Categories
Alaturka Gazetesi

Türk diş hekimleri Kenya'ya şifa götürdü

ADDİS ABABA (AA) – Türk diş hekimleri, Kenya’da sağlık hizmetlerine erişemeyen çoğunluğu kadın ve çocuk, 3 binden fazla kişiye diş sağlığı hizmeti götürdü.

Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı’ndan (TİKA) yapılan açıklamaya göre, TİKA ile Hanımlar Eğitim ve Kültür Vakfı (HEKVA) iş birliğinde Kenya’nın Lamu ve Faza adalarında çoğunluğu kadın ve çocuk, 2 bin 500 kişi diş taramasından geçirildi, 750 kişiye tedavi uygulandı.

Türkiye’nin Nairobi Büyükelçisi Ahmet Cemil Miroğlu, TİKA’nın 30 bin kişiye sadece 1 diş hekiminin düştüğü Kenya’da dezavantajlı bölgelerde uygulamaya koyduğu sağlık çalışmalarından duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

TİKA Nairobi Program Koordinatörü Emre Yüksek ise sağlık kampına ilişkin, “Kenya’da uzun süredir sürdürdüğümüz Kapsayıcı ve Kaliteli Sağlık Hizmetleri Erişimine Destek Programı ile çeşitli sağlık kampları ve farkındalık projeleri yaparak Türkiye’nin sağlık alanındaki tecrübesini buraya taşımaya çalışıyoruz.” ifadesini kullandı.

Kenya Sağlık Bakanlığı verilerine göre, diş hekimlerinin yüzde 80'i büyük şehir merkezlerinde çalışırken kırsal alanlarda yaşayan nüfus nitelikli diş sağlığı hizmetlerinden mahrum kalıyor.

Categories
Alaturka Gazetesi

“Katil Hasan”ın dişleri klarnetine uygun yapıldı

TEKİRDAĞ (AA) – ÖMER URAL/MESUT KARADUMAN – Tekirdağ'da heykeli dikilen "katil" lakaplı müzisyen Hasan Gizlenci'ye, kentteki Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesinde klarnetine göre diş tedavisi uygulandı.

Klarnetle yaptığı nağme ve taksimlere mest olanların "Ah be Hasan Ağabey öldürdün bizi." diyerek "Katil Hasan" diye seslendiği Gizlenci, yaklaşık üç ay önce çürük ve ağrı şikayetiyle Gündoğdu Turgut Mahallesi'ndeki Tekirdağ Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesine başvurdu. Burada yapılan teşhis ve tedavi süreçlerinde klasik protezle mesleğini icra edemeyeceği anlaşılınca Gizlenci'ye implant üstü metal destekli porselen kron tedavisi yapıldı.

Provalar sırasında ise dişlerin klarnetle uyumu için poliklinikte klarnet eşliğinde tedavi işlemleri gerçekleştirildi. Tedavi sırasında kontrol amaçlı klarnet çalan Gizlenci, müzisyen arkadaşlarıyla hastane koridorunda hastalara müzik ziyafeti de sundu.

– "Dişsiz çalamam"

Gizlenci, AA muhabirine yaptığı açıklamada, çocuk yaşlarda çalmaya başladığı klarnetinin "ekmek teknesi" olduğunu söyledi.

Klarnette doğru sesleri ve notaları çıkarabilmek için diş sağlığının çok önemli olduğunu vurgulayan Gizlenci, son zamanlarda dişlerindeki sızının arttığını ve bunun için hastaneye başvurduğunu ifade etti. Diş hastanesinde kendisine çok iyi bakıldığını anlatan Gizlenci, şöyle konuştu:

"Dişlerimde çürüme belirtileri vardı ve sallanıyordu. Sonra buraya geldim. Allah razı olsun çok yardımcı oldular. Çok şükür iyiyim şu an. Klarnet çalabilmem için dişlerimin sağlıklı olması çok önemli. Dişsiz çalamam. Mesela protez diş var, takma. Onlarla çalamıyorum. Ağızda oynama yapıyor, çalamıyorum. Şimdi implant taktılar. Tedavi bittikten sonra rahat rahat çalacağız, rahat rahat öttüreceğiz."

Tekirdağ Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi Başhekimi Halim Doğrusöz ise Gizlenci'nin Türkiye'de tanınan bir sanatçı olduğunu belirterek "Hasan Bey sanat alanında kendini Türkiye'de ispat etmiş nadide insanlardan biri. Ağız ve diş sağlığı, mesleğini icra etmesi için çok önemli. Biz de aynı hassasiyeti göstermeye çalıştık. Dilerim bu yeni dişleriyle mesleğini güzelce icra eder." dedi.

Hastanede görevli Diş Hekimi Caner Akyol da Gizlenci'nin tedavisini klarnetine göre yaptıklarını söyledi. Gizlenci'nin yaklaşık üç ay önce hastaneye başvurduğunu anlatan Akyol, "Hasan ağabey dişlerinin eksik olduğundan bahsetti. Sonra bir röntgen filmi çektirdik. Gerekli tedavilerini yaptık." diye konuştu.

Süleymanpaşa Belediyesince iki yıl önce, Sahil Dolgu Alanı'nda elindeki klarnetiyle tasvir edilen ve önünde "Katil Hasan" yazan heykeli dikilen Hasan Gizlenci, düğün salonlarında mesleğini icra ediyor.

Categories
Alaturka

“Filipinler'de bulunan fosiller yeni bir insan türüne ait”

ANKARA (AA) – Filipinler'de bulunan fosil kemik ve dişlerin şimdiye kadar bilinmeyen bir insan türüne ait olduğu belirtildi.

“Science Alert ” internet sitesinde yer alan habere göre, araştırmacılar ve arkeologlar, Filipinler'in Luzon Adası'nın kuzeyinde yer alan Callao Mağarası'nda gün ışığına çıkarılan 13 fosil kemik ve dişlerin oldukça kısa boylu, şimdiye kadar bilinmeyen bir insanımsıya ait olduğunu belirtti.

Callao Mağarası'nda 2007, 2011 ve 2015'te yapılan kazılar sırasında bulunan kemik ve dişlerin “homo luzonensis ” ismi verilen türden en az üç bireye ait olduğu ifade edildi.

Araştırmacılar, fosil ve dişlerin ait olduğu düşünülen bireylerden birinin 67 bin, diğerinin 50 bin yıl önce yaşadığının tahmin edildiğini kaydetti.

Arkeolog Florent Detroit, fosil ve dişlerin Filipinler'de şimdiye kadar bulunan en eski insan türüne ait olduğunu vurguladı.

Araştırmacılar, dişlerin ait olduğu bireylerin insandan (homo sapiens) daha kısa fakat Hobbit olarak anılan homo florensiensisten daha uzun olduklarının tahmin edildiğini dile getirdi.

Araştırmanın bulguları “Nature ” dergisinde yayımlandı.

Categories
Alaturka

Burnunda diş çıktı

ANKARA (AA) – Danimarka'da son iki yıldır sol burun deliğinin tıkalı olması ve koku alma kabiliyetini kaybetme şikayetiyle doktora giden kişinin burnunda diş çıktığı görüldü.

Live Science'ın haberine göre, burun deliğinde tıkanıklık ve koku alamama şikayetleri üzerine önce tropikal steroid içeren ilaçlar verilen 59 yaşındaki erkek, tedaviden sonuç alamayınca Aarhus Üniversite Hastanesi kulak, burun, boğaz bölümüne başvurdu.

Hastaya çekilen bilgisayarlı tomografi, burun boşluğunun tabanında mukus kaplı bir kitle olduğunu gösterdi.

Doktorlar, dermoid bir kist olmasından şüphelendikleri bu gizemli kitleyi almak için hastayı acilen ameliyata aldı. Ameliyat sırasında, bunun iltihaplı burun dokusu ile kaplı bir diş olduğu görüldü.

Hastanın burnunda neden diş çıktığı tam olarak anlaşılmazken, doktorlar raporlarında, nüfusun sadece yüzde 0,1 ila 1'inde ve daha çok erkeklerde bu tür vakalara nadir de olsa rastlanabildiğini belirtti.

Yarık dudak veya yarık damak gibi gelişimsel sorunların da burunda diş büyümesine neden olabileceğini kaydeden doktorlar, bu vakada böyle bir durumun sözkonusu olmadığını bildirdi.

Hastanın gençken yüz travması geçirdiği öğrenilirken, doktorlar travmanın burunda diş çıkmasıyla sonuçlanmasına ihtimal vermedi.

Doktorlar, hastanın muhtemelen uzun süredir burnunda bir dişle yaşadığını, ancak bölge iltihaplandığında sıkıntı yaşamaya başlamış olabileceğini kaydetti.

Ameliyattan bir ay sonra hastanın iyileştiği de ifade edildi.

Vakayla ilgili ayrıntılar “BMJ ” dergisinde yayımlandı.

Categories
Sağlık

Türk diş implantı firmasından Rusya atılımı

MOSKOVA (AA) – EMRE GÜRKAN ABAY – TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi (MAM) ile yaptığı Ar-Ge çalışmaları sonucu geliştirdiği implant teknolojileriyle 24 ülkeye ihracat yapan Türk şirketi DTI İmplant, gözünü Rus pazarına çevirdi.</p> <p>DTI İmplant Genel Müdürü Talat Buğur, Rusya’nın başkenti Moskova’da, Türkiye’den çok sayıda profesör, akademisyen ve diş hekiminin katılımıyla düzenlenen sempozyum kapsamında şirketin Rusya hedeflerini AA muhabirine anlattı.</p> <p>Rusya ve Türkiye arasında en üst seviyede önemli bir ivme kazanan ilişkilerin kendilerini motive ettiğini anlatan Buğur, “Her yıl hekimlerimiz arasındaki ilişkilerin gelişmesini de düşünerek ihracatımızı artırmak istediğimiz bir ülkede geniş kapsamlı bir sempozyum düzenliyoruz. Giderek güçlenen ilişkilerimiz nedeniyle bu yıl da Rusya’yı seçtik.” dedi.</p> <p>Rus halkının Türkiye tarafından üretilen ürünlere büyük bir ilgi duyduğunu vurgulayan Buğur, “Rus şirketleri nezdinde de ürünlerimize önemli bir talep var. Biz de Türk hekimlerle birlikte kendi sektörümüzde üzerimize düşeni gerçekleştiriyoruz ve bu yüzden Rusya’dayız.” diye konuştu.</p> <p>Rusya’da Türk ürünlerine yönelik bakışın, Avrupa’dan daha olumlu olduğunu belirten Buğur, “Rusya’da, Türk firmalarının belirli bir kalitenin üzerinde olduğuna dair net bir algı var. 150 milyonluk bir nüfustan bahsediyoruz, dolayısıyla başta Moskova olmak üzere burası bizim için çok önemli bir pazar.” ifadelerini kullandı.</p> <p>TÜBİTAK ve Türk bilim adamlarıyla yapılan çalışmalar sonucunda Rusya pazarına iddialı ürünlerle gireceklerine işaret eden Buğur, “Özellikle şu anda Türkiye’de üretimi olmayan, yüzde 100'ü ithal domuz kaynaklı kemik tozunu biz dana kaynaklı kemik tozu olarak kısa bir süre içerisinde üretmeye başlayacağız.” dedi.</p> <p>Buğur, Türk diş hekimleri olarak Rusya’ya yönelik açılımın önemini vurgulayarak, “Buraya hekimlerimizle yaptığımız çıkarmanın, iki ülke arasındaki ilişkilerin yanı sıra Türk ekonomisine önemli bir katkısı olacaktır.” diye konuştu.

– “Türk ürünleri Amerikan ve Alman ürünlerine eşdeğer tutuluyor ”

Diş hekimi Adnan Coşkun ise eski Sovyetler Birliği devletleri içerisinde Türk ürünlerine yönelik ciddi bir saygınlık olduğunun altını çizerek, “Bu coğrafyada ürünlerimize Amerikan veya Alman ürünlerine eşdeğer tutuluyor.” dedi.

DTI İmplant tarafından yapılan implant yüzeylerinin, dünyadaki en üst düzey implant yüzeyleriyle aynı seviyede olduğunu belirten Coşkun, “TÜBİTAK MAM Gen Mühendisliği ve Biyoteknoloji Enstitüsü ile Kimya Enstitüsü iş birliğiyle yaklaşık 2 yıllık bir Ar-Ge çalışması sonucunda bu ürünü kuru yüzey olarak geliştirdik ve raf ömrünü 5 yıla çıkardık.” ifadelerini kullandı.

Categories
Sağlık

“Diş bakımı bebeklikte başlamalı”

İSTANBUL (AA) – ZEHRA MELEK ÇAT – Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Diş Hekimliği Fakültesi Çocuk Diş Hekimliği Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Ceyhan Altun, diş bakımının bebeklikte başladığını belirterek, “Bebeğin bakımını üstlenen bireylerin ağız içerisinde çürük yapıcı mikroorganizmalar varsa, bu mikroplar çocuğa geçmektedir. Bu geçiş, tükürük yoluyla olmaktadır. Bu sebepten bakıcı annelerin biraz daha dikkatli olmaları gerekmektedir. Örneğin beslenme esnasında kaşığın ağızdan ağıza geçirilmemesi, emziklerin bakıcı anneler tarafından kendi ağızlarına sokulmaması, bebeğin ağız ve çevresinden öpülmemesi gibi önlemler alınabilir. ” dedi.

Altun, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yapılan son çalışmalarla, bir bakteriyel enfeksiyon olan çürüğü durdurabilmek için bireyden bireye olan bakteri taşınmasının engellenmesine, diyet alışkanlıklarının değiştirilmesine ve ağız hijyeninin iyileştirilmesi gerektiğine dikkati çekti.

Ağız ortamının doğum esnasında mikroorganizmalar açısından steril olduğunu belirten Altun, doğum esnasında veya doğumdan sonra bakteri, mantar ve virüslerin ağız içerisinde yerleşmeye başladığını söyledi.

Özellikle çürük yapıcı bakterilerin, süt dişlerin çıkmasından sonra ağız içerisinde çoğaldığını ve bu dönemin genellikle bebeklerin 19-31. aylarında meydana geldiğini ifade eden Altun, “Diş bakımı bebeklikte başlamalı. Bu dönemde, bebeğin bakımını üstlenen bireylerin ağız içerisinde çürük yapıcı mikroorganizmalar varsa, bu mikroplar çocuğa geçmektedir. Bu geçiş tükürük yoluyla olmaktadır. Bu sebepten bakıcı annelerin biraz daha dikkatli olmaları gerekmektedir. ” diye konuştu.

– Çocukların diş sağlığında öncelikle sorumlu anne ve baba

Ceyhan Altun, beslenme esnasında kaşığın ağızdan ağıza geçirilmemesi, emziklerin bakıcı anneler tarafından kendi ağızlarına sokulmaması ve bebeğin ağız ve çevresinden öpülmemesi gibi önlemlerin alınabileceğine işaret ederek, “Çürükten sorumlu başlıca bakteri olan streptokokus mutansların annelerden edinildiği ve annelerde yüksek seviyelerde ise çocuklarında da yüksek seviyelerde olduğu artık bilinmektedir. ” dedi.

Ağız içerisinde bakteri kolonizasyonunun kaçınılmaz bir durum olduğunu anlatan Altun, şöyle devam etti:

“Ancak bakıcı annenin ağız florası yoğun bir şekilde çürük yapıcı bakterilerden oluşuyor ise bu bakteriler bebeğe de bulaşabilir ve ömür boyu ağız ve diş sağlığı ile uğraşmak zorunda kalabilir. Bakteriler tükürük salgısında mililitrede 100 milyondan fazla gibi yüksek sayılarda bulunurlar. Oral hijyen konusunda ne kadar titiz olursak olalım, hepimizin dişleri üzerinde dental plak oluşur. Bakteriler, bu plaklar üzerinde kolonize olarak diş çürümelerine ve diş eti hastalıklarına yol açarlar. ”

Çocukların ağız ve diş sağlığının öncelikle anne, babasının sorumluluğunda olduğunu vurgulayan Altun, oral kavitede streptokokus mutansın varlığının diş çürüklerinin iyi bir göstergesi olduğunu, ağızda ne kadar fazla streptokokus mutans varsa o kadar çok çürük olacağını belirtti.

Alınacak tedbirlerle çocuğun gelecek hayatı boyunca sağlıklı bir ağza sahip olabileceğini ifade eden Altun, “Bu dönem, kimi kaynaklara göre 12. ay kimi kaynaklara göre 36. ay olarak gösterilmektedir. Çocuklarımızı emanet edeceğimiz bakıcıları seçerken ağız ve diş sağlıkları yönünden de dikkat etmeliyiz. Eğer mümkünse bir diş hekimine giderek bakıcılarımızın ve hatta anne baba olarak bizlerin çürüklerimizi tedavi ettirmemiz, diş eti hastalıklarından kurtulmamız çocuklarımızın gelecek hayatları boyunca sağlıklı birer birey olmaları için büyük önem taşımaktadır. ” görüşünü dile getirdi.

– “Hastalıklı dişler diğer organları da etkiler ”

Sancaktepe Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi Başhekimi Dt. Doğuş Kadıoğlu da ağzın, sindirim sisteminin başlangıcı olduğunu, alınan besinlerin ağızda bulunan sağlıklı dişler yardımıyla sindirime hazırlandığını söyledi.

Hastalıklı dişlerin, ağız sağlığını etkilediği gibi insan vücudundaki diğer organların sağlığı için de tehdit oluşturduğuna dikkati çeken Kadıoğlu, “Dişlerde gizlenmiş bir enfeksiyon, kalp, böbrek veya damar sağlığını da olumsuz etkileyebilir. Bu gibi rahatsızlıklardan korunmak amacıyla dişlerin sağlıklı kalması gerekmektedir. Bu yüzden, her gün en az 2 defa dişlerin fırçalanması, besin artıklarının diş aralarından uzaklaştırılması ki bunun için ara yüz fırçaları, diş ipi kullanımının ihmal edilmemesi ve günde en az bir defa kullanılması gerekmektedir. ” diye konuştu.

Kadıoğlu, sağlıklı bir ağız ve diş yapısının insanların çiğneme fonksiyonunu yerine getirdiği gibi konuşma ve estetiğini de olumlu yönde etkilediğini vurgulayarak, şu bilgileri verdi:

“Çocuklarımızın diş sağlığı onların gelişiminde çok önemli rol oynamaktadır. Çocuklarda süt dişleri 6-8 aylık iken çıkmaya başlar ve 3 yaşına kadar süt dişleri tamamlanır. Küçük yaşlarda ağız ve diş sağlığına dikkat edilmesi ve çocukların dişlerinde henüz bir problem oluşmadan diş hekimiyle tanışması, fırçalama ve diş ipi kullanma alışkanlığı edinmesi ilerleyen yaşlarda karşılaşılabilecek ciddi sağlık problemlerinde önüne geçilmesini sağlar. “

Koruyucu ve önleyici tedavilerin diş hekimi tarafından gerek görüldüğünde çocuğa uygulanması gerektiğini dile getiren Kadıoğlu, süt dişlerinde başlangıç aşamasında olsa dahi çürük tespit edildiğinde tedavi yapılması gerektiğini kaydetti.

Çürük ya da travma sebebiyle erken kaybedilen süt dişlerin yerine, daimi diş sürene kadar koruyan, yer tutucu uygulamaların dişlerin doğru dizilimini sağlamak için gerekli olduğuna işaret eden Kadıoğlu, şunları kaydetti:

“Daimi dişlerin sağlıklı gelişiminde, süt dişlerinin sağlıklı olması çok önemli. İnsanların sağlıklı bir ağız ve diş yapısına sahip olabilmesi için diş hekimlerine 6 ayda bir başvurarak ağız ve diş sağlıklarını kontrol ettirmeleri, ayrıca günde en az 2 defa diş fırçalamaları, diş ipi ve ara yüz fırçası kullanmaları, asitli şekerli yiyeceklerden uzak durulması gerekmektedir. Ülkemizde en sık rastlanan sağlık sorunlarından biri olan diş ve diş eti hastalıkları, diş fırçalama, diş ipi kullanımı, düzenli olarak diş hekimine gitme alışkanlıklarının kazandırılmasıyla azaltılabilir. ”

Categories
Alaturka

Haluk Levent dana “Ferdinand”ı ziyaret etti

İZMİR (AA) – Sanatçı Haluk Levent, Trabzon'da Kurban Bayramı'nda sahiplerinin elinden kaçan ve günler sonra denizde bulunmasının ardından satın aldığı “Ferdinand ” isimli danayı Kemalpaşa ilçesindeki barınağında ziyaret etti.

İzmir Büyükşehir Belediyesince düzenlenen 9 Eylül konserinde sahne almak için kentte gelen Levent, Kemalpaşa'daki hayvan barınağına geçti.

Barınak yetkilisi Sibel Çakır'dan dananın sağlık durumu hakkında bilgi alan Yüksel, bir süre ilgilendiği hayvana yem verdi.

Haluk Levent, burada gazetecilere yaptığı açıklamada, Ferdinand'ın yeni evinde çok mutlu olduğunu, veteriner kontrolünde hayatını sürdürdüğünü söyledi.

Tuzlu suda kalmasından dolayı sağlık sorunları yaşayan hayvanın tedavisinin sürdüğünü belirten Yüksel, “Son dönemde gözleri oyulmuş, istismara uğramış hayvanları gördükten sonra Ferdinand bir semboldür. O kadar çok içimiz acıyor ki. Şunu söylemeye çalışıyoruz, çocuklarımıza hayvan sevgisini göstermeden doğa, insan ve memleket sevgisini gösteremeyiz. ” dedi.

Sanatçı Yüksel, benzeri hayvan barınaklarına mama yardımı yapılması konusunda da sosyal medyadan destek çağrısında bulunacağını aktardı.

Categories
Sağlık

“Delirten” hastalığın devasını Gülhane'de buldu

ANKARA (AA) – DUYGU YENER – Diş beyazlatma tedavisi sırasında dişlerinin tümünü kaybeden ve dayanılmaz ağrıları nedeniyle yaşamına son verilmesini dahi isteyen Sunay Öztürk, Gülhane Eğitim Araştırma Hastanesindeki tedavisi sayesinde yemek yemeye başladı.

Antalya'nın Alanya ilçesinde yaşayan 41 yaşındaki Sunay Öztürk, daha beyaz diş isteğiyle girdiği operasyonların ardından tüm dişlerini çektirmek zorunda kalmış ve bu süreçte yaşadığı dayanılmaz ağrılar nedeniyle ötanazi istediğini belirterek, Türkiye'nin gündemine gelmişti.

Öztürk'ün yardım çağrısı üzerine Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cevdet Erdöl'ün girişimiyle, Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi yetkilileri harekete geçti. Nöroloji Ana Bilim Dalında tedavi altına alınan Öztürk, halk arasında “delirten hastalık ” olarak bilinen ağrılarından kurtulmaya başladı.

Uzun süredir yemek yiyemeyen ve ağrıları nedeniyle sürekli gözyaşı döken Öztürk, tedavisinin olumlu sonuç vermesi üzerine, yaşama artık umutla bakıyor.

Yaşadıklarını AA muhabirine anlatan Öztürk, Gülhane'deki tedaviyle, yüzüne bıçak şeklinde saplanan şiddetli ağrılarının hafiflemeye başladığını söyledi.

Sağ alt çenesinde devam eden şiddetli ağrının da azaldığını kaydeden Öztürk, “Baştan bu ilaç tedavisi uygulansaydı bunlara hiç gerek olmayacaktı. Başarısız ameliyatlar geçirdim. Kesilen sinirler ağrıları tetikledi. Şu anda hocamız onları tamir ediyor. Ötanaziye kadar gelmem de bu yüzden oldu. Dayanılmaz ağrılar yaşadım. Hastaneye geldiğim günle yaşadığım ağrının şiddeti arasında dağlar kadar fark var. Keşke ameliyatlar olmasaydı, keşke böyle bir yol izlenmeseydi. ” ifadelerini kullandı.

– “Mama ile besleniyordum, ekmek yemeye başladım ”

Öztürk, dişlerinin renginden rahatsız olduğu için tedaviye başladığını belirterek, “Gülemiyordum ama şu anki halime de çok pişmanım. Gittiğim ilk dişçi on tane dişimi kesti. Sonra ertesi gün alt çeneden on diş kesildi ve olay bu başladı. Sonra gittiğim diş hekimleri ve çene cerrahları… Bu arada kalp kapağımda hasar oldu. Yüksek tansiyon hastası oldum, dişlerimin hepsi çekildi. ” dedi.

Tek isteğinin ağrılarının tamamen son bulması olduğunu ifade eden Öztürk, bundan sonra tamamen takma diş kullanmanın bile kendisi için sorun olmayacağını söyledi.

Öztürk, ağrılarının geçmesiyle beslenmeye de başladığını aktararak, “Ekmeği çaya batırıyorum, yeni yeni yemeye de başladım. İki üç gündür kızımın yemeğinden de yemeye başladım. Mama ile besleniyordum. Şimdi ekmeği yemeğe batırıp yiyebiliyorum. Ağrım tamamen geçse normal hayatıma dönerim. O da olacak inşallah umutluyum. ” değerlendirmesinde bulundu.

– “Hiçbir girişimsel işlem yapmadan ağrılarını azalttık ”

Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Nöroloji Anabilim Dalı İdari ve Eğitim Sorumlusu ve Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ömer Karadaş, halk arasında “delirten hastalık ” olarak bilinen ağrı şeklinin tıptaki adının nevraljiform ağrı olduğunu anlatarak, şunları kaydetti:

“Sunay Hanım'ın da 8 ay önce başlayan ağrı şikayetlerinden birisi de bıçak saplantısı şeklindeki nevraljiform ağrısıydı. Bize geldiğinde, yüzünün sağ tarafında ve baş bölgesinde ağrı sinirinin zedelenmesinden kaynaklanan ağrıları mevcuttu.

Hastanın ağrılarının tamamına yakınının düzeldiğini gördük. Şimdi alt çenede günlük ısrarlı devam eden yüz ağrısında önemli bir oranda ağrısını azalttık. Bundan sonraki aşamalarda da düşük dozlarda ayarlama yaparak ağrısını hiçbir girişimsel işlem yapmadan farmakolojik tedaviyle ortadan kaldırmaya çalışacağız.

Bunu ortadan kaldırdıktan sonra da diş yönünden bir sıkıntısı var. Onlara yönelik diş hekimliğinden yardım alarak gerekli işlemleri yapmaya çalışacağız. ”

Çok yüksek oranda olmamakla birlikte diş çekimi veya kanal tedavisi sonrası bu tür ağrılarla karşı karşıya kalan hastalar olduğunu belirten Karadaş, “Her seferinde olacak diye bir şey yok ancak tedavi edilebilir olduğunu bilmekte fayda var. ” ifadelerini kullandı.

Categories
Alaturka

Hitler'in 1945'te öldüğünün doğrulandığı iddia edildi

ANKARA (AA) – Fransız bilim insanları, 2. Dünya Savaşı sırasında Nazi Almanyası'nın lideri Adolf Hitler'in 1945'te öldüğünü kesin olarak kanıtladıklarını ileri sürdü.

“European Journal of Internal Medicine ” dergisinde yayımlanan çalışmada, mevcut delillerin, Hitler'in siyanür alıp başına bir kurşun sıkarak öldüğü söylentilerini doğruladığı iddia edildi.

Rusya'nın başkenti Moskova'da 2000'de sergilenen Hitler'in üstünde dişlerin de bulunduğu çene kemiğini inceleyen araştırmacılar, elde edilen verilerin Nazi liderinin Berlin düşmeden birkaç gün önce 30 Nisan 1945'te öldüğünü ortaya koyduğunu söyledi.

Kalıntılar daha önce de incelenmiş ancak parça alınmasına izin verilmemişti. Bu kez, araştırmacıların kalıntılardan aldıkları parçaları elektron mikroskobunda incelemesine olanak tanındı.

İncelemeler, Hitler'in olduğu kanıtlanan dişlerde beyaz tartar bulunduğunu ve vejetaryen olduğu için et lifi izine rastlanmadığını ortaya çıkardı.

Dişlerde barut artığı izine de rastlanmadı. Bu da Hitler'in tabancasını ağzına sokarak kendini vurduğu iddialarını çürütüyor.

Çalışmada, aynı zamanda, Hitler'in takma dişleri üzerinde, siyanür ve diş metalleri arasındaki kimyasal reaksiyonun göstergesi olarak mavi kalıntılar bulundu.

Araştırmacılar, Hitler'in Moskova'daki Devlet Arşivleri'nde saklanan kafatası parçasını da inceledi ve kafatası parçasının sol tarafındaki deliğe bir kurşunun neden olduğuna işaret etti.

Tarihçiler, Hitler'in, Rus askerler Berlin'e girmek üzereyken yeraltı sığınağında kısa süre önce evlendiği Eva Braun ile intihar ettiğine inanıyor. Hitler'in cesedinin sığınak yakınlarında Nazi subayları tarafından yakıldığı, diş ve kafatası parçaları gibi kalıntıların ise daha sonra Ruslar tarafından ele geçirilerek Sovyetler Birliği diktatörü Josef Stalin'in emriyle Moskova'ya götürüldüğü ileri sürülüyor.

Ölümünün ardından Hitler'in kaçtığına ve hala hayatta olduğuna dair birçok komplo teorisi ortaya atılmıştı.

Categories
Sağlık

Tıp tarihine ışık tutan müze: Gülhane

ANKARA (AA) – DUYGU YENER – Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) bünyesindeki “Gülhane Tıp Müzesi “nde sergilenen ve aralarında Atatürk'ün diş protez kalıbının da bulunduğu eserler, tıp tarihine ışık tutuyor.

Gülhane Tıp Tarihi Müzesi, kapılarını Anadolu Ajansına (AA) açtı. 1986'da faaliyete geçen müzede, genel tıp tarihi ve Türk tıp tarihi ile ilgili objeler, askeri tıp tarihi, askeri sıhhi hizmetler, harp cerrahisi konularıyla ilgili dokümanlar ve harp tarihi fotoğraf koleksiyonu sergileniyor.

Osmanlı tıp tarihiyle ilgili görsellerin de yer aldığı müzede sergilenen Birinci Dünya Savaşı yıllarında kullanılan sahra sıhhiye malzemeleri, ilk yardım çantaları ve çadır örneklerinin yanı sıra Çanakkale Savaşları ve Kurtuluş Savaşı'nda kullanılan ecza dolabı, sedyeler ve cerrahi aletler, adeta tıp tarihine ışık tutuyor. Kurtuluş Savaşı yıllarında diş hekimleri tarafından diş makinası şeklinde dizayn edilen ayaklı “dişçi koltuğu ” ise tıp müzesinin dikkati çeken eserleri arasında yer alıyor.

Askeri Tıp Okulunun açılışı, kayıt defteri, diplomalar ile Tıp Okulunun malzemelerinden örneklerin de bulunduğu müzede, ilk resimli Türkçe tıp kitabı “Cerrahiyet-ul Haniye “, “Dağlama ” ilgili bir düzenleme, “Hacı Paşa ” ve “Hekimbaşılık ” ile ilgili görüntüler sergileniyor. Ayrıca 4 ayrı camlı masada, 10 Kasım 1938 ile 21 Kasım 1938 tarihleri arasında yayınlanan orijinal Ulus gazetesi koleksiyonları da dikkati çeken objeler arasında bulunuyor.

SBÜ Tıp Tarihi ve Deontoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Eray Yurdakul, Türkiye'de tıp eğitiminin askeri tıp okulunun açılmasıyla başladığını belirterek, 1898'de İstanbul'da açılan Gülhane Seririyat Hastanesinin de bunun devamı olduğunu söyledi.

Bu hastanenin 1950'lerde Ankara'ya taşınması sonrasında Gülhane'nin kurulduğunu anlatan Yurdakul, Türkiye'deki modern tıp eğitiminin mirasının Gülhane Tıp Tarihi Müzesi'nde yer aldığını dile getirdi.

Tarihsel süreç içerisinde en eski ve kapsamlı, özellikle askeri tıp objelerine sahip müzenin de Gülhane Tıp Tarihi Müzesi olduğunu belirten Eray Yurdakul, müzenin 1986'da faaliyete girdiğini kaydetti.

Gülhane Külliyesi'nde bulunan tıp müzesinin daha önce hastanenin zemin katında yer aldığını anlatan Yurdakul, müzenin 2008'de tek katlı müstakil binaya taşındığını ifade etti.

– Alman İmparatoru Wilhem'in hediyesi “Dental Set ” de müzede

Özel korumalı alanlarda sergilenen eserlere ilişkin de bilgi veren Eray Yurdakul, müzenin girişindeki dolapta yer alan “Dental Set “in Alman İmparatoru II. Wilhelm'in hediyesi olduğuna ve dünyada da başka bir örneğinin bulunmadığına dikkati çekti.

Protez teknolojisinin geldiği aşamaları gösteren vitrinin 4 örneğinin daha olduğunu ancak savaşlar nedeniyle o dönemde muhafaza edilemediğini anlatan Yurdakul, “Dünyadaki tek örneğine biz de gözümüz gibi bakıyoruz. ” ifadesini kullandı.

Müzede yer alan ilginç eserlerden birinin de “kapalı sedye ” olduğunu ifade eden Eray Yurdakul, “Şifa bekleyenleri olumsuz hava koşullarından korumak için brandalarla kaplanan kapalı tip sedye, savaş koşullarında muharebe alanlarında hizmet vermiştir. ” dedi.

Müzenin girişindeki diş protezleri arasında Atatürk'ün alt ve üst damak diş protez kalıbı ve 2'nci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün orijinal diş protezleri de yer alıyor.

Yurdakul, Atatürk'ün yaşamanın son dönemlerinde alt ve üst damaklarında protez uygulaması yapıldığının kalıplardan anlaşıldığını ifade ederek, “Atatürk'ün birçok kişisel eşyası Anıtkabir Müzesi'nde sergilenmektedir. Gülhane Tıp Müzemizde ise diş protez kalıbı yer alıyor. İsmet İnönü'nün ise ağzından çıkan alt ve üst damaklığı olan orijinal diş protezi bulunuyor. ” diye konuştu.

– “Tıp öğrencileri bulaşıcı hastalıklarla mücadeleyi öğreniyor ”

Eray Yurdakul, Birinci Dünya Savaşı, Kurtuluş Savaşı ve Balkan Harbi'nde kullanılan tıbbi malzemelerin orijinallerinin de müzede sergilendiğini dile getirerek, Çanakkale Savaşlarında kullanılan ecza sandığının müzenin en nadide eserlerinden biri olduğunu belirtti.

Muharebe alanlarında atların savaş koşullarından etkilenmemeleri için üretilen gaz maskesinin de müzede sergilendiğini belirten Yurdakul, eserlerin çoğununun 1900'lü yılların başına ait olduğunu bildirdi.

Gülhane Tıp Müzesi'ndeki eserleri tıp öğrencilerinin de yakından takip ettiğini ifade eden Eray Yurdakul, “Farklı üniversitelerden gelen tıp öğrencilerimiz, bulaşıcı hastalıklarla mücadelede hijyen tarihini burada öğrenmiş oluyorlar. Bulaşıcı hastalıklarla mücadelede kullanılan gereçlerin dezenfektanında kullanılan malzemeleri yakından tanımış oluyorlar. Müzenin girişinde yer alan vitrinde öğrencilere Antik Yunan'dan başlayarak bulaşıcı hastalıklarla mücadale tarihi anlatılıyor. ” şeklinde konuştu.

– “Paha biçilemez Osmanlı eseri ”

Gülhane Tıp Tarihi Müzesi'nde yer alan kütüphane de tıp tarihi açısından önemli bir kaynak olarak gösteriliyor. Kütüphanede yer alan 18 ve 19'uncu yüzyıla ait Osmanlıca, Almanca ve Fransızca eserler, araştırmacıların başvurduğu kaynaklar arasında yer alıyor.

Tıp Tarihi ve Deontoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Yurdakul, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'ndan önce Osmanlı Devleti'nin uluslararası gazetelere ilan verdiğini ve hekim ihtiyacını kapatmaya çalıştığını belirterek, “Bu hekimlerin özgeçmişleri, çalıştıkları yerler, aldıkları eğitimler de kütüphanemizde bulunan eserler arasında yer alıyor. Bu defter, dönemin bilgilerini birincil kaynak olarak bize aktaran paha biçilemez bir eser olarak gösterilebilir. ” dedi.

Kütüphanede Gülhane'nin ilk albümünün de yer aldığını anlatan Eray Yurdakul, “Gülhane binasına ait resimlerin olduğu albüm de bizde. Tıp tarihi araştırmacılarının başvurduğu Osmanlı döneminde tıbbiyeden mezun olanların künye defteri de kütüphanemizde yer alıyor. Bu eser de araştırmacılar için eşsiz bir kaynaktır. ” ifadelerini kullandı.