Trump’ın danışmanından “Çin’i WTO’dan çıkarma” teklifi

LONDRA (AA) – ABD Başkanı Donald Trump’ın ekonomi danışmanı Kevin Hassett, Çin’in Dünya Ticaret Örgütü’nden çıkarılabileceğini savundu.

İngiliz yayın kurumu BBC’ye değerlendirmede bulunan Hasett, Çin’in Dünya Ticaret Örgütü (WTO) üyesi olmasına rağmen kurallara uygun hareket etmediğini kaydederek, ileride Çin’in üyelikten çıkarılabileceğine işaret etti.

ABD Başkanı Donald Trump’ın uluslararası ticaret stratejisinin işe yaradığını belirten Hassett, ABD yönetimi tarafından Çin’e karşı getirilen ek vergilerin Çin üzerinde azami baskı yaratacak, ABD ekonomisine ise en az zararı verecek şekilde tasarlandığını kaydetti.

Çin’e karşı getirilen ek gümrük vergilerinin beklenen etkiyi yarattığını ve Çin’in masaya oturmaya yanaştığını savunan Hassett, iki ülke liderinin G20 Zirvesi’nde verimli bir görüşme gerçekleştirmesinin beklendiğini belirtti.

WTO’nun kurallara uymayan ülkelerle daha yakından ilgilenmesi gerektiğini belirten Hassett, örgütün yaptırımlarının zayıf olması nedeniyle bazı ülkelerin kurallara uymamayı göze aldığını söyledi.

Hassett, “Biz bir ülkenin WTO’ya girdikten sonra Çin’in davrandığı gibi davranacağını hiç daha önce düşünmedik. Bir üyenin bu kadar uygunsuz bir şekilde davranması WTO için yeni bir şey.” ifadelerini kullandı.

Dünya Ticaret Örgütü (WTO), 1948 yılında yürürlüğe giren Gümrük ve Ticarette Genel Anlaşma’nın (GATT) devamı olarak 1995 yılında Cenevre’de kuruldu.

164 üyesi ile dünya ticaretinin yüzde 98’ini temsil eden WTO ülkeleri arasındaki ticarin etkin şekilde gerçekleştirilmesi, haksız ticari uygulamaların engellenmesi için faaliyet gösteriyor.

Advertisements

INTERPOL'ün başına Güney Koreli Kim Jong Yang seçildi

DUBAI (AA) – Çinli Mıng Hongvey'in ülkesinde tutuklanmasının ardından boşalan Uluslararası Polis Teşkilatı (INTERPOL) Başkanlığına Güney Koreli Kim Jong Yang seçildi.

INTERPOL Genel Kurulu'nun Dubai'deki toplantısında yapılan seçimde, oyların 3'te 2'sini kazanan Kim, teşkilatın yeni başkanı oldu.

Kim, halen INTERPOL Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Rusya İçişleri Bakan Yardımcısı Alexander Prokopçuk'a karşı aday olmuştu.

ABD, İngiltere ve Avrupa ülkeleri, Moskova yönetiminin teşkilatın "kırmızı bülten" statüsünü yurt dışındaki siyasi muhalifleri susturmak için suistimal edebileceği gerekçesiyle Prokopçuk'un seçilmesine karşı çıkıyordu.

INTERPOL eski Başkanı Mıng, ülkesinde yolsuzluk suçlamasıyla tutuklanmasının ardından Pekin yönetimi tarafından görevden alınmıştı.

Rusya'dan “ticaret savaşları” eleştirisi

MOSKOVA (AA) – Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ticaret savaşlarının Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) kurallarına aykırı olduğunu belirterek, “Ticaret savaşları, serbest ticaret ve rekabet standartlarını bozarak küresel ekonomik mimariye zarar veriyor.” dedi.

Lavrov, başkent Moskova’da Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi’ne hitaben yaptığı konuşmada, küresel çapta ABD ve Çin arasında başlayan ticaret savaşlarını eleştirdi.

Ticaret savaşlarının, DTÖ kurallarına aykırı olduğunu vurgulayan Lavrov, “DTÖ kurallarına aykırı bir şekilde başlatılan ticaret savaşları, serbest ticaret ve rekabet standartlarını bozarak küresel ekonomik mimariye zarar veriyor.” değerlendirmesinde bulundu.

ABD’nin, bağımsız bir dış politika yürüten ülkeleri rakip olarak tanımlamaya devam ettiğini anlatan Lavrov, “Bu bağlamda, Washington’un Rusya’ya yönelik uygunsuz adımlar atmaya devam edeceğini tahmin edebiliriz. Amerikalı ve bazı batılı meslektaşlarımızın diplomasinin temelini ve diyalog kültürünü unuttuklarını görüyoruz.” diye konuştu.

ABD- Çin arasında “ticaret savaşı” olarak tanımlanan süreç, ABD’nin Temmuz 2018’de Çin’den ithal ettiği çok sayıda ürüne yüzde 25 ek gümrük tarifesi uygulamasıyla başlamıştı. Çin de karşı önlem olarak ABD’den ithal ettiği bazı ürünlere ek gümrük vergisi getirmişti.

Eylül sonunda, ABD Çin’den ithal ettiği 200 milyar dolarlık ürüne daha ek gümrük tarifesi uygulamaya başlarken, Çin ABD’den ithal ettiği 60 milyar dolarlık ürüne yönelik benzer uygulamaya geçmişti.

Bundesbank’tan “ticaret savaşları” uyarısı

BERLİN (AA) – Almanya Merkez Bankası (Bundesbank), ABD ile Çin'in gümrük tarifelerini karşılıklı olarak artırmasının bazı ülkeleri de “sert” bir şekilde etkileyerek ekonomik büyümelerinin yavaşlamasına sebep olacağı uyarısında bulundu.

Banka, aylık raporunda, ABD ve Çin’in karşılıklı olarak milyarlarca dolarlık ithalata uyguladığı ek tarifeleri artmasının bazı ülkelerde ekonomik büyümeyi yavaşlatacağına işaret etti.

ABD ile Çin arasındaki ticari ihtilafların artmasının üçüncü ülkeleri sert bir şekilde etkileyeceğine işaret edilen raporda, “enflasyon, faiz ve doların değeri” senaryosu çizildi.

Bankanın senaryosuna göre, bir ülkede ek gümrük vergilerinden dolayı fiyatların yükselmesi, ülkede faizlerin yükselmesine sebep olabiliyor. Fiyatların hızlı olarak yükselmesinden dolayı, merkez bankasının, enflasyonu kontrol altında tutmak için, faizleri daha fazla artırması gerekiyor.

Böylece yüksek faizler, ülke parasının değerinin tekrar belirlenmesine sebep oluyor. Eğer Fed faizleri artırırsa, yabancı yatırımcılar faiz geliri elde etmek için ABD tahvillerine yönelecek, bu da doları destekleyecek ve öteki ülke para birimlerinin değer kaybetmesine sebep olacak.

Bankanın ekonomistlerine göre, dünyanın iki büyük ekonomisi olan ABD ve Çin arasında ticaretteki anlaşmazlıklar artmaya devam ederse, küresel ekonomi de önemli ölçüde kayıplar mümkün hale gelecek.

ABD ve Çin’in karşılıklı olarak ithalat tariflerini daha da artırması durumunda, Çin’in gayri safi yurt içi hasılasında yüzde 1’lik gerileme, dünya ticaretinde de yüzde 1,5’den fazla bir düşüş yaşanabilecek.

Ticaret ihtilaflarının artması, İtalya ve Almanya’nın gayri safi yurt içi hasılasında da sırasıyla yüzde 0,4 ve yüzde 0,3’lük olumsuz bir etki yapacak.

Bundesbank raporunda ayrıca, Alman ekonomisinin üçüncü çeyrekte yüzde 0,2 küçülmesinden sonra son çeyrekte büyümenin yukarı yönlü güçlü bir şekilde toparlanacağını da bildirildi.

ABD, Çin mallarına ek vergiden 18,4 milyar dolar kazanıyor

BERLİN (AA) – ABD'nin, Çin’den yapılan milyarlarca dolarlık ithalata uyguladığı ek tarifelerden toplamda 18,4 milyar dolarlık kazanç sağladığı belirtildi.

Avrupa Ekonomik ve Mali Politika Araştırma Ağı (EconPol) tarafından yapılan “Çin ile ticaret savaşını kim ödüyor?" başlıklı araştırmaya göre, ABD Başkanı Donald Trump'ın Çin'e ürünlerine uygulamaya başladığı gümrük tarifesi yükünün yüzde 75’i Çinli ihracatçılar tarafından karşılanıyor.

EconPol'un basit bir ekonomik modelle yaptığı araştırmaya göre, gümrük tarifelerde 25 puanlık bir değişikliğin ABD’deki Çin mallarının fiyatında sadece yüzde 4,5’lik bir fiyat artışına sebep olabilirken, Çinli üreticilerin fiyatlarında yüzde 20,5 bir düşüşe yol açıyor.

Araştırmaya göre, ABD hükümeti, yüksek ithalat esnekliği olan Çin mallarına ithalat vergisini stratejik olarak uygulayarak, söz konusu gümrük tarife yükünün büyük bir bölümünü Çin ihracatçılarına aktardı.

ABD’nin ek gümrük vergisi uyguladığı Çin kaynaklı ürünlerin ithalatında yüzde 37’lik bir azalma görüldüğü belirtilen araştırmada, iki ülke arasındaki ticaret açığında da yüzde 17 düşüş yaşandığı ifade edildi.

Araştırmaya göre, ABD, ek tarifelerle 22,5 milyar dolar gelir elde ediyor. Gümrük vergisinin, ABD’li tüketicilere yüklediği maliyetleri çıkardıktan sonra ABD hükûmetinin net kazancı 18,4 milyar dolar oluyor.

Öte yandan, dünyanın en büyük iki ekonomisi aynı zamanda birbirlerinin en büyük ticaret partnerleri durumunda. Neredeyse her yıl artış gösteren ABD-Çin ticareti, geçen yıl 635,5 milyar dolarla rekor kırdı. Rakamın yaklaşık 130 milyar dolarını ABD'nin ithalatı, 505,5 milyar dolarını ise Çin'in ihracatı oluşturdu. Böylece, Çin, ABD'nin sadece en büyük ticaret partneri değil, aynı zamanda en fazla ticaret açığı verdiği ülke niteliğini de taşıyor.

İranlı balıkçıların korkusu ABD yaptırımları değil Çinli balık firmaları

SİSTAN-BELUÇİSTAN (AA) – MUHAMMET KURŞUN – ABD yaptırımları nedeniyle bir süredir ekonomik sorunlarla boğuşan İran'da balıkçılar bu yaptırımlardan çok, sahip oldukları büyük gemilerle denizde ne varsa hepsini silip süpürdüklerini söyledikleri büyük Çinli balık firmalarından şikayet ediyor.

Çinli balıkçıların son dönemde büyük gemilerle İran kıta sahanlığına girerek avlanmaları, küçük teknelerle avlanmaya çalışan İranlı balıkçıları zor durumda bırakıyor.

İranlı büyük gemiler Hint Okyanusu'ndan Pasifik Okyanusu'na ve oradan da Atlas Okyanusu'na geçerek avlanırken küçük tekneler ise sadece İran karasularında avlanabiliyor. Çinli balıkçıların büyük gemilerle burada avlanmaları küçük tekneleriyle denizden rızkını çıkarmaya çalışan İranlıları zor durumda bırakıyor.

İran'da balıkçılık sektörü, ülkenin özellikle yoksul yaşam şartlarının hakim olduğu Sistan-Beluçistan'a bağlı Çabahar kentinde en önemli geçim kaynağını oluşturuyor. İranlı balıkçılar burada küçük kayık ve teknelerle avladıkları balıklarla geçimlerini sağlamaya çalışıyor.

– "Çinliler büyük gemilerle denizde ne varsa hepsini toplayıp götürüyor"

AA muhabirine konuşan Çabaharlı balıkçılar, hükümetin Çinli büyük balıkçı gemilerine İran karasularında avlanmalarına izin vermesine tepkili. Sınırlı imkanlarla avlanmaya çalıştıklarını söyleyen İranlı balıkçılar, Çinli büyük balıkçı gemilerinin kendilerine ait denizlerde tüm balıkları silip süpürdüğünü ve tek geçim kaynaklarına büyük darbe vurulduğunu belirtiyor.

Üç yıldır ekmeğini denizden çıkardığını söyleyen Ezim Cedgal (23) isimli balıkçı, her gün 03.30'da avlanmaya çıktıklarını ve 11.00'de döndüklerini belirtti.

Çinli büyük balıkçı gemilerinin işlerini çok zorlaştırdığını dile getiren Cengal, "Çin'den bizim yakınlarımıza gelen büyük balıkçı gemileri işimizi çok zorlaştırıyor. Çinliler büyük gemilerle denizlerde, okyanuslarda ne varsa hepsini toplayıp götürüyor. Onlar denizin, okyanusun en dibine kadar inerek ne varsa her şeyi silip süpürüyor." dedi.

– "Çinlilere kimse ses çıkarmıyor"

Bölgenin balıkçılık dışında bir gelir kaynağı olmadığını ifade eden Cedgal, şunları söyledi:

"Çinliler gelmeden önce vaziyetimiz çok iyiydi. Kazandığımız parayla geçinebiliyorduk. Ancak Çinli balıkçılar geldikten sonra durumumuz çok kötüleşti. Mesela dün 03.30'da avlanmaya çıktık ve 11.00'e kadar ancak 24 kilo balık tutabildik. Eskiden olsa bu kadar saatte en az 80 kilo balık tutardık."

Hükümetin Çinli balıkçılara tanıdığı imtiyaza tepki gösteren Cedgal, şöyle devam etti:

"Biz Çinlilere göre çok az balık avlıyoruz, ancak deniz polisi gelip bize iznimiz olmadığını ve yaptığımızın yasal olmadığını söylüyor. Fakat Çinlilere kimse ses çıkarmıyor. Bizim ağlarımızın ebatları, hacimleri ve özellikleri belli. Her balığı avlayamayız ve kapasitemizden fazlasını denizden çıkaramayız. Ancak Çinlilerin devasa ağları var ve istedikleri kadar her türlü balığı avlayıp gidebiliyorlar."

– Büyük gemileri olan İranlı balıkçılar okyanuslara açılıyor

Öte yandan büyük tekne ve gemileri olan İranlı balıkçılar ise Hint Okyanusu'ndan Pasifik Okyanusu ve Atlas Okyanusu'na açılıyor.

Bölgede sekiz senedir balıkçılık yaptığını söyleyen Sacid Bişkar (28) isimli İranlı ise Umman Denizi'nden Atlas Okyanusu ve Pasifik Okyanusu'na kadar açılarak 60 gün boyunca denizde kaldıklarını anlattı. .

Son çıktıkları 57 günlük seferde 75 ton balık avladıklarını aktaran Bişkar, "Dalgalar ve fırtına olmazsa balık avlayabiliyoruz. Eğer iyi çalışırsak, 2 ayda 12 milyon tümen (900 dolar) kazanabiliyoruz." dedi.

– Fırtına ve korsan tehlikesiyle karşı karşıya kalıyorlar

Çocuk yaşlarından itibaren balıkçılık yaptığını anlatan 30 yaşındaki Abdullah Beluç da aylarca denizlerde fırtına, korsan ve bunlara benzer tehlikelerle karşı karşıya kaldıklarını ifade etti.

Beluç, bundan 5 sene önce korsanlar tarafından 45 gün boyunca rehin tutulduklarını daha sonra ise fidye karşılığında serbest bırakıldıklarını anlattı.

ABD yaptırımlarından etkilenmediklerini ve okyanuslara rahatlıkla açılabildiklerini kaydeden Beluç, Hint Okyanusu'ndan Pasifik Okyanusu'na geçtiklerinde bayrakları kaldırdıklarını ve Pasifik'te hiçbir bayrağın olmadığını belirtti.

Beluç ayrıca ABD, İngiltere, Fransa, Hindistan ve Pakistan gibi ülkelere ait güvenlik güçlerinin orada güvenliği sağladığını aktardı.

“Uluslararası toplum ABD'nin dünyadaki rolünü sorgulamalı”

ANKARA (AA) – TEVFİK DURUL – Çin Modern Uluslararası İlişkiler Enstitüsü Güvenlik ve Silahların Kontrolü Araştırmaları Daire Başkanı Prof. Dr. Li Vey, ABD'nin İran'a yönelik ikinci tur yaptırımları, Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Anlaşması'ndan çekilme kararı ve Dünya Ticaret Örgütünden ayrılma tehdidi gibi gelişmelere dikkati çekerek, "Uluslararası toplum, ABD'nin küresel konularda kendi menfaatleri uğruna aldığı rastgele kararları masaya yatırıp ABD'nin dünyanın geleceğindeki yerini sorgulamalıdır." dedi.

Çin hükümetine iç ve dış politika konularında doğrudan danışmanlık görevini yürüten kurumun yetkilisi Li, AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.

İran Nükleer Anlaşması'nın, Birleşmiş Milletler (BM) öncülüğünde uluslararası kamuoyunun ortak kabulünü kazanmış bir anlaşma olduğunu anımsatan Li, "ABD, İran bu anlaşmayı ihlal eden bir eylemde bulunmadığı halde İran Nükleer Anlaşması'nı tek taraflı iptal ediyor. Bu, açık şekilde uluslararası düzene zarar vermektir." diye konuştu.

Li, ABD'nin uluslararası kamuoyunun ortak kabulünü kazanmış bir anlaşmadan çekildiğinin altını çizerek, "Bu da onların 'Yeter ki ABD iyi olsun. Dünyanın geri kalanında kaos hakim olsa da umurumuzda olmaz.' yönündeki tavrını ortaya koyuyor." ifadesini kullandı.

– ABD dolarının hegemonyası

İran'a yönelik ikinci tur yaptırımların, "ABD'nin küresel meselelere bakışına uzun süredir hakim olan pragmatizm ve egoizminin radikal bir uygulaması" olduğunu belirten Li, şöyle devam etti:

"ABD, dünyadaki tek süper güç. ABD dolarının dünya finans alanındaki hegemonyasını göz önünde bulundurursak ABD'nin bu yaptırımları, İran ile normal ekonomik ve ticari ilişkisi olan çok sayıda ülkeyi olumsuz etkileyecek. Enerji ve güvenlik alanları başta olmak üzere uluslararası kamuoyu olumsuz etkilenecek. İran'ın ülke içindeki ekonomik krizini tetikleyebilir. Bu da İran'daki toplum düzeninde kaos ve kargaşaya yol açabilir. ABD'nin yeni tur yaptırım kararının son derece sorumsuz, son derece bencilce olduğunu ve uluslararası kamuoyunun ortak menfaatlerine son derece aykırı olduğunu düşünüyoruz."

Li, uluslararası ticaretin ABD dolarının hegemonyası altında olduğuna işaret ederek, "ABD diyor ki, 'İran ile alışveriş yaparsan sana da yaptırım uygularım.' İşte tam bu noktada, artık uluslararası toplumun ABD'nin dünyada oynadığı rolü sorgulamasının zamanı gelmiştir. ABD, hala eski ABD mi? ABD değişti. ABD artık uluslararası düzenin koruyucusu değil, uluslararası düzenin sabotajcısıdır." şeklinde konuştu.

– "Uluslararası toplum iş birliğini artırmalı"

ABD'nin Dünya Ticaret Örgütünden ayrılma tehdidi, Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Anlaşması'ndan çekilme kararı gibi konuların bunun kanıtı olduğunu savunan Li, "Uluslararası toplum, buna nasıl karşılık vermelidir? Uluslararası toplum, ABD'nin küresel konularda kendi menfaatleri uğruna aldığı rastgele kararları masaya yatırıp bu ülkenin dünyanın geleceğindeki yerini sorgulamalıdır. Uluslararası toplum iş birliğini artırmalı. Daha çok taraflı bir ticari ve finansal düzen için çalışmalı." dedi.

Li, ABD ile İran arasındaki anlaşmazlıkların, dünyadaki diğer ülkeleri etkilememesi gerektiğine dikkati çekerek, bu anlaşmazlıkların İran halkının refah ve huzurunu da etkilememesi gerektiği değerlendirmesinde bulundu.

Uluslararası anlaşmaların bağlayıcılık ilkesine işaret eden Li, "ABD bu tür tek taraflı iptaller yaparak uluslararası toplum gözünde kredisini yitiriyor. Güvenmediğiniz bir ülkeyle nasıl sağlıklı ilişkiler yürütebilirsiniz? Verdiği sözde durmayan ülkelerle nasıl uzun vadeli iş birlikleri geliştirebilirsiniz? Diğer ülkeler ABD'nin zararlarından ortak paylaştığımız uluslararası düzeni nasıl koruyacaklarını düşünmeli ve bunun için iş birliğini artırmalı." diye konuştu.

– Kaşıkçı cinayeti

Li Vey, Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayetinin Çin ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkileri etkilemeyeceği görüşünü paylaşarak, Çin'in dış politikasını tek bir olay üzerine kurgulamayacağını savundu.

Pekin yönetiminin uluslararası ilişkileri adalet ve eşitlik prensibiyle ele aldığını savunan Li, küresel sorunlarda tutarlı tavır takınılmasının önemine işaret etti.

Li, bu alanda Washington yönetiminin kendi menfaatleri uğruna aynı nitelikteki olaylara farklı standartlar uyguladığı eleştirisini yaparken, "ABD, Cemal Kaşıkçı'nın öldürülmesi olayında konuyu tüm yönleriyle ve doğru şekilde ele almadı. ABD, Cemal Kaşıkçı'nın öldürülmesi olayındaki tavrıyla asıl derdinin insan hakları olmadığını ortaya koymuştur. İnsan hakları ABD için sadece kendi hoşuna gitmeyen ülkeleri baskılamak için kullandığı bir araçtır." ifadesini kullandı.

Guatemala hapishanesi, 2. Körfez Savaşı ve ABD'nin ülke içindeki insan hakları tablosu gibi konuları buna örnek gösteren Li, "ABD, kendi müttefikinin işlediği insan hakları ihlaliyle gerçek manada sınav verirken ayrı bir standart uyguluyor. Bu da onların kendi menfaatlerini uluslararası toplumun önüne koyduğunu gösteriyor." değerlendirmesini yaptı.

Kriptolojiyi “gözün şifresi”ni çözmek için kullanıyor

İSTANBUL (AA) – HİKMET ORÇUN ÜRESİNLER – Kriptoloji alanında dünyanın sayılı akademisyenlerinden biri olan Prof. Dr. Çetin Kaya Koç, görmenin kendi içinde bir şifresi olduğundan yola çıkarak çalışmalarını yapay göz alanında yoğunlaştırdı.

İstinye Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Koç, "Görmenin nasıl olduğunu anlamak ve suni görmenin nasıl olabileceğine dair düşünmek benim çok ilgimi çekmeye başladı. Çünkü bunun da bir kodlama problemi olduğunu ve çözülebileceğini görüyorum. Hayatımın bundan sonrasını gözü çözmeye adamak istiyorum." dedi.

Türk Silahlı Kuvvetleri ve dünya devi şirketlere kriptoloji hizmeti veren Koç'un hikayesi, 1957'de Ağrı'da dünyaya gelmesiyle başladı. Koç, Ağrı Lisesindeki eğitiminin ardından İstanbul Teknik Üniversitesi Elekronik ve Haberleşme Mühendisliği'ni birincilikle bitirdi. Devlet bursuyla ABD'ye gönderilen Koç, doktorasını Kaliforniya Üniversitesinde tamamlayarak Houston Üniversitesinde yardımcı doçent olarak çalışmaya başladı. Oregon Eyalet Üniversitesinde doçent, sonra da profesör olan Koç, burada Bilgi Güvenliği Laboratuvarını kurarak "Seçkin ve Sürdürülebilir Araştırma Liderliği" ödülüne layık görüldü.

Kaliforniya Üniversitesinde profesör olarak çalışan Çetin Kaya Koç, kriptografi ve nöromorfik mühendislik alanlarında lisans, yüksek lisans, doktora öğrencisi ve doktora-sonrası araştırmacıların birlikte çalıştığı Koç Lab'i kurdu.

Koç, kriptoloji mühendisliğine yaptığı katkılardan dolayı 2007 yılında IEEE Fellow (alanında çok değerli işler yapmış bilim insanları) unvanına layık görüldü. Akademik alanda ulusal ve uluslararası birçok çalıştay gerçekleştiren Koç, kısa zamanda dünyanın kriptoloji ve şifreleme alanında en çok doktora öğrencisi yetiştiren 3 akademisyeninden biri oldu. "Cryptographic Engineering" isimli kitabı Çinceye çevrilen Koç'un, 200'den fazla akademik yayını ve ABD'de 13 patenti bulunuyor. H-endeksi değerlerine göre en çok atıf alan 100 Türk araştırmacı arasında bulunan Prof. Dr. Çetin Kaya Koç, çalışmalarını yapay göz alanında yoğunlaştırarak görmeyen insanlara umut olmayı hedefliyor.

– Kriptolojinin kökeni Yunan ve Romalılara dayanıyor

Prof. Dr. Çetin Kaya Koç, AA muhabirinin sorularını yanıtlarken, kriptolojinin pek bilinmediğini ama çok değerli ve önemli bir mühendislik kolu olduğunu söyledi.

Kriptoloji hakkında bilgi veren Koç, "Efes'e giderseniz orada birtakım taş lahitler bulursunuz. O lahitlere 'kript' denir. Bu lahitleri Yunanlılar ve Romalılar, cenazeyi saklamak için kullanırlardı. Kriptoloji de kavram olarak oradan geliyor. Bugün ise; bilgiyi saklamak, bilgiyi başkalarının erişiminden uzat tutmak şeklinde kullanılmaktadır. Dolayısıyla kript, Arapça şifrelemek anlamına gelmekle birlikte İngilizcede cipher olarak ifade edilmektedir." dedi.

Kriptolojinin, bir çeşit kodlama metodu, objelere birtakım kodlar ilave etme ve onları kodlarla temsil etme anlamına geldiğini dile getiren Koç, "Herhangi bir objeyi bilgisayarda temsil etme metodu, benim çok ilgi duyduğum bir alana dönüştü ve bunu geliştirmeye başladım. Kriptoloji, gerçekten çok önem verdiğim, şanslı ve çok başarılı olduğum bir alan oldu." değerlendirmesinde bulundu.

Prof. Dr. Çetin Kaya Koç, alanında birçok konferans verdiğini, makale yazdığını, doktora ve master öğrencisi yetiştirdiğini anlattı.

– Kriptolojik kodları akıllı telefonlar ve tabletlerde kullanılıyor

Amerika'da yaşadığı yıllarda tanıştığı şifreleme konusunun kendisini heyecanlandırdığını belirten Koç, çalışmaları sayesinde bugün kendisini "orijinal bir noktada" bulduğunu ifade etti.

Koç, şu bilgileri verdi:

"Günümüzde birçok insanın internetten alışveriş konusunda korkuları var. Benim geliştirdiğim çalışmalar bu alanda dünya çapında kullanılıyor. Bir elektronik ticaret sitesinden ürün satın aldığınız zaman, sizin bilgilerinizin şifrelenmesi gerekiyor. Verdiğiniz bilgilerin karşı tarafa şifreli bir şekilde ulaşması gerekiyor ki sizin kredi kartı bilgileriniz, adres bilgileriniz ve alışverişle ilgili mahremiyetiniz gizli kalabilsin. Ben özellikle bunlarla çok uğraşıyorum.

Geliştirdiğim kriptolojik kodlar hem Türkiye'de hem de dünya çapında akıllı telefonlarda ve tablet bilgisayarlarda kullanılıyor. Öğrencilerimden biri dünyada bu alandaki 3 kişiden biri olduğumu söyledi. Araştırdığım zaman kriptoloji ve şifreleme alanında dünyada en çok doktora öğrencisi yetiştiren 3 insandan biri olduğumu gördüm. Bu elbette gurur verici."

Çin, Amerika ve İsviçre'nin de aralarında bulunduğu birçok ülkede dersler vermeye devam ettiğini aktaran Koç, bu konunun kendisi için bir tutku olduğunu söyledi.

– Ağrı'da açılan kütüphane hayatını değiştirdi

Prof. Dr. Çetin Kaya Koç, Ağrı'da açılan kütüphanenin hayatına nasıl yön verdiğini şu sözlerle anlattı:

"İlkokul son sınıfta Ağrı'ya bir devlet kütüphanesi açtılar. Birkaç yüz ya da birkaç bin kitap vardı içeride. Oradaki kitapları sırayla okumaya başladım. İlkokul son sınıftan lise son sınıfa kadar o kütüphanede okumadığım kitap kalmadı. Hatta hipnoz ile ilgili kitaplar bile okudum. Ama her kitabı okumak bana çok şey öğretti. Benim için kütüphane adeta bir altın madenine dönüştü. Daha sonradan anladım ki ben bir sınıfa gitmeden, bir derse girmeden önce zaten o dersle ilgili her şeyi öğreniyordum farkında olmadan. Derslerde sadece kitaplarda bulamadığım yerlere dikkat ediyordum. Her zaman birkaç adım ileride oluyordum. Sürekli ileride olmak duygusu çok güzel. Kaliforniya Üniversitesine dünyanın dört bir yanından çok zeki öğrenciler geliyor. Türkiye'de okuduğum her sınıfta ve okulda birinciydim ama Kaliforniya Üniversitesinde yedinci, sekizinci oluyordum. Bu çok güzel bir ders oldu benim için. Benden daha zeki insanlarla çalışmak, onlardan bir şeyler öğrenmek çok hoşuma gidiyordu."

– "Göz, beynin bir parçası"

Çalışmalarının kendisini birdenbire "insan ve beyin", "insan ve görme" konularına ittiğini belirten Koç, şöyle devam etti:

"Zamanla görmeye merakım arttı. İnsan gözündeki sinirlerin beyin zarının içinde olması aslında insan gözünün, beynin bir parçası olduğunu bize gösteriyor. Bir anlamda beynimiz dışarıya ulaşmak için göz boşluklarımızdan dışarı doğru sinirleri uzatmış diyebiliriz. Yani göz bir organ değil, beynin bir parçasıdır. Dolayısıyla görmenin nasıl olduğunu anlamak ve suni görmenin nasıl olabileceğine dair düşünmek benim çok ilgimi çekmeye başladı. Çünkü bunun da bir kodlama problemi olduğunu ve çözülebileceğini görüyorum."

– Tıp öğrencilerine kriptoloji öğretiyor

Görmeye olan merakının kendisini çok farklı bir noktaya sürüklediğini ve ömrünün sonuna kadar bu alanda çalışmak istediğini ifade eden Koç, şunları dile getirdi:

"Retinitis pigmentosa ismi verilen hastalık sebebiyle görmeyen insanların görmelerini sağlamak, gözün içine cerrahi metotlarla yerleştirilen bir çip sayesinde mümkün. Ben şimdi o görme olayının daha iyileştirilmesi üzerine çalışmak istiyorum. Türkiye'de şimdiye kadar bu alanda 15 ameliyat olmuş, ben bu sayıyı 350'ye çıkartacak bir projeyi hayal ediyorum. Hem göz doktoru hem de göz cerrahı arkadaşlarımızla birlikte kendimi çok farklı bir noktada buldum. Verdiğim eğitimler de buna yakın paralelde ilerliyor. Kriptoloji öğretiyorken kendimi tıp öğrencilerine bilgisayar mühendisliği öğretirken buldum. Şu anda yazıyı temsil etme, daha sonra resmi temsil etme, akabinde daha karmaşık olarak videoyu temsil etme, en nihayetinde de varmak istediğim şey, gördüğümüz şeyin insan beyninde nasıl temsil edildiğini bulmak. Hayatımın bundan sonrasını gözü çözmeye adamak istiyorum."

– "Çok zeki arkadaşlarınız olsun"

Prof. Dr. Çetin Kaya Koç, yaşamındaki tesadüfleri kendinde bulunan azme bağlayarak, sözlerini şöyle tamamladı:

"Ağrı'dan çıkan, Murat Nehri'nde balık tutan bir çocuğun şimdiki çalışmaları yapabiliyor olması, tesadüfler zincirinin birbirine eklenmesi demek ama bundan daha önemlisi gerçekten iyi niyetle, diploma almak için değil, bir şeyler anlamak ve öğrenmek için yapmış olmanın bana getirdiği şeyler. Bir insan, çok iyi anlaştığı, çok sevdiği ve birlikte zaman geçirdiği 5 insanın ortalama zekasına sahiptir. Dolayısıyla genç arkadaşlarıma hep çok zeki arkadaşlarınız olsun, bu sizi de ister istemez o zeka seviyeye getirecektir diyorum."

Singapur Başbakanı Lee'den “ticaret savaşı” açıklaması

ANKARA (AA) – Singapur Başbakanı Lee Hsien Loong, ABD ile Çin arasındaki ticaret savaşına ilişkin, "İki ülke tespit edilen sorunları ele alarak anlaşmalı." dedi.

Channel News Asia'da yer alan haberde, Asya Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) Zirvesi için Papua Yeni Gine'de bulunan Lee, ABD ile Çin arasındaki ticaret savaşı hakkında açıklamalarda bulundu.

Her iki ülkenin de birbirlerinin menfaatlerini anlaması gerektiğini vurgulayan Lee Hsien Loong, "ABD ile Çin, aralarındaki ticaret savaşını çözmek üzere konunun özündeki sorunları tespit etmek için birlikte çalışmalı. İki ülke tespit edilen sorunları ele alarak anlaşmalı." değerlendirmesinde bulundu.

Lee ayrıca, sorunların ancak iki ülkenin birbirlerine iyi niyetle yaklaşmasıyla çözüme kavuşabileceğine de dikkati çekti.

APEC zirvesi bugün, ABD'nin Çin'e karşı güçlü bir dille "haksız ticaret yaptığı"nın vurgulanmasını, Çin'in de bildiride ABD'nin "tek yanlılık yaptığı"nın yer almasını istemesi sonucu anlaşmazlıkla sona ermişti.

Kanada Başbakanı Justin Trudeau, konuyla ilgili farklı görüşlerin bulunmasına şaşırmamak gerektiğini dile getirerek, bu tip fikir ayrılıklarının bildiri üzerinde anlaşmayı engellediğini söylemişti.

Zirve'de dün konuşan ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Çin'in İndo-Pasifik bölgesinde altyapı projeleri için "Kuşak ve Yol Girişimi" kapsamında saydam olmayan krediler sunduğunu öne sürmüştü.

Pence, "Çin'in kredi teklifleriyle desteklediği altyapı projeleri bitirilemez ve kalitesiz. Bu projeler ülkeleri kredi borçlarına sürüklüyor. Borçlanarak ülkenizi ve bağımsızlığınızı tehlikeye atmayın, ülkenizi koruyun." şeklinde konuşmuştu.

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping de "Bu proje kimseyi hedef almıyor ve kimseyi dışlamıyor. Bazılarının iddia ettiği gibi bu bir tuzak değil." değerlendirmesinde bulunmuştu.

GRAFİKLİ/ANALİZ – Çin'de dışa açılımın 40 yılı ve geleceği

ANKARA/PEKİN (AA) – TEVFİK DURUL/FUAT KABAKCI – Çin, tarihi reform sürecinin 40'ıncı yılında kendisini dışa açılmaya teşvik eden ABD ile rolleri değişirken, Devlet Başkanı Şi Cinping'in liderliğinde "Çin nüfuzu" retoriği gittikçe keskinleşiyor.

Ülke, dışa açılımının meyvelerini zenginleşerek alıyor. Ancak Şi yönetimi, "büyük birader" benzeri gözleme mekanizmalarıyla ülke halkına yönelik kontrol ve denetimini giderek sıkılaştırıyor.

Çin yakın tarihine damgasını vuran en önemli siyasi figürlerden olan Dıng Şiaoping, 1978'de ülkenin dışa açılımını dünyaya ilan etmişti.

Aradan geçen 40 yıllık süreçte ülke, Dıng'ın dahi hayal edemeyeceği düzeyde bir kalkınma hikayesi yazdı. Çin, dışa açılımdan bu yana 3,12 trilyon dolarla dünyanın en çok döviz rezervine sahip, 11 trilyon dolarla dünyanın en büyük ikinci ekonomisi ve 170 milyar dolarla üçüncü en büyük doğrudan yabancı yatırımcı haline geldi.

Uluslararası Para Fonu (IMF) verilerine göre, Çin'in dünya ekonomisindeki payı 1978'de yüzde 1,8 oranındayken, 2017 sonunda yüzde 18,7 seviyesine yükseldi.

Çin Halk Cumhuriyeti'nin kurulduğu 1949'dan dışa açılımın ilan edildiği 1978'e kadar sadece 200 bin Çinli yurt dışı seyahati yapabilmişken, sadece geçen yıl Çin'den yurt dışına 130 milyon seyahat gerçekleşti.

– Dışa açılımın mimarı

ABD ile diplomatik ilişkilerin tesisinin ardından 1979'da bu ülkeye yaptığı 9 günlük ziyarette kovboy şapkası giyerek kameralara poz veren Dıng, Çin'in dışa açılımının mimarı oldu.

Çin'de ülkenin kurucu lideri Mao Zıdong tarafından yapılan kültür devriminin yıkıcı etkilerini silerek, daha düşük profilli ve pragmatist bir dış politikaya yönelen Dıng Şiaoping, ülkesinin ekonomik kalkınma ve sosyal refah hedeflerini hayata geçirmekte önemli rol oynadı.

Reform süreciyle özel şirketlerin önü açılırken, devlet şirketlerinin de iç ve dış pazarda aktif olmasına izin verildi. Ülkenin güneyindeki Guangdong eyaletine bağlı Şıncın kentinde dışa açılım adımlarının ilklerinden olan özel ticaret bölgeleri kuruldu.

Sıradan bir balıkçı köyüyken yaklaşık 20 yıl gibi kısa bir sürede Hong Kong ile rekabete aday kent haline gelen Şıncın, dışa açılımda ülkenin dinamo motorlarından biri haline geldi.

– Fabrika ayarlarına geri dönüyor

Ülke, ekonomi alanında kaydettiği bu "mucizevi" başarıya karşın Devlet Başkanı Şi Cinping liderliğinde dış politikadaki "pragmatist" ve düşük profilli çizgisini, küresel ölçekli nüfuz arayışlarıyla değiştiriyor.

Kendisini dışa açılıma teşvik eden ABD ile rolleri değiştiren Çin, özellikle ABD Başkanı Donald Trump'ın açtığı "ticaret savaşı", stratejik konumuyla öne çıkan Güney Çin Denizi'nde komşularıyla egemenlik yarışı ve tarihi İpek Yolu'nu yeniden canlandırmayı hedefleyen "kuşak ve yol" inisiyatifiyle dünya arenasında ihtiyat ve endişeyle izleniyor.

Dışa açılımın meyvelerini daha müreffeh bir toplum haline gelerek almaya başlayan Çin, Şi liderliğinde siyasi ve sosyal açıdan adeta "fabrika ayarlarına" geri dönüyor.

Zira Şi, martta yapılan Çin Ulusal Halk Kongresi genel kurulunda oylamaya sunularak kabul edilen yeni anayasayla devlet başkanlığı için belirlenen 10 yıllık görev sınırını kaldırarak "süresiz" liderliğinin önünü açmıştı.

Önceki anayasada yer alan süre sınırlaması, Dıng'ın teklifiyle 1982'de anayasaya eklenmişti. Mao'nun kültür devrimi sonrası toplumda hakim olan kargaşanın önünü almak için atılan bu adım, aşırı güç sahibi liderlerin yol açabileceği tehlikeler göz önünde bulundurularak atılmıştı.

– Dışa açılırken ülke içinde daha "kontrolcü" oluyor

Dıng, ülkenin politikasına yön veren başlıca aktör olmasına rağmen hiçbir zaman devlet başkanlığı görevine talip olmamış ancak Çin Komünist Partisi ve ordu üzerindeki yetkilerini kullanarak döneminin gerektirdiği denge siyasetini başarıyla yürütmüştü.

Özellikle Çin gibi daimi tek parti iktidarıyla yönetilen bir rejimde halkın ömür boyu liderlere karşı kaygılı tutumu, ülkeyi bu yönde karar almaya itmişti.

Dıng ile kapılarını batıya açan Çin, komünizmi "Çin özellikleri taşıyan sosyalizm" sunumuyla kapitalist bir ambalajla piyasaya sürmüştü. Batılı şirketler, ucuz iş gücünden faydalanarak üretim hatlarını Çin'e taşımış ve bu ülkeyi "dünyanın fabrikasına" dönüştürmüştü.

Ülke, bu süreçte başta ABD olmak üzere batı dünyasının refahını ülkesine çekerken, özellikle Şi'nin göreve geldiği 2013'ten bu yana ülke içinde daha "kontrolcü" bir çizgiye kayıyor.

Dünyanın en büyük ikinci ekonomisi ile en kalabalık ordusuna sahip, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi daimi üyeliği bulunan Çin, Şi Cinping'in liderliğinde ülkenin kurucu lideri Mao'yu gölgede bırakmaya namzet bir geleceğe doğru ilerliyor.

Ülke, giderek daha fazla dışa açılıyor. Ancak Çin hükümeti, uyguladığı "büyük birader" benzeri gözlem mekanizmalarıyla ülke içinde halkı üzerindeki denetim ve kontrolünü giderek artırıyor.

Şi Cinping yönetimi, 2020'ye kadar tüm ülkeye yaymayı planladığı sistemle yüz tanıma, sosyal medya kullanımı ve yapay zeka teknolojileriyle halkını sosyal puanlamaya tabi tutacak. Vatandaşları aldığı puanlara göre kategorize edecek olan Çin, bu yolla ülke içindeki denetim ve kontrolünü güçlendirecek.

– ABD ve Çin arasındaki küresel rekabet

ABD Başkanı olarak göreve gelmesinin ardından Çin'i teknoloji casusluğu ve fikri mülkiyet haklarını ihlal etmekle suçlayan Donald Trump, kendi ülke halkına yönelik milliyetçi propaganda ve ordu kapasitesinin artırılması gibi konularda Şi'nin ekmeğine yağ sürüyor.

Trump yönetiminin mart ayındaki hamlesiyle başlayan vergi savaşları sonucunda ABD, 250 milyar dolar değerindeki Çin mallarına ilave vergi getirdi. ABD'nin vergi hamlelerine anında karşı cevap veren Pekin yönetimi de 60 milyar dolar tutarında ABD menşeli ürünlere vergi ekledi.

Dünyanın geri kalanını etkileyen tarife savaşlarının yanı sıra Çin'in yılda yaklaşık 5,3 trilyon dolarlık ticaretin deniz taşımacılığına ev sahipliği yapan Güney Çin Denizi'nin yüzde 80'i üzerinde hak iddia etmesi ve burada yapay adalar inşa ederek deniz üzerinde uçak pistleri ve füze bataryaları konuşlandırması, Pekin-Washington hattında ayrı bir gerginlik alanı oluşturuyor.

Çin ayrıca 2015'te hayata geçirdiği askeri reform paketiyle yurt dışında operasyonlar yapılması için ordusuna yeşil ışık yakmıştı.

– Çin merkezli Kuşak ve Yol

Pekin yönetiminin Güney Çin Denizi üzerinden deniz yoluyla ülkenin batısında ise demir yoluyla karadan dünyaya açılma hamlesi olan Kuşak ve Yol inisiyatifi, nüfuz alanını artırmayı amaçladığı gerekçesiyle uluslararası alanda eleştiri ve engellemelere hedef oluyor.

Tarihi İpek Yolu'nu yeniden canlandırmayı hedefleyen Kuşak ve Yol kapsamında karadan Pakistan ile yaklaşık 46 milyar dolarlık Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru'na yatırım yapan Pekin yönetimi, bu ülkede bulunan Gwadar Limanı'nı 43 yıllığına kiraladı.

– Afrika'da "modern sömürgecilik" eleştirileri

Afrika'da da varlığını hissettiren Çin, 2000 yılından bu yana bölge ülkelerine verdiği borçlar nedeniyle uluslararası kamuoyunun "modern sömürgeci" eleştirilerinin hedefi oluyor.

2000-2017 döneminde Çinli devlet firmaları ve bankalarının Afrika ülkelerine verdiği toplam borç miktarı 143 milyar doları buluyor.

Eski ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, martta Afrikalı hükümet liderlerini uyararak, Çin'den borç para aldıklarında karşılığında egemenlik haklarını kaybetmeyi riske attıklarını söylemişti.

Çin'in ayrıca Afrika'ya, hibe, faizsiz kredi, özel kalkınma fonu, ithalatı destekleme fonu, yatırımlar çerçevesinde 60 milyar dolarlık yardım taahhüdü bulunuyor. Afrika ile ilişkilerini sadece ekonomiyle sınırlamayan Çin'in stratejik konum bakımından bölgedeki kilit ülkelerden Cibuti'de askeri üssü de bulunuyor.

Uluslararası arenada söz sahibi olma hedefiyle 40 yıl önce dışa açılan Çin ile son 2 yıldır içe kapanan süper güç ABD arasında marttan bu yana devam eden ticaret savaşı, Güney Çin Denizi ve çeşitli ikili, bölgesel ve uluslararası konulara yönelik müzakerelerden halen somut sonuçlar elde edilemiyor.

İki ülkeden üst düzey yetkililerin karşılıklı ziyaretlere rağmen mesafe alamadıkları müzakerelerin, Şi ve Trump arasında Arjantin'de bu ay sonu yapılacak G-20 Liderler Zirvesi kapsamında yapılacak görüşmenin nasıl geçeceği merakla bekleniyor.