Bulgaristan’da Avrupa Parlamentosu seçimlerine doğru

             KIRCAALİ (AA) -  Üyelerinin çoğunu Türklerin oluşturduğu Sorumluluk, Özgürlük ve Hoşgörü İçin Demokratlar Partisi (DOST), ülkede 26 Mayıs’ta yapılacak Avrupa Parlamentosu (AP) seçimleri için kampanyasını açarken, Türk ve Müslümanların 'resmi azınlık' olarak tanınması için imza kampanyası başlattı. </p>  <p>Ülkenin güneydoğusundaki Kırcaali şehrinde kampanya açılışı dolayısıyla konuşan DOST Partisi Genel Başkanı Lütvi Mestan, Osmanlı-Rus savaşı sonrası Bulgaristan’ın en hassas konusunun bu topraklarda yaşayan azınlıklar olduğunu söyledi. </p>  <p>Mestan, &quot;Bu azınlıklar nedir, azınlıklar var mı acaba, yoksa Bulgaristan’da yaşayan Müslümanlar zorla mı İslamlaştırılmış? (Bulgaristan’ın Osmanlı’dan bağımsızlığının ilanından sonra) 141 yıldır kimliğimizi tanıdılar mı? Hayır!&quot; diye konuştu. </p>  <p>Mestan, Bulgaristan’da komünizmin son döneminde 1989 yılında ülkedeki Türk ve Müslümanların isimlerinin değiştirilmesine yönelik girişilen asimilasyon kampanyasının tekrarının olmaması için &quot;Ulusal Azınlık Statüsü&quot; için başlattığı kampanyada ilk imzayı attı.</p>        <p>DOST lideri Mestan, seçim kampanyasına paralel ülke genelinde sürdürecekleri imza kampanyası ile ilgili AA muhabirine yaptığı açıklamada, şunları söyledi:</p>  <p>&quot;Partimiz bugün tarihi bir sorumluluk aldı. Türklerin ve Müslümanların 'resmi azınlık' olarak tanınması için ilk imzayı ben attım ve sorumluluğunu üzerime aldım. Artık bu yoldan geri dönüş yok. Bulgaristan’da yaşayan Türk milli azınlığının hiçbir üyesi bölücülük yolunda değil, terörist de değildir. Bizim için Bulgaristan tabii ki vatandır, ancak bizler biraz daha zenginiz, çünkü anavatanımız da var.&quot;</p>  <p>Nüfusu 7 milyonun altında inen ülkede yaklaşık 1,5 milyon Türk ve Müslüman yaşıyor.</p>    <p>-Aday listesindeki isimler

Bulgaristan Ulusal Parlamentosunda temsili bulunmayan DOST partisi, 26 Mayıs'ta yapılacak AP seçimleri için 17 kişilik aday listesinde Türk ve Müslümanlara geniş yer verdi.

Listede ilk sırada yer alan, üniversite eğitimini burslu öğrenci olarak Türkiye’de tamamlayan Bülent Hasanov, ulusal azınlık statüsünün tanınmasına ilişkin kampanyaya gururla imza attığını belirtti. İngiltere’de büyük şirketlerde kariyer yapmış olan Hasanov, seçimlere katılımına ilişkin, "Kendi kültür, dil ve geleneklerimizi geliştirebileceğimiz bir ortam istiyoruz. Avrupa’ya sadece etnik sloganlarla gitmeyeceğiz. Bu kutlu davanın hakkını vermek için Avrupa’nın en yüksek makamlarında sesimizi duyurmak isteriz. Sahip olduğum tüm bilgi ve yeteneklerimi Bulgaristan’daki Türklerin davasına harcayacağım." ifadelerini kullandı.

Listede ikinci sıradan aday olan inşaat şirketi sahibi Üzcan Turgut Adalı da Bulgaristan’da 1989 yılında sona eren komünizm rejiminin en büyük muhaliflerinden biri olan ve siyasi mahkum olarak 23 yıl hapis yatmış dedesi Nuri Adalı’nın izinden yürüdüğünü söyledi.

“Bulgaristan’ın Nelson Mandela’sı” olarak tanınan Nuri Adalı’nın torunu Üzcan Adalı, "Sesimizi duyurabilmek için birlik ve beraberlik içinde çalışmamız lazım. Bize saldırılar olabilir, ancak çizdiğimiz yoldan hiç yılmamamız gerek." dedi.

Adalı, DOST Partisinin bu seçimdeki sloganının da "Avrupa Yolunda – Nuri Adalı’nın İzinde" olduğunu anımsattı.

Listede 6. sıradan aday olan Anifa Dobrinişka da sahip olduğu tüm potansiyelini AP'de genç ve eğitimli Bulgarların sesini duyurmak için kullanmak istediğini ifade etti.

Partinin Gençlik Kolu Başkanı Taner Alimolla da Bulgaristan Türk ve Müslümanlarına ulusal azınlık statüsünün verilmesi için başlatılan kampanyaya, Türkiye’de yaşayan soydaşların da destek vermeleri çağrısında bulundu.

Bulgaristan’ın devlet kurumlarından, emniyette, itfaiyede bile azınlıkların temsilcilerinin görev alamadığına işaret eden Alimolla, "Devlet kütüklerinde halen bizlere zorla verilmiş olan Bulgar isimlerimiz geçiyor. Burada Türk olarak var olduğumuzu, bundan gurur duyduğumuzu bildirmek istiyoruz. Azınlık statüsü aldığımızda bu sorunlara çözüm getirilecek." diye konuştu.

“Avrupa'da aşırı sağın yükselmesi çok ciddi tehlike oluşturuyor”

TBMM (AA) – ALİ KEMAL AKAN – Türkiye-Avrupa Birliği Karma Parlamento Komisyonu (KPK) Eş Başkanı İsmail Emrah Karayel, Avrupa'da "aşırı sağın" giderek yükselmesine ilişkin, "Bu süreç aslında şu an itibarıyla Avrupa içinde çok ciddi bir tehlike, bunun da farkındalar. Bunun önüne geçmek için de tedbirler almaya çalışıyorlar ama maalesef kendi hareketleri neticesinde oluşan bu durumu kısa bir süre içerisinde telafi edebilecek, düzeltebilecek durumda olmadıkları da aşikar." dedi.

Karayel, AA muhabirinin, yaklaşan Avrupa Parlamentosu (AP) seçimleri öncesinde, Avrupa Birliği (AB) üye ülkelerinde artan İslam düşmanlığı ve ırkçı söylemler üzerine yürütülen siyasi sürece ilişkin sorusu üzerine yaptığı açıklamada, Avrupa'da aşırı sağın ciddi bir yükselişte olduğunu söyledi.

Avrupa'daki aşırı sağın, yabancı ve İslam düşmanlığı, ırkçılık ve göçmen karşıtlığı şeklinde kendisini gösterdiğini aktaran Karayel, AP seçimleri öncesinde aşırı sağın geldiği durumun net bir şekilde görülebileceğini ifade etti.

Karayel, "Avrupa Parlamentosu'na ve diğer AB kurumlarına daha fazla aşırı sağın temsilcisinin gireceğini herkes görebiliyor. Maalesef böyle bir durumla karşı karşıya kalmamız muhtemel." diye konuştu.

AB ülkelerinin iç siyasetinde, özellikle seçimleri kazanabilmek için siyasi liderlerin yabancı düşmanlığı üzerinden geliştirdiği söylemin "aşırı sağı" güçlendirdiğine dikkati çeken Karayel, bunun da AP seçimlerine mutlaka yansımasının olacağını söyledi.

KPK Eş Başkanı Karayel, aşırı sağın yükselişi çerçevesinde Avrupa'nın iç siyasetinde ve yabancılara karşı olan saldırılardaki artışta görülebileceğini ifade ederek, "Bu süreç aslında şu an itibarıyla Avrupa içinde çok ciddi bir tehlike, bunun da farkındalar. Bunun önüne geçmek için de tedbirler almaya çalışıyorlar ama maalesef kendi hareketleri neticesinde oluşan bu durumu kısa bir süre içerisinde telafi edebilecek, düzeltebilecek durumda olmadıkları da aşikar." değerlendirmesinde bulundu.

Birkaç gün önce Danimarka'nın başkenti Kopenhag'da aşırı sağcı bir siyasetçinin Kur'an-ı Kerim'e saldırdığını anımsatan Karayel, bu ve benzeri saldırıların yapılması, bunların kamuoyunda görünür hale gelmesi ve bunun üzerinden siyasete başlanmasının çok ciddi sıkıntı meydana getireceğini kaydetti.

Karayel, "Türkiye olarak birçok medeniyeti içinde barındırmış din, dil, ırk ve hiçbir farklılık gözetmeden barış içerisinde yaşayan bir millet olarak tecrübelerimizden, söylediklerimizden faydalanılmasının Avrupa açısından faydalı olacağı düşünüyoruz." dedi.

Türkiye düşmanlığının altında özelde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti düşmanlığının da bulunduğuna işaret eden Karayel, Avrupa ülkelerindeki iç siyasette, "Erdoğan düşmanlığı"nın çok net görüldüğünü söyledi.

Karayel, "Demokrasi havariliği yapan, maalesef bütün darbelere de destek olan, darbecilerle kol kola gezen Avrupa liderlerinin, özellikle Türkiye'deki istikrarı, Sayın Cumhurbaşkanımızın yaptığı liderliği hazmedememesi, buna karşı da Sayın Cumhurbaşkanımızın şahsına yönelik bir düşmanlık üzerinden siyaset yaptıklarını görüyoruz. Bu da geniş anlamda kendi ülkelerinde yabancı düşmanlığını, ırkçılığı ve İslam düşmanlığını tetikliyor." diye konuştu.

“Aşırı sağ partilerin yükselişi AB'yi rahatsız ediyor”

ROTTERDAM (AA) – Hollanda'da üyelerinin çoğunluğunu Türk ve göçmenlerin oluşturduğu Denk Partisinin Avrupa Parlamentosu (AP) seçimleri liste başı adayı Ayhan Tonca, aşırı sağcı partilerin son yıllardaki yükselişinin Avrupa Birliği'nin (AB) temel taşlarını tehdit eden bir gelişme olduğunu ve bunun AB'yi rahatsız ettiğini söyledi.

Rotterdam'daki parti binasında düzenlenen basın toplantısında konuşan Tonca, aşırı sağa doğru eğilimin Avrupa'nın bütün ülkelerinde görüldüğünü belirterek, "AB 60 yıl önce Avrupa'ya barışı ve huzuru getirmiş fakat son yıllarda aşırı sağ partilerin yükselişi AB'yi rahatsız ediyor. Bu, AB'nin temel taşlarını tehdit eden bir gelişmedir." dedi.

Tonca, hepsinin ortak çıkış noktasının AB'den çıkmak, ayrımcılık ve ırkçılık konusunda aşırı sağ grupları tetiklemek olduğunu aktararak, "Aşırı sağ grupların söylemleri eylem, eylemleri de artık fiili icraatlara dönüşmeye başladı. Bu ciddi bir tehlikedir. Sadece azınlık gruplar için değil AB'nin birlikteliğine de tehlikedir." ifadesini kullandı.

Aşırı sağ partilerin, AB'deki yasaların ve hukuki süreçlerin önünü kesip azınlık grupların haklarını engelleyeceklerini söyleyen Tonca, şunları kaydetti:

"Ülkeler AB'den ayrılarak kendi yasalarını kendileri belirleyecek ve aşırı sağ partilerin başta olmasından dolayı çıkarılacak yeni yasalar da azınlık grupları rahatsız edecektir. Denk Partisinin AP'deki mücadelesi bu aşırı sağ partilere 'dur' demek olacaktır. Denk Partisi, ayrımcılığa ve ırkçılığa karşı Hollanda Parlamentosunda, belediye meclislerinde ve eyaletlerde sesini duyurduğu gibi, Avrupa'da da azınlığın sesini duyuracaktır."

Aşırı sağ grupların yükselişi ile Bosna Savaşı'nda yaşananların aynısının Batı Avrupa'da da gerçekleşmeyeceğinin garantisi olmadığına vurgu yapan Tonca, "Bu tehlikelere karşı 'dur' demek için sadece azınlık gruplarla değil sağ duyulu bütün insanlarla mücadele etmemiz gerekir. Biz Avrupa'da böyle bir dramı tekrar yaşamak istemediğimiz için bunun mücadelesini hep birlikte vermemiz lazım." diye konuştu.

  • "Türkiye'nin AB üyeliğindeki sürecin hızlandırılması gerekir"

AB'nin dış politikada çifte standardına son vermesi gerektiğini dile getiren Tonca, "AB ikili oynayarak Orta Doğu'daki yıllardır süren savaşların durdurulmasına çözüm bulamadığı gibi Filistin davası ve İsrail'e karşı yaptırımlar gibi konularda çifte standart uyguluyor." değerlendirmesinde bulundu.

Tonca, Türkiye'nin AB'ye üyelik konusunda yıllardır sürekli oyalandığını ifade ederek, şöyle konuştu:

"Türkiye'ye defalarca söz verilmiş fakat hiçbir zaman yerine getirilmemiş. Bu da çifte standarttan kaynaklanıyor. Bizim istediğimiz, sözlerin yerine getirilmesi ve sürecin tekrar hızlandırılması olacaktır. Bu konuda en önemli konu ise vize sürecidir. Hollandalı bir iş adamı rahatlıkla Türkiye'ye kolaylıkla vize alarak girip ticari ziyaretlerini yapabiliyor. Fakat bir Türk iş adamı AB üyesi ülkeye girebilmek için uzun bir prosedür uygulamasından geçiyor. Hollanda da içinde olmak üzere tüm AB ülkelerinin öncelikli olarak bu vize problemini çözmesi ve kolaylık sağlaması gerekir."

Hollanda'da AP seçimleri 23 Mayıs 2019'da yapılacak.

“AP seçimlerini onur meselesi olarak görün”

BERLİN (AA) – Almanya'da Türklerin kurduğu Yenilik ve Adalet Partisinin Genel Başkanı Haluk Yıldız, Almanya'da yaşayan Türklerden Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerini onur meselesi olarak görmelerini isteyerek, "Bu sefer büyük şansımız var. 180 bin civarında bir oyla bir kişiyi Brüksel'e gönderebiliriz." dedi.

Yıldız ve parti yetkilileri, Almanya Seçim Komisyonundan AP seçimlerine katılım mazbatasını almasının ardından Türk medya temsilcileriyle bir araya geldi.

Haluk Yıldız, Almanya'da STK'lar olarak birlik ve beraberliği sağlayamadıklarını hatırlatarak, ''İlk defa Türk seçmen, onurunu bu sandıkta gösterebilecek. Vatandaşların buna onur meselesi olarak sarılması lazım. Bu konuda güçlü bir ses ortaya koymazsak aşırı sağcılar güçlenecek. Almanya'da yaşayan Türklerin Avrupa Parlamentosu seçimlerini onur meselesi olarak görmeleri gerekir. Bu sefer büyük şansımız var. 180 bin civarında bir oyla bir kişiyi Brüksel'e gönderebiliriz." değerlendirmesinde bulundu.

Almanya'da Yenilik ve Adalet Partisinin daha fazla ön planda olmasının tercih edildiğini anlatan Yıldız, "AB seçimlerine katılmaya hak kazanmış göçmen partisiyiz." şeklinde konuştu.

Yıldız, parti olarak üç hedefleri olduğunu belirterek, bu hedefleri "Almanya'da ve Avrupa'da ırkçılık ve ayrımcılıkla mücadele", ''etkin şekilde fakirlikle mücadele" ve "hak ve hukuk paylaşımı" olarak sıraladı.

Almanya'da 5 kişiden birinin yoksulluk sınırında yaşadığını ifade eden Yıldız, "Göçmenlerde 3 kişiden birisi fakir. Avrupa genelinde bu oran daha yüksek. Bu, yanlış ve kısmen istenilen politikalarla oluşturulan durum. Ekmekte bile katma değer vergisi var fakat borsada yok.'' diye konuştu.

Haluk Yıldız, Almanya'da anayasanın vermiş olduğu haklar için de talepleri olduğunu vurgulayarak, değişik etnik kökenlerden adaylarla bütün halkların savunucusu olacaklarına işaret etti.

  • "Batı için yüz karası bir olay"

Yeni Zelanda'daki terör saldırılarına da değinen Yıldız, ''Yeni Zelanda'daki olay Batı dünyası için yüz karası.'' dedi.

Yıldız, Alman siyasetçilerin bu konudaki açıklamalarını da eleştirerek, "Almanya'daki siyasetçiler, Müslümanlara yakınlık gösterirsek ırkçı partiler lehine oy kaybetme korkusu yaşıyor. İnşallah bu gibi olayları Almanya'da yaşamayız. İnsanlar burada korku içinde. Bunun üzerinde durmak zorundayız." ifadelerini kullandı.

Tutuklu ve kaçak Katalan siyasetçilerden AP ve milletvekili adaylığı

MADRİD (AA) – İspanya'nın doğusundaki Katalonya özerk yönetiminde bağımsızlık yanlısı girişimlerden dolayı tutuklu veya kaçak durumda olan Katalan siyasetçilerden bazılarının Avrupa Parlamentosu (AP) bazılarının da İspanya'daki genel seçimlerde aday olacakları açıklandı.

Ayrılıkçı Katalan siyasi partiler, bağımsızlık girişimlerinde seslerini daha iyi duyurabilmek için İspanya'da 28 Nisan'da yapılacak erken genel seçim ve 26 Mayıs'taki AP seçimlerini kullanmaya başladı.

Katalonya Cumhuriyetçi Solu (ERC) ve Katalan Avrupa Demokrat Partinin (PDdeCat) kurduğu "Katalonya için Birlik" ittifakı, henüz hüküm giymedikleri için seçimlere katılmalarında bir engel bulunmayan tutuklu veya kaçak Katalan siyasetçileri, AP ve İspanya genel seçimleri için teker teker aday gösteriyor.

İspanyol yargısından 2017 Ekim ayı sonunda kaçarak Belçika'ya giden ve İspanya'da hakkında yakalama ve tutuklama emri bulunan eski Katalonya Özerk Hükümet Başkanı Carles Puigdemont, Katalonya için Birlik ittifakının AP seçimlerinde liste başı adayı oldu.

Puigdemont, Katalonya radyosu RAC1'e yaptığı açıklamada, "Eğer AP parlamenteri seçilirsem, Katalonya'ya dönerim." ifadesini kullandı. Yaklaşık 16 aydır İspanya dışında olan Puigdemont, "Avrupa Birliği'nin tamamen özgür bir vatandaşıyım. Eğer İspanya devleti AP parlamenteri seçilmemi engeller ise demokrasinin temel kurallarını çiğnemiş olur." şeklinde konuştu.

AP parlamenteri seçilmesi durumunda mazbatasını almak için Madrid'e gelmek zorunda olacağı ve böyle bir durumda da İspanya'da hakkındaki mahkeme kararından dolayı tutuklanacağı iddialarına da cevap veren Puigdemont, mazbatasını almak için Madrid'e gelme zorunluluğunun olmadığını savundu. Puigdemont, AP parlamenteri olması durumunda dokunulmazlık kazanacağından İspanya'ya giriş çıkış yapabileceğini ileri sürdü.

Diğer yandan tutuklu Katalan siyasetçilerden Jordi Sanchez, Jordi Turull ve Josep Rull'un İspanya genel seçimlerinde milletvekili, Raul Romeva'nın senatör, eski Katalonya Başkan Yardımcısı Oriol Junqueras'nın AP parlamenteri ve Joaquim Forn'un da Barselona Belediye Başkanı adayı olacağı duyuruldu.

Tutuklu veya kaçak Katalan siyasetçilerin seçimlerde aday gösterilmesinin temel nedeninin, Katalonya'nın İspanya'dan ayrılma talebini sürekli gündemde tutmak ve bu konuyu olabildiğince fazla AP gündemine taşımak olduğu bizzat Katalan siyasi partilerin temsilcileri tarafından da dile getirildi.

  • Katalonya'daki süreç

İspanya Anayasa Mahkemesi tarafından yasa dışı ilan edilmesine rağmen Katalonya'da 1 Ekim 2017 tarihinde yapılan bağımsızlık referandumu ve 27 Ekim 2017'de Katalonya parlamentosunda kabul edilen tek taraflı bağımsızlık deklarasyonu sonrasında eski Katalonya özerk yönetim hükümeti başkanı Carles Puigdemont ve 6 eski Katalan siyasetçi İspanya dışına kaçmıştı.

İspanya'da kalan sanık Katalan siyasetçilerden 9'u tutuklu, 3'ü de şartlı serbest olan 12'sinin Madrid'deki Yüksek Mahkemede yargılanmasına ise 12 Şubat'ta başlanmıştı.

Savcılık sanıklar hakkında "devlete karşı ayaklanma" suçundan 7 ila 25 yıl hapis talep ediyor. Davanın ilk duruşmalarında Savcı Javier Zaragoza, "Bu, İspanya demokrasisinin savunulduğu bir davadır. Bu dava demokrasinin zaferidir." görüşünü savunmuştu. Savcı Zaragoza'nın, "Katalonya'yı bağımsız bir devlet olarak yaratma süreci yasa dışıdır. Katalan halkının egemenliği yok, İspanyol halkının egemenliği vardır. Sanıklar devleti pes ettirmek istiyorlar." şeklindeki sözleri dikkati çekmişti.

Katalonya'daki bağımsızlık yanlısı girişimlerde 25 yılla hakkında en fazla hapis cezası talep edilen eski Katalonya Hükümet Başkan Yardımcısı Oriol Junqueras ise kendisinin "siyasi tutuklu" davanın da "siyasi" olduğunu savunmuştu.

Junqueras, "Yaptıklarımızın hiçbiri suç değil. Oy kullanmak suç değil, çünkü böyle bir şey ceza yasasında yok." demişti.

Berlusconi AP vekilliğine aday oluyor

MADRİD (AA) – İtalya'nın eski başbakanı Silvio Berlusconi, 26 Mayıs'ta yapılacak Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerinde aday olacağını açıkladı.

Sardunya Adası'ndaki Quartu kentinde seçim kampanyasının ilk konuşmasını yapan 82 yaşındaki Berlusconi "Bu güzel yaşımda, sorumluluk duygusuyla dünyadaki derin düşünce eksikliğinin olduğu Avrupa Parlamentosuna gitme kararı aldım." dedi.

Berlusconi konuşması sırasında ayrıca İtalya'daki mevcut koalisyon iktidarını da eleştirerek, "Bu hükümeti değiştirmek gerekiyor." ifadesini kullandı.

Sağ görüşlü Forza İtalya (Haydi İtalya) partisinin lideri olan Berlusconi, koalisyonun sistem karşıtı sol görüşlü ortağı "5 Yıldız Hareketi" (M5S) partisinin "1994'ün solcu komünistleri gibi umutsuz ve rekabetçi olmayanlardan oluştuğunu" savundu.

İtalya'da 2001-2006 ve 2008-2011 dönemlerinde başbakan olan Berlusconi, iş adamı olarak da Mediaset medya grubu ve Fininvest finans grubunun kurucusu olarak öne çıkmıştı. Berlusconi, aynı zamanda 1986-2017 tarihleri arasında sahibi olduğu Milan Kulübü'nün başkanlığını yürütmüştü.

Mediaset medya grubuyla ilgili yolsuzluk suçlamasından 2013'te 6 yıl kamu görevlerinden men cezası alan Silvio Berlusconi'nin yasağı iyi hali göz önünde bulundurularak 2018 Mayıs'ta kalkmıştı.

Türkiye-AB ilişkilerinde 2019 beklentileri

ANKARA (AA) – Türkiye-Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinde özellikle 2019'un ilk yarısında hem Türkiye'de yapılacak yerel seçimler hem de Avrupa Parlamentosu (AP) seçimleri nedeniyle ciddi bir ilerleme olmayacağı tahmin ediliyor ancak gelecek birkaç ay içinde 4 yıldır yapılamayan Türkiye-AB Ortaklık Konseyi'nin bakanlar düzeyinde toplanması gibi önemli gelişmeler de beklentiler arasında yer alıyor.

Türkiye-AB ilişkilerinde 2019'da Türk tarafının izlediği konuların en önemlilerinden biri AP seçimleri olacak. Seçimlerde AB ülkelerinin çoğunda sosyalistlerin oy kaybedebileceği, daha korumacı, radikal, aşırı sağcı, dışlayıcı bir parlamento çıkma ihtimali Türk tarafında değerlendiriliyor.

AP seçimleri nedeniyle 2019'un özellikle ilk yarısında ilişkilerde çok ciddi bir ilerleme beklenmiyor. Seçimler öncesinde AP'nin de Avrupa ülkelerindeki siyasi partilerin de Türkiye ile ilişkileri ilerletmek adına ciddi adımlar atmasının beklenmediği vurgulanıyor.

Buna rağmen 2019'un ilk günlerinden itibaren ilişkilerin çeşitli toplantılarla ivme kazanacağı kaydediliyor. Bunlardan biri 15 Ocak'ta bakan yardımcıları düzeyinde yapılacak Yüksek Düzeyli Ulaştırma Diyaloğu Teknik Toplantısı, diğeri de 28 Şubat'taki Türkiye-AB Yüksek Düzeyli Ekonomik Diyalog Toplantısı olacak.

Ayrıca, 5 Şubat'ta Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Mehmet Cahit Turhan'ın Brüksel'i ziyareti, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül'ün yargı reformu stratejisi çerçevesinde, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun da göç ve terörle mücadele bağlamında yılın ilk aylarında yine Brüksel'i ziyaret etmesi beklenen gelişmeler arasında yer alıyor.

Türkiye'nin de özellikle 31 Mart'taki yerel seçimlerden sonra daha kararlı şekilde reform sürecine girebileceği tahmin ediliyor. Türk tarafı AB sürecindeki teknik düzeyde çalışmalarını sürdürüyor.

  • Romanya dönem başkanlığında önemli toplantılar bekleniyor

AB dönem başkanlığını 1 Ocak 2019'da Romanya devralacak. Türkiye'nin AB üyeliğine sıcak bakmayan Avusturya'nın dönem başkanlığında önemli gelişme olmamıştı.

Avusturya'dan görevi devralacak Romanya'nın, kendi dönem başkanlığında 4 yıldır toplanamayan Türkiye-AB Ortaklık Konseyi'nin bakanlar düzeyinde toplanabilmesi için çaba gösterdiği ifade ediliyor.

Romanya'nın toplantıyı düzenlemek için istekli olduğu, AB Komisyonu'nun da Romanya'yı desteklediği vurgulanıyor.

Gelecek birkaç ayda Türkiye'den ve AB üyesi ülkelerden dışişleri bakanlarının veya Avrupa işleriyle ilgili bakanların ve ilgili AB Komisyonu üyelerinin katılımıyla bu toplantının yapılması bekleniyor.

Türkiye-AB Zirvesinin ise AP seçimleri nedeniyle yeni yılın ilk yarısında yapılamayacağı, haziran sonu ya da temmuzda düzenlenebileceği ya da 2019 sonuna kalabileceği ifade ediliyor.

Taraflar arasındaki son zirve toplantısı Bulgaristan'ın dönem başkanlığında geçen mart ayında yapılmıştı.

Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu toplantısının 79'uncusunun da yeni yılın ilk aylarında yapılma ihtimali bulunuyor. Toplantının 77'incisi 3 yıl aradan sonra nisan ayında Brüksel'de, 78'incisi bu hafta Ankara'da yapılmıştı.

  • Vize serbestisi süreci

Türk yetkililer, bunlara rağmen Türkiye-AB ilişkilerinin gelişmesi için radikal adımlar beklemediklerini dile getiriyor. İlişkilerde zorlayıcı konular da bulunuyor. Bunlardan birini vize serbestisi süreci oluşturuyor.

Türkiye'nin vize serbestisi sürecinin, kalan 6 kriteri tamamlamasından sonra Avrupa Parlamentosu (AP) ve AB üyesi ülkeler tarafından onaylanması gerekiyor. Türkiye'nin vizesiz seyahat için gerekli kriterleri yerine getirebileceği, ancak mayısta yapılacak AP seçimleri ve Türkiye'deki yerel seçimler nedeniyle Türkiye ile AB arasındaki vize serbestisi sürecinin yavaş ilerleyebileceği ifade ediliyor. Türk tarafı, her şey mükemmel gitse bile 2019 sonuna kadar vize serbestisi sürecinden çok fazla beklenti içinde olunmaması gerektiğini düşünüyor.

Türk yetkililerin verdiği bilgiye göre, süreçteki kriterlerden biri olan biyometrik pasaportlarla ilgili kriter yerine getirilerek gündemden düştü. Türkiye'de yaklaşık 11 milyon kişinin pasaportu bulunuyor. AB kriterlerine uyan son kuşak biyometrik pasaportların sayısı ise 1,2 milyonu aştı. Şu anda AB'nin vize serbestisinden yararlanan birçok ülkenin bile bu sayıya ulaşamadığı bildirildi.

Türkiye'de OHAL uygulamasının kaldırılmasının da vize sürecine olumlu etki yaptığı belirtildi. Yetkililer, mantıklı bakıldığında vize serbestisinin en az 1,5 yıllık bir süreç olduğunu, tarafların istenildiği takdirde bunu kısaltabileceğini söyledi.

Vize serbestisi sürecinde Türkiye ile AB arasındaki göç anlaşmasının tüm yönleriyle uygulanması, ağır suçlar ve terörle mücadele konusunda Europol ile Türk makamları arasında müzakerelere başlanması gibi kriterler de bulunuyor.

Kişisel verilerin değişimine dair Türkiye ile AB arasındaki anlaşmanın müzakereleri 30 Kasım'da Brüksel'de başlamıştı. Bu müzakerelerin tamamlanmasının uzun zaman alacağı tahmin ediliyor. AB, ayrıca Türkiye'den kişisel verilerin korunması kanununda bazı değişiklikler bekliyor. Bu iki sürecin birbiriyle paralel yürütülmesi planlanıyor.

  • Türkiye göç krizinde yük paylaşımı istiyor

Türkiye'yi üyeliğe hazırlayan IPA fonlarındaki kesinti ve Türkiye'deki Suriyeliler için AB'nin taahhüt ettiği fonların yavaş ilerlemesi de sorunlu konulardan biri.

AB, 2014-2020 dönemi için Türkiye'ye 4,5 milyar avro fon tahsis etmiş ancak son dönemde ilişkilerde yaşanan gerginlikten sonra bunun yaklaşık 1 milyar dolarında kesintiye gitmişti. Ayrıca, 18 Mart 2016'daki sığınmacı mutabakatından sonra Türkiye'deki Suriyeliler için 3+3 olmak üzere toplamda 6 milyar avro taahhüt etmişti. ilk 3 milyar avronun şu ana kadar 1,7 milyar avrosu kullanıldı. 1,3 milyar avronun ise "yolda" olduğu belirtiliyor. Haziran 2018'de tahsis edilmesi onaylanan ikinci 3 milyarlık dilimden karşılanacak ilk projenin imzaları ise perşembe günü atıldı.

AP içindeki tartışmalarda 4,5 milyar ve 6 milyar avroluk yardımların çok görülerek kesintiye gidilmesi isteği dile getiriliyor. Türk yetkililer, bu algının yanlış olduğunu, 6 milyar avronun zaten Suriyeliler için hazırlanan projelerde kullanıldığını vurguluyor.

Türkiye, göç krizi devam ettiği sürece üzerindeki yükün paylaşılmasını istiyor ve bunun 18 Mart mutabakatının bir gereği olduğunun altını çiziyor. Türk yetkililer, fonların aktarılmasının geciktiğini belirterek, 2019'da bunun hızlandırılmasını talep ediyor.

  • AKPM denetimi

Türkiye'nin Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisinin (AKPM) denetimine yeniden girmesi de sorunlu alanlardan birini oluşturuyor.

Türkiye, bir an önce denetimden çıkmak istiyor. Bunun için AKPM'nin tavsiyeleri bulunuyor. Bunlardan ikisi olan OHAL'in kaldırılması ve OHAL inceleme komisyonunun çalışmaya başlaması yerine gelmiş durumda. AKPM, Avrupa Konseyi'nin tutuksuz yargılamayı teşvik eden kararlarının da gerçekleşmesini bekliyor.

Türkiye'nin elinde, denetim mekanizmasını kaldırmak için, yargı reform stratejisi ve vize serbestisi diyaloğundaki kriterlerin yerine getirilmesi gibi araçlar bulunuyor. Bunlar Türkiye'nin hem AB hem de Avrupa Konseyi karşısında konumunu güçlendirecek adımlar olarak görülüyor.

Adalet Bakanlığının yargı reformu stratejisinde çalışmaları tamamlamak üzere olduğu, ilk taslağın birkaç hafta içinde duyurulacağı belirtiliyor.

AİHM'nin eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş hakkında verdiği kararın Türkiye tarafından siyasi olarak görüldüğünü hatırlatan Türk yetkililer, sürecin devam ettiği ve Türkiye'nin büyük mahkemeye gitme hakkı bulunduğu, ayrıca Yunanistan gibi bazı ülkelerin de AİHM kararlarını uygulamadığı hatırlatmasını yapıyor.

  • Gümrük Birliğinin güncellenmesi

Türkiye'nin istediği Gümrük Birliği güncellemesinde de adım atılamıyor. Almanya, Hollanda ve Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin engellemeleriyle AB Konseyi, AB Komisyonuna müzakerelere başlama yetkisi vermiyor.

Türkiye, AB'nin üçüncü ülkelerle imzaladığı serbest ticaret anlaşmalarından otomatik olarak faydalanmak istiyor. Türkiye, AB Komisyonu ve bazı üye ülkelerin desteğini almasına rağmen müzakere süreci başlamadığı için ilerleme sağlayamıyor.

Gümrük Birliği'ne tabi malları taşıyan Türk tırlarına Avusturya gibi bazı AB ülkelerinde ek vergi getiriliyor ve böylece maliyetler artıyor. Türkiye, ulaştırma konusunda karşılaştığı bu tür sorunların da çözülmesini bekliyor.

Bir başka konu da Türkiye'nin Gümrük Birliğindeki karar alma mekanizmalarının dışında tutulması. Türkiye, Gümrük Birliğini uygulayan bir ülke olarak AB Ticaret Politikası Komitesinin kararlarının büyük bölümüne tabi durumda. Ancak Türkiye, AB üyesi olmadığı için 28 üye ülkenin temsil edildiği ve kendisini de ilgilendiren kararların alındığı bu komitede bulunamıyor.

  • Brexit

Brexit olarak adlandırılan İngiltere'nin AB'den ayrılması konusu da özellikle AB içinde yarattığı belirsizlikler bağlamında Türkiye-AB ilişkilerindeki sorunlu konulardan biri sayılıyor.

Türkiye'nin üyeliğine destek veren İngiltere'nin AB'den ayrılması Türkiye için bir kayıp olarak değerlendiriliyor. Brexit'in senaryolarını değerlendiren Türk yetkililer, mevcut anlaşmanın gerçekleşmesi halinde Türkiye'nin AB ve İngiltere ile ticari ilişkilerinin 2020 sonuna kadar aynı şekilde süreceğini belirtiyor. Sonrasındaki durumu ise Birleşik Krallık ile AB arasındaki anlaşmanın nasıl devam edeceği belirleyecek.

Türkiye, ayrıca Türk vatandaşlarının Ankara Anlaşmasından kaynaklanan haklarının korunmasını talep ediyor.