Yarım asırdır ahşaba şekil veriyor

ADIYAMAN (AA) – ORHAN PEHLÜL – Adıyaman'da çocuk yaşlarda marangozluğa başlayan 65 yaşındaki Abuzer Özel, yarım asırdır ahşaba şekil verdiği ekmek teknesinde birbirinden güzel ürünler ortaya çıkarıyor.

Özel, 12 yaşında babasının yönlendirmesiyle bir ustanın yanında çırak olarak mesleğe başladı. Kendini geliştiren ve kısa sürede kalfalığa ulaşan Özel, daha sonra kendi iş yerini açmaya karar verdi.

Yarım asır önce Tarihi Oturakçı Pazarı'nda iş yeri açan ve burada mesleğini sürdüren Abuzer usta, her sabah erken saatlerde açtığı ekmek teknesinde yarım asırdır ahşaba şekil veriyor.

Deposuyla 100 metrekarelik iş yerinde çocukları Nevzat (41), Erkan (34), Orhan (47) ve Nuri Özel (42) ile alın teri döken Abuzer usta, ahşaptan ekmek tahtası, kürek, baston, beşik, oklava, tarım aletleri gibi birbirinden güzel ürünler ortaya çıkarıyor.

Fabrikasyon üretimlerin yaygınlaşmasına rağmen mesleğini sürdüren Abuzer Özel, son dönemlerde çırak bulamamaktan dert yanıyor.

Marangoz ustası Abuzer Özel, AA muhabirine yaptığı açıklamada, küçük yaşta başladığı mesleğini yarım asırdır aynı iş yerinde sürdürmenin mutluluğunu ve gururunu yaşadığını söyledi.

Çocuklarına küçük yaşlarda marangozluk mesleğini öğretip yanına aldığını anlatan Özel, 25 yıldır dört çocuğuyla alın teri döktüğünü ifade etti.

Mesleğini sevdiğini dile getiren Özel, "12 yaşında bu mesleğe çırak olarak başladım. 50 yıldır usta olarak aynı dükkanda mesleğimi sürdürüyorum. Eskiden mesleğe rağbet daha fazlaydı ancak şimdi çırak bulamıyoruz. Mesleğe ilgi gün geçtikçe azalıyor." dedi.

İş yerinde ekmek tahtası, kazma ve kürek sapı, kanepe, sandalye, oklava, divan gibi çeşitli ürünler ürettiklerini dile getiren Özel, yaş ağacı kurutarak ürünlerini şekillendirdiğini kaydetti.

Tarihi Oturakçı Pazarı'nın ilk ustalarından olduğunu ifade eden Özel, "Çocuklarımla çalışmaktan mutluyum. Güzel bir duygu. Çocuklarımla gurur duyuyorum. 5 aile geçimimizi tahtadan sağlıyoruz. Geçinip gidiyoruz." diye konuştu.

– "Babayla çalışmak herkese nasip olmaz"

Nevzat Özel, babası ile çalışmaktan memnun olduğunu dile getirerek, "Babamız ile 25 yıl çalışma güzel bir duygu. Herkese nasip olmaz. Biz de çocuğu olarak mesleği devam ettirmeye çalışıyoruz." dedi.

Erkan Özel ide 15 yıldır babasının yanında çalıştığını ve ekmeğini tahtadan kazandığını söyledi.

Pazarda uzun yıllar esnaflık yapan kişilerin babasının yanına geldiğinde duygulanıp ağladığını dile getiren Özel, "Bizim için bu güzel bir duygu. Mesleğimi seviyorum. Çocuklarım da hafta sonları yanıma gelip dedesiyle çalışıyor. Mesleğimizi eliminden geldiğince sürdürüyoruz." diye konuştu.

“Oyuncak Kardeşliği” ile dezavantajlı çocukların “Ümit”i oldu

ŞANLIURFA (AA) – HALİL FİDAN – Şanlıurfa'nın Ceylanpınar ilçesinde yaşayan Ümit Kavak, sosyal medyadan başlattığı "Oyuncak Kardeşliği" projesi sayesinde ulaştığı dezavantajlı binlerce çocuğun yüzünü güldürmeyi başardı.

İlçede kafeterya işleten 32 yaşındaki Kavak, bir süre önce durumlarından etkilendiği Suriyeli ve göçer ailelerin çocuklarıyla vakit geçirmeye çalıştı.

Çocukların aldığı hediyeler karşısında yaşadığı mutluluğu gören Ümit Kavak, daha çok kişiye ulaşabilmek için sosyal medya üzerinden "Oyuncak Kardeşliği" projesini başlattı.

Hayırseverlerin kargoyla kendisine gönderdiği oyuncak ve hediyeleri, kendi imkanlarıyla Şanlıurfa ve çevresindeki illerin kırsal bölgelerine ulaştırmayı başaran Kavak, bugüne kadar yaklaşık 35 bin çocuğun yüzünü güldürdü.

Son olarak ilçede ayakkabı hediye ettiği zihinsel engelli 26 yaşındaki Mehmet Said Bilgiç'in sevinç görüntüleri sosyal medyada ilgi gören Kavak, daha çok çocuğu mutlu etmek için kendi imkanlarıyla gece gündüz çalışıyor.

Ümit Kavak, AA muhabirine yaptığı açıklamada, üniversiteden mezun olduktan sonra memleketine dönerek ailesiyle kafeterya işletmeye başladığını ve iş stresinden uzaklaşmak için çocuklarla daha çok vakit geçirmeye çalıştığını söyledi.

Vakit geçirdiği çocukların büyük bölümünün Suriye'deki savaştan kaçan ailelerin evlatları olduğunu vurgulayan Kavak, şöyle devam etti:

"Doğal olarak psikolojik anlamda iyi değillerdi. Birkaç ziyaretin ardından fotoğraf geçmişimden dolayı, çocuklarla çektirdiğim fotoğrafları sosyal medya hesabımdan paylaştım. Sonrasında bunu gören İstanbul'dan bir arkadaşım kuzenlerinin oynamadığı oyuncakları olduğunu ve bunları çocuklara ulaştırmamı istedi. O oyuncakları çocuklara ulaştırdık ve sevinçlerini yine sosyal medyadan paylaştık. O günden sonra destekler arttı. Yaklaşık 9 ayda 35 bin çocuğa bayramlık, kırtasiye malzemesi, oyuncak ulaştırmayı başardım. Ceylanpınar'ın neredeyse 4'te 3'üne ve imkanlar elverdikçe Mardin, Adıyaman ve Diyarbakır bölgesine giderek dağıtımlarda bulunduk."

– "O çocukların sevgiye ihtiyacı var"

Yardımsever genç, sürecin bu şekilde ilerlediğini ve gün geçtikçe projenin daha çok ilgi gördüğünü dile getirerek, destekçilere teşekkür etti.

Kendisinin de küçükken çok fazla oyuncağının olmadığını ifade eden Kavak, şunları kaydetti:

"Yaşam şartları iyi olan çocuklar için sıradan olan malzemeler, bizim ulaştığımız çocukları çok mutlu edebiliyor. Ben de bundan çok etkilendim. Çok şükür ailemin ve arkadaşlarımın desteğiyle tamamen bireysel fedakarlıkla başladı ve şu an süreç halen böyle devam ediyor. Ben bu çocuklarla bir bağ kurmaya çalışıyorum. Projenin çıkışı oyuncak olsa da elimizden geldiği kadar o çocuklara sevgiyi hissettirmek istiyoruz. Çünkü sevgiyi tatmış bir çocuk kötü olamaz. Sevgiyle büyümüş bir çocuk asla topluma zarar veremez. Sevgi bütün kapıları açar, o çocukların çoğunun sevgiye, ilgiye ihtiyacı var."

Zorlu bir süreç yaşadığını ve zaman zaman artık "tamam" diyecek duruma geldiğini anlatan Kavak, "Ama her defasında dağıtıma gittiğimizde çocukların mimiklerine, hareketlerine, koşmalarına şahit olmak anlatılacak gibi değil. Öyle olunca yorgunluk yerini huzura bırakıyor. Çünkü o sevinç kalıyor aklınızda. Ben de çocukluğumdan biliyorum, oyuncağa aç olarak büyüdüm. Sıkıntılarla karşılaşsam da tamamen gönüllülük esasına dayalı olarak bu çalışmaları devam ettiriyorum." ifadesini kullandı.

Kavak, bundan sonraki hedefinin daha çok çocuğa ulaşmak olduğunu vurgulayarak, sonucunu düşünmeden başladığı projenin çok güzel ilerlediğini belirtti.

Her yeni gün yeni çocukların, güzelliklerin ve hikayelerin peşinde olduğunu dile getiren Kavak, "Çünkü bu bölgedeki çocukların buna ihtiyacı var. Savaş mağduru, eğitimden eksik, ailevi ve maddi sıkıntıları olan çocuklar var, bunları avantajlı hale getirmemiz lazım. Bunu el birliğiyle gerçekleştirebiliriz. Bu çocukları topluma kazandırdığımız zaman, bu bizim hayatımıza da yansıyacaktır." diye konuştu.

– "Said'in heyecanı tüm ülkeyi sardı"

Zihinsel engelli Mehmet Said Bilgiç'e hediye ettiği ayakkabı ve sonrasında yaşanan gelişmelere de değinen Kavak, böyle bir tepki beklemediğini aktardı.

Yaklaşık iki ay önce oyuncak dağıtımı sırasında tanıştığı Said ile çok iyi anlaştıklarını anlatan Kavak, şöyle devam etti:

"Said 13 yaşında geçirdiği hastalık ve sonrasındaki yanlış tedavi sonucunda bu hale gelmiş. Said'in videosunu paylaştığımda bu kadar ilgi göreceğini beklemiyordum. Said ile iki ay önce oyuncak ve kitap dağıtımı sırasında tanıştık. Onu daha çok ziyaret etmeye başladım. Said'in ruhuna dokunulmaya ihtiyacı vardı ve bunu başardık. Haftalarca beni takip etti. Vatandaşlardan gelen ayakkabılar küçük numaralıydı ve Said'e göre yoktu. Bu yüzden onun için özel bir ayakkabı aldım. Said'in ayakkabısı vardı aslında ama unutulmadığına sevindi orada. Sevgiyi hissettiği için böyle heyecanlandı. Said'in heyecanı da tüm ülkeyi sardı. Ama Said gibi binlerce genç var ve benim istediğim sadece Said değil onun gibi çocuklara da ulaşmak. Çevremizde onun gibi özel çok kişi var, sadece Said'e odaklanmamalıyız."

Kavak, engellilere daha çok ayrıcalık tanınması gerektiğini ancak tam tersi yaklaşımların onlara zarar verdiğini vurgulayarak, "Said engellilerin sesi oldu. İnsanlar buna çok duyarlılık gösterdi. Geceleri hiç tanımadığım insanlar onun için beni arıyor. İnsanlar bu sayede kendilerini sorguladı. Dünyadaki en güzel şeylerden biri gülümsemektir ve Said çok güzel gülümsüyor. Ben ondan çok şey öğreniyorum, bazı zamanlardaki karamsarlığımı Said yendi. O küçük şeylerle mutlu olabiliyorsa biz niye bunca şeyle yetinmiyoruz. Bence bu çok önemli." ifadesini kullandı.

Öte yandan Mehmet Said Bilgiç'e, eski futbolcu Tuncay Şanlı da Fenerbahçe forması ve top hediye etmişti.

Yemen'de çocukların yüzde 80'i insani yardıma muhtaç

ADEN (AA) – Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), savaş nedeniyle Yemen'deki çocukların yüzde 80'inin insani yardıma muhtaç olduğunu duyurdu.

20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü münasebetiyle DSÖ Yemen Ofisinin resmi Twitter hesabından yapılan paylaşımda, "Yemen'de savaş nedeniyle ülkedeki çocuk nüfusunun yüzde 80'ini oluşturan 11 milyondan fazla çocuk insani yardıma muhtaç." denildi.

Açıklamada ayrıca ülkede 3,5 yılı aşkın süredir devam eden savaşın yükünü en çok çocukların çektiği ifade edildi.

– Her 10 dakikada 1 çocuk ölüyor

Dünyanın zaten en fakir ülkeleri arasında yer alan Yemen'de iç savaş nedeniyle büyüyen insani kriz de korkunç boyutlara ulaşmış durumda. Ülke açlık, kolera, çatışmalar ve hava saldırıları sonucunda bedelini sivillerin ödediği büyük bir insanlık dramına sahne oluyor.

Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre, milyonlarca kişinin açlıkla mücadele ettiği Yemen'de her 10 dakikada 1 çocuk hayatını kaybediyor.

Yemen'de 3 yılı aşkın süredir yaşanan çatışmalarda binlerce kişi yaşamını yitirdi.

Savaşın izini vücutlarında taşıyorlar

HATAY (AA) – Suriye'deki savaşta atılan bombalar nedeniyle kimi vücudu yanan, kimi tekerlekli sandalyeye mahkum bir hayat sürmek zorunda kalan çocuklar, vücutlarında taşıdıkları savaşın izlerinin silinmesini istiyor.

Ülkelerindeki iç savaş nedeniyle küçük yaşlarında büyük acılarla karşı karşıya kalan çocukların yaşadıkları yürek burkuyor.

Yaşadıkları acı dolu günleri unutamayan Suriyeli çocuklar, sağlıklı günlerine dönmenin hayalini kuruyor.

– Varil bombaları oğlunu yaktı

Suriye'nin Halep kentinde rejime bağlı helikopterlerden atılan varil bombasının evlerine isabet etmesiyle vücudunun büyük bölümü yanan 6 yaşındaki İbrahim Muhammed de savaşın izini vücudunda taşıyan çocuklardan.

Ülkesindeki iç savaş nedeniyle Hatay'ın Reyhanlı ilçesine sığınan baba Ahmet El Muhammed (42), AA muhabirine yaptığı açıklamada, bombardımanda vücudu yanan oğlunun savaşın en acı izini taşıdığını söyledi.

Saldırıyı 3 yıl önce Halep'te yaşadıklarını anlatan baba Muhammed, ''Evde oturduğumuz sırada birden bir patlama yaşandı. Ben ve eşim hafif şekilde yaralandık ama oğlum İbrahim'in vücudu tamamen yanmıştı. Bulunduğumuz bölgede uzun süre komada kaldı, kendisine geldiğinde oldukça kötü durumdaydı.'' diye konuştu.

Ahmet El Muhammed, oğlunun estetik ameliyatı olmasını ve eski günlerine dönmesini ümit ettiğini belirtti.

– Bomba okula giderken yakaladı

Suriye'nin İdlib kentinde, okula gittiği esnada bombardımanda kalan ve vücudu yanan 15 yaşındaki Hamen Sahay da eski sağlıklı günlerine döneceği günü umutla bekleyenlerden.

Oğlunun sağlığına kavuşması için Türkiye'ye gelen baba Mustafa Sahay da oğlunun bombaların altında kaldığı o anları unutamadığını söyledi.

Oğlu Hamen'in tüm vücudunun yandığını aktaran Sahay, "Korkunç bir gündü. Patlamayla tüm vücudu yandı, bölgedeki hastanelerde tedavi altına alındı. Yaşadığına seviniyoruz. İlaç ve tıbbi cihaz yetersizliği yüzünden Türkiye'ye geldik. Oğlumun estetik ameliyatı olmasını ve eski günlerine dönmesini bekliyoruz.'' ifadelerini kullandı.

– Tekerlekli sandalyeden kurtulmak istiyor

Suriyeli Fatma Hatice (17) de İdlib'te atılan bombalar nedeniyle ağır yaralandığını belirtti.

İdlib'te 2 yıl önce atılan bombanın şarapnel parçalarının beline isabet ettiğini kaydeden Hatice, olayın ardından belden aşağısının felç olduğunu söyledi.

Annesiyle beraber Hatay'ın Reyhanlı ilçesine geldiğini anlatan Fatma Hatice, şu an bir fizik tedavi merkezine gittiğini ve savaşın bıraktığı izi silmeye çalıştığını kaydetti.

Merkezde yapılan çalışma ve tedaviyle bacaklarını yavaş yavaş hissetmeye başladığını aktaran Hatice, tamamen iyileşip tekerlekli sandalyeden kurtulmak istediğini ve yaşıtları gibi okula gitmek istediğini ifade etti.

“Camilerimiz kadınlara her zaman açıktır”

İSTANBUL (AA) – ADEM DEMİR-HİKMET FARUK BAŞER- İstanbul Müftüsü Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz, kadınların camiye gelmek istemeleri durumunda buna kimsenin engel olmaması gerektiğini ve camilerin kadınlara her zaman açık olduğunu belirterek, "Onları itip kakmak 'Siz çıkın dışarı cumada ne işiniz var?' demek onları gücendirmektir. Camiden kadını ve çocuğu uzak tutmak camiye de bir haksızlık. Kadın, çocuk camiyle buluşmuyorsa siz camiyi kime emanet edeceksiniz. Kadın, camiyi sevecek ve bilecek ki çocuğuna camiyi öğretsin." dedi.

Yılmaz, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından her yıl 1 ile 7 Ekim tarihleri arasında kutlanan "Camiler ve Din Görevlileri Haftası" dolayısıyla AA muhabirine yaptığını açıklamada, ilahiyatçılar ve dindar insanların daha fazla gönül kazanmaları gerektiğini söyledi.

Her yıl bu hafta kapsamında farklı konuların işlendiğini dile getiren Yılmaz, "2011 yılından beri değişik konular işledik. Bu yılın konusu ise 'Din hizmetine adanmış ömürler' olarak belirlendi. Bu sene hocalarımız anlatılıyor." diye konuştu.

Din görevlilerinin anlam ve öneminin büyük olduğunu dile getiren Yılmaz, şöyle devam etti:

"Dini anlatmanı en güzel yolu insanın iyi Müslüman olmasıdır. Laf söylemesine gerek yok. Oturmasından kalkmasına, konuşmasına insan ilişkilerine varıncaya kadar kendine güvenen, inandığı ve taşıdığı değerin farkında olan insana 'şöyle ol, böyle ol' demeye gerek yok. İnsanlar, zaten onu görünce 'Müslüman böyle olmalı, dindar insan budur' demeli. Din görevlileri bu tarifin içerisini iyi doldurmalı. Söylemler güzel eyvallah ama bu söylemlerin içerisini eylemlerimizle davranışlarımızla tavırlarımızla ahlakımızla doldurmamız lazım. Din görevlileri insanları soğutmamalı. Din görevlileri daha gönüllülükle daha adanmışlıkla bu işi yaptıkça çok güzel sonuçlar elde ediyor. Gençleri etrafında doldurmuş, cemaatiyle sarmaş dolaş olmuş, 24 saat kapısı onlara açık olan arkadaşlarımız var. Din gönüllülüğü bir peygamber, mirasıdır. Buna sahip olmak da büyük bir onur demektir."

-"İnsanların ailecek gideceği en makul yer camilerdir"

İstanbul'da sayısal olarak bakıldığında bazı ilçelerde cami sayısının çok olarak göründüğünü aktaran Yılmaz, nüfusa oranla bakıldığında ise çoğunluğun çok olduğu yerlerde cami sayısının az olduğunu ifade etti.

Cami sayısından çok cemaate ulaşılabilirliğin önemli olduğunun altını çizen Yılmaz, "Esenyurt'ta 10 bin kişiye 1 cami düşüyor. Esenyurt'u, 9 bin kişi başına bir cami düşme ile Esenler takip ediyor. Esenler'de kentsel dönüşümün çok hızlı gelişmesi sebebiyle camilerde yetersizlik söz konusu. Mesela Fatih'te bu sorun yok. Şile'de de problem yok. Şile nüfusu çok geniş bir alana yayılmış. Şile'de 383 kişiye 1 cami düşüyor. İnsanların yoğun olduğu, apartmanların, blokların çok yoğun olduğu yerlerde cami sıkıntısı olduğu malum." ifadelerini kullandı.

Yılmaz, camilerin sayısından ziyade fonksiyonlarını önemsediklerini vurgulayarak, şu değerlendirmede bulundu:

"Camilerimizi sadece mabet gibi düşünmeyelim. Orada herkese yönelik özel alanlar olmalı. Ekonomik, iktisadi olan maliyeti az ama mahalle aralarında altında o sosyal fonksiyonları icra edilecek fonksiyonel camiler yapmanın faydalı olacağını düşünüyorum. Çağımızda apartmanların içerisinde, insanların ailece sokağa çıkma ihtiyacı olduğu zaman gidebileceği tek yer AVM'ler. Buralar gerçekten para tuzağıdır ve tüketim ekonomisine doğru sürüklüyor. AVM'ler dışında insanların ailecek gideceği yerler olmalı. Bunun da en makul yeri camilerdir. Yeni cami projelerinde altlarındaki birimler ve bahçeleriyle külliye gibi olmalı. Cami altlarında ve bahçelerinde her sınıftan, yaştan, cinsiyetten insana göre hizmet verecek birimler olmalı. Gençlerin uygun oyunları oynayabileceği bir yer, yine gençlerin internet kafe olarak kullanıp çay içeceği camiyle irtibatlı olan bir yer olmasının faydalı olacağını düşünüyorum. Kadınların, çocuklarının altlarını da değiştireceği, sohbet edeceği yerler olmalı."

-"İstanbul'da bine yakın camide kütüphane var"

Yılmaz, İstanbul'da 3 bin 500 civarında cami olduğunu işaret ederek, "Şu anda İstanbul'da bine yakın camide hocalarımızın gayretleriyle oluşturulmuş cami kütüphaneleri var. Bu okuma geleneğinin artması adına faydalıdır. Buralarda dini, sosyal konulara hitap eden kitapların bulunması önemli. Diyanet İşleri Başkanlığımız buna önderlik etti ve bunu gündemine aldı. Şu anda İstanbul'daki camilerin kütüphanelerin 3'de 1'inde kütüphane oluştu. Yeterli mi? Elbette değil. Daha zenginleştirilmeli, daha göze hitap eden ilgi uyandıran kitaplarda konulmalı. Okuma ortamları camilerde sunulmalı." diye konuştu.

-"Çocuk sesi caminin süsüdür"

Gençlerle sabah namazlarında buluşma etkinliğine bu hafta yeniden başlanacağını dile getiren Yılmaz, ilçe müftülerinin de buluşmalara katılacağını söyledi.

Gençleri camilerde cemaatle buluşturmaların onlarda bir aidiyet bilinci oluşturulmasının önemli olduğuna dikkati çeken Yılmaz, şunları kaydetti:

"Camilerin, çocukların geldiklerinde huzur bulacağı, mutlu olacağı yerler olmasını önemsiyoruz. Bizim insanlarımızda çocukların camide görünmesi noktasında bir eksiklik var. Bazı insanlar, camide çocuk seni duymak istemiyor. Çocuk sesi caminin süsüdür. Çocuk sesleri caminin bereketini arttırır. Peygamberimizin bize öğrettiği usul ve üslup 'camide çocuklarımız olsun, oraya neşe katsınlar' şeklindedir. Çocuklar orada olmaktan mutlu olup büyüdüklerinde 'biz buranın mahsulüyüz' desinler. Her vakit namazında anne ve baba çocuklarının ellerinden tutup gelsinler. Diğer insanlarla gönüllerinde ve saflarında camilerimizin küçük sevimli misafirlerine yer açsınlar. Safta 'Gel yavrum, yanıma gel' desinler. Onun zihninde 'Ben camiye gittim, iltifat gördüm, amcalar başımı, yanağımı okşadı, sevdi. Böyle olursa ömür boyunca güzel şeyler akıllarında kalır. O yüzden camilere gelen cemaate bunu duyurmaya çalışıyoruz."

-"Camilerimiz kadınlara her zaman açıktır"

İstanbul Müftüsü Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz, bir dönem camilerden kadınların uzaklaştırıldığını, bunun da insanların bir kusuru olduğunu vurgulayarak, sözlerini şöyle tamamladı:

"Kadınlar camiye gelmek istiyorsa gelmeliler. Camilerimiz kadınlara her zaman açıktır. Kadın zaten sokağa çıktı. Sokaktaki kadın 'Ben camiye gelmek istiyorum, ben namaz kılmak istiyorum' diyorsa kimse onun önüne engel koyarak haksızlık yapamaz. Gelmek istiyorsa elbette gelsin. Camide ona ayrılmış yer olmalı ve orada o kendilerine ayrılmış özel mekanda namazını kılabilmeli. Mesela kadınlara cuma farz değil ama o saatte gelebilir. Zaten biz camilerin çoğunda kadınlara yer ayırıyoruz. Mesela Süleymaniye, Fatih ve Ankara'daki Hamdi Akseki camilerinde kadınlar için özel mekanlar var. Cuma günleri de gelip namazlarını kılabiliyorlar. Hatta Ahmet Hamdi Akseki Camisinde kadınlar, özel merdivenle çıkıp namazını kılıyor. Yani 'Ben müsaitim, vaktim müsait, gelmek istiyorum' diyene engel olmamak lazım. Bu, bence çok önemli. Onları itip kakmak, 'Siz çıkın dışarı cumada ne işiniz var?' demek onları gücendirmektir. Camiden kadını ve çocuğu uzak tutmak camiye de bir haksızlık. Kadın, çocuk camiyle buluşmuyorsa siz camiyi kime emanet edeceksiniz. Kadın camiyi sevecek ve bilecek ki çocuğuna camiyi öğretsin."

Çocuklarda ekran süresi azaldıkça kavrama yeteneği artıyor

NEW YORK (AA) – Yeterince uyku ve fiziksel aktivite ile birlikte ekran karşısında daha az vakit geçiren çocukların kavrama yeteneklerinin daha iyi geliştiği bildirildi.

The Lancet Child and Adolescent Health dergisinde yayımlanan araştırmada, yaşları 8-11 arasında değişen 4 bin 500 çocuk üzerinde yapılan gözlemlerin sonuçları değerlendirildi.

Araştırmacılar, incelemeye konu olan çocukların ekran karşısında geçirdikleri sürelerle uyku ve fiziksel aktivitelerini karşılaştırdı.

Araştırmada, günde 9-11 saat uyuyan, en az 1 saat fiziksel aktivite yapan ve 2 saatten az ekran karşısında kalan çocukların kavrama yeteneklerinde daha fazla gelişme olduğu tespit edildi.

Araştırmaya öncülük eden Kanada'nın Ottawa kentindeki CHEO Araştırma Enstitüsünden Jeremy Walsh, "Kanıtlar, iyi bir uyku ve fiziksel aktivitenin daha iyi bir akademik performans ile ilişkili olduğunu gösterirken, fiziksel aktivitelerin çocuklarda daha iyi reaksiyon süresi, dikkat ve bellek gelişimi ile ilişkili olduğunu gösteriyor." ifadelerini kullandı.

Walsh, günde 2 saatten fazla ekran karşısında vakit geçiren çocukların kavrama yeteneklerinin zayıf kaldığını kaydederek, eğitimsel ekran ile eğlence ekran farkı tecrübelerini incelemek için de daha fazla çalışmalara ihtiyaç duyulduğunu ifade etti.

Çalışmada, ABD'deki 20 çocuktan sadece 1'inin ekran, uyku ve fiziksel aktivite şartlarına uyduğu tespit edildi.

Yemen'de milyonlarca çocuk açlığın pençesinde

ANKARA (AA) – İngiltere merkezli sivil toplum kuruluşu Save the Children, Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon güçlerinin operasyonlarını sürdürdüğü Yemen'de milyonlarca çocuğun savaş nedeniyle açlık tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu bildirdi.

Sivil toplum kuruluşu tarafından hazırlanan raporda, ülkede nüfusun halen yaklaşık 3'te 2'sinin açlıkla karşı karşıya bulunduğu, koalisyon güçlerinin kuşatma altına aldığı Husilerin kontrolündeki Hüdeyde şehrinin düşmesi ve limanının kapanmasıyla bu sayısının daha da artabileceği ifade edildi.

Yemen'e gelen insani yardımların yüzde 80'inin Hüdeyde Limanı üzerinden ülkeye ulaştığına dikkati çekilen raporda, olası işgalin yardım sevkiyatını sekteye uğratacağının, gıda ve yakıt fiyatlarını daha da artmasına yol açacağının altı çizildi.

Bu durumun ülkedeki 1 milyon çocuğu daha açlık tehlikesiyle karşı karşıya bırakacağı belirtildi.

– "Ağlayamayacak kadar zayıf"

Gıda krizini ciddi insani sonuçları olabileceğinin altını çizen Save the Children Üst Yöneticisi, eski Danimarka Başbakanı Helle Thorning-Schmidt, "Ülkede milyonlarca çocuk sonraki öğünde ağzına bir lokma bir şey koyabilecek mi bilmiyor. Yemen'in kuzeyinde bir hastaneyi ziyaret ettim. Bebekler ağlayamayacak kadar zayıf düşmüştü, bedenleri açlıktan tükenmişti." dedi.

Hüdeyde'de olanların tüm Yemen'i etkileyeceğini anlatan Thorning-Schmidt, "Bu hayati limandan gıda, yakıt ve ihtiyaç malzemesi sevkiyatında yaşanabilecek en ufak bir aksama binlerce çocuğun yetersiz beslenmesine, hayatta kalmaları için gerekli gıdayı bulamamalarına yol açacaktır." ifadelerini kullandı.

“Sosyal medyada çok rahat yalan üretiliyor”

EDİRNE (AA) – Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ferhan Odabaşı, günümüzde en çok yalanın üretildiği alanın başında sosyal medyanın geldiğini söyledi.

Trakya Üniversitesi (TÜ) Balkan Kongre Merkezi'nde düzenlenen 6. Uluslararası Öğretim Teknolojileri ve Öğretmen Eğitimi Sempozyumu'na konuşmacı olarak katılarak, "Yalan dünyanın çocukları" başlıklı sunum yapan Prof. Dr. Ferhan Odabaşı, dijital ortamın güvenilirliğinin henüz kanıtlanmadığını belirterek, ebeveynlerin kendilerini ve çocuklarını dijital ortamla doğru şekilde buluşturması gerektiğini ifade etti.

İnternet ve sosyal medya kullanımının bilinmezliklerle dolu ve yalan bilginin üretildiği bir alan olduğunun altını çizen Prof. Odabaşı, "Yalan söylemekten kaçınmamızın birkaç sebebi vardır. Yanlış olduğu için kaçınırız. Yakalanmaktan korktuğumuz için yalan söylemekten kaçınırız. Yalanın en fazla anonim ortamlarda ürediğini görüyoruz. Bilinmezlik yalanın kendisini getiriyor. Bizim çok güzel bir atasözümüz vardır. 'Gurbette övünmek, hamamda türkü söylemeye benzer' derler. Bana bunu hatırlatıyor. Hamamda türkü söylediğiniz zaman herkes bir İbrahim Tatlıses olur. Sosyal medya ortamları da bir anonim ortamdır. Onun için sosyal medya ortamları, bilinmeyen kimliklerce çok güzel yalanın üretildiği ortamlar." dedi.

Odabaşı, ebeveynlerin çocuklarını dijital dünyanın oluşturduğu kötü etkilerden koruması için gerekli önlemleri alması gerektiğini belirtti.

-Dijital risklere dikkat

Çocukların dijital ortamdan doğru yanlış demeden her bilgiyi aldığını dile getiren Odabaşı, şöyle devam etti:

"Toplum olarak bilgiden yanaysak, kararlarımızı bilgiye dayandıracak isek, dijital ortamlar bunun için güvenilir ortamlar değil. Biz hala birbirimize, kitaplara ve kaynaklara güvenmek zorundayız. Dijital ortamın güvenilirliği henüz kanıtlanmadı. Maalesef çocuklar artık dijital ortamdaki her şeyi biliyorlar. Çocukların bilgisayarı kullanma becerileri ileride olsa bile, bilginin kalitesini değerlendirme konusunda ebeveynlerin gerisindedir. Dijital riskler, dijital fırsatlardan daha yüksek durumda. O yüzden ebeveynler üzerine düşeni yapmalı. Tabi ki burada hemen dijital ortam suçlanmamalı. Gerekli denetim yapılarak dijital ortamdan doğru şekilde faydalanılabilir.

Dijital ortam cinsellik, sağlık ve eğitim konularında çok suistimale açık. Bu konularda çocuklarımızı çok iyi korumalıyız. Çocukların ilk görecekleri cinsel bir görüntü, gelecekteki tüm cinsel yaşamını ve tercihlerini etkiler. Sağlık konusunda dijital ortamdan alacağı yanlış bilgiler çocukta obsesyon (takıntılı düşünce) haline gelebilir. Dijital ortamda hiç olmayacak yerlerde, olmaması gereken görüntüler var. Ödev sitelerinde bunu defalarca gördüm. Eğitim konusunda ise internet doğru kullanılırsa hem çocuklar için hem ebeveyneler için çok faydalı. Ancak çok başıbozuk, bilinçaltı mesajlar veren ortamlar var. Buralardan çocuklar uzak tutulmalı."

– "İhmal edilmiş gençlik, suistimal edilmiş çocukluk var"

Ebeveynlerin teknolojiyi çocukları oyalamak için kullandığını ve bunun çocuklara zarar verdiğini de ifade eden Odabaşı, sözlerini şöyle tamamladı:

"Şu anda ihmal edilmiş bir gençlik var, suistimal edilmiş bir çocukluk var. Bunu hep görüyoruz. Anne ve babanın ellerinde telefon, çocuğun da eline bir telefon veriyorlar ve oturuyorlar. Dijital ortama bağımlı olmuş durumdayız. Her an kendimizi gösterme ve kendimizi kontrol etme dürtümüz var. Anne ve babalar çocukları zaman suistimaline, ilgi suistimaline uğratıyorlar. Ebeveynlerin kendileri gibi çocuğun eline bir telefon veriyor ve çok yüksek fiyata alınmış telefonlar. Çocuklar bunu iletişim için kullanmıyor, sadece oyun için kullanıyor. Ebeveynler, dijital ortamı iyi ve doğru bir şekilde kullanırsa çocukları için çok faydalı şeyler yapabilir."

Terör mağduru çocuklara futbol eğitimi

ŞIRNAK (AA) – MEHMET DEMİRHAN – İçişleri Bakanlığınca görevlendirme yapılan Silopi Belediyesi, açtığı futbol okulunda geleceğin yıldızlarını yetiştiriyor.

Güvenlik güçlerince gerçekleştirilen başarılı operasyonların ardından huzur ortamının sağlandığı Silopi, görevlendirilme yapılan belediyenin gerçekleştirdiği projeler sayesinde kaliteli belediyecilik hizmeti ile tanıştı.

Kaymakamlık ve belediye, terör mağduru çocukların sanatsal ve sportif etkinliklerde yer alması için Mobil Gençlik Merkezi aracıyla bahçe satrancı, mini golf, boks, sokak tenisi, voleybol, badminton ve dart gibi etkinlikler düzenliyor.

Silopi Belediyesi son olarak, açtığı futbol okuluna katılan 400 çocuğa Silopi Stadı'nda antrenör Yıldıray Yüce, Saruhan Çevik ve Ömer Şeflek nezaretinde futbol eğitimi veriyor. Aralarında köyde oturanların da yer aldığı çocuklar, belediyenin sağladığı servis araçlarıyla evden alınıp, stada getiriliyor, antrenmanın ardından yeniden evlerine bırakılıyor.

– "Bazıları profesyonel oyuncu olacak"

Antrenör Yıldıray Yüce, belediyenin sağlamış olduğu imkan dahilinde dezavantajlı çocukların sporla buluştuğunu belirterek, çocuklardan bazılarının süper lig takımlarının altyapısına seçilme başarısı gösterdiğini söyledi.

Çocukların keyifle antrenmana geldiğini vurgulayan Yüce, "Burada eğitim alan çocukların bazıları profesyonel oyuncu olarak hayatına devam edecek. Hedefimiz çocuklarımızı en iyi şekilde yetiştirmektir." dedi.

Antrenör Saruhan Çevik ise belediyenin açmış olduğu futbol okuluna çocukların yoğun ilgi gösterdiğini vurgulayarak, "Amacımız çocuklarımızı kötü alışkanlıklardan uzaklaştırıp, spora yönlendirmektir. Bu çocuklarımızın hem aileleri hem de okuldaki öğretmenleri ile irtibat halindeyiz." ifadelerini kullandı.

– "Yarın Süper Lig hatta Avrupa liglerinde oynayabilir"

Ömer Şeflek ise imkan sunulduğunda dezavantajlı çocukların yeteneklerini gösterebildiğine işaret ederek, "Belediyemizin sunduğu imkan sayesinde yüzlerce çocuğun hayali gerçek olabilir. Bugün burada olanlar yarın Süper Lig hatta Avrupa liglerinde oynayabilir. Çocuklarımızı çok disiplinli şekilde hazırlıyoruz." diye konuştu.

Çocuklardan Ahmet Ökten, futbol eğitimi almaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, "Her gün antrenman yapıyoruz ve burada çok önemi şeyler öğreniyoruz." dedi.

Arakanlı çocuk mültecilerin bayram neşesi

COX'S BAZAR (AA) – ÖMER FARUK YILDIZ – Bangladeş'in Cox's Bazar kentindeki mülteci kamplarındaki Arakanlı çocuklar, kamplardaki tüm olumsuz şartlara rağmen Kurban Bayramı'nı neşe ve eğlenceyle geçiriyor.

Kamplardaki küçük dükkanlarda satılan şeker ve çekirdeklerin yanı sıra çocuklar, evlerinin önüne ara sıra gelen seyyar dondurmacılardan dondurma alabilmek için heyecanla bekliyor.

Yardım kuruluşlarının Kurban Bayramı faaliyetleri de hayatın tekdüze yaşandığı kamp ortamında çocuklar için farklılık teşkil ediyor.

Çoğu Arakanlı çocuk, kamplara gelen yardım gönüllülerinin yanına toplanarak iletişim kurmaya çalışıyor.

– Kampın eğlencesi tahtadan dönme dolaplar

Bazı çocuklar kendilerine selam veren ziyaretçi ve yardım gönüllülerine ilk başta çekingen yaklaşırken kısa süre sonra kolayca tebessüm eder hale geliyor.

Arakanlı çocuklar en büyük bayram eğlencelerinden birini, kamplardaki bazı sokaklarda bulunan tahtadan yapılmış dönme dolaplara binerek yaşıyor.

İterek çalışan dönme dolaplara binen mülteci çocuklar gülüp eğlenerek vakit geçirirken, sırada bekleyenler ise vagonlara bir an önce atlayıp dönme dolabın tadını çıkarmak için sabırsızlanıyor.

Kampta genç kızlar, bayramı geleneksel kıyafetleri, ellerine yaktıkları kınalar ve geleneksel makyajlarıyla karşılıyor. Arakanlı kadınlar ise sarı renkli macunla yüzyıllardır yapılan geleneksel "thanaka" makyajını tercih ediyor.

Hammaddesi Myanmar'ın kurak bölgelerinde yetişen thanaka ağaçlarından elde edilen macunla yapılan makyaj, güneş ışınlarına karşı cildi koruma özelliği de taşıyor.