Ermenek'te madenci ailelerinin acıları hala taze

KARAMAN (AA) – MEHMET ÇETİN – Karaman'ın Ermenek ilçesinde, 18 madencinin hayatını kaybettiği maden faciası 4. yılını doldururken, yakınlarını kaybeden ailelerin acıları ilk günkü tazeliğini koruyor.

İlçeye bağlı Pamuklu köyü Cenne mevkisinde, 28 Ekim 2014'te Has Şekerler Madencilik Şirketine ait linyit ocağında meydana gelen maden faciasında, 38 gün süren arama kurtarma çalışmaları sonucunda 18 işçinin cansız bedenine ulaşılmıştı.

Facianın üzerinden geçen 4 yılda, madenci yakınları kaybettiklerinin ardından gözyaşı dökerken, bir taraftan da hayat mücadelesini sürdürüyor.

Faciada eşi Mehmet Baha'yı kaybeden Güneyyurt beldesinden Emiş Baha, AA muhabirine yaptığı açıklamada, geride kalan 4 yıla rağmen acılarının hala devam ettiğini söyledi.

O dönem 3 yaşında olan kızıyla yapayalnız kaldığını belirten Baha, "Bu yıl kızım ilkokula başladı. Onun için yaşıyorum. Babasını çok özlüyor. Neler yaşadığımızı bir tek biz biliriz. Şu anda Ermenek Adliyesi'nde çalışıyorum. Yetkililerden dileğim bizleri unutmasınlar." diye konuştu.

– Acıyı en fazla yaşayan yerlerden biri Aşağıçağlar köyü

Facianın acısını en fazla yaşayan yerlerden biri de Aşağıçağlar köyü.

Maden şehidi İsa Gözbaşı, Bahri Üzer, Hüsnü Çolak, Osman Çoksöyler, Ali Haznedar ve Kerim Haznedar'ın mezarları köy mezarlığında yan yana bulunuyor.

Çocukları olmadığı için bir yaşındayken evlat edindikleri yeğenleri İsa Gözbaşı'yı kazada kaybeden Ali ve Nazmiye Gözbaşı çifti, yeğenlerini öz çocukları gibi büyüttüklerini anlattı.

Nazmiye Gözbaşı, şöyle konuştu:

"O bizim tek dayanağımızdı. Allah mekanını cennet eylesin. Ben para pul istemem. Yiyecek ekmeğimiz var, şükürler olsun. Bize verilen parayı bağışladık. Köyün eski camisinin yenilenmesinde kullanıldı. 400 metrekare arsam var, taziye evi yapılması için bağışlayacağım. Gücümün yettiği kadar destek olurum. Yeter ki oğlumun hatırası yaşasın."

Ali Gözbaşı da her gün bu acıyı yaşadıklarını vurgulayarak, "Evimizin önünde bir traktör var. Onu oğlum İsa kullanırdı. Hiç kullanmıyorum. Sat diyorlar, satmıyorum. O oğlumun traktörü." ifadelerini kullandı.

– Babasını kaybettikten 3 ay sonra dünyaya geldi

Köy mezarlığındaki yakınlarının kabirlerini ziyaret eden madenci eş ve çocukları, duygulu anlar yaşadı.

Ali Haznedar'ın, 4 çocuğuna hem annelik hem de babalık yapan eşi Fadime Haznedar, kazadan 3 ay sonra dünyaya gelen kızı Sare'nin babasının sadece mezar taşını bildiğini anlattı.

Sare'nin, babasının mezar taşına sarıldığını dile getiren Haznedar, "Babasının mezar taşına sarılıp, bana 'neden bizimle gelmediğini' soruyor. Ben kızıma ne cevap vereyim. Şimdi af söylentisi var. Biz af istemiyoruz, adalet istiyoruz." dedi.

Bahri Uzer'in eşi Dursun Uzer ise duygularını, "Giden 18 canın arkasında kaç tane eş, çocuk kaldı. Her günümüz cehennem gibi geçiyor. Şimdi af diyorlar, acılarımız daha da artıyor." cümleleriyle dile getirdi.

Osman Çoksöyler'in eşi Şadiye Çoksöyler, acılarının hiç azalmadığını aktardı.

Acıları ile yaşamaya alıştıklarını ifade eden Çoksöyler, "Acımız hala aynı. Kimimizin çocuğu beşikte kaldı, kimimizin çocuğu karnındaydı. 18 can toprağa girdi, arkada gözü yaşlı anneler, eşler, çocuklar kaldı." şeklinde konuştu.

– Eşinin ölüm, oğlunun doğum günü

Hüseyin Gültekin'in, maden kazasının olduğu gün doğum yapan eşi Ayşe Gültekin ise facianın her seneidevriyesinde hüzün ve mutluluğu aynı anda yaşıyor.

Eşinin ölüm, oğlunun doğum günü aynı olan Gültekin, duygularını şöyle dile getirdi:

"Eşimi kaybettiğim gün oğlum dünyaya geldi. Adını Hüseyin Arda koyduk. Bugün 4 yaşını doldurdu. Ömrümü ona adadım. Ayakta kalmaya çalışıyorum. Oğlum için yaşıyorum. Mücadele etmesini öğrendim."

– Maden faciasının simgesi Ayşe teyze

Kazancı beldesi Gökçeler Mahallesi'nde yaşayan ve maden faciasında kurtarma çalışmaları sürerken, "Oğlum yüzme de bilmezdi, suyun içinde ne yaptı?" sözleriyle hafızalarda yer alan Ayşe Gökçe, "Gitti bizim oğlan, gitti. Artık yapacak bir şey yok. Ağlarken gözlerim görmez oldu." diyerek oğlunun ardından gözyaşı döktü.

Oğlu Uğur İlhan ve damadı Mehmet Tokat'ı kaybeden Hasan İlhan da şunları kaydetti:

"4 yıl geçti, dile kolay. O günler aklıma gelince sabaha kadar uyuyamıyorum. Bu acıyı kimse bilmesin, tatmasın. Allah bu acıyı düşmanıma bile yaşatmasın. Günlerce madenin etrafında deli gibi dolaştım. Yapamadım bir şey."

Şehit evlatlarının hatıralarını özel odada saklıyorlar

KARAMAN (AA) – MEHMET ÇETİN – Diyarbakır'ın Silvan ilçesinde kent merkezinde bir teröristin saldırısı sonucu yaralanan ve tedavi gördüğü hastanede 3 Ekim 2017 günü 22 yaşındayken şehit düşen Uzman Onbaşı Mehmet Kızılca'nın ailesi, hatırasını yaşatmak için evlerinin bir odasını oğullarına ayırdı.

Karaman'ın Ermenek ilçesine bağlı Güneyyurt beldesinde yaşayan Mustafa ve Fadime Kızılca çiftinin 3 çocuğundan biri olan Mehmet Kızılca, İzmir Foça Jandarma Komando Okulu Komutanlığı'nda yaklaşık 3 ay "Teröristle Mücadele Harekatı Kursu" aldıktan sonra 1 Ağustos 2017'de Silvan'da göreve başladı.

Birliğinden 2 Ekim'de izin alarak ilçe merkezine alışverişe giden Kızılca'nın üzerine bir terörist tarafından ateş açıldı. Ağır yaralanan Kızılca, kaldırıldığı hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen 3 Ekim 2017 günü şehit oldu.

Memleketi Güneyyurt'a 4 Ekim'de getirilen şehit Kızılca'nın cenazesi gözyaşları arasında toprağa verildi. Cenaze töreninde şehidin babası Mustafa Kızılca'nın kendi acısını yüreğine gömerek, şehit oğlunun naaşı başında nöbet tutan askerin gözyaşlarını silmesi hafızalara kazındı.

Evlatlarının acısını ilk günkü gibi muhafaza eden Kızılca çifti, hatırasını yaşatmak için şehit oğullarının eşyalarını evlerinin özel olarak düzenledikleri bir odasında sergiliyor.

Şehidin annesi Fadime Kızılca, AA muhabirine yaptığı açıklamada, aradan bir yıl geçmesine rağmen acılarının çok taze olduğunu söyledi.

Oğlunun şehit olduğuna hala inanamadığını ifade eden anne Kızılca, "Oğlum şehit olalı bir sene oldu. Hala onun şehit olduğuna inanamıyorum. Sanki her an gelecek gibi. Devamlı rüyalarıma giriyor, 'anneciğim üzülme' diyor. Şehitlik gurur verici bir şey. Oğlumla gurur duyuyorum. Elbette çok acı veren, üzücü bir olay. Dayanmak çok zor. Fakat şehitlik herkese nasip olmaz. Allah vatanımızı, milletimizi korusun. Vatan sağ olsun." diye konuştu.

– Özel oda hazırladılar

Kızılca, evlerinin alt katında kiler olarak kullandıkları bir bölümü, oğlu şehit olmadan önce oda olarak düzenlemek istediklerini belirterek, şöyle devam etti:

"Burayı zemin katta olduğu ve inip çıkmak kolay olur diye oda yapmak istedim. Hatta oğlumdan yardım istedim. Biraz yardım edersen burayı yaptıracağız dedim. Kendisi de bana 'Yaptırın, ben ne lazımsa yaparım' dedi. Fakat biz odanın inşaatına başlamadan şehit oldu. Şimdi burayı yaptırarak, onun odası haline getirdik. Eşyalarını burada saklıyoruz. Kendisi fotoğraf çektirmeyi çok severdi. Bulduğum fotoğraflarını çerçeveletip asıyorum. Gelip eşyalarını öpüyor, kokluyorum. Hala elbiselerinin üzerinde terinin kokusu var. Eşyalarını burada ömür boyu saklayıp, anılarını yaşatacağım. Çocuklarıma da vasiyet ediyorum. Bu oda devamlı böyle kalsın."

Gözyaşları içinde şehit oğlunun ilkokul fotoğrafını öpüp koklayan anne Kızılca, "Fotoğrafta alnına dökülen saçının birazı düzgün çıkmamış. Hemen fotoğrafı attı, gitti. 'Çirkin çıkmışım, ben bu fotoğrafı atacağım' dedi. Evlenir, evine asar, çocuklarına gösterir diye fotoğrafı sakladım. Şehit olunca bu fotoğrafta sevmediği yerleri fotoğrafçıya düzelttirdim. Kırışık yerlerini tamir ettirdim. Kendi evine asamadı ama odasına astım." diye konuştu.

– "Daha dün gibi ama bir yıl olmuş"

Baba Mustafa Kızılca da bir şehit babası olarak gururlu olduğunun altını çizerek, şunları kaydetti:

"Diyecek bir şey yok. Daha dün gibi ama bir yıl olmuş. Elbette içimiz acıyor. Onu özlüyoruz. Devletimiz her zaman yanımızda olduğunu bize hissettirdi. Her zaman yanımızdalar. Şehitlik en yüksek mertebe. Bundan ötesi var mı? Oğlum vatan için şehit oldu. Vatan sağ olsun. Allah'ım yattığı yeri nur etsin. Bizi en acılı günlerimizde yalnız bırakmayan, bizlere destek olan, acımızı paylaşan devlet büyüklerimize ve tüm halkımıza teşekkür ediyorum."

“Stada 'Atatürk' isminin verilmesi bizi onurlandıracaktır”

KARAMAN (AA) – Karaman'ın Ermenek İlçesi Belediye Başkanı Uğur Sözkesen, ilçede yapımı sona eren stadyumun isminin değiştirildiği iddiasına ilişkin, "Sayın Lütfi Elvan'ın bilgisi dışında gelişen bu tartışmayı Sayın Elvan da haberlerden öğrenmiş ve kendisi bizi aramıştır. Sayın Genel Başkan Yardımcısı konunun bir tartışma meselesi olmasını istememiş ve 'stada ülkemizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün isminin verilmesi bizi onurlandıracaktır' demiştir." dedi.

Ermenek Belediye Başkanı Sözkesen, yaptığı yazılı açıklamada, önümüzdeki günlerde açılışı yapılacak olan şehir stadyumunun ismi ile ilgili bazı internet sitelerinde yapılan haberler ve sosyal medyada asılsız iddiaların yer bulduğunu belirtti.

Stada önce Atatürk isminin verildiği, sonradan ismin değiştirildiği iddiasının gerçek dışı olduğunu vurgulayan Sözkesen, şunları kaydetti:

"Stadyumumuzun ismine yönelik halkımızdan gelen yoğun talep doğrultusunda ilçemizin evladı olan Sayın AK Parti Genel Başkan Yardımcımız Lütfi Elvan'ın ismi ön plana çıkmıştır. Sayın Elvan'ın bilgisi dışında gelişen bu tartışmayı Sayın Elvan da haberlerden öğrenmiş ve kendisi bizi aramıştır. Sayın Genel Başkan Yardımcısı konunun bir tartışma meselesi olmasını istememiş ve 'stada ülkemizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün isminin verilmesi bizi onurlandıracaktır' demiştir. Atatürk, sadece bir kesimin değil hepimizin ortak değeridir. Bunu bir siyasi malzeme olarak kullanmak da doğru değildir."

Bakan Elvan, Ermenekli kadınların tiyatro gösterisini izledi

ANKARA (AA) – Kalkınma Bakanı Lütfi Elvan, Ermenek Belediyesi Kadın Meclisi Tiyatro Topluluğu'nun sahnelediği oyunu izledi.

Milli Kütüphane Konferans Salonu'ndaki temsile eşi Zeliha Elvan ile gelen Bakan Elvan, temsil sonrası yaptığı konuşmada, muhteşem bir gösteri izlediklerini belirtti.

Ermenek Belediyesi Kadın Meclisinin, Türk dilinin yanı sıra sanatın gücünü gösterdiğini ifade eden Elvan, "Yerel düzeydeki gösterilerini ulusal düzeye taşıdılar. Dilin başkentinden Türkiye'nin başkentine bu gösteriyi getirdiler. Her birine teşekkür ediyorum. Kadınlarımızla, gençlerimizle gurur duyuyoruz." dedi.

Elvan, oyuncuları, tek tek ellerini sıkarak tebrik etti.

Ermenek’teki maden ocağı acı günün izlerini taşıyor

KARAMAN (AA) – MEHMET ÇETİN – Karaman'ın Ermenek ilçesinde 3 yıl önce meydana gelen faciada 18 işçinin hayatını kaybettiği maden ocağı, acı günün izlerini taşıyor.

Pamuklu köyü Cenne mevkisindeki linyit ocağını 28 Ekim 2014'te eski ocakta biriken suyun basması sonucu 18 işçi madende mahsur kalmıştı. Üzücü olay sonrası tüm ülkede gözler Ermenek'e çevrilirken, hummalı bir kurtarma çalışması başlatılmıştı.

Ocaktaki tonlarca suyun tahliye edildiği çalışmalarda, 38 günlük süreçte madencilerin cansız bedenine ulaşılmıştı. Faciadan sonra ilçede faaliyet gösteren tüm maden ocakları incelemeye alınıp, birçoğu gerekli önlemler alınıncaya kadar kapatılmıştı.

Tam 18 işçiye mezar olan kömür ocağı, aradan 3 yıl geçmesine karşın, kurtarma çalışmalarının sona erdiği gün gibi duruyor. Hiçbir faaliyetin olmadığı ocakta her yer maden faciasının izleriyle dolu.

Maden sahasındaki uyarı levhaları, daha önce kömür taşınan vagonlar, kurtarma ekiplerinin kullandığı ekipman, işçilerin soyunma odalarındaki malzemeleri, çizmeler, baretler ve ocağın kapısına kapatılan mavi branda görenleri hüzünlendiriyor.

Hayatını kaybeden madenci yakınlarının acıları tazeliğini korurken, ilçe halkı da faciayı unutamıyor.

– "Madenci ailelerimizin yaraları sarılmaya çalışıldı"

Ermenek Belediye Başkanı Uğur Sözkesen, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 3 yıl önce 18 madenciyi şehit verdiklerini, aradan geçen zamanın acılarını unutturmadığını söyledi.

Yüzlerce metre yerin altında güneşi görmeden ailesi, memleketi için hizmet eden madencileri kaybetmenin acısını yaşadıklarını belirten Sözkesen, "3 yılda madenci ailelerimizin yaraları sarılmaya çalışıldı. Ailelerin ihtiyaçları devletimiz ve hayırsever vatandaşlarımız tarafından karşılandı fakat ne yaparsak yapalım hiçbir canı geri getiremeyiz. Allah ülkemize ve ilçemize böyle acılar yaşatmasın." diye konuştu.

Facianın etkilerini ilçe olarak hala yaşadıklarını vurgulayan Sözkesen, "İlçemizde 11 maden ocağı çalışıyordu, şimdi 3'ü çalışıyor. Yeni istihdam alanları oluşturulmalı. Bölgemizin turizm değerlerini ön plana çıkarmaya çalışıyoruz ancak olmazsa olmazımız, tüm önlemler alınarak maden ocaklarının tekrar açılması." dedi.

– "Madenler tekrar incenlesin"

Ermenek Esnaf Odaları Başkanı Ali Bardak ise maden kazasının acısını tüm bölgenin çektiğine işaret etti.

Bardak, "Devletimiz esnaf için teşvikler verdi. Bunlar bir nebze de olsa insanları rahatlattı. Teşekkür ediyorum fakat yeterli değil. Kalıcı çözüm, tekrar maden ocaklarının çalışmaya başlaması. Tüm madenler tekrar incenlesin, güvenli ortam sağlandıktan sonra ocaklarımız çalışsın." ifadelerini kullandı.

– "Tek iş kapısı maden"

Maden ocağında çalışan İbrahim Yılmaz da ilçenin en önemli geçim kaynağının linyit ocakları olduğuna dikkati çekerek, "Burada tarla, fabrika yok. Tek iş kapısı maden." diye konuştu.

Yılmaz, ilçede faaliyette olan maden ocağı sayısının gerekli önlemler alınarak artırılmasını istediklerini söyledi.

Devlete vefa borcunu eğitim yatırımlarıyla ödüyor

KARAMAN (AA) – MEHMET ÇETİN – Karaman’ın Ermenek ilçesine anadolu ve fen lisesi ile bir öğrenci yurdu yaptırarak devlete bağışlayan hayırsever iş adamı, yaptırmak istediği yeni fakülte binası ile eğitime katkısını sürdürmeyi amaçlıyor.

Ermenek’te 1951 yılında doğan Hasan Kalan, ilk ve orta okulu zor şartlar altında okudu. Kalan, o dönem ilçede lise olmadığı için eğitimine Karaman’da devam etti. Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) fizik bölümünden 1974’te derece ile mezun olan Kalan, ağabeyinin vefatı üzerine ilçeye döndü.

İş hayatına atılan Kalan, girişimleri ile ilçede ilklere imza attı. Bir kömür ocağını 5 yıllığına kiralayan Kalan’ın sözleşmesi, 3,5 yıl sonra ocak sahibi tarafından feshedildi.

Bunun üzerine rezervi bittiği düşünülerek terk edilen bir kömür ocağını satın alan Kalan, kömür tozlarını eleyip, elde ettiği küçük parçaları fabrikalara, sanayi tesislerine sattı. İlçede fındık kömürünü ilk defa üreten, ilk yıkama tesisini kuran, kömürü ilk defa ambalajlayan Kalan, hep asıl mesleğini yapamadığı için kendisini devletine, milletine ve ilçesine borçlu hissetti.

– “Yüzlerce arkadaşım imkanı olmadığı için okuyamadı”

Kalan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, okul yaptırma fikrinin henüz 15 yaşındayken oluştuğunu söyledi.

O dönem Güneyyurt beldesinde okul yaptıran bir iş adamından çok etkilendiğini belirten Kalan, “Çok büyük bir olaydı. Bir insan okul yaptırıyor, devlete bağışlıyor. O zaman ahdettim. Kendi kendime ‘bir gün param olursa ben de okul yaptıracağım’ dedim. İlçemde lise olmadığı için Karaman’da okudum. Bir bekar evinde ailemizden uzak okumak zorunda kaldım. Ailemizle telefonla bile görüşemezdik. Yüzlerce arkadaşım imkanı olmadığı için okuyamadı.” diye konuştu.

– “Hayalim bilim adamı olmaktı”

Üniversiteden iyi derece ile mezun olduğunu ancak asıl mesleğini yapamadığını anlatan Kalan, şöyle devam etti:

“Hayalimde bilim adamı olmak vardı. Yurt dışında çalışmalar yapıp, ülkem için faydalı araştırmalarda bulunacaktım fakat mezun olduktan sonra ağabeyim vefat etti. Babam beni ilçeye çağırdı. ‘Hayallerim var, ben gelmem’ diyemedim. İlçemde çalıştım. Bir aile şirketi kurduk. 4 çocuğum var. Allah’a şükür durumumuz iyi. Çocuklarım ayakları üstünde durabiliyor. Lüks yaşayan bir insan değilim. Bir domates ekmek yeter bana. Sıra, çocukluğumda kendime verdiğim sözlere geldi. Bunun için okul yaptırmaya kararı verdim.”

Kalan, devletin birçok yere ilk ve ortaokul yaptırdığını ancak lise açığı olduğunu gözlemlediğini dile getirerek, şunları kaydetti:

“Çocukluğumda fen lisesi sınavına girmiş ancak yakın yerlerde olmadığı için gidememiştim. Öncelikle ilçeye bir anadolu lisesi yaptırdım. Yetkililer ‘bu okula köylerden, başka yerlerden öğrenciler gelecek. Yurt lazım’ dedi. Yurdu da yaptırdım. Sonra fen lisesi yaptırmaya karar verdim. Onu da tamamladım. Şimdi bir fakülte binası yaptırmak istiyorum. Eğer Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi yöneticileri Ermenek’e fakülte açılması sözünü verirse ben binayı yaptıracağım. Hatta yurdunu da yaptırabilirim. Bu konuda çocuklarım da bana büyük destek veriyor. İlçemizde çok fazla tarım arazisi yok. Fabrika kuramazsın. Turizm ve öğrenci kenti olmak zorundayız.”

– “Benim bu yöreye, ülkeme borcum var”

“Benim her şeyim” dediği Ermenek yöresine ve ülkeye borcu olduğunu vurgulayan Kalan, ”Bu çocuklar da benim çocuklarım. Yaptırdığım okullar yöreme bıraktığım mirasım olacak. İnsan öldükten sonra da yaşayacaksa bunun yolu bu. Devletim beni okuttu ama ben mesleğimi yapamadım. Devletime borcum var. Bu borcumu belki böyle ödeyebilirim. Bu okullardan mezun olan çocuklar ülkeme faydalı insanlar olacak.” ifadelerini kullandı.

Hayırseverlik denince insanların aklına genellikle cami yaptırmanın geldiğini anımsatan Kalan, “Babam ilçeye iki cami yaptırdı. Allah hayırlı etsin. Toplumda ‘cami inşaatı için yardım bekliyoruz’ denildiğinde herkes az veya çok yardım eder fakat okul olduğunda bu yeteri kadar değil. Bunun için okul da yaptırmak önemli. İlçeye hizmetlerimden dolayı 2010 yılında TBMM Üstün Hizmet Ödülü’ne layık görüldüm. Bu okulları bir karşılık bekleyerek yaptırmadım ama ‘gururlanmadım’ desem yalan olur. İnsanı teşvik ediyor. İnşallah memleketime daha iyi hizmetler yaparım.” diye konuştu.

GÜNCELLEME – Karaman’da ev yangını: 3 ölü

KARAMAN (AA) – Karaman’ın Ermenek ilçesinde bir evde çıkan yangında baba ve 2 kızı hayatını kaybetti.

Alınan bilgiye göre, Gül Pazar Mahallesi’nde Kemal Sağlam’a (42) ait evde henüz bilinmeyen bir nedenle yangın çıktı. Kısa sürede büyüyen yangına mahalle sakinleri ve itfaiye ekipleri müdahale etti.

Yangın 3 saatlik çalışma sonucu kontrol altına alınırken ahşap ev çöktü. Yangında baba Kemal Sağlam ile kızları Zeynep (19) ve Ebru (8) hayatını kaybetti.

Yangında hayatını kaybeden Zeynep Sağlam’ın liseden geçen yıl mezun olduğu ve üniversite sınavlarına hazırlandığı, annelerinin ise beyin kanaması sonucu 2 yıl önce hayatını kaybettiği öğrenildi.

Karaman Valisi Süleyman Tapsız, Polisevi’nde gazetecilere yaptığı açıklamada, ilçede çıkan yangında baba ve 2 kızının hayatını kaybettiğini söyledi.

Evin ahşap ve üzerinin çinko kaplı olması nedeniyle yangının söndürülmesinde aksamaların yaşandığını belirten Tapsız, çalışmaların devam ettiğini bildirdi.

Evde Ermenek Belediyesi çalışanı Kemal Sağlam ve 2 kızının kaldığını dile getiren Tapsız, “Bundan sonra böyle acılar yaşamayalım. Yangının çıkış nedeni belli değil. Olay çok yeni, büyük ihtimalle sobadan kaynaklandığı düşünülüyor. Kış şartlarını, evlerin sobalı ve ahşap olduğunu düşünürsek ama yine de bunlar kesin bilgi değil. Emniyetin ve itfaiyenin çalışmaları sonrasında kesin bilgi kamuoyuyla paylaşılır.” diye konuştu.

Tapsız, sobalı evlerde oturan vatandaşlara da dikkatli olunması konusunda uyarılarda bulundu.

Maça madenci baretiyle çıktılar

KARAMAN (AA) – Karaman’da bir amatör futbol takımı, 2 yıl önce Ermenek’te meydana gelen maden faciasında hayatını kaybeden 18 kişiyi anmak için oynadığı maç öncesinde sahaya pankart ve madenci baretleri ile çıktı.

Karaman 1. Amatör Futbol Ligi’nde mücadele eden Güneyyurt Gençliksporlu futbolcular, Süleymanhacı Gençlikspor ile oynadıkları maç öncesinde sahada, üzerinde “28 Ekim 2014’te Ermenek maden faciasının 2. yılında hayatını kaybeden emekçilerimizi saygıyla anıyoruz” yazılı pankart ve kafalarında madenci baretiyle yer aldı.

Futbolcuların bu anlamlı davranışı seyirciler ve rakip takım futbolcuları tarafından takdirle karşılanırken, maç 4-4 berabere tamamlandı.

Güneyyurt Beldesi Belediye Başkanı Celil Yağız, maç sonrası gazetecilere yaptığı açıklamada, üzücü maden faciasının üzerinden 2 yıl geçtiğini hatırlattı.

Bu maden faciasında beldelerinden birçok emekçinin hayatını kaybettiğini söyleyen Yağız, şunları kaydetti:

“Maden şehitlerimizi dün bir kez daha rahmetle andık. Bu facianın belki en çok etkilediği yer beldemizdir. Çünkü hayatlarını kaybedenler komşumuz, yeğenimiz, akrabamız, çocuğumuz. Bugün de beldemizin gençlerinin oluşturduğu futbol takımı, bu anlamlı davranışla şehitlerimizi andı. Maç da başladığı gibi dostluk içerisinde bitti. Ben kendilerine ve rakip takıma teşekkür ediyorum.”

Facianın yaşandığı Ermenek’te acının izleri

KARAMAN (AA) – ABDULLAH DOĞAN – Karaman’ın Ermenek ilçesinde iki yıl önce yaşanan ve 18 işçinin hayatını kaybettiği maden ocağı, terk edilmiş görüntüsü ile o günkü acının izlerini taşıyor.

Kömür ocağında su baskını sonucu 28 Ekim 2014’te 18 madencinin mahsur kalmasıyla tüm Türkiye’de gözlerin çevrildiği Ermenek’te, işçilere ulaşmak için adeta seferberlik ilan edildi. Ocakta mahsur kalan 18 işçiye ulaşmak için 38 gün boyunca yoğun çaba harcayan ekipler, madenden 4 bin 99 vagon hafriyat çıkardı. Mahsur kalan işçilere ulaşılması için öncelikle madene akan yaklaşık 12 bin 500 ton su, pompalarla boşaltılırken, gece gündüz süren çalışmalar sonunda 18 işçinin cansız bedenine ulaşıldı.

– Facia sonrası büyük sessizlik

“Ermenek faciası” olarak hafızalara kazınan ve tüm Türkiye’yi büyük üzüntüye boğan facianın ikinci yılında görüntülenen maden ocağı, terk edilmiş görüntüsü ve ürpertici sessizliğiyle dikkati çekiyor.

Madene girildiğinde ocaktan çıkan kömürün yüklendiği camları kırık ve lastikleri patlak iş makinesi göze çarparken, galerilerde tahkimat için kullanılan kerestelerin işlendiği marangozhanede alet ve ekipmanlar olduğu gibi bırakılmış.

Kömürün çıkarıldığı desenderede ise raylar üzerindeki vagonda çeşitli eşyalar ve işçi bareti görülüyor.

– Tabak ve bardakları örümcek ağı kaplamış

Ocak girişinin yanındaki makine dairesinde bulunan soba üzerindeki çay bardağı ise aradan geçen iki yılın özeti gibi. Maden işçilerinin dolaplarındaki kıyafetleri ve çizmelerinin yanı sıra bir madenciye ait olan ve çıkarıldıktan sonra bir daha giyilmemek üzere poşete bırakılan kıyafetleri ise hüzünlendiriyor.

Yemekhanede masaların üzerindeki bardak ve tabakların örümcek ağı tutmuş görüntüsü dikkati çekiyor. Duvarında ise madendeki iş güvenliğinin anlatıldığı onlarca çizim göze çarpıyor.

Havalandırma ve desendere çatılarının rüzgardan devrildiği ocakta, tesisin önüne yapılan kamelya da yıkılmak üzere.

– İşçi sayısı yarı yarıya düşmüş

Kömür işletmelerinin bulunduğu havzadaki faaliyetine devam eden bir madenin sorumlu mühendisi Sezgin Berberoğlu, facia sonrası yaşananları AA muhabirine değerlendirdi.

Bölgede 20 yıla yakındır maden mühendisi olarak çalıştığını anlatan Berberoğlu, ocaktaki faciadan sonra büyük sıkıntıların yaşandığını dile getirdi.

Berberoğlu, bölgede kazanın olduğu ocakla beraber 4 madenin bulunduğunu anımsatarak, burada kazadan önce bin 500 işçinin çalıştığını, sonrasında ise bu rakamın 700’e kadar düştüğünü bildirdi.

– Maden harap vaziyette

Bunda, kömür üretimi maliyetinin yüksekliğinin etkili olduğunu vurgulayan Berberoğlu, şunları kaydetti:

“İşletmeler de bundan soğudu. Kazanın da etkisi büyük. Bu ocakta 38 gün süren kurtarma faaliyetinden sonra hiçbir hareket olmadı. Nasıl bırakıldıysa o şekilde duruyor. Ocak girişleri ve baca ağızları kapatıldı, emniyete alındı. Bunun dışındaki diğer yerler harap vaziyette. Gidip gelen de olmuyor. Herhangi bir canlılık emaresi yok. Sahada 4 tane işletme var. Bunlardan, facianın yaşandığı maden kapalı, diğer işletmeler de tam kapasite üretim yapmıyor. Yakın yerde çalışmama rağmen gidip gelmedim. Bir kaç madenci yakınının gittiğini duydum. Onun dışında kaderine terkedilmiş durumda. İşçilerin çoğu başka yerlere göç etti.”

Ermenek’teki özel linyit kömürü madeninde 28 Ekim 2014’te su baskınının ardından başlatılan ve 38 gün süren çalışmalarda 18 işçinin cansız bedenine ulaşılmıştı.

“Ağlamaktan gözüme perde indi”

KARAMAN (AA) – ABDULLAH DOĞAN – Karaman’ın Ermenek ilçesindeki maden faciasında kurtarma çalışmaları sürerken, “Oğlum yüzme de bilmezdi, suyun içinde ne yaptı?” diyen madenci annesi Ayşe Gökçe’nin, facianın ikinci yılında gözündeki yaş dinmiyor.

Ermenek’teki kömür ocağında 28 Ekim 2014’te meydana gelen maden kazasında hayatını kaybeden 18 işçiden Tezcan Gökçe’nin 76 yaşındaki annesi Ayşe Gökçe, “Oğlum yüzme de bilmezdi, suyun içinde ne yaptı” sözleriyle tüm Türkiye’yi hüzne boğmuştu.

Facianın adeta simgesi haline gelen Ayşe Gökçe, oğlunun hatıralarıyla teselli bulmaya çalışıyor. Olaydan 22 gün sonra oğlunun acı haberini alan Ayşe nine, facianın ikinci yılında da oğlunu gözyaşları ile anıyor.

Yaşadıklarını AA muhabiri ile paylaşan Ayşe nine, evladından geriye kalan hatıraları ve torunlarıyla gününü geçiriyor.

Odasına astığı Tezcan’ın fotoğraflarıyla acısını dindirmeye çalışan Ayşe Gökçe, sık sık oğlunun mezarına gittiğini söyledi.

– “Hep Tezcan’ın hayalini kurarım”

Ayşe Gökçe, oğlunun hayattayken tüm ihtiyaçlarını giderdiğini, evine aldığı bir ekmeği dahi kendileriyle paylaştığını anlatarak, “Öyle üstümüze düşerdi. Kapının önündeki pat patı borçlanarak almıştı. Öyle pencereden ona bakarım, hep Tezcan’ın hayalini kurarım. Bazen torunum Recep de biner gider. Sesini duyduğum zaman oğlum geldi sanarım.” diyerek gözyaşlarını tutamadı.

Oğlundan ayrılalı iki yıl olmasına rağmen hiç rüyasında görmediğini aktaran Ayşe nine, “Bir gün yataktan kalktığımda pencereden dışarı baktım, ‘Anne’ diye seslendi sanki. Bir ay kadar oldu. Hayalini, sesini duyuverdim sandım. Ah yavrum benim, acısı gönlümde hep duruyor.” dedi.

– “Evladım gitti, gözümde yaş eksilmedi”

Ayşe nine, sağlık sorunları yaşadığını, ayağındaki rahatsızlıktan dolayı yürümekte de güçlük çektiğini belirterek, şöyle konuştu:

“İki yıldır ağlamaktan gözlerime perde indi. Eskisi gibi göremiyorum. Evladım gitti, gözümde yaş eksilmedi. Hep ağladığımdan oldu, hala ağlarım. Allah bana gösterdi, başkasına göstermesin bu acıyı. Gencecik yavrum toprağa girdi. Evlat acısı çok zor. Allah’tan hep sabır diliyorum. Çocukları gelir, onlara bakarım. Hiçbir şey onun acısını dindirmiyor.”

– Madeni görünce dayanamamış

Tezcan Gökçe’nin babası Recep Gökçe (77) ise ilerleyen yaşına rağmen torunları, gelini ve eşi için ayakta durmaya çalışıyor.

Maden kazasını duyduğunda “Gitti mi benim oğlan şimdi, saklamayın” diye sorduğu AA muhabirinden “Henüz hiçbir şey belli değil. Çalışmalar sürüyor” cevabını alınca biraz olsun rahatlamasıyla herkesi duygulandıran Recep Gökçe’nin, o günleri anlatırken gözleri doluyor.

Evladını son görüşünü anımsatan baba Gökçe, “Madene gitmek için evden çıktığında ‘etme, gitme oğlum’ diye yalvardık. Borcu derdi de yoktu. ‘Ne yapacağım baba, iş yok’ dedi. ‘Oğlum sıkıntın varsa satarız tarlayı’ dedim ama çıktı gitti. Kazadan hemen sonra büyük oğlum beni ocağa götürdü. Oraya baktığımda dayanamadım, ‘şuradan bir gidelim’ dedim.” ifadelerini kullandı.