Yargıda Birlik Derneği Başkanlığına Kırmaz seçildi

ANKARA (AA) – Yargıda Birlik Derneği Başkanlığı'na, başkanvekilliği görevini yürüten Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Birol Kırmaz seçildi.

Yargıda Birlik Derneğinin dün toplanan ve mevcut başkanlık divanı üyelerinin tekrar aday olduğu 2'nci Olağan Genel Kurulunda yönetim kurulu, yüksek istişare kurulu, etik kurulu ve denetleme kurulu üyelerinin seçimi yapıldı.

Seçilen üyeler arasında bugün yapılan görev dağılımında, dernek başkanlığına Birol Kırmaz, başkan vekilliklerine Adalet Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Musa Heybet ve Antalya Bölge Adliye Mahkemesi Başkanı Ali Nevzat Açıkgöz ve genel sekreterliğe İstanbul Başsavcı Vekili Cumali Karakütük seçildi.

Genel sekreter vekilliklerine Berrin Aksoyak ve Şerafettin Özyürür, basın sözcülüğüne Mustafa Doğru, dış ilişkiler sorumluluğuna Barış Duman ve saymanlığa Fehmi Tosun getirildi.

Yeni dönemde Elif Aydan Bozfırat, Serap Güner, Fatih Karakuş, Necep Topuz, Hasan Onur Dinç ve Fahri Gülay, yönetim kurulu üyesi olarak görev yapacak.

Yine yetkili kurulların yaptığı toplantılarda, yüksek istişare kurulu başkanlığına Kemal Mecit, denetleme kurulu başkanlığına Sezer Söylemez ve etik kurul başkanlığına Fatih Muşmal seçildi.

– İlk Başkan Kırmaz'dı

Fetullahçı Terör Örgütü'nün yargıdaki etkisini kırmak ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyeliği seçimlerinde başarılı olmak amacıyla 2014'te farklı görüşten hakim ve savcıların bir araya gelerek oluşturduğu Yargıda Birlik Platformu, daha sonra Yargıda Birlik Derneği olarak örgütlendi.

Platformun bir araya gelmesinde derneğin kuruluş aşamalarında öncü olan ve ilk başkanlık görevini yürüten Birol Kırmaz, görevi Cumali Karakütük'e devretmişti. Görev süresini tamamlayan Karakütük'ten sonra ise dernek başkanlığını Adalet Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Musa Heybet yürütüyordu.

GRAFİKLİ – FETÖ alaycı ifadelerle gerçeği saklamaya çalışıyor

ANKARA (AA) – KEMAL KARADAĞ/DUYGU YENER – Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) üyeleri, darbe teşebbüsüne ilişkin emniyet ve adliyede verdikleri ifadelerde, gerçekleri gizlemek amacıyla ilginç savunmalarda bulundu.

Hukuk, güvenlik ve psikiyatri alanındaki uzmanlar, FETÖ üyelerinin ifadelerinde yer alan, “tesadüfen oradaydım, bir anda kendimi darbe girişiminin içinde buldum, tarla bakmaya gitmiştim, odamdan hiç çıkmadım, torunlarımı görmeye gittim” şeklindeki söylemleriyle gerçeklerin ortaya çıkmasının engellenmesinin amaçlandığını belirtti.

Üsküdar Üniversitesi Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, davanın adli yargılama, sosyal, psikolojik ve siyasi boyutu olduğunu söyledi.

Tarhan, savcılık ve mahkemelerin kamu vicdanına göre karar verdiğini belirterek, “Türkiye’deki kamu vicdanı düşünüldüğünde ise bu konuyla ilgili aşırı bir duyarlılık var. Böyle durumlarda psikolojide aşırı değerlendirilmiş fikirler olarak ifade kullanıyoruz. Gerçek bir olay olduğundan aşırı değerlendirilmiş fikirler olarak kabul edilir. Her zaman değer yargılarını ve muhakemeyi bozar bu fikirler.” dedi.

Toplumdaki darbe karşıtı bir ruh halinin olması ve bu konunun sürekli takip edilmesi, mahkeme, savcılıktaki durumların basına yansıması, kamuoyunca takip edilmesinin aşırı değerlendirilmiş fikirlerin kapsamına girdiğini dile getiren Tarhan, “Toplumun konuya hassasiyetinden hakimin yaptığı her hareketin, verdiği her karar sürekli mercek altında tutuluyor. Dolayısıyla böyle durumlarda insanlar gerçek fikirlerini söylemekten korkup, kaçınabiliyor.” değerlendirmesinde bulundu.

Tutuklananlar arasında dört tip insan olduğunu belirten Tarhan, darbeye karışan ama şu anda FETÖ aleyhinde konuşup rol yapanlar, yanlış yerde bulunduğunu savunanlar, çeşitli sebepler nedeniyle korktukları için ifade vermeyenler ile halen örgütle hareket etmeye devam edenler bulunduğunu anlattı.

Tarhan, “(Fetullah Gülen bana beddua edecek) diye korkanlar var. Olayın ne kadar vahim, dini bir kılıfa sokulduğunu, bunun nasıl bir cihat psikolojisi içinde yapıldığını gösteriyor. Cihat duygusuyla kaçan, liderlerinden beddua alacağı için ebedi hayatlarının gideceğini düşünenler bulunduğu gibi, bu kişiler halen olayı objektif değerlendiremiyorlar. Bu kişilere rehabilitasyon gerekebilir. Bu kişiler farklı sorgulama ve psikoloji destekli sorgulama teknikleriyle sorgulanabilir.” ifadelerini kullandı.

– “Türk milletin aklıyla alay edilmemeli”

Yargıda Birlik Derneği Başkanvekili Birol Kırmaz ise Türkiye’nin 15 Temmuz’da çok ağır bir travma geçirdiğini söyledi.

Yaşanan darbe teşebbüsünün ardından devletin reflekslerinin üst seviyeye çıktığının altını çizen Kırmaz, Türk milletinin ülkesinin geleceğine, bütünlüğüne, demokrasinin varlığına sahip çıktığını ifade etti.

Kırmaz, şunları kaydetti:

“Yargıya düşen, bu ağır travmayı yaşatanlardan hukuk kuralları çerçevesinde hesap sormaktır. Bu şekilde darbeye karışanlar yargının önünde en ağır şekilde cezalandırılmalıdır. Elbette savunmalar savunma hakkının kutsallığı çerçevesinde dikkate alınacaktır. Ama 15 Temmuz’da yaşananlar bütün çıplaklığıyla ortadadır. Ülkemiz canlı olarak bu darbe teşebbüsünü yaşatanları gözlemlemiştir. Hiç kimse Türk milletinin aklıyla alay etmemelidir.”

Türkiye’nin bu rezilliği yaşatanlardan hesap soracak güç ve kudrete sahip olduğunu vurgulayan Kırmaz, bağımsız yargının üzerine düşen sorumluluğu layıkıyla yerine getireceğini dile getirdi.

Örgüt mensuplarının söz konusu ifadeleriyle gerçeğin ortaya çıkarılmasının engellenmeye çalışıldığını kaydeden Kırmaz, “Savunma hakkı kutsaldır ama deliller sadece savunmadan ibaret değildir. Ülkemiz ve dünya canlı olarak bu rezaleti seyretmiştir. Savunmalarda geçen ibareler, olayı başka yöne çekerek gerçeklerin çarpıtılıyor olmasını sağlamak içindir. Biz suça karıştığı için pişmanlık duyanları örgüt hakkında tüm bildiklerini samimi olarak itiraf etmeye davet ediyoruz.” şeklinde konuştu.

– “İfadeler talimat gereği verildi”

Güvenlik Uzmanı Abdullah Ağar da, darbe girişiminin sonuçsuz kalmasının ardından FETÖ’nün etkinliğini kaybetmemek için çabaladığına işaret etti.

Örgütün yakalanmamasını istediği üyelerin de var olduğunu ifade eden Ağar, bunun için de örgütün bazı tedbirleri devreye koyduğunu belirtti.

Söz konusu ifadelerde yer alanların gerçeğin ortaya çıkmasının engellenmesi için söylendiğini aktaran Ağar, örgütün çözülmeleri önlemek istediğini vurguladı.

İfadelerde yer alan söylemlerin bir talimat olduğuna işaret eden Ağar, “Talimat gereği böyle ifadeler verilmiştir. Hem talimat var hem de örgüte destek var. Örgütün iş birliği içinde olduğu yapılar var. FETÖ’nün iş birliği içindeki yapılar da FETÖ ile mücadeleyi etkisizleştirmeye, caydırmaya, sulandırmaya, geciktirmeye, önlemeye, yanlış yöne kanalize etmeye çalışıyorlar. Bizim mücadelemiz sadece FETÖ ile değil.” değerlendirmesinde bulundu.

Ağar, devlet kurumları içindeki FETÖ mensuplarının ihracının devletin bekası için önemli olduğunun altını çizerek, mücadelede caydırıcı tedbirlerin devreye sokulması gerektiğini belirtti.

– Neler söylemişlerdi?

FETÖ’nün darbe girişiminde yer alan bazı şüpheliler savunmalarında, olaylarda yer almalarını ilginç gerekçelerle anlatmışlardı. Soruşturma kapsamında tutuklanan isimlerin çoğu darbe girişiminden haberi olmadıklarını ileri sürerek, çeşitli bahaneler dile getirmişlerdi.

İfadelere yansıyan, bazı ilginç savunmalar şöyle:

FETÖ’nün “hava kuvvetleri imamı” firari Adil Öksüz: “14 Temmuz’da Sakarya’dan Ankara’ya geldim. Keçiören’de kaldım. Tarla bakmak için 150 TL’ye anlaştığım taksici beni getirip Kazan’a bıraktı.”

Eski Hava Kuvvetleri Komutanı ve Yüksek Askeri Şura üyesi Akın Öztürk: “Darbeyi planlayıp yöneten değilim. Kimin planlayıp yaptığını da bilmiyorum. Torunlarımı görmek için Akıncı Üssüne gittim. Lojmanda akşama kadar vakit geçirdim.”

Öztürk’ün damadı ve eski 141. Filo Komutanı Yarbay Hakan Karakuş: “(Evindeki aramalarda bulunan 1 dolarlık banknotlar) Ben bu dolarları Amerika’ya tatbikata gittiğimde harcamalar sonrasında artan para üstleri şeklinde biriktirdim. Onlar hatıra olsun diye çekmecede duruyordu.”

Eski Genelkurmay Proje Yönetimi Daire Başkanı Tümgeneral Mehmet Dişli: “Yaptığım bütün görüşmeleri komutanın emriyle, onun bilgisi dahilinde can güvenliği için yaptım.”

Eski 2. Ana Jet Üs Komutanı Tümgeneral Kubilay Selçuk: “İzmir’den hafta sonunu kardeşimin evinde geçirmek üzere öğle saatlerinde askeri uçakla Akıncı Üssü’ne geldim. Kendimi olayların içinde buldum.”

Darbe girişimi sırasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a suikast girişiminde bulunan Astsubay Başçavuş Zekeriya Kuzu: “Kumsala indik. Oradaki evin içine girdiğimizde ateş altında kaldık. Sürünürken silahımı kumsallık alanda bıraktım.”

Güvenlik kamerası görüntülerine göre karargah içinde dolaştığı görülen eski Personel Başkanı Korgeneral İlhan Talu, “Kapıyı kilitledim, ışıkları söndürdüm. Odamdan çıkmadım.”

Eski Akıncı 4. Anajet Üs Komutanı Tuğgeneral Hakan Evrim: “(Yurtta Sulh Konseyi) Kim tarafından oluştuğunu, hedeflerinin ne olduğunu bilmiyorum, ilk defa TRT’de olay günü bu konseyden haberim oldu.”

Yayınları kesmek amacıyla TÜRKSAT’a girmeye çalışırken yakalanan Burhan Güneş: “Polis olduklarını sonradan öğrendiğimiz şahıslar bizi durdurduğu esnada ben panikle ‘Bizi çağırdılar’ dedim ancak beni buradan arayan da, çağıran da olmadı. TÜRKSAT içerisinde hiç kimseyi tanımam.”

“FETÖ’cü hakimlerin baktığı davalar yeniden görülmeli”

ANKARA (AA) – FERDİ TÜRKTEN – İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ersan Şen, Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ile irtibatı nedeniyle meslekten ihraç edilen hakimlerin gördüğü davaların, bu konuyla illiyet bağı aranmaksızın yeniden görülmesi gerektiğini söyledi.

Hukukçular, FETÖ soruşturması kapsamında Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) tarafından meslekten ihraç edilen hakim ve savcıların imzası bulunan dosyaların yeniden görülüp görülemeyeceği konusunu değerlendirdi.

Prof. Dr. Şen, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yasal düzenlemeye göre bir hakime kusur atfedildiyse, atfedilen kusurdan dolayı hakim suçlanıyorsa ve o davayla ilgisi, irtibatı varsa bunun bitmiş dosyalar için yargılanmanın yenilenmesi sebebi olduğunu belirtti.

Dosya devam ediyorsa da yeni heyetin her türlü iddiayı dikkate alacağını ifade eden Şen, Ceza Muhakemesi Kanununun (CMK) 311. maddesinde sahte delil, hakimin illiyet bağı olan kusuru, yeni olay gibi kavramlar ortaya çıkması durumunda yargılamanın yenilenebileceğini öngördüğünü anlattı.

– “Karine kabul edilmeli”

HSYK’nın söz konusu hakim ve savcıları, Türk milleti adına karar verip, hareket etme kabiliyetine sahip olmadıkları, FETÖ/PDY ile irtibatları ve örgüt adına karar verdikleri gerekçesiyle ihraç ettiğini aktaran Şen, şöyle devam etti:

“Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Türkiye’de Devlet Güvenlik Mahkemelerinde (DGM) askeri hakim bulunduğu için, o askeri hakimlerin kararlarında sanık lehine karar verse bile tarafsız olamayacağına, DGM’lerin kuruluş yapısı itibarıyla dürüst yargılama hakkını korumadığına karar verdi ve Türkiye 2004-2005’de DGM’leri kaldırdı. Niye? Çünkü ‘Hakim hem subjektif hem objektif olarak tarafsız olmak, görünmek zorundadır.’ dedi.

Şimdi bu hakimler FETÖ’cü olduğu için, terör örgütünün mensubu olduğu gerekçesiyle henüz yargılanmasa da masumiyet karinesi devam etse de onların en üst kurulu olan HSYK tarafından meslekten atıldılar. AİHM de bir askeri hakimin davada bulunmasını onun tarafsızlığını bozan, yargılanan kişiyi korkutan, önyargılı bir hakim gibi gösterdiğini kabul ettiğine göre burada da bu ihraç edilen hakimler, savcılar için ‘davalarda Türk milleti adına hareket etmemişler ve karar vermemiştir’ denilmeli ve bu kusur karine kabul edilmeli. Yani, illiyet bağı var mı yok mu, bu kusurdan dolayı, FETÖ’cü olduğu için ‘bu davada şöyle karar verdi, böyle karar verdi’ şeklinde ayrı bir araştırma yapılmadan bunların gördükleri tüm dosyaların tekrar bakılması gerekir. Çünkü bu CMK 311. maddesine uygun, yeni bir kanuna ihtiyaç yok. Niye? Çünkü burada hakimin kusuru var. Türk milleti adına hareket etmemiş, tarafsız hareket etme kabiliyetlerini zaten kaybetmişler ve bu yeni bir olaydır. Dolayısıyla biten dosyalarda yargılamaların yenilenmeleri, eski adıyla iadei muhakeme gerekir.”

-“Komisyon kurulabilir”

Prof. Dr. Şen, adaletin eşit dağıtılması gerektiğini belirterek, “Vatandaş ‘Bunları FETÖ’cü olarak attın, bunların baktıkları davalara, verdikleri kararlara nasıl güveneceğim?’ diyor. Dolayısıyla aleyhine karar verilen herkes başvuracak. Başvuranları, hakimin FETÖ’cülükten dolayı davalara etkisi var mı yok mu diye ayırmayacaksın, hepsinin dosyasına tekrar bakacaksın.” değerlendirmesinde bulundu.

Bunun için ya yeni bir kanun çıkarılarak yargı mensuplarından oluşan komisyon tarafından başvuruların değerlendirilmesinin önünün açılması ya da CMK 311. madde kapsamında hareket edilmesi gerektiğini dile getiren Şen, “Sen koskoca HSYK olarak bunları atmışsan, ‘Türk milletine değil oraya hizmet etti’ diyorsan o takdirde bu sorunu çözmek için dosyaları tekrar tozlu raflarından, bulundukları yerlerden indireceksin, çıkaracaksın, bakacaksın. Olması gereken bu.” ifadelerini kullandı.

Şen, bunun, ihraç edilen hakim savcıların suçsuzluk karinesini bertaraf anlamına gelmediğini, bu kişilerin belki de yargılanıp aklanacağını, HSYK’nın tasarrufunun cezai değil, idari olduğunu belirterek, HSYK bu kişilerle çalışmayacağını söyledikten sonra baktıkları davaların da yeniden görülmesi gerektiğini dile getirdi.

Adaletin tesis edilip, hukukun ayağa kaldırılması için şaibelerin mümkün olduğunca azaltılması gerektiğine işaret eden Şen, “Belki de 17-25 Aralık dahil, oraya kadar siyasi suçlar, cebir şiddetin olmadığı suçlar bakımından af çıkarılmalı. Sizin dosyanıza bakıp aleyhinize karar veren hakim örgüt üyesi çıkarsa, Türk milleti adına hareket etmeyen, şaibeli çıkarsa bu insanların, en azından feryat edenlerin feryatlarını dinleyeceksin. Haklı karar mı değil mi tekrar bakıp inceleyeceksin. Ben de affın veya bunun dışında çıkış göremiyorum. En azından siyasi suçlar yönünden bu olabilir. Bu süreçte sorunları hızlı ama geçici formüllerle temizlememiz lazım. Başka türlü normalleşemeyeceğiz.” diye konuştu.

-“Bazı davalar için değerlendirilebilir”

Yargıda Birlik Derneği Başkanvekili Birol Kırmaz da konunun bazı davalar için CMK’nın 311. maddesi kapsamında değerlendirilebileceğini belirterek, şunları kaydetti:

“Her dava için olmasa bile bazı davalar için gündeme gelebilir. Her davada bu şekilde bir yoruma gidersek içinden çıkılmaz bir durum ortaya çıkar. Çok teknik bazı davalar var. Mesela bir boşanma davası, çok basit hırsızlık davaları veya iş hukuku davasının bu şekilde değerlendirilmesi çok da sanki sonuca etkili olmaz gibi görünüyor ama yargılamanın iadesinde mahkemeye başvuru yapılır ve bunu o mahkeme değerlendirir. Bu, siyasi davalar anlamında değerlendirilebilir. Dediğim gibi nihai karar verecek olan yargı merci.

Her davanın bu şekilde subjektif ele alındığını düşünmek zaten fecaat olur.”