marakeş kentinde 10-11 Aralık'ta düzenlenen, 164 ülkenin katıldığı uluslararası konferansta imzalanan BM Küresel Göç Sözleşmesi, ülkelerin çoğunluğunun oyuyla kabul edilmişti.

Uluslararası göçün düzenlenmesi için hazırlanan Küresel Göç Sözleşmesi, yasal göç, göçmen hakları ve insan kaçakçılığıyla mücadele gibi konularda dünya çapında ortaklık zemini oluşturmayı amaçlıyor.

Sözleşme, insan hakları ve ulusal egemenlik başta olmak üzere ülkelerin göçle başa çıkmasına yardımcı olmayı ve göçmenlerin topluma entegrasyonu gibi konuları kapsıyor.

Toplamda 23 hedefin yer aldığı sözleşmeyle, devletler arası iş birliğiyle ülkelerin egemenlik hakları da dikkate alınarak göçün yasal, güvenli ve düzgün hale getirilmesi amaçlanıyor.

Dünya genelinde ABD, Avustralya, Şili ve Brezilya'nın yanı sıra "egemenliğini" ihlal ettiği gerekçesiyle 8 Avrupa Birliği (AB) üyesi ülke mutabakatı imzalamadı.

Sudan'da 2018'de 24 bin kişi evlerini terk etti

HARTUM (AA) – Sudan'ın güneyinde hükümet güçleri ile isyancılar arasındaki çatışmalar nedeniyle 2018'de evlerini terk edenlerini sayısı 24 bine ulaştı.

Sudan'daki Birleşmiş Milletler (BM) İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi'nin (OCHA) yayımladığı raporda, Sudan'da 2018'de çatışmalar nedeniyle göç edenlerin sayısının 24 bini bulduğu, bu sayının 2017'de 10 bin, 2016'da ise 152 bin olduğu belirtildi.

Raporda, Batı Darfur Eyaleti'nde kendi yerlerine dönen 386 bin kişinin insani yardıma muhtaç olduğu bildirildi.

Sudan genelinde yaklaşık 5 milyon 500 bin kişinin insani yardıma muhtaç olduğu ifade edilen raporda, bunların 1 milyon 200 bininin mültecilerden oluştuğu aktarıldı.

Darfur bölgesinde 2003'ten beri hükümet güçleri ile isyancılar arasında çatışmalar yaşanıyor. BM verilerine göre, çatışmalarda yaklaşık 300 bin kişi hayatını kaybederken, yaklaşık 2,5 milyon kişi yerinden oldu.

Güney Sudan sınırındaki Güney Kordofan ve Mavi Nil eyaletlerinde de 2011'den beri hükümet güçleri ve isyancılar arasında çıkan çatışmalar yaklaşık 1,2 milyon kişiye zarar verdi.

Sudan Halk Kurtuluş Hareketi-Kuzey Örgütü (SPLM-N), 2011 yılından bu yana Güney Kordofan ve Mavi Nil eyaletlerinin bağımsızlığı için silahlı mücadele yürütüyor.